© Alevi Haberler

Bora Özizmirli: İngiltere’nin oyunu, NATO’nun ölümü ve ABD'nin tasfiye süreci

Analist Bora Özizmirli, makalesinde NATO’nun fiilen ölme sürecine girdiği ve bunu NATO’nun en yetkin üyesi İngiltere’nin başlattığını vurguladı. Özizmirli, İngiltere’nin ABD’den hem Monroe Doktrini’nin hem de 1956 Süveyş Kanalı Krizi’nin hesabını sorduğunu öne sürdü.

Analist Bora Özizmirli, makalesinde NATO’nun fiilen ölme sürecine girdiği ve bunu NATO’nun en yetkin üyesi İngiltere’nin başlattığı vurguladı. Özizmirli, İngiltere’nin ABD’den hem Monroe Doktrini’nin hem de 1956 Süveyş Kanalı Krizi’nin hesabını sorduğunu öne sürdü.

Bu süreçte İngiltere, Almanya, Avusturya ve İsviçre gibi önemli Avrupa ülkelerini de yanına alarak ABD’ye karşı diplomatik ve askeri bir cephe oluşturdu; hava sahalarının ABD’ye kapatılmasıyla Washington “çıplak” bırakıldı.

Özizmirli'ye göre, ne Biden’ın ne de Trump’ın politikaları ABD'nin bu düşüşü durdurabildi.

NATO ve ABD-İngiltere arasındaki derinleşen çatlaklar, Türkiye açısından önemli bir fırsat penceresi açıyor. Özizmirli, Türkiye’nin kendi bağımsız eksenini kurma ve “kendi hikayesini yazma” imkânı doğduğunu ifade etti.



Bora Özizmirli makalesinin tam metni şöyle:

Bizim sol cenahta hâlen hastalık derecesinde bir ideolojik bakış hâkim. Her dış gelişmeyi öncelikle ideolojik bir çerçevede yorumlama eğilimindeler. Oysa devletler arası ilişkilerde asıl belirleyici olan ideoloji değil, milli çıkarlardır.

Tarih bunun en açık örnekleriyle doludur. Eğer ideoloji belirleyici olsaydı, zıt ideolojilerin temsilcileri olan ABD ile SSCB İkinci Dünya Savaşı’nda asla ittifak kuramazdı. Aynı şekilde, aynı ideolojiyi paylaştıkları halde SSCB ile Macaristan, Çekoslovakya arasındaki gerilimler ya da Mao dönemi Çin-Sovyet çatışması yaşanmazdı.

Bugün yaşanan çatışma ve gerilimlerde de durum farklı değildir. İdeoloji yine arka plandadır. Asıl mesele güç ve çıkardır.

Bu bağlamda son dönemde dikkat çeken en önemli gelişme, NATO’nun fiilen ölme sürecine girmesidir. Üstelik bunu NATO’nun kendi içinde ve en yetkin üyesi olan İngiltere gerçekleştirmiştir. Yakın zamanda İngiltere meselesi kamuoyunda daha geniş şekilde tartışılacaktır.

İngiltere, ABD’den hem Monroe Doktrini’nin hem de 1956 Süveyş Kanalı Krizi’nin hesabını öyle bir biçimde sormuştur ki, ABD’nin ne itibarı ne de prestiji kalmıştır. Sadece kendisi değil; İngiltere, Almanya, Avusturya, İsviçre gibi önemli Avrupa ülkelerini de sıraya dizerek, hava sahalarını ABD’ye kapattırmış ve Washington’ı diplomatik ve askeri anlamda “çıplak” bırakmıştır. Son dönemde İngiliz medyasındaki ABD karşıtı söylem ve haberlerin belirgin şekilde artması da bu sürecin bir yansımasıdır.

İngiltere’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası zaten zayıflamış olan dünya hâkimiyeti, asıl olarak 1956 Süveyş Kanalı Krizi’yle kırılmıştır. O dönemde İngiltere ve Fransa, Süveyş Kanalı’na askeri müdahale kararı almış, ancak ABD onları yalnız bırakarak İngiltere’nin büyük bir yenilgi almasına yol açmıştı.

Şimdi benzer bir senaryo tersine dönmüş durumda. İran meselesinde yalnız kalan taraf ABD’dir. Bu andan itibaren ABD’nin hep geriye gideceğini söylemek yanlış olmaz. Ne Biden’ın yöntemleri ne de Trump’ın yaklaşımı bu düşüşü durdurabilmiştir.

Elbette yukarıdaki analiz bir İngiliz propagandası değildir. Yaşanan olguları doğru tahlil ettiğimizde, içinde bulunduğumuz riskleri ve fırsatları daha net görebiliriz. Bu süreç, İngiliz devlet aklının hâlâ boş bir akıl olmadığını bir kez daha göstermiştir.

Diğer yandan, NATO ve ABD-İngiltere arasındaki derinleşen çatlaklar, Türkiye açısından önemli bir fırsat penceresi açmaktadır. Kendi hikayemizi yazma ve bağımsız bir eksen kurma imkânı doğmaktadır. Türk Devletleri Teşkilatı’nı güçlendirmek, Afrika’da etkin stratejiler geliştirmek ve Balkanlar’da daha aktif olmak bu yeni dönemde büyük kazanımlar sağlayabilir. Bu jeopolitik dönüşüm, beraberinde yeni fırsatları da getirmektedir.

Ancak bu fırsatlar varken, Türkiye’nin kendi eksenini kurmasını istemeyen güç odakları da harekete geçecektir. Afrika’da, Balkanlar’da ve Türk coğrafyasında Türkiye’nin varlığını istemeyen çevreler olacaktır. Bunlar, Türkiye’yi kendi bağımsız hattı yerine başka ülkelerin eksenine çekmeye çalışacaktır. Bu tür girişimlere karşı uyanık olmak, milli çıkarlarımızı her şeyin üstünde tutmak zorundayız.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER