© Alevi Haberler

Ali Rıza Özdemir yazdı: Cumhuriyet'in Birinci Yüzyılında Devlet ve Aleviler

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi önceki dönem başkanı Ali Rıza Özdemir, Fikirtepe Medya adlı haber sitesi için "Cumhuriyet'in Birinci Yüzyılında Devlet ve Aleviler" başlıklı bir makale kaleme aldı. Özdemir, Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren devlet nezdinde Alevilerin temsili için yürütülen çalışmaları değerlendirdiği makalesinde, "Bugün gelinen noktada, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı'nın kurulması, inanç merkezlerinin yasal bir statüye kavuşması ve devlet bütçesinden pay alması, Cumhuriyet tarihindeki en somut kurumsallaşma adımları olarak değerlendirilebilir" ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ / İSTANBUL – Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi önceki dönem başkanı Ali Rıza Özdemir, Fikirtepe Medya için kaleme aldığı kapsamlı makalede Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci yüzyılında devlet aygıtı ile Alevi-Bektaşi toplumu arasındaki ilişkileri, tarihi kırılma noktaları ve hukuki reform girişimleri üzerinden masaya yatırdı.

Yazıda, Atatürk döneminden günümüze kadar Alevilerin kamusal alandaki temsili ve inanç hürriyeti arayışları kronolojik bir perspektifle değerlendirildi.

Tarihsel Reform Girişimleri ve Siyasi Dirençler

Makalede öne çıkan bilgilere göre, 1924 yılında kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) zamanla sadece Sünni mezheplere hizmet götürmesi, toplumsal yapıda derin bir boşluk doğurdu. Bu eksikliği gidermek adına ilk hamlenin 1936 yılında bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından yapıldığı, Bektaşi babası Mümtaz Bababalım’a modern bir talimatname hazırlama görevi verildiği ancak dönemin şartları ve Atatürk’ün hastalığı sebebiyle bu girişimin akim kaldığı aktarıldı.

Benzer şekilde 1963 yılında Cemal Gürsel döneminde DİB bünyesinde bir "Mezhepler Müdürlüğü" kurulmasının planlandığı, ancak sağ siyasi çevrelerin ve medyanın baskısıyla tasarının geri çekildiği vurgulandı.

1975 yılında ise Cumhuriyet Senatosu üyesi Bahriye Üçok’un sunduğu "Mezhepler Dairesi" önergesinin de "milli birliği zedeleme" iddialarıyla reddedildiği hatırlatıldı.

AİHM Kararı 

Kentleşmeyle birlikte cemevlerinin birer inanç merkezi olarak görünürlük kazandığı belirtilen yazıda, Prof. Dr. İzzettin Doğan ve Cem Vakfı öncülüğünde yürütülen hukuki mücadelenin önemi vurgulandı. 2016 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi inanç özgürlüğü ve ayrımcılık yasağı ihlali kararı vermesi anlatıldı.

AK Parti Dönemi Adımları 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti hükümetlerinin somut adımlar attığı ifade edildi.

2009'daki Alevi çalıştaylarının ardından 2022 yılında kurulan Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile cemevlerinin giderlerinin genel bütçeden karşılanması ve yasal statü kazanması gibi adımların altı çizildi.

Yazar Ali Rıza Özdemir, bu adımları Cumhuriyet tarihindeki en somut kurumsallaşma adımları olarak değerlendirirken; toplumsal barışın kalıcı hale getirilmesi için devletin "herkese eşit hizmet" ilkesine daha da yaklaşması gerektiğinin altını çizdi.

İŞTE, MAKALENİN TAM METNİ

CUMHURİYETİN BİRİNCİ YÜZYILINDA DEVLET VE ALEVİLER – Ali Rıza Özdemir

Giriş

Devlet, geleneksel anlamda düzeni koruyan ve güvenliği sağlayan bir aygıttır. Bu doğru. Ancak devletin bir başka boyutu da bünyesinde barındırdığı farklı toplumsal kesimlerin inanç ve vicdan hürriyetini güvence altına alan hukuki bir organizasyon olmasıdır. Modern devlet anlayışında toplumsal barışın tesisi, devletin tüm vatandaşlarına eşit mesafede durması ve inanç hizmetlerini kapsayıcı bir modelle sunmasıyla mümkündür. 

