© Alevi Haberler

Türkoğuz Kılıçgedik yazdı: Alevilik-Bektaşiliğin yönetim modeli

Alevi-Bektaşi araştırmacı Türkoğuz Kılıçgedik, Alevilik-Bektaşiliğin tarihsel öğretisinde yer alan Velayet sisteminin, İslam toplumunun yönetiminde Halifelikten ayrı ve özgün bir devlet modeli oluşturduğunu savunuyor. Kılıçgedik’e göre bu model, Miraç hadisesiyle Hz. Ali’ye verilen Velayet üzerinden şekillenmiş ve Dört Kapı (Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat) ile Kırk Makam öğretisine dayanıyor.

Alevi-Bektaşi araştırmacı Türkoğuz Kılıçgedik, Alevilik-Bektaşiliğin tarihsel öğretisinde yer alan Velayet sisteminin, İslam toplumunun yönetiminde Halifelikten ayrı ve özgün bir devlet modeli oluşturduğunu savunuyor. Kılıçgedik’e göre bu model, Miraç hadisesiyle Hz. Ali’ye verilen Velayet üzerinden şekillenmiş ve Dört Kapı (Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat) ile Kırk Makam öğretisine dayanıyor.

Türkoğuz Kılıçgedik'in makalesinin tam metni şöyle:

 

ALEVİLİK-BEKTAŞİLİĞİN DEVLET YÖNETME MODELİ

 

Alevilik-Bektaşiliğin Tarihsel Öğretisi ve Sistemi

Peygamberlik sona erip Velayetin başlaması, Velayet öğreti ve sistemin belirlemesi için Hz. Muhammed Hak tarafından Miraca çağrıldı. Bu amaçla Miraç olayı Peygamberliğin sonlandırılıp Velayetin başladığı en üst kademe olan Hakk’ın huzuru ve Hakk’ın huzurunda Velayetle ilgili yeni, kesin, değişmez ve ebediyen sürecek kararların alınmasını teşkil ediyor.

Bu dönem, Hz. Muhammed’in ölümüne yakın bir zamana denk geldiği için, İslam toplumunun yönetimi Peygamberlik dönemini kapsayan Velayet yoluyla belirlenmiştir. Dolayısıyla, Velayet, Miraç sırasında Allah tarafından Hz. Ali'ye verilmiş ve Miraç dönüşü Hz. Ali'nin önderliğinde kırk kişiden oluşan bir meclis kurulmuştur.

Hakk’ın Hz. Muhammed’i Miraca çağırması ve Velayetin Miraçta Hz. Ali’ye verilmesi konusu, İmam Cafer Sadık buyruğun içinde yer alan “Kırklar Cemi” başlığı altında; "Hz Muhammed bir sabah (gece-şafağa doğru) Miraca gittiğini, Miraç da Hak ile Doksan bin söz konuştuğu, bu sözlerden otuz bini Şeriat Kapı üzerine indiği. Doksan bin sözden kalan altmış bin sözün ise Hz. Ali'de sır oldu” şeklinde açıklayarak Hz. Ali’nin Hz. Muhammed’le beraber Miraçta olduğunu ve Dört Kapı ve altmış bin sözle Velayet görevini aldığını vurgulamaktadır,  (Vaktıdolu, 2018, 13. “bz.”21-26-27).

Ayrıca, 1700-1800 yıllarında yaşamış “Hasreti” yazdığı Cönklerinde yer alan “Mirat-i Miraçname”de, Kırklar Cemi anlatımına benzer olarak “Hakk’ın Hz. Muhammed’i Miraca çağırdığı ve Hak ile görüştüğünü tespit edilmesi için önceden nişan olarak Hz. Muhammed’e ait yüzüğün (hatem) Melek Cebrail vasıtasıyla Hakk’a gönderilmesi emredilmiş. Hz. Muhammed ile Hakk’ın Miraçtaki görüşmesinde Hz. Muhammed Miraçta kendi yüzüğünü Hak elinde görmüş. Aynı yüzük Kırklar Ceminde Hz. Ali parmağında çıkması üzerine, Hakk’ın Miraç da Hz. Ali’de tecelli olduğunu, dolayısıyla Hz. Ali’nin Miraç da olduğu ve bu tecelli sırasında Hakk’ın belirlediği Velayetin tüm öğreti ve sistemin Hz. Ali’ye geçtiğini” (Özmen, 1998, s. 206-208) sır ve şifreli bir dille açıklamaya çalışmaktadır.

Bu tecelli ile Velayetin tüm öğreti ve sistemin Hz. Ali’ye geçmesi, Hz. Ali’nin Hakk’ın Velisi konumunda Velayet aldığına vurgu yapmaktadır Pir Sultan gibi ozanlar ve Miraçnameler gibi anlatımların birçoğu Hz. Ali’nin Miraçta Velayet alıp Dört Kapı öğretisi üzerinden görev aldığına sır ve şifreli bir dile açıklama getirmeye çalışıyorlar.

Tüm Alevi yazılı tarihi kayaklarında Hz. Ali’ye verilen Velayet ve ilgili öğreti ve sistemin sır ve şifreli olarak anlatmasının temel nedeni Velayet öğretisi ve yönetim şekli kendi içinde birçok sırlar taşımakla beraber, bu öğreti ve yönetimin Velayet sahipleri dışında yorumlanmaması ve art niyetli kişilerin eline geçmeyip istismar edilmemesi içindir.

Özelikle Hz. Muhammed’in ölümünden sonra Velayete karşı ortaya çıkan Halifelik, Velayet için büyük tehlike arz ediyordu. Velayet öğretisi ve sistemi tarih boyunca bu gibi tehlikelere karşı hep sır ve şifreli olarak yazılı kaynaklara geçti. Bu durum Velayet ile Halifeliğin aynı şey olmadığı, arada öğreti ve yönetim farklılığının da olduğunu açıklayan birçok tarihi ayrışma ve çatışmalarla da kanıtlanmış durumdadır.

Velayet, Hak ve Hz. Muhammed tarafından Hz. Muhammed daha hayata iken sosyal düzeni ve adaleti sağlayan beli bir öğreti ve sistemle ve ilahi bir kudretle Hz. Ali’ye verilerek bu amaçlı Hz. Ali ve devam soyuna özgü dokunulmazlık zırh ile yürürlüğe girdi. Halifelik ise Hak ve Hz. Muhammed’den habersiz ve Hz. Muhammed’in ölümünden hemen sonra birkaç kişilik beşeri şura toplantısıyla belirlenip egemenlerden yana olan gelişi güzel bir sistemle yürürlüğe girdi. İki başlı bir İslam yönetimine neden olan bu durum tarih boyunca İslam içi bölünme ve çatışmaların temel sebebi ve kaynağını oluşturuyor.

Ayrıca Velayet ve ilgili öğretisi ve sistemi Hak ve Hz. Muhammed tarafından meşru yollarla Hz. Ali’ye verildiği için Hz. Ali, Ehli Beyti Kırklar ve On İki İmamlara ve devam soyu olan Aleviliğe özgü, özel ve ayrıcalıklı olarak kurumlaştığı için dokunulmaz ve değişmez bir sonsuzluğa sahip iken. Halifelik ise birkaç kişilik şura ile meşru olmayan yoldan kurumsallaştığı için hile, savaş, zor, cebir gibi meşru olmayan yollarla el değiştirebilir ve her el değiştirdikçe öğreti ve tüm unsurlarıyla her defasında değiştirilen bir yapıya sahipti.

 

Alevi-Bektaşi Öğreti ve Sistemin, Devlet Yönetim Modeli

Velayet öğreti ve sistemi tamamen Ahiretlikdüzenden esinlenip dünyanın insan düzeniyle harmanlanarak, bir dünya düzenine dönüştürmeyi hedefleyen bir yapıdır. Bu öğretinin, dünyevi biçiminde karşılığı dört kademeden oluşur. Birinci kademe Peygamberlik öğretisi, ikinci kademe Velayet öğretisi, üçüncü kademe Ariflik (Melek Cebrail) öğretisi, dördüncü kademe Velilik (Hak) öğretisidir.

Bu dört öğretinin dünyevi yapısı, Hz. Hz. Ali’ye verilen Velayet öğretisi ve sistemi olan Dört Kapı ile kademelendirilerek birbirine entegre edilmişler. Ahiretliğin dünyevi karşılığı olarak açıklanan bu öğretinin, Ahiretlik olan batın boyutu, insanların anlayamayacağı kadar farklı olduğu için tamamen sır ve gizli kalmıştır.

Hz. Muhammed’in Peygamberlik dönemi olan 22 yıl içinde gelen vahiylerin insanlara tebliği ile farklı inançlardan çok sayıda insan İslam’ı benimsemiş. Bu insanlardan İslam toplumu doğmuştu. Her geçen gün çoğalarak büyüyen İslam nüfusun yasama, yürütme, yargı ve ilgili yönetme şekli Miraçta Velayet üzerinden belirlenip Hz. Muhammed daha hayata iken yürürlüğe girmişti.

Alevi-Bektaşi yazılı tarih kaynakları yakından incelenip doğru ve sistematik bir şekilde yorumlandığında, Velayet öğretisi ve sistemi Dört Kapı Kırk Makamla bile çok kolayca tanımlanabilir. Bu öğreti ve sisteme dayalı bir "yasama, yürütme ve yargı" yapısının varlığı çok kolaylıkla gözlemlenebilir. Bunlardan, Hacı Bektaşi Veli’ye ait Makalat eserinde belirtilen Dört Kapı ve ilgili dört kademeli toplum entegrasyonu (Abid, Zahid, Arif, Mühip) ile ilgili açıklamaları ve bu açıklamaları onaylayan diğer birçok Alevi yazılı kayakla beraber önemli bir örnek ve kanıt teşkil etmektedir.

Aynı bağlamda, yasama, yürütme ve yargıyla ilgili İmam Cafer Sadık Buyruğunda Kırklar Cemi başlığı altında yayınlanan Kırklar Meclisin kurumsal varlığı ve ayrıca tarih içinde Alevi ocak, tekke, dergâhların derviş merkezli kurumsal yapısı gibi birçok oluşum, Velayet yönetim biçimini açıklayan önemli örnekler ve deliller olarak hizmet vermişler. Bunlardan en canlı ve çarpıcı örneklerden ve kanıtlardan biri de Alevi-Bektaşi topluluğunun sosyal yapısı, inançları, kültürü ve bunlarla ilgili norm ve ritüelleridir.

İmam Cafer Sadık Velayet öğretisi ve Dört Kapı sistemin yönetim modelin temel kaynağı hakkında kısaca şu bilgiyi veriyor; “Muhammed Mustafa ve Aliyyel Murtaza cümleye rahmet geldiler, dini zahir eylediler. Erkân koydular. Şeriat zahir oldu. Tarikat (Marifet) ve Hakikat sırrı oldu. Şeriat Muhammed’in oldu. Tarikat (Marifet) ve Hakikat Ali’nin şanına geldi”(Vaktıdolu, 2018, 21). Şeyh Safi ve diğer Alevi ozanların eserlerinde "doksan bin söz" ve artı "otuz bin söz" olarak anılan Kur'an ayetlerine ait sözlerin, Dört Kapıya bölünerek yorumlanmasına değinerek, Velayet öğreti, sistemin ve ilgili yasama, yürütme ve yargı yapıları Dört Kapı içinde Kur’an ayetleriyle de desteklenecek şekilde kurumsallaştığı anlaşılmaktadır. Bu konudaki Şeyh Safı açıklaması şu şekildedir. “Muhammed Mustafa Sallahlahüteala aleyhi vesellem Miraca varıncak Hak Celle ve ala hazretleri doksan bin kelamı söyleşti. Otuz bini şeriatta ve otuz bini tarikatta ve otuz bini hakikatta ya ma’rifet kelamı kanı dirsen…?

Doksan bin kelamın otuz bini şeriat kalidir. Otuz bini tarikat yoludur ve otuz bini hakikat halidir. Ma’rifet sırrı emirdir ve ma’rifetin kelamı Hak teala erenlerin ve Ali’nin kudret nurunda sırritmişdir. Erenlerin sırrını müşahide idüb onlarda görmek gerek” (Koçak, 2004, 67).

Hak tarafından belirlenen Velayet öğretisi ve sistemi ve ilgili yönetim şekli yasama, yürütme ve yargı yapısını Dört Kapı denilen Şeriat Kapısı, Tarikat Kapısı, Marifet Kapısı ve Hakikat Kapısı öğreti kademelerinden oluşuyordu. Birinci kademe olan Şeriat Kapının yasama, yürütme ve yargı yapısı Müslüman olmuş tüm kesimi kapsayacak şekilde Hz. Muhammed dönemindeki Peygamberlik öğretisi üzerinden düzenlenip kurumsallaşmış. Bu öğreti ve kurumsallaşmanın günümüz dili ile açıklaması Hz. Muhammed bu öğretinin sahibi ve ilgili devletin kurucusu ve başıdır.

İkinci kademe olan Tarikat Kapının yasama, yürütme ve yargı yapısı, Hz. Ali Vilayeti ve Kırklar Meclisin öğretileriyle belirlenen, devletin kurumsal ve sosyal yapısını oluşturan, devlet kurumun kendisi ve Şeriat Kapı kurumsalın üzerindeki üst yönetimdir. Bu kurumsal yapının günümüz modern karşılığı Meclis ve onun bünyesinde atanan Başbakan, Bakanlar ve bu Bakanlar kabinesi ve bağlı devlet kurumlarıdır.

Birinci (Şeriat Kapısı) ve ikinci kademelerin (Tarikat Kapısı) dünyevi öğretisi Peygamberlik ve Velayet öğretisi üzerinden açıklanırken, bu öğretinin Ahiretlikteki karşılığı sır ve gizli (batın) tutulmuştur.

Üçüncü kademe olan Marifet Kapı yasama, yürütme ve yargı yapısı Melek Cebrail’in Melek konumu ve öğretisi üzerinden düzenlenmiş. Devlet kurumsal yapısından daha bağımsız, dünyevi hırslardan soyutlanmış gönül gözü gelişmiş olarak belirlenerek devlet kurumsalını bağımsız ve tarafsız olarak denetleyen ve düzenleyen bir yapı içinde kurumsallaşmıştır. Dördüncü kademe olan Hakikat Kapı yasama, yürütme ve yargı yapısı Hakk’ın yaratılışa bakışı ve ilgiliöğretisi üzerinden düzenlenmiş. Marifet Kapıyla beraber (Melek ile Hak) koordineli çalışan Hakikat Kapı kurumsalı, devletten bağımsız olarak, devleti, İslam ve İslam olmayan her kesimi ve tüm yaratılışı kapsayacak şekilde geniş bir görev sorumluğuyla en üst yönetim olarak evrensel ilkeler üzerine kurumsallaşmıştır. (Günümüz tabiriyle birleşmiş milletler, Avrupa insan hakları mahkemesi, Anayasa mahkemesi ve benzeri bir yapıya sahiptir).

Bu kurumsal yapının zahir ve dünyevi tanımı Ariflik ve Velilik öğretisiyle açıklanırken, batın ve Ahiretlik tanımı ise insanların anlayamamağı öğreti olan Melek ve Hak öğretisiyle açıklanabilir içerikte kendi içinde sırdır.

Dört Kapın tüm bu sistemi, tüm boyutlarıyla birbirine entegre edilerek kademelendirilmiştir. Yani her kapı kademesi hem kendi içinde kendine özgü ve bağımsız bir yasama, yürütme ve yargı yapısı vardır. Hem de Dört Kapı öğreti ve sistemine göre kademeli ve birbirine bağlı entegrasyonlu bir yasama, yürütme ve yargı yapısı vardır.

Bu öğreti ve sistem Peygamberlik öğretisini kapsayacak şekilde Velayet üzerinden kurumsallaşıp devletleştiği için “günümüz tabiriyle” Başbakan Hz. Ali’dir. Hz. Muhammed ölümün sonrasındaki süreçte devletin kurucusu ve onursal Başkanıdır. Bakanlar ise ilgili Kırklar Meclisidir ve tüm alt kurumlarıyla Başbakana yani Hz. Ali’ye bağlıdır. Kırklar Meclisi on yedisi kadın, yirmi üçü erkek Bakandan oluşmuş. Kırk Bakan, kadın ve erkek sayısına göre eşit sayıda Dört Kapı içinde bulunan her kapıda onar Bakanla görevlendirilmiş.

Tüm bu tarihsel bilgilere göre, Hz. Muhammed daha hayata iken bu dönemde devletin yönetim ve kurumsal yapısı Hakikat Kapısında (Miraçta) Hak tarafından belirlenmiş. Hz. Muhammed Peygamberliğiyle Şeriat Kapı öğretisiyle bu devletin temelleri atılmış. Hz. Ali Velâyetiyle devletin yasal, kurumsal ve sosyal yapısı Tarikat Kapı öğretisi ve Kırklar Meclisiyle (Alevilik) kurulmuş. Melek Cebrail tarafından bu devlet Marifet Kapı öğretisine göre denetlenip tüm unsurlarıyla yürürlüğe girmiştir. Hz. Ali Hakk’ın Velisi (Velayeti) olduğu için Başbakan ve Kırklar Meclisi Bakanlar kurulu düzeyinde bu devletin Dört Kapı öğretisi ve sistemi olan tüm yasama, yürütme ve yargı bilgisine sahiptir.

Yazılı tarih kaynakları, Hz. Muhammed Miraca çıktığında on sekiz bin âlemi gördüğünü belirtir. Miraç görüşmesinde Hak tarafından kurumsallaştırılan Velayet ve Dört Kapı öğretisi ve sistemin Ahiretlik bir yaşamın modelin dünyevi karşılığı olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, Ahirette dört kademeli bir sosyal yapı vardır. Bu sosyal yapısının dünyevi toplumsal karşılığı; “Abid (Müslüman), Zahid (Alevi-Bektaşi), Arif (Melek) ve Mühip-Veli (Hak) (Güzel, 2011, 74) olarak tanımlanıp kademelendirilmiş. Velayet öğretisine göre kişi bu dünyada Dört Kapının hangi kademesinde ise Ahirete de o kademede yer alacağını ve o kademeye göre sorgu sualden geçecektir

 

Şeriat Kapısında, Temel Yapılanma

İslamiyet’in ilk döneminden başlayarak, diğer dinlerden Müslümanlığa geçen insanların, yeni bir düzen olan İslam'a entegre edilmesi süreci, Müslüman ilkeleri çerçevesinde verilen ilk eğitim yoluyla dini ve sosyal yapıya dahil edilmeleri. Ve böylece kendi içinde kurumsal bir örgütlenmenin oluşturulması hayati önem taşımaktaydı. Bu nedenle, Şeriat öğretisi içinde, bu amaca uygun hizmetin sağlanması için bazı önemli başlangıç ​​ve genel ilkeler belirlenmiştir. Bu konuma uygun tutarlı ve öncelikli olan ilkeler, sağlam temeller üzerine, kurumsal ve sosyal bir düzen oluşturulmuş ve bu düzene göre faaliyet yürürmüştür.

Bu ilkeler kısaca şöyle özetlenebilir; “İman, ilim, salat (namaz), zekât, oruç, hac, askerlik, yasak cinsi münasebetten kaçınma, üretim, helal kazanç, faizin yasaklanması, paylaşım, nikâh, aile, toplum, sünnet, musahip, kirve, dünür ilişkilerin gelişimi. Sevgi, saygı, temiz yemek, temiz giyinmek, iyilik, yaramaz işlerden sakınmak” (Güzel, 2011, s. 293-1011) gibi ve benzer ana ilkeler ile belirtilmiştir. Pir Sultan Abdal bu ilkelerin İslamiyet’in öncelikli yapısıyla ilgili genel bir değerlendirmesini şu dizelerle açıklamaya çalışmıştır. ”Gönül gel karardan şaşma / Sözüm sana meveddettir / (…) Şeriattan edep öğren / ilim ile üstat olur oğlan / Kimi farz kimi sünnettir” (Gölpınarlı-Boratav. 2010, s. 103-104).

Özelikle bu ilkelerin önceliğe alınmasının başlıca nedeni bu ilkeler ve içinde yer alan tüm önemli ayrıntılar İslam’dan önce ya hiç yoktu. Ya da egemen yönetimlerin işine gelmediği için hiçbir şekilde önemsenmiyordu. Bundan dolayı bu ilkeler, bir başlangıç olarak belirlenmesi önemli bir değişimi getirmekle beraber, İslam’dan önceki önemli sorunlarında bu öncelikli ilkeler ve ilgili ayrıntılarıyla çözüme kavuşturulması hedeflenmiştir.

Bu ilkelerin tüm ayrıntılarının, Hz. Muhammed zamanında Velayet sahibi olanlar tarafından Şeriat Kapı kurumsalı içinde eğitim ve öğretim yoluyla topluma yayılması ve uygulanması amaçlanmıştır. Kırklar Meclisi'nden on Bakanın önderliğinde, bu ilkelerle ilgili sorunları çözmek ve toplumun hızla bu ilkeli düzene uyması için yasama, yürütme ve yargı organların tüm imkânları seferber edilmiş.

Başlangıçta dini okullar (medreseler), Mescitler ve Camiler gibi merkezi yerler kurulmuş ve bu amaçlı kullanılmıştır. Dört Kapı öğreti ve sistemin ilk seviyesi olan Şeriat Kapısında, Hz. Muhammed Müslüman topluluğunun başı olarak Peygamber, yardımcısı Hz. Ali'yi İmam ve Velayet makamın sahibi olarak kabul edilir. Velayetin bu yönetim modeli, Halifelik yönetiminden farklı olduğu için Halifelik yönetimin sert baskılarına rağmen kısmen gizli olarak Velayet öğretisi aracılığıyla On İki İmam döneminde ve sonrasındaki tekke ve dergahlar yoluyla uzun yıllar boyunca devam etmiştir.

 

Tarikat Kapısında, Devletin Kurumsal Yapısı ve İşleyişi

İlk kademe olan Şeriat Kapısı öğretisi, Müslümanlığı kabul eden her sıradan insan için Müslüman öğreti ve yasalarını askeri düzeyde belirleyip düzenleyen ve yöneten başlangıç ​​ve alt bir kademedir.

Dört Kapı içinde, ikinci kademe olan Tarikat Kapısı öğretisi ve ilgili aşamaları, devlet düzeyinde özellikle belirleyicidir. Çünkü Tarikat Kapısı sistemi hem devleti yöneten kurumsal bir yapıdır hem de devleti yönetenleri yetiştirmiş ve atamasını yapmış merkezi bir kurumdur. Başka bir deyişle, devlet büyük ölçüde Tarikat Kapısı öğretisi ve sistemine göre yönetilmiştir. Bu nedenle, devletin her kurumunda ve kadrosunda görev yapan her kişinin Tarikat Kapısı'ndan mezun olup Tarikat Kapı öğretisine göre görev yürütmesi gerekiyordu. Bunun en açık örneği, Hz. Ali'nin Velayet görevini almasıyla birlikte, Tarikat Kapısı kurumu içinde yer alan Kırklar Meclisi'nin, Dört Kapı öğreti ve aşamalarıyla oluşturulan devlet yapısı içinde bu günkü deyimiyle Bakanlık düzeyinde görevler yüklemesidir.

Kırklar Meclisi, Şeriat Kapı öğretisini edinmekle beraber, Tarikat Kapı öğretisi içinde belirlenen ana ilkeler olan; Mürit, musahip, talip, rehber, pir, mürşit kutsal ikrar ve manevi bağ ilişkileri içinde Alevilik esaslarına göre yapılanmıştır. Nefsi duygularından soyutlanmış, Derviş konumunda tamamen hizmet odaklı görevler edinmiş. Tarikat Kapı ibadeti olan Cem ibadet ve toplantılarına eksiksiz katılım sağlamış. Birçok farklı eğitim ve deneyimden geçerek birçok farklı ilimle aydınlanmış. Toplumun her kademesiyle uyum içinde yol gösteren muhabbet sahibi bir görev ve kişilik edinmişler. Bu öğretiyle iç dünyası aşk, şevk, sefa ve ilgili saflığa, fakirliğe (Kılıçgedik, 2025, s 171-179) kavuşarak dünyevi oluşumdan farklı olan Ahiretliğe özgü pişerek olgunlaşmış bir kişiliğe kavuştuklarından, bu kişilere Bakanlık düzeyinde devletin farklı kurumlarında ve üst düzeylerde önemli görevler verilmiş.

Alevi yazılı metinlerinden anlaşıldığı kadarıyla; Tarikat Kapı öğretisi, Kırklar Meclisinde olduğu gibi devlet içinde görev alanları ilk etapta nefsi duygulardan arındıran bir eğitim vererek kişiyi dünyevi isteklerden soyutlamış bir derviş veya rehber, pir konumuma eriştirerek mezun ediyor. Bu konumuyla devlet kurumlarında görev alanlar mülkiyet edinmede muaf tutularak bir Derviş misali yaşam sürmek durumunda görev yürütüyordu. Bu eğitim, okul ve dershane konumunda görev yürüten ocak, tekke ve dergâh yapılanmaları içinde veriliyordu.

Böylece ocak, tekke ve dergâhlarda mezun olan Dervişler devletle ilgili aldığı görevlerde altı gurupta görev almıştır. Birinci gurup, devletin tüm kurumsal mekanizmalarında görev alan kadroyu, Dervişlik kişiliği ve görevine erişene kadar eğitim, öğretimden geçirip mezun ederek eğitim düzeyine göre ihtiyaç duyulan kurumlarda görev veriyordu. Pir Sultan Abdal Tarikat Kapının bu eğitim sistemini kısaca şu dizelerle dile getirmiş. “…Tarikat bir oddur yakar / Kimi ham kimi has çıkar / Çerağın yakan üstadadır / Tarikata kâmil olan / ilim ile âlim olan / Evvel mertebe hizmettir…” (Gölpınarlı-Boratav. 2010, s. 103-104). Tarikat Kapı kurumsalın bu konumundan dolayı, görev verdiği tüm bu kadroyla işbirliği içinde devletin yasama, yürütme, yargı, ekonomik, sosyal düzen, inanç gibi her alanda eşit, adil ve paylaşımcı düzeni oluşturup devam etmeyi sağlayan merkezi bir yapısı vardı.

İkinci gurup, Kırklar Meclisinde olduğu gibi Bakanlık düzeyinde ve ilgili üst kademelerde sabit ve yerleşik görevler alırken. Üçüncü gurup, Devletin askeri ve diğer güvenlik içerikli alanlarında görev alıyordu. Dördüncü gurup, tarım, üretim, esnaf, zanaat, ticaret gibi devleti ayakta tutan ekonomik unsurlar içinde görevlendirilmiş. Beşinci gurup, din, inanç ve kültürel konularında görev almış. Altıncı gurup, devlet adına çok sayıda farklı görevler alarak ulaşım ve haberleşmenin olmadığı bu dönemde bu görevlerini gezgin bir şekilde yürüterek halkın her kesimine ulaşıp halkın sorunlarını çözmeye odalı çalışmıştır.

Velayet ve ilgili Dört Kapı öğreti ve sistemine göre kurulan bu devlet modeli, Hz. Muhammed döneminde yürürlüğe girmiş. Hz. Muhammed vefatından hemen sonra, Halifelik devlet yönetimine geçilince, Velayet yönetim modeli devlet dışına itilmiş. Dolayısıyla, bu yönetim modeli sivil ve içe kapalı ocak, tekke, dergâh yapılanması ve sistemi içine girmiş. Halifelik yönetiminden kaçınmayı gerektirecek bir yöntemle varlığını sürdürmeyi sağlamıştır.

 

Marifet ve Hakikat Kapı Gereği, Devlet Denetimi ve Düzeni

Tarikat Kapı öğretisini alıp devletin birçok kurumunda ve kadrosunda, Hak aşkı ile görev alanlar Dört Kapı kuralları içinde gösterdiği çaba, yaptığı hizmetler, edindiği tercüme ve donanımlar oranında içsel ve ruhsal olarak gelişerek, Marifet Kapı kademesine geçiyordu. Daha çok bu hizmetlerle Marifet ve Hakikat Kapı kademesine erişen bu insanların iç duyuları Hakk’ın sevgisiyle dolup, Hakk’ın gözü ve gönlüyle tüm insanlara ve varlığa bir gözle bakan esaslar üzerinde hizmet etme görevi alıyordu.

Eline geçen mülkiyeti ve devlet olanaklarını din, dil, ırk ayırımı yapmadan yoksul ve yardıma muhtaç kesime eşit oranda harcamak ve bu kesimin hayat seviyesini yükselten bu yöneticiler, tamamen Hakk’ın rızası için çalışıyordu. Buradaki amaç, geçici olan dünya hayatından farklı olan sonsuz Ahiretlik yaşam biçimini, bu dünyada yaşayıp tecrübe edinerek Ahirete en iyi şekilde hazırlanmaktır. Velayet devlet yönetimi olan Ahiretlik yaşam biçimi, din, dil, ırk ayırımı yapmadığı için, Velayetin devlet yönetimi altında yaşayan farklı din, inanç ve kültürden insanlar, diğer faklı düzenlere nazaran bu yönetim altında kendini daha fazla emniyete ve huzur içinde bulabiliyordu.

Velayet ve ilgili yönetim şekli olan devlet kurumları içinde hizmet çabası içinde olup yaptığı hizmetler, edindiği tercüme ve donanımlar oranında içsel ve ruhsal olarak gelişen insanlar; Marifet Kapı kurumsalı içinde devlet kurumlarını denetleyip toplumun memnuniyetine göre düzenleyen görevliler tarafından belirlenerek, Marifet Kapı kurumsalına dâhil ediliyor. Ve daha çok devlet kurumlarını denetleyip düzenleme üzerinden görev veriliyordu. Böylece Marifet Kapı öğretisine göre yetişen Arif sayısı artıkça Marifet Kapı kurumsalı güçlenip toplumun eğitim seviyesi ve oranı daha çok bu kapıya göre değerlendiriliyordu.

Marifet Kapı öğretisine sahip kişi “Bencillik, kin ve garezden uzak durup, edep ve içsel olan içi dünya ilmi gelişmiş. Perhizkârlık (aşırı istekleri sınırlanmış), sabır, kanaat, hayâ, cömertlik, hoşgörü, kendi özünü bilmek” (Güzel, 2011, s. 293-312) gibi ilkeler ve ilgili haller kişide hâsıl olmuş. Ve bu âlemde bir Melek ve Evliya konumuna erişmiş kişilerden belirleniyordu. Bu kişiler devletin yasama, yürütme ve yargı ve her kurumsal organlarını denetleme ve düzenleme yetkisine sahipti.

En üst kademe olan Hakikat Kapı öğretisine sahip kişi; “Toprak gibi alçak gönüllü olup, kimsenin ayıbını görmemeden, yetmiş iki milleti bir görüp, yapabileceği her türlü iyiliği hiçbir varlıktan esirgemez. Hakk’ın her yarattığını severek, güven verip Hak yolunda itibar görerek, başta kendisi ve tüm insanlar olmak üzere her varlığı birliğe yönlendirme çabası içinde hizmet veren kişiliğe erişmiş. Gerçeği gizlemeden İlahi sır ve manayı bilerek İlahi varlığa ulaşabilme” (Kılıçgedik, 2025, s.193-203) konumuna erişmişse, bu kişilerden oluşan Hakikat Kapı kurulu devlet adına her konuda evrensel içerikte karar alma ve yetki verme konumuna sahipti. Bu karar ve yetkilendirme devletin tüm kurumları üzerinde etkili ve bağlayıcıydı.

Tarafsız ve adıl olan böyle bir kişilik devleti yöneten kurumsal organlarıda aynı tarafsızlıkta ve adalette denetleyip düzenleyerek toplumu refaha kavuşturması için görev yapıyordu. İçsel ve Haksal olan bu durum Marifet Kapısında Meleklerin, Hakikat Kapısında Hakk’ın adına görev alıp bu amaçlı bir yasama, yürütme ve yargı anlayışı içinde oldukları gibi devletin yasama, yürütme ve yargı yapısının da bu seviyede yürütülmesi için çalışıyorlardı.

Bu makama ulaşanlara devlet desteğiyle çok daha fazla imkân verilerek, halkın hoşnutluğunu kazandıkları oranda, Meleklerin ve Hakk’ın hoşnutluğu kazanılmış oluyordu. Bu durum evrensel ilkelerin gelişmesi ve yaygınlaşmasına imkân tanıtılıyordu. Böylece yapılan hizmetler ve elde edinilen hoşnutluk, el ele el Hakka desturuyla Hakikat Kapı öğretisinin en üst makamı olan, “Hakk’ın insanda tecelli olduğunun” bir yansıması ve delili olarak değerlendiriliyordu.

Hakikat Kapında görev alıp bu kapının öğretiyi eksiksiz uygulayanların başarısı devletin tüm kademelerine yansıyıp eşitlik, hak, hukuk, adalet gibi evrensel ilkelerin yaygınlaşması, insanlarda içselleşmesini ve uygulanmasını garantiye alıyordu. Ahiret yönetim şeklinden tasarlanan ve dünyevi olanaklarla yürütülen bu yönetim şeklin, Ahiretteki karşılığı ruh, Melek ve Hak merkezli bir yönetim modeliydi. Pir Sultan Abdal bu yönetim modelini kısaca şöyle açıklıyordu. “…Hakikat genç-i nihandır / Marifet gevher-i kandır / Yedi yüz yetmiş mizandır / Ötesi ilm-i hikmettir (…) Mürebb’ olan Ali gerek / Dört Kapıda eli gerek / Zira Ali Muhammed’dir”(Gölpınarlı-Boratav.2010, s. 103-104).

 

Kaynakça

Özmen, İsmail. Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi.Ankara. 1998. Kültür Bakanlığı Yayınları Koçak, Yunus. Menâkıb-ı Şeyh Safî, İbrahim ocağı’ndan gelen bir Şeyh Safi buyruğu. Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi 30/2004. Güzel, Abdurrahman. Hacı Bektaş Veli El Kitabı,Ekçağ basım yayın, 2011. Ankara. Kılıçgedik, Türkoğuz. Alevilik, Bektaşiliğin Gayb Olan Öğretisi Ve Sistemi 2025. İstanbul. Taş Baskı yayın. Özdemir Alirıza “Alevi-Bektaşi Yolunda Dört Kapı Kırk Makam”. 2024, Efsus yayınları. İstanbul. Yaman, Mehmet. Makalat ve Müslümanlık, Gülbay yayın, İstanbul. 1985 Gölpınarlı, Abdulbaki. Boratav, Pertev Nail. Pir Sultan Abdal.2010. İstanbul. Yaman, Mehmet, Buyruk (Şeyh Seyyid Safi Menakıbı), Cem Vakfı Yayın 2013 İstanbul. Alşan, Hakan Alşan.Horasan Erenleri. 2012 İstanbul. Kılıçgedik, Türkoğuz. Seçilmiş Toplum Alevilik(Alevi, Dersim, Xormecık veKarêr Tarihi. 2020.İstanbul. Kahve kültür yayınları. Bozkurt, Fuat. İmam Cafer Sadık Buyruğu, 2020 İstanbul. Salon yayınları. Vaktidolu, Ali Adil Atalay. İmam Cafer Sadık Buyruğu, 2018. İstanbul. Can yayınları. Yaman, Mehmet, Buyruk (Şeyh Seyyid Safi Menakıbı).  2013. İstanbul. Cem Vakfı Yayınları. Sarıkaya, Mehmet Hazırlayan. Fütüvvetname-i Cafer Sadık, 2008.İstanbul. Horasan yayınları.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER