Prof. Dr. Caner Işık yazdı: Hz. Ali ve Nevruz Cemi
KONUK YAZARProf. Dr. Caner Işık, haber sitemize Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin doğduğu gün olan 21 Mart tarihi ile Türklerin Nevruzu ve Alevilerin cem ibadetinin nasıl birleştiğini yazdı. İşte, o makale:
HZ. ALİ VE NEVRUZ CEMİ
Hz. Ali Hicret’ten 23 yıl önce Recep ayının 13. Cuma günü Beytullah’ın içinde dünyaya gelir. Bu doğum tarihi Miladî olarak 21 Mart 599’dur. Annesi Haşimoğullarından Esed’in kızı Fatıma, Babası ise Haşimilerden Abdulmuttalip oğlu Ebu Talip’tir. Ebu Talip Hz. Peygamber’in babası Abdullah ile aynı anne babadan olma tek öz kardeştir.
Hz. Ali’nin annesi Fatıma’nın önemli bir özelliği de Hz. Muhammed’e ikinci annelik yapmış olmasıdır. Hz. Muhammed yedi yaşından evleninceye kadar amcası Ebu Talib’in evinde ve himayesinde kalmıştır. Daha sonra da Hz. Ali, Hz. Muhammed’in evinde büyümüş ve peygamberin terbiyesinde yetişmiştir.
Hz. Ali’nin bir sıfatı “keremallahüveche”dir. Türkçesi, “Allah’tan gayrısına yüzünü dönmemiş”tir. Küçük yaşta İslam ile şereflenen Hz. Ali’nin zihninde cahiliye dönemine ait hiçbir etki yoktur. Öyle ki, Peygamber’in risaletinin ve Kur’an-ı Kerim’in nüzul sebeplerinin hepsine yaşantısı ve ortamı gereği hakimdir. Bu sebeple Allah’tan başkasına yüzünü dönmemiş olan Hz. Ali, İslam dünyasında Hz. Peygamber’den sonra değeri ölçülemeyecek bir durumdadır.
Nitekim, Gadir Hum’da vefatına yakın peygamberin vasi tayin ettiği Hz. Ali, Ümeyyeoğulları’nın birçoğu dışında, bütün Müslümanlar tarafından her zaman adı gibi yüce vasıflarla anılmış velayetin nurunun taşıyıcısıdır.
Türkler Müslümanlıkla iki yolla tanışmıştır. Birincisi Emeviler döneminde Arap ordularının dini olarak tanışmıştır. Bu ilk tanışma Türklerin direnişi ile karşılanmıştır. Ulu önderin Türk milletinin özelliğini vurgularken “bağımsızlık benim karakterimdir” sözünün bir tecellisi olarak, Arap orduları Türkleri “mevali” yapamamıştır.
İkinci karşılaşma ise, Ehl-i Beyt evlatları ile olan karşılaşmadır. Bu karşılaşma sonunda, Türkler daha sufi bir yorumla Müslüman olmuşlardır. Muaviye’nin oğlu Yezit halifeliğini ilan edince, ilk iş olarak Kerbela’da Ehl-i Beyt evlatlarını, daha sonra da Medine’deki sahabeleri katletmiştir.
Bu ortamda Müslümanların huzuru kalmamış ve Peygamber’in öğrettiklerine sadık kalmaya çalışan Müslümanlar uzak diyarlara göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu göçler, Rum diyarına (Anadolu’ya), Habeşistan’a ve Horasan’a doğru olmuştur.
Ali evlatları olarak Müslümanlar arasında bilinen “Alevinyün”, Alevi olarak adlandırılan Ehl-i Beyt evlatları yaşayabilmek için Horasan’a göç etmişlerdir. Horasan’da ruhsal alemle bağ kurmayı önceleyen Mani dini ve Göktanrı inancı hakimdir.
Bu dinin ruhsal şahsiyetleri ile göç ile gelen ehlibeyt evlatları arasında velayet anlayışı, ortaklığı temelinde bir yakınlık oluşmuş ve Ehl-i Beyt evlatları ile bütünleşen Türk soylu ruhsal şahsiyetler özgün ve ahlak temelinde bir okuma yaparak, İslam’ın Türkçe anlaşılmasının yolunu açmışlardır. Sonraki yüzyıllarda meydana gelen göçler sonunda Horasan erenleri Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasında etkin olmuşlardır.
Ali evlatları vasıtasıyla “Horasan melametiliği” ortaya çıkmış ve Horasan Erenleri adıyla anılan erenlere dedelik, ocaklık ve pirlik görevleri geçmiş ve bu makamlar üzerinden insanlara Hakk olan doğrultusunda hizmet etmeleri mümkün olmuştur.
İşte Aleviler önce sadece Ali evlatlarının adı iken, daha sonra Ali evlatlarına talip olanlarının da adı olmuş. Günümüze kadar Aleviler bu ocaklar vasıtasıyla yol ve erkânlarını sürdürmüşlerdir.
Alevilerin erkânları Ehl-i Beyt’in önderliğinde kurulmuş ve Ali evlatlarının liderliğinde uygulanmış erkânlardır. Bu erkânların başında cem ibadeti gelir. Cem ibadeti Kur’an-ı Kerim’in Nûr suresinin 35-36. ayetlerinde işaret edilen, evlerde yapılan ibadet olarak zikredilen toplu ibadettir.
Cem, Hz. Peygamber’in Mekke döneminde, Müslümanların evlerinde, birbirinden rızalık alınarak, ortamda paylaşılanların sır olarak kalması sözü alınarak, yapılan sohbet ve irşadı da içeren muhabbet ve ibadetlerdir.
Güvenlik kaygısıyla Mekke dönemindeki Müslümanların gizli olarak yaptığı ibadetlerin bir benzeri olarak kabul edilen cem ibadeti Alevilerce ibadetlerinin özü olarak sunulmuştur. Erkânın ocak uygulamaları farklılaşsa bile, özünde insan-ı kâmil yetiştirmeyi hedefleyen bir ibadettir.
Cem, toplu olarak yapılan ve karşılıklı olarak “nasıl daha ahlaklı hale geliriz” sorusuna cevap aranan, hataların sorgulandığı, alternatif önerilerin hep birlikte bulunduğu, Hakk’ın emir ve rızasını gözetmenin temel hedef olarak konulduğu ibadet ortamıdır.
Cem, Allah’a kulluğun Muhammed Mustafa’ya ümmetliğin, Aliy’el Mürteza’ya talipliğin ve Ehl-i Beyt’e bende olmanın yeridir.
İslam’ın ilk ideal normlarla yetiştirilen insanı olan Hz. Ali yukarıda bahsedilen Horasan Erenleri ekolü tarafından yolun piri kabul edilmiştir. Bu Pir’in doğum gününün eski Türk takviminin başlangıcına, 21 Mart’a denk gelmesi özel bir işaret olarak kabul edilmiş ve Hz Ali’nin mevlidi ile doğanın uyanışı bir başlık altında birleştirilip yeni yıla yeni niyetler ve yeni umutlarla girmek anlamında özel Nevruz Cemleri yapılmıştır.
Maddi uyanış ile ruhsal uyanışın kaynağının birleşmesi olan Nevruz, Aleviler için eski eksikliklerin tamamlanma, yeni başlangıçların ve dileklerin sunulduğu gündür.
“Bir şeyler karışmışsa başlangıca dönün” diyen Aliy’el Murtaza’nın temiz başlangıç dileklerine uyan taliplerinin temiz başlangıç dileklerinin dile getirildiği gündür.
Nevruz’da “Arınmak için, önce arındıranın temiz olması gerekir” düsturundan hareketle, önce önderler “el ele el Hakk’a” ilkesi doğrultusunda birlik olup arınır, daha sonra taliplerle birlikte, birbiri ile rızalık içinde, Hakk’ın emri ve rızası doğrultusunda olmak bilinciyle, Nevruz Cemi yapılır. Bu cemle yeni yıla hayırlı ve temiz bir başlangıç yapılmış olur.
Nevruz cemlerinde Nad-ı Ali’ler okunur, toplumu bütünleştiren değerler ön plana konulur ve uygulama makamının, yani velayet makamının başlangıcı olan Hz. Ali örneklik boyutu ile işlenip “Hakk, Muhammed, Ali” itikadı gündeme getirilir.
Hz. Ali Peygamberimizden sonra İslam’ın yaşayan umudu olmuştur. Kurduğu yol ve örnek yaşantısı ile Hz. Peygamber’in şehrine girişin kapısı olmuştur. Hz. Ali her başlangıcın Allah adıyla yapılmasının örneğidir.
Allah cümlemize bu anlatılanları anlamayı nasip etsin.
İnsanoğlu dünya âlemine geldiği günden beri devam eden Hakk ile batıl savaşında Hakk olandan yana olmayı ve Hakk’ın emir ve rızasında durmayı tüm hak edenlere bağışlasın.
Yüce Yaradan akıl ve vicdanımızı daima hak olan doğrultuda kullanmayı nasip etsin.
Bizi apaçık düşmanımız olan ayrımcılıkla görünür olan şeytan ve onun planlarını uygulayanlara karşı güçlendirsin.
21 Mart Nevruzumuz Hakk bir başlangıç olsun, Nevruzumuz arı ve diri bir geleceğe imkân olsun, Nevruzumuz kutlu olsun.
Gerçeğe Hû!
Prof. Dr. Caner IŞIK
İlginizi Çekebilir