© Alevi Haberler

Ali Aktaş Tunceli Dedeler toplantısını yazdı

Sosyolog Ali Aktaş, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından 4 Mayıs 2026 tarihinde Tunceli’de düzenlenen Dedeler toplantısını ve toplantıya bağlı olarak medyaya yansıyan görüşleri yazdı.

ALEVİ- BEKTAŞİ YOL VE ERKÂNINDA İNANÇ ÖNDERLERİ İSTİŞARE TOPLANTISI ÜZERİNE -1

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı 4 Mayıs 2026 tarihinde çeşitli konularda görüşlerini almak ve maaş bağlamayı planladığı Dedeleri belirlemek için 81 ilden 130 Dedeyi Tunceli’de toplar.

“Dedeler, iki gün süren etkinlikte öğretmenevinde iki ya da üç kişilik odalarda konaklatılır. Yemekler ise öğretmenevinin yemekhanesinde tabldot olarak verilir. Ne de olsa işin ucunda Alevilik vardır; öğretisi gereği mütevazı olmak esastır. Daha fazlasını talep etmek ayıp sayılabilir. Programın ardından dönüş yolculuğu için servislerle Tunceli’den Elazığ Havalimanı’na doğru yola çıkılır. Araç içinde Dedeler ile programın içeriğini konuşmaya çalışan muhabire1 Dilan Kutlu sohbet sırasında ‘Dedelerle yaptığınız sohbet gazetecilik etiğine uygun değil’ denilerek uyarılır.

Muhabir ile sohbet eden Dede, daha sonra muhabirin yanına gelerek ‘Seninle konuştuklarımızı haber yapma, bize kızıyorlar’ ifadesini kullanmasıyla aynı uyarının Dedelere de yapıldığı kısa sürede ortaya çıkar.

Bu gergin ortam sırasında araçlar Elazığ’da mola verir. Açılan kapıdan içeri giren görevli yüksek sesle, ‘Dedeler, aç olan varsa köfte ekmek 200 lira diye seslenir. Dedeler kısa bir şaşkınlık yaşar ama sonuç değişmez. Çünkü mütevazılık burada da devreye girer ve küçük bir köftecinin önünde, taburelerde köfte ekmekler yenilir.

İşin ilginç yanı ise geçtiğimiz günlerde Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde Diyanet İşleri Başkanlığının 5 yıldızlı bir termal otelde gerçekleştirdiği “2026 Hac Organizasyonu Kafile Başkanları” toplantısıdır.

Beş gün süren toplantının yapıldığı otelde en ucuz odanın geceliği 7 bin liradır. Toplam maliyetin ise yaklaşık 10 milyon lirayı bulduğu ifade edilmektedir.

Sonuç olarak, bir tarafta öğretmenevinde tabldot yemekle özdeşleştirilen “mütevazılık”, diğer tarafta 5 yıldızlı otelde milyonluk organizasyon çelişkisi, Aleviliğin ve Alevilerin Devlet nezlindeki değerini ortaya koyan bir fotoğraf olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu işin ironik yönü de taleplerle ilgili Karacaahmet Sultan Dergâhı Başkanı Muharrem Ercan’ın, “Diyanet’in belirli bir bütçesi var. Milyonlarca para alıyor, helal olsun. Ama ben de diyorum ki en azından üçte birini de bize verseler ne olur? Bizim de hakkımız var, biz de vergi veriyoruz” demesinin ardında bunların yaşanmasıdır.

Ayrıca toplantıda Dedelere Kuran-ı Kerim hediye edilmesi üzerine ‘Bize Kur’an hediye ettiler ama Türkçe meali olmadığı için nasıl okuyacağımı bilmiyorum’ ifadesini2 kullanan çok sayıda Dedenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere hediyeler ilgili seçiminde yanlış olduğunu göstermektedir.

Yanlış olan İslamiyet’in kutsal kitabı olan Kuran-ı Kerim verilişi değil, Diyanet toplantılarında (Sünni olanlara) böyle bir şeyin yapılmayıp da, manidar olan Alevi inanç önderi Dedelere yönelik her fırsatta bunun yapılmasınadır.

Burada hemen akla gelen iki konu: birincisi ‘Dedelerin evinde Kur’an-ı Kerim olmadığı”; ikincisi ise “Dedelerin Arapçada bilmediği”ni her fırsatta kendilerine hatırlatmaktır.

Bunda da ne yazık ki birilerinin “siz kendinizi Müslüman sayıyorsunuz” ama Dedeler “sizin evinizde de Kur’an-ı Kerim olsun” ve “Arapçada öğrenin de sizi kabullenelim” düşüncesi herhalde konunun arka planını oluşturmaktadır.

Yaşananların Ötesinde Toplantının Aleviler Arasında Yansıması

4 Mayıs 2026 tarihinde Tunceli’de Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yapılan toplantı çok çarpıcı değerlendirmeleri ve tartışmaları beraberinde getirdi.

Toplantıya yönelik olarak “toplantıyı eleştirenler”, “toplantıyı destekleyenler” ve “her iki kesimi de eleştiren yaklaşımlar” dikkat çekmektedir.

Toplantıyı eleştireler “bunun ilk toplantı olmadığını daha önce Diyanet İşleri Başkanlığının bu tür toplantıları yaptığı ve artık yeni görevin Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının bunu devraldığı; bu toplantılara katılanların % 98'inin Musahibi olmadığı ve anlatımlarının çelişkilerle dolu olduğu ifade etmektedirler.

Çorum Olayları ve Maraş Olaylarının mahkeme tutanaklarının kitaplarda yazıldığını önce bunların okuması gerektiğini; bu tür toplantılar yerine hükümetin önce Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamasının zorunluluğuna işaret ederler.

Ancak eleştiriler bununla kalmayıp içerik olarak “Paranın gözü kördür, bu defa düşkün Dedeleri bir araya toplamışlar” gibi maksadı aşan ağır ithamlarla konuya yaklaşıldığı görülmektedir. Eleştiriler paranın ötesinde “ciddiye alınma, kariyer kazanma, Devlete yanaşma, Alevi örgütlenmesine karşı olma vb. çok yönlü” alanları da içerecek biçimde genişletilmektedir.

Hatta bu süreçte “tipsiz, çapsız, Alevileri temsil etmeyen, kişilikleri olmayan ve omurgasızlık” ithamları dâhil birçok hakaret içerikli paylaşımlar karşımıza çıkmaktadırlar.

Toplantıya katılanları, bu yaptıklarının sonuçlarına katlanacaklarına dair “bir gün devran dönüp bıçağını yaladıkları kasap giderse, şimdiden çok üzülecekleri bir poz” diyerek aba altından sopa gösterecek yorumlara da rastlanmaktadır.

Bu durumu/süreci hazmetmeyip “İkrarından dönmüş olanlar Dede falan değil, yol yezitleridir” diyerek ötekileştirme ve karşıtlık üzerinden tepkilerini en ağır ifadelerle tanımlayanlar bulunmaktadır.

Artık sevgi diline sahip olmaktan uzaklaşıp, işi eleştiri yapmaktan çıkarıp Aleviliğe yakışmayacak çok farklı boyuta taşıyacak bu ifadelerle karşılaşılmaktadır.

Bu eleştirilerin yanında olaya farklı açıdan bakan toplantıyı destekleyenler ise “bugün orada olan istisnai bazı Dedeler, görünürlüğü daha güzel kılmak, Alevi inancının doğru yol olduğunu göstermek, Alevilerinde İnanç merkezinin Cemevi olduğunu göstermek/kabul ettirmek ve hükümete bu laik ülkede Alevilerinde sözü olduğunu göstermek için orada” olduklarını ifade etmektedirler.

Dedeleri için kullanılan ifadeler karşısında: “Bu dil dün mücadele ettiğimiz dil ile aynı, Dedeler bu dil ile mücadele etmek için orada, ama katılanlara o kadar ağır eleştiriler var ki tek tek katılan Dedelerin isimlerini isteyecek hepsine hakaret edecek kadar işi ileri götürdüler. Ne var yani devlet yöneticisi çağırdığı Dedelerin hükümetten beklentileri istemesi, sorunların masaya yatırması” karşısında bu kadar nefret dilinin kullanılmasına tepki göstermekteler.

Ayrıca eleştirenlere yönelik olarak “dün korkudan saklanırken, bugün Alevilik adına bangır bangır haykırabiliyorsanız, Cemevi isteyebiliyorsanız bunlar bu mücadeleler/istişareler ile gerçekleşti” diyerek bu tür etkinlik ve toplantıların zorunluluğuna işaret etmektedirler.

Bu tür eleştirenlere “Alevilerin mücadele ettiği ayrımcılık, kötülük dolu zihniyet diliyle mücadele edildiği, unutularak aynı dilin kullanılmaması gerektiğini ve aynı dili kullanarak yapılan eleştirin, eleştirdikleri aynı zihniyetle benzer yaklaşım içerdiği” hatırlatılmaktadır.

Kısaca “bakış açısı olarak bu tür ön yargılı yaklaşımların/eleştirilerin, son dönemde kapılara X işaretleri koyanlarla; Maraş, Çorum, Sivas Madımak olaylarını çıkaran zihniyet benzerlik arz ettiği” ifadesine yer verilmektedir.

Sonuç olarak, devletin baki olduğu, hükümetlerin ise geçici olduğu bu tür toplantıların sonuçlarını alabilmek için beklemek ve yapılanları görmek gerektiği ifade edilerek; yeni bir adımın bu hükümetle atılabileceği, yarın ise bir başka hükümetle 10 adım ileriye gidebileceğinin olanaklı olduğu dillendirilmektedir.

Tüm bu eleştirilere yönelik olarak “eleştiri yapanların hiç elini taşın altına koymadığı klavye kahramanlığı yaptığı” ve bu kesimlerin eleştirilerimin olduğu ama öneri olmadığı ifade edilir. Ayrıca öneri ve proje üretmekle bu kesimin derdi olmadığı ve oturduğu yerden en kolay yolu seçtikleri ifade edilmektedir.

Sonuç olarak, toplumun sıkıntılarını dile getirmek için toplantıya doğal olarak toplumun gözü önündeki insanların katılabileceği veya devletin kapısını çalabileceği, bunun da doğal ve olağan şeyler olduğu aktırılır. Daha net bir ifade ile “toplumun sıkıntılarını dile getirmek için kimin kapısını çalmalı” sorusunu dile getirerek; “kabul ederseniz veya etmesiniz bu toprakların insanları olarak Alevilerin taleplerini devletten istemeleri normaldir” denilir. Eleştirenlerin bu gibi yaygaraları yaparak kendini öne çıkarma çabası içinde oldukları, hatta çoğunlukla Avrupa’da yaşayan insanlar ya da onlarla intisaplı/bağlantılı solcular olduğu vurgulanır.

1 Meclis Muhabiri Dilan Kutlu “Tunceli Notları”

2 Tarık Işık, “Diyanet’e Milyonlar, Dedelere 200 TL’lik Köfte Ekmek”, Nefes Gazetesi, 09 Mayıs 2026, https://www.nefes.com.tr/diyanete-milyonlar-dedelere-200-tllik-kofte-ekmek-123760

--

BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER