Sefa Yürükel yazdı: 2 Temmuz Sivas ve 5 Temmuz Başbağlar katliamlarını birlikte analım
KONUK YAZAREtnolog, soykırım uzmanı, araştırmacı Sefa Yürükel, 2 Temmuz Sivas ve 5 Temmuz Başbağlar katliamlarını ortak anmak zorunluluğunu ele alan bir makale yazdı. Her iki katliamın da emperyalist odakların karanlık örgütü Gladyo ürünü olduğunu tespit eden Yürükel, bir de şiir yazdı. Bilindiği gibi, Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu bu yıl katliamların gerçekleştiği her iki yerde de anma etkinliklerine katılmıştı.
AYNI ATEŞİN İKİ ALEVİ: 2 TEMMUZ SİVAS VE 5 TEMMUZ BAŞBAĞLAR KATLİAMLARININ ORTAK ANILMASI ÜZERİNE ALEVİ TÖRESİ VE İNSANLIK ÇAĞRISI
Acılar Arasında Ayrım Yapmanın Karanlık Stratejisi
1993 yılının Temmuz ayında, üç gün arayla işlenen iki büyük insanlık suçu, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın tarihine kanla kazınmakla kalmamış, aynı zamanda toplumsal hafızaya da stratejik bir tuzak olarak yerleştirilmiştir. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri sırasında Madımak Oteli’nde 33 Alevi aydın, sanatçı ve yurttaşın vahşice katledilmesi ile 5 Temmuz 1993’te Erzincan’ın Başbağlar köyünde PKK terör örgütü tarafından 33 sivil köylünün kurşuna dizilmesi, aynı kontra-gerilla stratejisinin ikiz vecheleri olarak tezahür etmiştir. Ne var ki, bu iki katliamın birbirinin “rövanşı” olarak sunulması, karanlık operasyonun en sinsi boyutunu oluşturmaktadır. PKK terör örgütünün “Sivas’ın intikamını Başbağlar’da aldık” şeklindeki iğrenç propagandası, hem Madımak şehitlerinin aziz hatırasına yapılmış bir hakaret, hem de Başbağlar’ın masum köylülerinin acısını istismar eden alçakça bir tezgâhtır. İşte tam da bu noktada, Alevi toplumuna düşen tarihsel ve vicdani sorumluluk, bu ayrıştırma oyununu bozmak ve her iki katliamın kurbanlarını ortak bir hafızada, aynı adalet talebiyle buluşturmaktır.
Aynı Gladyo, İki Farklı Operasyonel Kol
Sivas ve Başbağlar katliamları, ilk bakışta taban tabana zıt ideolojik kampların ürünü gibi görünmektedir. Sivas’ta radikal dinci grupların mobilize edilmesiyle Alevi aydınlar hedef alınmış, Başbağlar’da ise etnik bölücü terör örgütü PKK eliyle Sünni köylüler katledilmiştir. Bu görünüşteki zıtlık, kontra-gerilla stratejisinin “makas stratejisi” olarak adlandırılan klasik uygulamasıdır: Toplumu oluşturan farklı kesimleri eşzamanlı olarak radikalleştirip birbirine karşı kışkırtmak ve merkezdeki ılımlı, uzlaşmacı geniş toplumsal kesimi iki uç arasında sıkıştırarak etkisizleştirmek.
Derinlemesine incelendiğinde, her iki katliamın da aynı merkezden yönetildiğini gösteren çok sayıda kanıt mevcuttur:
· Zamanlamanın eşgüdümü: İki katliam arasındaki beş günlük süre, birinin diğerine “spontane” bir tepki olarak sunulmasına imkân tanıyacak, fakat aynı zamanda toplumsal infiali en üst düzeye çıkaracak biçimde hesaplanmıştır. Sivas’ın yaraları henüz sarılmamışken Başbağlar’ın vurulması, etnik ve mezhepsel temelli bir iç savaş dinamiğini tetiklemeye yöneliktir.
· Güvenlik zafiyetlerinin örtüşmesi: Sivas’ta Madımak Oteli kuşatma altındayken güvenlik güçlerinin pasif kalması, itfaiyenin geç intikal etmesi ve takviye güç çağrılmaması ile Başbağlar’da saldırının gerçekleştiği bölgede “güvenlik” boşluğunun bulunması, her iki olayda da kontrollü bir ihmal zincirinin varlığına işaret etmektedir.
· Psikolojik harp senaryosunun bütünlüğü: Sivas’ın ardından Başbağlar’ın “rövanş” olarak servis edilmesi, sanki önceden hazırlanmış bir senaryonun parçasıymışçasına, medyada ve siyasi söylemde iki olay arasında doğrudan bağlantı kuran yorumların dolaşıma sokulması, profesyonel bir algı yönetimi operasyonunun varlığını göstermektedir.
· Soruşturmaların akim kalması: Her iki katliamda da yürütülen soruşturmaların engellenmesi, sorumluların korunması ve delillerin karartılması, devlet aygıtı içinde aynı illegal yapılanmanın nüfuzunu sürdürdüğünü kanıtlamaktadır.
Bu veriler ışığında açıkça görülmektedir ki; Sivas’ta Madımak Oteli’ni ateşe veren gerici yobaz güruhunu sokağa döken illegal ağ ile Başbağlar’da PKK militanlarına lojistik, istihbarat ve operasyonel destek sağlayan derin yapılanma, aynı Gladyo’nun iki farklı operasyonel koludur. Biri inanç sömürüsünü, diğeri etnik ayrılıkçılığı kullanarak aynı ateşi Anadolu’nun iki ayrı noktasında yakmıştır.
PKK’nın “İntikam” Propagandası: Bir İnsanlık Suçunun İstismarı
PKK terör örgütünün Başbağlar katliamını “Sivas’ın intikamı” olarak sunması, yalnızca tarihsel gerçeklerin çarpıtılması değil, aynı zamanda her iki katliamın kurbanlarına karşı işlenmiş ikinci bir insanlık suçudur. Bu iğrenç propaganda üç katmanlı bir istismar içermektedir:
Birincisi, Sivas’ta yitirilen 33 canın hatırasını rehin almaktadır. Pir Sultan Abdal’ın “Gelin canlar bir olalım” çağrısını sazıyla taşıyan Muhlis Akarsu’nun, Anadolu’nun kadim ezgilerini derleyen Hasret Gültekin’in, ozanlık geleneğinin yaşayan çınarları Nesimi Çimen ve Edibe Sulari’nin ve diğer tüm Madımak şehitlerinin aziz hatırası, hiçbir etnik bölücü terör örgütünün meşruiyet kılıfı olamaz. Bu ozanlar hayattayken zalimin her türlüsüne karşı durmuş, insan sevgisini, barışı ve kardeşliği savunmuşlardır. Onların anısına sahip çıkmak, tam da bu nedenle, sivil halka yönelik her türlü şiddeti reddetmeyi gerektirir.
İkincisi, Başbağlar’da katledilen 33 masum köylü olarak kadın, çocuk, yaşlı demeden köy meydanında kurşuna dizilen bu insanlar, PKK’nın etnik faşist ideolojisinin kurbanlarıdır. Onların ölümünü “rövanş” olarak adlandırmak, katliamı meşrulaştırmak anlamına gelir ki bu, en hafif ifadesiyle insanlık dışıdır. Başbağlar’ın köylüleri, Sivas’ta ateşi yakanlarla aynı karanlık güçlerin hedefi olmuşlardır; onların katilleri ile Sivas’ın failleri aynı kontra-gerilla yapılanmasının farklı enstrümanlarıdır.
Üçüncüsü, Türkiye’deki insanları birbirine düşman etmeyi amaçlamaktadır. “Alevilere yapılana karşılık Sünnilere saldırıldı” şeklindeki algı operasyonu, etnik ve mezhepsel temelli bir iç savaşın fitilini ateşlemeye yöneliktir. PKK, bu propaganda ile hem Sünni Türkleri Alevilere karşı kışkırtmayı, hem de Alevileri kendi siyasi projesine eklemlemeyi hedeflemiştir. Oysa gerçek, her iki katliamın da Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ve Türk milletinin bütünlüğünü hedef aldığıdır.
Alevi Töresi ve İnancının Gereği: Ayrımsız Adalet ve İnsana Sahip Çıkmak
Alevi inancının ve töresinin temelinde, insanı yaratılmışların en şereflisi olarak gören ve her türlü ayrımcılığı reddeden evrensel bir adalet anlayışı yatar. Hacı Bektaş-ı Veli’nin “Yetmiş iki milleti bir gör, aynı nazarla bak” öğüdü, yalnızca hoşgörü çağrısı değil, aynı zamanda insanlar arasında etnik köken, inanç, mezhep farkı gözetmeksizin hakkaniyetle davranmayı emreden bağlayıcı bir ahlaki ilkedir. Pir Sultan Abdal’ın zulme karşı direnişi, zalimin kimliğine bakmaksızın haksızlığa karşı durmayı gerektirir.
Bu ilkeler ışığında, Sivas katliamını anarken Başbağlar’ı görmezden gelmek veya Başbağlar’daki ölümleri “onların sorunu” olarak değerlendirmek, Alevi töresine açık bir ihanet teşkil eder. Eğer insana sahip çıkmakta seçici davranırsak, “bizim ölümüze yanıp sizin ölünüze sessiz kalırsak”, Hünkâr’ın dergâhında yüzümüz kalmaz. Madımak’ta yitirdiklerimizin kemiklerini sızlatırız. Çünkü onlar, yalnızca Alevi oldukları için değil, insan oldukları, düşünce özgürlüğünü savundukları, zalime başkaldırdıkları için katledildiler. Başbağlar’da katledilenler ise, etnik bir projenin masum hedefleri oldukları, sıradan köylüler olarak stratejik bir planın piyonu haline getirildikleri için öldürüldüler. Her iki durumda da kurbanlar masum, katiller ise aynı karanlık aklın taşeronlarıdır.
Alevi yolu, mazlumun yanında zalimin karşısında durmayı şart koşar. Mazlumun kimliğine bakılmaz. Başbağlar’ın köylüleri de en az Sivas’ın ozanları kadar mazlumdur. Onların acısını sahiplenmek, Alevi inancının “eline, beline, diline sahip ol” düsturunun doğal bir uzantısıdır; çünkü diline sahip olmak, acılar arasında ayrım yapmamayı, her mazlumun sesi olmayı gerektirir.
Birlikte Anmanın Stratejik ve Vicdani Zorunluluğu
Sivas ve Başbağlar katliamlarının birlikte anılması, yalnızca ahlaki bir tercih değil, aynı zamanda kontra-gerilla stratejisini boşa çıkarmanın en etkili yollarından biridir. Zira bu strateji, tam da acıların ayrıştırılması, mağdurların birbirine rakip hale getirilmesi ve ortak insanlık bağının koparılması üzerine kuruludur. Eğer birileri Aleviler olarak, “Sivas bizim acımız, Başbağlar onların acısı” derse, Gladyo’nun istediğini yapmış, onun oyununu sahnelemiş olur.
Oysa yapılması gereken, her 2 Temmuz’da Madımak önünde toplanırken, kürsülerden yalnızca Muhlis Akarsu’nun, Hasret Gültekin’in, Nesimi Çimen’in değil, Başbağlar’da katledilen Ayşe’nin, Fatma’nın, Mehmet’in, yaşlı ninelerin, bebeklerin de isimlerini okumak; onların fotoğraflarını taşımak ve “Sivas’ın ateşiyle Başbağlar’ın mermileri aynı elden çıktı, 33+33 cana aynı and içtik, unutmayacağız, unutturmayacağız, hesaplaşacağız” diye haykırmaktır.
Bu ortak anma pratiği, üç temel işlevi yerine getirecektir:
· Stratejik işlev: Kontra-gerillanın “böl-parçala-yönet” taktiğini boşa çıkaracak, toplumu ayrıştırmak isteyenlere karşı birleşik bir cephe oluşturacaktır.
· Vicdani işlev: Her iki katliamın kurbanlarına duyulan saygının eşitlenmesini sağlayacak, acılar arasında hiyerarşi kurulmasını engelleyecektir.
· Tarihsel işlev: Her iki olayın aynı stratejik planın parçası olduğu gerçeğini toplumsal hafızaya kazıyacak, gelecek nesillerin bu tuzaklara düşmesini önleyecektir.
Somut Öneriler: Ortak Hafıza ve Adalet Mücadelesi
Sivas ve Başbağlar katliamlarının ortak anılması için atılabilecek somut adımlar şunlardır:
1. Anma törenlerinin birleştirilmesi: Her yıl 2 Temmuz Sivas anmalarında, Başbağlar katliamı da resmen anılmalı; programlarda her iki katliamın kurbanlarına eşit yer verilmelidir. Mümkünse anma heyetlerinin 5 Temmuz’da Başbağlar’ı da ziyaret etmesi sağlanmalıdır.
2. Ortak anıt ve müzeler: Sivas ve Başbağlar kurbanlarının isimlerinin birlikte yer alacağı anıtlar inşa edilmeli, belgesel ve arşiv çalışmalarıyla ortak hafıza mekânları oluşturulmalıdır.
3. Deklarasyon yayımlanması: Alevi sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri ve dedeler tarafından, “Sivas’ın intikamı Başbağlar’da alınmadı, her iki katliam da aynı Gladyo’nun eseridir, hiçbir terör örgütü bizim adımıza konuşamaz” içerikli bir ortak deklarasyon yayımlanmalıdır.
4. Eğitim ve yayın faaliyetleri: Her iki katliamın bağlantısını anlatan kitaplar, broşürler ve belgeseller hazırlanmalı; bu materyaller Alevi derneklerinde, cemevlerinde ve okullarda dağıtılmalıdır.
5. Hukuki mücadele: Her iki katliamın da insanlığa karşı suç olarak tescili için ulusal ve uluslararası hukuk platformlarında ortak mücadele yürütülmelidir.
Sonuç: Bir Olamayan Karanlığa Yenilir
2 Temmuz Sivas ve 5 Temmuz Başbağlar katliamları, aynı karanlık stratejinin, aynı kontra-gerilla yapılanmasının iki ayrı yüzüdür. Sivas’ta yakılan Madımak Oteli ile Başbağlar’da ateşe verilen köy evleri, aynı ateşin iki ayrı noktada parlayan alevleridir. PKK terör örgütünün “Sivas’ın intikamı” şeklindeki alçakça propagandası, bu iki vahşeti birbirinin karşıtı gibi sunarak toplumu bölmeyi amaçlayan karanlık bir tezgâhtan ibarettir.
Alevi toplumu olarak bizlere düşen, bu tuzağı bozmak, acılar arasında ayrım yapmamak ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin “Yetmiş iki milleti bir gör” öğüdüne uygun biçimde, Sivas’ta ve Başbağlar’da yitirilen 66 masum canı aynı saygı ve aynı adalet talebiyle bağrımıza basmaktır. Pir Sultan Abdal’ın zalime karşı duruşu, zalimin kimliğine bakmaz; ister yobaz kılığına girsin ister etnik bölücü maskesi taksın, zulüm zulümdür, katil katildir.
Sivas’ta yitirdiğimiz ozanlarımızın ruhu, bizden ayrımsız bir adalet beklemektedir. Başbağlar’da yitirilen masum köylülerin ruhu, bizden dayanışma beklemektedir. Ve Anadolu’nun kadim vicdanı, bizden “bir olmayı” beklemektedir. Eğer bölemeyeceklerse, birleştirecekler; karanlığı dağıtacak olan, ortak acıda buluşan ortak vicdan olacaktır.
Unutmayalım: Bir olamayan, karanlığa yenilir.
Kaynakça:
Akyol, H. (2015). Türkiye’de Kontrgerilla: Derin Devletin Kısa Tarihi. İstanbul: İleri Yayınları.
Aydın, E. (2009). Sivas Katliamı ve Devlet. İstanbul: Cumhuriyet Kitapları.
Bozkurt, C. (2012). Derin Devlet ve 1993: Faili Meçhuller Dönemi. Ankara: Kripto Yayınları.
Çelik, M. (2020). Başbağlar Katliamı: Belgeler ve Tanıklıklar. İstanbul: Belge Yayınları.
Demirtaş, N. (2018). Alevi Kıyımları: Tarihsel Süreç ve Sivas Olayları. İzmir: Etki Yayınları.
Ganser, D. (2005). NATO’nun Gizli Orduları: Gladio ve Terörizm. (Çev. M. Eriş). İstanbul: Güncel Yayıncılık.
Küçük, Y. (2011). Gladyo ve Kontrgerilla. Ankara: Berfin Yayınları.
Şener, N. (2004). Kırmızı Cuma: Sivas Katliamı. İstanbul: Günizi Yayıncılık.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Komisyonu Raporu. (1994). Sivas Olayları Meclis Araştırma Komisyonu Raporu. TBMM Yayınları.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Komisyonu Raporu. (2013). Başbağlar Katliamı Meclis Araştırma Komisyonu Raporu. TBMM Yayınları.
---
Aynı Ateşin İki Alevi
2 Temmuz Sivas ve 5 Temmuz Başbağlar için Ağıt ve And
Sefa Yürükel
Temmuzun bağrında üç gün arayla
Aynı ateş düştü Anadolu'ya
Madımak'ta canlar yanarken alaz alaz
Başbağlar'da mermi yağdı körpe kıza
Aynı karanlık el çizmişti rotayı
Aynı Gladyo sürmüştü piyonları
"İntikam" dediler, iğrenç bir yalan
Oysa ikisi de aynı tezgâh, aynı plan
Sivas'ta ozanlar, pirler, dervişler
Muhlis Akarsu elinde sazı
Hasret Gültekin türkü söylerken
Nesimi Çimen, Edibe Sulari
Ateşle sınandı insanlıkları
Ve Başbağlar'da adı sanı bilinmez
Ayşe, Fatma, Mehmet, körpe bebekler
Köy meydanında sıra sıra dizildi
Aynı acıya kurban gitti bedenler
Biri yobaz eliyle yaktı ateşi
Diğeri bölücü tetik çekti sinsice
Ama aynı merkez besledi her ikisini
Aynı karanlık akıl yazdı bu senaryoyu
Kardeşi kardeşe kırdırtmak
Sonra "rövanş" deyip kini biledirtmek
Bu alçak oyunu gördük biz
"İntikam" diyen dilleri lanetliyoruz
Çünkü Alevi töresi emreder bize
Mazlumun kimliğine bakılmaz diye
Hünkâr Hacı Bektaş "Yetmiş iki milleti
Bir gör, aynı nazarla bak" buyurdu
Pir Sultan zulme başkaldırdı
Zalimin maskesini sormadı
İster cübbe giysin ister puşi taksın
Zulüm zulümdür, katil katildir
Ve biz her mazlumun yanındayız
Ey Sivas'ın yitik canları
Muhlis'in türküsü, Hasret'in nefesi
Size söz veririz burada
Sizin hatıranızı rehin aldırmayacağız
Hiçbir terör örgütü sizin adınıza konuşamaz
Ve ey Başbağlar'ın masum köylüleri
Sessiz sedasız göçen nineler, bebeler
Biz biriz, acımız birdir
Katillerimiz aynı karanlığın farklı kollarıdır
Hiçbirini affetmeyecek, hiçbirini unutmayacağız
Bugün burada and içeriz
İki Temmuz'u Beş Temmuz'dan ayırmayacağız
Madımak'ın ateşini Başbağlar'ın mermileriyle
Aynı anıta kazıyacağız
Otuz üç artı otuz üç can
Altmış altı yıldız olup göğe yükselecek
Ve biz anmalarda hep bir ağızdan
Hem ozanın türküsünü hem köylünün ağıtını
Birlikte söyleyeceğiz
Kalk ey Anadolu'nun kadim vicdanı
Kır zincirlerini ayrıştırma oyunlarının
Bak, aynı ateşin iki aleviyiz
Biri kavurdu yüreğimizi, diğeri deldi bağrımızı
Ama ikisi de aynı cehennemden sıçradı
Şimdi zaman bir olma zamanıdır
Sivas'ın küllerinden Başbağlar'ın sessizliğine
Bir insanlık çağrısı yükseltme zamanıdır
Ve bilsin karanlık odaklar
Bölemeyecekler bizi, birleştirecekler
Acıyı ayrıştıran her söze inat
Biz Sivas'ı da Başbağlar'ı da
Aynı yürekte, aynı adalet öfkesinde
Aynı insanlık umudunda buluşturacağız
Çünkü biliriz:
Bir olamayan karanlığa yenilir
Biz bir olacağız ve o karanlığı dağıtacağız
Andolsun.
SEFA YÜRÜKEL
İlginizi Çekebilir