Cumhuriyetin ilanından bugüne kadar Alevi-Bektaşi toplumunun inanç dünyasının kamusal alanda nasıl konumlandırılacağı meselesi, siyasetin ve hukukun en yakıcı gündem maddelerinden biri olmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (DİB) kuruluşundan itibaren bu kurumsal yapının dışında kalan veya kendini bu yapıda yeterince temsil edilemiyor hisseden Alevi-Bektaşi toplumu için çözüm arayışları, Atatürk döneminden günümüze kadar farklı siyasi hamlelerle şekillenmiştir. 
Yazıya iki öznemizden biri olan devlet kavramının genel çerçevesini çizerek başlamak istiyorum. 

Devletin Temel Özellikleri

Devletin varlığından söz edebilmek için uluslararası hukukta ve siyaset biliminde kabul görmüş dört temel unsurun bir arada bulunması gerekir. 

Bu unsurlardan birincisi milletin yani ortak ülküler etrafında birleşmiş, ortak gelecek tasavvuruna sahip bir insan topluluğunun varlığıdır. Aralarında dil, kültür, tarih, vatan, ülkü birliği olan insan topluluğuna millet denir. 

İkincisi ise ülkedir yani sınırları çizilmiş bir toprak parçasıdır. Ülke, devletin üzerinde egemenlik kurduğu, sınırları belirlenmiş coğrafi alanı ifade eder. Kara parçasının yanında günümüzde “mavi vatan” ve “gök vatan” olarak ifade edilen iç sular, denizler ve hava sahası juga ülke kavramına dahil edilir. 

Devletin üçüncü temel unsuru egemenlik yani iktidardır. Devletin hem kendi sınırları içinde en üstün güce sahip olması hem de dış dünyada diğer devletlerle eşit ve bağımsız olması egemenlik kavramının açılımıdır. 

Sonuncu unsur ise yönetim aygıtıdır. Toplumu yönetmek, düzeni sağlamak ve devletin amaçlarını gerçekleştirmek için kurulan kurumsal yapıdır. Yasama, yürütme ve yargı organları aracılığıyla devletin iradesi somutlaşır. 

Modern devletlerde bu dört unsura iki unsur daha eklenir: Bunlardan ilki hukuktur. Devletin tüm eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olması, keyfiliğin önlenmesidir. Hukuka uyan organizasyonlar devlet, uymayanlar ise çete veya suç örgütü olarak kabul edilir. İkincisi ise meşruiyettir. Devletin kullandığı gücün, halkın rızasına veya hukuki bir temele dayanmasıdır. Modern devletlerde bu meşruiyet demokratik seçimlerle sağlanır. 

Devletin Topluma Karşı Görevleri

Modern devlet anlayışında devletin millete karşı sorumlulukları, toplumsal düzeni tesis etmenin yanında toplumun refahını, güvenliğini ve özgürlüğünü de güvence altına almayı da kapsar.

Bu kapsamda devlet; öncelikle güvenlik ve adaletin sağlanması görevini üstlenerek huzur ortamını korur. Bireylerin yaşam hakkı, ifade ve inanç özgürlüğü gibi en temel hak ve özgürlüklerini koruma altına almak devletin asli sorumluluklarındandır. “Sosyal Devlet” ilkesi gereği; eğitim, sağlık ve istihdam gibi alanlarda fırsatlar yaratarak sosyal ve ekonomik refahı artırır.

Aynı zamanda ulaşım, haberleşme ve şehircilik gibi altyapı ile kamu hizmetlerini sunarak yaşam kalitesini yükseltirken; gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak adına kültürel mirasın ve çevrenin korunması noktasında da aktif bir rol oynar.

Alevilerin ve Bektaşilerin Devlette Görünürlüğü

Bu noktada ülkemizde din ve inanç özgürlüğü kapsamında Alevi-Bektaşilerin durumuna bakmak istiyorum.

Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda, 3 Mart 1924 tarihinde, laiklik ilkesi doğrultusunda din hizmetlerini yapılandırmak amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı hayata geçirildi. Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifleriyle, kaldırılan Şeriyye ve Evkaf Vekâleti'nin görevlerini devralmak üzere 429 sayılı kanunla tesis edilen kuruma; İslam'ın temel prensipleri, ibadet düzeni ve ahlaki esaslarının yönetimi görevi verildi.

Ne var ki, kurulduğu günden bugüne değin sadece Sünni mezheplilere hizmet götürdüğü ve Aleviler ve Bektaşiler gibi Sünni olmayan toplumlara hizmet götürmediği için her zaman tartışmaların odağında oldu.

Atatürk Döneminde Yapılan Girişim

Diyanet görevlilerinin Alevi-Bektaşi toplumuna hizmet götürme konusundaki isteksiz tavırları ve toplumun kuruma karşı duyduğu ilgisizlik, Alevilerin dini hizmetleri alanında büyük bir boşluk doğurmuştur. Günümüze ulaşan bazı hatıralar, Atatürk'ün bu meseleyi çözmek adına Aleviler ve Bektaşiler için Diyanet İşleri Başkanlığı'nın dışında, müstakil bir yapı kurmayı tasarladığını göstermektedir.

1936 yılında Atatürk'ün, bu konuda somut ve önemli bir hamlesi olmuştur. Bu girişim, Atatürk'ün Bektaşi babası Mümtaz Bababalım'a bizzat görev vermesiyle şekillenmiştir. Mümtaz Bababalım'ın aktardığı hatıralara göre Atatürk, kendisine, günün şartlarına uygun bir talimatname hazırlamasını ve bu esaslar doğrultusunda Bektaşiliği yeniden ihya etmek istediğini söylemiştir.

Mümtaz Bababalım, bu konuşmadan sonra kendisini böylesine kapsamlı bir işi yapacak yetkinlikte görmemiş; bu sırada Atatürk'ün hastalığının şiddetlenmesiyle de iş sonuçsuz kalmıştır. Şakir Keçeli ise meselenin farklı bir boyutuna değinerek; söz konusu reform girişiminin, diğer Bektaşi babalarının sergilediği şiddetli muhalefet nedeniyle hayata geçirilemediğini belirtmiştir.

Cemal Gürsel Döneminde Yapılan Girişim

Alevi-Bektaşi toplumunun dini hizmetleri konusunda akim kalan bir girişim de Cemal Gürsel döneminde yaşanmıştır.

DİB'in 1961 Anayasası ile anayasal bir statü kazanmasıyla birlikte, hukuk ve siyaset dünyasında Başkanlığın temsil kabiliyeti sert tartışmaların odağı haline gelmiştir. Kuruma yöneltilen temel eleştiri, devletin bir kurumu olmasına rağmen yalnızca Sünni inancına hizmet etmesi ve toplumun önemli bir kesimini oluşturan Alevileri dışarıda bırakmasıdır.

Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Alevilik konusundaki ılımlı ve destekleyici açıklamalarıyla bu meselenin kamusal alanda daha cesurca konuşulmasına ön ayak olmuştur. Bu siyasi iklim, Alevilerin hak arayışlarını ve kurum içerisindeki temsil taleplerini de görünür kılmıştır.

DİB için hazırlanan 1963 Yasa Tasarısında merkez teşkilatı içinde bir “Mezhepler Müdürlüğü” kurulmasını öngörüyordu. Tasarıya göre müdürlüğün görevleri şu şekildeydi:

“Mezhepler Müdürlüğü, Müslüman cemaati tam bir eşitlikle mütalaa ederek aslında İslam dininin esaslarında hiçbir fark gözetmeden Şii ve Sünni mezheplerin coğrafya ve yerleşmiş bulundukları yer özellikleri icabı teferruatta taalluk eden mesele ve farklı tezahürlerini hurafelerden arınmış olarak İslam akidelerine uygun şekilde halletmek, saliklerini tenvir ve irşat etmek hususlarında gerekli işlemleri yapmak, bu müdürlüğün görevlerindendir.”

Müdürlük, farklı mezhepleri devlet nezdinde tanıma potansiyeli taşıdığı için özellikle kimi Sünni tarikat ve cemaat çevrelerinde büyük bir tepkiye yol açmış ve tasarı bu siyasi direnç nedeniyle yasalaşamamıştır.

“Mezhepler Müdürlüğü” kurulmasını içeren kanun teklifi, o dönem sağ siyasi çizgide yer alan yayın organlarında sert eleştirilerin hedefi olmuştur. Bu medya baskısı ve gelen tepkiler neticesinde İnönü hükümeti geri adım atarak tasarıyı gündemden düşürmek zorunda kalmıştır.

Hükümetin tasarıyı geri çekmesi, Ankara Üniversitesi'nde eğitim gören Seyfi Oktay ve Mustafa Timisi gibi Alevi kökenli öğrencilerin tepkisini çekmiştir. Öğrencilerin yayınladığı ve “Büyük Türk Ulusuna” başlığıyla başlayan destek bildirisi kamuoyunda büyük yankı uyandırırken, bu dayanışma Alevi toplumunun kurumsallaşma sürecini tetiklemiştir. Aynı yıl içinde Ankara ve Hacıbektaş'ta ilk Alevi derneklerinin temelleri atılarak örgütlü yapılanmanın fitili ateşlenmiş nihayet bu süreç 17 Ekim 1966 tarihinde kurulan Birlik Partisi ile siyasi bir mecraya çekilmiştir.

Bahriye Üçok Tarafından Yapılan Girişim

Bir başka girişim Bahriye Üçok tarafından hayata geçirilmiştir.

1975 yılında Cumhuriyet Senatosu üyesi Bahriye Üçok, Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) yasasında değişiklik öngören görüşmeler sırasında kurumsal bir “Mezhepler Dairesi” kurulmasını teklif etmiştir. Üçok'un temel gerekçesine göre devlet bütçesinin sadece Hanefi mezhebine yönelik harcanmasının, diğer mezheplere mensup vatandaşlarda dışlanmışlık ve “üvey evlat” duygusu yaratmıştı. Kurulacak bir “danışma masası” niteliğindeki yapının mezhepleri ayrıştırmayacağını, aksine inanç grupları arasındaki gerginliği ve fitneyi ortadan kaldırarak toplumsal uzlaşıyı sağlayacağını belirtmiştir.

Üçok'un bu hamlesine hükümet kanadından sert itirazlar gelmiştir. Devlet Bakanı Hasan Aksay, karşı argüman olarak DİB'in sadece bir mezhebin temsilcisi olduğu görüşünü reddederek bu tür bir düzenlemenin millî birliği zedeleyeceğini, mezhepler arası rekabeti körükleyeceğini ve huzur ortamını bozarak toplumu böleceğini savunmuştur.

Sonuç olarak senatoda yapılan oylama neticesinde Bahriye Üçok'un sunduğu önerge kabul görmemiştir.

Cem Vakfı ve İzzettin Doğan'ın Katkıları

1950 yılından sonra köyden kente göçün hızlı bir ivme kazanması Türkiye'nin toplumsal yapısında büyük değişimler yaratmıştır. Çoğunlukla köylerde yaşayan Alevi toplumu da kentleşmeye başlamış ve toplumun sosyal yapısı hızla değişmiştir. Kentlerde cemevi adı verilen başta ibadet olmak üzere çok amaçlı yapıların ortaya çıkması da bu sosyolojik değişimin bir sonucudur.

Prof. Dr. İzzettin Doğan'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda Alevi yurttaş 22 Haziran 2005 tarihinde Başbakanlığa bireysel olarak dilekçe vermiş ve Alevilerin din hizmetleri bakımından eşitsizliğe uğradığını ifade ederek bazı taleplerde bulunmuştur. Alevi inancının bir kamu hizmeti olarak kabul edilmesini, cemevlerine ibadethane statüsü verilmesini ve genel bütçeden Alevi inancına sahip vatandaşlar için de pay ayrılmasını talep etmişlerdir. Başbakanlık Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı ise cevabi yazısında, değişik gerekçelerle söz konusu taleplerin kabul edilemeyeceğinin bildirilmiştir.

Konuyu mahkemeye taşıyan ve silsile ile (Danıştay'ın 2 Şubat 2010 tarihinde verdiği ve 24 Mart 2010 tarihinde başvuranlara tebliğ ettiği kararla) tüm iç hukuk yollarını tüketen 203 Alevi yurttaş, konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşımıştır. (Başvuru no: 62649/10)

AİHM Büyük Dairesi, “İzzettin Doğan ve Diğerleri vs. Türkiye” davasında 26 Nisan 2016 verdiği kararda Türkiye'nin 9. Madde (Din ve Vicdan Özgürlüğü) ile 14. Maddeyi (Ayrımcılık Yasağı) ihlal ettiğine hükmetmiştir.

Böylece Alevi toplumunun hakları bağlamında İzzettin Doğan'ın başını çektiği heyet, uluslararası hukukta bağlayıcılığı en üst düzeyde bir karar alınmasına vesile olmuştur. 

Recep Tayyip Erdoğan Döneminde Atılan Adımlar

Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında kurulan AK Parti hükümetleri döneminde, önce 2009 yılında dönemin Devlet Bakanı Faruk Çelik koordinesinde başlatılan Alevilik çalıştaylarıyla birlikte bu alanda kapsamlı bir süreç yürütülmüştür. 2022 yılı itibarıyla da bu çalıştayların sonuçları somut adımlarla hayata geçirilmeye başlanmıştır. 

Bu süreçte atılan en kritik adımlardan biri, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı'nın kurulması ve cemevlerine yasal statü kazandırılması olmuştur. Bu kurumsal yapı ile birlikte cemevlerinin aydınlatma, elektrik, bakım, onarım ve tefrişat gibi temel giderlerinin genel bütçeden karşılanmasının önü açılmıştır. 

Kültürel ve akademik alanda ise Millî Eğitim Bakanlığı müfredatında Aleviliğe yer verilmiş; Alevilik ve Bektaşilik Ansiklopedisi, yazılı kaynakların derlenmesi, ocak bazlı cem erkanı kayıtları ve sözlü tarih çalışmaları gibi büyük projelere imza atılmıştır. Ayrıca sosyal, kültürel ve bilimsel faaliyetlerin genel bütçe üzerinden desteklenmesi sağlanmıştır.

Alevi-Bektaşi toplumunun büyük kısmı, atılan bu adımları takdirle karşılasa da yeterli görmemektedir. Taleplerin devlet aklıyla ve kapsayıcı bir şekilde ele alınmasında ısrar etmekte ve sürdürülebilir bir yapılanma talep etmektedir.

Sonuç

Atatürk'ün 1936'daki ihya arayışından 1960'lı yılların “Mezhepler Müdürlüğü” tartışmalarına, Bahriye Üçok'un senato önergelerinden İzzettin Doğan'ın öncülük ettiği uluslararası hukuk zaferine kadar geçen süreç, Alevi-Bektaşi toplumunun demokratik hak arama mücadelesinin tarihidir. Uzun yıllar boyunca Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden yürütülen eksik hizmet anlayışı, toplumda ciddi bir temsil boşluğu yaratmış, bu boşluk zamanla örgütlü bir sivil mücadeleye dönüşmüştür.
Bugün gelinen noktada, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı'nın kurulması, inanç merkezlerinin yasal bir statüye kavuşması ve devlet bütçesinden pay alması, Cumhuriyet tarihindeki en somut kurumsallaşma adımları olarak değerlendirilebilir. AİHM kararlarıyla tescillenen inanç özgürlüğü ve ayrımcılık yasağı çerçevesinde atılan bu adımlar, devletin “herkese eşit hizmet” ilkesine yaklaşması bakımından tarihsel bir dönüşümü ifade etmektedir. Bu süreç, Türkiye'nin çok sesli inanç yapısının devlet nezdinde kabul görmesi ve toplumsal barışın kalıcı hale getirilmesi yolunda aşılmış kritik bir eşiktir.

İleri Okumalar İçin Kaynakça
•    Aydın, Ömür. (2019). Diyanet İşleri Başkanlığı Üzerine Bir Tartışma: Temsil Meselesi. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 33(3), 891-912.
•    Berkes, Niyazi. (2004), Türkiye'de Çağdaşlaşma, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
•    Diyanet İşleri Reisliği. (1959, 13 Nisan). Alevilerin cenaze namazlarının imamlar tarafından kaldırılması gerektiği [Belge]. Kurum Kodu: 51-0-0-0, Yer Bilgisi: 4-33-7.
•    Hakyemez, Cemil. (2014), “Tekke ve Zaviyeler Kanunu Çerçevesinde Alevîlik-Bektaşîlik” Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 13 (25), ss.161-174.
•    Kahraman, Selçuk. (2026). Çok partili hayata geçişte Alevi siyasallaşması: Nurcular, Diyanet ve Ortaca (1946-1966). Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 26(1), 269-288.
•    Koca, Bayram. (2014). Diyanet İşleri Başkanlığı ve Aleviler arasındaki meseleye liberal bir bakış. Liberal Düşünce, 19(73-74), 39-61.
•    Kurtarır, Erhan & Ökten, Ayşe Nur. (2018). Planlama kurumunun görmedikleri; kimlik ve ibadet mekânı olarak cemevleri. METU Journal of the Faculty of Architecture (METU JFA), 35(1), 157-182.
•    Kutlu, Sönmez. (2001). Alevilik-Bektaşiliğin Diyanet'te temsili problemi. İslâmiyât, 4(1), 21-40.
•    Özdemir, Ali Rıza (2020). Atatürk'ün Dervişleri. İstanbul: Efsus.
•    Rençber, Fevzi. (2012), “Alevi Geleneğinde “Cem Evinin” Tarihsel Kökeni”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, 12 (3), ss.73-86.
•    T.C. Devlet Bakanlığı, (2010), Alevi Çalıştayları Nihai Rapor, Ankara
•    Zengin Arslan, Berna. (2015). Aleviliği tanımlamak: Türkiye'de dinin yönetimi, sekülerlik ve Diyanet. Mülkiye Dergisi, 39(1), 135-158.
(Kaynak: https://www.fikirtepemedya.com/kultur-sanat/cumhuriyetin-birinci-yuzyilinda-devlet-ve-aleviler/)

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER