© Alevi Haberler

Ali Rıza Özkan yazdı: Aleviler için arınma zamanı

Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu Genel Sekreteri ve Alevihaberler.com.tr Genel Yayın Yönetmeni Ali Rıza Özkan, "Aleviler İçin Arınma Zamanı" başlıklı yazı kaleme aldı.

Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu Genel Sekreteri ve Alevihaberler.com.tr Genel Yayın Yönetmeni  Ali Rıza Özkan, "Aleviler İçin Arınma Zamanı" başlıklı yazı kaleme aldı. Özkan yasında Alevilerin "güzel ahlak" özelliğini kaybettiği vurgulanarak, kurum yöneticileri "Alevi maskeli yezitler" olarak nitelendirdi.

Ali Rıza Özkan'ın yazısının tam metni şöyle:

2026 yılından herkesin bir beklentisi var...

Kimi kendisi için, kimi ailesi için bir şeyler diliyor.

Ülkesi, milleti, insanlık için dilekler de var.

Ben bu yılın Aleviler için bir “titreyip kendine dönme” yılı olmasını diliyorum.

* * *

Aleviler çok zor bir dönemden geçiyor.

Bir yanda, kapitalizmin yarattığı bencillik ve yalnızlaşma ile kültürel yok oluş...

Diğer yanda, 30 yılı aşkın süredir hedefi olduğumuz kimlik saldırısı...

Öte yanda ise, Aleviliğin inanç bağlamından koparılarak kültürel, hatta Garip Dede Dergahında Prof. Dr. Şükrü Aslan’ın başkanlığında düzenlenen sempozyumda ifade edildiği haliyle, “artık sadece sosyolojik bir olgu”ya dönüştürülmek istenmesi...

Bütün bu saldırılar sürerken, “yolun sahibi biziz” diyenlerin çaresizliği...

* * *

İslâm Peygamberi Hz. Muhammed bin Abdullah’a sorduklarında “Din güzel ahlaktır” demişti.

Aleviler de, en çok güzel ahlakları ile övülür ve takdir edilirdi.

Ancak, 2025 yılında yaşadıklarımızı hatırladığım her an utancımdan yerin dibine girmek istiyorum.

Allah bizi, en gurur duyduğumuz özelliğimizden mi sınıyordu?

* * *

Önce, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun olağan kongresinde olağan dışı olaylara tanık olduk.

Denetim Kurulu raporu genel kurul delegelerinin önünden toplanmış, adeta “kaçırılmıştı”!

Ancak, rapor toplanmasına rağmen genel kurulda kabul edildi!

Sonra da, delegeler önceki yönetim kurulunu “ibra ettiler”!

Rapor genel kurulda kabul edildiğine göre, neden kaçırılmıştı?

Kaçırılan denetim kurulu raporunda sorun varsa neden YK ibra edilmişti?

* * *

AABF üyesi bazı dostlarım ricam üzerine, bana denetim kurulu raporunu gönderdiler.

Okuyunca anladım ki, büyük bir sorunla karşı karşıyaydık.

Denetim Kurulu, hazırladığı raporda, Türkiye’de meydana gelen deprem mağdurlarına yardım amacıyla toplanan bağışların yerine ulaşıp ulaşmadığını ikna edici belgelerle açıklayamıyordu!

Kalem kalem listelenen çeşitli yardım yöntemlerinde denetim kurulunun dikkatini çeken nokta, ödemelerin belgelenemeyişi idi.

Ancak, bizim araştırmalarımız ise, olayın daha da vahim bir boyutu olduğunu gösterdi.

Belgesi olmaması bir yana, verilen birim fiyatlar da çoğunlukla “inanılamayacak ölçüde” yüksekti!

* * *

Örneğin, önce 99 sonra ise 200 kadar alındığı iddia edilen yaşam konteynerleri için belirtilen 3.500 Avro, yani dönem kuruyla 75 bin TL idi.

Ancak, on kadar konteyner firmasından karşılaştırmalı olarak yaptığımız fiyat sorgulamasında, 2025 yılında, yani depremden 3 yıl sonra dahi bu fiyata söz konusu konteynerlerin satılmadığını öğrenmiştik!

Firmaların pek çoğu, yargıya intikal edebilecek bir durumda, tanık olarak katılmayı da kabul ettiler!

* * *

Bu verileri öğrenmek, bizim için sadece bir gazetecilik çalışması değildir.

Mensubu olduğum bir inancın değerlerinin paramparça edilişine tanık olmanın yarattığı psikolojik yükü tarif etmek zordur.

Tıpkı, Berlin’de üniversite öğrencisi iken, ensest vakalarının Türkler, Kürtler arasında da karşılaşılan durumlar olduğunu, hatta sadece bizim kızlarımızın korunduğu sığınma evlerinin varlığını öğrendiğimde yaşadığıma benzer bir travmadır bu!

“Bizde olmaz” dediğimiz yerden vurulmanın yaşattığı acıyı tarif etmek imkansızdır.

* * *

Ancak, ne yazık ki, AABF yöneticileri toplumu aydınlatıcı belgeler ortaya koymak yerine, hakaretle, itibarsızlaştırmaya dönük iftiralarla, küfürle cevap verdiler.

Ben, “AABF’yi bölmek istiyor”dum!

Ben, “devletin ajanı”ydım!

Ben, “ırkçı faşist”tim!

Ben, “şiacı misyoner”dim!

Ben, “AK Parti’nin hizmetine girmiş”tim!

Ben, “Perinçekçi”ydim!

Ben, “asimilasyoncu en tehlikeli 3 kişiden birisi”ydim!

Vs.

Tüm bu hakaretlerin ve iftiraların tek bir sebebi vardı: Deprem bağışlarına ne olduğunu sormak!

* * *

Türkiye’de ise, Almanya’da olanlardan aşağı kalır yanı olmayan başka bir olaya tanıklık ettik.

Bir çok şubeli Alevi derneğinin “Örgüt ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı” yüz kızartıcı bir suçtan aldığı hapis cezasını yatmak üzere tutuklanmıştı.

Üstelik, aynı genel başkan yardımcısı daha önce de, kendi şirketinin çalışanını “önce gasp sonra darp ettiği” iddiasıyla tutuklanmıştı!

Ancak, sözü edilen çok şubeli Alevi derneğinin genel başkanı hem olayı gizliyor ve hem de yasaya göre yardımcısının YK görevini ve üyeliğini düşürmekten kaçınıyordu.

Yani, 17-25 Aralık sürecinde meşhur olan bir deyimle söylersek, genel başkan yardımcısının önüne yatıyordu!

Ve, tüm olanlardan haberli “dost” Alevi dernekleri ve federasyonları da susuyordu!

* * *

Aynı çok şubeli Alevi derneğinin bir şube başkanı ve hükümlü genel başkan yardımcısının kardeşi Daltonlar çetesi üyesi olarak tutuklandıklarında da, herkes sustu!

Aynı çok şubeli Alevi derneğinin AB fonlarından proje finansmanı karşılığında aldığı tam 175 bin Avro’nun “buharlaştığını” ortaya çıkardığımızda da, “dost Alevi dernekleri ve federasyonları” sustular!

Tıpkı, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez’in Antalya’da, aynı “sabıkalı genel başkan yardımcısı” tarafından dövülerek kolu-ayağının kırıldığında sustukları gibi!

* * *

Alevilik bu muydu?

Alevilik bu mudur?

Alevileri temsil iddiasıyla ortaya çıkan bu adamları hak ediyor muyuz?

Alevilik, yani din-inanç ahlak yoksa ne işe yarar?

Aleviler susarak, görmezden gelerek, bu kabul edilemeyecek ahlaki seviyeyi nereye kadar taşıyabilirler?

Aleviler bu “yük”ün kendilerini yok edecek bir mikrop olduğunu idrak etmeyecekler mi?

* * *

Başa dönelim mi?

Ben bu yılın Aleviler için bir “titreyip kendine dönme” yılı olmasını diliyorum.

Aleviler dünyanın her tarafında övülen, saygı duyulan, parmakla gösterilen bir ahlakla yaşamaya inat etsinler.

Aleviler, Muaviye’nin baldıran zehrini içlerine salanları dışlasınlar.

Aleviler, “Hüseynî duruş”un hırsızlık yapana, zina yapana, şiddete başvurana, yalan söyleyene tepki vermek olduğunu bilsinler.

Aleviler, inançlarına sahip çıkmanın, kendi içlerindeki “Alevi maskeli yezitleri” temizlemek demek olduğunu bilsinler.

Arınma yılımız hepimize kutlu olsun.
 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER