© Alevi Haberler

Bülent Kara yazdı: Anadolu'da bir kurucu akıl: Hacı Bektaş Veli

Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Sosyoloji Anabilim Dalı'nda eğitim çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Bülent Kara, "ANADOLU DA KURUCU BİR AKIL: HACI BEKTAŞ VELİ" makalesini sitemiz için yazdı. Prof. Dr. Kara, "Hacı Bektaş Velî’nin düşünsel mirası, tarihsel bağlamı ve kaynakların niteliği dikkate alınarak değerlendirildiğinde, günümüz toplumlarında barış, hoşgörü, toplumsal dayanışma ve birlikte yaşama kültürünün yeniden düşünülmesine katkı sağlayabilecek önemli bir kültürel kaynak olarak ele alınmalıdır" ifadelerini kullandı.

ANADOLU DA KURUCU BİR AKIL: HACI BEKTAŞİ VELİ

Milletlerin ontolojik inşası, dünyayı algılama biçimlerinin, dillerinin ve inanç sistemlerinin tarihsel bir süreç içerisinde sentezlenmesiyle gerçekleşir. Bu inşai sürecin Türk-İslam medeniyeti özelindeki kurucu aklı, Hacı Bektaş-ı Velî şahsiyetinde tebarüz etmiştir. Onun Ahmet Yesevî ekolünden devralarak Anadolu coğrafyasında sistematize ettiği "dört kapı kırk makam" öğretisi, Türklük ve Müslümanlık mefhumlarını birbiriyle bütünleştiren şahsiyet inşasını ve toplumsal dayanışmayı merkeze alan üst düzey bir irfan mektebidir. Bu bağlamda, kültürün taşıyıcısı olan dil ve edebî metinler, milletin varoluşsal şifrelerini barındıran kolektif bir hafıza alanı işlevi görür.

Yeniçeri ocağının ve Bektaşîliğin pîri olarak kabul edilen Hacı Bektaş-ı Velî, hakkında söylenenlere ve yazılanlara rağmen hakkıyla tanınamamıştır. Bu bilinmezlikte onun tarihî biyografisinin önüne geçen menkıbevî şahsiyetinin etkili olduğu düşünülebilir. Dolayısıyla Hacı Bektaş-ı Velî'nin tarihî biyografisi üzerindeki gerçek olmayan noktalar, bu kutlu şahsın siyasî ve ideolojik tartışmalara malzeme hâline gelmesine sebep olmuştur.

Türkiye, bulunduğu jeokültürel konum itibarıyla sürekli bir sosyolojik dinamizm ve değişim sarmalı içindedir ancak bu değişim, toplumu kadim maddi ve manevi bağlarından, örfi temellerinden kopardığı takdirde anomiye ve kültürel çözülmeye yol açma riski taşır. Günümüzde Müslüman Türk'ün İslam'ı idrak ve yaşama biçimi olan tasavvufi epistemolojiden uzaklaşılması, derinlikli okuma ve tefekkür kültürünün yitirilmesiyle birleştiğinde, toplumda mekanik bir kutuplaşma yaratmaktadır. Dinin, bir "anlama, irade ve ahlak" süreci olmaktan çıkarılıp, sığ ideolojik algılarla devlet ve toplum mimarisinde bir tahakküm aracına dönüştürülmeye çalışılması toplumsal güveni zedelemektedir. Birlik ve beraberliği tehdit eden bu nefret söylemleri, İslam'ın özüne ve Türk tasavvufunun "Kendini bil!" ilkesine taban tabana zıttır.

Hacı Bektaş-ı Velî'nin tarihî ve entelektüel biyografisinin, menkıbevi ve ideolojik tartışmaların gölgesinde kalarak asıl hüviyetinden uzaklaştırılması, Türkiye'nin kendi kurucu kodlarına yabancılaşması anlamına gelir. Oysa onun öğretisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin gelecekteki ontolojik güvenliği için kusursuz bir yol haritası sunar. Bu haritanın en güçlü ontolojik sembolü, Hacı Bektaş'ın kucağında barış içinde resmedilen "aslan ve ceylan" imgesidir.

