Yüksel Gülsoy yazdı: Düşkün ilan etmek kimin yetkisinde?
GÜNDEMBektaşî yol muhibbi Yüksel Gülsoy, son dönemde özellikle de siyasi polemiklerde hakaret ifadesi olarak kullanılan "düşkünlük" nedir, nasıl oluşur, düşkün ilan etmenin koşullarını yazdı.
Geride bıraktığımız Kurban Bayramı ve bayrama dair öne çıkan küskünlerin barışması ve iletişim kurma kavramları üzerinden toplum olarak en fazla ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri, birbirimizi daha dikkatli dinleyebilmektir. Bu nedenle baştan ifade etmek isterim ki burada ne bir siyasi lideri savunma niyetindeyim ne de herhangi bir siyasi tarafın sözcülüğünü yapıyorum. Meseleye Aleviliğin kendi kavramları ve Alevi yol erkânı açısından bakmaya çalışıyorum.
Son yıllarda dikkatimi çeken bir eğilim var. Siyasi tartışmaların içine Aleviliğin en temel kavramları taşınıyor ve çoğu zaman da anlamlarından koparılarak kullanılıyor. Bunun en çarpıcı örneği ise "düşkün ilan etme" meselesidir.
Sünni gelenekte tarih boyunca büyük tartışmalara yol açan bir "tekfir" mekanizması vardır. Bir kişiyi din dışı ilan etmek, onu inanç topluluğunun dışına itmek anlamına gelir ve hatta bazı görüşlere göre katledilmesi bile dinen uygun hâle gelmiş olur. Bu anlayışın yol açtığı yaralar İslam tarihi açısından dikkate değerdir.
Alevilikte ise bunun birebir karşılığı yoktur. Ancak bazı yönleriyle benzerlik kurulabilecek bir kurum vardır: düşkünlük.
Fakat burada çok önemli bir ayrım bulunur. Düşkünlük, herhangi bir kişinin sevmediği insanlar veya siyasi kişilikler için sosyal medyada oturduğu yerden verebileceği bir karar değildir. Düşkünlük, yolun kendi iç hukukuna ait son derece ciddi bir müessesedir. Kişisel öfkenin, siyasi tercihin ya da grup aidiyetinin aracı değildir.
Bugün ne yazık ki kimi çevrelerde, işine gelmeyen herhangi bir kişiyi "düşkün" ilan etme alışkanlığı ortaya çıkmış durumda. Dün Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı olduğu için ve sırf Milliyetçi hassasiyetleri olduğu için Ali Rıza Özdemir'e yöneltilen düşkünlük iddiaları benzer bir alışkanlıkla bugün de Kemal Kılıçdaroğlu'na yöneltiliyor. Yarın aynı mekanizma şüphesiz başka birileri için de işletilecektir.
Oysa sorulması gereken ilk soru şudur:
“Bu hükmü verme yetkisini size kim verdi?”
Alevilikte yol, erkân, ocak sistemi, ikrar, rehber, pir, mürşid, musahiblik, görgü ve sorgu vardır. Rızalık alıp verme vardır. Ama bunlar yolda yürüyen canlar için vardır. Malum olduğu üzere Aleviyim demekle Alevi olunmuyor çünkü günümüz toplumunda birçok insan bu inanç sisteminin gereklerini yerine getirmiyor. Tüm bu inanç sistemine dair mekanizmaları yok sayarak insanları düşkün ilan etmeye kalkışmak, aslında Aleviliğin kurumsal hafızasını ve yüzyıllar içinde oluşmuş kendi erkânını-iç hukukunu yok saymak anlamına gelir.
Kendi örneğimden hareket edecek olursam; Kızılbaş aidiyetim üzerinden Ağuiçen Ocağı'na bağlı bir ocakzade olarak çok iyi biliyorum ki herhangi bir yol kusuru veya şikâyet durumunda süreç bellidir. Konu önce kişinin bağlı olduğu rehbere gider. Çözüm üretilemezse pir ve mürşid makamlarına taşınır. Nihai değerlendirmeyi de ilgili ocağın mürşid makamı yine o kişinin yol kardeşlerine danışarak gerçekleştirir.
Düşkünlük kararı beğenmediğiniz birisinin siyasi tercihleri üzerinden, X anketi vasıtası ile bir Facebook paylaşımıyla veya bir YouTube yayınıyla verilemez.
Dahası, düşkünlük Alevilikte mutlak ve sonsuz bir dışlama da değildir.
Çünkü Aleviliğin amacı insanı kaybetmek değil kazanmaktır.
Yoldan (dardan) düşenin, işlediği kusurun ağırlığına göre dara durması, sorgudan geçmesi, hatasını telafi etmesi ve yeniden kendi topluluğuna dönmesi mümkündür. Bu yönüyle düşkünlük bir cezalandırma mekanizmasından çok ahlaki bir yüzleşme ve toplumsal onarım mekanizmasıdır.
Bugün yaşadığımız tartışmalarda ise bambaşka bir tablo görüyoruz.
Kendisinin yolda olup olmadığı bile belli olmayan kişiler, yine yolda olup olmadığı bilinmeyen başka insanları Aleviliğin dışına atmaya çalışıyorlar. Bu durum, düşkünlükten çok başlangıçta bahsettiğim tekfire benziyor.
İşte dikkat çekmek istediğim nokta tam da burasıdır.
Bir insanın siyasi tercihlerini eleştirebilirsiniz.
Bir liderin söylemlerine karşı çıkabilirsiniz.
Bir kurumun kararlarını yanlış bulabilirsiniz.
Bunların hepsi demokratik tartışmanın doğal parçalarıdır.
Ancak Aleviliğin yüzyıllar boyunca oluşturduğu kutsal kavramları günlük siyasi tartışmaların malzemesi hâline getirdiğiniz anda hem siyaseti kirletmiş hem de yolu yıpratmış olursunuz.
Hatırlayalım; daha düne kadar bazı çevrelerin "Piro" diyerek hitap ettiği insanlara bugün ağır hakaretler yöneltiliyor. Bu dönüşüm yalnızca siyasi bir fikir değişikliği değil aynı zamanda “Pirlik” gibi bir yol kavramının da aşındırılmasıdır.
Gerekli gereksiz her bir siyasi kavgada tarafların birbirlerinin Alevi kimlikleri üzerinden düşkün ilan etmeleri düşkünlük kurumuna da zarar vermekte tüm bu kavramların içini boşaltarak siyasi bir malzemeye dönüştürmektedir.
Bu nedenle Aleviliğin kavramlarını siyasetin gündelik sertliğinden korumak zorundayız. Yol kavramlarını siyasi sloganlara dönüştürmek ne Aleviliğe hizmet eder ne de toplumsal barışa.
Belki de bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru şudur: Bir başkasının düşkünlüğünü konuşmadan önce, kendi yol duruşumuzun muhasebesini yapıyor muyuz?
Çünkü Alevi geleneğinde asıl görgü önce insanın kendisinden başlar.
Burada basit temel sorular sorarak ilerleyelim;
Birini düşkün olarak şikâyet etmek için önce onunla aynı ocaktan olmanız gerekir çünkü nihayetinde bu şikâyeti götüreceğiniz en üst makam rehber ve pir ocaklarının bağlı olduğu en üst makam olan mürşid ocağıdır. Bir başka ocağın talibini de şikâyet edecekseniz ancak o ocağın mürşid ocağına şikâyet etmeniz gerekir.
Şikâyet edilen kişi bir yol evlâdı mıdır? Yani ikrarlı ve musahipli midir? Üstelik aynı durum şikâyet eden için de geçerlidir. Örneğin dışarıdan biri sırf bir Alevi bir cana zarar vermek için veya onu kötülemek, onunla ilgili olumsuz bir zan oluşturmak için o canı kendi topluluğuna şikâyet edebilir mi?
Aslında yıllık görgü-sorgu erkânında okunan gülbank, Aleviliğin bakış açısının önce talibin kendini kendi vicdanı ile denetlemesi üzerine kurulduğunu bize gösterir. Öz denetimin sonrasında ise talip olan kişi yol kardeşlerinin rızasını almalıdır. Hatta gülbangın içerisindeki “benden incinmiş olan” derken kişinin kendine dair yapıp etmelerinin bilgisinin dışında, bilemediği veya hesaplayamadığı durumlardan dolayı bir diğer cana zara vermiş olabilme olasılığı dahi yani talibin kendi eksikliğini peşinen kabul ederek rızalık istemesi gerekmektedir.
Elim erde, yüzüm yerde, özüm darda.
Hakk-Muhammed-Ali yolunda,
Erenler meydanında,
Pir divanında dâra durdum.
Canım kurban, tenim tercüman.
On İki İmam, On Dört Masum-u Pak aşkına,
Ehl-i Beyt’in dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak üzere,
Bu yola ikrar verdim.
Özüm darda, yüzüm yerde.
Benden incinen, bende hakkı kalan var ise
Gelsin hakkını talep eylesin.
Hak meydanında, pir huzurunda,
Görgüden geçmek için durdum dâra,
Kusurum varsa affola,
Eğrim varsa doğrula.
Allah, eyvallah.
Gerçeğe Hû.
İlginizi Çekebilir