Sosyolojik bir düzlemde okunduğunda Aslan; devleti, kudreti, nizamı ve yasayı temsil ederken, Ceylan; merhameti, sivil toplumu, zarafeti, farklılıkları ve çok sesliliği simgeler. Hacı Bektaş'ın kucağı ise bu iki zıt gibi görünen unsurun birbirini yok etmeden, birbirine tahakküm kurmadan bir arada yaşayabildiği "kurucu vatanı" (Anadolu'yu) ve "tesanütçü" (dayanışmacı) aklı ifade eder. Türkiye Cumhuriyeti'nin Türklük ve Müslümanlık eksenindeki devlet felsefesi güçlü olanın zayıfı ezmediği, farklı inanç ve kökenlere sahip vatandaşların (müslim ve gayrimüslim tebaanın tarihsel birlikteliğinde olduğu gibi) organik bir dayanışma içerisinde bütünleştiği bu aslan-ceylan paradigmasına muhtaçtır.

Hacı Bektaş-ı Velî'nin geniş hoşgörü çizgisi, toplumsal yapıyı bir arada tutan en güçlü sosyal bağdır. Bu bağlamda Anadolu topraklarını mayalayan Mevlevîlik, Bektaşîlik, Nakşibendilik gibi tasavvufi ekoller, aynı kaynaktan beslenen, birbirinin eksiğini gideren tamamlayıcı kurumlardır. Bu irfan mekteplerini farklı inanç sistemleri gibi sunmak veya birini diğerinin zıddı olarak konumlandırmak kadim Türk kültürü ve örfüne, milletin bütünlüğüne ve onu var eden kanaat önderlerine yapılabilecek en büyük ihanettir.

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti devletinin sosyo-kültürel rotası, kutuplaştırıcı ve ötekileştirici modern siyasi diskurlardan sıyrılarak Müslüman Türk'ün yaşam şifrelerini elinde tutan bu irfan büyüklerinin aslan ve ceylanı aynı kucakta yaşatan dayanışmacı, kapsayıcı ve kurucu aklında yeniden tecessüm etmelidir.

 

Günümüz Gerçekliğinde Ülkemizin Yaşadığı Coğrafyada Yeni Yol Haritası Nasıl Olmalıdır?

Hacı Bektaş Velî’nin düşünsel mirasında insan merkezli yaklaşım, hoşgörü, dayanışma, ahlaki sorumluluk ve nefsin denetimi gibi unsurlar öne çıkmaktadır. Kendisine atfedilen “İncinsen de incitme” anlayışı, bireyin karşılaştığı olumsuzluklara şiddet ve tahakküm yoluyla karşılık vermek yerine özdenetim ve karşılıklı saygıyı esas almasını ifade etmektedir. Bu anlayış toplumsal ilişkilerin düzenlenmesine yönelik bir ilke olarak da değerlendirilmelidir. Bireylerin ve toplumsal grupların birbirlerine karşı üstünlük kurmak yerine karşılıklı sorumluluk bilinciyle hareket etmeleri, farklılıkların çatışma kaynağı hâline gelmesini önleyebilecek bir toplumsal zeminin oluşmasına katkı sağlamaktadır.

Hacı Bektaş Velî’ye atfedilen aslan ve ceylan metaforu da bu düşünsel çerçevenin sembolik ifadelerinden biri olarak değerlendirilmelidir. Aslan güç ve kudreti, ceylan ise masumiyet ve kırılganlığı temsil eden unsurlar olarak ele alındığında doğal olarak karşıt konumda bulunan bu iki hayvanın aynı ortamda huzur içerisinde bulunması dikkat çekmektedir. Buradaki temel anlam, gücün ortadan kaldırılması değil gücün tahakküme dönüşmesini engelleyecek ahlaki bir özdenetimin geliştirilmesidir. Dolayısıyla metafor, güçlü olanın zayıf olan üzerindeki hâkimiyetini kaçınılmaz kabul etmek yerine gücün sorumlulukla sınırlandırılmasını ve farklı özelliklere sahip unsurların aynı yaşam alanında var olabilmesini ifade etmektedir. Bu yönüyle aslan ve ceylan, farklılıkların birbirini yok etmeden bir arada yaşayabilmesini sembolize etmektedir.

Toplumsal yaşam açısından değerlendirildiğinde farklılıklar, toplumların doğal ve kaçınılmaz özelliklerinden biridir. Etnik, dinî, mezhepsel, kültürel, ekonomik ve siyasal farklılıklar, uygun koşullar altında toplumsal çeşitliliği ve kültürel zenginliği artırabilirken ayrıştırıcı söylemler ve güç mücadeleleri içerisinde çatışma dinamiklerinin bir parçası hâline de gelebilmektedir. Özellikle Orta Doğu, tarihsel süreç içerisinde söz konusu farklılıkların siyasal ve toplumsal mücadelelerle kesiştiği bir coğrafya olmuştur. Farklı kimliklerin zaman zaman siyasal amaçlarla araçsallaştırılması, toplumsal gruplar arasındaki güven ilişkilerini zayıflatabilmekte ve karşılıklı tehdit algısının güçlenmesine neden olmaktadır. Bu durum, birlikte yaşama kültürünün ve toplumsal dayanışmanın zedelenmesine yol açmaktadır.

Bu noktada Türk düşünce geleneği içerisinde gelişen tasavvufî yaklaşım, toplumsal barış ve birlikte yaşama açısından önemli bir kültürel referans sunmaktadır. İnsan merkezli anlayış, hoşgörü, dayanışma ve ahlaki sorumluluk gibi değerler, farklılıkların çatışmaya dönüşmesini engelleyebilecek bir toplumsal anlayışın oluşmasına katkı sağlamaktadır. Hacı Bektaş Velî’nin düşüncesi de bu bağlamda günümüz toplumlarının karşı karşıya olduğu farklılık, dayanışma ve birlikte yaşama sorunlarının değerlendirilmesinde yeniden yorumlanabilecek bir düşünsel kaynak olarak ele alınmalıdır. Burada amaç, tarihsel dönemin koşullarını günümüz toplumuna doğrudan aktarmak değil, bu düşüncenin temelindeki ahlaki ilkeleri çağdaş toplumsal ilişkiler açısından değerlendirmektir.

Türkiye’nin geleceğine ilişkin toplumsal tahayyülün, siyasal ve ekonomik gücün yanı sıra toplumsal barış, adalet, bilim, üretim, kültürel çoğulculuk ve dayanışma ilkeleri üzerinden de kurulması önem taşımaktadır. Türkiye’nin yakın çevresi ve tarihsel ilişkileri dikkate alındığında farklı kimliklerin kendilerini güvende hissedebildiği, kültürel çeşitliliğin korunabildiği ve toplumsal kaynakların ortak refaha katkı sağlayabildiği bir anlayışın geliştirilmesi önem kazanmaktadır. Bu sürecin bilim insanlarının, eğitimcilerin, din insanlarının, sanatçıların, sanayicilerin ve sivil toplum aktörlerinin ortak sorumluluğu içerisinde ele alınması gerekmektedir. Bu bağlamda Türklük ve Müslümanlık kavramlarının barış, dayanışma, hoşgörü ve birlikte yaşama değerleriyle birlikte düşünülmesi, ortak toplumsal aidiyetlerin farklılıkları dışlamadan ele alınmasına katkı sağlamaktadır.

Sonuç olarak, Hacı Bektaş Velî’ye atfedilen aslan ve ceylan metaforu, güç ile masumiyetin, farklılık ile birlikteliğin ve bireysel davranış ile toplumsal sorumluluğun aynı düşünsel çerçevede değerlendirilmesine imkân vermektedir. Hacı Bektaş Velî’nin düşünsel mirası, tarihsel bağlamı ve kaynakların niteliği dikkate alınarak değerlendirildiğinde, günümüz toplumlarında barış, hoşgörü, toplumsal dayanışma ve birlikte yaşama kültürünün yeniden düşünülmesine katkı sağlayabilecek önemli bir kültürel kaynak olarak ele alınmalıdır ayrıca Hacı Bektaş Velî’nin ceylan-aslan sembolü, Türk’ün yeniden coğrafyada ve dünyada şümullenmesinin temel ilkesi olmalıdır.

PROF. DR. BÜLENT KARA

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER