<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Alevi Haberleri Sitesi</title>
        <link>https://www.alevihaberler.com.tr/</link>
        <description>Alevi Haberler, Son dakika Alevi haberleri, Alevi haberleri, Cemevi haberleri, Bektaşi haberleri, Aleviler</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Dr.İhsan Ünlü yazdı: İstanbul&#039;da Amasya Günleri</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/drihsan-unlu-yazdi-istanbulda-amasya-gunleri-3201</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/drihsan-unlu-yazdi-istanbulda-amasya-gunleri-3201</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul’da düzenlenen “Amasya Günleri” etkinliğinde kültürel birliktelik ve farklılıklarla bir arada yaşama kültürü öne çıktı. Etkinlik ile ilgili Dr. İhsan Ünlü bir yazı kaleme aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da düzenlenen “<strong>Amasya Günleri” </strong>etkinliğinde kültürel birliktelik ve farklılıklarla bir arada yaşama kültürü öne çıktı.Coşkulu katılımın olduğu organizasyonda konuşmacılar arasında yer alan Dr. İhsan Ünlü, <em><strong>“Farklılıklarımızla Birlikte Yaşama Zemininde Örnek Şehir Amasya”</strong></em> başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi. Etkinlikte kitaplarını da imzalayan Ünlü, Amasya’nın kadim hoşgörü geleneğini anlattı.<br />
<br />
Dr. İhsan Ünlü, Amasya’nın tarih boyunca farklı kültür ve inançların bir arada yaşadığı bir kent olduğunu vurgulayarak, “<em><strong>Amasya, Alevi’siyle Sünni’siyle kardeşçe yaşamanın en güzel örneğini sunan bir yapıya sahiptir. Bir tarafta medreselerinde âlimler yetişirken, diğer tarafta dergâhlarında âşıklar, dervişler ve pirler yetişmiştir”</strong></em> dedi.<br />
<br />
Dr. İhsan Ünlü'nün etkinlik ile ilgili yazısının tam metni şöyle:<br />
<br />
<span style="color:#2980b9"><strong>İSTANBUL’DA AMASYA GÜNLERİ</strong></span><br />
&nbsp;</p>

<p>Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da <strong>“Amasya Günleri” </strong>adı altında düzenlenen bir etkinliğe katıldım.<br />
Coşkulu ve rekor katılımlı bu organizasyonda emeği geçen başta ADEF başkanı değerli dostum Turan Sayar olmak üzere herkesi tebrik ediyorum.<br />
Güzel Amasya’mızın çeşitli yönleriyle tanıtılmasının hedeflendiği bu etkinlikte bana düşen, işin kültürel kısmıydı.<br />
Bu amaçla, “Farklılıklarımızla Birlikte Yaşama Zemininde Örnek Şehir Amasya” konulu bir söyleşi yaptım ve kitaplarımı imzaladım.<br />
Amasya, kadim tarihinden bu yana farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bir hoşgörü kenti olmuştur.<br />
Bu gün de bu özelliğini koruyarak Alevi’siyle Sünni’siyle kardeşçe yaşamanın en güzel örneğini sunan bir yapıya sahiptir.<br />
Bir tarafta medreselerinde âlimler yetişirken, diğer tarafta dergâhlarında âşıklar, dervişler, pirler yetişmiştir.<br />
Yine hak ve hakikat yolcusu nice âşıklara ev sahipliği yapmıştır şirin Amasya.<br />
Bu gönül insanlarından biri olan Amasya’mızın medar-ı iftiharı Fedayi Baba ne güzel söylemiş:<br />
“Ey Fedayi can gıdası zikrullah<br />
İrşad için inzal oldu yedullah<br />
Tahkik bildim mümin kalbi beytullah<br />
Halk eden rahmanı özümde buldum.”<br />
Bu minval üzere yaptığım konuşmadan sonra bir izleyicim kitap imzalatmak üzere yanıma geldi.<br />
“Alevilik-Bektaşilikte Ulûhiyet Anlayışı-Âşık Davut Sulari” adlı kitabımı biraz karıştırdıktan sonra dedi ki:<br />
-&nbsp;&nbsp; &nbsp;“Sizin anlattığınız bu şekilde Alevilik var mı? Bu haliyle Aleviliği yaşayan Aleviler var mı gerçekten?”<br />
Biraz tebessüm edip dedim ki: “İşte elinizdeki eser ve Âşık Davut Sulari’nin şiirleri. Ben yıllarca Erzincan’da görev yaptım; orada farklılıklara saygı çerçevesinde bir birliktelik gördüm.”<br />
Ve devam ettim: “Burası da benim memleketim Amasya. Burada da hep birlik-beraberlik, farklılıklara saygı duyarak birlikte yaşama kültürünü gördüm”<br />
Sonrasında sorular peş peşe gelmeye başladı ve aramızda şöyle bir diyalog geçti:<br />
-&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ama bize hep Alevilerin dini, kitabı, mabedi ayrı diye anlattılar!</p>

<p>-&nbsp;&nbsp; &nbsp;Hayır, Alevilerin de tıpkı Sünniler gibi dini İslam, kitabı Kur’an’dır. İbadet niyetiyle gittikleri cemevleri ise caminin alternatifi değildir.</p>

<p>-&nbsp;&nbsp; &nbsp;O yüzden “Cami de bizim Cemevi de bizim” derler. Bazı Alevi köylerinde cami vardır. Dileyen gider namazını kılar. Bunun yanında cemevi veya meydan evi vardır. Yeri, zamanı geldiğinde oraya da giderler.</p>

<p>-&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ramazan ayında oruçlar tutanlar olduğu gibi Muharrem ayında “yas-ı matem” kastıyla oruç tutanlar da olur.</p>

<p>-&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yine aynı şekilde, “Ramazan da bizim Muharrem de bizim” derler.</p>

<p>-&nbsp;&nbsp; &nbsp;Peki, onlar Kur’an’a inanır mı?</p>

<p>-&nbsp;&nbsp; &nbsp;Elbette inanırlar, hatta “başımız Kur’an’a bağlıdır” derler. Cem törenlerinde yeri geldiğinde Kur’an’dan ayetler okunur.</p>

<p>-&nbsp;&nbsp; &nbsp;Peki, Ehl-i Beyt’e vurgu yapmaları ve On iki imama bağlılıkları Şii olduklarını göstermez mi?</p>

<p>-&nbsp;&nbsp; &nbsp;Hayır, Ehl-i Beyt’e muhabbet ve o pak nesli takip etmek için Şii olmaya gerek yoktur. Bu sevgi Kur’an’ın emrettiği bir sevgidir. Ayrıca Alevi’siyle Sünni’siyle hepimizin çocuklarına koyduğu Ehl-i Beyt isimleri, sevgili peygamberimize hürmet ve muhabbetin bir tezahürüdür.</p>

<p>-&nbsp;&nbsp; &nbsp;Desenize Alevilik, İslam içinde mezhep gibi bir şeydir.</p>

<p>-&nbsp;&nbsp; &nbsp;Tam olarak mezhep demesek de meşrep diyebiliriz. Veya İslam’ın tasavvufi/mistik bir yorumu da diyebilirsiniz.</p>

<p>-&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bakın geleneğin önemli âşıklarından biri olan Pir Sultan Abdal ne diyor:<br />
“Muhammed dinidir bizim dinimiz<br />
Tarikat altından geçer yolumuz<br />
Cibril-i Emin’dir hem rehberimiz<br />
Biz müminiz mürşidimiz Ali’dir.”</p>

<p>-&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bir Sünni olarak bu dörtlüğe itirazınız olabilir mi?</p>

<p>-&nbsp;&nbsp; &nbsp;Hayır, tabi ki de!<br />
Tabi bu dörtlüğün yanında Âşık Davut Sulari’den de dörtlükler okuduğumda ortam oldukça duygulu bir havaya büründü.<br />
Sonunda izleyicim kalktı bana sarıldı ve ağlamaklı bir şekilde; inanıyorum ki seni bana Allah gönderdi. Sayenizde büyük bir hatadan döndüm ve Alevi kardeşlerimi yakından tanıma fırsatı buldum.<br />
Bir kez daha anladım ki Hz. İmam Ali’nin dediği gibi; “kişi bilmediğinin düşmanıdır.”<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 May 2026 01:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/05/drihsan-unlu-yazdi-istanbulda-amasya-gunleri-1777935657.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. İhsan Ünlü yazdı: Rüya aleminde miyiz gerçekten?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-ruya-aleminde-miyiz-gercekten-3183</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-ruya-aleminde-miyiz-gercekten-3183</guid>
                <description><![CDATA[Dr. İhsan Ünlü, makalesinde “Hak” kavramı üzerinden derin bir tefekküre davet ediyor. Yüce Allah’ın isimlerinden biri olan “Hak”ı merkeze alarak, varlık, gerçeklik ve fani dünya üzerine çarpıcı sorular soruyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. İhsan Ünlü, makalesinde “Hak” kavramı üzerinden derin bir tefekküre davet ediyor. Yüce Allah’ın isimlerinden biri olan “Hak”ı merkeze alarak, varlık, gerçeklik ve fani dünya üzerine çarpıcı sorular soruyor.<br />
<br />
Makalede, bu dünyanın bir rüya alemi olup olmadığı sorusu da derinleştiriliyor: “Yoksa biz, dünyada tatlı bir rüya gördüğümüz uykuda iken, ölüm denen hakikatle mi uyanacağız gerçeğe?”<br />
<br />
<strong>Dr. İhsan Ünlü'nün makalesinin tam metni şöyle:</strong><br />
<br />
&nbsp;</p>

<p>Neden bir ismi de Hak’tır Yüce Allah’ın?</p>

<p>Neden bir ismi de Hak’tır Yüce Kitabın?</p>

<p>Neden peygamberler haktır?</p>

<p>Neden melekler haktır?</p>

<p>Neden ilahi kitaplar haktır?</p>

<p>Neden Cennet ve Cehennem haktır?</p>

<p>Neden ölüm haktır; ölen için, “emr-i hak vaki oldu” deriz?</p>

<p>Neden Allah hakkından bahsederken kul hakkını da gözetmeyi es geçmeyiz?</p>

<p>Neden doğuştan gelen haklar kadar sonradan kazanılmış haklar da kutsaldır?</p>

<p>Kur’an-ı Kerim’de 247 yerde geçen hak kelimesi, üzerinde hakkıyla düşünmeyi gerektirmiyor mu sizce de?</p>

<p>İbn-i Arabi’nin dediği gibi, hak mutlak varlık ise onun dışında kalan biz insanlar dahil her şey batıl mıdır?</p>

<p>Yoksa biz, dünyada tatlı bir rüya gördüğümüz uykuda iken ölüm denen hakikatle mi uyanacağız gerçeğe?</p>

<p>Gözümüzle gördüğümüz elimizle tuttuğumuz gerçeklerin dışında “hakka’l-yakin” denilen mertebede ne görülür?</p>

<p>Bu mertebede “Hak’ta fani olmak”, “Hak ile hak olmak” ne demektir? Nasıl bir ruh halidir?</p>

<p>Şu fani dünyayı biraz daha anlayabilmek için baki olana yönelmek adına “Hak” kavramını biraz düşünelim derim.</p>

<p>Aziz bir düşünürümüz ne güzel noktalamış meseleyi; “Hakk’ın hatırı âlidir; hiçbir hatıra feda edilmez. Kimin hatırı kırılırsa kırılsın, yalnız hak sağ olsun.”&nbsp;</p>

<p>Bugün hazır balık yok sevgili dostlar!&nbsp;</p>

<p>Hep birlikte balık tutmasını öğreneceğiz!</p>

<p>Sonrasında hangi denize, hangi nehre giderseniz gidin balıklar oltanıza takılacak biiznillah!</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/04/dr-ihsan-unlu-yazdi-ruya-aleminde-miyiz-gercekten-1776847566.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. İhsan Ünlü yazdı: Çok üzgünüm!</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-cok-uzgunum-3175</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-cok-uzgunum-3175</guid>
                <description><![CDATA[Dr. İhsan Ünlü, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan trajik okul saldırısı olayları nedeniyle derin üzüntü ve öfke duyduğunu belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. İhsan Ünlü, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan trajik okul saldırısı olayları nedeniyle derin üzüntü ve öfke duyduğunu belirtti.<br />
<br />
Ünlü, ünlü Rus yazar Lev Tolstoy'un "Acı duyabiliyorsan canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın" sözünü hatırlatarak, yaşananların insan olarak herkesi derinden yaraladığını ifade etti. Romalı oyun yazarı Terentius'un "İnsanım; insana dair hiçbir şey bana yabancı değildir" sözüne atıfta bulunan Ünlü, bu olayların kendisine çok yabancı geldiğini ve kelimelerle anlatamayacak kadar üzgün olduğunu dile getirdi.<br />
<br />
<strong>Dr. İhsan Ünlü'nün makalesinin tam metni şöyle:</strong><br />
<br />
“Acı duyabiliyorsan canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın.” diyordu Tolstoy.&nbsp;</p>

<p>Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta son yaşananlar insan olarak bizi çok derinden yaraladı.</p>

<p>Terentius, “İnsanım; insana dair hiçbir şey bana yabancı değildir” diyordu. Lakin bu son olaylar bana çok yabancı geldi.</p>

<p>Çok üzgünüm; duygularımı anlatacak kelime bulamıyorum.</p>

<p>Aynı zamanda çok öfkeliyim; nasıl olur diyorum? Olamaz, olmamalıydı diyorum!</p>

<p>14 yaşında bir çocuk ve bunca silahla elini kolunu sallayarak okula giriyor; gözünü kırpmadan en yakın arkadaşlarını ve öğretmenlerini vurup öldürüyor!</p>

<p>Suçlu mu? Evet ortada görünün bir suçlu var ama gerisinde ne var, ona bakıyorum.</p>

<p>Görünen suçlunun arka planında görünmeyen suçluları görüyorum.</p>

<p>Bu durum, bir sonuçtur; eğitimde geldiğimiz noktanın, zaman içerisindeki arızi sebeplerin getirip dayandırdığı sonuç!</p>

<p>Bu noktada yanlış giden sistem başta olmak üzere hepimiz suçluyuz.</p>

<p>Eğitimde bu dramatik sonucu ortaya çıkaran sistem suçlu olduğu kadar, bu sisteme rağmen çocuklarına sahip çıkmayan anne-babalar da de suçludur.</p>

<p>Evlat bakımını yalnızca karın doyurma ve giyim-kuşamdan ibaret gören; kendi keyfi bozulmasın diye ağlayan çocuğunu kontrolsüz bir şekilde cep telefonuyla susturan bir &nbsp;aile yapısının gelip toslayacağı yer burasıdır.</p>

<p>Şu bir gerçektir ki çocuklukta en temel ihtiyacı olan sevgiyi göremeyen çocuk, ileride narsist ruhlu bir canavara dönüşebilir.</p>

<p>En temel anne-baba rolünü üstlenemeyen ve evlat yetiştirmenin hakkını veremeyen ebeveynlerin hemen her fırsatta okulu ve öğretmeni suçlaması çok büyük tezattır.</p>

<p>Ve yine eğitimi yalnızca dört duvar arasında gören, öğrencisinin zihin dünyasını inşa ederken ruh dünyasına eğilmeyen eğitimci suçludur.</p>

<p>Şunu unutmayalım ki yavrularımızın aklına girmenin yolu onların gönül dünyasına girmekten geçer.</p>

<p>Deyim yerindeyse okulu bir mabet, eğitimi de bir ibadet neşvesiyle gören ve öğrencilerine Allah’ın bir emaneti gibi davranan öğretmenlerle okullarımız en güvenli<br />
mekanlar olacaktır.</p>

<p>Tıpkı, saldırı sırasında öğrencilerini korumak adına onların üzerine siper olarak kendi canını feda eden Ayla öğretmen gibi...</p>

<p>Allah, ona ve vefat eden tüm yavrularımıza rahmet eylesin. Kederli ailelerinin, eğitim camiamızın ve aziz milletimizin başı sağolsun.</p>

<p>Umuyorum ki başta etkili ve yetkili makamlar olmak üzere konuyla ilgili bilirkişi, kurum ve kuruluşlar bu can sıkıcı hadiseleri masaya yatırarak gerekli önlemleri alırlar.</p>

<p>Selam ve dua ile...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 10:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/04/dr-ihsan-unlu-yazdi-cok-uzgunum-1776412047.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ali Bulaç yazdı: Muaviye’nin amel defteri!</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ali-bulac-yazdi-muaviyenin-amel-defteri-3164</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ali-bulac-yazdi-muaviyenin-amel-defteri-3164</guid>
                <description><![CDATA[İslami mahallenin önde gelen yazarlarından Ali Bulaç, son dönemde Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Sadullah Gülten'in beyanları nedeniyle gündeme taşınan Muaviye’nin kimliği ve İslam’daki yeri konusunda yazdı. Mirathaber sitesinde yayınlanan yazıyı aynen okurlarımıza sunuyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color:#000000">MUAVİYE’NİN AMEL DEFTERİ</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yazıda Muaviye’nin cürümler bölümündeki amel defterine bakmaya çalışacağız. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şu var ki, Muaviye’ye isnad edilen cürümlerin a. Sahiden onun tarafından işlenip işlenmediğinin sahih bilgilerle tespit edilmesi, b. “<strong><em>El cezaü min cins’il amel</em></strong>” kuralınca her cürmün (suç ve günahın) kendine özgü ceza miktarı ve niteliğiyle değerlendirilmesi gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Muaviye’nin “<strong><em>amel defteri</em></strong>” kapandığından suçun tespiti, cezanın takdiri ve infazı Allah’a ve Ahiret Günü’ne kalmış bulunmaktadır. Biz, bu cürümlerin bize nasıl tarihsel bir miras bıraktığı ve bugünkü İslam dünyasının sosyo-politik ve ahlaki tutumu üzerinde ne türden bir etkiye sahip olduğu konusuyla ilgiliyiz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kullandığım terminolojide maddi suç ve manevi günahı “<strong><em>cürüm</em></strong>” kavramıyla ifade ettiğimden, Muaviye’nin aşağıda sıralayacağım 15 cürmünden yerine göre bir kısmı müeyyidesi dünyevi ve maddi suçlar, bir kısmı manevi/ahlaki günahlar kategorisine girer.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>1. Saray ve debdebe:&nbsp;</strong>Muaviye aristokrat bir aileden gelmeydi, zenginliği, gösterişi, yani Kur’an-ı Kerim’in kınadığı tefahuru ve tekasürü (Hadid, 20; Tekasür, 1) severdi. Daha Hz. Ömer zamanında bile gösteriş ve debdebeli hayatı dikkat çekmişti, hatta bir keresinde Şam’ı ziyaret eden Hz. Ömer, “<strong><em>Bakıyorum, Bizans meliklerine benzemişsin</em></strong>” deyince, “<em><strong>Ey Mü’minlerin Emiri, ben sınırda görev yapıyorum, Bizans’a karşı itibarımızı koruyorum,</strong></em>” mealinde savunma yapmıştı. Saray kültürünü Bizans’tan ilk ithal eden Muaviye olmuştur, sonraları Abbasiler, Safeviler, Osmanlılar İran ve Mısır saraylarını ekleyip bu kültürü devam ettirdiler.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>2.&nbsp;Ebuzer el Gıfari’nin muhalefeti:</strong>&nbsp;Bu durum tahmin edileceği gibi ilk nesil Müslümanların hoşuna gitmez ve içlerinde bu konularda tavizsiz Ebuzer el Gifari’nin yüksek sesle itirazına ve muhalefetine yol açar. Ebuzer, Muaviye’ye iki noktada itiraz eder:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>a)</strong>&nbsp;Asırlar sonra ortaya çıkacak kapitalizmin ilk nüvesi olan “<strong><em>Kenz</em></strong>”e karşı çıkması. Kenz altın ve gümüşün üst üste biriktirilmesi, servet ve tekasür sevgisi. Muaviye, ilgili ayetin (Tevbe, 34-35)&nbsp; gayrımüslimler için indiğini söylese de Ebuzer bunun Müslümanlar için de hüküm taşıdığını söyler. (Geniş bilgi için bkz. Ali Bulaç,&nbsp;<em>Kur’an Dersleri/Tefsir</em>, III, 513-517; Ali Bulaç, “Modern İktisadın Ruhu Kenz”,&nbsp;<em>The Turkish</em>&nbsp;<em>Post</em>&nbsp;1-2, 01-04. 06. 2025)</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>b)</strong>&nbsp;Ebuzer Muaviye’nin saray inşa etmesine karşı çıkar ve yüzüne şöyle der: “<strong><em>Sarayda yaşamak haramdır. Eğer sarayı Beytülmal’den yaptırmışsan haram iş işlemişsin, kendi cebinden yaptırmışsan yine israf olduğundan haramdır.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Muhalefet ve itirazlar durmayınca Muaviye, Ebuzer’i Hz. Osman’a şikayet eder. Bunun üzerine Halife Osman, Ebuzer’i başkente çağırır, onu Rebeze denen çöle sürgün eder. Hz. Osman’ın yapması gereken şey, Ebuzer gibi dev bir sahabiyi haklı bulup saray ve gösteriş kültürünü İslam’a sokan Muaviye’yi uyarması veya&nbsp; en doğrusu görevden almasıydı. Ebuzer, sürgün yeri çölde karısıyla yalnız başına vefat eder, cenazesini kaldıracak kimse bulunmaz, tesadüfen geçen bir kervan onu tanır, hayıflanarak defnederler.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>3. Kan davası peşinde koşması – Cahili kabile asabiyeti:</strong>&nbsp;Hz. Peygamber, İslamiyet’i bir sosyo-politik model olarak hayata geçirmek isterken Arapların kadim kabile geleneği ve “<strong><em>mevali</em></strong>” kurumundan istifade etti. Kabile geleneği çift kutuplu bir sosyal yapıdır. Hz. Peygamber, kabilelerin nesep asabiyetini terk edip sebep asabiyeti (yüksek ahlaki hayat, adalet ve iyilik amaçlı dayanışma) üzerinde bir araya gelmelerini istiyordu. Kabile pratiğinde;</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>a)</strong>&nbsp;Suçlular korunur, kan bedelleri ödenir,</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>b)</strong>&nbsp;Kan davası güdülür,</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>c)</strong>&nbsp;Çapulculuk, yağma, baskın kabile gelirinin belli başla kaynakları arasında yer alırdı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Peygamber (s.a.), bunları toplumsal hayattan işlevsiz hale getirmek istiyordu. “<strong><em>Suçlular korunmaz</em></strong>” ilkesini getirdi ama diyet ödemeyi devam ettirdi, kan davalarını, çapulculuğu ve yağmayı yasakladı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama pek de kolay olmayacaktı. Çünkü derin bir geçmişe ve köklü duygu ve hatıralara dayalı kabile asabiyetinin tekrar uyanması, birliği ve ekonomik/maddi kaynakların belli ölçüler dahilinde adaletlice bölüştürülmesi ilkesinin terkedilip tekrar yağma ve çapulculuğa, kan davalarına dönülmesi tehdidi bütünüyle sona ermiş değildi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Peygamber, muazzam bir iş başarmıştı, kabileleri isimleri ve unvanlarıyla tek tek zikrederek Medine Sözleşmesi’nin kurucu aktörleri kıldı (Md. 1-24), merkezi bir kamu otoritesi oluşturdu, çöl hayatı yaşayan insanları Medinetü’n Nebi’de medenileştirmeye çalıştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Osman’ın katliyle Muaviye, “<em><strong>Ali katilleri koruyor</strong></em>”, hatta kendisi asli faillerdendir imasında bulunarak kabile hamiyetine kalkıştı. Osman’ın kanlı gömleğini mızraklara asarak şehir şehir dolaştırdı, aşiret ve topluluklarda cahiliyeden kalma kan davası duygularını tahrik edip intikam duygularını alevlendirdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>4. Haksız suçlamalar:</strong>&nbsp;Geliştirdiği söyleme göre Ali, Osman’ın katillerini koruyor, kısas hükmünü yerine getirmiyordu. Muaviye, Osman’ın kanına sahip çıkmak suretiyle artık “<strong><em>lider benim</em></strong>” mesajını veriyordu. Kadim kabile geleneğine göre, birinin kanına sahip çıkıp kan davası güden o kabilenin liderliğine aday olmuş demektir, kabile bileşenlerinin tümü onun etrafında toplanmalıdır. Ali’nin&nbsp; yönetiminde –Hz. Osman’ınınki gibi- diledikleri tasarrufta bulunmayacağını düşünen eşrafa, görevden alınma korkusu içindeki valilere mektuplar yazarak kendisi halife olursa onları taltif edeceğini vadinde bulunuyor, onları satın alıyordu.&nbsp; Hz. Ali’nin kardeşi Akil’i bu amaçla ordu komutanı yaptı.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>5. Meşru kamu otoritesine isyan (baği):</strong>&nbsp;Şüphesiz meşru halife Hz. Ali’ydi. Seçimle iş başına gelmiş, biat almıştı. Muaviye ise Ali’nin valisiydi, Ali’nin halifeliğini tanımıyordu. Bizim tarihte gelişen fıkhımıza göre, meşru halifeye başkaldıran, silah kullanan kişi ve kişiler bağiydir. İmam Şafii’ye göre de Muaviye bağiy idi. Bağî fıkıhta mücerret bir hüküm değildir, bağyedenin Müslüman ve gayrımüslim olması fark etmez. Hz. Ebu Bekir’e göre, merkezi otoriteye silahla başkaldıranlar, Müslüman olduklarını beyan ettikleri halde zekat (vergi) vermeyi reddedenler de mürteddirler, mürtedlere karşı savaşılır. Hz. Ömer “<strong><em>La-lilahe illallah deseler de mi</em></strong>”, diye itiraz etmişse de Hz.&nbsp; Ebubekir’in içtihadına uymuştur. Kişisel din değiştirene silah (şiddet ve terör) kullanmadığı müddetçe dokunulmaz, temel hakları ihlal edilmez. Bağinin meşru Halifeye silah kullanıp başkaldırması büyük hukuk ihlali olduğundan, Halifenin onunla savaşması görevidir. Bu hükme göre, meşru otoriteye silahla baş kaldırdığından Muaviye bağiy idi. Eğer Şeyheyn zamanında isyan etseydi, her ikisi ona karşı mürted olarak savaş açarlardı.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>6. Kur’an ayetlerinin istismarı:</strong>&nbsp;Sıffin savaşının en kritik anında Arap dâhilerinden&nbsp; Amr bin As’ın önerisiyle Muaviye Kur’an ayetlerini mızrakların ucuna taktırdı, böylelikle tam yenilecekken, durumu lehine çevirdi. Amr bin As, dahi seviyesinde zeki idi ama akıllı değildi, akıllı olsaydı seçimle işbaşına gelen Ali’ye itaat eder, bir baği ve isyancıya hizmet etmezdi. Bu, tarihte Kur’an-ı Kerim’in, gayrımeşru siyasi amaçlarla istismar edildiği ilk örnektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>7. Ammar bin Yasir’in ölümünden sorumlu tutulması:</strong>&nbsp;Ammar bin Yasir, Sıffin savaşında hayatını kaybetti, hakkında Hz. Peygamber’in şöyle dediği rivayet edilir: “<em><strong>Ammar’ı asi ve baği bir topluluk öldürecek</strong></em>”. (Mustafa Fayda,&nbsp;<em>Ammar bin Yasir</em>, DİA.) Bu hadis kendisine hatırlatıldığında Muaviye’nin savunması şöyle olur: “<em><strong>Biz Ammar’ı öldürmedik, öldüren Ali’dir. O bize karşı savaşmasaydı Ammar öldürülmezdi. Ali, Ammar’ı getirip kılıçlarımızın önüne attı.</strong></em>” Bu boş polemiğe Hz. Ali şöyle cevap verir: “<em><strong>Bu muhakemeye göre Hamza’yı da Peygamber mi öldürdü?</strong></em>” Muaviye, daha savaş başlamadan önce Şebes’in “<strong><em>Ey Muaviye, eline imkan geçse Ammar’ı da öldürecek misin?</em></strong>” sorması üzerine şöyle der: “<strong><em>Neden öldürmeyeyim, Vallahi değil Osman için, Osman’ın kölesi Natil için bile öldürürüm.</em></strong>” (Taberi,&nbsp;<em>Tarih</em>, V, 12.) Muaviye’ye göre Osman’ın kölesi bile Ammar’dan değerlidir. Ammar, ilk Müslümanlardan olup annesi (Sümeyye binti Hayat) ve babası (Yasir) şehit olan (m. 615) önemli bir sahabedir. 93 yaşında iken şehit edilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>8. Hilafet’ten Saltanat’a:</strong>&nbsp;Rızaya ve seçime dayalı sistemin Hilafetten saltanata kalbedilmesi İslam tarihinin maruz kaldığı en büyük musibettir. 1850’den beri İslamcılar, İslam’da ilk büyük sapmanın siyasi sistemdeki bu sapma olduğunu savunurlar. Bu büyük günah ve sapmanın faili hiç şüphesiz&nbsp; Muaviye’dir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>9. Muaviye siyaseti:&nbsp;Zer-o zor o tezvir:&nbsp;</strong>Muaviye’ye göre rakibin her ne suret, yol ve araçla bertaraf edilmesi esas olduğundan, siyasette aslolan başarıdır, sonuca giden her yol mübahtır. Yöntem şudur: Sözün geçtiği yerde söz (yalan, iftira, itibarsızlaştırma, karalama, tezvirat), paranın geçtiği yerde para (zer/altın), her ikisinin geçmediği yerde kılıç (zor). Muaviye her üç yolu da ‘başarıyla’ kullanmış, bu yöntemle h. 41-60/m.661-680 arası 19 yıl 3 ay hüküm sürmüştür.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>10. Hz. Hasan’ın öldürülmesinde azmettirici olması:</strong>&nbsp;Baskın bir kanaate göre, Muaviye, yaptıkları anlaşmaya uymadığından Hz. Hasan’ın ona itiraz edip başkaldıracağını düşünmüş, karısı Ca’de bintü’l Eş’as el Kays el Kindi’yi kullanarak onu zehirlemiştir. Bu iddiayı kuvvetlendiren husus, Hz. Hasan’ı zehirleyen kadının Muaviye tarafından oğlu Yezid’le evlendirilip ödüllendirilmesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>11. Hz. Ali’ye ve Ehl-i beyt’e hutbelerde lanet okutturması:</strong>&nbsp;Bu tarihen sabit bir cürümdür. Muaviye, her Cuma hutbesinde Hz. Ali’ye lanet okutturuyor, okumayanları cezalandırıyordu. Aşağıda aktaracağımız Hucr bin Adi olayı bunun somut, dramatik delilidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>13. Hucr bin Adiy’e verdiği ölüm cezası:&nbsp;</strong>Hutbelerde Hz. Ali’ye lanet okutmayı reddettiği için Muaviye’nin Hucr bin Adiy’in ölüm emrini verdi. Kefe’den Şam’a elleri ve ayakları zincirli olarak Muaviye’nin huzuruna getirtilen Hucr, iki rekat namaz kılmak istemiş, ama öldürülürken elleri ve ayaklarının çözülmesini istememiştir. Aslında Hucr, Muaviye’nin hilafetini kabul etmişti, ancak hutbelerde Ali’ye lanet edilmesine karşı çıkıyor, bunu yapanlara bazan küçük çakıl taşları atıyordu. (Taberi, Muaviye’nin emriyle gerçekleştirilen bu trajik olayı geniş olarak anlatır. Bkz. Taberi,&nbsp;<em>Tarih</em>, V, 268-274.) Bu elim cinayetleri tolere edenler, “<strong><em>Zarar-ı ammı def’etmek için zarar-ı has tercih edilir</em></strong>” ilkesine sığınırlar. Bu yetmiyormuş gibi Osmanlı’daki kardeş katlini, kundaktaki bebeği katletmeyi de tecviz ederler.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>13. Semure bin Cendeb olayı:</strong>&nbsp;Tarih kitaplarında yer alan bazı iddialara göre, Muaviye, Semure bin Cendeb’e Bakara suresi 204, 205, 206. ayetleri Ali aleyhide yorumlasın diye 400 bin dirhem vermiştir. Bu Kur’ani anlamın tahrifatına göre 204, 205 ve 206. ayetler Ali, 207. ayet ise onu şehid eden İbn Mülcem hakkındadır. İbn Ebi’l Hadid, bunu Ebu Ca’fer el İskafi’den nakleder. Şii eğilimleri güçlü İbn Ebi’l Hadid, muteber Sünni kaynaklarda güvenilir bulunmadığından söz konusu nakil şüpheyle karşılanmıştır. Referans verdiği Bağdat ekolüne mensup Mutezili Ebu Ca’fer el İskafi ise Şii olmadığı halde Muaviye’yi hadis uydurmakla itham etmektedir. (Hikmet Gültekin-Abdullah Çimen, “Semure bin Cendeb ve Hakkındaki Eleştiriler”,&nbsp;<em>İnsan ve Topum Bilimleri Araştırmaları Dergisi</em>, Cilt: 7, Sayı: 3, 2018, s. 2080-2102). Semure, sonraları pişman olup şunları söyler: “Allah Muaviye’ye lanet etsin, ona 4 bin dinara yaptığım hizmeti Allah’a yapsaydım beni cennetine koyardı.”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>14. Yezid’in veliaht tayin edilmesi:</strong>&nbsp;Muaviye, Bizans ve Sasanileri takip ederek, sarhoş, binamaz, ilkesiz, sefih oğlu Yezid’i veliaht tayin etti, İslami sistemi tersine çevirdi. Yezid’i yöneten de kendi aklı değil, hırslarını ve korkularını iyi kullanan “<em><strong>Beni Ümeyye derin devleti</strong></em>”ydi.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>15. Şeytani zekanın Rahmani takvaya galibiyeti:&nbsp;</strong>Muaviye iktidar hırsı ve kabile asabiyetinin derin etkisinde Hz. Ali gibi mümtaz bir sahabeye isyan etti, haksız yere ve bir baği olarak kan dökülmesine sebep oldu. Oysa Hz. Ali’nin ne kadar değerli bir zat olduğunu biliyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>a)</strong>&nbsp;Hz. Ömer, onun hakkında, “<em><strong>Ali en faziletlimizdir</strong></em>” demişti. Başkalarıyla ihtilafa düştüğünde Ali’yi hakem-hakim kabul eder, ona müracaat ederdi. Ömer nazarında Ali, Şeriat’tı.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>b)</strong>&nbsp;Ahlaki normlara ve hukuka sıkı sıkıya bağlı olan Ali’ye taraftarları “<em><strong>Sen de biraz zeki şeyler-siyasetler takip etsene!</strong></em>” dediklerinde, şu meşhur sözü sarfetmiştir: “<em><strong>Levle’t tuka, le-küntu edha’l Arab.</strong></em>” (Takva yani ‘ahlaki norm ve hukuk kurallarına sadakat olmasaydı’ Arapların en dâhisi ben olurdum.)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yazı dizimizin bu bölümünde Muaviye’nin amel defterinde yer alan cürümleri sıraladım. Bunlar tarih ve siyer kitaplarında yer almış bilgi ve kayıtlardır. Uydurma, iftira, itham varsa delilleriyle zikredildiğinde düzeltmeye hazırım, bu yöndeki bilgi tashihini memnuniyetle karşılarım.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Muaviye bize kötü bir miras bıraktı, cürümlerinin cezasını vermek bize düşmez, artık Cenab-ı Hak’ın huzurunda hesabını verecektir. Bizim için önemli olan bu cürümlerin nasıl olur da sosyal, siyasi ve ahlaki teamüller halinde günümüze kadar gelmiş ve bugünkü ahlaki krizimize ve Müslüman dünyayı birbirine düşüren tefrikaya kaynaklık teşkil etmiş olmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dizinin son yazısında bu konu üzerinde duralım, inşallah!</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>ALİ BULAÇ</strong></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 16:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/04/ali-bulac-yazdi-muaviyenin-amel-defteri-1776174855.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. İhsan Ünlü yazdı: Kimin safındayız? Kime hizmet ediyoruz?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-kimin-safindayiz-kime-hizmet-ediyoruz-3145</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-kimin-safindayiz-kime-hizmet-ediyoruz-3145</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmacı-yazar Dr. İhsan Ünlü, Müslümanların birlik ve kardeşliğine dikkat çeken önemli bir yazı kaleme aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı-yazar <strong>Dr. İhsan Ünlü, </strong>Müslümanların birlik ve kardeşliğine dikkat çeken önemli bir yazı kaleme aldı.<br />
<br />
Ünlü, yazısında Hz. Ali’nin Sıffin Savaşı sırasında verdiği bir cevabı örnek göstererek, hakikatin şahıslara göre değil, şahısların hakikat mizanında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. “Hakikat insanlara bakarak öğrenilmez. Bilakis hakikat mizanında insanlar değerlendirilir” ifadeleriyle, Kur’an-ı Kerim’in “Furkan” vasfına ve “toptan Allah’ın ipine sarılın” (Âl-i İmrân, 103) emrine işaret etti.<br />
<br />
<strong><span style="color:#2980b9">Dr. İhsan Ünlü'nün makalesinin tam mertni şöyle:</span></strong></p>

<p><strong>KİMİN SAFINDAYIZ? KİME HİZMET EDİYORUZ?</strong><br />
Hz. Ali’ye yakınlığıyla bilinen bazıları ona Sıffin’de sorarlar: “Acaba senin hak üzerinde olduğuna, Talha ve Zubeyir’in de bâtıl yolda olduklarına itikat etsek ne olur?”&nbsp;<br />
<br />
Hz. İmam Ali, “Sen şahısları hak ile tanı, Hakk'ı şahıslarla tanıma. Yeter ki sen Hakk'ı tanı, onun ehlini de tanırsın!” diye cevap verir.<br />
Hakikat insanlara bakarak öğrenilmez. Bilakis hakikat mizanında insanlar değerlendirilir.<br />
<br />
Bugün biz Müslümanların elinde hakikatin ta kendisi olan Kur’an mizanı dipdiri durmaktadır.<br />
Bir adı da Furkan (hakkı batıldan ayıran) olan bu mübarek kitap, gerçeğin ta kendisi ve öncekileri doğrulayıcı olarak indirilmiştir. (Âl-i İmrân:3-4)<br />
<br />
Bu Yüce Kitapta Müslümanların dağınıklığına asla müsaade edilmez; bilakis “toptan Allah’ın ipine sarılın” buyrulur. (Âl-i İmrân-103)<br />
Müminlerin ancak kardeş oldukları deklare edilir…(Hucurat-10)<br />
<br />
Hz. Peygamber (as) müminleri bir vücudun azalarına benzetirken hiçbir ayrıma girmez; üstelik veda hutbesinde her türlü ayrımcılığa karşı dururken gerçek üstünlüğün takva yani sorumluluk bilincini kuşanmak olduğuna dikkat çeker.<br />
Tabi bugün Müslümanlar, birbirlerine karşı kardeş gibi değil de kalleş gibi davranıyorsa bu durum, üzerinde durulması gereken ciddi bir problemdir.&nbsp;<br />
<br />
Bu meyanda Kur’an, inananları Allah için hakkı ayakta tutmaya ve adaletle şahitlik eden kimseler olmaya davet eder.<br />
“Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin” diye de hemen arkasından uyarır. (Maide-8)<br />
Hal böyleyken bugün göz göre göre zulme uğrayan Müslümanlara sırf mezhebinden ve meşrebinden dolayı duyarsız kalmak doğru bir yaklaşım olabilir mi?<br />
<br />
Mezhep, meşrep meselesi; nereden çıktığı? hak-batıl vs. şimdi onları tartışma zamanı değildir.<br />
Komşunun evi yanarken duvarın renginin ne olduğu tartışmasına takılıp kalmak en hafif tabiriyle vurdumduymazlıktır.<br />
<br />
Daha vahim olanı, şayet önlem alınmazsa mahallesindeki o yangının kendi evine de sıçrama ihtimalinin yüksek olmasıdır.<br />
Bizim anlayışımıza göre, mazluma kimliği sorulmaz.<br />
<br />
Zulüm kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun mazlumun yanında zalime karşı durmak gerekir.<br />
Sırf mezhebinden veya ırkından dolayı bugün kuşatma altında olan ülkeye/ ülkelere mesafeli duranlar, bilerek ya da bilmeyerek emperyal güçlerin değirmenine su taşımaktadır.<br />
<br />
Bunlar, onca ayet ve hadis ayrışmayı değil birleşmeyi salık verirken, kör mezhepçilik anlayışıyla tam da küffarın arayıp da bulamadığı kamplaşmaya çanak tutmaktadırlar.</p>

<p>Öte yandan Muharrem ayı geldiğinde mazlumların önderi, şehitler serdarı İmam Hüseyin için yas tutanların, bugün mazlum halklar ve gönül coğrafyasında yaşananlar karşısında sus pus olmaları tam bir çelişkidir.<br />
Ümmetin ortak acısı ve kanayan yarası Kerbela’dan yeterince ders çıkaramayanların, bugün bütün coğrafyanın Kerbela ve her günün âşûra olmasına engel olamadığı görülmektedir maalesef.<br />
<br />
“Zillet içimde yaşamaktansa izzetli bir ölümü tercih ederim” diyerek yola çıkan İmam Hüseyin’i yeterince tanımayan sözüm ona Müslümanlar, bugün zillet içinde sömürge güçlere teslim olmuş durumdadır.<br />
Gaflette olan bu insanlara tavsiyem, “Sarı Öküz” hikâyesini tekrar tekrar okumalarıdır. Gafil Müslümanlar dünyevi hırs ve çıkarları adına tarihten bu yana çok tavizler verdi.<br />
<br />
Kimi kariyer, kimi ikbal, kimi makam, kimi menfaat, kimi şöhret uğruna dinini, mukaddesatını sattı.<br />
Mezhebini, meşrebini, ırkını, dilini, rengini dinin/hakikatin önüne geçirenler sayesinde İslam öncesi cahiliye karanlığı tekrar hortladı.<br />
Gün, mezhebine meşrebine bakmaksızın mazlumdan ve mağdurdan olma günüdür.<br />
Gün, “Ehl-i kıble tekfir olunmaz” gerçeğinden hareketle, Müslümanlara kavli ve fiili duada bulunma ve dayanışma günüdür.<br />
Gün, safları sıklaştırma ve İslam kardeşliğini yeniden tesis etme günüdür.<br />
Unutmayalım; “Haksızlık karşısında susan, hakkıyla birlikte şerefini de yitirir.” (Hz. Ali)<br />
Safımız belli; kanayan bir yara karşısında adaletin ve merhametin sesi olmak.</p>

<p>30.03.2026<br />
Dr. İhsan ÜNLÜ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 07:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/04/dr-ihsan-unlu-yazdi-kimin-safindayiz-kime-hizmet-ediyoruz-1775018355.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Caner Işık yazdı: Hz. Ali ve Nevruz Cemi</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-caner-isik-yazdi-hz-ali-ve-nevruz-cemi-3122</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-caner-isik-yazdi-hz-ali-ve-nevruz-cemi-3122</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Caner Işık, haber sitemize Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin doğduğu gün olan 21 Mart tarihi ile Türklerin Nevruzu ve Alevilerin cem ibadetinin nasıl birleştiğini yazdı. İşte, o makale:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><strong>HZ. ALİ VE NEVRUZ CEMİ</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali Hicret’ten 23 yıl önce Recep ayının 13. Cuma günü Beytullah’ın içinde dünyaya gelir. Bu doğum tarihi Miladî olarak 21 Mart 599’dur. Annesi Haşimoğullarından Esed’in kızı Fatıma, Babası ise Haşimilerden Abdulmuttalip oğlu Ebu Talip’tir. Ebu Talip Hz. Peygamber’in babası Abdullah ile aynı anne babadan olma tek öz kardeştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’nin annesi Fatıma’nın önemli bir özelliği de Hz. Muhammed’e ikinci annelik yapmış olmasıdır. Hz. Muhammed yedi yaşından evleninceye kadar amcası Ebu Talib’in evinde ve himayesinde kalmıştır. Daha sonra da Hz. Ali, Hz. Muhammed’in evinde büyümüş ve peygamberin terbiyesinde yetişmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’nin bir sıfatı “<strong><em>keremallahüveche</em></strong>”dir. Türkçesi, “<strong><em>Allah’tan gayrısına yüzünü dönmemiş</em></strong>”tir. Küçük yaşta İslam ile şereflenen Hz. Ali’nin zihninde cahiliye dönemine ait hiçbir etki yoktur. Öyle ki, Peygamber’in risaletinin ve Kur’an-ı Kerim’in nüzul sebeplerinin hepsine yaşantısı ve ortamı gereği hakimdir. Bu sebeple Allah’tan başkasına yüzünü dönmemiş olan Hz. Ali, İslam dünyasında Hz. Peygamber’den sonra değeri ölçülemeyecek bir durumdadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim, Gadir Hum’da vefatına yakın peygamberin vasi tayin ettiği Hz. Ali, Ümeyyeoğulları’nın birçoğu dışında, bütün Müslümanlar tarafından her zaman adı gibi yüce vasıflarla anılmış velayetin nurunun taşıyıcısıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkler Müslümanlıkla iki yolla tanışmıştır. Birincisi Emeviler döneminde Arap ordularının dini olarak tanışmıştır. Bu ilk tanışma Türklerin direnişi ile karşılanmıştır. Ulu önderin Türk milletinin özelliğini vurgularken “<em><strong>bağımsızlık benim karakterimdir</strong></em>” sözünün bir tecellisi olarak, Arap orduları Türkleri “<strong><em>mevali</em></strong>” yapamamıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İkinci karşılaşma ise, Ehl-i Beyt evlatları ile olan karşılaşmadır. Bu karşılaşma sonunda, Türkler daha sufi bir yorumla Müslüman olmuşlardır. Muaviye’nin oğlu Yezit halifeliğini ilan edince, ilk iş olarak Kerbela’da Ehl-i Beyt evlatlarını, daha sonra da Medine’deki sahabeleri katletmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu ortamda Müslümanların huzuru kalmamış ve Peygamber’in öğrettiklerine sadık kalmaya çalışan Müslümanlar uzak diyarlara göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu göçler, Rum diyarına (Anadolu’ya), Habeşistan’a ve Horasan’a doğru olmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ali evlatları olarak Müslümanlar arasında bilinen “<strong><em>Alevinyün</em></strong>”, Alevi olarak adlandırılan Ehl-i Beyt evlatları yaşayabilmek için Horasan’a göç etmişlerdir. Horasan’da ruhsal alemle bağ kurmayı önceleyen Mani dini ve Göktanrı inancı hakimdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu dinin ruhsal şahsiyetleri ile göç ile gelen ehlibeyt evlatları arasında velayet anlayışı, ortaklığı temelinde bir yakınlık oluşmuş ve Ehl-i Beyt evlatları ile bütünleşen Türk soylu ruhsal şahsiyetler özgün ve ahlak temelinde bir okuma yaparak, İslam’ın Türkçe anlaşılmasının yolunu açmışlardır. Sonraki yüzyıllarda meydana gelen göçler sonunda Horasan erenleri Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasında etkin olmuşlardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ali evlatları vasıtasıyla “<em><strong>Horasan melametiliği</strong></em>” ortaya çıkmış ve Horasan Erenleri adıyla anılan erenlere dedelik, ocaklık ve pirlik görevleri geçmiş ve bu makamlar üzerinden insanlara Hakk olan doğrultusunda hizmet etmeleri mümkün olmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte Aleviler önce sadece Ali evlatlarının adı iken, daha sonra Ali evlatlarına talip olanlarının da adı olmuş. Günümüze kadar Aleviler bu ocaklar vasıtasıyla yol ve erkânlarını sürdürmüşlerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilerin erkânları Ehl-i Beyt’in önderliğinde kurulmuş ve Ali evlatlarının liderliğinde uygulanmış erkânlardır. Bu erkânların başında cem ibadeti gelir. Cem ibadeti Kur’an-ı Kerim’in Nûr suresinin 35-36. ayetlerinde işaret edilen, evlerde yapılan ibadet olarak zikredilen toplu ibadettir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Cem, Hz. Peygamber’in Mekke döneminde, Müslümanların evlerinde, birbirinden rızalık alınarak, ortamda paylaşılanların sır olarak kalması sözü alınarak, yapılan sohbet ve irşadı da içeren muhabbet ve ibadetlerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Güvenlik kaygısıyla Mekke dönemindeki Müslümanların gizli olarak yaptığı ibadetlerin bir benzeri olarak kabul edilen cem ibadeti Alevilerce ibadetlerinin özü olarak sunulmuştur. Erkânın ocak uygulamaları farklılaşsa bile, özünde insan-ı kâmil yetiştirmeyi hedefleyen bir ibadettir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Cem, toplu olarak yapılan ve karşılıklı olarak “<strong><em>nasıl daha ahlaklı hale geliriz</em></strong>” sorusuna cevap aranan, hataların sorgulandığı, alternatif önerilerin hep birlikte bulunduğu, Hakk’ın emir ve rızasını gözetmenin temel hedef olarak konulduğu ibadet ortamıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Cem, Allah’a kulluğun Muhammed Mustafa’ya ümmetliğin, Aliy’el Mürteza’ya talipliğin ve Ehl-i Beyt’e bende olmanın yeridir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İslam’ın ilk ideal normlarla yetiştirilen insanı olan Hz. Ali yukarıda bahsedilen Horasan Erenleri ekolü tarafından yolun piri kabul edilmiştir. Bu Pir’in doğum gününün eski Türk takviminin başlangıcına, 21 Mart’a denk gelmesi özel bir işaret olarak kabul edilmiş ve Hz Ali’nin mevlidi ile doğanın uyanışı bir başlık altında birleştirilip yeni yıla yeni niyetler ve yeni umutlarla girmek anlamında özel Nevruz Cemleri yapılmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Maddi uyanış ile ruhsal uyanışın kaynağının birleşmesi olan Nevruz, Aleviler için eski eksikliklerin tamamlanma, yeni başlangıçların ve dileklerin sunulduğu gündür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Bir şeyler karışmışsa başlangıca dönün</strong></em>” diyen Aliy’el Murtaza’nın temiz başlangıç dileklerine uyan taliplerinin temiz başlangıç dileklerinin dile getirildiği gündür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nevruz’da “<em><strong>Arınmak için, önce arındıranın temiz olması gerekir</strong></em>” düsturundan hareketle, önce önderler “<em><strong>el ele el Hakk’a</strong></em>” ilkesi doğrultusunda birlik olup arınır, daha sonra taliplerle birlikte, birbiri ile rızalık içinde, Hakk’ın emri ve rızası doğrultusunda olmak bilinciyle, Nevruz Cemi yapılır. Bu cemle yeni yıla hayırlı ve temiz bir başlangıç yapılmış olur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nevruz cemlerinde Nad-ı Ali’ler okunur, toplumu bütünleştiren değerler ön plana konulur ve uygulama makamının, yani velayet makamının başlangıcı olan Hz. Ali örneklik boyutu ile işlenip “<strong><em>Hakk, Muhammed, Ali</em></strong>” itikadı gündeme getirilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali Peygamberimizden sonra İslam’ın yaşayan umudu olmuştur. Kurduğu yol ve örnek yaşantısı ile Hz. Peygamber’in şehrine girişin kapısı olmuştur. Hz. Ali her başlangıcın Allah adıyla yapılmasının örneğidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Allah cümlemize bu anlatılanları anlamayı nasip etsin. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanoğlu dünya âlemine geldiği günden beri devam eden Hakk ile batıl savaşında Hakk olandan yana olmayı ve Hakk’ın emir ve rızasında durmayı tüm hak edenlere bağışlasın. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüce Yaradan akıl ve vicdanımızı daima hak olan doğrultuda kullanmayı nasip etsin. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizi apaçık düşmanımız olan ayrımcılıkla görünür olan şeytan ve onun planlarını uygulayanlara karşı güçlendirsin. </span></p>

<p><span style="color:#000000">21 Mart Nevruzumuz Hakk bir başlangıç olsun, Nevruzumuz arı ve diri bir geleceğe imkân olsun, Nevruzumuz kutlu olsun.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gerçeğe Hû!</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">Prof. Dr. Caner IŞIK</span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Mar 2026 19:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/03/prof-dr-caner-isik-yazdi-hz-ali-ve-nevruz-cemi-1774112363.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. İhsan Ünlü yazdı: Men Dakka Dukka!</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-men-dakka-dukka-3104</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-men-dakka-dukka-3104</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmacı-yazar Dr. İhsan Ünlü, 14 Mart 2026 tarihinde kaleme aldığı yazısında, klasik bir atasözünü Kur'an ayetleri, şairlerin dizeleri ve tasavvufi kıssalarla harmanlayarak derin bir mana yükledi. Ünlü'nün yazısında, Arapça kökenli atasözünün Türkçe karşılığı olarak “Ne ekersen onu biçersin” ifadesini kullandığı belirtiliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. İhsan Ünlü'den anlamlı bir tefekkür yazısı: "Dünya ahiretin tarlasıdır, ne ekersen onu biçersin"</p>

<p>Araştırmacı-yazar Dr. İhsan Ünlü, 14 Mart 2026 tarihinde kaleme aldığı yazısında, klasik bir atasözünü Kur'an ayetleri, şairlerin dizeleri ve tasavvufi kıssalarla harmanlayarak derin bir mana yükledi.</p>

<p>Ünlü'nün paylaşımında, Arapça kökenli atasözünün Türkçe karşılığı olarak “Ne ekersen onu biçersin” ifadesini kullandığı belirtiliyor. Bu deyimin hem dünyevi hem uhrevi boyutuna dikkat çeken yazar, Kur'an-ı Kerim'den Zilzal Suresi 7-8. ayetleri hatırlatıyor: “Kim zerre kadar bir iyilik yaparsa karşılığını görür. Kim zerre kadar bir kötülük işlerse o da onun karşılığını görür.”</p>

<p>Dr. İhsan Ünlü yazısının tam metni şöyle:<br />
<br />
<strong>MEN DAKKA DUKKA!</strong><br />
<br />
Arapça bir atasözü olan bu deyimin bizdeki karşılığı, “Ne ekersen onu biçersin” şeklinde ifade edilebilir.<br />
Hem dünyevi hem de uhrevi manada alınabilecek bu sözü Kur’an’a söyletecek olursak; “Kim zerre kadar bir iyilik yaparsa karşılığını görür. Kim zerre kadar bir kötülük işlerse o da onun karşılığını görür” (Zilzal/7-8)&nbsp;<br />
“Ey inananlar, Allah'tan korkun ve kişi, yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah'tan korkun; çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr-18)<br />
<br />
Şairin dizeleriyle konuşursak, “Aldanma dünyanın velvelesine/ Hepsi boş heves bir gün öğrenirsin/ Kimi hakka koşar kimi tersine/ Her nefesin hesabı var görürsün.” dediği güne doğru hızla koşuyoruz.<br />
<br />
“Arı su içer, bal akıtır; yılan aynı sudan içer zehir saçar” misali, şu fani dünyada herkes rolünü oynuyor ve kendine yakışanı yapıyor.<br />
Üstad Necip Fazıl’ın deyimiyle, “Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;<br />
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.”&nbsp;<br />
<br />
“Rivayet edilir ki Hindistan’ın en uzak yerinde bir ülke vardı. Orada birini on yıllığına padişah yaparlardı. On yıl dolunca onu makamından indirir, ipekli kaftanlarını soyup dilenci kıyafetlerini giydirirlerdi. Sonra onu bir sandala bindirip çok korkunç, karanlık ve ıssız bir adaya bırakırlardı. O adada yılanlar, akrepler ve yırtıcı hayvanlardan başka hiçbir canlı yoktu. Oraya bırakılan her eski padişah, yalnızlık ve vahşet içinde perişan olup ölür, adı sanı unutulurdu.<br />
<br />
Ülke padişahsız kalmasın diye yola bakarlar, karşılarına çıkan ilk yabancıyı padişah yaparlardı. Onu dilenci kıyafetinden çıkarıp altınlı elbiseler giydirir, başına taç koyarlardı. Gelen kişi saraya yerleşir, on yıl boyunca her şeyin sahibi olurdu. Fakat çoğu, bu on yılın sarhoşluğuna kapılıp sonlarını unutur, vakit dolunca da o korkunç adaya sürülürlerdi.<br />
Yine bir gün eski padişahı adaya sürdüler ve yola baktılar. Yorgun ve fakir görünüşlü bir adam geldi. Onu padişah yapmak istediler. Adam önce direndi: "Benim abam padişah giysisinden değerlidir, beni rahat bırakın" dedi. Ancak zorla razı edip tahta oturttular. Bu zat, diğerlerinin aksine akıllı ve arif birisiydi. Tahta oturur oturmaz "Benden öncekilere ne oldu?" diye sordu. Ona acı gerçeği anlattılar: "On yıl sonra o vahşi adaya bırakılacaksın."<br />
<br />
Akıllı padişah, "Madem sonum orası olacak, gidip orayı bir göreyim" dedi. Kimse ondan önce bunu yapmamıştı. Gidip baktı ki ada gerçekten bir vahşet yuvası; her yer kemiklerle dolu. Derinden sarsıldı ama durumu belli etmedi. Saraya dönünce hemen en usta mühendisleri çağırdı. Onlara, o ıssız adada bir saray yapmalarını emretti. Köşe bucak saraylar yükseldi, nehirler akıtıldı, bahçeler ve bostanlar kuruldu.<br />
<br />
Henüz padişahlığı devam ederken, elindeki tüm imkânları kullanarak adaya hizmetçiler, cariyeler ve hayvanlar gönderdi. Kendi malını mülkünü yavaş yavaş oraya nakletti. Ada, vaktinden önce muazzam bir şehre, bir cennet bahçesine dönüştü. Artık padişahın gönlü ve canı, o adaya gitmek için can atar oldu.<br />
<br />
On yıl dolunca halk gelip onu tahttan indirdi. Kaftanını çıkarıp eski elbiselerini giydirdiler ve bir sandalla adaya bıraktılar. Dışarıdan bakınca perişan görünüyordu ama padişahın içi sevinçle doluydu. Sandal kıyıya yanaşınca, vaktinden önce oraya gönderdiği hizmetçiler ve köleler onu ellerinde hediyelerle, dualarla karşıladılar. O eski kıyafetlerini çıkarıp ebedi padişahlık libaslarını giydirdiler. Onu kendi kurduğu sarayına, asıl saadetine ulaştırdılar.”<br />
<br />
Kıssadan hisse; dünya ahiretin tarlasıdır, ne ekersek onu biçeceğiz.<br />
Ebedî âleme göçen her insan, ödülünü de cezasını da bu dünyadan kendisi götürecek.&nbsp;<br />
Dünya tarlasında ektiğini, mahşer gününde biçecek. Bugün tarlasını ihmal eden, yarın ahirette çok muhtaç olduğu güzelliklerden mahrum kalacak.&nbsp;<br />
<br />
Tarlasına günah ve isyan tohumları eken ise, can yakıcı bir azabın pişmanlığından başka bir şey elde edemeyecek.<br />
Hz. Mevlana’nın harika tespitiyle bitirelim yazıyı; “Sen hiç buğday ektin de arpa bittiğini gördün mü?”&nbsp;<br />
Selam ve dua ile…</p>

<p>14.03.2026<br />
Dr. İhsan ÜNLÜ</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/03/dr-ihsan-unlu-yazdi-men-dakka-dukka-1773608062.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Oktay Hacımusalı yazdı: Benim ülkem vuruluyor, ama benden biat bekleniyor...</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/oktay-hacimusali-yazdi-benim-ulkem-vuruluyor-ama-benden-biat-bekleniyor-3094</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/oktay-hacimusali-yazdi-benim-ulkem-vuruluyor-ama-benden-biat-bekleniyor-3094</guid>
                <description><![CDATA[TÜMER Dış İlişkiler Koordinatörü Oktay Hacımusalı, sosyal medyada son günlerde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'e yönelik yoğun eleştiri ve akıl verme girişimlerini sert bir dille eleştirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://tumer.org/oktay-hacimusali-benim-ulkem-vuruluyor-ama-benden-biat-bekleniyor/"><strong>TÜMER</strong></a> Dış İlişkiler Koordinatörü <strong>Oktay Hacımusalı, </strong>sosyal medyada son günlerde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'e yönelik yoğun eleştiri ve akıl verme girişimlerini sert bir dille eleştirdi. Hacımusalı, 8 Mart 2026 tarihinde yayımlanan yazısında, Azerbaycan'ın zorlu dış politika mücadelesini ve devlet yönetiminin gerçeklerini hatırlatarak, sıradan vatandaşların devlet başkanına yönelik tavrını "cüretkâr" bulduğunu belirtti.<br />
<br />
<strong>TÜMER Dış İlişkiler Koordinatörü Oktay Hacımusalı'nın yazısının tam metni şöyle:&nbsp;<br />
<br />
Benim ülkem vuruluyor, ama benden biat bekleniyor...&nbsp;</strong><br />
<br />
Yaklaşık üç gündür sürekli olarak sosyal medyada yazılanlara bakıyorum üzülerek. Her kes bir akıllı telefon elinde, ya da laptopunu atmış dizinin üstüne, Azerbaycan Cumhurbaşkanı'na akıl veriyor.<br />
Devleti nasıl yönetilmeli,onu bile öğretme cüretinde bulunanlar bile çıktı. Kimseyi mesleğindenn dolayı küçümsemek istemem ama turist rehberi,marangoz, ahçı, tırnakçı falan devlet terbiyesi görmüş, gözünü bir devlet yöneticisinin, bir siyaset dehasının ocağında açmış birisine "eyyy, sen bilmiyorsun, ama devlet öyle yönetilmez" demenin rahatlığı keşke bende de olmuş olsaydı...<br />
<br />
Olmuş olsaydı, Azerbaycan gibi zorlu, engebeli dış &nbsp;siyaseti olan bir &nbsp;memleketin hangi mücadelelerle bu kardeşlerime anlatırdım... Mesela, şunu derdim devlet öyle sizin bildiğiniz gibi sabah saat 9'da işbaşı yapıp, akşam saat 7-8 gibi dükanı kapatıp evine gitmek değil. Evinde çocuklarının nasıl büyüdüğünü görmeden, saçlarını yalnız gece yarılarında okşayabilmektir devlet yönetmek. Senin çocukların büyümektedir, ama bu Vatan'ın evlatları soğuk tren vagonlarında, harabeye benzeyen evden bozma kulübelerde, çadırlarda yaşamaktadırlar, evleri yoktur, savaştan çıkmıştır ülke, &nbsp;topraklar işğal edilmiş, göçmen durumundadırlar o çocuklar aileleriyle beraber...Bütçeye gelen paranın yarısı o insanların yaralarının sarılmasına harcanmaktadır. Gün gelir savaş olur, topraklar işgalden kurtarılır, o tren vagonlarında, çadırlarda büyüyen çocukların şehit tabutunu omuzlamaktasın. O acıyı iliklerine kadar duyarsın o gencecik fidanları toprağa verirken. Bu da yetmez, üstüne üstlük diplomatik karmaşanın içinde baskılara karşı gelmek adına çabalarsın. Gece bilmez, gündüz bilmez, sürekli odanda mesai yaparsın, görüşmeler, tartışmalar, analizler, veri saptamaları ve taramaları, öngörüleri... yıpratır da seni, yorulursun, bir saat koltukta uyuklarsın belki, uyandın mı tekrar işine koyulursun...<br />
İşgalden kurtarılan topraklar tekrar eski haline geri getirilmeli. Düşman olanı yok etmiş, taş üstünde taş bırakmamış, etrafındaki kardeşlerin gelir, yardım elini uzatır, güç gelir sana, daha bir şevkle sarılırsın işine...&nbsp;<br />
<br />
Yüce Atatürk'ün dediği gibi onca dahili ve harici düşmana rağmen ayaktasın, sabah bir şehirde, öğlen bir şehirde, akşam başka bir şehirde... işgalden kurtarılan topraklar cennete dönüşüyor, baktıkça yüzün gülüyor, yorulduğuna değdiğini geçirirsin içinden...<br />
<br />
Ama günün birinde seni sırtından hançerliyorlar... hançeri sırtına saplayan da yakın komşun. O komşuna daha dün taziyeye gitmişsin, teselli etmişsin, ama ve lakin üstünden 12 saat bile geçmemiş seni sırtından hançerlemiş. İçin acıyor, ama diplomatik bir dille, ama onun anladığı bir dille konuşuyorsun, bu kez de beyefendi rencide oluyor ve herkesi senin üstüne kaldırıyor.&nbsp;<br />
<br />
Buraya kadar saat 9'da işbaşı yapıp akşam saat 7-8 gibi dükanı kapatıp evine giden kardeşlerimize devletin mücadele haritasını çizmeye çalıştım. Peki sizi sırtınızdan hançerleselerdi, ne yapardınız?! Gömleğinizi sıyırıp yine vur mu derdiniz? Yoksa tam tersine onun anlayacağı bir telden mi konuşurdunuz?! Samimi olunuz ama, bütün size dayatılan düşünceleri elinizin tersiyle bir kenara iterek bana bir yanıt veriniz: devletin başında sizler olsaydınız nasıl adım atardınız?!<br />
<br />
<a href="https://tumer.org/oktay-hacimusali-benim-ulkem-vuruluyor-ama-benden-biat-bekleniyor/"><strong>Kaynak: Tümer<br />
Orjinalini okumak için lütfen tıklayınız</strong></a><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 00:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/03/oktay-hacimusali-yazdi-benim-ulkem-vuruluyor-ama-benden-biat-bekleniyor-1773006446.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. İhsan Ünlü yazdı: Gelin canlar bir olalım...</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-gelin-canlar-bir-olalim-3085</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-gelin-canlar-bir-olalim-3085</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmacı- yazar Dr. İhsan Ünlü, Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan kaos, savaş ve Müslüman coğrafyalarındaki kan ile gözyaşına dikkat çekerek, Müslümanlara güçlü bir birlik çağrısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı- yazar Dr. İhsan Ünlü, Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan kaos, savaş ve Müslüman coğrafyalarındaki kan ile gözyaşına dikkat çekerek, Müslümanlara güçlü bir birlik çağrısında bulundu.Yazısında Ünlü, emperyal güçlerin Müslüman kanı akıtmaya devam ettiği bir dönemde<strong> "uyanmanın vakti geldi de geçiyor"</strong> vurgusunu yaptı. Kur'an-ı Kerim'in emri doğrultusunda<strong> "Allah'ın ipine sarılma"</strong> zamanının geldiğini belirten Ünlü, farklılıkları bir kenara bırakarak ortak idealler etrafında kenetlenmeyi önerdi.Ünlü, özellikle mezhep ayrılıklarını körüklemeye çalışan yaklaşımlara karşı net bir duruş sergiledi:<strong>"Ramazan Sünnilerin, Muharrem Alevilerin"</strong> söylemine karşılık <strong>"Ramazan da bizim, Muharrem de bizim"</strong> dedi.<br />
<strong>"Cami Sünnilerin, Cemevi Alevilerin" </strong>ayrıştırmasına karşı<strong> "Cami de bizim, Cemevi de bizim"</strong> anlayışını yükseltti.<br />
<br />
<strong>GELİN CANLAR BİR OLALIM…</strong><br />
<br />
Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde kaos ve felaketin yaşandığı güvensiz ve istikrarsız günlerden geçiyoruz.<br />
<br />
Gün geçmiyor ki Müslümanların yaşadığı coğrafyada kan ve gözyaşı akmıyor olsun.<br />
<br />
Emperyal güçlerin, ırkına, rengine, cinsiyetine, diline, mezhebine, meşrebine bakmaksızın Müslüman kanı akıtmaya devam ettiği bir düzlemde artık uyanmanın vakti geldi de geçiyor bile.<br />
<br />
Şimdi Kur’an’da buyrulduğu üzere Allah’ın ipine sarılma zamanı.<br />
<br />
Şimdi farklılıklarımızı bir tarafa bırakıp ortak noktalar ve idealler etrafında kenetlenme zamanı.<br />
<br />
Şimdi farklı düşünce ve yorumlarımıza saygı duyarak din kardeşliğimizi öne çıkarma zamanı.<br />
<br />
Tam da bugünlerde birilerinin bize, <strong>“Ramazan Sünnilerin, Muharrem Alevilerin”</strong> diye yutturmaya çalıştığı bir noktada;<strong> “Ramazan da bizim, Muharrem de bizim” </strong>deme vakti.<br />
Yine birilerinin, <strong>“Cami Sünnilerin, Cemevi Alevilerin”</strong> hezeyanıyla bilerek ya da bilmeyerek ayrıştırmaya çalıştığı bir düzlemde;<strong> “Cami de bizim, Cemevi de bizim”</strong> anlayışını yükseltme zamanı.<br />
<br />
Şunu çok iyi biliyoruz ki bizim <strong>“Şiilik-Alevilik-Sünnilik”</strong> diye bir dinimiz yoktur. Bizim dinimiz İslam; Peygamberimiz Muhammed Mustafa (as); Kitabımız Kur’an; Kıblemiz Kâbe’dir.<br />
Ta ezelden beri bütün peygamberlerin yolu olan Tevhid dini, peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed’le kemale ermiş; son kutsal Kitap Kuran’da iman, ibadet ve muamelat esaslarının çerçevesi çizilmiştir.<br />
<br />
Kur’an’ın hükümlerini anlama, yorumlama ve uygulama noktasında zaman içerisinde doğan mezheplerin görüşlerinden yararlanmak gayet doğaldır, ancak körü körüne mezhepçilik yapmak doğru değildir.<br />
<br />
Müslümanların en büyük zaafı olan etnik ayrıştırma ve mezhep taassubunu çok iyi bilen ve kullanan şer güçler, dün olduğu gibi bugün de bizi bu noktadan vurmaya çalışmaktadır.<br />
Bu tefrika tuzağına düşmemek için şimdi Allah için safları sık tutma zamanıdır.<br />
<br />
Tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi aynı ruh ve idealle dinimize, mukaddesatımıza, milli ve manevi değerlerimize sarılma zamanıdır.<br />
Birbirimizi Allah için sevme, dayanışma ve kardeşlik hukukunun gereğini yapma zamanıdır.<br />
<br />
<strong>“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” </strong>anlayışına uygun olarak yakın ve uzak komşu hakkını gözetme zamanıdır.<br />
<br />
Zulüm kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumun yanında zalime karşı durma zamanıdır.<br />
<br />
Birbirimizi farklı sebeplerle ötekileştirmek yerine, değerlerimize saygı duyma ve empati yapabilme becerisini gösterme zamanıdır.<br />
<br />
Hacı Bektaş’ın deyimiyle;<strong> “Bir olma, iri olma, diri olma”</strong> zamanıdır.<br />
<br />
Nazım Hikmet’in ifadesiyle; <strong>“Bir ağaç gibi tek ve hür ama bir orman gibi kardeşçesine” </strong>yaşama erdemini hayata geçirme zamanıdır.<br />
<br />
Unutmayalım; <strong>“Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz.”</strong><br />
<br />
Ve,<strong> “hiç birimiz hepimiz kadar güçlü değiliz.”</strong><br />
<br />
Nurettin Topçu’nun duasıyla bitireyim; Çıktığımız bu yolda <strong>“Sabır gıdamız, gayret duamız, birlik en büyük silahımız”</strong> olsun.<br />
Selam ve dua ile…</p>

<p>03.03.2026<br />
Dr. İhsan ÜNLÜ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 21:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/03/dr-ihsan-unlu-yazdi-gelin-canlar-bir-olalim-1772564916.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. İhsan Ünlü yazdı: Empati ayı Ramazan</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-empati-ayi-ramazan-3051</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-empati-ayi-ramazan-3051</guid>
                <description><![CDATA[Dr. İhsan Ünlü, Ramazan ayını “Empati Ayı” olarak nitelendirerek, ümmetin ve insanlığın yaşadığı zorluklara dikkat çeken duygusal bir yazı kaleme aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. İhsan Ünlü, Ramazan ayını <strong>“Empati Ayı” </strong>olarak nitelendirerek, ümmetin ve insanlığın yaşadığı zorluklara dikkat çeken duygusal bir yazı kaleme aldı.Yazısında Temel fıkrasından yola çıkan Ünlü, boynuna ilmek geçirilen Temel’in “Bu da bana ders olsun!” cevabını hatırlatarak, insanlığın benzer bir noktaya geldiğini ifade etti. Artık dönülmez akşamın ufkunda “Bu da bize ders olsun!” deme vaktinin geldiğini vurguladı.<br />
<br />
<strong>Dr.İhsan Ünlü, yazısında şunları kaydetti:<br />
<br />
EMPATİ AYI RAMAZAN</strong><br />
<br />
Temel’i idam sehpasına çıkarmışlar, boynuna ilmiği geçirdikten sonra sormuşlar ; “Söyleyecek son bir sözün var mı?”&nbsp;<br />
Temel yanıtlamış: “Ha bu da bana ders olsun!”&nbsp;<br />
İnsanlık âlemi olarak zor bir süreçten geçiyoruz. Fıkrada olduğu gibi, artık dönülmez akşamın ufkunda son sözümüzü söylüyoruz; “Bu da bize ders olsun!”<br />
Ümmet-i Muhammed’in ahvâli ortada…<br />
İnsan haklarını hiçe saydık.<br />
Adaleti, merhameti rafa kaldırdık.<br />
Kendimizi evrenin şahidi/misafiri değil, sahibi gibi davranmaya başladık.<br />
Ölüm denen gerçeği, hesap denen hakikati unuttuk.<br />
Çevre duyarlılığını sanayi çılgınlığına feda ettik.<br />
Dostane ilişkileri teknoloji aşkına heba ettik.<br />
Helal/haram demeden ne bulursak yedik.<br />
Bütün bunların üstüne kul hakkı ve mazlumların ahı eklenince kötü akıbet kaçınılmaz oldu.<br />
Hâlbuki biz değil miydik suya gönderdiği çocuğa “testiyi kırmadan getir” deyip tokadı yapıştıran Nasrettin Hoca’nın torunları?&nbsp;<br />
Ne demişti Hoca kendisine kızanlara: “Doğru söylüyorsunuz; ancak testiyi kırdıktan sonra tokat atmanın ne faydası olur?”<br />
Ben de buradan soruyorum: “Bu kadar çile ve yıkımdan sonra hayıflanmanın ne faydası olacak?”<br />
Yine de biz ümidimizi kesmeden ‘zararın neresinden dönülse kârdır’ hesabıyla, olanlardan ders çıkarıp önlem almaya devam edelim.<br />
Hazır mübarek Ramazan ayını da fırsat bilerek biraz daha derin düşünelim; tefekkür edelim; empati yapalım.<br />
Bu yıkımda benim payım ne oldu? İslam âlemi olarak biz nerede yanlış yaptık?<br />
Şu dünyada herkese yetecek kadar nimet varken milyonlarca insanın açlıktan ölüme terkedilmesini neyle ve nasıl izah edeceğiz?<br />
Şunu çok iyi anladık ki, hiç kimse kendisini büyük insanlık ailesinin dışında göremez.&nbsp;<br />
Neticede dünyanın bir ucunda çıkan yangın bütün dünyaya sirayet ediyor ve herkesi tehdit ediyor.<br />
Açlığın, susuzluğun ve gözyaşının dini, ırkı, rengi olmaz.<br />
Şimdi artık bu küresel yangını söndürme, yaraları sarma zamanı.&nbsp;<br />
Bu yangın mazlumların gözyaşlarıyla tutuştu; merhamet sahibi yüreklerin tövbesi ve gözyaşlarıyla sönecek.<br />
İşte şimdi akıp gitmekte olan büyük bir fırsat; tövbe, riyazet, merhamet, infak ve arınma ayı Ramazan.<br />
Ve empati… Yani, kendimiz dışında da bir dünya olduğunu fark ederek elimizi uzatma, kesenin ağızını açma zamanı.<br />
Kendisini, hastanelerde inim inim inleyerek derdine derman arayanların yerine koyup gerektiğinde risk alabilme vakti.&nbsp;<br />
‘Veren elin alan elden hayırlı’ olduğu bilinciyle, kendisinden aşağıdakileri görüp onlara eğilme, etrafındaki garip gurebayı, yetim ve öksüzü fark edebilme erdemini gösterme zamanı.<br />
‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ fehvasınca, yanındaki komşusunu hatırlama ve gönül alma bilinciyle vakti kuşanma dilimi.<br />
‘Mümin, müminin aynasıdır’ hadisinde ifadesini bulan, kardeşinde kusur aramak yerine, onun eksik ve kusurlarını kırıp dökmeden kendisine bildirme zamanı.<br />
‘Kendisi için istediğini kardeşi için de isteyebilme’ bilinciyle, işini, aşını kaybedip zor günlerden geçen ve sıkıntısına çözüm arayan kardeşlerini anlayabilme ve çareler üretebilme süreci.<br />
Unutmayalım; bu imtihan dünyasında biraz açlık, biraz korku, biraz can, mal ve ürünlerden kayıplarla sınanıyoruz. Sonunda sabredenlerin ve gereğini yerine getirenlerin kazanacağı bir sınavdan geçiyoruz. (Bakara/155)<br />
Bu mübarek ayda hoşgörü ve empati ikliminin köklenip neşvünemâ bulması dileğiyle…<br />
20.02.2026<br />
Dr. İhsan ÜNLÜ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 17:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/02/dr-ihsan-unlu-yazdi-empati-ayi-ramazan-1771685453.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Umut Berhan Şen yazdı: Tarih yazımının metodolojisi üzerine bir değerlendirme-1</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/umut-berhan-sen-yazdi-tarih-yaziminin-metodolojisi-uzerine-bir-degerlendirme-1-3033</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/umut-berhan-sen-yazdi-tarih-yaziminin-metodolojisi-uzerine-bir-degerlendirme-1-3033</guid>
                <description><![CDATA[Analist yazar ve tarih araştırmacısı Umut Berhan Şen, 11 Ekim 2018 tarihinde kaleme aldığı yazısında, tarih yazımının metodolojisini ve özellikle askeri-siyasi şahsiyet biyografilerinin yazım sürecini ele aldı. Şen, tarih disiplininin evrimini ve Türkiye'deki modern tarihçilik geleneğini değerlendirerek, biyografi türünün özelliklerini ayrıntılı biçimde inceledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Analist yazar ve tarih araştırmacısı&nbsp;Umut Berhan Şen, 11 Ekim 2018 tarihinde kaleme aldığı yazısında, tarih yazımının metodolojisini ve özellikle askeri-siyasi şahsiyet biyografilerinin yazım sürecini ele aldı. Şen, tarih disiplininin evrimini ve Türkiye'deki modern tarihçilik geleneğini değerlendirerek, biyografi türünün özelliklerini ayrıntılı biçimde inceledi.<br />
<br />
Yazısına göre tarih, insanlığın geçmişini şimdiki zamanda yeniden inşa etme süreci olarak tanımlanıyor. Yazının icadıyla başlayan bu süreçte, öncü eser olarak kabul edilen Herodot'un kitabı, mitik hikâyelerden "insani gerçekler"e geçişi temsil ediyor. Tarih düşüncesi ise her dönemde "dönemin ruhu"na göre şekil değiştiriyor.<br />
<br />
Umut Berhan Şen'in makalesinin tam metni şöyle:<br />
<br />
İnsanoğlunun dünya üzerindeki geçmiş serüvenini açıklama ya da anlama gayesiyle şimdiki zamanda yeniden inşa etme süreci ve ürünü olan tarih, yazının icadı ile başlatılsa da öncü kabul edilen eser Herodot'un meşhur kitabıdır. Çünkü Herodotos'la birlikte tarih, mitik hikâyelerden yaşanmış "insani gerçekler" alanına yönelmiş ve bunları yine insani kaygılarla kaydetmeye başlamıştır. Ancak tarih düşüncesi Herodot'un belirlediği anlam ve çerçevede kalmamış, zamanla "dönemlerin ruhu"na bağlı olarak değişmiştir. Dolayısıyla her tarihi döneme ilişkin farklılaşan bir tarih düşüncesinin ve yazımının ortaya çıktığı söylenebilir.<br />
<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;Ülkemizde, günümüzde devam eden tarihçiliğin bir anlamda eski "vakanüvislik" ile modern "belgeciliği" sentezleyerek yeni bir gelenek halinde kendini yeniden üreten bir tarz olduğu söylenebilir. Bu tarz, Osmanlı'nın Batılılaşma süreci tarih yazımında etkili olmuş, Ahmet Cevdet Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Hayrullah Efendi gibi öncülerin, Alman tarihçi Ranke<a href="file:///C:/Users/1/Desktop/TAR%C4%B0H%20YAZIMININ%20METODOLOJ%C4%B0S%C4%B0%20%C3%9CZER%C4%B0NE%20B%C4%B0R%20DE%C4%9EERLEND%C4%B0RME.docx#_ftn1" rel="nofollow ugc noopener">[1]</a>&nbsp;ile başlatılan çağdaş tarihçiliğe yönelişleriyle hayata geçirilmiştir. Bu yöneliş başlangıçta modern metodoloji üzerinde bir tartışmayı birkaç istisna dışında neredeyse hiç içermemiş ve yeni anlayışa göre yazılmış örnek tarih eserleri üzerinden gerçekleşmiştir.</p>

<p><br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;Son zamanlarda, ben de, askeri şahsiyetlerin biyografilerini yazma işine giriştim. Yazarı olduğum ATAYURT adlı aylık akademik ve kültürel tarih dergisini inceleyenler bunu fark etmiştir. Tarih yazımı ve metodolojisinden bahsederken, tarihteki önemli politik ve askeri şahsiyetlerin biyografilerinin yazım metodolojisi konusunda kısa bir değerlendirme yapmak istedim.&nbsp;Evvela biyografiyi kavram olarak tanımlayalım: Biyografi, bir insanın yaşamındaki olayların belirli bir sıraya göre anlatıldığı edebiyat türüdür.&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/kisi" rel="nofollow ugc noopener">Kişi</a>nin kendi&nbsp;<a href="https://www.sabah.com.tr/haberleri/hayati" rel="nofollow ugc noopener">hayatı</a>nı anlattığı yazılara otobiyografi, divan edebiyatında şairlerin yaşam öyküsünü anlatan eserlere de tezkire denir.&nbsp;Biyografilerde mantıksal çıkarım ve tahminlerden ziyade, düşsel öykü ve öznel değerlendirmelere dayanıyorsa veya anlatılan kişi kısmen ya da tümüyle hayali bir kişiyse, o zaman yapıt, tümüyle bir edebiyat ürünü olarak değerlendirilir.<br />
<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Ölen kişinin yaşamını ve yapıtlarını öven mezar yazıtları ve cenaze törenlerindeki konuşmalar, yaşam öyküsünün ilk örnekleri sayılabilir. Bunları, eldeki verileri eleştirellikten uzak öznel bir yaklaşımla okura sunan yaşam öyküleri izler. Bunlar, çoğunlukla yaşam öyküsü anlatılan kişinin okura örnek oluşturması amacına yöneliktir. Ama bu yaşam öyküleri kendi karşıtlarını da doğurmuş, kişilerin "gerçek yüzü"nü ortaya çıkarmayı amaçlayan yaşam öykülerinin yazılmasına yol açmıştır.<br />
<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Kişinin davranışlarının ve karakterinin önem kazanmasına bağlı olarak eski çağlardan bu yana tarih yazımı ve hitabetin önemli bir kolu olarak gelişmiştir. Bazı felsefi, siyasi ya da dinsel görüşler yaşam öyküleri aracılığıyla halka benimsetilmiştir. Örneğin, Platon ve Aristo gibi düşünürler, Sokrates ile ilgili yazdıkları felsefi metinlerde, Sokrates'in haklılığını kanıtlamak için onun öğretilerinin yanı sıra yaşamına da yer vermişlerdir. Roma tarihçiliğinde, Jül Sezar hakkında kaleme alınan yaşam öyküleri de aynı zamanda Roma imparatorluğuna yönelik birer eleştiridir.</p>

<p><br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;Biyografinin başlangıç kısmında ilk olarak, kişinin yaşam öyküsü kronolojik bir düzen içinde verilir. Biyografisi yazılan kişinin, karakter yapısını belirleyen özelliklere de yer verilir. Biyografi yazma, bir ön çalışmayı gerektirir. Yaşamı yazılacak kişiyle ilgili kaynaklar, belgeler saptanır. Biyografiler belgesel boyutlu olduğu için, yazar, bir tarihçi gibi davranır. Biyografisi yazılacak kişinin mektuplarından, günlüklerinden, anılarından, o kişiyi tanıyanlardan yararlanılır. Yazar, sergileyici bir yaklaşımla kişinin yaşamını biçimlendirmiş olayları, birbirine bağıntılı bir biçimde verir Biyografisi yazılacak kişiler, kuşkusuz, sıradan kişiler değildir. Yaşadıkları dönemin siyasal, toplumsal etkinliklerine katılmış ya da eserleriyle, çalışma ve buluşlarıyla dönemlerini etkilemiş kişilerdir. Biyografi türü yazılar öyküleyici anlatımla yazılır. Fakat bu, kuru bir anlatımla yapılamaz. Biyografi yazarı, aynı zamanda bir sanatçı duyarlılığı ve titizliği gösterir.</p>

<p><br />
Bir sonraki yazımda bu konuyu irdelemeye devam edeceğim. Esen kalın…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
&nbsp;</p>

<p>1]Leopold von Ranke, 19. yüzyıl Alman tarihçisi. Ranke ile birlikte tarih incelemelerinde birincil kaynakların önemi, hikâyeci tarih anlayışı ve özellikle uluslararası politikanın tarihte yeri özel bir anlam kazanmıştır.<br />
<br />
<a href="https://umutberhansen.substack.com/p/tarih-yaziminin-metodolojisi-uzerine-18-10-11"><strong>Kaynak:&nbsp;https://umutberhansen.substack.com/p/tarih-yaziminin-metodolojisi-uzerine-18-10-11</strong></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 23:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/02/umut-berhan-sen-yazdi-tarih-yaziminin-metodolojisi-uzerine-bir-degerlendirme-1-1771361611.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. İhsan Ünlü: Ya Hızır !</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-ya-hizir-2998</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-ya-hizir-2998</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmacı-yazar Dr. İhsan Ünlü, 9 Şubat 2026 tarihinde kaleme aldığı "YA HIZIR!" başlıklı şiiriyle okurlarına seslendi.  "YA HIZIR!" da zor zamanlarda Hz. Hızır'ın yetişeceğine dair halk arasındaki inancı, derin bir tefekkürle işledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı-yazar Dr. İhsan Ünlü, 9 Şubat 2026 tarihinde kaleme aldığı "YA HIZIR!" başlıklı şiiriyle okurlarına seslendi.&nbsp; "YA HIZIR!" da zor zamanlarda Hz. Hızır'ın yetişeceğine dair halk arasındaki inancı, derin bir tefekkürle işledi. Ünlü, "Kul sıkışmayınca gelmez o derler / Bittim diyene yetişir muntazır" dizeleriyle klasik anlayışı hatırlatırken, asıl kurtuluşun içsel hazırlık ve aktif çabadan geçtiğini ifade etti.</p>

<p>Şiirinde tasavvufi&nbsp; leneğin önemli figürlerinden Hz. Hızır'ı merkeze alan Ünlü, yardım ve kurtuluşun pasif bekleyişle değil, gönül hazırlığı, çaba ve emekle geleceğini vurguluyor.</p>

<p>Dr. İhsan Ünlü'nün şiiri şöyle:</p>

<p><strong>YA HIZIR!</strong></p>

<p>Yanında görmek istersen Hızır</p>

<p>Çetin günlere olmalısın hazır</p>

<p>Kul sıkışmayınca gelmez o derler</p>

<p>Bittim diyene yetişir muntazır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Gönül sarayını edersen hazır</p>

<p>O vakit girecektir elbet Hızır</p>

<p>Mamur etmez isen şayet sarayı</p>

<p>Olmaz ki orada hazır ve nazır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hızır’ı bekleme sen de ol Hızır</p>

<p>Her türlü hizmete olasın hazır</p>

<p>Zahmetsiz rahmete erişilir mi?</p>

<p>Bir adım atana koşar ol Fâtır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İhsaniyem Hak çalışana verir</p>

<p>Ne yaparsa herkes ettiğin bulur</p>

<p>Çalışıp da emek vermezsen şayet</p>

<p>Hızır fayda vermez elden ne gelir?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>09.02.2026</p>

<p>Dr. İhsan ÜNLÜ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Feb 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/02/dr-ihsan-unlu-ya-hizir-1770715414.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Boztuğ yazdı: Türkistan-Horasanlı büyük Türk mutasavvıflarının İslam yorumu</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-boztug-yazdi-turkistan-horasanli-buyuk-turk-mutasavviflarinin-islam-yorumu-2943</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-boztug-yazdi-turkistan-horasanli-buyuk-turk-mutasavviflarinin-islam-yorumu-2943</guid>
                <description><![CDATA[Büyük Birlik Partisi, Doğal Afetler ve Göç Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Sultan Samut Ocağı talibi Prof. Dr. Durmuş Boztuğ'un "Ortaçağ karanlığında Avrasyayı aydınlatan meşale: Türkistan-Horasanlı büyük Türk mutasavvıflarının İslam yorumu" başlıklı makalesini okurlarımızla paylaşıyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><strong>ORTAÇAĞ KARANLIĞINDA AVRASYAYI AYDINLATAN MEŞALE:</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>TÜRKİSTAN-HORASANLI BÜYÜK TÜRK MUTASAVVIFLARININ İSLAM YORUMU</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>"Kalktık Horasan'dan sökün eyledik,</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Parlar omzumuzda uzun şelpeler,</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Kurt sürüleri gibi dağıldık yeryüzüne,</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Yayıldık, mağrıptan maşrıka dek,</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Yüzbinlerce Kara Kartallar gibi,</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Kara Kıl Çadırlarımızla konduk Anadolu'ya,</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Vardık...</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Anadolu'da da karşımıza çıktı Erciyes Dağı..."</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Ahir zaman Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’nın (SAV) Hakk’a yürümesinden (632) sonra ve özelikle de Dört Raşid Halife’den (Hulefai Raşidin) III. Halife Hz. Osman (RA) (644-656) ve IV. Halife Hz. Ali (KAV) (656-661) dönemlerinde başlayan daha çok siyasal-yönetimsel kaynaklı mezhepsel çekişmeler nedeniyle iç karışıklıklar yaşanmıştır. Bunlardan en önemlileri Cemel Vakası (Aralık 656), Hakem (Tahkim) Olayı (Şubat 657), Sıffin Savaşı (Temmuz 657) ve nihayet İslam tarihine kanlı Kerbela Katliamı (680) olarak geçen ve Resulullah’ın (SAV) Ehl-i Beyt’ine mensup Hz. Hüseyin RA ve Efradının yezit tarafından şehit edilmesiyle sonuçlanan bir dizi olaylar sayılabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle Kerbela Katliamı sonrası mevcut sosyolojik-tarihsel koşullar nedeniyle farklı coğrafyalara göçerek İslami İrşad’da bulunmak zorunda kalan Resulullah’ın (SAV) Temiz ve Pak Nesli Ehl-i Beyt’i (Ahzab 33, Şura 23, Al-i İmran 61, İnsan 8-9) Türkistan’a da ulaşmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Resulullah’ın Temiz ve Pak Nesli Ehl-i Beyt’inin Türkistan coğrafyasında Türkler arasında sevgi, saygı, hürmet ve muhabbetle karşılandığına dair Büyük Türk Alimi- Balasagun’lu Yusuf Has Hacib (1017-1077) tarafından yazılan ve Türk Tarihi ve Kültürü açısından son derece önemli bir eser olan Kutadgu Bilig’de Ehl-i Beyt ile ilgili şöyle bir bölüm vardır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Hizmetkarlardan başka ve Bey’in adamları dışında, münasebette bulunacağın kimselerden bazıları, Peygamber’in Neslidir. Bunlara hürmet edersen, devlet ve saadete kavuşursun. Bunları pek çok ve gönülden sev; iyi bak ve yardımda bulun. </strong><u><strong>Bunlar, Ehl-i Beyt’tir. Peygamber’in uğurudur. Ey kardeş! Sen de onları, Sevgili Peygamber hakkı için sev.</strong>”</u></em> (Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, çev. Reşit Rahmeti Arat, Ankara, 1988, TTK Yayını, sayfa 313).</span></p>

<p><span style="color:#000000">Böylece Orta Doğu coğrafyasında Resulullah’ın (SAV) Hakk’a yürümesinden sonra 650’li yıllardan itibaren başlayıp ve hemen hemen 1 asır boyunca devam eden kargaşa-iç karışıklık, 750 yılında Emevi otoritesinin yerini Abbasi otoritesinin almasıyla, 1250’li yıllara kadar yeni bir rövanşist dönem başlamış ve bu zaman aralığında Arap yarımadası daha çok kavim ve mezhep çekişmelerinden kaynaklanan bir dönemi yaşamıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Orta Doğu coğrafyası 650-1250 yılları arasında mezhep-kavim çekişmelerine bağlı çatışma kültürü ile meşgul iken; Türkistan-Horasan’a ulaşan Resulullah’ın (SAV) Temiz ve Pak Nesli Ehl-i Beyt’i, Gök-Tengri inancına mensup Türkler ile karşılaşarak sosyal ve insani ilişkiler geliştirmiş ve böylece Türkler İslamiyet ile Ehl-i Beyt aracılığıyla tanışmış ve İslamla müşerref olmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ehl-i Beyt üyeleri Türklerle evlilikler yaparak Resulullah’ın Temiz-Pak Neslinin Türkistan-Horasan’da da boy sürmesine vesile olmuştur. Arap Yarımadasında iç çekişme-çatışmaya karşın İslamiyeti Ehl-i Beyt’ten öğrenen Müslüman Türkmenler ise “<em><strong>başlıca (1) komşusu aç iken tok yatan bizden olamaz ve (2) kainattaki tüm canlı-cansız varlıklar, her türlü noksan sıfatlardan münezzeh Yüce Allah tarafından yaratılmış olup, bu yaratılmışların canları Yüce Allah tarafından emanet olarak verilmiş ve bu yaratılmışların içerisinde en şereflisi olan “</strong>insan<strong>” ise Yüce Allah’ın verdiği canın yanı sıra aynı zamanda Yüce Allah’ın emaneti olan “</strong>ruh<strong>” da taşımaktadır ve biz Müslüman Türkmenler olarak Yüce Allah’ın yarattığı insana zalimlik, zulüm, kötü muamele yapamayız, eğer yaparsak Yüce Allah’ın rızasını kazanamayız; bunun tam aksine; insana, Yüce Allah’ın yaratmasından dolayı sevgi, saygı, hürmet, ikram, iyi muamelede bulunuruz ve böylece Yüce Allah’ın da rızasını kazanmış oluruz</strong></em>” şeklinde özetlenebilecek bir sevgi felsefisiyle hayata bakmışlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüce Allah’ın Varlığına, Birliğine ve Alemlerin Rabbi olduğuna dayanan; aynı zamanda, Yüce Allah tarafından Resulullah’a (SAV) gönderilen son kutsal Kitap olan Kuran-ı Kerim’in Rehberliği ve Resulullah’ın (SAV) Temiz Ahlakı ve Sünneti ile de birleştirilerek ortaya çıkan bu sevgi felsefesi ile yorumlanan “<em><strong>İslam</strong></em>”, Orta Çağ karanlığında Türkistan-Horasan’da yakılan çok güçlü bir meşale olarak Avrasya’yı aydınlatmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkistan-Horasan’da, İslam’ı, “<strong><em>Allah-Peygamber-Kuran sevgisi</em></strong>” ile yorumlayarak bu meşaleyi yakan ve Orta Çağ boyunca tüm Avrasya’yı aydınlatan Büyük Türk Mutasavvıfları Resulullah’ın SAV Temiz-Pak Nesli Ehl-i Beyt’i, İmam-ı Azam Ebu Hanife (699-767), İmam Maturidi (853-944), Farabi (872-951), Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi (1093-1166), Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli (1209-1271), Mevlana Celaleddin Rumi (1207-1273), Ahi Evran Veli (1171-1261). Taptuk Emre (XIII. Yüzyıl), Yunus Emre (1240-1320) ve diğer Horasan Erenleri silsilesi ile hizmetlerini yürütmüşlerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hıristiyanlık inanç sisteminde, Alman kaşif ve din bilimci Martin Luther’in (1483-1546) Luteryan akım olarak bilinen düşünceleri ile ortaya çıkan Protestan veya Luteryan mezhebi ile Hıristiyan Avrupa’da rönesans-reform-hümanizma hareketleri henüz başlamadan önce, Ortaçağ boyunca (MS 376’da Kavimler Göçü veya 476’da Batı Roma İmparatorluğunun çöküşü ile başladığı ve 1453’de Fatih Sultan Mehmet Han tarafından İstanbul’un fethi veya 1492’de Amerika kıtasının keşfi ile sona erdiği kabullenilir) Avrasya’da etkin olan protestan, katolik ve gregoryen gelenek, insanlar için tabir caizse, insanlara, yaşarken cehennemi yaşatmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dönemin derebeyi, şövalye, tekfur vb sıfatlarla anılan egemen asker-yöneticileri kiliseyi ellerine geçirdiğinde, kilise aracılığıyla halkı adeta soyup soğana çevirmiş ve hayatın her alanında insanlara dünyayı adeta cehenneme çevirmişlerdir. Aynı anda Arap yarımadasındaki Arap müslüman kavimler arasında da yönetsel-mezhepsel çekişmelere dayalı çatışma ortamı varlığını sürdürmüştür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte tam böyle bir sosyolojik ortamda, Türkistan-Horasan’lı Büyük Türk Mutasavvıflarının “<strong><em>Allah-Peygamber-Kuran-İnsan-Doğa</em></strong>” sevgisine ve üretime (tarım, hayvancılık, el zanaatları, vb) dayalı insani ilişkileri düzenleyen İslam Yorumu; tüm Avrasya’yı karanlıklardan aydınlığa, zalimlik-zulümden huzur ve refaha, açlık-yokluktan varlık-tokluğa, bencillikten paylaşımcılığa, çatışma kültüründen birlikte yaşama kültürünü geliştirmeye yönelik büyük bir meşale olarak ortaya çıkmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Böylece, 10-13. yüzyıllar arasında Türkistan-Horasan coğrafyasından Büyük Türk Mutasavvıfları Katarı ile batıya yönelen müslüman Türkmenler, Ortaçağ boyunca, önce Anadolu ve çevresini ve daha sonra da Avrupa ortalarına kadar uzanan yaklaşık 20 milyon km kareye ulaşan toprakları yurt yapmışlardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün dünyanın medeni (!) milletlerinde ortaya çıkan islam düşmanlığı, Kuran-ı Kerim yakma, vb “<strong><em>islamofobia</em></strong>” olarak adlandırılan akım irdelenirken, Hıristiyanlık inanç sisteminin ancak 1500 yıl sonra Martin Luther ve çağdaşlarınca erişebildiği rönesans-reform-hümanizma hareketlerine, yüce İslam’da, Risalet Makamı’nın nazil olduğu 610 yılından itibaren 5-6 asır sonra Türkistan-Horasan’lı Büyük Türk Mutasavvıflarınca yorumlanan İslam ile ulaşılabildiğini göz önüne almak gerekir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Burada akıldan çıkarılmaması gereken çok önemli bir noktanın, Türkistan-Horasan’dan başta Anadolu ve daha sonra Balkanlar ve Avrupa ortalarına kadar ilerleyen Müslüman Türkmenleri durduramayan protestan, katolik, gregoryen, vb zihniyet ancak Müslüman Türkmenler arasına fitne-fesat sokarak yarattıkları karmaşa-kaos ortamını fırsata çevirmeyi başarmışlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Örneğin, Yıldırım Beyazıt, 1391’de başlattığı Anadoluhisarı inşaatını 3-4 yıl gibi bir sürede tamamlayarak İstanbul’un fethine odaklanmış iken, Bizans’ın muhtemel fitne-fesatları ile Yıldırım Beyazıt ve Emir Timur arasında 1402 yılında Ankara savaşı meydana gelmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Keza, 1514 yılında Yavuz Sultan Selim ve Safevi Şah İsmail arasında meydana gelen 1514 Çaldıran savaşının ortaya çıkmasında da Bizans artıkları ve Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun (962-1806) Osmanlı ve Safevi Türkmenleri arasında 1450’li yıllardan itibaren kurdukları muhtemel fitne-fesat planlarını aramak yabana atılacak bir düşünce değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle, Türkler arasında meydana gelen, gerek 1402 Ankara savaşı ve gerekse 1514 Çaldıran savaşının meydana gelişinde dönemin tarihsel, sosyolojik, ekonomik koşullarının özellikle tarihçiler başta olmak üzere mülti-disipliner sosyal bilimci gruplarınca incelenerek gelecek kuşaklarımızın bilgilendirilmesinde sonsuz yararlar görülmektedir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Jan 2026 22:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/01/prof-dr-boztug-yazdi-turkistan-horasanli-buyuk-turk-mutasavviflarinin-islam-yorumu-1769455419.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Umut Berhan Şen yazdı: Almanya&#039;nın yeni askeri stratejisi-2</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/umut-berhan-sen-yazdi-almanyanin-yeni-askeri-stratejisi-2-2907</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/umut-berhan-sen-yazdi-almanyanin-yeni-askeri-stratejisi-2-2907</guid>
                <description><![CDATA[Yazar Umut Berhan Şen’in analizine göre, Almanya’nın Litvanya’da kurduğu Panzerbrigade 45 "Litauen" (Litvanya Tugayı) projesi, planlandığı şekilde disiplinli ve kararlı bir ilerleyiş sergiliyor. Ocak 2026 itibarıyla tugayın kuruluş ve konuşlanma süreci hız kazanmış durumda.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Almanya Litvanya’daki Kalıcı Tugayını Güçlendiriyor: Leopard 2A8’ler Yolda</strong></p>

<p>Yazar&nbsp;<a href="https://umutberhansen.substack.com/p/almanyanin-yeni-askeri-stratejisi-34a"><strong>Umut Berhan Şen’in </strong></a>analizine göre, Almanya’nın Litvanya’da kurduğu Panzerbrigade 45 "Litauen" (Litvanya Tugayı) projesi, planlandığı şekilde disiplinli ve kararlı bir ilerleyiş sergiliyor. Ocak 2026 itibarıyla tugayın kuruluş ve konuşlanma süreci hız kazanmış durumda.</p>

<p>Tugay, 1 Nisan 2025 tarihinde resmen kurulmuş ve Mayıs 2025’te Vilnius’ta gerçekleştirilen büyük törenle kamuoyuna tanıtılmıştı. Halen komuta kademesi, destek unsurları ve öncü personel Litvanya’da görev yapıyor.<br />
<br />
Umut Berhan Şen'in makalesinin tam metni şöyle:</p>

<h1><strong><span style="font-size:14px">ALMANYA’’NIN YENİ ASKERİ STRATEJİSİ-2</span></strong></h1>

<h3><strong>Almanya'nın Litvanya 'daki Askeri Gücüne Bir Bakış</strong><br />
<br />
&nbsp;</h3>

<p>Ocak 2026 itibarıyla Almanya’nın Litvanya Tugayı’nın konfigürasyon süreci planlı bir şekilde ilerliyor. Tugay, 1 Nisan 2025’te resmen kurulduktan sonra 2025 Mayıs ayında Litvanya’nın başkenti Vilnius’taki büyük törenie kamuoyuna duyuruldu. Şu anda tugayın komuta unsurları ve destek birimleri ile öncü personel Litvanya’da bulunuyor. Toplam Alman askeri sayısı 500 civarında seyrediyor. Bu ay sonunda Panzergrenadierbataillon 122(Alman ordusunun modern, yüksek hareket kabiliyetine sahip ve zırhlı araçlarla donatılmış seçkin piyade taburlarından biri olan 122. Mekanize Piyade Taburu) ve Panzerbataillon 203(Alman ordusunun "yumruk" gücünü temsil eden, Leopard 2 tanklarıyla donatılmış ve şu an Avrupa'nın güvenliği için kritik bir yeniden yapılanma sürecinde olan seçkin bir tank taburu) resmen tugaya bağlanıyorlar. Şubat’ta ise mevcut NATO Litvanya Çok Uluslu Savaş Grubu (yaklaşık bin kişilik Alman ağırlıklı kuvvet) entegre edilecek ve böylece sayı 1800’e yaklaşacak. Orta vadede, 2026 yazına doğru Alman personel 2000’e ulaşacak. Leopard 2’ler, Puma zırhlı araçlar ve destek unsurlarıyla birlikte eğitim-tatbikat temposu artacak. Tam kapasiteye (yaklaşık 4800 asker + sivil personel) ise 2027 sonunda ulaşılması hedefleniyor. Açıkcası, Almanya söz verdiği gibi adım adım yükümlülüklerini yerine getiriyor. Bu süreç disiplinli ve kararlı yürüyor. Dolayısıyla NATO’nun doğu kanadında caydırıcılık açısından kritik bir yapı taş taş üstüne konuyor. Bu yeni askeri organizasyon, 2027’ye kadar tam operasyonel kabiliyetle sahada olacak.</p>

<p>Öte yandan, Almanya’nın Litvanya Tugayı için Leopard 2 tankları meselesi hâlâ biraz “bekle-gör” modunda ilerliyor. Panzerbrigade 45’in tank taburu olan Panzerbataillon 203, şu anda Ağustosdorf’ta 44 adet Leopard 2A7 ile donatılmış durumda ve bu birlik Ocak sonu itibarıyla tugaya resmen bağlanıyor, ama fiziki olarak Litvanya’ya taşınmaları altyapı hazır olana kadar 2026 boyunca devam edecek. Yani şu an sahada gerçek anlamda Leopard 2 yok denecek kadar az, tugayın öncü unsurları ve komuta kadrosu konuşlanmış. Lakin asıl zırhlı güç henüz yolda.</p>

<p>Esasen, bu noktada asıl önemli unsur, yeni nesil Leopard 2A8’ler. Almanya, tugay için özel olarak 105 adet Leopard 2A8 sipariş etti ve bunlar Trophy aktif koruma sistemi, daha güçlü kompozit zırh, L/55A1 top ve dijital ağ entegrasyonuyla donatılmış en güncel versiyon. İlk test tankları 2026’da Bundeswehr’e gelecek. Ama gerçek birlik teslimatları 2027’den itibaren başlıyor ve Litvanya Tugayı öncelikli alacak. Diğu kanadının en kritik noktasında bu tankların olması planlanıyor. Litvanya da kendi hesabına 44 adet Leopard 2A8 sipariş etti. Bunlar da 2028-2030 arası teslim edilecek. Hatta Kaunas’ta(Litvanya'nın en stratejik ve en büyük 2. şehri) montaj yapılacak. Yani yerel üretimle süreç hızlanacak.</p>

<p>Şu anda tugayda tank sayısı sıfıra yakın, ama plan net: 2026 ortasına doğru Puma zırhlı araçları ve Leopard 2A7’ler gelmeye başlayacak. 2027 sonuna doğru ise Leopard 2A8’lerle tam dolu bir panzer taburu göreceğiz. Berlin adım adım sözünü tutuyor, altyapı inşaatı hızlandı, ama hâlâ “tam kapasite” için biraz daha zamana ihtiyaç var. NATO’nun caydırıcılığı açısından bu tanklar kritik, özellikle Trophy sistemiyle drone ve tanksavar füzelerine karşı çok daha dayanıklı hale geliyorlar. Kısacası, Leopard 2’ler Litvanya’da yavaş yavaş sahaya iniyor, 2027’ye kadar işler ciddileşecek.<br />
<br />
<a href="https://umutberhansen.substack.com/p/almanyanin-yeni-askeri-stratejisi-34a"><em><strong>Kaynak link:&nbsp;https://umutberhansen.substack.com/p/almanyanin-yeni-askeri-stratejisi-34a</strong></em></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jan 2026 20:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/01/umut-berhan-sen-yazdi-almanyanin-yeni-askeri-stratejisi-2-1768843974.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. İhsan Ünlü yazdı: Nasıl bir Miraç?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-nasil-bir-mirac-2882</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-nasil-bir-mirac-2882</guid>
                <description><![CDATA[Miraç Kandili'nin manevi ikliminde, ilahiyatçı ve yazar Dr. İhsan Ünlü, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) en zorlu döneminde yaşadığı ilahi lütuf olarak nitelendirdiği Miraç hadisesini derin bir tefekkürle yorumlayan anlamlı bir makale kaleme aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Miraç Kandili'nin manevi ikliminde, ilahiyatçı ve yazar Dr. İhsan Ünlü, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) en zorlu döneminde yaşadığı ilahi lütuf olarak nitelendirdiği Miraç hadisesini derin bir tefekkürle yorumlayan anlamlı bir makale kaleme aldı.<br />
<br />
Ünlü, makalesinde Miraç'ı yalnızca bir yükseliş ve semaya yolculuk olarak değil, aynı zamanda bireysel ve toplumsal bir kurtuluş, ferahlık ve hürriyet olarak tanımladı. <em><strong>"Miraç, ayaklar yere basarken ruhun mâverâda hüsn-ü cemâli seyretmesidir" </strong></em>diyerek, manevi yükselişin dünyevi sorumluluklardan kopmak olmadığını vurguladı.<br />
<br />
<strong>Dr. İhsan Ünlü'nün makalesinin tam metni şöyle:</strong></p>

<p><br />
<strong>NASIL BİR MİRAÇ?</strong><br />
<br />
Miraç,yükseliştir, irtifa kat etmektir.<br />
<br />
Miraç, ferahlık ve göz aydınlığıdır.<br />
<br />
Miraç, esaretten kurtulup hürriyete kavuşmaktır.<br />
<br />
Miraç ayaklar yere basarken, ruhun mâverâda hüsn-ü cemâli seyretmesidir.<br />
<br />
Miraç, Allah Resulünün en sıkıntılı zamanlarında ona verilen ilahi lütuftur.<br />
<br />
Yüce Allah, dünya bataklığında saplanıp kalan insanlığa çıkış yolu arayan peygamberini, daraldığı ve bunaldığı bir gece irtifa ettirip neyle muhatap olduğunu ötelerden izlettirmiştir.<br />
<br />
Resmin bütününü gören Allah Resulü (as) ilahi müşâhedenin esenliği ve dinginliği ile kutsal vazifesine kaldığı yerden aşkla ve şevkle devam etmiştir.<br />
<br />
Peki, sürekli nefsine çalışan, imajına yatırım yaparken ruhunu ihmal eden, dünyaya çakılıp kalmış biz fanilerin miracı nasıl olacak?<br />
<br />
Şu kaotik dünya ortamında mazlumun ve mağdurun sesleri, duaları, bedduaları kulakları inletip arş-ı âlâ’yı titretirken ümmetin miracı nasıl gerçekleşecek?<br />
<br />
Şüphesiz bizim miracımız, bedenimizi ve ruhumuzu dünyaya bağlayan engellerden sıyrıldığımız zaman mümkün olabilecektir.<br />
<br />
Ümmetin miracı, zalime karşı mazlumun yanında hep birlikte omuz omuza durmakla gerçekleşecektir.<br />
<br />
Namaz, nasıl ki hakkıyla kılındığında müminin miracı oluyorsa; müminler de tıpkı namazdaymış gibi günlük hayatta saflarını sık tutuğunda miracın ufkunu yakalayabilecektir.<br />
<br />
Lafa geldiğinde kardeşlikten dem vuran ancak, iş eyleme geldiğinde kalleş muamelesi yapan bir zihniyetle gerçek miraçtan bahsedilemez.<br />
<br />
Böyle bir miraç anlayışı, seremonik kutlamalardan öteye geçemez ve geçemiyor da maalesef.</p>

<p>Miraç, sözden ve şekilsel kutlamadan öte bir adanış eylemidir.<br />
<br />
“Gayretullah”a dokunan eylemlerden uzak, Hakk’ın ve halkın razı olduklarına uzanan gayretin sonunda gelen ödüldür miraç.<br />
<br />
Miraç, kulun “bittim” dediği yerde, Rabb’in “yettim” dediği noktanın adıdır.<br />
<br />
Miraç, kendi içindeki evrenin derinliklerini unutup uzayın derinliklerindeki galaksilere, yıldızlara ulaşan insanoğlunun kendine dönüp öz cevherini keşfetmesidir.<br />
<br />
Miraç, şairin deyimiyle; insanın, “kâinatın aynası, Hakk’ın varlık deryası” olduğunun bilincine ermesidir.<br />
<br />
Âşık Feyzî’nin, “Oldu miracın mübarek/ Hak kıldı Kur’an tabarek/ Şanına levlâke levlek/ &nbsp;Padişahlar padişahı” dizesinde ifade edilen aziz peygamberin şahsında onun izleyicilerine verilen şan ve şereftir.<br />
<br />
Miraç, pergel misali; bir ayağı dünyada yere basarken öbür ayağı ile ötelere uzanmanın adıdır.<br />
<br />
Miraç, bir yanıyla Hakk’a vasıl olmaya vesile ararken, diğer yanıyla kâinatın gözbebeği insana hizmet etmeye götüren yolun adıdır.<br />
<br />
Miraç, kimseyi ayırmadan, dışlamadan, ötekileştirmeden “yetmiş iki millete bir nazarla bakma” nın sonucunda elde edilen “insan-ı kâmil” rütbesinin adıdır.<br />
<br />
Miraç, şirke, yalana, harama, zulme, haksızlığa bulaşmadan tevhide ve adalete sarılmanın sonundaki ilahi mevhibedir.<br />
<br />
Miraç, dünyanın dört bir yanında masumlar ve mazlumlar açlıktan ve şiddetten kırılırken, “bana ne, onların sorunu!” deme sorumsuzluğu yerine; haksızlığı eliyle, diliyle, hiç olmazsa vicdanen kınayarak mücâhede etmenin sonunda gelen bayramın adıdır.<br />
<br />
İşte böyle bir miraçsa, miracınız kutlu ve mübarek olsun.<br />
<br />
Selam ve dua ile…</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 14 Jan 2026 17:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/01/dr-ihsan-unlu-yazdi-nasil-bir-mirac-1768403091.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zekariya Say yazdı: CHP’lilerin “Alevi” sevgisi sandığa kadar!</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/zekariya-say-yazdi-chplilerin-alevi-sevgisi-sandiga-kadar-2854</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/zekariya-say-yazdi-chplilerin-alevi-sevgisi-sandiga-kadar-2854</guid>
                <description><![CDATA[Haber7 yazarı Zekeriya Say'ın 3 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan köşe yazısında, Cumhuriyet Halk Partisi'nde (CHP) eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu döneminden bugüne uzanan mezhepçilik iddiaları ve son gelişmeler ele alındı. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Haber7 yazarı Zekeriya Say'ın 3 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan köşe yazısında, Cumhuriyet Halk Partisi'nde (CHP) eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu döneminden bugüne uzanan mezhepçilik iddiaları ve son gelişmeler ele alındı.&nbsp;<br />
<br />
Zekariya Say'ın kaleme aldığı yazı şöyle:<br />
<br />
<strong>CHP’lilerin “Alevi” sevgisi sandığa kadar!</strong></p>

<p>CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, görevdeki 13 yılı boyunca aslında hep bir “mezhepçilik” kıskacı altındaydı.</p>

<p>Yaptığı her görevlendirmede,<strong>&nbsp;“En güçlü koltukları Alevi kökenli isimlere teslim ediyor”</strong>&nbsp;diye eleştirildi.</p>

<p>Dönemin Mersin Milletvekili İsa Gök,<strong>&nbsp;"CHP şu anda genel merkezin verdiği talimatla tek bir etnik temele ve tek bir mezhebe dayanarak yeniden oluşturuluyor"</strong>&nbsp;diyerek, kendi ekibini kuran Kılıçdaroğlu’na tepki gösterdi.</p>

<p>Nevşin Mengü’nün babası ve eski Manisa Milletvekili Şahin Mengü, Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği ilk seçim olan 12 Haziran 2011 seçimlerinin sonuçlarına ilişkin açıklamasında,</p>

<p><strong>“Her yerde Alevi adaylar öne çıkarıldı, CHP mezhep partisine dönüştü. Manisa'da birinci sıradaki aday dışında dokuz tane Alevi aday var. Manisa'da 60-70 bin Alevi seçmen var, 850-900 bin Sünni seçmen var. CHP mezhep partisi değildir”&nbsp;</strong>diyerek,&nbsp;<strong>“mezhepçi kadrolaşma”&nbsp;</strong>yüzünden sandıkta hezimete uğradıklarını ima etti.</p>

<p>O dönem Kılıçdaroğlu'nu&nbsp;<strong>“CHP'yi Alevileştirmekle” suçlayan isimler arasında yer alan eski Antalya Milletvekili Osman Kaptan ise “cemevlerine gidilip partiyle ilgisi olmayanların üye yazıldığını”</strong>&nbsp;iddia etti.</p>

<p>Rahmetli Deniz Baykal'ın bile o dönem yakın çevresine yaptığı değerlendirmede kendisinden sonra&nbsp;<strong>“sürecin parti açısından kötüye gittiğini”&nbsp;</strong>söylediği, kamuoyuna yansıdı.</p>

<p><strong>“Çiçeği burnunda”&nbsp;</strong>bir Genel Başkan iken böyle yoğun bir<strong>&nbsp;“mezhepçilik yapıyor”&nbsp;</strong>linçine maruz bırakılan Kılıçdaroğlu’na yakın isimler ise tam tersini düşünüyordu.</p>

<p>O dönem yaptıkları açıklamalarda;</p>

<p><strong>“Mezhepçi görüntü vermemek için çok hassas davranan Kemal Bey yüzünden parti içinde Alevilerin eski ağırlıklarını kaybettiklerini… Eskiden yönetimin asgari yüzde 30’u Alevilerden oluşurken, Kılıçdaroğlu’nun gelişiyle bu oranın yüzde 10’lara düştüğünü, parti tarihinde MYK içinde hiç bu kadar az Alevi üye olmadığını”</strong>&nbsp;söyleyerek, dert yanıyorlardı.</p>

<p>Aynı günlerde yaşanan tartışmalara dâhil olan<strong>&nbsp;“Alevi Dedesi”&nbsp;</strong>Rıza Zelyut da CHP’deki itirazlara tepki göstererek,<strong>&nbsp;“Bu iftiracılar CHP’deki Alevi oy oranına ve Alevi milletvekili sayısına baksınlar bakalım. O zaman Alevilerin partide oylarının onda biri kadar ancak temsil edildiklerini göreceklerdir.”&nbsp;</strong>diyerek Kemal Bey’e destek veriyordu.</p>

<p>Ocak 2015 tarihinde gerçekleştirilen CHP’nin 35. Olağan Kurultayı öncesinde “<strong>mezhepçi kadrolaşma”</strong>&nbsp;tartışmaları yeniden patlak verdi.</p>

<p><strong>“Yeni CHP artık bir mezhep partisidir”</strong>&nbsp;diyen bazı Parti Meclisi (PM) üyeleri, “Aydın ili gibi bir ilde bile ‘Alevi olacak’ diye Genel Merkez tarafından mezhepçi aday dayatılması yapıldığını” öne sürdü.</p>

<p>Başka bir üye ise,<strong>&nbsp;“CHP, gün geçtikçe özünden daha da uzaklaşıyor. CHP neredeyse tamamen Alevileştiriliyor. CHP’ye gelen herkesin mezhepsel kimliği sorgulanıyor”</strong>&nbsp;diyerek, yaşananlardan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.</p>

<p>24. Dönem CHP İstanbul Milletvekili ve<strong>&nbsp;‘Emekli Müftü”&nbsp;</strong>İhsan Özkes bile,&nbsp;<strong>“Gerek PM'ye seçilenler, gerek milletvekilleri, gerekse delege yapısına bakıldığında mezhepçiliğin olduğu konuşuluyor”&nbsp;</strong>diyerek, bu tür iddialara destek verdi</p>

<p>Yıllar geçtikçe hararetlenen bu tartışmayı dile getiren isimlerden biri de kendisi de “Alevi” olan Sevilay Yılman oldu.</p>

<p>Yılman 13 Eylül 2018’de,<strong>&nbsp;“Bu bir, “Kral Çıplak” yazısıdır değerli okurlarım”</strong>&nbsp;başlığıyla kaleme aldığı yazısında;<strong>&nbsp;“Mezhepçiliğin belgesi mi olur? Elbette ki yok!”&nbsp;</strong>diyerek, Kemal Kılıçdaroğlu’nu<strong>&nbsp;“CHP’yi Alevileştirmekle”&nbsp;</strong>itham etti.</p>

<p>Bu yoğun baskılardan dolayı bunalan Kemal Bey ise<strong>&nbsp;“Benim dedemin türbesi Akşehir'de. Dedem Seyyid Mahmud Hayrani'dir”&nbsp;</strong>diyerek…</p>

<p>Horasan’dan Hicaz’a, Konya’dan Tunceli’ye uzanan bir geçmiş anlatıp, ailesinin köklerinin&nbsp;<strong>“Türkmen”&nbsp;</strong>olduğunu ve<strong>&nbsp;“Peygamber soyundan geldiğini”</strong>&nbsp;ispatlamaya çalıştı.</p>

<p>Koltuğa oturduğu günden beri yaşadığı baskılar nedeniyle adeta “<strong>Alevi</strong>” kimliğini gizleyen…</p>

<p>Hatta&nbsp;<strong>“adaylığı”</strong>na karşı çıkan ortağı Meral Akşener ve adamları,<strong>&nbsp;“Alevi aday kazanamaz”</strong>&nbsp;diyerek mezhepçi tavır takındığında bile olan biteni görmezden gelen ve bu konuda tek kelime etmeyen Kılıçdaroğlu, takvimler 19 Nisan 2023’ü gösterdiğinde cesur bir çıkış yaparak...</p>

<p>Twitter’dan paylaştığı bir videoda ilk defa oy verecek olan gençlere seslendi ve&nbsp;<strong>“Bu gece sizinle çok özel çok hassas bir konuda konuşmamızın zamanı geldi. Ben Aleviyim, Hak-Muhammed-Ali inancı ile yetişmiş samimi bir Müslüman’ım”&nbsp;</strong>diyerek, 13 yıllık siyasi hayatı boyunca ilk kez açıkça “<strong>Alevi</strong>” olduğunu ikrar etti.</p>

<p>Kılıçdaroğlu ayrıca<strong>&nbsp;“Artık CHP’de ayrışmaların konuşulmayacağını”&nbsp;</strong>da sözlerine ekledi.</p>

<p>*</p>

<p>Her fırsatta<strong>&nbsp;“Sünni bir ailenin çocuğuyum”&nbsp;</strong>diyen ve seçim yenilgisinin ardından sözde&nbsp;<strong>“değişim”</strong>&nbsp;vurgusuyla Kılıçdaroğlu’na karşı<strong>&nbsp;“isyan”&nbsp;</strong>başlatan Ekrem İmamoğlu ise sanki bu açıklamayı bekliyormuşçasına…</p>

<p>Kirli para iddialarının gölgesinde gerçekleşen ve Kemal Bey’in devrildiği CHP’nin 38. Olağan Kurultay’ında yaptığı açıklamada,&nbsp;<strong>“S….. et. Kazandık, kuduruyorlar. Alevi lobisini yıktık”</strong>&nbsp;dedi.</p>

<p><strong>Ekrem’den cesaret alan adamları ise bu açıklama üzerine CHP’deki “Alevi” canlara yönelik yıkıcı bir kampanya başlattı.</strong></p>

<p>Kılıçdaroğlu’na nefret kusan CHP’nin eski tüfeklerinden Fikri Sağlar, Kemal Bey için;</p>

<p><strong>“Yıllar yılı sömürdüğü Alevilere Yavuz Sultan Selim’den daha büyük kötülük yaptı”</strong>&nbsp;derken…</p>

<p>Terörist başı Abdullah Öcalan’ı<strong>&nbsp;“Filozof”&nbsp;</strong>ilan edecek kadar ileri giden ve şu sıralar&nbsp;<strong>“casusluktan”&nbsp;</strong>tutuklu olan Merdan Yanardağ ise<strong>&nbsp;“Aleviler içinde çok hain vardır”</strong>&nbsp;şeklinde ağır ifadeler kullandı.</p>

<p>İşte bu tür tazyiklerle başlayan Kemal Kılıçdaroğlu düşmanlığı artık ciddi ciddi CHP’de&nbsp;<strong>“Alevi nefretine”</strong>&nbsp;dönüşmüş durumda…</p>

<p>Bu nefret, son olarak yeni yılın ilk saatlerinde İmamoğlu ve Özel tarafından CHP Bahçelievler İlçe Başkanı yapılan Danış Akpolat’ın diline yansıdı.</p>

<p>CHP’li Danış Polat, AK Partili belediye tarafından açılan cemevine<strong>&nbsp;“Korsan Cemevi”</strong>&nbsp;yaftası vurma hadsizliğinde bulundu.</p>

<p>Toplumsal ayrımcılığa yol açan ve Alevi canlar arasında infiale sebep olan bu rezil sözler üzerine harekete geçen CHP İstanbul İl Başkanlığı Çağrı Heyeti Başkanı Gürsel Tekin bile CHP Parti Tüzüğü’nün 68-b maddesi uyarınca Danış Akpolat’ın&nbsp;<strong>“disiplin kuruluna sevk edildiğini”</strong>&nbsp;duyururken…</p>

<p>Ne CHP lideri Özgür Özel ne de yolsuzluktan yattığı Silivri Cezaevi’nden hemen her konuya laf yetiştiren Ekrem İmamoğlu, en ufak tepki göstermedi.</p>

<p><strong>Umarım “Dersim olayları” dâhil geçmişte yaşanan pek çok acı sineye çeken Alevi canlar, yeni CHP’de artık sadece sandıkta oy verirken “itibar” gördüklerini fark ederler!<br />
<br />
<a href="https://m.haber7.com/yazarlar/zekeriya-say/3592997-chplilerin-alevi-sevgisi-sandiga-kadar">Haberi kaynağından okumak için lütfen tıklayınız:</a></strong><br />
<a href="https://m.haber7.com/yazarlar/zekeriya-say/3592997-chplilerin-alevi-sevgisi-sandiga-kadar">https://m.haber7.com/yazarlar/zekeriya-say/3592997-chplilerin-alevi-sevgisi-sandiga-kadar</a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Jan 2026 00:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2026/01/zekariya-say-yazdi-chplilerin-alevi-sevgisi-sandiga-kadar-1767735854.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Av. Erdem Cömert yazdı: Aleviliği Cumhuriyet’e karşı kullanmak</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/av-erdem-comert-yazdi-aleviligi-cumhuriyete-karsi-kullanmak-2790</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/av-erdem-comert-yazdi-aleviligi-cumhuriyete-karsi-kullanmak-2790</guid>
                <description><![CDATA[Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Av. Erdem Cömert, Aydınlık Gazetesi'ndeki köşe yazısında, son dönemde Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu çevresinde yürütülen tartışmaların Aleviliği Cumhuriyet karşıtlığına sürükleme girişimi olduğunu vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Av. Erdem Cömert, <a href="https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/aleviligi-cumhuriyete-karsi-kullanmak-559873"><span style="color:#2980b9"><strong>Aydınlık Gazetesi'ndeki </strong></span></a>köşe yazısında, son dönemde Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu çevresinde yürütülen tartışmaların Aleviliği Cumhuriyet karşıtlığına sürükleme girişimi olduğunu vurguladı.</p>

<p>Cömert, yazısında şu görüşlere yer verdi: <em>"Bu tartışmalar, <strong>Aleviliği </strong>Cumhuriyet ve laiklik karşıtı bir hatta sürükleme çabasının ideolojik araçları haline getirilmektedir. Oysa Alevi-Bektaşi tarihini bilen herkes için gerçek nettir: <strong>Tarikatların </strong>egemen olduğu bir düzende Alevilere yaşam hakkı yoktur."</em></p>

<p>Tarihsel çatışmayı hatırlatan Cömert, Aleviliğin Osmanlı döneminde Yavuz Sultan Selim'le başlayan süreçte kamusal alandan dışlandığını, 1826'daki Vak'a-i Hayriye ile Bektaşi dergâhlarının kapatılıp Sünni tarikatlara devredildiğini belirtti. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise <strong>Alevi-Bektaşi </strong>inanç merkezlerinin zaten özerkliğini kaybetmiş olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>Tekke ve Zaviyeler Kanunu Alevilere Zarar Vermedi</strong></p>

<p>Cömert, 1925'te çıkarılan Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu'nun hiçbir Alevi-Bektaşi dergâhını kapatmadığını veya gasp etmediğini savunarak, <em>"Bu kanun, Alevilere yönelik bir<strong> yasak değil; </strong>Alevileri tarih boyunca baskılayan tarikat düzeninin siyasal etkisini sınırlayan bir adımdır.<strong> Alevi-Bektaşi </strong>toplumu açısından bir kayıp değil, nefes alma alanı yaratmıştır"</em> dedi.</p>

<p>Tarikatların güçlendiği dönemlerde Alevilerin sistematik olarak hedef alındığını örneklerle anlatan Cömert, yakın tarihte FETÖ döneminde yaşanan fişlemeleri de hatırlattı.</p>

<p><strong>"Aleviler Koçbaşı Yapılmak İsteniyor"</strong></p>

<p>Güncel tartışmalara değinen Cömert, kanunun kaldırılmasını Alevilerin talebi gibi sunanların aslında tarikat ve cemaatlerin özlemini dile getirdiğini belirterek,<em> "Aleviler bu süreçte yalnızca bir koçbaşı olarak kullanılmak istenmektedir. <strong>Laiklik ve Cumhuriyet </strong>karşıtı odaklarla aynı cepheye düşmek, Alevilerin tarihsel kazanımlarını tehlikeye atmaktadır" </em>uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Laik Cumhuriyet Alevilerin Güvencesi</strong></p>

<p>Yazısını şu sözlerle tamamlayan Cömert: <em>"Cumhuriyet, Aleviyi kul olmaktan çıkarıp yurttaş yapmıştır. Laiklik, yüzyıllardır maruz kaldığı tarikat baskısına son vermiştir. <strong>Tarikatlar ve tekkeler varsa Alevilere </strong>yaşam hakkı yoktur. Alevilerin güvencesi, laik Cumhuriyet'tir. Bize düşen, mezheplerin değil yurttaşlığın esas alındığı, gericiliğe karşı laik Cumhuriyet temelinde birliktir."</em></p>

<p>Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Av. Erdem Cömert, Aydınlık Gazetesi'ndeki köşe yazısı şöyle:<br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">ALEVİLİĞİ CUMHURİYET’E KARŞI KULLANMAK</span></strong></span></span><br />
<br />
Son dönemde Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu üzerinden yürütülen tartışmalar, yalnızca hukuki ya da tarihsel bir değerlendirme olmanın çok ötesine geçmiştir. Bu tartışmalar, Aleviliği Cumhuriyet ve laiklik karşıtı bir hatta sürükleme çabasının ideolojik araçları haline getirilmektedir. Oysa Alevi-Bektaşi tarihini bilen herkes için gerçek nettir: Tarikatların egemen olduğu bir düzende Alevilere yaşam hakkı yoktur.</p>

<p><br />
<strong>TARİKAT DÜZENİ VE ALEVİLİĞİN TARİHSEL ÇATIŞMASI</strong><br />
<br />
Aleviliğin bu topraklardaki tarihsel serüveni, tarikatçı Sünni anlayışla sürekli bir çatışma içinde geçmiştir. Sorunun kaynağı ne Cumhuriyet’tir ne de laikliktir. Osmanlı Devleti Safevi devletiyle yaşadığı askeri ve siyasi mücadeleler sırasında bir tercihe zorlanmıştır.</p>

<p>Yavuz Sultan Selim’le birlikte bu tercih kesinleşmiş; Alevilik kamusal alanın dışına itilmiş, baskı ve tehdit altında yaşamaya zorlanmıştır. Alevi toplulukları, bu süreçten sonra Anadolu’nun belirli bölgelerine çekilerek varlıklarını sürdürmüştür. Kızılırmak yayı, Tunceli ve çevresi, Emlek yöresi, Toroslar ve Kaz Dağları bu tarihsel geri çekilmenin coğrafi izleridir.</p>

<p>Aleviler için bu geri çekilme bir tercih değil, hayatta kalma zorunluluğudur.</p>

<p><br />
<strong>VAK’A-İ HAYRİYE: BEKTAŞİLİĞE YÖNELİK DEVLET MÜDAHALESİ</strong><br />
<br />
1826’da yaşanan ve “Vak’a-i Hayriye” olarak adlandırılan süreç, yalnızca Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması değildir. Aynı zamanda Bektaşiliğe yönelik kapsamlı bir devlet müdahalesidir. Bektaşi dergâhları kapatılmış, mühürlenmiş ya da Sünni tarikatların denetimine verilmiştir.</p>

<p>Hacıbektaş’taki merkez dergâh, Cumhuriyet’ten çok önce Nakşibendi şeyhlerinin kontrolüne bırakılmıştır. Tire’deki Bektaşi tekkeleri başta olmak üzere Anadolu’nun pek çok yerinde dergâhların mal varlıklarına el konulmuş, erkân yürütmeleri yasaklanmıştır. Abdal Musa Tekkesi dahi bu uygulamalardan muaf tutulmamıştır.</p>

<p>Burada söz konusu olan Aleviliğin ortadan kaldırılması değil; Aleviliğin kamusal alandan silinmeye çalışılmasıdır. Alevilik, tüm bu baskılara rağmen binlerce yıllık toplumsal hafızası içinde yaşamaya devam etmiştir.</p>

<p><br />
<strong>TEKKE VE ZAVİYELER KANUNU: GERİCİ DÜZENİN SINIRLANDIRILMASI</strong><br />
<br />
Öncelikle şu gerçek açıkça ifade edilmelidir:</p>

<p>Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu nedeniyle kapatılmış, işlevsizleştirilmiş ya da gasp edilmiş bir Alevi-Bektaşi dergâhı yoktur.</p>

<p>Çünkü Alevi-Bektaşi inanç merkezleri, Cumhuriyet’e gelindiğinde zaten özgür ve özerk yapılar olmaktan çıkarılmıştır. Tekke ve Zaviyelerin kapatılması, Alevilere yönelik bir yasak değil; Alevileri tarih boyunca baskılayan tarikat düzeninin siyasal etkisini sınırlayan bir adımdır.</p>

<p>Bu yönüyle söz konusu kanun, Alevi-Bektaşi toplumu açısından bir kayıp değil; nefes alma alanı yaratmıştır.</p>

<p><br />
<br />
<strong>TARİKATLAR VARSA ALEVİLERE YAŞAM HAKKI YOKTUR</strong></p>

<p>Bu tespiti romantize etmeye gerek yoktur. Tarih yeterince açıktır. Tarikatların güç kazandığı her dönemde Aleviler hedef olmuştur. Aleviler “sapkın”, “mürted”, “tehdit” olarak görülmüş; dışlanmış, saldırıya uğramış, katledilmiştir.</p>

<p>Bu durum yalnızca Osmanlı’ya özgü değildir. Yakın tarih de aynı gerçeği doğrulamaktadır. Tarikat ve cemaatlerin devlet içinde örgütlendiği her süreçte Alevi düşmanlığı sistematik hale gelmiştir. Özellikle FETÖ yapılanmasının etkili olduğu yıllarda “devleti Aleviler ele geçirdi” yalanı üzerinden binlerce insan fişlenmiş, kamusal alandan tasfiye edilmiştir.</p>

<p>Bu hafıza hâlâ tazedir.</p>

<p><strong>ALEVİLER KOÇBAŞI YAPILAMAZ</strong><br />
<br />
Bugün Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun kaldırılmasını isteyenler, bu talebi Alevilerin talebi gibi sunmaya çalışmaktadır. Oysa bu talep, Alevilerin değil; tarikatların ve cemaatlerin tarihsel özlemidir. Aleviler bu süreçte yalnızca bir koçbaşı olarak kullanılmak istenmektedir.</p>

<p>Alevi toplumunun temsilcisi olduğunu iddia edenlerin, laiklik ve Cumhuriyet karşıtı odaklarla aynı cepheye düşmesi, Alevilerin tarihsel kazanımlarını tehlikeye atmaktadır.</p>

<p><br />
<strong>LAİK CUMHURİYET: ALEVİLER İÇİN YAŞAM ALANI</strong></p>

<p>Cumhuriyet, Aleviler açısından bir rejim değişikliğinden ibaret değildir. Cumhuriyet, Aleviyi kul olmaktan çıkarıp yurttaş yapmıştır. Laiklik, Alevilerin yüzyıllardır maruz kaldığı tarikat baskısının devlet eliyle sürdürülmesine son vermiştir.</p>

<p>Bugün Alevilerin eşit yurttaşlık talebi, tekke ve zaviyelerin yeniden açılmasında değil; laik Cumhuriyet’in kararlılıkla savunulmasındadır.</p>

<p>Sonuç açıktır:</p>

<p>Tarikatlar ve tekkeler varsa Alevilere yaşam hakkı yoktur.</p>

<p>Alevilerin güvencesi, laik Cumhuriyet’tir.</p>

<p>Bize düşen, mezheplerin değil yurttaşlığın esas alındığı, gericiliğe karşı laik Cumhuriyet temelinde birliktir.</p>

<p>Aşk ile...<br />
<br />
<a href="https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/aleviligi-cumhuriyete-karsi-kullanmak-559873"><span style="color:#2980b9"><strong>Kaynak: Aydınlık Gazetesi</strong></span></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Dec 2025 10:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/12/av-erdem-comert-yazdi-aleviligi-cumhuriyete-karsi-kullanmak-1766477717.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Süleyman Merdanoğlu&#039;nun son yazısı: Özbekistan&#039;da Seyit Soyluların Kabri “Sultan-Saodat Kompleksi&quot;</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/suleyman-merdanoglunun-son-yazisi-ozbekistanda-seyit-soylularin-kabri-sultan-saodat-kompleksi-2778</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/suleyman-merdanoglunun-son-yazisi-ozbekistanda-seyit-soylularin-kabri-sultan-saodat-kompleksi-2778</guid>
                <description><![CDATA[Özbekistan Uluslararası Altın Miras Vakfı  Ankara Bölümü Başkanı Süleyman Merdanoğlu, bugün aramızdan ayrıldı. Süleyman Merdanoğlu ağabeyin son yazısını okuyucularımız ile paylaşmak istedik.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde Türkiye-Özbekistan ilişkileri ve Orta Asya tarihi üzerine önemli çalışmalar yapan araştırmacı, yazar ve Özbekistan Uluslararası Altın Miras Vakfı&nbsp; Ankara Bölümü Başkanı Süleyman Merdanoğlu, bugün aramızdan ayrıldı. 1944 yılında Sivas'ta doğan Merdanoğlu, emekli astsubay kökenli bir isim olarak, 1990'lı yıllardan itibaren Özbekistan'a yönelik turizm, kültür ve ticaret alanında yoğun faaliyet gösterdi.</p>

<p>Merdanoğlu, "Özbekistan Turizm Rehberi" gibi eserlerin yanı sıra 100'den fazla makale yayımlayarak iki ülke arasındaki dostluğa büyük katkı sağladı. Son makalelerinden biri olan <strong>"Özbekistan'da Seyit Soyluların Kabri 'Sultan-Saodat Kompleksi'"</strong> başlıklı çalışması, Termez şehrindeki tarihi ve kutsal Sultan Saodat kompleksi üzerine detaylı bir inceleme niteliğindeydi. Bu makalede, Peygamber soyundan gelen Seyidlerin mezarlığı olarak bilinen kompleksin mimari özelliklerini, tarihini ve kültürel önemini ele almıştı.</p>

<p>Merdanoğlu, Özbekistan'dan "Altın Miras Madalyası" gibi ödüller alarak takdir görmüştü. Vefatı, Türkiye ve Özbekistan camiasında derin üzüntü yarattı.</p>

<p>Merhuma Allah'tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileriz. Mekânı cennet olsun.<br />
<br />
Süleyman Merdanoğlu ağabeyin son yazısı ise şöyle:<br />
<br />
<strong>ÖZBEKİSTAN’DA SEYİT SOYLULARIN KABRİ “SULTAN-SAODAT KOMPLEKSİ”</strong><br />
<br />
&nbsp;</p>

<p>Sultan Saodat (SultanSaodat) mimari kompleksi, günümüzde Özbekistan’ın Termez şehrinin dışında yer alan İslamî geçmişe sahip, kutsal sayılan bir toplu mezar ve ibadet mekanıdır. “Sultan Saodat” adı Arapçadan “Mutluluğun Sultanı / Sultan’ın Saâdeti / Sultan’ın Refahı” anlamına gelir; kompleks, özellikle “Seyid” soyundan gelenlerin yani Peygamber Muhammed’in soyuna dayandığı rivayet edilen aile üyelerinin mezarlarının bulunduğu önemli bir soy mezarlığıdır.<br />
&nbsp;<br />
<strong>Tarihî Arka Plan ve Köken</strong><br />
<br />
“Seyid”ler olarak bilinen Termez ailesi, İslam geleneğinde saygı gören bir soy hattına dayanır. Rivayete göre, bu soyun atası Hasan alAmir adlı bir şahsiyettir ve ailesi Peygamber Muhammed’e ilişkin soy bağını sürdürdüğünü iddia eder.&nbsp;<br />
Kompleksin kuruluşu 10. yüzyıla kadar uzanır; en eski mezarlıklar bu dönemde inşa edilmiştir.&nbsp;<br />
11– 17. yüzyıllar arasında kompleks genişleyerek günümüzde bildiğimiz yapısal formunu almıştır.&nbsp;<br />
Zaman içinde “mezar, mescid, hanaka (khanaka)” gibi çeşitli dinî ve sivil yapılardan oluşan bir toplu cemiyet mezarlığı halini almıştır.&nbsp;</p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/sultan-saodat-0-0-0-0-1599210715.jpg" style="height:533px; width:800px" /><br />
<br />
Mimari Özellikler ve Yapılaşma</strong><br />
<br />
Sultan Saodat kompleksi, uzun ve dikdörtgânsal bir avlu (avlu veya avluavlu biçiminde) etrafında toplanmış bir dizi yapıyı içerir. Bu avlu etrafında mezarlık odaklı yapılardan moske, hanaka ve giriş kapısı gibi birimler de yer alır.&nbsp;<br />
En eski bölüm, avluya bakan güneybatı yönünde konumlanmış iki kare planlı, kubbeli mezarlıktır. Bu iki yapı, ortada bir mihrab bulunan avlu cephesine açılan bir galerî (iwan / ayvan) ile birbirine bağlanır. Bu yapı düzeni, Mezopotamya–Orta Asya geleneklerinde sıklıkla görülen “kubbeli mezar + iwan (tören ve kabul salonu) dini mekân” geleneğinin Erken dönem örneklerindendir.&nbsp;<br />
Avlu cephesine bakan bu iwan, hem cenaze namazı kılınabilen bir mescid/namaz alanı hem de toplu ziyâret için düzenlenmiş bir mekândır.&nbsp;</p>

<p><br />
<strong>Yapı Materyali ve Süsleme</strong><br />
<br />
Kompleksin yapımı esas olarak pişmiş tuğla ile gerçekleştirilmiştir. Zamanla duvar yüzeyleri tuğla kabartmaları, geometrik ve bitkisel motifli kemerler, “kurdele”, “çam ağacı”, “kemer etekleri / kuşaklar” gibi süsleme düzenleri ile zenginleştirilmiştir.&nbsp;<br />
Kubbelerin altındaki kemer yayları, pandantifler ve kubbeye geçiş geometrisi dikkatli planlanmıştır; bazı bölgelerde sekiz köşeli geçiş kuleleri ve kubbeye açılan kemerle pencereli ya da arkatlı &nbsp;(açık geçit) düzenlemeler vardır.&nbsp;<br />
Yüzyılda iwan ve portal girişleri, çok renkli sıraltı (glazürlü) çinilerle bezendiği kaynaklarda belirtilir fakat günümüzde bu süslemelerin çoğu ya yok olmuş ya da oldukça zarar görmüştür.&nbsp;</p>

<p><strong>Genişleme Süreci ve Ek Yapılar</strong><br />
<br />
Yüzyıldan itibaren, ana mezar yapısının önüne iki yeni bina inşa edilmiştir. Bu binalar, hem mekânsal olarak hem de işlevsel olarak ek yapılar olarak eklenmiştir.&nbsp;<br />
<br />
– 17. yüzyıllar arasında, avlunun kuzey ve güney tarafına farklı dönemlerde yapılmış, çeşitli boyutlarda mezarlık hücreleri ile küçük odalar, hanakalar ve muhtemel ziyaret alanları eklenmiştir. Genişleyen bu yapılaşma, kompleksin hem mezar hem de ibadet–ziyaret alanı olarak fonksiyonunu pekiştirmiştir.&nbsp;<br />
Kompleksin batı tarafında bir giriş portali (darvozakhana) yer alır; bu giriş genellikle ziyaretçileri içeri alacak şekilde planlanmıştır.&nbsp;</p>

<p><br />
<strong>Kültürel ve Dînî Önemi</strong><br />
<br />
Sultan Saodat, saygı gören “Seyid” soyunun mezarlığı olması nedeniyle hem yerel halk hem de Müslümanlar açısından kutsal bir ziyaret mekânıdır. Bu yönüyle bir necropolis (soy mezarlığı) ve ziyâretgah niteliği taşır.&nbsp;<br />
Kompleks, sadece mezar değil; aynı zamanda ibadet, anma ve toplu dua/namaz alanı işlevi görmüştür. Özellikle iwanmihrab yapısı, cenaze namazı ve toplu dualar için kullanılmıştır.&nbsp;<br />
<br />
Mimari ve sanatsal açıdan, Orta Asya’daki İslamî mimarlığın gelişimini, özellikle pişmiş tuğla ile kubbeli mezar–avlu düzenini gösteren önemli bir eserdir. Bu anlamda hem tarihî hem de estetik değer taşır<br />
<br />
Kompleks, zaman içinde tahrip olmuş olsa da özellikle 19. yüzyıldan itibaren yapıların bazıları zarar görmüş&nbsp; 2005 yılında restore edilmiş ve günümüzde hem tarihî hem de turistik önemini korumaktadır.&nbsp;</p>

<p><br />
<strong>Sonuç ve Değerlendirme</strong><br />
<br />
Sultan Saodat kompleksi, Orta Asya’da İslam tarihi, mimarisi ve kültürel mirası açısından büyük öneme sahip bir yapıdır. Hem bir soy mezarlığı olarak hem de ibadet / ziyaret mekânı olarak şekillenmiş; farklı dönemlerde eklenen yapılarla zaman içinde genişlemiş ve bugünkü toplu mezar–ibadet kompleksi hâline gelmiştir.<br />
Mimari açıdan — özellikle pişmiş tuğla kullanımı, kubbeli mezarlar, iwanmihrab düzeni, avlu çevresi yapılaşması ve dekoratif tuğla süsleme — Orta Asya İslam mimarisinin karakteristik unsurlarını içinde taşır.<br />
Kültürel / dinsel açıdan ise, saygı gören bir soyun — Seyid soyunun — anıldığı, mezarlarının bulunduğu ve ziyaret/ibadet yapılan kutsal bir mekân olarak günümüze kadar yaşayabilmiş olması, Sultan Saodat’ı hem tarihî hem de manevi açıdan değerli kılmaktadır.<br />
Bu bağlamda, Sultan Saodat yalnızca bir mezarlık değil; böylesine çok katmanlı — soy, inanç, mimari, estetik — yönleriyle incelenmesi gereken bir “miras”tır.</p>

<p>Kaynakça<br />
1-Vikipedi+2globalconnect.uz+2<br />
2-millenniumsilkroadtravel.uz+2Vikipedi+2<br />
3-Vikipedi+2travel-guide.uz+2<br />
4-uzbekistan.travel+2globalconnect.uz+2<br />
5-eurasia.travel+2Centralasia Adventures+2<br />
6-Centralasia Adventures+2travel-guide.uz+2<br />
7-orexca.com+2globalconnect.uz+2<br />
8-Advantour+2millenniumsilkroadtravel.uz+2<br />
9-cisc.uz+2globalconnect.uz+2<br />
10-globalconnect.uz+2uzbekistan.travel+2<br />
11-ijstr.org+1<br />
12-IRCICA Veritabanı+2eurasia.travel+2<br />
13-travel-guide.uz+2millenniumsilkroadtravel.uz+2<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Dec 2025 18:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/12/suleyman-merdanoglunun-son-yazisi-ozbekistanda-seyit-soylularin-kabri-sultan-saodat-kompleksi-1766157499.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İbrahim Afatoğlu yazdı: Alevi topluluklarında &quot;Düşkün olmak&quot; nedir?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglu-yazdi-alevi-topluluklarinda-duskun-olmak-nedir-2765</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglu-yazdi-alevi-topluluklarinda-duskun-olmak-nedir-2765</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmacı yazar İbrahim Afatoğlu'nun açıklamalarına göre, Alevî-Bektâşî toplumunda ahlâkî düzenin korunması için uygulanan geleneksel ceza sistemi "düşkünlük", Yol ilkelerine aykırı davranışlar sergileyen kişilere yönelik ağır bir toplumsal dışlama mekanizması olarak dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı yazar İbrahim Afatoğlu'nun açıklamalarına göre, Alevî-Bektâşî toplumunda ahlâkî düzenin korunması için uygulanan geleneksel ceza sistemi "düşkünlük", Yol ilkelerine aykırı davranışlar sergileyen kişilere yönelik ağır bir toplumsal dışlama mekanizması olarak dikkat çekiyor.</p>

<p>Alevî topluluklarında, cem töreninde dedenin kararı ve cem erenlerinin onayıyla suç işleyen kişi "düşkün" ilan ediliyor. Bu duruma "düşkünlük" denirken, cezayı uygulama işlemine "düşkün etmek", cezayı sona erdirme işlemine ise "düşkün kaldırmak" adı veriliyor. Tahtacı Alevîlerinde ise dede, düşkünlüğü "yüzün kara olsun" ifadesiyle duyuruyor.</p>

<p>Düşkünlük, işlenen suçun ağırlığına göre ömür boyu veya geçici olabiliyor. Cinayet, ırza tecavüz, ikrardan dönmek, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt'e dil uzatmak gibi en ağır suçları işleyenlerin düşkünlüğü kaldırılmıyor; bu kişiler hayat boyu dışlanıyor ve asıl cezalarının mahşerde verileceğine inanılıyor.<br />
<br />
Araştırmacı yazar İbrahim Afatoğlu'nun makalesinin tam metni şöyle:</p>

<p><strong>ALEVÎ TOPLULUKLARDA “DÜŞKÜN OLMAK” NEDİR? DÜŞKÜN OCAĞI NERESİDİR?</strong></p>

<p>Alevî-Bektâşî toplumunda ahlâkî değerler sisteminin korunması amacıyla “Yol”un ilkeleri dikkate alınmayıp yasaklanan şeylerin işlenmesi halinde ceza sistemi olarak, cemde dede ve ceme katılanların huzurunda, dedenin kararı ve cem erenlerinin tasvibiyle ilgili kişi “düşkün” ilân edilir, bu kişinin sabit olan suçluluk durumuna da “düşkünlük” denir. “Düşkün etmek, düşkün edilmek” ifadeleri suçluya düşkün cemi yapılarak ceza verilmesi, “düşkün kaldırmak” ise kişinin düşkünlük durumunun kurulan meydan yahut cemde sona erdirilmesi mânasında kullanılır. Tahtacılar’da dede; kadın veya erkeğin düşkün olduğunu “yüzün kara olsun” sözüyle ilân eder.</p>

<p>Kişinin düşkünlüğü işlediği suça göre sürekli veya geçici olabilir. Cinayet, ırza tecavüz, ikrardan dönmek, Hz. Ali’ye ve Ehl-i beyt’e dil uzatmak en ağır suçlar kabul edilir. Bu suçları işleyen kişinin düşkünlüğü kalkmadığından hayat boyu topluluk tarafından dışlanır ve asıl cezası mahşere bırakılır.</p>

<p>Komşu ve akrabaları lâf taşıyarak birbirine düşürmek, komşunun bağına bahçesine zarar vermek, hırsızlık yapmak, başkalarına hakaret etmek, onları dövmek, yoksula faizle para verip evini barkını satmak zorunda bırakmak, yetim malı yemek, mürşid veya rehberine saygı göstermemek gibi yukarıdaki suçlara nazaran daha hafif sayılabilecek suçları işleyenler ise pişman oldukları takdirde geçici bir süre bunun sonuçlarına katlanır. Ancak ceza süresince topluluk içine giremez ve kendileriyle her türlü ilişki kesilir. Sürenin tamamlanmasıyla ikrar verip yola girenlerin geçici düşkünlüğü sona erer. Düşkün olan kişi bir dede de olabilir. Bu durumda dede, pîri yahut bağlı olduğu dede veya onun da içinde bulunduğu bir dedeler grubu tarafından yargılanır. Düşkün hale gelen dede posttan düşer ve cem yürütemez. Dede veya dedelerin verdikleri cezalar tartışılamaz. Çünkü dedenin bu hakkı seyyitlikten ve ilâhî kudretin kendisinde tecelli etmesinden kaynaklanmaktadır. Düşkünlük halinde bulunan kişiye ailesi dahi sahip çıkmaz. Düşkün olana selâm verilmez, selâmı alınmaz; bir ihtiyacı olduğunda yardım edilmez, evine girilmez, kendisi de kimsenin evine giremez; malı, davarı komşusuna katılmaz, düğününe gidilmez ve düğüne çağrılmaz; bayramlarda kendisiyle bayramlaşılmaz, hastasının hali sorulmaz, neticede toplumdan tamamen dışlanır, hatta sürgün bile edilebilir. Sadece cenazesi olursa defnine yardım edilir, fakat ölü için verdiği yemek yenmez. Teselli bulması için kırk gün kendisiyle normal bir şekilde konuşulur, bu süre bitince tekrar eski hale dönülür. Kendisi öldüğünde şeklen cenaze namazı kılınır ve toplumdan rıza alınmadan defnedilir.</p>

<p>Düşkün kişi pişmanlık duyup suçunu itiraf ettiği ve bir daha suç işlemeyeceğine kanaat getirildiği takdirde cezasını çektikten sonra düşkünlük erkânınca “yunmak” veya “düşkün kaldırmak” denilen bir cem birleme düzenlenir, mağdurun ve cem sakinlerinin rızası alınarak yeniden “Yol”a kabul edilir. Alevî topluluklarının yüzyıllar boyunca kapalı bir çevrede yaşadığı dikkate alındığında, düşkünlük suçu neticesinde bütünüyle dışlanma ve cemlere katılamamanın kişi için oldukça ağır bir ceza olduğu anlaşılır. Zamanına göre bu cezalandırma sistemi oldukça ağır bir yaptırım gücü olmuştur ve bundan dolayı Alevî-Bektâşî toplumunda suç oranı yok denecek kadar azdır.</p>

<p>Anadolu'da Alevîler’in bir üst karar mercii olarak tek düşkün ocağı Hıdır Abdal Sultan Ocağı’dır. Düşkünlük konusunda tereddüdü olan veya karar vermekte zorlanan dedeler durumu bu ocağa havale ederler. Düşkün Ocağı veya Kanlı Ocak gibi adlarla anılan bu ocağın dedeleri, tâliplere verilen cezaları yeniden değerlendirip onaylayabileceği gibi iptal etme yetkisine de sahiptir. Bu ocak günümüz hukuk kurumlarında Yargıtay gibi işlev görmüştür.<br />
<br />
Kaynak:&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/share/p/17zPSdfm8e/">https://www.facebook.com/share/p/17zPSdfm8e/</a></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Dec 2025 14:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/12/ibrahim-afatoglu-yazdi-alevi-topluluklarinda-duskun-olmak-nedir-1765971280.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Av. Erdem Cömert yazdı: Erdebil Dergâhı’ndan Horasan’a uzanan yolun eşiğinde</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/av-erdem-comert-yazdi-erdebil-dergahindan-horasana-uzanan-yolun-esiginde-2748</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/av-erdem-comert-yazdi-erdebil-dergahindan-horasana-uzanan-yolun-esiginde-2748</guid>
                <description><![CDATA[Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Av. Erdem Cömert, Aydınlık Gazetesi'ndeki köşe yazısında İran'ın Erdebil eyaletinden Horasan'a uzanan yolculuğunu anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı <a href="https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/erdebil-dergahindan-horasana-uzanan-yolun-esiginde-557963"><strong>Av. Erdem Cömert, Aydınlık Gazetesi'</strong></a>ndeki köşe yazısında İran'ın Erdebil eyaletinden Horasan'a uzanan yolculuğunu anlattı. Şah İsmail'in ocağı olarak bilinen Erdebil Dergâhı önünde kaleme aldığı yazıda, köklerine dönüş hissini vurgulayan Cömert, <em><strong>"İlk kez geliyorum ama yabancılık çekmiyorum; sanki çocukluğumun köyüne dönmüş gibiyim" </strong></em>ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<strong>Av. Erdem Cömert, Aydınlık Gazetesi'ndeki köşe yazısı şöyle:</strong><br />
<br />
<strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">ERDEBİL DERGÂHI’NDAN HORASAN’A UZANAN YOLUN EŞİĞİNDE</span></span></span></span></strong></p>

<p>Bu satırları Erdebil Dergâhı’nın önünden yazıyorum. Şah İsmail’in ocağından… İlk kez geliyorum ama yabancılık çekmiyorum; sanki çocukluğumun köyüne dönmüş gibiyim. Tebriz’de de böyleydi. İnsan bazen bir coğrafyaya değil, kendi köklerine varır. Buradan Horasan’a gideceğiz; hepimizin geldiği o büyük yurda.</p>

<p>Geçen hafta Balkanlardaydım; Avrupa’nın ortalarında… Oradan Hindistan’a kadar yalnızca Türkçe bilerek seyahat edebildiğinizi söyleyeyim. Dilimizin ne kadar geniş bir havzada, ne kadar güçlü bir kültürel omurga oluşturduğunu bir kez daha anlıyorsunuz. Ama emperyalizmin yıllardır kurduğu tezgâhı da görüyorsunuz: Balkanları Slav’ın, Ege’yi Yunan’ın, Doğu’yu Ermeni’nin, Karadeniz’i Pontus’un, İran’ı yalnızca Pers’in, Kafkasları Gürcü’nün sayıp bize ait hiçbir yer bırakmamaya çalışıyorlar. Bu coğrafyanın bin yıllık ortak emeğini, kültürün katmanlarını yok sayarak…</p>

<p>Oysa gerçeği sahada yaşıyorsunuz. Her adımda sevgiyle, hürmetle karşılanıyoruz. “Anadolu Alevileriyiz” dediğimizde itibarımız daha da artıyor. Çünkü yüzlerce yıl birlikte dokunmuş bir kültürün karşılığı var insanlarda. Tebriz’de Şehriyar’ın dizeleriyle, Erdebil’de Şah Hatayi’nin nefesleriyle yeniden kucaklaşıyoruz. Horasan’a doğru yola çıkarken bu bağın ne kadar canlı olduğunu bir kez daha görüyoruz.</p>

<p>İran’ın Erdebil eyaleti Cuma İmamı Seyyid Hasan Amûli ile yaptığımız görüşmelerde de Erdebil Muhakkik Üniversitesi’ndeki toplantılarda da aynı vurgu öne çıktı: Türk–İran dostluğu, bölge ve dünya için bir güvence. Tarihsel olarak birbirini tamamlayan iki büyük kültürün kavgası değil, işbirliği insanlığa nefes olur. Azerbaycan’ı da unutmayarak ortak bir anlayışta buluşuyoruz: Üç devletiz ama bir milletiz.</p>

<p>İlişkilerimizde, sohbetlerimizde, yazılarımızda paylaşımlarımızda kardeşlik diline dikkat etmemiz gerektiğini öğreniyoruz. Nasıl ki Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne “Kuzey Kürdistan” denmesi bölücü ve bizi rahatsız eden bir ifadeyse Tebriz’e de “Güney Azerbaycan” demenin yanlış olduğunu öğreniyoruz. İran’ın kuzeyindeki bu bölgenin resmi adı yine Azerbaycan ama Urmiye tarafına Batı Azerbaycan, Tebriz tarafına Doğu Azerbaycan deniyor. Türkiye, Rusya, Çin, İran dostluğunda her adımımıza her sözcüğümüze dikkat etmemiz gerekiyor.</p>

<p>Erdebil’den Horasan’a uzanan bu yol, sadece bir seyahat değil; köklerimizin, kültürümüzün, kardeşliğimizin yeniden hatırlanmasıdır.</p>

<p>İlerleyen günlerde bu coğrafyanın bize anlattıklarını, gördüğümüz ayrıntıları, konuştuğumuz isimleri, Aydınlık okurlarına kapsamlı bir dosya olarak aktaracağız.</p>

<p>Şimdilik bu kadar… Ancak şunu söylemeden geçemeyeceğim:</p>

<p>Kim ne derse desin, bu topraklarda bizi birbirimize düşürmek isteyenlerin değil, birbirine omuz verenlerin sesi daha gür çıkıyor ve çıkacak.</p>

<p>Aşk ile...<br />
<br />
<a href="https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/erdebil-dergahindan-horasana-uzanan-yolun-esiginde-557963"><span style="color:#2980b9"><em><strong>Kaynak: Aydınlık Gazetesi</strong></em></span></a></p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Dec 2025 23:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/12/av-erdem-comert-yazdi-erdebil-dergahindan-horasana-uzanan-yolun-esiginde-1765572807.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İbrahim Afatoğlu yazdı: Madran Baba kimdir?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglu-yazdi-madran-baba-kimdir-2736</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglu-yazdi-madran-baba-kimdir-2736</guid>
                <description><![CDATA[Aydın vilayeti, Bozdoğan ilçesinin Madran Dağı’nın 1792 metre zirve noktasında bulunan Madran Baba Yatırı'nı kaleme aldı. . Anadolu’nun kadim dağ kültü geleneğinin canlı bir örneği olan bu yatır, eski Türk Gök Tanrı inancından İslamiyet sonrası evliya kültürüne uzanan köklü bir mirası temsil ediyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aydın vilayeti, Bozdoğan ilçesinin Madran Dağı’nın 1792 metre zirve noktasında bulunan Madran Baba Yatırı'nı kaleme aldı. . Anadolu’nun kadim dağ kültü geleneğinin canlı bir örneği olan bu yatır, eski Türk Gök Tanrı inancından İslamiyet sonrası evliya kültürüne uzanan köklü bir mirası temsil ediyor.&nbsp;</p>

<p>Araştırmacı- yazar İbrahim Afatoğlu’nun araştırmasına göre, eski Türk inançlarında dağlar, tepeler, taşlar ve sular canlı kabul edilerek kutsal sayılmış, buralar yerleşim yerlerinin <strong>“dünyanın merkezi”</strong> olarak görülmüştür. İslamiyet’in kabulünden sonra bu inanç, kimliği belirsiz “eren-evliya” yatırlarına dönüşmüştür. Anadolu’nun dört bir yanında, hemen her kasabanın en yüksek tepesinde bir türbe ya da yatır bulunmasının sebebi de budur: İnsanlara köylerinin-kasabalarının kutsal bir koruyucusu olduğu hissi verir.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/597813036_3460350794130821_6968208184642710847_n.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p>Denizli’de Honaz Dağı’nda Çoban Dede, Bozdağ’da Eren Dede, Babadağ’da Eren Baba, Çökelez’de Ellez Dede gibi örneklerin Aydın’daki karşılığı ise Madran Baba’dır. Madran Baba’nın kim olduğu, nereden geldiği ve hangi dönemde yaşadığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak yaygın kanaate göre Türklerin Anadolu’ya yayıldığı dönemde bölgeye gelen bir Yörük/Türkmen ya da Alevi dedesidir. Bu yüzden özellikle Aydın, Muğla ve Denizli’deki Alevi vatandaşlar ile Tahtacı Türkmenler tarafından yoğun şekilde ziyaret edilmektedir.<br />
<br />
İbrahim Afatoğlu makalesinde şunları kaydetti:<br />
<br />
<strong>MADRAN BABA TÜRBESİ VE KUTSAL ZİYARET DERÂHI, AYDIN VİLAYETİ, BOZDOĞAN İLÇESİ, MADRAN DAĞI 1792 METRE ZİRVESİ</strong></p>

<p>Eski Türk Gök Tanrı inançlarına göre tabiat kültleri (inanışları), yer ve gök kültleri olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Yer kültlerinde dağ, tepe, taş, ağaç ve su gibi varlıklar canlı kabul edilmekte ve bunlara kutsallık yüklenmekte ve yöre halkı için dünyanın merkezi olarak görülmektedir. Dağ ve tepelerde var olduğu düşünülen üstün güç veya ruh inancı, İslamiyet’le birlikte kimliği meçhul “eren-evliya” inancına dönüşmüştür. Velilerin halktan uzaklaşıp inzivaya çekilmek için şehri çevreleyen tepelerde yaşamayı tercih etmeleri bu inancın devamını sağlamıştır. Anadolu’nun hemen hemen her yerleşim bölgesinde bir dağ tepesinde türbe veya yatır bulmak mümkündür. Kimliği meçhul bu türbe ve yatırların sembolik bir anlamları vardır. Çünkü genelde yerleşim yerlerinin en hâkim tepelerinde yer alan bu türbe ve yatırlar, insanlara kendi köylerinin ve kasabalarının kutsal bir koruyucusu olduğu duygusunu yaşatmakta ve bu mekânın kendilerine ait olduğu hissini vermektedirler.</p>

<p>Bu anlamda Denizli’nin en yüksek dağları olan Honaz Dağı’nda Çoban Dede Yatırı, Bozdağ’da Eren Dede Yatırı, Babadağ’da Eren Baba Yatırı, Çökelez Dağı’nda Ellez Dede Yatırı, Elmadağ’da Süleyman Sarı Zeybek Yatırı olduğu gibi Anadolu'nun her yerleşim yerine yakın dağ zirvelerinde bir eren ve evliya yatırı bulunmaktadır.</p>

<p>İşte Aydın vilayeti, Bozdoğan ilçesinin koruyucu ereni de Bozdoğan ilçesinin yaslandığı Madran Dağı’nın 1792 metre zirve noktasında bulunan Madran Baba Yatırı’dır. Madran Baba’nın kim olduğu, nereden geldiği ve hangi dönemde burada yaşadığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Türklerin Anadolu’ya yayıldığı devirlerde bölgeye gelmiş bir Yörük, Türkmen, Alevi Dedesi olduğu şeklinde yaygın bir düşünce bulunmaktadır. Bu bakımdan Aydın, Muğla, Denizli gibi şehirlerdeki Alevî yurttaşlar, özellikle de Tahtacı Türkmenlerinin ziyaret ettiği, bir eren mezarıdır. Kutsal ziyaret zirvesinde Madran Baba Türbesi, Madran Baba’nın eşinin mezarı, Yörük mezarı, adak kesme alanı, kesilen adakların bütün olarak pişirme tandır kuyuları, kutsal Deliktaş, ziyaretçilerin kurban edebilmesi için oğlak pazarı, küçük bir bakkal dükkânı ve ziyaretçilerin kullanması için yapılmış taş barakalar bulunmaktadır.</p>

<p>Madran Baba’ya dair anlatılan hikâyelerden bazıları da onu rahatsız eden kişiler hakkındadır. Bunlardan birine göre bir zamanlar civarda koyunlarını otlatmakta olan bir çoban arkadaşıyla birlikte sürüsünü dinlendirmek amacıyla Madran Baba yatırının bulunduğu yere gelir. Sürüyü yatırdıktan sonra sohbet ederlerken içlerinden birisi Madran Baba hakkında ileri geri konuşmaya başlar. Bir süre sonra uykuya dalarlar. Madran Baba hakkında kötü sözler sarf eden çoban uykusunda aksakallı, beyazlar giymiş ve elinde asası olan bir ihtiyarın kendisine doğru yaklaştığını görür. Yerinden kalkmaya fırsatı olmadan aksakallı ihtiyar, çobanın üzerine çöker ve boğazını sıkmaya başlar. İhtiyarın Madran Baba olduğunu anlayan çoban, kötü sözlerinden dolayı pişmanlığını dile getirerek yalvarır yakarır, davranışından dolayı özür dilemeye çalışır. Kan ter içerisinde uyanan çoban ve arkadaşı derhal sürülerini kaldırarak Madran Baba’dan uzaklaşırlar ve başlarına gelen bu hikâyeyi arkadaşlarına da anlatarak Madran Baba’ya saygısızlık etmemeleri konusunda onları uyarırlar.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/597589131_3460351054130795_5330891798740038104_n.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p>Madran Baba hakkında halk arasındaki bu yaygın inanışlarla birlikte bazı kişilerin başından geçen ilginç olaylar da anlatılmaktadır. Kendisinden dinlediğimize göre 1936-37 yıllarında 8-9 yaşlarında olan Hamdi Ağırbaş’ın kısa bir süreliğine babası Mustafa Ağırbaş’ın yerine Madran Baba’da gelen ziyaretçileri karşılamak üzere yalnız beklemesi gerekmiş. Geceleyin Madran Baba’nın avlusunda iken kırmızı yeşil renkler içeren bir ışık huzmesinin gökyüzünden aşağı doğru indiğini görmüş. Ortalığı gündüz gibi aydınlatan ışık bir müddet Madran Baba üzerinde bekledikten sonra aniden Küçük Madran Dede üzerine doğru hızla gitmiş. Tepeye vardığında orayı da aynı şekilde aydınlatmış.<br />
<img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/598429091_3460350597464174_5242439271877459653_n%20(2).jpg" style="height:600px; width:800px" /><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/597573049_3460351810797386_1793162883799256596_n.jpg" style="height:800px; width:600px" /><br />
Kaynak:<a href="https://www.facebook.com/share/p/1ADtPi7zZq/">https://www.facebook.com/share/p/1ADtPi7zZq/</a></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Dec 2025 13:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/12/ibrahim-afatoglu-yazdi-madran-baba-kimdir-1765363891.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İbrahim Afatoğlu&#039;nun kaleminden: Amasya’nın 8 metrelik gizemli türbesi</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglunun-kaleminden-amasyanin-8-metrelik-gizemli-turbesi-2730</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglunun-kaleminden-amasyanin-8-metrelik-gizemli-turbesi-2730</guid>
                <description><![CDATA[Amasya Gümüşhacıköy’e bağlı Sarayözü köyünde bulunan Pir Ali Bircivan Türbesi, 8 metre uzunluğundaki sandukası ve kerametleriyle yıllardır dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Amasya Gümüşhacıköy’e bağlı Sarayözü köyünde bulunan Pir Ali Bircivan Türbesi, 8 metre uzunluğundaki sandukası ve kerametleriyle yıllardır dikkat çekiyor.</p>

<p>Araştırmacı-yazar İbrahim Afatoğlu’nun aktardığına göre, Alevi toplumunun saygı duyduğu Horasan erenlerinden Pir Ali Bircivan (Pir Ali Pircivan), Türkmen Kızılbaş pirlerindendir. Osmanlı dönemi Celali İsyanları sırasında kız kardeşiyle birlikte Gümüşhacıköy’de idam edilen Pir Ali Bircivan’ın, 8. İmam Ali er-Rıza’nın soyundan geldiği ve Alevi pirlerinden Şah Mahmut Veli’nin dört oğlundan en küçüğü olduğu belirtiliyor.</p>

<p>1902 yılında inşa edilen türbenin 8 metre uzunluğundaki sandukasının sırrı hâlâ çözülememiş durumda.<br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/share/p/14PBi1YSNFn/"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/593584788_3450547545111146_325637510222247870_n.jpg" style="height:453px; width:800px" /></a></p>

<p><strong>Geyik efsanesi hâlâ dilden dile dolaşıyor</strong><br />
<br />
İbrahim Afatoğlu’nun aktardığı en çarpıcı olay ise on yıl önceki geyik hikâyesi: Her sabah türbeye gelen bir geyik, bir avcı tarafından vurulmuş, birkaç damla kan bırakarak kaybolmuş. Aynı gün avcı ve atı kayalıklardan düşerek paramparça olmuş.</p>

<p><br />
İbrahim Afatoğlu'nun makalesinin tam metni şöyle:<br />
<br />
<strong>AMASYA VİLAYETİ, GÜMÜŞHACIKÖYÜ İLÇESİ, SARAYÖZÜ KÖYÜNDEKİ PİR ALİ BİRCİVAN TÜRBESİ NEDEN SEKİZ METRE UZUNLUĞUNDA?</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Pir Ali Bircivan olarak da anılan Ali Pircivan Alevi vatandaşlarımızın saygı duyduğu bir Horasan Ereni'dir. Türkmen Kızılbaş Pirlerinden olarak bilinmektedir. Osmanlı Celali İsyanlarında kız kardeşiyle birlikte Gümüşhacıköy’de idam edilmiştir ve 8. İmam Rıza soyundandır. Alevi pirlerinden Şah Mahmut Veli’nin dört oğlundan en küçüğüdür. Şah Mahmut Veli, Keçeci Baba ile akrabadır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Türbe 1902 yılında yapılmıştır. Türbenin sandukası 8 metre boyundadır. Pir Ali Bircivan’ın ayak ucunda kız kardeşi de medfun olduğu ve 8. İmam Rıza soyundan olduğu için türbe 8 metre uzunluğunda olduğu söylenmektedir. Türbe paravanla ikiye ayrılmış olup, sanduka yanındaki bölüm mescit olarak kullanılmaktadır. Sanduka baş tarafı oturan insan figüründedir ve sanduka üzerinde dilek defteri bulunmaktadır.</p>

<p>Pir Ali Bircivan Amasya adak yerleri içinde en çok ziyaret edilen türbelerdendir. Amasya dışında Ankara’dan dahi türbeyi ziyarete gelenler vardır. Türbe ziyaretine gelenler mescit kısmında iki rekat namaz kıldıktan sonra, türbe etrafında dualar ederek dolaşırlar. Duaların ardından dilekler dilek defterine yazılır ve mum yakılır. Türbe siğil tedavisi için türbe yanındaki incir ağacından koparılan dala siğil sayısı kadar düğüm atılır. Ağrı ve sızılar için türbede bulunan geyik boynuzuyla ovularak tedavi uygulanır. Çocuğu olmayan kadınlara Amasya’da uygulanan “Satma Ritüeli” bu türbede de uygulanır. Öksürük için, ince hastalık için gelenler türbe ziyaretinden sonra türbe dışında bulunan Dede Pınarı suyundan içerler. Adaklar çoğunlukla kurban adağıdır ve türbede kesilerek lokma edilir. Ayrıca mum adağı, türbeye eşya getirme ve helva dağıtma gibi uygulamalar da görülmektedir.</p>

<p>On sene önce türbeye her sabah bir geyik düzenli olarak gelmektedir. Geyik türbe içinde bir-iki saat kalıp kaybolurmuş. Bu geyiği gören bir avcı geyiği vurur. Geyik birkaç damla kan bırakarak ortadan kaybolur. Avcı ve atı aynı gün bir kayadan düşerek paramparça olmuştur.<br />
<a href="https://www.facebook.com/share/p/14PBi1YSNFn/"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/593560258_3450548711777696_6650778897596360806_n.jpg" style="height:453px; width:800px" /></a><br />
<a href="https://www.facebook.com/share/p/14PBi1YSNFn/"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/593565160_3450547828444451_7423047965195450274_n%20(1).jpg" style="height:453px; width:800px" /></a><br />
<br />
<br />
Kaynak:&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/share/p/14PBi1YSNFn/">https://www.facebook.com/share/p/14PBi1YSNFn/</a></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 11:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/12/ibrahim-afatoglunun-kaleminden-amasyanin-8-metrelik-gizemli-turbesi-1765184690.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. İhsan Ünlü yazdı: Papa ziyaretinin düşündürdükleri</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-papa-ziyaretinin-dusundurdukleri-2717</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-papa-ziyaretinin-dusundurdukleri-2717</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmacı yazar Dr. İhsan Ünlü, Papa 14. Leo’nun Türkiye ziyareti sonrasında kaleme aldığı yazısında, ziyaretin bazı çevrelerde oluşturduğu “aşırı tepki ve panik havasını” eleştirdi ve Müslümanlara özgüvenli, soğukkanlı  bir duruş sergileme çağrısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı yazar Dr. İhsan Ünlü, Papa 14. Leo’nun Türkiye ziyareti sonrasında kaleme aldığı yazısında, ziyaretin bazı çevrelerde oluşturduğu “aşırı tepki ve panik havasını” eleştirdi ve Müslümanlara özgüvenli, soğukkanlı &nbsp;bir duruş sergileme çağrısında bulundu.</p>

<p>Ünlü, <em><strong>“Papanın gelmesiyle ne din elden gitti ne de devlet otoritesi sarsıldı” </strong></em>diyerek, bu tür diplomatik ve dini temasların olağan olduğunu vurguladı. Ziyaretin siyasi ve stratejik boyutlarının tartışılabileceğini belirten Ünlü, asıl meselenin hamasi nutuklar değil, tarihi ve bilimsel verilerle meseleyi masaya yatırıp karşı stratejiler geliştirmek olduğunu ifade etti.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Dr. İhsan Ünlü, makalesinin tam metni şöyle:</strong><br />
<br />
<strong>Papa 14. Leo, </strong>resmi davet üzerine Türkiye’ye geldi ve çeşitli temaslarda bulunduktan sonra ülkemizden ayrıldı.<br />
Bazı çevrelerde, sanki papa ilk defa ülkemize geliyormuş ve alenen Hristiyanlık propagandası yapıyormuş gibi bir izlenim ortaya çıktı.<br />
Görüldüğü gibi papanın gelmesiyle ne din elden gitti ne de devlet otoritesi sarsıldı.<br />
<br />
Bu tip ziyaretler devlet adamları ve din adamları arasında zaman zaman olabilen diplomatik ziyaretlerdir.<br />
İşin siyasi, diplomatik ve stratejik derinliği ve zamanlaması tartışılabilir ancak ben farklı bir açıdan bakmak isterim.<br />
Kanaatimce -elbette temkinli olmakla birlikte- özgüvenli ve soğukkanlı bir şekilde hadiseye bakıp tavır takınmak ve yol haritası izlemek gerekir.<br />
<br />
Özgüven sahibi birey ve devlet, neyi yapıp neyi yapmaması gerektiğini bilir; doğrular için çaba sarf eder ve karar verdiği zaman da bu yoldan hiç kimse onu alıkoyamaz.</p>

<p>Müslüman, gerçek bir özgüven sahibidir.<br />
<br />
Bir mütefekkirimizin haklı deyimiyle, <em><strong>“Hakiki imanı elde eden, kâinata meydan okuyabilir”</strong></em><br />
<br />
Kaygusuz Abdal’ın dilinden; <strong>“Tevhidi her kim ki bildi cân olur/ Bu sarayın halkına sultân olur”</strong><br />
<br />
Yine kanaatimizce hamasi nutuklar atmak yerine, meseleyi tarihi ve bilimsel verilerle masaya yatırıp irdelemek ve karşı stratejiler geliştirmek gerekir.</p>

<p>Grekçe pappas kelimesinden türetilen <strong>papa</strong> (baba), Katolik kilisesinin en yüksek ruhani liderine verilen unvandır.</p>

<p>Papa, dini temsiliyet bakımından dünya çapındaki bütün Katoliklerin başı ve Vatikan devletinin yöneticisidir. (TDV İslam Ansiklopedisi, 34/160-62)<br />
<br />
Yani, papanın dini statüsü ve nüfuzu yanında siyasi/politik yönü de vardır.&nbsp;<br />
Tarihi seyri içinde bazı papaların dini liderlikten ziyade siyasi liderliğe soyunarak dünyaya nizâmât vermeye kalktıkları görülmektedir.<br />
Katoliklerce Havâri Petrus’un halefi olarak görülen papanın Hristiyanlar arasında ayrıcalıklı bir konumu vardır.<br />
<br />
Kendilerine yanılmazlık statüsü verilen bazı papalar güç zehirlenmesi yaşayarak tarihte bedeli çok ağır sonuçlar doğuran Haçlı seferlerine ön ayak olmuşlardır.<br />
<br />
Peygamberler tarihinde merhamet ve sevgi peygamberi olarak bilinen ve insanlığa şefkat dağıtan Hz. İsa’nın ardıllarının şiddet ve entrika yöntemlerine başvurması, Hıristiyanlığın nerelere savrulduğunun göstergesidir.<br />
<br />
Akîdevi anlamda ise tevhidi yani yalnız Allaha inanmayı şiar edinmiş bir peygamberin yolundan saparak teslise (baba-oğul-kutsal ruh) savrulan bir zihniyet, kendi içinde de tartışmaktadır.&nbsp;<br />
<br />
Nitekim bırakın Ortodoksları ve Protestanları, Katolikler içinde Hans Küng gibi bilim adamları, teslisten tutun da papanın yanılmazlığına kadar pek çok konuyu eleştirmekte, bundan dolayı da cezalı durumlara düşürülmektedir.<br />
<br />
Kendine güvenen Müslüman, farklı dine ve inançlara mensup olanların faaliyetlerinden çekinmez; bilakis bunları kendi lehine çevirmek için mücadele azmini artırır.<br />
<br />
Ticarette, <strong>“iyi mal zayi olmaz; müşterisiz meta zayidir”</strong> hesabı, aktif olarak insanlık yararına çalışan, dürüst ve adil Müslümanların da Allah ödülünü ziyan etmez. (Hûd-115)<br />
<br />
Müslüman, yapılan haksızlıklar karşısında susan ve savunmaya geçen değil; yeryüzünde hakkın hâkim olması için proaktif mücadele verendir. (Nûr-55)<br />
<br />
Yine biz biliyoruz ki günümüz savaşları artık yalnızca tankla tüfekle değil, kültürler ve medeniyetler üzerinden yapılıyor.<br />
<br />
Alenen yapılan dini ayinlerden ziyade farklı zemin ve zamanlarda yapılan misyonerlik faaliyetleriyle kuşatılan gençlere eğilmek lazım.<br />
<br />
Gençleri o tür arayışlara sürükleyen argümanları ellerinden alamadığınız sürece bu yönelimler kaçınılmaz olacaktır.<br />
<br />
Merhum Aliya’nın tespitiyle, <strong>“Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir”</strong><br />
<br />
Dolayısıyla bugünün hız ve haz çağını yaşayan Müslümanlarının, emperyal dünyada sıkışıp kalmış insanlığa kucak açacak, yol gösterecek ufka ve merhamete sahip olmaları kaçınılmazdır.<br />
<br />
Papayı ve zihniyetini eleştirirken, bizim de aynaya bakıp <strong>“insanlık adına biz ne yapıyoruz?”</strong>, <strong>“daha adil bir dünya için ne üretiyoruz?”</strong>,<strong> “dünyada savaşlar sürerken, kadın-çocuk demeden masumlar katledilirken Müslümanların vahdeti adına nasıl bir duruş sergiliyoruz?”</strong> sorularını sormamız gerekmez mi?<br />
<br />
Şunu hiç unutmayalım ki onların gücü bizim dağınıklığımızdandır.<br />
<br />
Bir taraftan farklı din ve yaklaşımları eleştirirken öbür yandan benzer tuzaklara düşmek ve tefrikaya sebep olacak söylem ve davranışlarda bulunmak karşı tarafın ekmeğine yağ sürmektir.<br />
<br />
Allah elbette nurunu tamamlayacaktır,(Saf-8) ancak iyilerle kötülerin mücadele alanı olan şu dünyada, bu şerefe layık olacak güzel kullarını görmek ve göstermek istiyor.<br />
<br />
Bu kutlu göreve ve şerefe nail olacak kaliteli <strong>Müslümanlardan</strong> olmaya var mısınız?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 21:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/12/dr-ihsan-unlu-yazdi-papa-ziyaretinin-dusundurdukleri-1764700252.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Soner Erdoğan yazdı: İki yüzyılın Alevi-Bektaşi travması ve paradoksal kazanımları</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/soner-erdogan-yazdi-iki-yuzyilin-alevi-bektasi-travmasi-ve-paradoksal-kazanimlari-2712</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/soner-erdogan-yazdi-iki-yuzyilin-alevi-bektasi-travmasi-ve-paradoksal-kazanimlari-2712</guid>
                <description><![CDATA[Tarihçi ve yazar Soner Erdoğan, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu’nun 100. yıldönümü vesilesiyle kaleme aldığı yazısında, Alevi-Bektaşi toplumu açısından 1826 ve 1925’in iki büyük kırılma anını mercek altına aldı. Erdoğan, bu iki olayın hem derin bir kültürel travma hem de beklenmedik kazanımlar doğurduğunu vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarihçi ve yazar Soner Erdoğan, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu’nun 100. yıldönümü vesilesiyle kaleme aldığı yazısında, Alevi-Bektaşi toplumu açısından 1826 ve 1925’in iki büyük kırılma anını mercek altına aldı. Erdoğan, bu iki olayın hem derin bir kültürel travma hem de beklenmedik kazanımlar doğurduğunu vurguladı.<br />
<br />
Soner Erdoğan'ın makalesi şöyle:<br />
<br />
<strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İKİ YÜZYILIN ALEVİ-BEKTAŞİ TRAVMASI VE PARADOKSAL KAZANIMLARI</span></span></strong></p>

<p>Yeniçeri Ocağı’nın kapatılması muhataplar açısından kuşkusuz büyük bir travmaydı. Bektaşi tekkelerinin el değiştirmesi ve akabindeki asimilasyon ve zorunlu dönüşüm bu travmayı iyice derinleştirmişti. Osmanlı’nın son elli yılı deyim yerindeyse yasak savma yıllarıydı. Ancak Cumhuriyet'in laiklik ilkesi çerçevesinde çıkarılan Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile bambaşka bir dönemeç alındı. Tarih, Aleviler ve Bektaşiler için hem büyük bir kültürel kayıp hem de şaşırtıcı bir kurtuluş anlamına gelen bu iki büyük kırılmayı nasıl şekillendirecekti? Bu soru etrafında yaşanan tartışmaların temelinde iki farklı tarihsel okuma yatmaktaydı. Bir yanda 1826'daki Vaka-i Hayriye ile başlatılan tasfiyenin, 1925'te Sünni tarikatların da kapatılmasıyla Alevi-Bektaşiler için bir tür tarihsel rövanş olarak görülmesi; diğer yanda ise, kanunla ortaya çıkan inançsal kimliğin inşası ve ifşasına yönelik manevi kayıp gerçeği. Tekke ve Zaviyeler Kanunu'nun yüzüncü yılında, bu karmaşık mirasın günümüzdeki hak mücadelelerine ve Alevi-Bektaşi inancının geleceğine etkilerini anlamak için, öncelikle 1826'daki o büyük kırılma anına dönmek gerekmektedir.</p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">II. MAHMUD'UN HÜKMÜ VE VAKA-İ HAYRİYE (1826)</span></span></strong></p>

<p>II. Mahmud, 15 Haziran 1826’da Kadızade Mehmed Tahir Efendi’nin fetvasıyla Vaka-i Hayriye’yi ilan etti. Osmanlı’nın savaş makinesi Yeniçeri Ocağı bir gecede sessizliğe gömüldü. Sonrasında gelen büyük kıyım: İdamlar, can kayıpları… Gerçek rakamlar hâlâ karanlıkta.<br />
<br />
Bektaşiler bu olaya Vaka-i Şerriye dedi. Zira Yeniçerilerle iç içe geçmiş Bektaşilik tarikatı da hedef alınmıştı. Hemen akabinde Bektaşi tekkeleri kapatıldı, yıkıldı, tarumar edildi. Dervişler sürgün edildi, mezar taşları tahrip edildi. Boşalan dergâhların çoğu Nakşibendîlere, Mevlevîlere, Halvetîlere devredildi. Bu durum, Alevi-Bektaşi hafızasına adeta bir sünger çekilmesi anlamına geliyordu.</p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">CUMHURİYET DÖNEMİ: 100 YILLIK KIRILMA VE 1925 KANUNU</span></span></strong></p>

<p>Bu kırılma, tam 100 yıl sonra, 30 Kasım 1925’te kabul edilen 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu’nun zeminini hazırladı. Kanun, tüm tekke, zaviye ve türbeleri kapatarak tarikat faaliyetlerini yasakladı. Laik ulus-devlet inşası için tarikatlar gericilik ve bölünme kaynağı sayıldı. Şeyh Said İsyanı’nın dumanı hâlâ tütüyordu; hiçbir dini zümreye ayrıcalık tanınmadı.<br />
<br />
Hacı Bektaş Veli Dergâhı da bu durumdan nasibini aldı: cem ayinleri yasaklandı, çerağlar söndü. Tarih tekerrür etmişti. Bektaşilik yeniden gizliliğe büründü; Sultan Abdülaziz döneminde kısmen gevşeyen yasaklar, Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile tekrar kati bir şekilde başladı.</p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">ALEVİLER İÇİN PARADOKSAL BİR KAZANÇ</span></span></strong></p>

<p>Aleviler için ise değişen çok şey vardı. Kulaklarında hâlâ Ebu Suud fetvaları çınlıyordu: <em><strong>"Kızılbaş kâfirdir, malı-canı-namusu helâldir, öldürmek vaciptir." </strong></em>Osmanlı’da ulema baskısı altında varlık mücadelesi veren Aleviler, Cumhuriyet ile birlikte teoride eşit yurttaşlık hakkı elde etti. Bu, Mustafa Kemal Atatürk’e ve devrimlere sıkı sıkıya bağlanmalarının en büyük nedeniydi. Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu, resmi Sünni mezhebin tahakkümünü kırdı ve Aleviler üzerindeki asimilasyon baskısını kısmen ortadan kaldırdı.<br />
<br />
Kanun, Alevilik ve Bektaşilik için dolaylı ama somut kazanımlar getirdi. En önemlisi, Sünni tarikatların hegemonyasının kırılmasıydı. 1826’dan beri Nakşibendîler başta olmak üzere Sünni tarikatlar, yüzlerce Alevi-Bektaşi dergâhını ele geçirmişti. 1925’te tüm tarikatlar eşit şekilde yasaklanınca, Aleviler bu "mekânsal işgal"den ve Sünni-tarikat baskısından kurtuldu.</p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">KAYIPLAR VE GÜNÜMÜZ MÜCADELESİ</span></span></strong></p>

<p>Kanun, kayıplar da getirmedi mi? Tabi ki getirdi. Cemler yapılamaz oldu. Dedelik, babalık gibi inançsal kisveler yasaklandı. İnancın ve kültürün nesiller arası aktarımında kopukluklar meydana geldi. Hacı Bektaş Veli Dergâhı müzeye dönüştürüldü, manevi işlevi kayboldu. Zorunlu din dersleri gibi Sünni asimilasyon politikaları kimlik erozyonuna yol açtı.<br />
<br />
1826, Bektaşiliğin ilk büyük travmasıydı. 1925 Kanunu ise bu travmayı kurumsallaştırarak, modern Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasal ve toplumsal yapısına yerleştirdi. Paradoksal olarak bu baskılanma, Alevileri pasif "gizli" bir topluluk olmaktan çıkarıp, Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında hak talep eden modern bir kimliğe dönüştürdü.</p>

<p>Tekke ve Zaviyeler Kanununun yüzüncü yılında laiklikten ödün verilmemelidir. Laiklik korunmalı, Alevi-Bektaşi mirası da hak ettiği şekilde canlandırılmalıdır. Beş yüz yıllık bir mücadelenin emeği olarak gördüğümüz Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının kurulması, Alevilik ve Bektaşilik açısından önemli bir kazanımdır. Ancak bu adımın anlamlı olabilmesi için, cemevlerinin yasal ibadethane statüsü kazanması ve Hacı Bektaş Veli Dergâhı gibi mekânların yeniden yaşayan kültürel merkezler hâline getirilmesi gerekmektedir.&nbsp;<br />
<br />
Tarih, yalnızca yozlaşmayı eleştirmemeli, insanlığı iade etmelidir. Zira bu tartışmanın özü, asırlar öncesinden bize seslenen o kadim nasihattir:<strong> “Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın.”</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Dec 2025 07:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/12/soner-erdogan-yazdi-iki-yuzyilin-alevi-bektasi-travmasi-ve-paradoksal-kazanimlari-1764565874.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Süleyman Merdanoğlu yazdı: Orta Asya ve Özbekistan&#039;da Seyyid aileleri</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/suleyman-merdanoglu-yazdi-orta-asya-ve-ozbekistanda-seyyid-aileleri-2711</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/suleyman-merdanoglu-yazdi-orta-asya-ve-ozbekistanda-seyyid-aileleri-2711</guid>
                <description><![CDATA[Özbekistan Altın Miras Vakfı Ankara Bölümü Başkanı Süleyman Merdanoğlu’nun kaleme aldığı kapsamlı makalede, Orta Asya’da özellikle Özbekistan coğrafyasında “Seyyid” unvanlı ailelerin tarihî ve toplumsal yeri detaylı biçimde ele alındı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Özbekistan Altın Miras Vakfı Ankara Bölümü Başkanı <strong>Süleyman Merdanoğlu’nun </strong>kaleme aldığı kapsamlı makalede, Orta Asya’da özellikle Özbekistan coğrafyasında “Seyyid” unvanlı ailelerin tarihî ve toplumsal yeri detaylı biçimde ele alındı.</p>

<p><strong>“Seyyid”</strong> unvanı, Hz. Ali ve Hz. Fatıma aracılığıyla Hz. Peygamber’in soyuna mensup olduğunu iddia eden aileler için kullanılan en yaygın ve saygın unvandır. Orta Asya’da ise bu unvan, sadece biyolojik soy iddiasını değil; aynı zamanda manevi liderlik, toplumsal saygınlık ve zaman zaman siyasi-ekonomik ayrıcalıkları da ifade etmektedir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>“Kutsal Aileler” Kavramı Öne Çıkıyo</strong></span></p>

<p>Merdanoğlu, Moğol istilası, hanlıklar dönemi siyasi çalkantılar, yoğun göç hareketleri ve etnik karışımlar nedeniyle Orta Asya’da saf bir “Peygamber soyu” takibinin zorlaştığını belirtiyor. Bu nedenle bölgede “Seyyid, Şerif, Hoca, Mahdumzade, İşan, Tura” gibi unvanların çoğu zaman birbirine karıştığını ve akademisyenlerin bu grupları “holy families / kutsal aileler” başlığı altında incelediğini vurguluyor. Öte yandan Merdanoğlu'na göre,&nbsp;19. yüzyıl sonu ve özellikle Sovyet döneminde vakıf (vakf) mülklerinin kamulaştırılması, nasabnamelerin (soy kütükleri) yok edilmesi ve nüfus hareketleri, Seyyid ailelerin hem maddi hem manevi mirasını derinden etkilemiştir. Birçok aile topraklarını, ayrıcalıklarını ve belgelerini kaybetmiştir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Süleyman Merdanoğlu'nun Çağrısı</strong></span></p>

<p>Merdanoğlu, Sultan Saodat gibi bazı mimari eserlerin hâlâ ayakta olduğunu ancak çoğu ailenin belge ve hafızasının kaybolduğunu belirtiyor. Al-Biruni Doğu Bilimleri Enstitüsü ve Özbekistan Ulusal Arşivleri’nde bulunan sınırlı belgelerin titizlikle incelenmesi gerektiğini vurgulayan yazar, şu çağrıda bulunuyor:</p>

<p><em><strong>“Bu mirasın belgelenmesi, arşivlenmesi ve araştırılması artık ertelenemez bir ihtiyaçtır. Nasabnameler, vakfiyeler, türbe kayıtları ve mimari eserler üzerinden Seyyid ailelerin gerçek tarihi yeniden inşa edilmelidir.”</strong></em></p>

<p>Özbekistan Altın Miras Vakfı Ankara Bölümü Başkanı Süleyman Merdanoğlu, konuyla ilgili akademik çalışmaların yetersiz olduğunu belirterek tarihçiler, sosyologlar ve ilgili kurumları bu alana davet etti.</p>

<p>Süleyman Merdaoğlu'nun makalesinin tam metni şöyle:</p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">ORTA ASYA VE ÖZBEKİSTAN’DA SEYYİD AİLELERİ­-Süleyman MERDANOĞLU*</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">İslam Dünyasında “Seyyid” (ya da “Şerif / Seyit / Sayyid‑Sharîf”) unvanı, Âilevi soy bağlamında Ali ibn Abi Talib ve kızı Fatıma az‑Zehra vasıtasıyla Peygamber Muhammed’e bağlı olan, dolayısıyla “Ehl‑i Beyt / Ahl al‑Bayt”’e mensup aileleri tanımlar. (1)&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Orta Asya — günümüzde özellikle Özbekistan toprakları — tarih boyunca İslam’ın yayılması, medrese, tasavvuf ve kültür merkezi olmuştur. Bu coğrafyada Seyyid aileleri hem dini saygı hem de sosyal statü bakımından önemli bir rol oynamıştır. (2)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Seyyid Kimliğinin Ortaya Çıkış ve Anlamı</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">“Seyyid / Sayyid / Şerif” terimi Arapça kökenli olup aslen “efendi, saygıdeğer, soylu” anlamlarına gelir. Zamanla — özellikle Ehl‑i Beyt’e mensup oldukları iddia edilenler için — Peygamber soyundan gelen kimseler için onurlu bir unvan haline gelmiştir. (3)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Geleneksel İslam toplumlarında bu soy bağı, sadece biyolojik soy değil; aynı zamanda manevî saygı, dini otorite ve bazen sosyo-politik statü ile de ilişkilendirilmiştir. (4)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ancak, Orta Asya özelinde — coğrafi, etnik ve tarihî karışıklıklar nedeniyle — “Seyyid” kimliği tek başına sabit kalmamış; çeşitli “kutsal aile / soylu soy / manevi liderlik” grupları&nbsp; içinde değerlendirilmiştir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bazı araştırmacılar, Orta Asya’da “Seyyid / Şerif / Khoja / Mahdum‑zada / Ishon / Tura / vs.” gibi unvanların — gerçekten Hz.Peygamber soyundan gelenler olabileceği iddiasıyla ya da manevi/kutsal saygınlık nedeniyle — birbirine karıştığını; bu yüzden “(kutsal gruplar” kavramının kullanıldığına dikkat çekerler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu durum, “Seyyid” kimliğinin hem soy unvanı, hem toplumsal statü, hem de manevi liderlik — kimi zaman “evliya / veli / şeyh / hoca” kimliği — anlamlarını içerebileceğini gösterir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Orta Asya ve Özbekistan’da Seyyidler</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Orta Asya, özellikle Mâverâünnehir coğrafyası — bugünkü Özbekistan, Semerkant, Buhara, Fergana, Tirmiz gibi merkezler — İslam’ın yayılımıyla birlikte, medrese, tasavvuf, sufî tarikatları ve kutsal soy/soy gruplarının kurulduğu bir merkez oldu. (5)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ancak Moğol istilası, ardından gelen siyasi karışıklıklar ve göçler, hem toplumsal yapı hem de soy kayıtlarının korunmasını etkiledi. Bu değişiklik, Seyyid‑Sharif soyluluğu iddialarının meşruiyetini tartışmalı hâle getirdi veya “kutsal aile / soy grubu” kavramlarını çeşitlendirdi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Örnek Aile ve Soy: TermezSeyyidleri — Sultan Saodat Kompleksi&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Sultan Saodat, günümüzde Özbekistan’ın Termez şehrinin yakınlarında yer alan, 9.-17. yüzyıllar arasında inşa edilmiş çok katmanlı bir mezar/mausoleumkompleksidir. Bu kompleks, Termez’de yaşayan Seyyid ailesinin (dynasty) mezarlarını içerir. (6)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ailenin kurucusu olarak kabul edilen kişi genellikle Hasan al‑Amir (veya başka kaynaklarda Ali Akbar Termizi) gösterilir; bu şahıs, “Peygamber soyundan, Husayn b. Ali hattıyla” Termez’e yerleşmiş olduğu kabul edilen bir meşhur atadır. (7)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">TermezSeyyidleri özellikle 13.–17. yüzyıllar arasında hem dini hem toplumsal açıdan etkin olmuş; Sultan Saodatkompleksi de bu ailenin hem mezar mekânı hem de manevi / kültürel merkezi olarak işlev görmüştür. (8)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Örnek Aile ve Soy: KaraskanSayyidleri (Fergana Vadisi)</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Fergana vadisinde “Karaskan” köyü (Namangan eyaleti) merkezli bir Sayyid ailesi tarihsel kaynaklarda bilinir. Yaklaşık 14. yüzyıldan itibaren bu aile, hem dini / manevi hem de ekonomik / toprak sahibi bir statü taşımıştır. (9)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">yüzyıldan 19. yüzyıla kadar, bu aileye ait topraklar, vakıf (waqf) mülkleri olarak kayıt altına alınmış; aile üyeleri su, arazi, vergi gibi konularda ayrıcalıklı haklara sahip olmuştur. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ancak 19. yüzyılın sonları ile Sovyet dönemi birlikte, bu aileye dair birçok orijinal belge, mülk ve statü kaybolmuş ya da dağıtılmış; günümüzde yalnızca bazı arşiv kayıtları mevcuttur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu durum, KaraskanSayyidleri’nin hem tarihî etkisini hem de modern dönemdeki belirsizliğini göstermektedir. (10)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kutsal / Soylu Gruplar</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Araştırmacılar, Orta Asya’daki toplumları “Oqsuyak / Aksuyek (Beyaz Kemik / Soylu) vsQorasuyak (Kara Kemik / Halk)” gibi sınıflara ayırdıklarını, bu sınıflandırmada “holygroups (kutsal gruplar)” içinde Seyyid, Khoja, Ishon, Tura, Mahdum‑zada vb. unvanların yer aldığını belirtirler. (11)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yani, Seyyid kimliği tek başına “Peygamber soyundan gelme iddiası” değil; aynı zamanda toplumsal/kutsal statü, manevi liderlik ve bazen siyasi nüfuz ile birlikte değerlendirilmiştir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Özellikle 18.–19. yüzyıllarda bu aileler — vakıf mülkleri, toprak mülkiyeti, su hakları, vergi imtiyazları vb. — aracılığıyla bölgesel nüfuz sahibi olmuşlardır (örneğin KaraskanSayyidleri). </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Seyyid Soyunun Güncel Durumu </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Sovyet dönemiyle birlikte — özellikle 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyılda — vakıf mülklerinin kaldırılması, mülkiyet haklarının iptali, toplumsal değişimler ve nüfus hareketleri, birçok Seyyid ailesinin statüsünü, topraklarını ve tarihî belgelerini yitirmesine neden olmuştur. Bu, hem belgesel hem toplumsal hafıza açısından önemli bir kayıptır. (12)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Örneğin, KaraskanSayyidleri arşiv belgelerinin büyük kısmı kaybolmuş; hâlen var olan bazı yazılı kayıtlar ve vakıf belgeleri arşivlerde (örneğin al‑BiruniInstitute of OrientalStudies, Ulusal Özbek arşivleri) muhafaza edilmektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Diğer yandan — bazı bölgelerde — tarihî mezarlıklar, türbeler, kompleksler hâlâ ayaktadır. Örneğin, Termez’deki Sultan Saodatkompleksi, hem mimarî hem manevi miras olarak korunmuş; bazen ziyaretgâh / türbe olarak önemli bir yere sahiptir. (13)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu durum, Orta Asya’daki Seyyid mirasının hem “somut tarihî eser” hem de “toplumsal hafıza / kimlik” düzeyinde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Bilhassa arşiv, vakıf, nasab‑nama (soy kütüğü) çalışmaları bu mirasın belgelenmesi için önem taşıyor. “Seyyid = Peygamber soyundan gelen gerçek soy” iddiası, Orta Asya özelinde karmaşık bir konudur. Çünkü coğrafi göçler, Moğol istilası, hanlık‑imparatorluk değişimleri ve etnik karışımlar nedeniyle soyun devamlılığı kesin olarak ispatlanamayabilir. Bazı araştırmacılar bu yüzden “holyfamilies (kutsal aileler)” terimini daha kapsayıcı bulurlar: bu aileler hem soy iddiası hem de manevi/kültürel statü ile tanımlanır. (14)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Toplumsal yapı açısından, Seyyid (ve benzeri diğer kutsal gruplar) — Orta Asya’da — hem ayrıcalıklı hem de karmaşık bir konumdaydı: bazen siyasi ve ekonomik ayrıcalıklar (vakıf toprakları, vergi muafiyeti vb.), bazen de manevi otorite ve saygı. Ancak bu ayrıcalıklar 19. yüzyıl ve sonrası özellikle zayıflamış. (15)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Günümüzde, bu mirasın belgelenmesi, korunması ve araştırılması — hem tarihçiler hem sosyologlar hem de toplum için — önemli bir sorunsal. Özellikle soy kütüğü (nasab‑nama), vakıf belgeleri, arşiv kayıtları, mimarî eserler — hepsi soy iddiası ve toplumsal kimliğin yeniden inşası için kritik.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Sonuç Olarak<strong>; </strong>Özbekistan ve genel olarak Orta Asya coğrafyasında, Seyyid / Seyit / Sayyid‑Sharîf unvanı taşıyan aileler; tarih boyunca hem Peygamber soyuna dayanan soy iddiası hem de manevi, toplumsal ve bazen siyasi statü ile ilişkilendirilmiştir. Bu aileler — özellikle TermezSeyyidleri ve KaraskanSayyidleri gibi örneklerle — bölgenin kültürel, dinî ve sosyal dokusunda önemli rol oynamışlardır. Ancak 19. yüzyıldan itibaren yaşanan siyasi dönüşümler, mülkiyet değişiklikleri ve modernleşme süreçleri bu soy gruplarının haklarını, miraslarını ve belgelerini büyük ölçüde zayıflatmıştır. Günümüzde, bu mirasın belgelenmesi, arşivlenmesi ve araştırılması — tarih ve toplumsal hafıza açısından — kritik bir ihtiyaca dönüşmüştür.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu konuda yapılan araştırmalar yeterli görül</span></span></span><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">mediğinden, ilgili kurumlara ve araştırmacı yazarlara görev düşmektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">KAYNAKLAR:</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">1-</span></strong><a href="https://es.wikipedia.org/wiki/Sayyid?utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Vikipedi+2OpenEdition Kitaplar+2</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">2-</span></strong><a href="https://books.openedition.org/obp/5814?lang=en&amp;utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">OpenEdition Kitaplar+2Vikipedi+2</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">3-</span></strong><a href="https://es.wikipedia.org/wiki/Sayyid?utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Vikipedi+2Vikipedi+2</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">4-</span></strong><a href="https://books.openedition.org/obp/5814?lang=en&amp;utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">OpenEdition Kitaplar+1</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">5-</span></strong><a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/ozbekistan?utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">TDV İslâm Ansiklopedisi+2Türkiye Gazetesi+2</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">6</span></strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">-</span><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Sultan_Saodat?utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Vikipedi+2uzbek-travel.com+2</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">7-</span></strong><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Sultan_Saodat?utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Vikipedi+2orexca.com+2</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">8</span></strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">-</span><a href="https://uzbek-travel.com/about-uzbekistan/monuments/sultan-saodat-complex/?utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">uzbek-travel.com+2stantours.uz+2</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">9</span></strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">-</span><a href="https://www.researchgate.net/publication/386291167_THE_KARASKAN_SAYYIDS_OF_FERGHANA_AN_ARCHIVAL_EXPLORATION_OF_A_SAINTLY_FAMILY?utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">ResearchGate+2ijersc.org+2</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">10</span></strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">-</span><a href="https://ijersc.org/index.php/go/article/view/873?utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">ijersc.org+1</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">11</span></strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:blue">-</span></span><a href="https://books.openedition.org/obp/5814?lang=en&amp;utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">OpenEdition Kitaplar+2cajssh.casjournal.org+2</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">12<span style="color:blue">-</span></span></strong><a href="https://www.researchgate.net/publication/386291167_THE_KARASKAN_SAYYIDS_OF_FERGHANA_AN_ARCHIVAL_EXPLORATION_OF_A_SAINTLY_FAMILY?utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">ResearchGate+2repository.antispubmed.com+2</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">13-</span></strong><a href="https://www.orexca.com/uzbekistan/termez/sultan_saodat.htm?utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">orexca.com+2world.meros.uz+2</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">14-</span></strong><a href="https://books.openedition.org/obp/5814?lang=en&amp;utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">OpenEdition Kitaplar+2cajssh.casjournal.org+2</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">15-</span></strong><a href="https://www.researchgate.net/publication/386291167_THE_KARASKAN_SAYYIDS_OF_FERGHANA_AN_ARCHIVAL_EXPLORATION_OF_A_SAINTLY_FAMILY?utm_source=chatgpt.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline" target="_blank"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">ResearchGate+2ijersc.org+2</span></a></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">---------------------------------------------------------------------------------------------------</span></strong></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">*Süleyman MERDANOĞLU (</span></strong><a href="mailto:merdanogluslm@gmail.com" style="color:#0563c1; text-decoration:underline"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">merdanogluslm@gmail.com</span></strong></a><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">)</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Özbekistan Altın Miras Vakfı Ankara Bölümü Başkanı</span></strong></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Dec 2025 04:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/12/suleyman-merdanoglu-yazdi-orta-asya-ve-ozbekistanda-seyyid-aileleri-1764553700.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. İhsan Ünlü yazdı: Allah mühlet verir ama asla ihmâl etmez</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-allah-muhlet-verir-ama-asla-ihmal-etmez-2709</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-allah-muhlet-verir-ama-asla-ihmal-etmez-2709</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmacı Yazar Dr. İhsan Ünlü, son yazısında dünyada yaşanan savaşlar, açlık, zulüm ve adaletsizlik karşısında sıkça sorulan “Allah nerede, neden müdahale etmiyor?” sorusuna Kur’ânî ve nebevî delillerle cevap verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı Yazar<strong> Dr. İhsan Ünlü,</strong> son yazısında dünyada yaşanan savaşlar, açlık, <strong>zulüm</strong> ve adaletsizlik karşısında sıkça sorulan <em><strong>“Allah nerede, neden müdahale etmiyor?” </strong></em>sorusuna Kur’ânî ve nebevî delillerle cevap verdi.</p>

<p>Ünlü, yazısında şu çarpıcı tespitte bulundu: &nbsp;<br />
<strong><em>“Bu tür sıkıntılar ne ilktir ne de son olacaktır. Dünya mihnet ve meşakkat yeridir; mükemmellik ancak Allah’ta ve cennettedir.”</em></strong></p>

<p>İnsanoğlunun kendisine verilen akıl ve vahiy emanetini yanlış kullandığını hatırlatan Ünlü, <strong>Rum Suresi 41. ayete </strong>atıfla <strong><em>“İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma meydana geldi”</em></strong> ifadelerini kullandı.</p>

<p><br />
<span style="color:#2980b9"><strong>“Asıl soru ‘Allah neredesin?’ değil, ‘Müslüman neredesin?’ olmalıdır”</strong></span></p>

<p>Dr. Ünlü, yazısında sorunun özünü şöyle özetledi: &nbsp;<br />
<strong><em>“Savaşların tüm hızıyla devam ettiği, kadın-çocuk demeden insanların katledildiği bir dünyada ‘Her şeyden haberdar olan Allah’ım neredesin?’ demek yerine; iyiliği emretmekle, kötülüğü engellemekle görevlendirilen Müslüman’a ‘Bütün bu çirkinlikler yaşanırken sen neredesin?’ sorusunu sormak gerekmez mi?”</em></strong></p>

<p>Hz. Peygamber’in <em>“<strong>Kötülüğü elinizle değiştirin, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da yetmezse kalbinizle buğzedin; bu imanın en zayıf derecesidir”</strong></em><strong> </strong>hadisini hatırlatan Ünlü,<em> <strong>“Ne yapalım, gücümüz yetmiyor; Allah’ım gel yetiş!”</strong> tavrını <strong>“işin kolayına kaçmak ve havalecilik”</strong></em> olarak nitelendirdi.</p>

<p>Yazısının sonunda şu çağrıyla sözlerini tamamladı: &nbsp;<br />
<br />
<em><strong>“Velhasıl; şu kaotik dünyada dürüstler ve mazlumlar, zalimler ve bozguncular kadar cesur olmadıkça ve elini taşın altına koymadıkça kurtuluş olmayacaktır.”</strong></em><br />
<br />
Dr. İhsan Ünlü'nin makalesinin tam metni şöyle:<br />
<br />
<strong>ALLAH MÜHLET VERİR AMA ASLA İHMÂL ETMEZ!</strong><br />
<br />
Dervişe "Allah'la aran nasıl?" diye sormuşlar; "Nasıl olsun, hep onun dediği oluyor" demiş.<br />
Bugünlerde insanların zihinlerini meşgul eden suallerden biri de; “Dünyada bu kadar açlık, sefalet, haksızlık varken Allah nerede? Niçin müdahale etmiyor?” sorusudur.<br />
<br />
Cevabı aramadan önce şunu hemen belirtelim ki günümüzde yaşanan bu tür sıkıntılar ve belalar yeni değildir; bunlar ne ilktir ne de son olacaktır.<br />
<br />
Neticede dünya, mihnet ve meşakkat yeri; insanoğlu da zaaflarıyla malul beşerdir.<br />
Mükemmellik ancak yaratıcıda ve onun kusursuz yurdu cennettedir.<br />
Ne var ki Yüce Yaratıcı, sınama için yarattığı insanoğlunu mükemmel olmasa da ona yakın bir düzen kurması için dünya evine göndermiştir.<br />
<br />
Kullarına, "Kaostan Kozmosa” giden yolda ona çok önemli yazılım ve donanımı yani vahiy ve onu anlayacak aklı vermiştir.<br />
Gel gör ki zaman içinde insanoğlu, kendisine verilen bu krediyi yanlış yerlerde kullanmış, emaneti verene sadakatsizlik etmiştir.<br />
Kur’an’ın deyimiyle; “İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma meydana geldi…” (Rum-41)<br />
Allah, sözünün gereği olarak “aklını kullanmayanları pisiğe, sıkıntıya mahkûm etti” (Yunus-100)<br />
Geçmişte olduğu gibi bugün de akletmeyen, düşünmeyen, sorgulamayan, geçmişi iyi okuyup ibret almayanların hal-i pür melali ortada.<br />
<br />
Üstelik kötülüğü yayanların tek vücut olduğu bir ortamda, iyilikten yana olanlar ortak akıl çerçevesinde bir araya gelip gerekli önlemleri almıyorsa yeryüzünde büyük bir kargaşa ve keşmekeşlik olması da kaçınılmaz oluyor. (Enfâl-73)<br />
Savaşların tüm hızıyla yayıldığı, kadın-çocuk demeden insanların öldürüldüğü, haklının değil güçlünün haklı olduğu bir anaforda, “Her şeyden haberdar olan Allah’ım neredesin?” sorusu ne kadar doğru bir sorudur?<br />
Bunun yerine, “iyiliği emretmek/yaymak, kötülükten alıkoymak/engel olmak” (Âl-i İmrân-110) emriyle vazifelendirilen Müslüman! Bütün bu çirkeflikler yaşanırken sen neredesin? Sorusunu sormak gerekmez mi?<br />
<br />
Elbette Allah dilerse her şey bir anda güllük gülistanlık olur; ancak kimin bu noktada sorumluluk sahibi olup olmadığını test etmek ve ideal olana ulaşmak uğrana yapılan fedakârlıkları ortaya koymak –ileride ödüllendirmek- adına düzenini sürdürüyor. (Mülk-2)<br />
Hz. Peygamber gözünde Müslüman; bir kötülük gördüğünde eliyle, gücü yetmezse diliyle değiştirendir. Ona da gücü yetmezse kalbiyle düzeltme cihetine gidendir ki bu imanın en zayıf derecesidir. (Müslim, Îmân-78)<br />
Şimdi bütün bu gerçekler ortadayken, insanın işin kolayına kaçıp “ne yapalım gücümüz yetmiyor; Allah’ım gel yetiş!” tavrı, işin kolayına kaçmak ve havaleci bir yaklaşımdır.<br />
<br />
Allah’ın muradı ise, havaleci ve asalak bir topluluk yerine; sorumluluk bilincine sahip mallarıyla ve canlarıyla gayret eden sözünün eri Müslüman topluluğudur. (Hucurât-15)<br />
<br />
Cenab-ı Hak, inanan kullarının elleriyle bozguncuları cezalandırmak, rezil rüsva etmek; mazlum ve mağdur olanları da kurtarıp gönüllerini ferahlatmak ister. (Tevbe-14)<br />
<br />
Zulüm, haksızlık, açlık ve sefalete “kader” deyip geçmek en hafif tabiriyle aymazlıktır. Neticede Allah, her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kılmıştır. (İsra-13)<br />
Bu anlamda kader, gayrete âşıktır.<br />
<br />
Velhasıl; şu kaotik dünyada dürüstler ve mazlumlar, zalimler ve bozguncular kadar cesur olmadıkça ve dahi elini taşın altına koymadıkça kurtuluş olmayacaktır.<br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Nov 2025 14:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/11/dr-ihsan-unlu-yazdi-allah-muhlet-verir-ama-asla-ihmal-etmez-1764505221.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ali Yenialtun Yazdı: Cuma Gecesinin Önemi, Neden Cem Oluruz?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ali-yenialtun-yazdi-cuma-gecesinin-onemi-neden-cem-oluruz-2707</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ali-yenialtun-yazdi-cuma-gecesinin-onemi-neden-cem-oluruz-2707</guid>
                <description><![CDATA[Alevi inancının en önemli ibadetlerinden biri olan “cem”, geleneksel olarak perşembeyi cumaya bağlayan gece icra edilir. Alevi toplumu bu geceye “Cuma akşamı” ya da “Evore İne” adını verir. Peki bu gecenin özel bir anlamı var mıdır ve neden cem bu gece tutulur?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Alevi inancının en önemli ibadetlerinden biri olan “cem”, geleneksel olarak perşembeyi cumaya bağlayan gece icra edilir. Alevi toplumu bu geceye “Cuma akşamı” ya da “Evore İne” adını verir. Peki bu gecenin özel bir anlamı var mıdır ve neden cem bu gece tutulur?</p>

<p>Seyyid Sultan Sinemil Ocağı evladı Pir’i olan, araştırmacı yazar Ali Yenialtun’un kaleme aldığı yazıda, Cuma gecesinin hem Kur’ânî hem de Alevi-Bektaşi öğretisindeki yerine dikkat çekiliyor.</p>

<p><a href="https://alevi-portal.net/cuma-gecesinin-onemi-neden-cem-oluruz/"><span style="color:#2980b9"><em><strong>Ali Yenialtun'un Alevi Portal (alevi-portal.net)'da</strong></em></span></a> kaleme aldığı makalesi şöyle:<br />
<br />
<strong>Cuma Gecesinin Önemi, Neden Cem Oluruz?</strong></p>

<p>Kızılbaş Alevi ve diğer Alevi süreklerinde cem ibadetimiz perşembeyi cumaya bağlayan gecede icra edilmektedir.</p>

<p>Aleviler, bu geceye “Cum’a akşamı / Evore İne” demektedir.</p>

<p>“Cum’a” terimi köken olarak “Cem” terimi ile beraber Arapça kökenlidir ve “toplanma, bir araya gelmek” gibi manalara gelmektedir. Allah’ın yüce isimlerinden “El Cem-î” de “birleyen, toparlayan” anlamına gelmektedir.</p>

<p>İslâm dinine göre yüce Allah bütün evreni 7 günde/evrede yaratmıştır. Altıncı gün tamamlamış ve yedinci gün ise rahmet olsun diye kullarına bağışlamıştır.</p>

<p>İnancımıza göre, Allah perşembe günü:<br />
– İnsanların amelleri, iyilik ve kusurları, Allah’a sunulur.<br />
– ⁠Yarattıklarına rızık verir.<br />
– ⁠Kullarının dileğini kabul eder.<br />
– Kullarının rızalığını gözetir.</p>

<p>Cum’a günü dini açıdan önemli kabûl edilmektedir. Cum’a günü:<br />
– Hz. Adem’in yaratıldığı, cennete alındığı, çıkarıldığı ve tövbesinin kabûl edildiği<br />
– ⁠Kıyâmetin cuma günü olacağına inanılır.</p>

<p>Hz. Muhammed ve 12 İmamlar özellikle pazartesi ve perşembe günlerini oruçlu geçirmekte ve de Allah’a hamd-ü senâda bulunmuşlar. Açları doyurup, muhtaç sahiplerine sadaka vermişlerdir.</p>

<p>Perşembeyi cumaya bağlayan gecede, toplumun sorunlarını dinleyip çözüm sunmuş, kişilerin karşılıklı rızalığı gözeterek helallik almış ve lokmalar sunmuşlardır.</p>

<p>Hz. Muhammed ve Ehlibeyt’in öğretmiş olduğu ve cuma akşamları/evore ine bizler ibadetimizi gerçekleştirmekteyiz. Kırklar, bu gece cem tutmuşlardır.</p>

<p>Cem gecesi, Allah Muhammed Ali aşkına çerağ uyarılır, lokmalar verilir, gönüller razı edilir, muhtaçların hakkı verilir ve küskünler barıştırılır. Cum’a gecesi Hakk’ın huzurunda af/bağışlanma dileriz.</p>

<p>“Allah Allah<br />
Evvel başta verlim Muhammed Mustafâ ve Ehlibeyt’ine salavât:<br />
Allahümme sali al-â al-î Muhammed ve al’â al-î Muhammed</p>

<p>Hak Muhammed Ali yâr ve yardımcımız ola<br />
Şefaât, erlere Muhammed Mustafa’dan, bacılara Haticet’ül Kübrâ ve Fatımâtü’l Zöhre’den ola,<br />
Kılavumuz rehberimiz İmam Aliyye’l Murtezâ ola,<br />
12 İmam sırdaşımız yoldaşımız ola,<br />
Yediler, 14 Masûm-u Pâk, Kırklar yetişe ulaşa,<br />
Hızır Nebi gözcümüz bekçimiz ola,<br />
Kimseyi darda zorda bırakmaya,<br />
Hastalara şifâ, dertlere devâ, borçlara edâ nasip eyleye,<br />
Bizleri ilimle terbiye eyleye,<br />
Cahilin ve düşkünün şerrinden saklaya bekleye<br />
Cuma gecesi yaptığımız duaları kabûl eyleye,<br />
Sultan Sinemîl’linin hayr himmetini üzerimizde eksik eylemeye.<br />
Çağrıldığı yerde ulaşa,<br />
Nûr-u Nebi, kerem-i Alî, pirimiz üstâdımız İmam Muhammed Mehdî el Kâim,<br />
Gerçeğe Hû mümîne yâ Alî</p>

<p>İllâ Hû<br />
Alî Yenialtun<br />
<br />
<a href="https://alevi-portal.net/cuma-gecesinin-onemi-neden-cem-oluruz/"><em><span style="color:#2980b9"><strong>Kaynak: Alevi Portal</strong></span><br />
<strong>https://alevi-portal.net/cuma-gecesinin-onemi-neden-cem-oluruz/</strong></em></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Nov 2025 07:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/11/ali-yenialtun-yazdi-cuma-gecesinin-onemi-neden-cem-oluruz-1764479527.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kamber Özcivan yazdı: Kadıncık Ana</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/kamber-ozcivan-yazdi-kadincik-ana-2682</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/kamber-ozcivan-yazdi-kadincik-ana-2682</guid>
                <description><![CDATA[Alevi-Bektaşi araştırmacısı ve yazar Kamber Özcivan, Hacı Bektaş Veli’nin hayatındaki en tartışmalı figür olan Kadıncık Ana (Kutlu Melek / Fatma Ana) konusundaki sekiz asırlık tartışmayı yeniden gündeme getirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Alevi-Bektaşi araştırmacısı ve yazar Kamber Özcivan, Hacı Bektaş Veli’nin hayatındak en tartışmalı figür olan Kadıncık Ana (Kutlu Melek / Fatma Ana) konusundaki sekiz asırlık tartışmayı yeniden gündeme getirdi.&nbsp;<br />
<br />
Kamber Özcivan'ın makelesinin tam metni şöyle:&nbsp;<br />
<br />
<span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:18.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Kadıncık Ana</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Alevi-Bektaşi</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"> inancının kurucu figürü <strong>Hacı Bektaş Veli</strong> (1209-1271) söz konusu olduğunda, tarihi gerçekler ve efsaneler (Velayetname) her zaman iç içe geçmiştir. Güneşin doğduğu yer anlamında olan Horasan’daki Nişabur'dan, yine Güneş'in doğduğu yere anlamına gelen Anatolia’ya (Anadolu'ya) göç eden bu büyük bilgenin manevi mirası, özellikle de hayatındaki kadın figürleri, yüzlerce yıllık bir tartışmanın odağındadır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bu tartışmanın kalbinde ise tek bir isim var: <strong>Kadıncık Ana (Kutlu Melek=Fatma Ana)</strong>.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Tarih ve Menkıbede Kadıncık Ana'nın Rolü</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Hacı Bektaş Veli'nin Sulucakarahöyük'e (bugünkü Hacıbektaş) yerleşmesinde kilit rol oynayan Kadıncık Ana, yerel halktan İdris'in eşiydi. Onun hayatı, bir köşe yazısından çok, bir inancın temellerini atan menkıbelerle doludur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">1. Rüyadaki Keramet:</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"> Velayetname'ye göre Kadıncık Ana, Hacı Bektaş Veli gelmeden önce <strong>on dört gecelik dolunayın koynuna girdiğini</strong> görür. Bu rüya, erenlerden olacak bir çocuğa ve onun manevi açıdan seçilmişliğine işaret eder.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">2. Çeşme Başındaki Karşılaşma:</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"> Kadıncık Ana, Hacı Bektaş Veli'ye çeşme başında ikram ettiği bir parça yağlı ekmekle, <strong>bereket kerameti</strong>nin kapısını açar. "Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin" duasıyla, bu ikram evdeki yağ küpünü ağzına kadar doldurur. Bu olay, Hünkâr'ın Sulucakarahöyük'teki ilk somut manevi delili olarak kabul edilir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bu olayların ardından Kadıncık ve eşi İdris, Hacı Bektaş'a hizmet etmeye başlar. Ancak asıl mesele, ilişkinin türüdür: <strong>Aşkın ve inancın bu birlikteliği, biyolojik mi, yoksa manevi miydi?</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sekiz Yüzyıllık Tartışma:</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Hacı Bektaş Veli'nin evlenip evlenmediği sorusu, günümüzde bile Alevi-Bektaşi çevrelerinde <strong>Çelebiler</strong> (Hacı Bektaş soyundan geldiğini iddia eden aile) tarafından sürdürülen bir meşruiyet tartışmasıdır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">1. Manevi Kız Edindiği Tezi (Tarihi Kaynaklar):</span></span></strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Âşıkpaşaoğlu</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"> (Hünkâr’dan sonra yazan erken dönem tarihçisi), Hacı Bektaş'ın Kadıncık Ana'yı <strong>"kız edindiğini"</strong> yazar. Bu, ilişkinin evlilikten çok, bir <strong>manevi babalık-kızlık</strong> temelinde kurulduğunu gösterir.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Velayetname</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">, Hacı Bektaş'ın ikamet ettiği yeri anlatırken "Hünkâr, bazı kere <strong>Kadıncık'ın evinde</strong> ibadet ederdi" ifadelerini kullanır. Bir erkeğin kendi eşiyle yaşadığı ev için sürekli olarak "Kadıncık'ın evi" demesi mantıksal olarak zordur. Bu, ayrı yaşam alanlarını işaret eder.</span></span></span></span></li>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Vasiyetname'deki Dil:</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"> Hünkâr, yerine geçecek kişiyi vasiyet ederken "<strong>Fatma Ana (Kadıncık) oğlu Hızır Lale Civan</strong>" der. "Oğlumuz Hızır Lale Civan" yerine bu dilin kullanılması, çocuğun biyolojik olarak Kadıncık Ana'ya ait olduğunu, Hacı Bektaş’ın ise sadece manevi olarak onu himaye ettiğini düşündürür.</span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">2. Gerçek Eşi Olduğu İddiası (Çelebiler):</span></span></strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Çelebi soy hattı, tarihsel süreç içinde manevi evlatlık (nefes/burun kanı) iddiasından vazgeçerek, soyun meşruiyetini <strong>gerçek (bel) evlatlık</strong> temeline oturtmak için Hacı Bektaş Veli'nin Kadıncık Ana ile evlendiğini iddia etmeye başlamıştır.</span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sonuç:</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"> Tarihsel ve menkıbevi ilk kaynaklar, Hacı Bektaş'ı <strong>"Gaziler Serdarı"</strong> ve <strong>"Evlenmeyen Derviş"</strong> olarak anarken, Kadıncık Ana'yı da Hünkâr'ın tüm manevi miras ve kerametlerini devrettiği <strong>yüce bir manevi kız evladı</strong> olarak konumlandırmıştır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Üç Fatma'nın Hikmeti: Kadın Erenlerin Gücü</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Hacı Bektaş Veli'nin çevresinde sadece Kadıncık Ana değil, iki önemli <strong>Fatma</strong> figürü daha anılır. Bu üç kadın, Hünkâr'ın manevi hiyerarşide kadına verdiği değeri somutlaştırır:</span></span></span></span></p>

<table cellspacing="0" class="Table" style="border-collapse:collapse; width:586px">
	<thead>
		<tr>
			<td style="width:114px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Kadın Figürü</span></span></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:130px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">İlişki Türü</span></span></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:342px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Öne Çıkan Rolü</span></span></span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:114px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Kadıncık Ana (Kutlu Melek)</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:130px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Manevi Kızı</span></span></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:342px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Hünkâr'ın mirasçısı; bereket kerameti onunla gerçekleşir.</span></span></span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:114px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Fatma Nuriye (Fatıma Bacı)</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:130px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Manevi Bacısı</span></span></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:342px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">57 bin erkek eren</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"> arasında, Anadolu'ya manevi âlemden gelen selamı tek algılayan, manevi üstünlüğü temsil eden kadın erendir.</span></span></span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:114px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ahi Evren'in Eşi Fatma</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:130px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Manevi Bacısı (Karıştırılan Figür)</span></span></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:342px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Tarihsel olarak Hacı Bektaş ile yolları kesişmiş, ancak kronolojik farklar nedeniyle aynı kişi olamayacağı tezi güçlüdür.</span></span></span></span></p>
			</td>
		</tr>
	</thead>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Özellikle <strong>Fatma Nuriye</strong> menkıbesi, Hacı Bektaş yolunun en çarpıcı mesajlarından birini taşır: 57 bin erkek erenin hissedemediği selamı bir kadının alması, bu yolda <strong>kadınların manevi duygu, sezgi ve mertebe olarak erkeklerden üstün</strong> konumda olabileceğini gösterir. Bu durum, Anadolu Bacıları'nın (<strong>Bacıyân-ı Rûm</strong>) gücünü ve Hünkâr'ın <strong>kadın-erkek eşitliği</strong>ne dair bakış açısını net bir şekilde ortaya koyar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Analizin Önemi</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Hacı Bektaş Veli ve Kadıncık Ana ekseninde süren bu tartışma, sadece bir tarihi olayı değil, Anadolu'daki <strong>Türkmen-Alevi inancının kurumsallaşma biçimini</strong> anlamamız için kritik öneme sahiptir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">İster "Hanımefendi" (kadın kadıncık) lakabıyla anılan manevi kız olsun, ister bir eş, Kadıncık Ana'nın Hacı Bektaş Veli'ye ve onun irfanına sahip çıkışı, Anadolu coğrafyasında kadının manevi liderlik rolünü ne kadar erken ve güçlü bir şekilde üstlendiğini kanıtlamaktadır. Onun varlığı, Hacı Bektaş Veli'nin <strong>"Eline, beline, diline sahip ol"</strong> ilkesi gibi, aşkın ve hikmetin yolunda yürüyeceklere asırlar boyu ışık tutmaya devam edecektir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:18.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">61 Yıllık İhmal ve Kayıp Bir Kimlik: Hacı Bektaş Veli Dergâhı'nın Sessiz Taçkapısı</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Tarihsel Atmosfer ve Taçkapı</span></span></strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın ana girişi olan Taçkapı (Anakapı), tarihsel süreçte manevi atmosferin başladığı önemli bir eşik olmuştur. Dergâh 1925 yılında kapatılmadan evvel, bu kapının önünde yükselen iki direkten birinde Türk bayrağı, diğerinde ise kırmızı, yeşil ve beyaz şeritli kumaş üzerine işlenmiş Zülfikâr resimli tarikat sancağı dalgalanmaktaydı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Restorasyon Sürecindeki İhmaller ve Kaybolan "Kimlik"</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Dergâhın ana giriş kapısı restore edilirken ne yazık ki orijinal kitabe kırılmış veya kaybolmuş, bu nedenle kitabenin yeri uzun bir süre boş kalmıştır. Yaklaşık 10 yıl sonra, orijinal metnin eski harflerle yeniden yazılması niyetiyle buraya yazısız, boş bir mermer yerleştirilmiştir. Ancak bu mermer de 5-10 yıl boyunca kasıtlı olarak boş bırakılmış ve zamanla asıl kitabe unutturulmuştur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Kayıp Metin, Unutulan Kimlik</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Kitabeler, tarihi yapıların kimlik kartıdır. Dergâh, 1958-1964 yılları arasında restore edilirken, orijinal kitabe ya kırıldı ya da bilinçli olarak kaybedildi. Ve daha vahimi, 1964’ten bu yana geçen altmış bir yılda görev yapan ve bu kapıdan girip çıkan <strong>67 Kültür ve Turizm Bakanı</strong>, bu kıymetli kitabeyi, yani bu yapının tarihi kimliğini arayıp sormadı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Uzun süre boş kalan kitabe yerine, geçici olarak yerleştirilen boş mermer zemin, yıllar içinde asıl metni unutturma çabasının sessiz bir tanığı oldu. Ancak en büyük skandal, bakanlığın bu kıymetli taşı bir tabela olarak kullanmasıdır:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Yıllardır kitabenin yazılması beklenen mermer zemin, bakanlık tarafından sadece müze adının yazıldığı bir tabela olarak kullanılmıştır. Bu tutum, <strong>bilime, tarihe ve kültüre karşı işlenmiş bir suçtur.</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Üstelik bu tabeladaki "HACI BEKTAŞ VELİ" ismi bile, verdiğimiz dilekçeler sayesinde ancak 2021 yılında doğru bir şekilde ayrı yazılabildi. Bir bakanlığın, bir kültür abidesinin adını bile yıllarca hatalı yazması, konuya ne kadar <strong>"uzak"</strong> durduğunun utanç verici bir göstergesidir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Kayıp Kitabenin Orijinal Metni ve Manevi Derinliği</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bu kayıp metin, sadece estetik bir taş parçası değil, dergâhın manevi manifestosudur. Bu kıymetli kitabeye literatürde ilk kez, Giritli Bektaşi bir aileden gelen Bezmi Nusret Kaygusuz’un 1958 yılında yayımladığı "Kurumuş Pınar" adlı eserinde rastlanmaktadır. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ndeki Hacı Bektâş-ı Velî maddesinin de bu kaynaktan yararlandığı düşünülmektedir. 2020 yılına kadar yayımlanan kitapların hiçbirinde bu kitabeye rastlanmamıştır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Kitabe, Doç. Dr. İlgar Baharlu’nun katkılarıyla hem Arap harfleriyle aslına uygun şekilde yazılmış, hem de günümüz Türkçesine çevrilmiştir. İlk dört dizesi Osmanlıca, son iki dizesi ise klasik Farsçadır. Aşağıda hem orijinal hali, hem Latin harfli transkripsiyonu, hem de anlamı yer almaktadır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Kayıp Kitabenin Orijinal Metni (Osmanlıca / Farsça):</span></span></strong></span></span></p>

<table cellspacing="0" class="Table" style="border-collapse:collapse; width:586px">
	<thead>
		<tr>
			<td style="width:208px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Orijinal Metin (Latin Harfli Transkripsiyon)</span></span></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:158px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Orijinal Metin (Arap Harfli Osmanlıca)</span></span></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:220px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Günümüz Türkçesiyle Anlamı</span></span></span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:208px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">1. Tâlib-i hubb-u hakikat behre-yâb-ı feyz olur.</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:158px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">طالب حبّ و حقیقت بهره یاب فیض اولور</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:220px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Hakikatin gerçek talipleri (burada) feyzini alır.</span></span></span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:208px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">2. Bâb-ı Hak’tır Dergeh-i Sultân Bektâş-ı Velî.</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:158px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">باب حقّ درگه سلطان بکتاش ولی</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:220px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sultan Bektaş Veli’nin Dergâhı, Hakk’ın kapısıdır.</span></span></span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:208px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">3. Mihr-i tevhîd-i hidâyet matla’ıdır bu makâm.</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:158px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">مهر توحید هدایت مطلعیدر بو مقام</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:220px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bu mekân, hidayetin biricik emrinin başladığı yerdir.</span></span></span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:208px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">4. Sırr-ı envâr-ı Muhammed’le Ali’dir müncelî.</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:158px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">سرّ انوار محمد و علیّ است منجلی</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:220px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Burada Muhammed ile Ali’nin sırları parlamaktadır.</span></span></span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:208px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">5. Ka’be-tü’l- uşşâq bâşed în makâm,</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:158px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">کعبۀ العشّاق باشد این مقام</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:220px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bu makam âşıkların Kâbe’sidir.</span></span></span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td style="width:208px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">6. Her ki nâkis âmed încâ şod tamâm.</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:158px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">هر که ناقص آمد اینجا شد تمام</span></span></strong></span></span></p>
			</td>
			<td style="width:220px">
			<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Kim eksik olarak girerse burada tamamlanır (kâmil olur).</span></span></span></span></p>
			</td>
		</tr>
	</thead>
</table>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bu kapıdan giren kişinin sadece bir müzeyi ziyaret etmediği, aynı zamanda hidayet ve bilgelik arayışında olduğu bu manevi derinlikte gizlidir. Özellikle dördüncü dizede geçen <strong>"Muhammed ile Ali’nin sırları"</strong> ifadesi, Dergâh'ın teolojik temelini ve <strong>Muhammed-Ali Nurunun</strong> bir yansıması olarak evrensel aşkın kapısı olduğunu açıkça ortaya koyar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Kültürel Sorumluluk ve Çözüm Çağrısı</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Tarihsel ve kültürel sorumluluğumuz gereği yapılması gereken şudur: Bakanlık tabelası olarak kullanılan o mermer taşa, kitabenin Arap harfleriyle olan aslı yeniden yazılıp yerleştirilmelidir. Kitabenin günümüz Türkçesi ve bakanlık tabelası ise kapı kenarına uygun bir şekilde vidalanarak asılmalıdır. Yıllardır bu yanlışların ve eksiklerin giderilmesi için tarafımca onlarca dilekçe verilmesine rağmen, ne yazık ki gereken adımlar henüz atılmamıştır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Hacı Bektaş Veli Dergâhı, bir milletin inanç ve tarih hafızasıdır. Altmış bir yıl süren bu ihmal ve yanlış, sadece bir mimari hatadan ibaret değil; <strong>Alevi-Bektaşi inancına ve Türk kültürüne verilen değeri gösteren acı bir semboldür.</strong> Bu sessiz Taçkapı, artık asıl kimliğine kavuşmalıdır.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Nov 2025 23:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/11/kamber-ozcivan-yazdi-kadincik-ana-1764016961.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hüsniye Karakoyun yazdı: 2 Batmanlı Tunceli&#039;nin kaderini değiştirebilir mi?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/husniye-karakoyun-yazdi-2-batmanli-tuncelinin-kaderini-degistirebilir-mi-2468</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/husniye-karakoyun-yazdi-2-batmanli-tuncelinin-kaderini-degistirebilir-mi-2468</guid>
                <description><![CDATA[EMEK Gazetesi ve Dersim Haber Gazetesi İmtiyaz Sahibi Hüsniye Karakoyun,  Tunceli Valisi Şefik Aygöl ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran’ın Munzur Üniversitesi’nde düzenlenen paneldeki konuşmalarını ele alarak, iki Batmanlı ismin kenti dönüştürme potansiyelini ele alan bir köşe yazısı kaleme aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.tunceliemek.com.tr/makale/26674373/husniye-karakoyun/2-batmanli-tuncelinin-kaderini-degistirebilir-mi"><strong>EMEK Gazetesi ve Dersim Haber Gazetesi İmtiyaz Sahibi Hüsniye Karakoyun, </strong></a>&nbsp;Tunceli Valisi Şefik Aygöl ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran’ın Munzur Üniversitesi’nde düzenlenen paneldeki konuşmalarını ele alarak, iki Batmanlı ismin kenti dönüştürme potansiyelini ele alan bir köşe yazısı kaleme aldı.<br />
<br />
<strong>Hüsniye Karakoyun yazısında şunları kaydetti:</strong><br />
<br />
<strong>2 Batmanlı Tunceli’nin kaderini değiştirebilir mi?</strong><br />
<br />
Hayat birbirine paralel, benzer yaşanmışlıkların, bazen aynı sözcüklere aşık insanların zaman zaman adı tesadüf denilen karşılaşmalarıyla örülü büyük bir sarmal. O nedenle her karşılaşmanın bir sebebi var derim hep.</p>

<p>Tesadüfen bir panelde dinlediklerimizin, tesadüfi bir karşılaşma sonucu hayatımıza aldıklarımızın, tesadüfen aynı gemide, aynı trende, aynı uçakta yan yana koltuklarda denk düştüklerimizin…Hepsinin hayatımıza ya katacakları vardır yahut alacakları.</p>

<p>Keşke ve iyi ki’lerle yol alırız çoğunlukla.</p>

<p>Biri pişmanlık, diğeri aydınlanmadır.</p>

<p>Nefret hoyratı, sevgi ketumu yetiştirildiğimiz bir ortamda, azdır övgüye dair cümlelerimiz.</p>

<p>Korkarız da çoğunlukla.</p>

<p>Öyle ya, sokakta karşılaştığımız birine “seni seviyorum” diye seslensek, dönütü toplumsal kabule denk düşmeyen isnatlar, iftiralar, eklenmiş fazlaca başka versiyonlarla dönerken bize, aynı sahneyi başa sarıp “Senden nefret ediyorum” diye değiştirdiğimizde, az sonra olacak bir kavgaya delalet edeceği öngörülür ve çok da umursanmaz.<br />
<br />
Böyle böyle yol aldığımız, “coğrafya kaderdir” sözüne sıkı sıkı sarılan toplulukta, aslında hepimiz benzer hikayelerin, benzer yaşanmışlıkların, benzer acıların ve aynı ağıtlarla aynı çaresizliğin ürünüyüz.</p>

<p>Bugün başlığa alıntılanan 2 Batmanlı da muhtemeldir ki bizimle benzer ailelerin, benzer acıların içine doğdu, 3 eksik 2 fazla…</p>

<p>Onlarla benzer hayatlarla yol aldık ve bugün başka başka mecralarda yeni arayışlar, çırpınışlar içerisindeyiz.</p>

<p>1990’lı yıllarda Batman’a dair, ürpertici bir müzik eşliğinde ölümden beter ağırlıkla, tek renk televizyondan evimizin içine kadar gelen, yüreği ağırlaştıran domuz bağıyla katledilmiş, yerin dibine kazılmış hendeklerden çıkarılan cesetler, sokak ortasında ensesine sıkılan tek kurşunla hayattan koparılanlar, neredeyse duvarında kurşun izi olmayan evler, boşaltılan köyler, o köylerden çaresizliği bohçalayıp yola düşenler, geride bıraktıklarına duyulan özlemle kah kanser kah verem olarak göçüp gidenler, büyük şehrin dişlileri arasında zalimane tarumar olan hayatlar izledik, duyduk…</p>

<p>Batmanlıların da tıpkı Tuncelililer gibi masalları hiç mutlu sonla bitmedi yani.<br />
<br />
&nbsp;</p>

<p>Gökten 3 elma düşüp kendi aramızda pay ettiğimiz bir anlatımız da yoktur.</p>

<p>O nedenle; birbirimizin yüreğine dokunduğumuzda, aynı çaresizlik, arka planında aynı ağıtların olduğu ritimleri duyarız muhtemelen.</p>

<p>İnsan Hakları Derneği tarafından 2019 yılında yapılan bir açıklamada, 1990’lı yıllarda Batman şehir merkezinde 513 faili meçhul cinayet işlendiği belirtilmiş ve “faili meçhul cinayetlerin yanı sıra kaçırılan ve kaybolan insanlar da var.” ifadeleri kullanılmıştı.</p>

<p>Sadece şehir merkezindeki sayı bu. Kaldı ki o bile daha fazladır muhtemelen…</p>

<p>Ölümler, işkenceler, doğduğu yerde doymasına izin verilmeyenler…</p>

<p>Hangisi daha acı sorusu sorulursa, acıyı yarıştırmak olur. Hepsi dram ve zulüm…</p>

<p>O nedenle; gündüz vakti sayılacak bir zamanda faili meçhulleri araştırmak üzere Batman’a gidip inceleme yapan heyete açılan ateşle katledilen DEP’li Mehmet Sincar ve Metin Özcan’ın naaşı, 1993 yılında katledilerek Tunceli girişindeki Dinar Deresine bırakılan Cemal Akar, Avukat Metin Can ve Dr. Hasan Kaya’nın üzerine düşüyor.</p>

<p>Tunceli’de 1993 yılında JİTEM’e ait araçla kaçırıldıktan sonra işkence edilerek öldürülen ve cenazesi Elazığ’da bulunan tekstil işçisi 24 yaşındaki Ayten Öztürk’ün babasının uzun yıllardır adalet arayışı ile geçen hayatı…</p>

<p>Benzer öldürülmüşlükleri farklı isimlerle yazmak daha da acıtır diye burada sonlandırayım…</p>

<p>Yani demem o ki; kaderimizde benzer kederimizde.<br />
<br />
&nbsp;</p>

<p>***</p>

<p>Mayıs 2025’te Tunceli’ye Şefik Aygöl vali olarak atandı. Vali Aygöl Batmanlı. 23 Ekim 2025’te Munzur Üniversitesinin düzenlediği 1 panelde sahnede konuşanlardan biri Vali Aygöl diğeri de Prof. Dr. Yusuf Baran.</p>

<p>İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü Profesör Doktor Yusuf Baran, 40’lı yaşlarda.</p>

<p>Aynı platformu paylaşıyor 2 Batmanlı Tunceli’de.</p>

<p>2’sinin de belki de ortak özellikleri hayatta kariyer alanında hızla aldıkları yol.</p>

<p>Tunceli Valisi Şefik Aygöl yönetim anlayışını, “İyi olmak istemiyorum. Adil olmak istiyorum. Çünkü; 200 aileye iyilik yapacağım dedikleri için bugün Tunceli Belediyesi’nin 600 Milyon borcu var. İş yapamıyoruz. Personele maaş ödeyemiyorduk. Yeni başladık ödemeye” cümlelerinin devamında ve öncesinde yaşadıklarını, yapmaya çalıştıklarını, çalışırken biriktirdiği yorgunluklarını aktarıyor.<br />
<br />
&nbsp;</p>

<p>Yorgunluklarının sebebi çalışması değil, isteklerden bazılarının söyleniş, internetten yorumlarla yazılış hali.</p>

<p>Sonra davet edilen İYTE Rektörü Profesör Doktor Yusuf Baran konuşurken, hayatı, kariyer basamaklarını, azmi, çalışmayı, hedef koymayı, illa da insan olmayı anlatıyor.</p>

<p>Rektör Baran’ın Tunceli’ye teknopark kurulacağını duyurduğu kısım ise işin en keyifli olanı.</p>

<p>Baş döndürücü bir hızla sürekli koşturan Vali Aygöl’ün yanına aynı hızda bir başka Batmanlı…</p>

<p>&nbsp;Aynı platformu paylaşan her 2 isimde bu kenti değiştirip dönüştürecek hamleler vaad ediyor.</p>

<p>2’sinin de cümlelerine yansıyan, hızla aksiyon almayı sevdikleri.</p>

<p>Çok söz verilip gerçekleştirilmemiş bir şehirde yaşamanın temkinli haliyle, bekliyor ve soruyoruz; benzer kaderin ve benzer kederin ortaklaştırdığı 2 Batmanlı Tunceli’nin kaderini değiştirir mi?</p>

<p>Ben kendi namıma, beklerken katkı sunamayacaksam dahi şevklerini kıran olmak istemiyorum, sizi bilmem.</p>

<p>Karşımızdakiler insan nihayetinde; iyide takdir edilmeyi beklerler, kötüde tenkite zaten milletçe hep hazırız.</p>

<p>Asfalt plenti, teknopark…</p>

<p>Vali Aygöl; “bazıları konuşurken, biz onların hayalini dahi kuramadıklarını yapmayı başaracağız” diyordu basın mensuplarıyla gerçekleştirdiği kahvaltıda.</p>

<p>Asfalt plentinin bir kent için ne anlama geldiğini Tunceli İl Genel Meclisi Başkanı Ali İhsan Şahin’den dinlerken idrak etmiştim.<br />
<br />
&nbsp;</p>

<p>İYTE Rektörü Baran’ın Teknopark kurarak gerçekleştireceği her neyse şimdi hevesle onu bekliyoruz.</p>

<p>Öyle ya; bir gözü kitapta bir gözü koyunlarını kurt kapmasın diye çobanlık yaparken bu ülkenin üniversitelerine birincilikle giden Çemişgezekli Mahir vali olmadı.</p>

<p>Çemişgezek’in bir köyünde traktörle tarla ekerken Tıp Fakültesini kazanan Helin bu ülkede Sağlık Bakanı olmayacak muhtemelen.</p>

<p>YKS’de il birincileri Hazan, Doğasu ve Bahar adlı kızlarımızdan hiç biri Milli Eğitim Bakanı da yapılmaz.<br />
<br />
&nbsp;</p>

<p>İmkansızlıklarımıza rağmen; başarılarımız, birinciliklerimiz, ülkede en yüksek okur-yazarlık oranına sahip kent unvanımız… Hepsi birer etiketimiz ama ülkenin 81 ilinin ne valisi olabiliyoruz ne de kilit noktadaki görevlerine atanan...</p>

<p>O nedenle; her gün masumane 3-5 sloganlı eylemle başladığımız günü, Palavra Meydanındaki voltayla kapatıyoruz.</p>

<p>Üzerimize sinmiş bezginlik halleri.</p>

<p>Şimdi Vali Aygöl ve Prof. Dr. Baran çıkarıp alır mı bizi bu vazgeçmişlikten?</p>

<p>Biz de tutar mıyız bir ucundan yapılacakların…?</p>

<p>Göreceğiz…</p>

<p><a href="https://www.tunceliemek.com.tr/makale/26674373/husniye-karakoyun/2-batmanli-tuncelinin-kaderini-degistirebilir-mi">Kaynak için tıklayınız:</a><br />
<a href="https://www.tunceliemek.com.tr/makale/26674373/husniye-karakoyun/2-batmanli-tuncelinin-kaderini-degistirebilir-mi">https://www.tunceliemek.com.tr/makale/26674373/husniye-karakoyun/2-batmanli-tuncelinin-kaderini-degistirebilir-mi</a></p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Oct 2025 19:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/10/husniye-karakoyun-yazdi-2-batmanli-tuncelinin-kaderini-degistirebilir-mi-1761582490.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkoğuz Kılıçgedik yazdı: Dört kapı içinde Alevilik-Bektaşiliğin aşaması</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/turkoguz-kilicgedik-yazdi-dort-kapi-icinde-alevilik-bektasiligin-asamasi-2251</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/turkoguz-kilicgedik-yazdi-dort-kapi-icinde-alevilik-bektasiligin-asamasi-2251</guid>
                <description><![CDATA[Alevilik-Bektaşilik inancında Dört Kapı öğretisi, Hz. Ali’ye dayandırılan velayet sisteminin temelini oluşturuyor. Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat Kapıları olarak adlandırılan bu öğreti, manevi yükselişin kademeli aşamalarını ifade ediyor. Türkoğuz Kılıçgedik’in kaleme aldığı yazıya göre, bu sistem Kırklar Meclisi ile kurumsallaşmış ve her kapıda onar kişilik görev dağılımıyla toplam kırk makam ortaya çıkmıştır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>**Alevilik-Bektaşilikte Dört Kapı Öğretisi: Manevi Yolun A şamaları**</p>

<p>Alevilik-Bektaşilik inancında Dört Kapı öğretisi, Hz. Ali’ye dayandırılan velayet sisteminin temelini oluşturuyor. Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat Kapıları olarak adlandırılan bu öğreti, manevi yükselişin kademeli aşamalarını ifade ediyor. Türkoğuz Kılıçgedik’in kaleme aldığı yazıya göre, bu sistem Kırklar Meclisi ile kurumsallaşmış ve her kapıda onar kişilik görev dağılımıyla toplam kırk makam ortaya çıkmıştır.</p>

<p><br />
Dört Kapı öğretisi, tıpkı ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite gibi eğitim aşamalarına benzetiliyor. Her kapı, bireyin bilgi, birikim, deneyim ve kişilik gelişiminde daha üst seviyelere ulaşmasını sağlıyor. Şeriat Kapısı, İslam’ın temel esaslarını öğrenen toplumu; Tarikat Kapısı ise Alevilik yoluna girenleri temsil ediyor. Marifet ve Hakikat Kapıları ise bu manevi yolculuğun daha ileri aşamalarını oluşturuyor.</p>

<p><strong>Şeriat ve Tarikat Kapıları</strong><br />
<br />
Şeriat Kapısı, Hz. Muhammed’in peygamberlik öğretisine dayanırken, Tarikat Kapısı Hz. Ali’nin velayet öğretisine bağlıdır. Şeriat Kapısını tamamlayan birey, Tarikat Kapısına geçmek için bir pir veya rehbere bağlanarak tövbe eder ve Alevi yoluna adım atar. Bu süreç, Alevilikte her bireyin bir pir veya rehberle manevi bir bağ kurmasını zorunlu kılıyor. Hz. Muhammed ve Hz. Ali döneminde Tarikat Kapısı, Ehl-i Beyt ve Kırklar Meclisi çevresinde şekillenmiş; bu gelenek, Hz. Ali soyu, ocak, tekke ve dergâhlar aracılığıyla Alevilik olarak günümüze ulaşmıştır.</p>

<p><br />
<strong>Tarikat Kapısı: Yolun Başlangıcı</strong><br />
<br />
Kılıçgedik’e göre, Tarikat kelimesi “yol”, Kapı ise bu yolun “aşaması” anlamına geliyor. Şeriat Kapısını eksiksiz tamamlayan birey, Tarikat Kapısına geçerek Alevilik öğretisine göre yetişiyor. İmam Cafer Sadık, Şeyh Safi Buyruk yazmaları ve Hacı Bektaş Veli’ye ait eserler, Tarikat Kapısına geçişin ilk makamı olarak tövbe edip bir pir veya rehbere bağlanmayı şart koşuyor.</p>

<p><strong>Alevi-Bektaşi Toplumu ve Velayet</strong><br />
<br />
Dört Kapı öğretisi bağlamında, Hz. Ali ve On İki İmamlar’ın velayetine bağlı olan Alevi-Bektaşi toplumu, Tarikat Kapısı esaslarını uygulayan tek topluluk olarak öne çıkıyor. Şeriat Kapısı İslam’ın, Tarikat Kapısı ise Aleviliğin tüm esaslarını kapsıyor. Her ne kadar her kapı “On Makam” ilkeleriyle sınırlı gibi görünse de, Şeriat Kapısı peygamberliğin, Tarikat Kapısı ise velayetin bütününü içeriyor.<br />
<br />
<strong>Türkoğuz Kılıçgedik’in kaleme aldığı yazı şöyle:</strong></p>

<p><strong>DÖRT KAPI İÇİNDE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİĞİN AŞAMASI</strong></p>

<p>Dört Kapı öğretisi ve sistemi Hz. Ali'ye verilen Velayetin öğretisi ve sistemidir. Bu kapılar Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat Kapıları olarak adlandırılır ve kademeli olarak sıralanır.</p>

<p>Dört Kapı öğreti ve sistemi Kırklar Meclisiyle kurumsallaşmış. Kırk kişilik Meclis görevleri ise her kapıda onar kişilik görev alarak Kırk Makama (kırk göreve) sahip olmuşlar.</p>

<p>Ayrı ayrı onar kişi her Kapı öğretisini bu kapıların aşamasına geçen insanların yükseldiği eğitim düzeyine göre öğreterek yaygınlaştırmışlar.</p>

<p>Tıpkı ilkokul, ortaokul, lise, ünüverisite eğitim aşamalarında olduğu gibi her kapı aşaması geçildikçe bilgi, birikim, deneyim, kişliik gelişimi daha üst seviyelere yükselmiş.</p>

<p>Dört Kapı öğretisine göre İslam'a dahil olup İslam ve ilgili Peygamberlik öğretisini Velayete bağlı Şeriat Kapı esaslarına göre öğrenen insanlar Şeriat Kapı (İslam) toplumudur.</p>

<p>Şeriat Kapı öğretisini tamamlayıp Tarikat Kapı aşamasına geçen kesim ise Tarikat Kapı (Alevi) toplumudur.</p>

<p>Şeriat Kapı inanç öncüsü Velayete bağlı İmamdır. Tarikat Kapı yol öncüsü Velayete bağlı pir veya rehberdir.</p>

<p>Hz. Muhammed ve Hz. Ali döneminde Tarikat Kapı toplumu Ehlibeyt ve ilgili Kırklar Meclisinden oluştu. Bu oluşumun devamı daha çok Hz. Ali soyu ve Hz. Ali Velayetine bağlı ocak, tekke, dergah ve ilgili toplum üzerinden devam edip en son Alevilik olarak tanımlandı.</p>

<p>Dört Kapı öğretisine ve Tarikat kelime anlamına göre "Tarikat" YOLDUR.. "Kapı" ise bu yolun ulaştığı AŞAMADİR. Yani Tarikat Kapı aşamasına geçen kişi "Yol aşamasına" geçmiş sayılır. Bu yol, Dört Kapı içinde yer alan ve Tarikat Kapısından sonra başlayan Marifet Kapısıyla devam edip Hakikat Kapısı öğretisiyle tamamlanır.</p>

<p>Tarikat Kapısı olarak tabir edilen yolun ilk temel şartı Şeriat Kapı öğretisini eksiksiz olarak tamamlayan kişi Tarikat Kapısına geçerek tövbe edip bir pir veya rehbere bağlanması gerekir. Yani Aleviliğe girmesi gerekir. Bilindiği gibi her Alevinin bir piri ve rehberi olmak zorundadır.</p>

<p>Şeriat Kapısı ile Tarikat Kapı arasındaki aşama devamlığı Peygamberlik öğretisinden Velayet öğretisine geçiştir Çünkü Şeriat Kapısı Hz. Muhammed'indir. Tarikat Kapısı Hz. Ali'nindir.</p>

<p>Dolayısıyla İslam toplumları içinde Hz. Ali'nin de içinde olduğu On İki İmamlar, devam soyu ve Velayetine sahip bir pir veya rehbere bağlanıp Tarikat Kapı esaslarını uygulayan tek toplum Alevi-Bektaşi toplumudur</p>

<p>Gerek İmam Ceaer Sadık, gerek Şeyh Safi Buyruk yazmalariı, gerek Hacı Bektaşi Veli'ye ait eserler Aleviliğe yani Tarikat Kapısına geçişin ilk makamı tövbe edilip bir pir veya rehbere bağlanmayı şart koşar. Bu yazılı kaynaklara göre bir pir veya rehbere bağlanan kişi yol olarak tabir edilen Tarikat Kapı aşamasındaki Alevi öğretisine göre yetiştirilir. (Pir, rehber tanımları bazı kaynaklarda mürebi ve benzeri isimlerlede anılır.)</p>

<p>Şeriat ve Tarikat Kapıları bazı yazılı kaynaklarda her ne kadar "On Makam" denilen onar yazılı ilke ile sınırlıymış gibi açıklansada, Şeriat Kapı öğretisi İslamiyet'in dolayısıyla Peygamberliğin tüm esaslarını, Tarikat Kapı ise Aleviliğin yani Velayetin tüm esaslarını kapsar.<br />
<br />
Kaynak:<a href="https://www.facebook.com/share/p/1BDBPJykoZ/">https://www.facebook.com/share/p/1BDBPJykoZ/</a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Sep 2025 17:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/09/turkoguz-kilicgedik-yazdi-dort-kapi-icinde-alevilik-bektasiligin-asamasi-1758724822.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mehmet Yuva yazdı: Bin Alevi (Alevi oğlu)</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/mehmet-yuva-yazdi-bin-alevi-alevi-oglu-2185</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/mehmet-yuva-yazdi-bin-alevi-alevi-oglu-2185</guid>
                <description><![CDATA[Suriye’nin geleceğini şekillendirecek en kritik meselelerden biri olarak görülen “Suriye Sahil-Alevi Bölgesi”, bölgesel ve uluslararası aktörlerin yoğun ilgisi altında. Mehmet Yuva’nın Aydınlık gazetesinde yayımlanan yazısına göre, bu bölge hem tarihsel hem de güncel dinamikleriyle Suriye’nin kaderinde belirleyici bir rol oynayabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Suriye Sahil Bölgesi ve Alevi Meselesi: Yeni Bir Çatışma mı Doğuyor?*</p>

<p>Suriye’nin geleceğini şekillendirecek en kritik meselelerden biri olarak görülen “Suriye Sahil-Alevi Bölgesi”, bölgesel ve uluslararası aktörlerin yoğun ilgisi altında. <a href="https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/bin-alevi-alevi-oglu-545661"><strong>Mehmet Yuva’nın Aydınlık gazetesinde y</strong></a>ayımlanan yazısına göre, bu bölge hem tarihsel hem de güncel dinamikleriyle Suriye’nin kaderinde belirleyici bir rol oynayabilir.<br />
<br />
<em><strong>" Türkiye’nin uğraşması gereken yeni bir kriz bölgesi zuhur edecek."</strong></em> diyen Mehmet Yuva'nın yazısında bir değier dikkat çeken nokta ise,<em><strong>"Trump, Rusya’nın sahil bölgesini kontrol etmesine karşı değil. Ancak Trump ve Netanyahu, Moskova’dan bu bölgeye İran ve Türkiye nüfuzunun uzak kalmasını sağlamasını istiyor. "</strong></em> ifadesi oldu.<br />
<br />
<strong><a href="https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/bin-alevi-alevi-oglu-545661">Mehmet Yuva'nın Aydınlık'ta yayımlanan yazısının tam metni şöyle:</a></strong></p>

<p>Suriye’de gündemi belirleyecek ve meşgul edecek en önemli meseleler arasında <strong>“Suriye Sahil-A-levi Bölgesi”</strong> olacak. Konuyu daha iyi anlamak için geçmişe kısa bir yolculuk yapacağız. Alevi kelimesinin Hz. Ali isminden değil alevden geldiğini iddia edenler oldu. Kötü bir niyet yoksa bir düz mantık çıkarımıdır. Zira Arapçadan Türkçeye geçen birçok terim farklı yazılmakta ve telaffuz edilmektedir. Alevi, Ali-Veli (Ali Velimdir) kelimesinden türedi. Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın salih ve nebil-asil zürriyetine tabi olmak ve itikat yolunda gitmek manasındadır. Veli, evliya kelimesinin de kökenidir. Koruyucu, otorite, yetkili, sorumlu demektir. Alevi soyadı ve Alevi ismiyle kurulan hanedanlık ve devletler geçmişte ve günümüzde Arabi Coğrafyasında mevcut oldu.</p>

<p><strong>MUHALİF BAKAN</strong><br />
<br />
<strong>Yusuf Bin ALEVİ Bin Abdullah </strong>(1997-2020) Umman Sultanlığı eski Dışişleri Bakanıydı. Bin Alevi (Alevi oğlu) muhalif bir siyasetçiydi. Umman Sultanlığının komşu petro-dolar Körfez hanedanlıklarından farklı bir dış politika inşa edilmesinden yanaydı. Bu hanedanlıklarını İsrail, ABD ve Batı projelerinde “kraldan daha kralcı” olmakla suçladı. Sorunların uzlaşmayla çözülmesi, İran, Yemen, Lübnan, Irak ve Suriye’de “Arabi milletin çıkarları ile örtüşmeyen, dış ajandalara yarayan, müdahalelere açık kapı aralayan” söylem ve eylemlerden uzak durulmasını tavsiye etti. Bu açıklamaları devlet erkânında Hanedan çevresinde halkta geniş bir destek buldu.</p>

<p>Müteveffa Sultan Qabus (1970-2020), Bin Alevi’yi önce Beyrut Büyükelçisi (1970-1973) yaptı. Lübnan İç Savaşının sona ermesi, din ve mezhep çatışmalarının yerine huzurlu ve egemen bir Lübnan’ın kurulması için uğraştı. İsrail, Fransa ve ABD’nin Lübnan’ı istikrarsızlaştıran ve din-mezhep ayırımcılığına yatırım yapan politikalarını tenkit etti. Sultan Qabus 1997’de Bin Alevi’yi Dışişleri Bakanlığına atadı. Umman’dan sürgün edilen muhalifleri geri çağırdı. 1 milyon insanın ölümüne, 2 milyon insanın yaralanmasına ve günümüz parasıyla 1 triyon dolar maddi hasara, coğrafyamızın işgal projelerinin uygulanmasına sebep olan Irak-İran savaşının (1980-1988) olmaması ve başladıktan sonra bitirilmesi için çaba harcadı. Suudi, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve mahalli-yabancı müttefiklerinin Yemen’e karşı 2015’te başlattığı işgal ve yıkım savaşının bitmesi için arabulucu oldu. Petro-dolar Körfez hanedanlıkların saldırgan politikalarının Arabi ve İslam alemine zarar verdiğini ve bunun durması gerektiğini açıkladı.</p>

<p><strong>KÖRFEZ ONU HEDEFE KOYDU</strong><br />
<br />
Suudi ve BAE tarafından hedef alındı.<strong> “Arap Baharı” </strong>yalanlarıyla parçalanan coğrafyamızın maruz kaldığı işgal, talan, terör ve taksim projelerine karşı tavır aldı. Bakanlığı döneminde bölgesel meselelerin çözülmesi ve ihtilaflı taraftarların görüşmelerine ev sahipliği yaptı. ABD-İran arasındaki gerginliğin giderilmesi ve iki taraf arasındaki gizli veya açık görüşmelere ev sahipliği yaptı. Haziran 2016’da İran’da “casusluk” suçlamasıyla gözaltına alınan İran asıllı Kanadalı Prof. Homa Hoodfar’ın serbest bırakılması için Kanada Başbakanı Justin Trudeau aracılık yapması için Bin Alevi’den yardım istedi. İran nezdinde girişimde bulunan Bin Alevi gözaltındaki profesörün serbest bırakılmasını sağladı. Sultan Qaboos (Qabus)’un vefatından sonra vasiyetine istinaden Sultan olan Kuzeni Haitham (Heysem) Bin Tarık, Bin Alevi’yi Birinci Sınıf Kraliyet Takdir Nişanı ile ödüllendirdi.</p>

<p><strong>NÜFUZLU AİLE</strong><br />
<br />
Bin Alevi’nin kendisi bugün 80 yaşında olmasına karşın ve sülalesi halen Umman Sultanlığında siyaset, ekonomi, felsefe, fıkıh ve akademik hayatta en nüfuzlu ailelerdendir. Suriye için savaşların start aldığı 2011’den itibaren Esad yönetimi ve muhalefet ile ilişkilerini sürdürdü. Suriye’nin Arap Ligi’nden çıkarılmasına, Esad yönetimi ile ilişkilerin askıya alınmasına ve Arap-Müslüman ülkelerin Suriye’ye karşı başta ABD’nin kabul ettiği ekonomik ambargo ve ablukaya katılmasına karşı çıktı. Esad ve muhalefet arasında arabuluculuk yaptı. Suriye Sahil, Humus ve Hama kırsalında yaşayan çoğunluk nüfus Alevi. Alevi kökenli İsmaili, Mürşidi, Sünni, çoğunluğu Ortodoks farklı mezheplerden Mesihi, Ermeni, Türkmen, az sayıda Yunan, Süryani ve Kürt topluluklar yaşamaktadır.</p>

<p><strong>İRİLİ UFAKLI ONLARCA YAPI</strong><br />
<br />
<em><strong>“Terörist yönetim, radikal dinci, Alevi, Dürzi ve Mesihi katliamlarından sorumlu, katliamları yapanlardan hesap soramayan, Şam, Sahil bölgesi, Humus, Hama ve Halep zenginliğini talan eden, hukuk tanımaz, Suriye milletini bölen, ötekileştiren ve eğitimde-hayat tarzında El-Kaide-DEAŞ ideolojisi ve terbiyesini dayatan”</strong></em> Şam’daki rejim altında yaşamak istemediklerini beyan ederek “Suriye orta ve Sahil Bölgesi Konseyi” adıyla bir siyasi yapı inşa edildi. Daha önce de <strong>“Alevi”</strong> adıyla, <strong>“Laiklik, özgürlük, onur”</strong> adıyla Suriye sahil bölgesini kurtarmak hedefiyle irili ufaklı onlarca yapı ortaya çıktı. Bu yapılar Fransa’yı, BM’yi, Türkiye’yi, Arap devletlerini, Rusya’yı ve hatta Ahmet Şara rejimine verdiği destekten dolayı mesafeli oldukları Türkiye’yi bile müdahale etmeleri için çağrıda bulunuldu. Celladın bıçağından kurtulmak umuduyla diyerek İsrail’den bile yardım diledi.</p>

<p>Suriye sahil bölgesi için birçok mahfilde hararetli görüşmeler ve planlar yapıldı. Netanyahu ve savaş kabinesi 8 Eylül’den sonra Suriye’de çok büyük olayların hasıl olacağını ilan etmişlerdi. Pazartesi itibariyle (8 Eylül) İsrail savaş uçakları Lazkiye ve Humus kırsalındaki askeri üs, tesis ve karargahları bombaladı. Bu saldırıların sahil bölgesi için tasarlanan planın önünü açmayı hedeflediği iddia ediliyor. Zira sahil bölgesinde patlak verecek yeni bir çatışma Şam rejiminin Fırat’ın doğusu ve güneyini tamamen İsrail ve ABD’nin inisiyatifine bırakmak zorunda kalacak. Türkiye’nin uğraşması gereken yeni bir kriz bölgesi zuhur edecek. İddialar odur ki; Ahmet Şara rejimi Suriye’yi bir bütün olarak kontrol etme ve elinde tutma imkân, kabiliyet, toplumsal destek ve vizyona sahip değil. Suriye için taksim dışında bir seçenek kalmaz, bir mucize veya bunu önlemeye yönelik güçlü bir askeri müdahale olmazsa taksim kaçınılmaz olacak.</p>

<p><strong>BÖLÜNME SENARYOLARI</strong><br />
<br />
Mahfillerde üzerinde en çok konuşulan taksim senaryoları şunlardır; İsrail, Suriye’nin Golan, Şeyh Dağı <strong>(Cebel El-Şeyh) </strong>Dera ve Süveyda bölgelerinden vazgeçmeyecek. Açabilirse Davut Koridorunu inşa edip Kuzey Irak Kürt Bölgesini, doğu ve kuzey Suriye’yi Süveyda vilayetini, Golan bölgesini Tel Aviv’e bağlayacak.<strong> ABD başta Fırat’ın doğusu ve kuzeyinde kalan bölgeler ile tüm Suriye üzerinde hak talebinde bulunacak. Trump, Rusya’nın sahil bölgesini kontrol etmesine karşı değil. Ancak Trump ve Netanyahu, Moskova’dan bu bölgeye İran ve Türkiye nüfuzunun uzak kalmasını sağlamasını istiyor. Türkiye ise Halep, İdlib ve Hatay sınırına komşu Lazkiye kırsalı düşüyor.</strong> İlaveten Türkiye-Suriye sınırı boyunca bir güvenli tampon bölge istiyor. İran ise sahil bölgesinde ve Irak’ın desteğiyle Fırat’ın doğusunda yer almak istiyor.</p>

<p><strong>FRANSA’NIN PLANI</strong><br />
<br />
Fransa iki program üzerinde çalışıyor; Hafız Esad’ın yoldaşı eski Savunma Bakanı Mustafa Tlass’ın oğlu, Beşar Esad’ın çocukluk arkadaşı ve eski yoldaşı General Manef Tlass’ı<strong> “seküler kuvvetler cephesinin”</strong> lideri olarak parlatırken, farklı A-levi kesimlerle görüşmeler yapıyor. Şam rejimin başı Ahmet Şara, Hakan Fidan’ın tavsiyeleri üzerine olduğu iddia ediliyor, çalışılabilecek Alevi asker, bürokrat, akademisyen, din adamı ve sanayici, siyaset ve ticaret erbabı şahsiyetlerle ama özellikle Beşar Esad döneminde Esad’ın yanında yer almış isimlerin<strong> “Alevilerin temsilcileri” </strong>olarak öne çıkmaları için çaba harcıyor. Peki tüm bu taraflar hesap ve plan yaparken Suriye sahil Alevileri ve akrabaları Sünniler, Türkmenler, Mesihiler, Ermeniler ne yapacak? Umman’ın Bin A-levi’sinin ne istediği gayet açıktı? Peki, Suriye’nin Bin Alevileri (Alevi oğulları) ne istiyor?</p>

<p>Bu konuları ‘ÖRS VE ÇEKİÇ ARASINDA ALEVİ PROJESİ’ başlığı altında irdeleyeceğiz.<br />
<br />
Kaynak:<a href="https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/bin-alevi-alevi-oglu-545661">https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/bin-alevi-alevi-oglu-545661</a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Sep 2025 00:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/09/mehmet-yuva-yazdi-bin-alevi-alevi-oglu-1757542003.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkoğuz Kılıçgedik yazdı: Alevilik evvel ve ahirdir</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/turkoguz-kilicgedik-yazdi-alevilik-evvel-ve-ahirdir-2119</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/turkoguz-kilicgedik-yazdi-alevilik-evvel-ve-ahirdir-2119</guid>
                <description><![CDATA[Türkoğuz Kılıçgedik, Alevilik-Bektaşilik inancının kökenleri, tarihsel süreci ve geleceği güçlü bir şekilde vurgulayan bir yazı kaleme aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkoğuz Kılıçgedik,</strong> Alevilik-Bektaşilik inancının kökenleri, tarihsel süreci ve geleceği güçlü bir şekilde vurgulayan bir yazı kaleme aldı. Kılıçgedik, Alevilik-Bektaşilik’in Hak tarafından Hz. Ali’ye verilen Velayet ile başladığını ve Kırklar Meclisi’nde kurumsallaşarak Dört Kapı, Kırk Makam ve Doksan Bin Söz öğretisiyle yapılandığını ifade etti. Yazıda, Alevilik-Bektaşilik’in 1400 yıllık tarihinde birçok zorlukla karşılaştığı, hatta yok olma tehlikesi yaşadığı halde varlığını sürdürdüğü belirtti. On İki İmamlar, Ahmet Yesevi ve Hacı Bektaş Veli gibi önemli isimler sayesinde parlak dönemler yaşayan bu inanç, günümüzde de devlet yetkililerinin başlattığı olumlu bir süreçle yeniden güçlenme potansiyeli taşıyor. Kılıçgedik, <strong>Alevilerin bu süreci </strong>&nbsp;katkı sunması gerektiğini vurguladı.<br />
<br />
<strong>Türkoğuz Kılıçgedik, yazısında şunları kaydetti:</strong><br />
<br />
<strong>ALEVİLİK EVVEL VE AHİRDİR</strong><br />
<br />
Su akar yatağını bulur misali Alevi-Bektaşilikle ilgili içinden çıkılmaz birçok sorun var gibi görünsede bu sorunların çoğu zamanla yoluna girip su misali yatağını bulur.<br />
Hak tarafından ilk olarak kendi nurundan Muhammed Ali Nuru ile yaratılan Alevilik Adem'in yaratılmasıyle devam edip İslam'ın yayılması döneminde Miraçta Hak tarafından Hz. Ali'ye Velayet verildikten sonra Velayet el değiştirmeden Alevilik üzerinden bu güne geldi&nbsp;<br />
<br />
Hak tarafından Hz. Ali'ye verilen Velayet Kırklar Meclisinde Kurumsallaşarak Dört Kapı, Kırk Makam, Doksan Bin Söz üzerinden yapılanan bir öğreti ve sistemle kuruldu.<br />
Bu Velayet ve ilgili kurumlaşma olan Kırklar Meclisi, ve Velayet öğretisi olan Dört Kapı Kırk Makam, Doksan Bin Söz gibi oluşum Hak (Allah) tarafından Hz. Ali ve devamında Kırklar Meclisine verilmiş. Bu oluşumun kıyamete kadar On İki İmamlar ve Alevilik üzerinden sürdürülmeside yine Hak tarafından kararlaştırılmış.<br />
<br />
Kıyamet gününde ise Gaipte yaşayan İmam Mehdi'nin Hak tarafından zuhur edilip görevlendirilerek yeni ve adil bir düzen kurup kıyamet oluşumunu erteleyeceği konusunda tarihi kaynaklar bilgi vermektedir. Yani Alevilik herşeye rağmen devam edip İmam Mehdi'nin zuhur etmesiyle yeniden hak ettiğii güce kavuşacaktır.<br />
<br />
Hak tarafından emredilen Hz. Ali Velayeti ve ilgili Alevilik- Bektaşilik 1400 yıllık süreç içinde birçok zorlu ve hata yok olma &nbsp;süreci yaşadığı halde yok olmadı ve halen varlığını devam ettirmektedir.<br />
1400 yıllık tarih içinde birçok zor koşullara rağmen On İki İmamlar, Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli gibi dönemlerde çok güçlü ve parlak dönemler yaşadı.<br />
Günümüze gelindiğinde ise Alevilik-Bektaşiliğin yaşadığı bu olumsuz ortamda devlet yetkilileri tarafından olumlu bir süreç başlatılmıştır.<br />
Eğer Aleviler kendi kendine bu süreci baltalamayıp uzatmazsa bu sürece Alevilik-Bektaşilik için olumlu katkı sunarlarsa Alevilik-Bektaşilik tekrar tarihte olduğu gibi güçlü ve parlak bir dönem yaşar&nbsp;<br />
Alevilik-Bektaşilikle ilgili çözüm yolları geciktirilmeden Alevilik-Bektaşiliğin tekrer güçlü ve parlak bir dönem başlatması için bu konuda muhalif olan kesimler dinlenmeden devlet darafından başlatılan bu süreç olumlu karşılayıp iyi değerlendirmelidir.<br />
<br />
Devlet yetkilileriyle ilişkisi iyi olan her Alevi Alevilik-Bektaşilik için gerekli ve ve yararlı herşeyi yetkililerle müzakere ederek ya da teklif vererek bu süreçte kendi üzerine düşen tarihi sorululuklarını yerine getirmeliler.<br />
Hak tarafından Hz. Ali'ye, Kırklara, On İki İmamlara verilen Velayet ve ilgili Alevilik-Bektaşilik Hak tarafından sonsuz kılınmıştır. Bu tarihi bilgi referans alınarak devlet Alevilği yok eder gibi söylemlere kimse aldanmasın.&nbsp;<br />
Devletin yada başka bir oluşumun Hak gücü karşısına çıkıp Alevilik-Bektaşiliği yok etme gücü yoktur. Dolayısıyla Hak'ka inanan hiç kimse bu konuda endişeye düşmesin.<br />
1400 yıldır Hak Muhammed Ali Velayeti ve ilgili öğretisi ve sistemi nasıl Alevilik-Bektaşilik adı ile tanımlanıp devam etmişse ve hiç kimseye amanet olarak bile verilmemişse yine bu isim ve anımlamayla devam edecektir. Buna Hak dışında kimsenin gücü yetmemektedir&nbsp;<br />
<br />
Tarihte olduğu gibi birçok zorluk ve zamana göre bazı değişimler yaşamak kaçınılmazdır. Alevilik-Bektaşilik inancını taşıyan ve devam eden nüfusta da azalma olabilir. Ancak bu konudaki öz-nur veya tohum değişmeden devam edecektir.<br />
Nasıl ki özü itibariyle bir meşe palamudundan çam ağacı çıkmıyorsa Alevilik-Bektaşilik özündende başka bir soy, inanç veya toplum çıkmaz.<br />
Yeter ki "Hak Muhammed Ali Yolu" olarak tanımladığımız ve Hak tarafından Hz, Ali, Kırklar, On İki İmamlar,a verilen Velayet ve bu Velayetin devamı olan ocaklar, Ahmet Yesevi, Baba İlyas, Hacı Bektaş Veli gibi isimler ve ilgili Alevi-Bektaşiliği ve yolu olan Dört Kapı Kırk Makam, Doksan Bin Söz gibi öğreti ve sistemi bu öze ve tarihe göre yaşatmaya özen gösterelim...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Aug 2025 20:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/08/turkoguz-kilicgedik-yazdi-alevilik-evvel-ve-ahirdir-1756488822.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şenol Kaluç: CHP Alevileri Diyanete mi bağlamak istiyor?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/senol-kaluc-chp-alevileri-diyanete-mi-baglamak-istiyor-2106</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/senol-kaluc-chp-alevileri-diyanete-mi-baglamak-istiyor-2106</guid>
                <description><![CDATA[Karar gazetesi yazarı Şenol Kaluç, 27 Ağustos 2025 tarihli köşe yazısında, CHP’nin Aleviler ve Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) konusundaki tutumunu ele alarak Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu Genel Sekreteri ve alevihaberler.com.tr genel yayın yönetmeni Ali Rıza Özkan'ın başlattığı tartışmaya katıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.karar.com/yazarlar/senol-kaluc/chp-alevileri-diyanete-mi-baglamak-istiyor-1605010">Karar gazetesi yazarı Şenol Kaluç, 27 Ağustos 2025 tarihli köşe yazısında, CHP’nin Aleviler ve Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) konusundaki tutumunu ele alarak Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu Genel Sekreteri ve alevihaberler.com.tr genel yayın yönetmeni Ali Rıza Özkan'ın başlattığı tartışmaya katıldı.</a> Kaluç, CHP’nin Alevilerin sorunlarına yaklaşımını ve 2022’de kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na (ABKCB) yönelik itirazlarını sorgularken, partinin Alevilik konusundaki tutumunun muğlak olduğunu öne sürdü.</p>

<p>Kaluç yazısında, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Alevilere yönelik olumlu adımlar attığını, Hacı Bektaş’ta bağışladığı araziye cemevi inşa ettiğini ve 29 Ekim 2025’te açılış hedeflediğini belirtti. Bahçeli’nin Alevilerin siyasal tercihlerine saygı duyduğunu vurgulayarak oy beklentisi gütmediğini ifade ettiğini aktaran Kaluç, MHP’nin, geçmişteki travmalara rağmen Alevilerle kucaklaşmada AK Parti’den daha başarılı olduğunu savundu.</p>

<p><strong>Şenol Kaluç'un yazısı şöyle:<br />
<br />
CHP Alevileri Diyanete mi bağlamak istiyor?</strong><br />
<br />
“Terörsüz Türkiye” açılımı sürerken yakın bir gelecekte MHP lideri Sayın Bahçeli’nin öncülüğünde bu kez de Alevilerin beklenti ve sorunlarının çözümü için bir adım atılacağı dillendiriliyor.</p>

<p>Malumunuz Bahçeli, Hacı Bektaş İlçesinde bağışladığı araziye Cemevi yapılmakta ve açılışın sembolik bir tarih olarak 29 Ekim 2025’e yetiştirilebilmesi için maddi-manevi hiçbir desteği esirgememekte. Gözden kaçmayan bir diğer husus, Bahçeli ve kurmaylarının katıldıkları her platformda Alevilerle ilgili yapıcı konuşmaya dikkat etmeleri ve bir siyasal partinin en doğal beklentisi olan oy konusunda da açık sözlülükle “Bir oy beklentisi içinde olmadıklarını, Alevilerin siyasal tercihlerine saygılı olduklarını” ısrarla belirtmeleri. Alevilerin ülke ile gönül bağlarının güçlü tutulmasını -güvenlik merkezli olsa da- oydan daha fazla önemsedikleri görülüyor. Nitekim uzun zamandır MHP, özellikle yerel yönetimlerde bu tavrını Alevilere fiilen hizmet götürme gayreti ile de göstermeye çalışıyor.</p>

<p>MHP’nin, 12 Eylül döneminde Ülkücüler ve Aleviler arasında yaşanan ve hala hatırlanan ağır travmalara rağmen Alevilerle kucaklaşma konusunda Ak Partiden çok daha başarılı olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz.</p>

<p>Ak Parti açılım çabaları ve atılan bazı adımlara rağmen Alevilerle sağlıklı bir ilişki kurma konusunda halen ciddi sıkıntı çekiyor ama şu an için konumuz bu değil.</p>

<p>Konumuz CHP ve Aleviler.</p>

<p>2022’de Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Alevilerin de devlet bütçesinden az-çok bir pay alabilmeleri ve çeşitli hizmetlerin götürülebilmesi için Alevilerin Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) konusundaki açık hassasiyetleri gözetilerek Kültür Bakanlığı (KB) bünyesinde Alevi -Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı (ABKCB) kuruldu.</p>

<p>Ak Parti, Alevilerin DİB hassasiyetini gözetirken CHP ne yaptı?</p>

<p>Meclise yıllardır Alevilerin oyları ile giren CHP, anında kurucu reflekslerine sarılarak DİB’i savunmaya geçti ve laiklik maskesi altında 23 Aralık 2022 tarih ve 15322 sayılı verdiği dilekçeyle Anayasa Mahkemesine başvurdu.</p>

<p>CHP, ABKCB’nin “Alevi inancının Türkiye’de idari ve yargısal pratikte maruz kaldığı tanınmama ve ayrımcılığa uğrama sorununu çözmemekte; aksine, DİB’na Anayasa ile verilen görev yok sayılarak” KB bünyesinde bir kültür biçimine indirgendiği ve oluşan durumun da Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesi ile kapatılmasını istiyor.</p>

<p>CHP’nin, Alevilerin DİB hassasiyetini bilmiyor olması mümkün mü?</p>

<p>Çalıştaylar sürecince parçalanmış, bölünmüş denen tüm Alevi örgütlenmeleri DİB çatısı altında atılacak hiçbir adımı kabul etmeyeceklerini açıkça deklare etmişken CHP’nin ve CHP içinde etkin noktalardaki Alevilerin bu gerçeği bilmiyor olmaları sanırım mümkün değil.</p>

<p>Kurumun kurulduğu günden beri teolojik tartışmalardan uzak durmaya çalıştığı ve Cemevlerinin elektrik-su faturaları ile onarım ve bakım masraflarının karşılanması için çaba harcadığı, TRT’de ve KB bünyesindeki faaliyetlerde Alevilik-Bektaşilik değerlerinin gözle görülür bir hale gelmesi için çaba harcadığı ortada. Eleştirilebilecek birçok konu elbette var ve çalışmalar yeterli mi diye sorulabilir ama bu hali ile bile 100 yıldır Cumhuriyet rejimince yok sayılan Alevilerin devlet katında az çok bir karşılık bulması gerçeğine CHP ve CHP içindeki Aleviler neden itiraz ediyorlar?</p>

<p>Alevi Çalıştayları sürecinde Sünniler için makbul hale getirilen DİB, bu kez de “CHP eli ile Aleviler gözünde itibarlı bir hale mi getirilmek isteniyor?” sorusu akla gelse de biliyorum ki CHP’nin böyle bir derdi yok.</p>

<p>Aslında mevzu basit, CHP ve CHP’deki Alevilerin bir kısmının Alevilik adına bir beklentileri yok bu nedenle de Alevilerin inançsal taleplerini ideolojik gerekçelerle yok sayma eğilimindeler. Laikliği öne sürmeleri Aleviliğe kıymet vermelerinden değil dinsel her türlü beklentiden rahatsızlık duymalarından kaynaklanıyor. KB bünyesinde Aleviliğin temsilini kültüre indirgemek olarak gören CHP ve elitleri Aleviliği zaten dinsel bir olgudan çok kültürel bir olgu olarak görüyorlar.</p>

<p>DİB’in kurucusu olarak CHP’nin, DİB’in yetki sahasına DİB’den daha fazla önem atfetmesi ise günümüz şartlarında oldukça ironik bir durum ve CHP içinde bu siyasete onay veren Alevilerin de Aleviliklerinin sorgulanmasına yol açabilecek kadar ciddi bir sorun.</p>

<p>Görüldüğü üzere MHP, Alevilik konusunda kendince net ve tutarlı bir tavır sergilerken CHP ise bir o kadar muğlak!.. Daha doğrusu CHP’deki egemen zihniyeti bilmeyenler için anlaşılması zor.</p>

<p>Onca çetrefilli konu arasında CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’in bu konuda da bir fikir beyanında bulunması gerekiyor. İnançlı Aleviler güzel ama içi boş sözlerle mi avutulacak yoksa gerçekten muhatap alınacak mı bu konuda CHP tepe kadrolarının net olması gerekiyor.</p>

<p>15322 sayılı dilekçe Anayasa Mahkemesi önünde durduğu sürece CHP’nin Aleviler ve Alevilerin sorunları konusundaki tek beklentisinin çözümsüzlük olduğu açıkça ortada.</p>

<p>Ancak görünen o ki; CHP bu konuda yalnız değil. CHP’ye yakın siyaset yapan Alevi örgütlenmelerinin büyük bir kısmı da çözümsüzlükten fazlası ile memnun. Ak Parti, başından beri MHP çizgisine yaklaşabilse ve somut adımlarla karşılık verebilse idi muhtemelen sorun bugün büyük ölçüde çözülmüş olurdu.<br />
<br />
Kaynak:<a href="https://www.karar.com/yazarlar/senol-kaluc/chp-alevileri-diyanete-mi-baglamak-istiyor-1605010">https://www.karar.com/yazarlar/senol-kaluc/chp-alevileri-diyanete-mi-baglamak-istiyor-1605010</a></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Aug 2025 13:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/08/senol-kalucchp-alevileri-diyanete-mi-baglamak-istiyor-1756291491.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. Cenk Özdağ yazdı: Alevilik Şiilik değildir!</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-cenk-ozdag-yazdi-alevilik-siilik-degildir-2093</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-cenk-ozdag-yazdi-alevilik-siilik-degildir-2093</guid>
                <description><![CDATA[Avukat ve akademisyen Dr. Cenk Özdağ, medyada kimi yanılgılara işaret ederek, Alevilik ve Şiilik arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları gösteren bir yazı kaleme aldı. 12Punto haber sitesinde yayınlanan yazıyı okurlarımızla paylaşıyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Türkiye'de ve dünyada Alevilik üzerine konuşulurken sıklıkla düşülen temel bir yanılgı vardır: Aleviliği, Şiiliğin bir alt kolu, bir mezhebi veya Anadolu'ya özgü bir versiyonu olarak tanımlamak. Bu yaklaşım, kimi zaman kötücül niyetlerle Aleviliği belirli bir jeopolitik eksene hapsetmek için kullanılırken, çoğu zaman da ne yazık ki cehaletten kaynaklanmaktadır. Bu yanılgının ne kadar yaygın ve iyi niyetli insanlar arasında bile ne denli köklü olduğunu anlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Bir Kıvılcım: Nevşin Mengü Örneği ve Yaygın Yanılgı</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Gazeteci Nevşin Mengü, şüphesiz Türkiye'nin en tanınmış ve nitelikli medya figürlerinden biridir. Bilkent Üniversitesi gibi saygın bir kurumdan mezun olması, uluslararası alandaki tecrübesi ve İran'da yaşamış olması, ona bölgesel dinamikler konusunda belirli bir birikim kazandırmıştır. Ancak tam da bu niteliklere sahip bir ismin dahi şu tweeti atabilmesi, konunun ne kadar karmaşık ve yanlış anlaşıldığını gözler önüne sermektedir:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>"Alevis in Turkey. They are performing semah. Their ritual. They are considered under Twelver shi’ism. They usually vote for CHP. They usually are hardline seculars."</em> (Türkiye'deki Aleviler. Semah yapıyorlar. Onların ritüeli. On İki İmam Şiiliği altında kabul ediliyorlar. Genellikle CHP'ye oy veriyorlar. Genellikle katı sekülerlerdir.)</span></p>

<p><span style="color:#000000">(bkz. https://x.com/nevsinmengu/status/1956422659966677344)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yazının amacı Nevşin Mengü'yü hedef almak değil, tam aksine onun örneğinden yola çıkarak bu hatanın ne kadar "normalleştiğini" göstermektir. Zira Mengü'nün bu tespiti, Alevilere yönelik hasmane bir tutumdan veya Sünni-Şii ayrımında taraf olmasından kaynaklanmamaktadır. Bu durum, eğitimli, seküler ve konuya dışarıdan bakan pek çok insanın düştüğü tarihsel ve teolojik bir hatanın tipik bir yansımasıdır. Bu hata, Aleviliğin özgün ve bambaşka dinamiklerle gelişmiş bir inanç yolu olduğunu göz ardı etmekten kaynaklanır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Farkların ardında saklı kalan: Ehlibeyt Sevgisi</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik, Şiilik ve hatta Anadolu'daki Sünni İslam anlayışını birbirine bağlayan görünmez ama güçlü bir bağ vardır: Ehlibeyt sevgisi ve Kerbela matemi. Bu, basit bir teolojik referansın ötesinde, bu toprakların kolektif vicdanını şekillendirmiş bir adalet ve mazlumiyet anlatısıdır.</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><strong>Hz. Ali ve Ehlibeyt Sevgisi:</strong> Her üç gelenek için de Hz. Ali'ye ve ailesine duyulan sevgi ve saygı derindir. Ancak bu sevgi, Alevilikte inancın merkezine yerleşirken, Şiilikte imamet doktrininin temeli, Anadolu Sünniliğinde ise saygı duyulan bir manevi miras haline gelmiştir.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><strong>Kerbela ve Yezid'e Karşı Ortak Tavır:</strong> Bu ortak vicdanın en somut kanıtı, Emevi iktidarına ve özellikle Yezid'e karşı duyulan ortak nefrettir. Diğer Müslüman toplulukların aksine, Anadolu'da Sünni ailelerin çocuklarına Muaviye veya Yezid gibi isimleri vermesi neredeyse imkânsızdır. Bu isimler zulmün ve adaletsizliğin sembolü olarak görülür. Bunun tek istisnası olan Osman isminin yaygınlığı ise onun bir Emevi lideri olarak değil, hürmet edilen Dört Halife'den biri olarak görülmesindendir.</span></p>
	</li>
</ul>

<p><span style="color:#000000">Dolayısıyla, Ali'ye ve Ehlibeyt'e duyulan sevgi üzerinden Alevilik ile Şiilik arasında bir köprü kurulurken, aynı köprünün Alevilik ile Anadolu Sünniliği arasında da var olduğunu görmek, resmi doğru okumanın ilk adımıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Benzerlikler Yanıltmasın: Alevilik ve Şiilik Arasındaki Temel Farklar</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik ile Şiiliği birbirine karıştıranların temel dayanağı, her iki inancın da Sünni İslam yorumuna alternatif olması, Hz. Ali'ye ve On İki İmamlara derin bir sevgi ve saygı duymasıdır. Ancak bu ortak referans noktaları, aradaki devasa farkları görmeye engel olmamalıdır.</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><strong>İbadet Mekânı ve Ritüeller:</strong> En temel ve gözle görülür fark budur. Şiilik, Sünnilik gibi ibadet mekânı olarak camiyi (mescit) kabul eder ve ibadetini namaz kılarak yapar. Alevilikte ise ibadet mekânı Cemevi'dir ve en temel ibadet, müzik (bağlama) ve deyişler eşliğinde çoğunlukla kadın ve erkeğin bir arada yaptığı Semah'tır.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><strong>İnancın Temel Şartları:</strong> Şiilik, İslam'ın beş şartını (Namaz, Oruç, Hac, Zekât, Kelime-i Şehadet) temel olarak kabul eder. Alevilikte ise bu şartlar aynı formda ve kesinlikte yoktur. Örneğin, Ramazan Orucu yerine Muharrem Orucu (Yas-ı Matem) tutulur. Mekke'ye Hac, Alevilikte temel bir zorunluluk değildir; "en büyük Kâbe insanın kalbidir" anlayışı esastır.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><strong>Dini Otorite ve Liderlik:</strong> Şiilikte, Ayetullah, Molla, Müçtehit gibi medrese eğitimiyle yetişmiş, hiyerarşik bir din adamları sınıfı vardır. Alevilikte ise dini liderlik, Hz. Muhammed'in soyuna dayandığına inanılan ve "Ocak" adı verilen bir sistemle soya dayalı olarak devam eden Dede veya Pir ve Analar tarafından yürütülür. Liderlik, akademik eğitimle değil, soy ve karizma ile devam eder. Ocaklar da kendi içinde ayrılır: Mürşit ve Talip Ocağı. Ama esasın anlaşıldığını sanıyorum.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><strong>Şeriat Anlayışı (Batıni vs. Zahiri):</strong> Belki de en temel felsefi ayrım buradadır. Şiilik (özellikle Caferilik kolu), kendine ait bir şeriat (fıkıh) hukukuna sahip, kuralları ve yasakları net olan zahiri (dışsal) bir inançtır. Alevilik ise Kuran'ın ve dinin görünen yüzünün ardındaki öze, yani batıni (içsel) anlama odaklanır. Bu nedenle Alevilikte katı şeriat kuralları değil, "eline, beline, diline sahip ol" gibi ahlaki ve insani düsturlar ön plandadır.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Anaakım Caferi Şiiliği, her ne kadar "İrfan" adıyla bilinen zengin bir batıni (ezoterik) geleneğe sahip olsa da, toplumsal ve bireysel yaşamda zahiri kuralları, yani şeriat fıkhını önceler. Namaz, Ramazan orucu, Hac gibi ibadetlerin şekilsel kuralları esastır. Alevilik ise tam tersine, batıni anlamı inancın merkezine koyar. Kuran'ın ve ibadetlerin lafzi yorumundan çok, özündeki anlama, yani "insan-ı kâmil" olma yoluna odaklanır.</span></p>
	</li>
</ul>

<p><span style="color:#000000"><strong>Karşılıklı Tutumlar: Aleviler Şiiler Tarafından da Kınanıyor</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yaygın yanılgının en ironik yanı, tarihsel ve teolojik olarak ne Alevilerin kendilerini Şii olarak görmesi ne de Şiilerin Alevileri "kendilerinden" kabul etmesidir.</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><strong>Alevilerin Şiiliğe Bakışı:</strong> Aleviler, Şiileri tarihsel olarak Emevi ve Abbasi zulmüne karşı benzer bir safta görseler de onları kendilerinden ayrı tutarlar. Alevi perspektifinden Şiilik, fazla kuralcı, şeriatçı, dogmatik ve Fars/Arap kültürüne hapsolmuş bir inanç olarak görülür. Aleviler için Cemevi'nden ve Semah'tan vazgeçip camide namaz kılmak, kendi inançlarını inkâr etmekle eşdeğerdir.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><strong>Şiiliğin Aleviliğe Bakışı:</strong> Bu nokta, "Alevilik Şiiliktir" tezini tamamen çürütmektedir. İran merkezli resmi On İki İmamcı (Caferi) Şiiliği başta olmak üzere, ana akım Şii otoriteleri, Aleviliği İslam'ın dışında veya en iyi ihtimalle "sapkın" (ghulat/galiyye - aşırıya giden) bir fırka olarak görmektedir. Alevilerin namaz kılmaması, Ramazan orucu tutmaması, camiye gitmemesi, kadın-erkek bir arada ibadet etmesi (Semah), müzik aletini (bağlama) ibadete dahil etmesi ve "Hak-Muhammed-Ali" üçlemesi gibi batıni inançları, ortodoks Şii fıkhına göre kabul edilemez bid'atlardır. Dolayısıyla, Aleviler sadece Sünni otoriteler tarafından değil, aynı zamanda Şii otoriteler tarafından da tarih boyunca kınanmış ve İslam dairesinin dışında görülmüştür.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Dahası, ''Alevilik'' terimi bile şemsiye bir terimdir. Yüzlerce yıl bu adlandırma kullanılmadığı halde bugün ''Alevi'' dediğimiz inanç grupları mevcuttu. Farklı bölgelerde farklı adlar aldılar. Sözgelimi, Dersim bölgesinde ''Raye Haq'' (Hakkın Yolu) olarak adlandılırken, İran'da özellikle de Sultan Sahak'a bağlı ocaklar ''Ehl-i Haq'' adıyla anılmaktadır.</span></p>
	</li>
</ul>

<p><span style="color:#000000"><strong>Sonuç: Doğru Tanımak, Düşmanlığı Azaltmanın İlk Adımıdır</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliğin statüsü karmaşıktır. O, İslam'ın içinden doğmuş ancak Türkmen göçebe kültürü, Zerdüştlük, Maniheizm, Budizm ve Anadolu'nun kadim inançlarından beslenerek kendine özgü (senkretik) bir yapıya bürünmüş, başlı başına bir inanç yoludur. Esasında, herhangi bir dinsel adlandırmadansa ''yol'' sözü Alevilik için en doğru nitelemedir sanırım. ''Erkan yürütmek'', ''yolda yürümek'', ''yoldan sapmak'', ''düşkünlük'' vb. deyimler ''yol''un Alevilikte ne kadar merkezi bir yer tuttuğunu gösteren önemli ipuçlarıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliği ısrarla Şiilikle bir tutmak, Alevilerin özgün kimliğini yok saymaktır. Daha da tehlikelisi, bu yanlış tanım, Alevileri Türkiye'de ve dünyada tarafı olmadıkları bir çatışmanın ortasına itmektedir. Bu yanılgı yüzünden Aleviler, bir yandan Sünni dünyanın geleneksel anti-Şii söylemlerine hedef olurken, diğer yandan Şii dünyanın "sapkınlık" ve "bid'at" suçlamalarıyla karşı karşıya kalmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliğe yönelik düşmanlıkların ve önyargıların azaltılması, onların ne olduğunun doğru bir şekilde anlaşılmasıyla başlar. Onları ne Sünniliğin ne de Şiiliğin potasında eritmeden, kendilerine özgü inançları, ritüelleri ve felsefeleriyle, başlı başına bir değer olarak kabul etmek, toplumsal barış ve insan haklarına saygı için atılması gereken en kritik adımdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik, Ehlibeyt ve On İki İmamlar pınarından doğmuş, ancak Anadolu'nun kültürel ve sosyal coğrafyasında yüzlerce yıl boyunca evrilerek kendi özgün yatağını bulmuş, başlı başına bir inanç yoludur. Onu Şiilikle bir tutmak, bu özgün evrimi ve kimliği yok saymaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yanlış kategorizasyon, Alevileri tarafı olmadıkları Sünni-Şii siyasal çatışmasının ortasına itmekte, onları bir yandan Sünni dünyanın anti-Şii söylemlerine, diğer yandan Şii dünyanın "sapkınlık" suçlamalarına maruz bırakmaktadır. Aleviliğin ne olduğunu anlamak, onu ne Sünnilik ne de Şiilik parantezine almadan, kendi özgünlüğü içinde tanımak; sadece tarihsel bir gerçeği teslim etmek değil, aynı zamanda milyonlarca insanın kimliğine saygı duymanın ve toplumsal barışı tesis etmenin temel bir gerekliliğidir.</span></p>

<p><a href="https://12punto.com.tr/yazarlar/cenk-ozdag/alevilik-siilik-degildir-96660"><strong><span style="color:#000000">DR. CENK ÖZDAĞ</span></strong></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 23 Aug 2025 14:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/08/cenk-ozdag-yazdi-alevilik-siilik-degildir-1755950528.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ozan Ahmetoğlu yazdı:Batı Trakya Türk Azınlığını bölme projesinde sırada ne var?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ozan-ahmetoglu-yazdibati-trakya-turk-azinligini-bolme-projesinde-sirada-ne-var-2090</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ozan-ahmetoglu-yazdibati-trakya-turk-azinligini-bolme-projesinde-sirada-ne-var-2090</guid>
                <description><![CDATA[Ozan Ahmetoğlu, Gündem Gazetesi'nde yayımlanan "Batı Trakya Türk Azınlığını bölme projesinde sırada ne var?" başlıklı yazısında, Batı Trakya Türk Azınlığını parçalama ve güçsüzleştirme girişimlerinin yeni bir aşamaya geçtiğini işaret etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://gundemgazetesi.com/detayh.php?id=21891"><u><strong>Batı Trakyalı gazeteci Ozan Ahmetoğlu, Gündem Gazetesi'nde </strong></u></a>yayımlanan "<em><strong>Batı Trakya Türk Azınlığını bölme projesinde sırada ne var?"</strong></em> başlıklı yazısında, Batı Trakya Türk Azınlığını parçalama ve güçsüzleştirme girişimlerinin yeni bir aşamaya geçtiğini öne sürdü. Ahmetoğlu, Gümülcine merkezli Hronos gazetesinde yer alan bir haberi kaynak göstererek, azınlığın farklı gruplara bölünmesi için adımlar atıldığını belirtti.[(https://gundemgazetesi.com/detayh.php?id=21891)</p>

<p>Ozan Ahmetoğlu, geçtiğimiz günlerde yürürlüğe giren <em><strong>“Bektaşi – Alevi vatandaşlara özel hukuk tüzel kişiliği” </strong></em>yasasının, azınlığın Bektaşi – Alevi kesimini ayrıştırmayı hedefleyen bir düzenleme olduğu belirtiyor. Ahmetoğlu, bu yasanın, azınlığı parçalara ayırma projesinin başlangıcı olabileceği konusunda uyarıları olduğunu, şimdi ise benzer bir stratejinin <strong>“Pomaklar”</strong> için devreye sokulmaya çalışıldığına dikkat çekiyor.<br />
<br />
<strong>Ozan Ahmetoğlu, yazısında şunları kaydetti:</strong></p>

<p><strong>Batı Trakya Türk Azınlığını Bölme Projesinde Sırada Ne Var?</strong></p>

<p>Batı Trakya Türk Azınlığını bölme ve parçalara ayırma projesini yürütenler, bu projenin yeni aşamaları için hazırlık yapıyor. Gümülcine merkezli Hronos gazetesinde yayımlanan bir haber, bundan sonra atılmak istenen adımlar hakkında bazı ipuçları veriyor.<br />
<br />
Batı Trakya Türk Azınlığını bölme ve parçalara ayırma projesini yürütenler, bu projenin yeni aşamaları için hazırlık yapıyor. Gümülcine merkezli Hronos gazetesinde yayımlanan bir haber, bundan sonra atılmak istenen adımlar hakkında bazı ipuçları veriyor.<br />
<br />
Geçtiğimiz günlerde yürürlüğe giren <strong>“Bektaşi – Alevi vatandaşlara özel hukuk tüzel kişiliği”</strong> yasasının mürekkebi henüz kurumadı. Batı Trakya Türk Azınlığının ayrılmaz bir parçası olan Bektaşi – Alevi soydaşlarımızın haklarını koruma ve tanıma ambalajına sarılan <em><strong>“bölücü – ayrıştırıcı”</strong></em> düzenleme açıklandığında, bunun azınlığı farklı parçalara bölüp ayrıştırma ve buna resmiyet kazandırma projesinin başlangıcı olabileceği uyarısında bulunmuştuk.<br />
<br />
Çok geçmeden, Batı Trakya Türk toplumunu parçalamayı ve güçsüzleştirmeyi hedefleyen çevreler niyetlerini açıkça ortaya koydu.<br />
<br />
Neymiş efendim? <em><strong>“Batı Trakya’daki Pomaklar, Bektaşi – Alevi düzenlemesini selamlıyor, Pomakların da kültürel ve dilsel haklarının tanınmasını istiyorlarmış!”</strong></em><br />
<br />
Yani benzer bir düzenlemenin “Pomaklar” için de gündeme getirilmesinin yolu hazırlanıyor.<br />
<br />
Nitekim Hronos gazetesinde dün (19 Ağutos 2025), <em><strong>“Panhelenik Pomaklar Derneği, Trakya’daki Türk derin devletini kınıyor”</strong></em> başlıklı haberde,<em><strong> “(Panhenelik Pomaklar Derneği) Bektaşi – Alevilerin dini kimliğinin tanınmasını memnuniyetle karşılıyor ve aynı zamanda Yunan devletinden Pomakların kültürel ve dilsel haklarını tanımasını talep ediyor.”</strong></em> ifadesi dikkat çekiyor.<br />
<br />
Aslında verilmek istenen mesaj bu cümlede özetleniyor. Ve bu mesaj bundan sonra atılacak adımların da ipuçlarını barındırıyor.<br />
<br />
Dahası, Panhelenik Pomaklar Derneğinin açıklamasında toplumumuzun bütünlüğünü savunan ve bölücü düzenlemeye itiraz eden azınlık milletvekilleri Hüseyin Zeybek ile Özgür Ferhat da hedef tahtasına oturtuluyor. Yasaya yönelik eleştirileri “faşizan tutum” olarak yaftalanıyor ve ağır ithamlarla karalanıyor.<br />
<br />
Bir sonraki projenin ne olabileceğini merak edenler için, <strong>“Panhenelik Pomaklar Derneği”</strong> Başkanı Şerif Mustafa’nın taleplerini aynen aktarıyor:<br />
<br />
<strong>“Devlet okullarında Pomakçanın seçmeli ders olarak okutulmasını, din görevlilerimizin kurumsal güvence altına alınmasını ve bağımsızlığını talep ediyoruz. Yunanistan’ın, yalnızca Rodop dağlarında değil, Arnavutluk cephesinde de vatan için savaşmış ve en büyük katkıları sunmuş bir kültürel grubu tanıması tarihi bir yükümlülüktür.”</strong><br />
<br />
Görünen o ki, bazı çevreler Batı Trakya Türk Azınlığını <em><strong>“böl – parçala – yönet”</strong></em> projesine hız vermiş durumda. Bir yandan adli ve idari kararlarla hak gasplarına karşı Batı Trakya Türk Azınlığı tarafından verilen mücadeleyi zayıflatmaya, akamete uğratmaya ve caydırmaya çalışan zihniyet, diğer yandan azınlığı küçük gruplara bölmek için yoğun çaba harcıyor.<br />
<br />
Batı Trakya’daki sistemin özeti işte bu!..</p>

<p><a href="https://gundemgazetesi.com/detayh.php?id=21891"><u><strong>Kaynak: Gündem Gazetesi, “Batı Trakya Türk Azınlığını bölme projesinde sırada ne var?”, Ozan Ahmetoğlu[(https://gundemgazetesi.com/detayh.php?id=21891)</strong></u></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Aug 2025 21:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/08/ozan-ahmetoglu-yazdibati-trakya-turk-azinligini-bolme-projesinde-sirada-ne-var-1755889447.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkoğuz Kiliçgedik Yazdı: Alevi-Bektaşi Ocaklara Alternatif</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/turkoguz-kilicgedik-yazdi-alevi-bektasi-ocaklara-alternatif-2072</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/turkoguz-kilicgedik-yazdi-alevi-bektasi-ocaklara-alternatif-2072</guid>
                <description><![CDATA[Türkoğuz Kiliçgedik’in kaleme aldığı yazıda, Alevi-Bektaşi inanç ve kültürünün modernleşme ve kentleşme süreçlerinde yaşadığı dönüşüm ve asimilasyon sorunlarını ele aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.facebook.com/share/p/17AHucbhL9/"><u><strong>Türkoğuz Kiliçgedik’in kaleme aldığı yazıda,</strong></u></a> Alevi-Bektaşi inanç ve kültürünün modernleşme ve kentleşme süreçlerinde yaşadığı dönüşüm ve asimilasyon sorunlarını ele aldı. Yazar, Alevi-Bektaşi Ocaklarının geleneksel yapısıyla, bu ocakların alternatifi olarak ortaya çıkan konfederasyon, federasyon, vakıf ve dernek gibi kurumlar arasındaki temel farkları ortaya koyarak, bu süreçte yaşanan asimilasyonun boyutlarına dikkat çekti..<br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/share/p/17AHucbhL9/"><strong>Türkoğuz Kiliçgedik’in kaleme aldığı yazı şu şekilde:</strong></a><br />
<br />
<strong>ALEVİ-BEKTAŞİ OCAKLARA ALTERNATİF</strong></p>

<p>Alevi-Bektaşi inanç ve kültürü adı altındaki konfederasyon, federasyon, vakıf ve dernekler bazı Alevi-Bektaşi Ocakların kentleşme ile ilgili yeni bir alternatifi olarak ortaya çıktılar. Yani toplumun yerel yerleşimlerden kent yerleşimine geçmesiyle bazı Ocaklar bu değişimden dolayı kendi varlığını bu kurumlarla devam etmeyi amaçladılar</p>

<p>Bu oluşumlar ilk başlarda masum bir örgütlenme şekli ile daha çok kendi içinde hizmet veriyordu. Zamanla çıkar ve siyasi hesaplar etkisi altında etki alanlarını genişletmek istediler.</p>

<p>Tüm Alevilik-Bektaşi toplumunu temsil ediyorlarmış gibi bir imaj vererek kendilerini olduğundan daha güçlü olarak siyasi ve sosyal çevrelere tanıtılar ve bu amaçlı girişimleri oldu</p>

<p>Ancak zamanla görüldü ki bu kurumlarla Ocaklar arasında büyük farklar olduğu gibi Aleviliği-Bektaşi toplumunu temsil edecek kadar güçlü ve kabul edilir değildirler.</p>

<p>Ayrıca Ocak yapısından federasyon, vakıf, dernek yapısına dönüşmek Alevilik-Bektaşilik içindeki son yılların en büyük ve temel asimilasyonunu oluşturdu..</p>

<p>Alevi-Bektaşi Ocaklar ve devamı olarak ortaya çıkmış günümüz kurumları arasındaki aşağıdaki temel farklara bakıldığında bu asimilasyon çok daha iyi anlaşılır.</p>

<p>Ocaklar; Dergah, Tekke ve soy devamı olarak icazet alır</p>

<p>Bu kurumlar; Kurumsal kimlikle ve üye seçimiyle icazet alır.</p>

<p>Ocaklar;Talip, rehber, pir, mürşit yapılanması içindedirler</p>

<p>Bu kurumlar; Başkan, kurul ve üye yapılanması içindedirler</p>

<p>Ocaklar; Kendilerine bağlı Taliplerin evlerinde Cem yapar ve Taliplerinden Çeralığ alır</p>

<p>Bu kurumlar; Kurumsal ve Cem Evleri için üyelerden aidat ve bazı devlet kurumlarından ekonomik hizmet alır.</p>

<p>Ocaklar; Tamamen inanç merkezlidir</p>

<p>Bu kurumlar Cem Evinde yapılan ibadetler dışında daha çok siyaset merkezlidir</p>

<p>Ocaklar; Babadan, atadan gelen inanç, kültür ve toplum içinde hizmet eder.</p>

<p>Bu kurumlar; Kentsel ve sosyal yapılara özgü olarak daha çok siyasal yol ve yöntemlerle hizmet verir.</p>

<p>Bu ve benzer şekilde Ocaklar ve Ocakların devamı veya alternatifi olarak ortaya çıkan Alevilik-Bektaşilik adını taşıyan çoğu kurumlar arasındaki farklar ve bu farklardan dolayı oluşan asimilasyon geri dönüşü olmayacak boyutta gelmiştir.</p>

<p>Bu Asimilasyon şekli diğer birçok asimilasyonlara örneğin Alisizler gibi oluşumların varlığına da sebebiyet vermiştir.</p>

<p>Devlet tarafından kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cem Evi Başkanlığı da yine bu federasyon, vakıf ve dernek oluşumlara özgü yapılanma ve tanımlamalara göre kuruldu</p>

<p>Alevilik-Bektaşi toplumu, inancı, kültürü içinde uzun yıllardır böylesi büyük bir asimilasyonla değişim dönüşüm yaşanırken bu amaçlı hiçbir Alevi-Bektaşi Ocak ve kurum kendini masum gösteremez.</p>

<p>Bütün bunlar varken karabalıklar oluşturup siyasi çığırtkanlıkla eylem yapmak, bağırıp çağırıp yeni gelişmeleri engelleme girişimlerin hiç bir anlamı ve karşılığı yoktur.</p>

<p>Ayrıca siyasi çığırkanlığın Alevi-Bektaşi inanç ve kültürüyle zere kadar hiç bir ilişkisi yoktur.</p>

<p>O halde "Ne Olduğumuz Öylesine Bağırıyor ki, Ne Söylediğimiz Artık Hiç mi Hiç Anlaşılmıyor"<br />
<br />
Kaynak:<a href="https://www.facebook.com/share/p/17AHucbhL9/">https://www.facebook.com/share/p/17AHucbhL9/<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-08-20%20at%2002_26_35.jpeg" style="height:703px; width:478px" /></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Aug 2025 02:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/08/turkoguz-kilicgedik-yazdi-alevi-bektasi-ocaklara-alternatif-1755646146.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mustafa Çiftçi yazdı: Evlilik Okulları açılmalıdır!-1</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/mustafa-ciftci-yazdi-evlilik-okullari-acilmalidir-1-2033</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/mustafa-ciftci-yazdi-evlilik-okullari-acilmalidir-1-2033</guid>
                <description><![CDATA[Yazar Mustafa Çiftçi, www.hurses.com.tr'de "Evlilik Okulları Açılmalıdır!-1" başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazısında şunları kaydetti:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ailenin daha sağlıklı yarınları için&nbsp;<strong>evlilik okulları açılmalıdır.</strong></p>

<p>Evlenecek adaylar bu okullarda “<strong>karı- koca</strong>” olmanın anlamını kavrayacak temel bir eğitimden; duygusal bütünleşme başta olmak üzere, yemek- ütü, gebelik, çocuk bakımı, cinsellik, stres yönetimi, yatırım, tasarruf gibi aile olmanın gerektirdiği her şeyi kapsamalıdır.&nbsp;<strong>Eğitim programı zorunlu olmalıdır</strong>. Sadece eğitimi tamamlayanlara evlilik - nikâh izni verilmelidir. Eğitim sonunda yurt genelinde toplu nikâh törenleri organize edilmeli, evlilik ve balayı masraflarına destek sağlanmalı, bu destek yurtdışı bir tatil olmalıdır. Bu şekilde ailenin geleceği ve evlilik daha önemli, daha ciddi bir hale dönüştürülmelidir.</p>

<p>Evlilik, harika bir şeydir.</p>

<p>Evlilik, sürekli yanında bir sevdiğin, bir dostun, bir arkadaşın bulunması demektir.</p>

<p>Evlilik, uyum sağladığın bir eşle hayatı muhteşem kılan bir birliktelik demektir. Tersi olduğunda ise, tüm hayatı olumsuz etkileyen çıkmaz bir sokak gibidir.</p>

<p><strong>Evlilik, sadece fiziksel güzelliğin ve aşkın gözü körlüğünden kurtarılmalıdır.</strong></p>

<p>Nişanlılık döneminde tamamen doğal, olduğu gibi olunmalıdır. İnsanı tanımak öyle kolay değildir. Yıllarca evli kalanlar bile bunu başaramazlar. Çünkü insanın gerçek iç yüzü, çıkarlarına zarar gelince, aradaki bağlar kopunca ortaya çıkar.</p>

<p>Lüks yerlerde görgü kuraları içinde kibar davranışlarla, süslü püslü giyimlerle, seksi oluşlarla iki kişi birbirini tanıyamaz. Örneğin eller ne kadar narin olursa olsun, evlendikten sonra o eller çocuğun bezini değiştirecektir. Flört dönemi gezmek, eğlenmek değil tamamen eş olacak adayı tanımaya yönelik olmalıdır çünkü her iki tarafta anne baba adayıdır.&nbsp;<strong>Duyguların uyuşması ve gelecek planların ortak olması yönünde tanışma en üst seviyede yaşanmadan karar verilmemelidir. Çünkü evlendikten sonra gelin daha güzel görünmeyecek, damatta daha yakışıklı olmayacaktır.</strong></p>

<p>Diğer taraftan nikâhlarda şahit olmanın hiçbir etkisi yoktur! Hatta gereksiz bir uygulamadır çünkü bir işe yaramıyor! Şahit olma, şahit olduğu kişinin az çok ruhsal tarafını tanıdığını, yaşadığı olumsuz olaylarda gösterdiği tepkiyi anlatabildiği birkaç yaşanmış olayını tüm davetlilerin önünde anlatmalıdır. Olaylara nasıl tepki verdiğini, insanlara nasıl yaklaştığını o davette az çok herkesin bir bilgisi olmalıdır. Şahit olacak kişinin tanınmış birisinden seçmek ise tam bir çıkmaz sokak gibidir. Şahit olacak kişi tanınmış olunca evliliğe bir katkısı mı olacak? Şahitlik olayı da acilen sosyolog ve psikologlar tarafından ele alınıp değiştirilmedir.&nbsp;<strong>Çünkü nikâhta söz vermekle evlilik devam etmez</strong>.&nbsp;<strong>İlişkilerin devamını ve evliliğin geleceğini eşlerin birbirine davranışları, saygılı olmaları ve sadakatleri belirleyecektir.&nbsp;</strong>Tek başına sevmek, “<strong>seni seviyorum</strong>” demekle sevgi var olmaz!&nbsp;<strong>Sevgi, saygının içinde büyüyen bir çiçek gibidir</strong>. Saygının olmadığı yerde sevgi çiçek açmaz.</p>

<p>Evlilik Okullarının toplumsal huzura katkısı ve kadına şiddeti azaltmada önemli ölçüde büyük katkı sağlayacaktır. Bunların ve daha fazlasının yapılması mümkündür. Köy enstitülü dönem nasıl eğitimde çağ atlamayı başarmışsa, evlilik okulları da aile için bir devrim yapacak güçtedir. Öte yandan insanın değeri bilgiyle ölçülür ama şunu da unutmamak gerekir; toplumda, iş yerlerinde, aile ve akraba çevresinde insanın değeri haddini bilme, hoşgörüsü, terbiyesi, saygı gösterisine göre tayin edilir. Bu saygının diploma ile ilgisi yoktur. Hani derler ya, “okumuş ama adam olamamış” diye, bu yüzden içsel gelişmenin, kişinin olgunlaşması son derece önemlidir. Aile içinde adam olmak ise, eşine, yuvasına sahip çıkmakla aynı anlama gelir.&nbsp;<strong>Sahip çıkma, duygusal bütünleşmeyle mümkündür.</strong>&nbsp;Bu bütünleşme olmadığı sürece eşler kendi içlerinde yalnızlık çekecekler ve adım adım ayrılığa doğru gideceklerdir.</p>

<p>Kaynak:<a href="https://www.hurses.com.tr/evlilik-okullari-acilmalidir-1">https://www.hurses.com.tr/evlilik-okullari-acilmalidir-1</a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 Aug 2025 22:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/08/mustafa-ciftci-yazdi-evlilik-okullari-acilmalidir-1-1754854525.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İbrahim Afatoğlu:Hızır şah, Hızırşah etkinlikleri ve dergâhlar</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatogluhizir-sah-hizirsah-etkinlikleri-ve-dergahlar-1957</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatogluhizir-sah-hizirsah-etkinlikleri-ve-dergahlar-1957</guid>
                <description><![CDATA[Muğla’nın Datça ilçesinde, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi tarafından bu yıl 15.’si düzenlenen Hızır Şah Anma Etkinlikleri, 24-26 Temmuz 2025 tarihleri arasında büyük bir katılımla düzenlendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.facebook.com/share/p/1E9doH2GcF/"><u><strong>Muğla’nın Datça ilçesinde, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi tarafından bu yıl 15.’si düzenlenen Hızır Şah Anma Etkinlikleri, 24-26 Temmuz 2025 tarihleri arasında büyük bir katılımla gerçekleştirildi. </strong></u></a>Etkinlikler, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşmasında önemli bir rol oynayan Alevî-Bektâşî dergâhlarının tarihine ve kültürel mirasına dikkat çekti.<br />
<br />
<strong>Hızır Şah ve Datça’daki İlk Türkmen Yerleşimi</strong><br />
<br />
1092 yılında, boy beyi ve inanç önderi Hızır Şah liderliğinde Datça’ya gelen Türkmen aşireti, bölgede yaşayan Hristiyan Rumları bir tehlike olarak değerlendirerek yerleşimlerini Reşadiye ve Hızırşah köylerine dağıtmış, burada bir tekke inşa ederek Türkmen topluluklarını eğitmiş, barındırmış ve bir köy oluşturmuştur. Bu tarihi miras, Hızır Şah Anma Etkinlikleri ile her yıl yeniden hatırlanıyor.<br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/share/p/1E9doH2GcF/"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/524914106_3301068370059065_5428797837348000046_n.jpg" style="height:360px; width:800px" /></a><br />
<br />
<strong>Etkinliklerin Programı</strong><br />
<br />
Etkinlikler, 24 Temmuz Perşembe günü saat 12.00’de yapılan açılış töreniyle başladı. Aynı gün saat 21.00’de gerçekleştirilen Cem töreni, katılımcılara manevi bir atmosfer sundu. İkinci gün, 25 Temmuz Cuma sabahı saat 08.00’de Hızır Şah Hacet Tepesi’ne saygı ziyareti yapıldı. İkindi vakti saat 18.30’da ise <strong>“Geçmişten Günümüze Alevî-Bektâşî Dergâhlarının Sorunları ve Çözüm Önerileri”</strong> başlıklı panel düzenlendi. Panele, araştırmacı yazar İbrahim Afatoğlu’nun da aralarında bulunduğu önemli isimler konuşmacı olarak katıldı. Etkinliklerin son günü, 26 Temmuz Cumartesi akşamı saat 21.00’de Datça Açıkhava Tiyatrosu’nda Türk Halk Müziği sanatçıları Gülcihan Koç ve Yalçın Beyaz’ın verdiği konserle sona erdi.<br />
<br />
<strong>Alevî-Bektâşî Dergâhlarının Tarihi ve Kültürel Rolü</strong><br />
<br />
Araştırmacı yazar İbrahim Afatoğlu, etkinlik kapsamında yaptığı açıklamada, Anadolu’daki dergâhların tarihini, Türkmen ve Oğuz boylarının Anadolu’ya göçleriyle ilişkilendirdi. Afatoğlu, <em><strong>“XII. yüzyılda Türkistan, Horasan, Azerbaycan ve Suriye üzerinden Anadolu’ya gelen Yesevî, Kalenderî, Haydarî, Vefaî gibi tarikatlara bağlı dervişler, ‘dede’, ‘baba’ veya ‘abdal’ olarak adlandırılırdı. Bu dervişler, kurdukları dergâhlarda yirmi dört saat aş kaynatır, fakir-fukaraya, garip-gurabaya ve yolculara yemek verir, barınma sağlar, kıyafetlerini onarır ve temizlerdi. Misafirlerden ücret alınmaz, hizmetler dervişler tarafından görülürdü. Misafirler en fazla üç gün ağırlanır, ardından nazikçe yolcu edilirdi” </strong></em>dedi.<br />
<br />
Afatoğlu, Alevî-Bektâşî dergâhlarının genellikle köylerde, ormanlık alanlarda, su kenarlarında veya asırlık çınarların gölgesinde kurulduğunu belirtti. Bu dergâhların, Anadolu Türk iskânının mihenk taşları olduğunu vurgulayan Afatoğlu, <strong><em>“Servergazi, Yatağan, Mahmutgazi, Alaeddin, Oğuz gibi binlerce köy, bu dergâhlar etrafında şekillenmiştir. Ömer Lütfi Barkan’ın tespitlerine göre, sadece Kanuni Sultan Süleyman döneminde Anadolu’da 1157 dergâh bulunuyordu. Bunların 800’ü, bugünkü Ege Bölgesi’nde yer alıyordu”</em></strong> diye ekledi.<br />
<br />
<strong>Dergâhların Kültürel ve Sosyal Önemi</strong><br />
<br />
Afatoğlu, Alevî-Bektâşî dergâhlarının Anadolu’nun iskan ve kültürel tarihinde oynadığı rolün daha iyi anlaşılması gerektiğini ifade ederek, <em><strong>“Bu dergâhlar, Yörük-Türkmen boylarının yerleşik hayata geçişinde öncülük etmiş, toplumsal dayanışmayı güçlendirmiştir. Anadolu’nun kültürel tarihini anlamak için özellikle Alevî-Bektâşî dergâhları detaylı bir şekilde araştırılmalıdır” </strong></em>dedi.Hızır Şah Anma Etkinlikleri, Anadolu’nun köklü kültürel mirasını yaşatma ve gelecek nesillere aktarma misyonunu bir kez daha yerine getirdi. Etkinlik, hem yerel halkın hem de bölge dışından gelen ziyaretçilerin yoğun ilgisiyle son buldu.<br />
<br />
Araştırmacı Yazar İbrahim Afatoğlu'nun tam açıklaması şöyle:<br />
<br />
<strong>HIZIR ŞAH, HIZIRŞAH ETKİNLİKLERİ VE DERGÂHLAR</strong></p>

<p>Türklerin Anadolu’yu vatan ettiği dönemde, 1092 yılında başlarında boy beyi ve inanç önderi Hızır Şah ile onun aşireti, yerleşmek için Datça’ya gelmiş. O yıllarda Datça’da Hristiyan Rumlar oturmaktadır. Hızır Şah bu durumu tehlike olarak görür ve aşiretin bir bölümünü yakındaki Reşadiye köyüne bir kısmını da adına köy kurulan “Hızırşah” köyüne yerleştirir. Burada bir tekke inşaat eder. Aşiretten olan Türkmen topluluklarını eğitir, barındırır ve doyurur; burada bir köy oluşturur.</p>

<p>Bu yıl da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi tarafından 15.’si düzenlenen “Hızır Şah Anma Etkinlikleri”nde ilk gün 24 Temmuz Perşembe günü saat 12.00'de açılış yapıldı ve saat 21.00'de Cem tutuldu. İkinci gün 25 Temmuz Cuma günü sabah saaat 08.00'de Hızır Şah Hacet Tepesi’ne saygı ziyareti yapıldı. İkindiye doğru saat 18.30’da da panelist olarak benim de davetli olduğum “Geçmişten Günümüze Alevî-Bektâşî Dergâhlarının Sorunları ve Çözüm Önerileri” konulu bir panel düzenlendi. Üçüncü ve son günü de saat 21.00 de Türk Halk Müziği Sanatçısı Gülcihan Koç ve Yalçın Beyaz’ın Datça Açıkhava Tiyatro’da verdikleri konser ile Hızır Şah Anma Etkinlikleri son buldu.</p>

<p>Anadolu’daki dergâhların tarihini Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması ile irtibatlandırmak gerekmektedir. Anadolu’da var olan ilk dergâhlar, XII. yüzyılda Türkistan, Horasan, Azerbaycan ve Suriye yoluyla, kitleler halinde Oğuz ve Türkmen boylarının başında veya içinde, boy beyi veya inanç önderi olarak Anadolu’ya göç eden Yesevî, Kalenderî, Haydarî, Vefaî gibi tarikat bağlısı olan “dede”, “baba”, “abdal” diye adlandırılan dervişlerin tesis ettikleri bilinmektedir.</p>

<p>Bu dergâhlarda yirmi dört saat aş kaynatılır, fakir-fukaraya, garip-gurabaya, yoldan gelip-geçenlere yemek verilir; Yolculara güvenli, temiz yatacak yer sunulur; eskiyen elbiselerine yama yapılır; kirlenen çamaşırları yıkanır ve temizlenir; misafirlere yapılan hizmetlerden bir karşılık ve ücret alınmaz; gelen misafirlere iş yaptırılmaz; bütün hizmetleri dergâhtaki dervişler yapardı. Dergâhlarda misafirler isterlerse üç gün kalabilirdi. İnsanlara tembellik ve miskinliğe alıştırmamak için üç günün sonunda “safa geldiniz” diyerek, pabuçları yola doğru çevrilir ve nazikçe, misafiri kırmadan yolcu edilirdi.</p>

<p>Alevî-Bektâşî dergâhları genel olarak büyük şehirlerden ziyade köylerde, yerleşim merkezlerinin dışında, ormanlık alanlarda, güzel bir su kenarında, bir çağlayan veya asırlık bir çınar gölgesinde, suyu soğuk bir kuyu dibinde kurulmuştur. Dergâhlar, Anadolu Türk iskânının mihenk taşları olmuş, Yörük-Türkmen boylarının köyler kurarak yerleşik hayata geçmelerini öncülük etmiş Anadolu Erenlerinin adını taşıyan yerleşim merkezleridir. “Tekke” adındaki köyler böyledir. Servergazi köyü, Yatağan köyü, Mahmutgazi köyü, Alaeddin köyü, Oğuz köyü gibi binlerce Anadolu köyü böyle kurulmuştur.</p>

<p>Ömer Lütfi Barkan’ın verdiği bilgilere göre sadece Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde Anadolu toprakları içerisinde 1157 dergâh tespit edilmiş, bunun 800 kadarının, Beylikler Dönemi’nde “Uç Beylikleri” olan ve Osmanlı Dönemi’nde Aydın, Germiyan ve Saruhan sancaklarının içinde bulunduğu Kütahya, Aydın, Manisa, Muğla, Uşak, İzmir, Afyon ve Denizli gibi bugünkü Ege Bölgesi hudutları içerisinde olduğunu tespit etmiştir. Bu bakımdan Anadolu’nun iskan ve kültürel tarihinin iyi anlaşılabilmesi için Özellikle Alevî-Bektâşî dergâhları araştırılmalı ve iyi incelenmelidir.</p>

<p><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/share/p/1E9doH2GcF/"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-07-29%20at%2011_44_36.jpeg" style="height:675px; width:553px" /><br />
<br />
<img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/525771660_3301064150059487_7099299938696799721_n.jpg" style="height:648px; width:800px" /></a><br />
<a href="https://www.facebook.com/share/p/1E9doH2GcF/"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/524771869_3301070426725526_1481542993969285149_n.jpg" style="height:451px; width:800px" /></a><br />
Kaynak:&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/share/p/1E9doH2GcF/">https://www.facebook.com/share/p/1E9doH2GcF/</a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Jul 2025 11:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/07/ibrahim-afatogluhizir-sah-hizirsah-etkinlikleri-ve-dergahlar-1753779747.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Meryem Gülbetekin yazdı: Belçika Savunma Bakanı’nın Anıtkabir’deki mesajı</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/meryem-gulbetekin-yazdi-belcika-savunma-bakaninin-anitkabirdeki-mesaji-1943</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/meryem-gulbetekin-yazdi-belcika-savunma-bakaninin-anitkabirdeki-mesaji-1943</guid>
                <description><![CDATA[Genç kuşak yazarlardan ve TV program yapımcısı Meryem Gülbetekin, Belçika Savunma Bakanı Theo Francken’in Anıtkabir’de ülkemizin kurucu lideri önünde saygıyla diz çöken görüntüsünü değerlendirdi. İşte, o yazı:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Anıtkabir’in mermer basamaklarına sessizce çöken bir diz, sadece bir saygı duruşu mu?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yoksa tarihe, değerlere ve çağları aşan bir lidere verilmiş derin bir mesaj mı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Geçtiğimiz günlerde Belçika Savunma Bakanı Theo Francken’in Anıtkabir’i ziyareti sırasında Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesi önünde diz çökerek saygı duruşunda bulunması, protokol sınırlarını aşan sembolik bir davranış olarak hem Türkiye’de hem de uluslararası platformda dikkat çekti. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/Theo%20Francken.jpg" style="height:800px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Belçikalı bir bakanın, Türk modernleşmesinin kurucu liderine bu denli güçlü bir jestle saygı göstermesi, salt bir nezaket ziyareti değil; aynı zamanda çok katmanlı bir diplomatik mesaj olarak okunmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sahne, bize tarihin bugünle nasıl konuşabildiğini, sembollerin diplomatik dilden çok daha derin bir anlatım gücü taşıdığını hatırlatıyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü burada mesele yalnızca bir liderin anısını onurlandırmak değil; aynı zamanda özgürlük, bağımsızlık, laiklik ve anti-emperyalist duruş gibi Atatürk’ün evrensel boyut kazanmış ideallerine duyulan saygıyı da ifade etmek.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Diz çökme eylemi, Batı kültürlerinde genellikle teslimiyet değil, saygı, itiraf ve duygusal bir bağlılık göstergesidir. Bu bağlamda Francken’in duruşu; sadece Türkiye’ye değil, dünya sahnesindeki liderlik mirasına bir selamdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk’ün sadece bir ulusun değil, aynı zamanda tüm ezilen halkların ilham kaynağı oluşuna yönelik bir tanıklıktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu ziyaret, aynı zamanda NATO ve Avrupa-Türkiye ilişkileri açısından da anlamlıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye’nin askeri ve stratejik öneminin ötesinde, tarihsel hafızası ve kurucu değerleriyle hâlâ uluslararası arenada dikkatle izlenen bir ülke olduğunu gösteriyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bu, diplomatik protokollerle ölçülmesi zor olan bir itibardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette bu sembolik jestin ardında iç politikadaki imaj çalışmaları, Türkiye ile geliştirilen savunma iş birlikleri ya da kişisel eğilimler gibi pek çok motivasyon olabilir. Ancak her ne sebeple olursa olsun, Anıtkabir’in o ağır sessizliğinde diz çöken bir yabancı bakanın görüntüsü, bize şunu tekrar hatırlatıyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Liderlik, coğrafyaları aşar. Değerler zamanla küresel anlamlar kazanır. Ve Atatürk’ün mirası, yalnızca Türkiye’ye değil, insanlık tarihine yön veren kolektif hafızaya aittir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün kendi içinde derin tartışmalar yaşasa da, Türkiye dışarıdan hâlâ “<em><strong>kurucu ideallerin ülkesi</strong></em>” olarak okunuyorsa, bu da Atatürk’ün bıraktığı iz sayesinde mümkün oluyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Belçikalı bir bakanın diz çöküşü, belki de bu izlere duyulan evrensel saygının en sessiz ama en etkili ifadesiydi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bazen, bir diz çöküş, sayfalarca yazılmış bir manifestodan daha çok şey söyler.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Jul 2025 22:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/07/meryem-gulbetekin-yazdi-belcika-savunma-bakaninin-anitkabirdeki-mesaji-1753643387.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Meryem Gülbetekin yazdı: “Yaradan”ı ararken…</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/meryem-gulbetekin-yazdi-yaradani-ararken-1932</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/meryem-gulbetekin-yazdi-yaradani-ararken-1932</guid>
                <description><![CDATA[Genç kuşak yazarlardan ve TV program yapımcısı Meryem Gülbetekin, “Yaradan”a dair hissiyatını kelimelere döktü. İşte, o yazı:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">“YARADAN”I ARARKEN… </span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bazen bir taşın üstünde oturur insan. Ne konuşur, ne susar. İçinden bir sızı yürür kalbine, oradan gözlerine. Bir kuş geçer gökyüzünden, izini bırakmaz, ama seni değiştirir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">O an anlarsın: Yaradan bir yerde değil, bir hâlde saklıdır. Mekânda değil, anda… </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">“<em><strong>Yaradan</strong></em>” denince aklıma yüce bir kudretin yumuşak dokunuşu gelir.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Kavrayamadığım, ama içimde yankısını duyduğum bir sır… </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Gecenin sessizliğinde bir çocuk gibi ağladığımda da oradaydı, kalabalığın ortasında kendime en uzak olduğumda da. Bana hiçbir şey demedi, ama ben her şeyi orada duydum. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bazıları Tanrı’yı gökte arar, bazıları taşta. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Ben bir insanın gözlerinde gördüm onu. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Affedişinde, gülüşünde, sabrında… </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Birinin bir lokmayı paylaşmasında gördüm, bir annenin evladına dua edişinde… </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">O yüzden bana “<strong><em>Tanrı nerededir?</em></strong>” diye sorsalar, elimle bir yönü gösteremem. Ama derim ki, “<strong><em>İyi bir kalbe dikkatle bak. Orada izini göreceksin.</em></strong>” </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">“<em><strong>Yaradan</strong></em>”, belki de hiçbir zaman adını söylemedi bize. Ama biz ona binlerce isim verdik. Belki her isim, bir yönünü anlatıyordu. Ama o, hiçbir kelimeye sığmadı. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Çünkü “<em><strong>Yaradan</strong></em>”, sadece bilinen değil, bilinmeyi isteyen de değil. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">“<strong><em>Yaradan</em></strong>”, belki sadece “<em><strong>olmaya</strong></em>” çağıran bir varlıktı. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Ol ki, göresin. Dön ki, bulasın…</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bir gün kendime çok kızdığımda, sustum. Derin bir utançla içime döndüm. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">O zaman bir ses duydum: “<strong><em>Kendine bu kadar yüklenme, ben seni böyle de sevdim.</em></strong>” </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">İşte o an, “<em><strong>Yaradan</strong></em>”ı dışarda aramaktan vazgeçtim. Çünkü en karanlık tarafıma bile şefkatle dokunan o ses, içimden geliyordu. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Ve bana öğretti ki: “<em><strong>Yaradan</strong></em>”, kusursuzluk değil, kabuldür…</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">“<em><strong>Yaradan</strong></em>”, bazen bir çobanın ıslığında, bazen yaşlı bir adamın baston sesinde kendini hatırlatır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bazen bir türküde, bazen suskunlukta… </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">O, aramaktan vazgeçtiğimizde bizi bulan şeydir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Dön dediğinde değil; biz zaten döndüğümüzde çoktan oradaydı. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Yol erenlerine göre, “<em><strong>Yaradan</strong></em>”a giden yol, dışarıda değil; insanın içindedir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Kendini bilen, Hakk’ı bilir. Hakk’ı bilen, her varlıkta O’nu görür. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Çünkü: “<em><strong>Her can, Hakk’ın bir yansımasıdır.</strong></em>” </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Kimsenin “<em><strong>Yaradan</strong></em>”ı aynı değil belki. Ama hepimizin içinde aynı öz var. Bunu görebilmek, onunla buluşmaktır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bazen bir kapı çalmadan da açılır. “<em><strong>Yaradan</strong></em>” işte o açılan kapıdır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Ve biz, içeriye her seferinde ilk defa gireriz…</span></span></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">MERYEM GÜLBETEKİN</span></span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 26 Jul 2025 11:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/07/meryem-gulbetekin-yazdi-yaradani-ararken-1753520312.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fuat Uğur yazdı: Alevi Açılımı geliyor!</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/fuat-ugur-yazdi-alevi-acilimi-geliyor-1882</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/fuat-ugur-yazdi-alevi-acilimi-geliyor-1882</guid>
                <description><![CDATA[TV100 köşe yazarı Fuat Uğur, kaleme aldığı yazısında, Türkiye’de yeni bir “Alevi Açılımı”nın gündemde olduğunu iddia etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.tv100.com/alevi-acilimi-da-geliyor-29-ekimi-bekleyelim-isaret-fisegini-cakacak-kisi-belli-makale-822186"><u><strong>TV100 köşe yazarı Fuat Uğur,</strong></u></a> 20 Temmuz 2025 tarihinde kaleme aldığı yazısında, Türkiye’de yeni bir “Alevi Açılımı”nın gündemde olduğunu iddia etti. Uğur, yazısında bu açılımın işaret fişeğinin 29 Ekim 2025’te çakılacağını ve bu süreci başlatacak kişinin belli olduğunu öne sürdü.Uğur, yazısında, konunun bir süredir konuşulmaya başlandığını ve kendisine haftalar öncesinden ulaşan bazı bilgilerin paylaşılmasının gerekli hale geldiğini belirtti. Açılımın detaylarına dair net bir bilgi vermese de, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın bu süreç için sembolik bir tarih olarak seçildiğini vurguladı.&nbsp;<br />
<br />
<a href="https://www.tv100.com/alevi-acilimi-da-geliyor-29-ekimi-bekleyelim-isaret-fisegini-cakacak-kisi-belli-makale-822186"><u><strong>Fuat Uğur'un işte o yazısı:</strong></u></a><br />
<br />
<strong>ALEVİ AÇILIMI da geliyor; 29 Ekim’i bekleyelim… İşaret fişeğini çakacak kişi belli…</strong><br />
<br />
Bu yazıyı biraz erken kaleme aldım ama baktım bir yerlerde konuşulmaya ve yazılmaya başlandı, haftalar öncesinden tarafıma gelen bazı bilgileri de paylaşmak elzem oldu.</p>

<p>Bugün&nbsp;<strong>Terörsüz Türkiye</strong>&nbsp;adını verdiğimiz, geçtiğimiz yılın 1 Ekim tarihinde&nbsp;<strong>MHP Lideri Devlet Bahçeli</strong>&nbsp;tarafından İmralı’ya yapılan o tarihi ve sarsıcı çağrıyla başlayan sürecin ardından bugün gelinen noktada&nbsp;<strong>“Evet yapabiliriz”</strong>&nbsp;dedik.</p>

<p>Bu ülkede huzurun tüm kesimlerle barışmaktan geçtiğini ama bunun&nbsp;<strong>iktidar muhalefet barışması değil</strong>, tüm toplumsal tarafların barışması olarak algılanması gerektiğini de biliyoruz. Yani&nbsp;<strong>dini, etnisitesi ve mezhebi; ne olursa olsun tüm sosyal katmanların barışması, birbirine tahammül etmesi, bir arada yaşamayı öğrenmesinden</strong>&nbsp;söz ediyoruz. Aslında bu herkesin de kabul ettiği üzere&nbsp;<strong>AK Parti’nin iktidara geldiği günden bu yana</strong>&nbsp;büyük ölçüde adım adım gerçekleşti. Ancak geçtiğimiz hafta&nbsp;<strong>PKK’nın silahları yakarak</strong>&nbsp;artık terör eylemlerini bitirdiğini açıklaması, bundan sonraki barış ve huzur ortamının yasal düzenlemelerle inşa edilmesi için çalışmalara başlanması umutları giderek artıran bir unsur oldu.</p>

<p>Önceki gün&nbsp;<strong>İstanbul Milletvekili Doğan Demir</strong>’in bir açıklaması elime ulaşınca hükümet çevrelerinden aldığım bilgiyi paylaşmanın zamanının geldiğini düşündüm.</p>

<p>Ne olduğunu anlatacağım aşağıda. Özellikle&nbsp;<strong>Aleviler hakkında yapılan ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin önünde olan Alevi Dosyası’</strong>nda neler olduğunu ve&nbsp;<strong>29 Ekim’de ne yapılacağını</strong>&nbsp;da.</p>

<p><strong>Doğan Demir</strong>, eski&nbsp;<em>Alevi Kültür Derneği</em>&nbsp;<em>Başkanı</em>, eski&nbsp;<em>Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri&nbsp;</em>olarak görev yapmış bir arkadaşım. Geçtiğimiz seçimler öncesinde beni şaşkınlığa uğratarak Gelecek Partisi kurucu üyesi oldu ve bu partiden milletvekili seçildi. Sık sık sohbet de ederiz kendisiyle.</p>

<p>Uzun açıklamasının girişinde şöyle demiş&nbsp;<strong>Doğan Demir</strong>:</p>

<p><em>“Kürt meselesinde ortaya çıkan çözüm ve müzakere ihtimali, bizlere başka bir toplumsal yarayı da hatırlatıyor:&nbsp;<strong>Alevi toplumu</strong>&nbsp;olarak yıllardır dile getirdiğimiz ancak sistematik biçimde duyulmayan taleplerimizi... Türkiye’de barış inşa edilecekse bu, sadece silahlı aktörlerle ve belli kesimlerle değil;&nbsp;<strong>tarih boyunca kimliğinden, inancından ya da yaşam tarzından dolayı ötekileştirilmiş tüm kesimlerle yüzleşerek</strong>&nbsp;mümkün olacaktır.”</em></p>

<p>Çok doğru.&nbsp;Ama bu yüzleşme CHP ile başlamalı.Nasıl&nbsp;Dersim’deki trajediyle ilgili olarak&nbsp;<strong>Tayyip Erdoğan</strong>&nbsp;Başbakan olduğu dönemde&nbsp;devletin devamlılığı ilkesi gereği 1937 yılındaki o vahim&nbsp;olaylarla ilgili&nbsp;üzüntülerini beyan etmişse,CHP’nin&nbsp;bugünkü yöneticilerinin de kıvranmayıbırakıp&nbsp;“Evet, özür diliyoruz”&nbsp;demesi gerekmez miydi?&nbsp;Öyle ya Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren&nbsp;Kürtleri, Alevileri, Gayrimüslimleri&nbsp;yok hükmünde sayarak,&nbsp;baskılayarak&nbsp;<strong>tüm&nbsp;bu sorunları</strong>&nbsp;<strong>Türkiye’nin başına&nbsp;musallat eden CHP’den&nbsp;bunu beklemek</strong>&nbsp;hakkımız.&nbsp;Bugün celladına aşık&nbsp;bir kesim olarak&nbsp;CHP’ye oy veren&nbsp;<strong>Aleviler</strong>&nbsp;de&nbsp;kendi tarihlerinden bihaber yaşamak yerine&nbsp;<strong>aynı şeyi&nbsp;oy verdikleri partiden istemeliler.</strong></p>

<p><br />
<strong>ERDOĞAN VE BAHÇELİ’NİN ÖNÜNDEKİ RAPOR; KAMUDA ALEVİLERE AYRIMCILIK VAR MI?</strong></p>

<p><strong>Şimdi gelelim işin esasına.</strong>&nbsp;Çünkü söyleyeceklerim Doğan Demir’in açıklamasında da yok.&nbsp;</p>

<p>Yukarıda da ifade ettiğim üzere, aldığım bilgiye göre Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin önünde<strong>&nbsp;birer Alevi Dosyası</strong>&nbsp;var. Bu dosyada, Türkiye’deki Alevilerin dini inanç sistemi, nüfus içindeki yüzdesi, eğitim ve ekonomik durumu, yaşam biçimi gibi konularda fotoğrafı ama hepsinden önemlisi&nbsp;<strong>ONLARIN</strong>&nbsp;<strong>TALEPLERİ&nbsp;</strong>var.</p>

<p>Peki, bu talepler neler?</p>

<p>Herkesin aklına gelen şu biliyorum:</p>

<p><em>Cemevleri yasal ibadethane statüsüne getirilsin, Diyanetten pay verilsin, nasıl imamlar maaş alıyorlarsa dedeler de maaş alsınlar…</em></p>

<p>Doğru, bu ve benzeri talepler var ama kimsenin aklına gelmeyen&nbsp;<strong>çok önemli bir şikâyet de var</strong>&nbsp;o taleplerin içinde:</p>

<p><strong>“Kamuda Alevilere yönelik ayrımcılık yapılmasının önlenmesi…”</strong></p>

<p>Soralım, gerçekten de kamuya personel alımlarında Alevilere yönelik bir ayrımcılık yapılıyor mu?</p>

<p>İktidar kanadı bunun olmadığını söylüyor ama&nbsp;<strong>soruşturmada konuşan Alevilerin önemli bir kısmı</strong>&nbsp;Cemevi talebinden önce böyle bir sorun olduğunu dillendiriyorlar.</p>

<p>İşin açık tarafı benzer yakınmalar benim de sık sık kulağıma geliyor. Özellikle&nbsp;<strong>mülakatlarda</strong>&nbsp;inanç aidiyetinin ciddi bir bariyer olarak adayın karşısına çıkarıldığı ve&nbsp;<strong>başvuran kişinin tercih edilmesinde</strong>&nbsp;önemli rol oynadığı belirtilmekte.</p>

<p><br />
<strong>AYRIMCILIK OLMAMASI İÇİN NASIL BİR MESAJ VERİLECEK?</strong></p>

<p>Anladığım kadarıyla&nbsp;<strong>iki liderin önüne konan raporda bu konuda delilli örnekler</strong>&nbsp;de mevcut.</p>

<p>Dün İsmail Saymaz’ın,&nbsp;<strong>Bahçeli</strong>’nin&nbsp;<em>“Cumhurbaşkanı’nın iki yardımcısı olsun, biri Kürt, diğeri Alevi olsun”</em>&nbsp;dediğine dair iddiasını okuyunca yukarıda belirttiğim üzere&nbsp;<em>“Acaba kamudaki etnik ve mezhebi aidiyetlerle ilgili ayrımcılığa son verilmesi yolunda adım atılması yolunda hazırlık mı var?”</em>&nbsp;diye düşünmekten kendimi alamadım. Yine tahminlerim doğrultusunda bu konuda&nbsp;<strong>devletin en üst kademeleri örnek ve rol model olacaklar</strong>&nbsp;ve tüm alt kademelere bu anlamda bir&nbsp;<strong>mesaj</strong>&nbsp;verecekler.</p>

<p><br />
<strong>BAHÇELİ 29 EKİM’DE HACIBEKTAŞ’TA HİBE ETTİĞİ ARSADA YAPILAN CEMEVİNİ AÇACAK</strong></p>

<p><strong>ALEVİ AÇILIMI</strong>’nın vaktinin de 29 Ekim olduğunu duyurdum başlıkta. Aslında dün Gazeteci&nbsp;<strong>Mehmet Çek</strong>&nbsp;de yazdı bunu.</p>

<p>Evet,&nbsp;<strong>29 Ekim 2025 tarihinde</strong>; Cumhuriyet Bayramı’nın 102. Yıldönümünde yine&nbsp;<strong>MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin bu açılımı başlatacağı</strong>&nbsp;anlaşılıyor.</p>

<p>Şu bilgiyi de paylaşalım bu arada.</p>

<p><strong>Devlet Bahçeli</strong>&nbsp;bilindiği üzere Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesindeki<strong>&nbsp;6 dönümlük arsasını Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu’na bağışladı</strong>. Bu arsa içinde inşa edilen iki katlı, çok amaçlı ve içinde salonlar, yemekhane, misafirhane, kütüphane,&nbsp;<strong>"Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali"</strong>&nbsp;üçlemesine atfen üç ayrı kapalı alana sahip binanın orta alanında da&nbsp;<strong>CEMEVİ&nbsp;</strong>de yer alacak.</p>

<p>Bu külliyenin yapımı bitmek üzere ve neredeyse yüzde 80’i tamamlandı.<br />
<br />
<strong>Cemevi 29 Ekim tarihine yetiştirilecek</strong>&nbsp;ve MHP Genel Başkanı&nbsp;<strong>Devlet Bahçeli o gün açılışını yapacak.</strong>&nbsp;Ve o açılışta da tıpkı geçen yıl 1 Ekim tarihinde tarihi İmralı çağrısıyla yaptığı gibi&nbsp;<strong>Alevi Açılımı</strong>’nın da işaret fişeğini çakacak. Muhtemel ki geçmiş konuşmalarında&nbsp;<em>“Alevi İslam inancına sahip kardeşlerimizin&nbsp;<strong>haklı talepleri</strong>&nbsp;vardır. Cami ne kadar bizimse, Cemevi de o kadar bizimdir. Alevi kardeşlerimiz Cemevini ibadethane görüyorsa -ki öyledir- bize düşen buna saygı duymak, yapıcı ve destekleyici bir tavır almaktır”&nbsp;</em>diyen&nbsp;<strong>Devlet Bahçeli</strong>&nbsp;artık&nbsp;<em>“Müslümanların ibadet yeri camilerdir”</em>&nbsp;diyerek bu hakkın hayata geçirilmesine geçit vermeyenlere de bir mesaj iletmiş olacak.</p>

<p>Bekleyelim ve görelim.</p>

<p>Umarız tıpkı&nbsp;<strong>Terörsüz Türkiye açılımı</strong>&nbsp;gibi sakin, soğukkanlı ve düzgün gidecek bir süreç olur.<br />
<a href="https://www.tv100.com/alevi-acilimi-da-geliyor-29-ekimi-bekleyelim-isaret-fisegini-cakacak-kisi-belli-makale-822186"><strong><u>Fıat Uğur'un&nbsp;TV100'de yayımlanan yazısı için lüğtfen tıklayınız:<br />
https://www.tv100.com/alevi-acilimi-da-geliyor-29-ekimi-bekleyelim-isaret-fisegini-cakacak-kisi-belli-makale-822186</u></strong></a></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Jul 2025 01:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/07/fuat-ugur-yazdi-alevi-acilimi-geliyor-1752966430.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Remzi Kaptan yazdı: Ehl-i Beyt mucizedir!</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/remzi-kaptan-yazdi-ehl-i-beyt-mucizedir-1804</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/remzi-kaptan-yazdi-ehl-i-beyt-mucizedir-1804</guid>
                <description><![CDATA[Yazar Remzi Kaptan, Alevi inancının ve Ehlibeyt değerlerinin asırlardır süregelen canlılığına dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong><a href="https://www.facebook.com/share/16h4h5CQqo/">Yazar Remzi Kaptan, </a></strong></u>Alevi inancının ve Ehlibeyt değerlerinin asırlardır süregelen canlılığına dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.Muharrem orucu ve matem günlerinde yayımladığı yazı, Kaptan, Alevi inancının samimiyetle yaşanan derinliğini ve bu inanca yönelik saldırıların tarihsel sürekliliğini vurguladı.<br />
<br />
<strong>Remzi Kaptan,yazısında şunları kaleme aldı:</strong><br />
<br />
<strong>Muharrem Orucunun Hatırlattıkları</strong><br />
<br />
Aradan 15 asır geçmiş fakat <strong>Ehlibeyt </strong>ve onunla bütünleşmiş olan değerler varlığını toplum ve insan hayatında tüm canlılığıyla sürdürüyor.</p>

<p>Eğer hikmet, keramet, mucize ve marifet bu değilse nedir?</p>

<p>Bu nasıl bir dinamizmdir ki aradan kaç asır geçmiş olursa olsun, hangi gelişmişlik düzeyine ulaşılmış olursa olsun, hangi yeni ve daha üst kuramlar, kavramlar, bakış açıları geliştirilmiş olursa olsun; Ehlibeyt ve onun etkisiyle şekillenmiş olan değerler ve inanç güncellenerek, gelişerek, insan ve toplum hayatına daha bir kök salarak varlığını koruyor, sürdürüyor.</p>

<p>Muharrem orucu ve onunla beraber çekilen matemin yaşandığı bu günlerde yukarıda izah ettiğim gerçekleri tüm canlılığıyla bir kez daha en sarsıcı şekilde yaşıyorum.</p>

<p>Sayısız insan sessiz sedasız, hiç bir duyuruya ve gösterişe kapılmadan hanesinde niyet ediyor, oruç tutuyor, yas çekiyor.</p>

<p>Sabahın ilk ışıklarında uyanıyor, dara duruyor, inandığı değerlere bağlılığını yeniliyor, Iman Hüseyin’e selam edip cümle mazlumlara göz yaşı döküyor ve yezidin şahsında vücut bulmuş olan kötülüğün yer yüzünden silinmesi, yok olması için dua edip, yakarıyor.</p>

<p>Samimiyetle,<strong> aşkla, tutku </strong>ve inançla bunu yapıyor.</p>

<p>Gösteriş yok, dayatma yok, baskı yok ve sadece ama sadece inanmışlık, bağlılık, aşk var ve bu duyguyla bunu yapıyor.</p>

<p>Diğer yandan bu yaşanan inanç derinliğini, aşkı, tutkuyu görmeyip tüm enerjisin Ehlibeyti, 12 İmamı ve onlarla anılan değer ve doğrulara saldırmayı adeta yaşamın gayesi haline getirenlerde mevcut ve onlarda bu zamanlarda mesai artışına gidiyorlar.</p>

<p>Bu kimseler adeta tüm işlerini bırakmış kendi halinde inancını yaşayan Alevilere saldırmayı kendilerine en önemli görev olarak kabul ediyorlar.</p>

<p>Bu durumda şaşırtıcı değil.</p>

<p>Çünkü İman Hüseyin’e bağlı olanlar biliyorlar ki kendi tarihleri bu gibi kimselerle doludur.</p>

<p>Burada esas olan şu hakikattir; bu kimseler hep olacaktır ve bize düşen bunun bilincinde olarak inandığımız, iman ettiğimiz, ikrar verdiğimiz inancımızdan taviz vermememizdir.</p>

<p>Belki tam anlamıyla gereklerini yerine getirmiyor olabiliriz ama asla karşıt bir konuma düşmemek esas olandır.</p>

<p>Diğer yandan dünyada bunca kötülük, haksızlık, adaletsizlik varken bu kimseler sesini çıkartmıyorlar.</p>

<p>Egemen olana tek bir kelime etmiyorlar, yapılan yanlışlara ve kötülüklere karşı gelmiyorlar ama söz konusu inançlı Aleviler olunca olağanüstü bir enerji ile saldırıyorlar.</p>

<p>Bu yiğitliğinizi her zulmü ve haksızlığa yapanlara neden göstermiyorsunuz?</p>

<p>Hz. Ali’ye, Ehlibeyte ettiğiniz küfürlerin, hakaretlerin binde birisini bir parti başkanına, örgüt liderine, tarikat şeyhine yapabiliyor musunuz?</p>

<p>Elbette ki hayır.</p>

<p>Aleviler mahzun, mazlum ve sahipsiz.</p>

<p>Tıpkı Kerbela da ve başka yerlerde olduğu gibi.</p>

<p>Aleviye saldırmanın bir yaptırımı yok nasılsa.</p>

<p>Küfür edenin, hakaret edenin, saldıranın yanında kar kalıyor her yaptığı.</p>

<p>Gerçekten öyle mi?</p>

<p>Yani Aleviye saldıranın yanında kar mı kalıyor?</p>

<p>Zahir olarak şu an için evet.</p>

<p>İnançlı Aleviye dilediğiniz her hakareti edebilirsiniz ve size karşı gelecek hiç bir güç yok.</p>

<p>Fakat batın anlamda bunun elbette karşılığı olacaktır.</p>

<p>Sizce yezit ve hınzır paşa iflah oldu mu?</p>

<p>Biz bunu bilir, buna inanır ve bu anlayışla inancımızı yaşarız.</p>

<p>Bilene, görene, yolunu sürene ve yaşayana selam olsun, aşk olsun.</p>

<p>Yezide ve onun modern takipçilerine lanet olsun.<br />
<br />
<u><strong><a href="https://www.facebook.com/share/16h4h5CQqo/">https://www.facebook.com/share/16h4h5CQqo/</a></strong></u></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Jul 2025 11:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/07/remzi-kaptan-yazdi-ehl-i-beyt-mucizedir-1751878338.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Halil Çivi yazdı: Madımak Faciası</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-halil-civi-yazdi-madimak-faciasi-1754</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-halil-civi-yazdi-madimak-faciasi-1754</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Halil Çivi’nin kaleme aldığı “Madımak Faciası” adlı şiir, toplumsal belleği tazelemeye ve bu trajediyi lanetlemeye devam ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yaşanan ve 37 aydının Madımak Oteli’nde yakılarak hayatını kaybettiği insanlık dışı facianın 32. yılında, Prof. Dr. Halil Çivi’nin kaleme aldığı “Madımak Faciası” adlı şiir, toplumsal belleği tazelemeye ve bu trajediyi lanetlemeye devam ediyor. Çivi, şiirinde cehalet, yobazlık ve kinle beslenen bu vahşeti güçlü dizelerle kınarken, demokratik laik cumhuriyet, çoğulculuk ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerine vurgu yapıyor.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; <strong>M A D I M A K &nbsp; &nbsp; F A C İ A S I</strong></p>

<p>Aydınlara din ve mezhep sordular,<br />
Sonra beğenmedi, "kafir" gördüler,<br />
Cehennemi bu dünyada kurdular,<br />
Yak, yak diye bağırdılar; yaktılar!<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Xxx<br />
İki Temmuz günü kiyamet koptu,<br />
Cehalet ırmağı kapkara aktı,<br />
Otuzyedi canı benzinle yaktı,<br />
Yak &nbsp;yak, diye bağırdılar;yaktılar!<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Xxx<br />
Dinimize kin ve nefret soktular,<br />
Düşmanlığın tetiğini çektiler,<br />
Aydınları Madımak'a tıktılar,<br />
Yak, yak diye bağırdılar; yaktılar!<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Xxx<br />
Cahil, yobaz Madımak'ta buluştu,<br />
&nbsp;Cebir, şiddet ateş oldu, tutuştu,<br />
İnsanlar yandıkça yobazlar coştu,<br />
Yak, yak diye bağırdılar; yaktılar!<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Xxx<br />
Kadın, erkek, çocuk yandı kavruldu,<br />
Bedenler kül oldu &nbsp;göğe savruldu,<br />
Laik devrim canevinden vuruldu,<br />
Yak, yak diye bağırdılar; yaktılar!<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Xxx<br />
Yazarı, çizeri düşman bildiler,&nbsp;<br />
İnançları parça parça böldüler,<br />
Farklı inanana kara çaldılar,<br />
Yak, yak diye bağırdılar; yaktılar!<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Xxx<br />
Yoz siyaset yobazlıkla birleşti&nbsp;<br />
Kör inançlar zihinlere yerleşti,<br />
Zorbalık boy verdi, zulüm gürleşti,<br />
Yak, yak diye &nbsp;bağırdılar; yaktılar.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Xxx<br />
Halil Çivi der ki, ağlatan gülmez,<br />
Aydınlar ölse de özgürlük ölmez.<br />
İnsan yakılarak ibadet(!) &nbsp;olmaz,<br />
Yak, yak diye bağırdılar; yaktılar!&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Jun 2025 19:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/06/prof-dr-halil-civi-yazdi-madimak-faciasi-1751301956.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Muhtar Fatih Beydili yazdı: ABD’nin Suriye politikasında yeni dönem</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/muhtar-fatih-beydili-yazdi-abdnin-suriye-politikasinda-yeni-donem-1746</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/muhtar-fatih-beydili-yazdi-abdnin-suriye-politikasinda-yeni-donem-1746</guid>
                <description><![CDATA[Dr. Muhtar Fatih Beydili’nin barinajans.com’da yayımlanan “Kontrollü Normalleşme: Amerika’nın Suriye Politikası Yön Değiştiriyor!” başlıklı yazısında, ABD’nin Suriye politikasında önemli bir değişim yaşandığı vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Muhtar Fatih Beydili’nin <a href="https://barinajans.com/haber/kontrollu_normallesme_amerikanin_suriye_politikasi_yon_degistiriyor-2000.html"><u><strong>barinajans.com’da yayımlanan</strong></u></a> “Kontrollü Normalleşme: Amerika’nın Suriye Politikası Yön Değiştiriyor!” başlıklı yazısında, ABD’nin Suriye politikasında önemli bir değişim yaşandığı vurguladı.. ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack’ın açıklamalarına dayandırılan yazıda, Washington’un Şam’ın yeni liderliği tarafından önerilen ve binlerce yabancı savaşçının ulusal orduya entegre edilmesini öngören bir plana onay verdiği belirtiliyor. Ancak bu sürecin “şeffaflık” ve uluslararası gözetim altında yürütülmesi gerektiği ifade ediliyor.</p>

<p><u><strong>Dr. Muhtar Fatih Beydili’nin barinajans.com’da yayımlanan yazısı şöyle:</strong></u></p>

<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye politikasında dikkat çekici bir değişim yaşandı. Başkan Donald Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack, ABD’nin, Suriye’deki yeni liderliğin sunduğu bir plana onay verdiğini açıkladı. Bu plana göre, daha önce silahlı muhalefet saflarında savaşmış binlerce yabancı savaşçının, ulusal orduya katılmalarına izin verilecek, ancak bu sürecin “şeffaflık” çerçevesinde yürütülmesi gerekecek.</p>

<p>Barrack’ın bu açıklaması, Washington’ın Şam’a resmî olarak yeşil ışık yaktığını ve Suriye’nin “entegrasyon stratejisi”ni hayata geçirmesine dolaylı destek verdiğini ortaya koyuyor. Bu strateji, gayri nizami silahlı unsurların devletin resmî kurumları içine çekilerek güvenliğin sağlanması ve radikal unsurların etkisizleştirilmesi hedefini taşıyor.</p>

<p><u><strong>Dışlama Politikası Yerini Kontrollü Entegrasyona Bırakıyor</strong></u></p>

<p>ABD, Suriye’deki kriz boyunca, yabancı savaşçıların güvenlik ve ordu yapılarından tamamen dışlanması yönünde ısrarcı olmuştu. Bu kişiler, hem ulusal hem de bölgesel güvenlik için tehdit olarak görülüyor, bazıları ise ABD’nin terör listesine alınmış örgütlerle bağlantılı sayılıyordu.</p>

<p>Ancak Thomas Barrack’ın son açıklamaları, bu sert tutumun yerini daha esnek ve pragmatik bir yaklaşıma bıraktığını gösteriyor. Bu dönüşüm, geçtiğimiz ay Başkan Donald Trump’ın Orta Doğu turunun ardından netleşmeye başladı. Trump, bu tur kapsamında bazı bölgesel liderlerle kritik görüşmeler gerçekleştirdi ve Suriye meselesinde yeni bir Amerikan pozisyonunun temelleri atıldı.</p>

<p><u><strong>Değişimin Gerekçesi: Bölgesel Denge ve Yeni Anlaşmalar</strong></u></p>

<p>Barrack, bu yeni yaklaşımın, “bölgesel barış için kapsamlı bir vizyon” çerçevesinde şekillendiğini belirtti. Buna göre, ABD Beşşar Esad döneminden bu yana Suriye’ye uyguladığı yaptırımları kaldırmayı değerlendirmekte; bunun karşılığında da Şam’dan, devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması, siyasi çoğulculuğun benimsenmesi ve dışlayıcı politikaların terk edilmesi isteniyor.</p>

<p>Uzmanlar bu gelişmeleri, bölgesel dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemin işareti olarak yorumluyor. Arap dünyasında bazı ülkelerin Şam’la normalleşmeye gitmesi, ABD’yi de yeni bir strateji geliştirmeye itmiş gibi görünüyor. Artık savaş sonrası Suriye’nin “entegre edilmesi” gerektiği yönünde genel bir eğilim oluşmuş durumda.</p>

<p><u><strong>Washington’un Şartları: Şeffaflık ve Uluslararası Gözetim</strong></u></p>

<p>Barrack, bu sürecin tamamen şeffaf ve uluslararası gözetime açık biçimde yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Entegre edilecek savaşçıların, herhangi bir “paralel yapı”ya dönüşmemesi, mezhepsel intikam politikalarına alet edilmemesi ve doğrudan devletin resmî güvenlik organları altında çalışmaları gerektiğini ifade etti. “Bu kişilerin gayri resmi milisler olarak kullanılması ya da bölgesel güçler oluşturması kabul edilemez,” dedi.</p>

<p>Bu, Washington’un süreci kendi çıkarları doğrultusunda kontrol etmeye çalıştığını ve “silahı hizmete dönüştürme” stratejisi izlediğini göstermektedir. Yani potansiyel tehdit unsurları, kurumsal yapılara çekilerek yeni bir denge oluşturulmaya çalışılıyor.</p>

<p><u><strong>Geleceğe Dair Bir Okuma: ABD-Şam Ortaklığı mı Doğuyor?</strong></u></p>

<p>Tüm bu gelişmelere rağmen, ABD ile Şam arasında kurulabilecek muhtemel bir ortaklık, hâlâ temkinli ve koşullu bir zemin üzerinde yükseliyor. Barrack’a göre, Suriye’nin yeni liderliği bazı Amerikan şartlarına “alışılmadık bir esneklikle” yaklaşmış olsa da, Washington hâlâ Şam’ın İran’la ve ona bağlı askerî yapılarla olan ilişkileri konusunda ciddi soru işaretlerine sahip.</p>

<p>Ancak mevcut yönelimin, şartlı bir güvenlik ortaklığı doğurabileceği ve ABD’nin Suriye’de denge kurmaya yönelik yeni bir müdahale biçimi geliştirmekte olduğu yorumları da yapılmakta. Bu ortaklık, savaş sonrası dönemde istikrarı hızlandırabilir ve sınır ötesi radikal unsurların etkisini zayıflatabilir.<br />
<u><strong><a href="https://barinajans.com/haber/kontrollu_normallesme_amerikanin_suriye_politikasi_yon_degistiriyor-2000.html">Yazıyı kaynağından okumak için lütfen tıklayınız:<br />
https://barinajans.com/haber/kontrollu_normallesme_amerikanin_suriye_politikasi_yon_degistiriyor-2000.html</a></strong></u></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Jun 2025 15:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/06/muhtar-fatih-beydili-yazdi-abdnin-suriye-politikasinda-yeni-donem-1751114917.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ethem Uğurlu Dede yazdı: Emevi dini İslam dini değildir!</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ethem-ugurlu-dede-yazdi-emevi-dini-islam-dini-degildir-1733</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ethem-ugurlu-dede-yazdi-emevi-dini-islam-dini-degildir-1733</guid>
                <description><![CDATA[Hıdır Abdal Ocağı evladı Ethem Uğurlu Dede, Muharrem matemi vesilesi ile dikkati çeken bir makale yayınladı. Uğurlu Dede'nin, İslam'ın Emevilerin elinde çarpıtıldığını ve bozulduğunu, İslam'ın Ehl-i Beyt üzerinden devam ettiğini ifade ettiği makalesini okurlarımızla paylaşıyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">İçinde bulunduğumuz Muharrem Ay’ında, anlamamız ve anlatmamız gereken en önemli meselelerden biri de şudur;</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">680 yılında Emevi hanedanlığının temsilcisi Yezid’in ordusu, Peygamber Torununu katletti.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Medine’yi bastı, sahabe kadınlara tecavüz etti ve ardından Mekke’yi işgal edip Kâbe’yi, mancınıklarla fırlattıkları ateş toplarıyla yaktı.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Kâbe’nin cayır cayır yakılmasından sonra diyebiliriz ki, en azından görüntü olarak “<em><strong>bu iş bitti</strong></em>”.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">İslam’ın adaletli, eşitlikçi, barışçı mesajı Kerbelâ’da toprağa gömüldü.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Kerbelâ olayında olduğu gibi zorbalık yapıp büyük günahlar işleyenler, yaptıklarını meşrulaştırmak için kelam üretmeye, uydurmaya başladılar.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Mesela, büyük hadis kitaplarından herhangi birinin iman bölümü açıldığı zaman şunların yazıldığı görülür:</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">...“<strong><em>Kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan bir kimse deniz köpüğü kadar günah işlemiş olsa bile affolur</em></strong>”. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Yani, “<em><strong>Kerbela’da bu katliamları yaptım ama kalbimde iman var.</strong></em></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white"><em><strong>O zaman bu günahların affedilmesi lazım, çünkü Peygamberimiz böyle buyurmuş!</strong></em>”</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bu uydurmalara daha başka birçok örnek verebiliriz. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">...İkindi namazı kılanların o günkü günahları affolur,</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">...Cuma namazı kılanların o haftaki günahları affolur,</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">...Hacca gidenin bir yıllık günahları affolur, </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">...Arafat’a çıkanın kul hakkı da affolur…</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bunların hepsi uydurmaydı ama hadis kitaplarına geçince nesilden nesile aktarıldı, bunların etrafında yeni bir din üretildi ve günümüze kadar ulaştı.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">“<em><strong>Bu Din</strong></em>” Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği din değildir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bu din Hz. Ali’nin yaşadığı, Ehl-i Beyt’in kabul ettiği din değildir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bu din Yezid’in ve Yezid gibi ahlaksızca yaşayanların dinidir...</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><span style="background-color:white">ETHEM UĞURLU DEDE</span></strong></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Jun 2025 11:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/06/ethem-ugurlu-dede-yazdi-emevi-dini-islam-dini-degildir-1751012977.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Halil Çivi yazdı:Kerbela ve matem orucu</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-halil-civi-yazdikerbela-ve-matem-orucu-1719</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-halil-civi-yazdikerbela-ve-matem-orucu-1719</guid>
                <description><![CDATA[Muharrem Ayı ve Kerbela matem orucu başlayacak. Prof. Dr. Halil Çivi,  Kerbela faciasının tarihsel ve toplumsal önemine dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Alevi toplumu için Muharrem Ayı ve Kerbela matem orucu başlayacak. Bu vesileyle, insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri olan Kerbela Faciası’nı hatırlatmak, ahlak ve vicdan borcu olarak görülüyor.<u><strong><a href="https://www.facebook.com/share/p/18zDhN5GgW/"> Prof. Dr. Halil Çivi’nin</a></strong></u> kaleme aldığı yazı, bu facianın tarihsel ve toplumsal önemine dikkat çekiyor.<br />
<br />
<u><strong><a href="https://www.facebook.com/share/p/18zDhN5GgW/">Prof. Dr. Halil Çivi’nin</a></strong></u> kaleme aldığı yazı şöyle:<br />
<br />
<strong>KERBELA FACİASI VE MUHARREM ORUCU'NUN<br />
ANIMSATIKLARI ÜZERİNE &nbsp;KISA NOTLAR</strong></p>

<p>Yarın değil öbür gün, 26 Haziran 2025, Perşembe günü, Türkiye'deki Alevi, toplum için Muharrem Ayı, Kerbela matem orucu başlayacak. Bu nedenle halkımıza Kerbela Facisai konusunda kısa bir bilgi vermek ve bu insanlık trajedisini insanlık alemine hatırlatmak bir ahlak ve vicdan borcu olmalıdır. Ayrıca Türkiye'deki Sünni kardeşlerimiz de genelde Aleviliğe yakın bir anlayışla Yezid'in yaptıklarını asla onaylamaz. Hatta çoğu da, tıpkı Alevi, Bektaşi ve Caferi aileler gibi Aşure kaynatır ve lokma dağıtırlar.</p>

<p>Aleviler, Muharrem Orucu süresince, Kerbela Yası için, gündelik zevk ve coşku veren her türlü tutum ve davranışlardan sakınırlar ; Oruç tutarken yas boyunca su içmezler. Et yemezler. Orucun bitiminde de Aşure Aşı pişirir ve bu aşı Aşure Lokması olarak dağıtırlar. Muharrem Ccemi yaparlar, Muharrem kurbanı keserler.Başta Haz.Hüseyin olmak üzere tüm Kerbela şehitlerinin karşılaştıkları insanlık dışı tarihsel dramı yüreklerinde yaşar ve yaşanılan bu derin acıları insanlara anımsatmak için çaba harcarlar. Kerbela Faciası, sadece Aleviler için değil, başta İslam dünyası olmak üzere, tüm insanlık dünyası için çok önemli sonuçlar doĝurmuş tarihsel bir trajedidir.</p>

<p><strong>Peki Kerbela neresidir ve bu facia ne zaman ve nasıl olmuştur?</strong></p>

<p>Kerbela Faciası ya da trajedisi günümüzden tam 1345 yıl önce,</p>

<p>Bugün ki Irak Devleti sınınırları içınde, Fırat Nehri kenarında çölleşmiş kurak bir arazide; Miladi takvime göre 10 Ekim 680, Hicri takvime göre ise 10 Muharem 61 yılında gerçekleşmiştir.</p>

<p>Kerbela Faciasında, Haz Hüseyin'in yanında sadece 72 inançlı can yoldaşı vardır. Emevi Halifesi Yezid Ordusu ise yaklaşık 5000 kişi kadardır. Haz.Hüseyin'in kendisine, ailesine, kundaktaki çocuklarına ,akrabalarına ve can yoldaşlarına 10 gün boyunca, Fırat nehrine yaklaşmaları yasaklanarak su verilmemiştir. 10 Muharem günü ise yapılan, asimetrik, ahlak dışı, savaşta Haz. Hüseyin 72 can yoldaşı ile birlikte şehit düşmüştür. Peygamber torunu kadınlar ve çocuklar esir alınmış, Hazreti Hüseyin'in başı kesilmiş, Kerbela'da olan ailedeki kadınlarlar ve çocuklarla birlikte, Şam'daki Halife(!) Yezid'in sarayına götürülmüştür...</p>

<p>Kerbala katliamında, erkek kişi olarak, halası Haz Zeyneb'in cesareti ve dirayeti ile, daha sonra 4. İmam olarak anılacak sadece Haz. Zeynel Abidin kurtulabilmiştir.</p>

<p><strong>Kerbela Faciası hangi nedenlerle oluştu.</strong></p>

<p>Hazreti Mumammed'in Hakka yürümesinden sonra, İslam Halifesinin nasıl seçileceği konusunda ihtilaflar oldu... kimin nasıl, hangi yöntemle halife olacağına; ilk dört halifenin seçimi döneminde adına "biat" denilen devrin kabile liderleri ve dinsel seçkinlerin oydaşmasına dayalı seçim benzeri bir sistemle karar verildi. Sırasısıyla, Ebubekir, Ömeŕ, Osman ve Ali biatla halife seçildiler. Dört İslam Halifesinin üçü suikaste, cinayete kurban edildi. Ancak IV.Halife Haz. Ali'ye;; zamanın Şam Valisi, Ebu Süfyan oğlu Muaviye, çeşitli yapay, gerçek dışı gerekçelerle İsyan etti. Sıffın mevkiinde savaş başladı. Fakat savaş koşulları Muaviye aleyhine dönünce, İslam'ın kutsal kitabı olan Kur'an yapraklarını mızrakların ucuna takarak Haz.Ali'yi Kur'an' ın hakemliğine çağırdı... dinin siyasete alet edilmesi, ve dinsel görüş ayrılıkları Sıffın'la başlamış oldu.Hakem olayı denilen bu uygulamadam sonra, Müslümanlar, Ali Şiası, Muaviye Yanlıları ( daha sonra Muaviye yanlılarına Sünniler denilecek) ve Hariciler olarak üçe ayrıldı. Hazreti Ali, Nehrivan'da Haricilerle savaşmak ve onları yenmek zorunda kaldı.</p>

<p>Haz.Ali'nin Mülcem isimli bir Harici tarafından zehirli hançerle şehit edilip Hakka yürümesinden sonra, Muaviye, Haz. Ali'nin büyük oğlu imam Hasan'ı bizzat kendi eşine zehirleterek saf dışı bıraktı. Kendisini rakipsiz İslam Halifesi konumuna yükseltti. Fakat kendisi eceliyle ölmeden önce, oğlu yezidi kendi yerine halife olarak atadı. Böylece İslam'daki halife seçimi babadan oğula geçen saray ve saltanata dönüştü. Halbuki İslam öğretisi, özünde kabile ve aile saltanatına son vermişti. Saltanat işini Muaviye başlattı. Bu durum, Emevi, Abbasi, Selçuklu ve bir anlamda Osmanlı Hanedanlığında da devam etti ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ile de 03 Mart 1924'de, Halifeliğin kaldırılması ile sonlandırıldı.</p>

<p><strong>Haz. Hüseyin Yezid'in Halifeliğine niçin karşıydı?</strong></p>

<p>Haz. Hüseyin, Yezıd'in Halifeliğini, dedesi Haz.Muhammad'in getirip topluma kabul ettirdiği ilahi islam dinini, İslamın ilahi emirlerini fazla önemsemeyen , ahlak ve adalet ilkelerine uymayan ve işret meclislerinde keyif çatan ve bir Halife kimliğine asla uymayan iktidarını İslam inancına aykırı buldu. Yezid'in bu davranışları dinden, ahlaktan ve adaletten sapma olarak değerlendirdi.</p>

<p>Yezit gibi düşük ahlaklı ve adaletten yoksun birinin hem de atamayla İslamın Halifesi olmasını İslam dini ve ahlakı için her açıdan çok sakıncalı buldu ve Yezid'e isyan etti. Ayrıca, Halifeliğin Ehlibeyt ve Ali soyunda olamasını da düşünüyordu. Kendisi de Halife olma yolunu seçti. Özellikle Kufe halkından gelen yoğun destekle Yezidi yeneceğin düşündü. Fakat Emevi Hanedanı Yezid'in Küfe Valisi Ziyad ve yine Kufedeki saltanaçı işbirlikçilerin basķı ve korkusu ile Kufe Halkı Haz. Hüseyin'den desteğini geri çekti....beklenen sonuç doğdu.</p>

<p><strong>Kerbela' facisının temel sonuları nelerdir?</strong></p>

<p>Bu facianın iki tarihsel ana sonucu olmuştur.</p>

<p><strong>1- </strong>Kerbeladan sonra İslam dini siyasileşti. Halifeyi seçebilme tartışmaları iki rakip siyasi mezhep doğurdu. Haz. Alı yanlıları Hilafet hakkının Eylibeyt ve Haz Ali evlatlarına ait olduğunu savundu. Bunlara Haz.Ali yanlısı anlamına, Ali Şiası denildi. Emevi, Muaviye çizgisini meşru gören gruba da, dört halife dönemindeki siyasi geleneğe uyanlara da Ehli Sünnet ya da Sünni denildi. İki farklı siyasi tartışmadan bir uzlaşma çıkmadı. İslam, keskin bir şekilde ve onarılamaz bir biçimde ikiye bölündü.</p>

<p><strong>2-</strong> Kerbala Faciasından sonraki Şii ve Sünni siyasi yarılmalar daha sonra siyasetin de ötesine geçerek Şiilik ve Sünnilik gibi iki rakip, hatta giderek birbirlerine düşman iki mezhebe dönüştü.</p>

<p>Şiiler gerçek İslamın kendilerince temsil edildiĝini savunup Şiiliği devlet doktirinine çevirdi ve dinleştirdiler. Aynı şekill de Sünni devletler de Sünni Mezhebini devlet doktrini ve devlet dinine çevirdiler. Onlar da Şiiler ve şiilik türevleri olan dinsel yorum sahiplerini ötekileştirdi ve düşmanlaştırdılar.</p>

<p><strong>Haz. Hüseyin Kimdir ve nasıl bir kişiliği temsil eder?</strong></p>

<p>Haz. Hüseyin, Haz. Peygamberin, tek çocuğu olan Haz.Fatimadan doğan ve dededesince kendisinin cennet efendisi olarak müjdelendiği Haz.Hasan ile birlikte iki torunundan biri ve küçük olanıdır. Haz. Hüseyin, Haz.Muhammed''in Amcasının oğlu, damadı ve Allah'ın Aslanı olarak nitelenen Haz . Ali'nin oğludur. Adına Ehlibeyt ( Evhalkı) denilen Haz. Muhammed, Haz.Ali, Haz.Fatima , Haz Hasan ve Haz. HÜseyin'den oluşan ana çekirdek ve çok saygın bir İslam ailesinin beş bireyinden biridir.</p>

<p>Tarihsel olarak, Haz hüseyin, ahlaklı, adaletli, kararlı, zalime boyun eğmeyen ve sonucu ne olursa olsun samimi inancı uğruna ölümü göze almış ve bu uğurda canını verebilmiş bir kimlik ve kişilik sahibidir. Onun bu seçkin ve cesur tavrı "Hüseyni duruş" olarak tanımlanır. Haz Hüseyin, bu muhkem ve geri dönülmez cesur duruşu ile halkın varlığını, dirliğini ve birliğini hiçe sayan zalim ve ahlaksız saltanat sahiplerine, adaletsiz iktidarlara siyasi olarak karşı koymanın meşru bir tavır olduğunu kanı ve canı ile ödeyerek herkese göstermiştir.</p>

<p><strong>Sonuç ve genel bir yorum.</strong></p>

<p>Kerbela Faciası ve bu facianın yarattığı siyasal, dinsel, mezhepsel, kültürel, ırksal ve ideolojik sorunlar günümüzdeki İslam dünyasında da varlığını devam ettiriyor. İslamdaki hangi konuyu biraz kaşırsanız mutlaka Kerbela Facisının izdüşümlerine ve etkilerine raslarsınız.</p>

<p>İster Şii yada ister Sünni olsun , istisnalar hariç, her iki bölükteki İslam uleması kendi mezheplerinin ölümüne savunuculuğunu bırakıp uzlaşmacı ve çağın gereklerine uygun tavırlarla birbirlerine yaklaşmalıdır. Ayrıca İslamdakı bu siyasi ve dini ayrımcılığın baş sorumluları da Şii ve Sünni iktidar sahipleri olmuşlardır.</p>

<p>Batı özelikle de İngililiz ve son zamanlarda da Amerikan emperyalizminin İslam toplumu üzerindeki en büyük, en etkili ve en sonuç alıcı kozu da, başta Şiilik ve Sünnilik rekabeti ve hatta düşmanlığı olmak üzere İslam dünyasınının içine sürüklendiği siyasi ayrılık ve siyası derinlikten yoksun siyasi ayrışma ve birbirlerini düşmanlaştırma basiretsizliğidir. Bu önemli kozun Batı emperyalizminin elinden mutlaka alınması; Şii ve Sünni kaynaklı tüm inanç türevleri arasındaki rekabet, ötekileştirme ve düşmanlıkların yerini dostluk ve dayanışmaya bırakması gerekir.</p>

<p>İslam toplumları ve devletleri hep çoğunlukçu bir din ve siyaset anlayışına sahiptir. Çogulculuğa hep yabancı kalmışlardır. Din, mezhep, ideoloji...gibi farklılıklarla bir arada yaşama kültürleri yok gibidir. Tekçi ( monist) toplumsal ve kültürel farklılıkları yok sayan bir anlayışla siyaset etmek yerine, çoğulcu, (pluralist) bir anlayışla, adaletten ayrılmadan herkesin barış ve güvenlik içinde yaşamalarını amaclamak gerekir.</p>

<p>Aşure aşı 12 ve daha fazla farklı besini bir araya getiriyor. Sonra da lokma olarak boğazlardan öyle geçiyor. Aşure, farklılıklarla birlik içinde kalarak çogulculuğu ve barış içinde yaşamayı temsil ediyor. Gerçek demokrasiler deki toplumlar tıpkı Aşure gibi, çok katmanlı ve çok kültürlüdür. Toplumun sosyal aşuresi ve inanç katmanlarını birleştirme ilacıda da güzel ahlaktır, şaşmaz adalettir, sevgidir, hoşgörüdür, duygudaşlıktır, ( empati), her türlü ayrımcılık ve bölücülükten uzak durmaktır.</p>

<p>İslam ne sadece Şiilikten, ne de sadece Sünnilikten ibarettir. Şiilik ve Sünnilik de dahil , ben müslümanım diyen hiç kimse tekfir edilmemelidir. Bunun radikal çözümü de devleti Şii devleti ve Sünni devleti olmaktan kurtarmak, yani dini devlet ideolojisi yapmaktan vazgeçmektir. Devleti tüm inançlar, dinler, ideolojiler konusunda tarafsız yapmaktır. Günümüz sosyolojisinde bu yaklaşıma demokratik laiklik deniliyor.</p>

<p>Bu duygu ve düşüncelerlerle, başta ülkemizdeki, Alevi, Bektaşi Caferi canlarımız olmak üzere, tüm yurttaşlarımızı, Muharrem Ayını vesile yapıp, Hazreti Hüseyin'i örnek alıp kendi öğretilerini, inanç anlayışlarını , ahlak ve adalet konusundaki tutum ve davranışlarını gözden geçirmeye ve çoğulcu bir kültür içinde birleşme ve dayanışmaya davet ediyorum.</p>

<p>Hepimiz birimiz, birimiz de hepimiz için anlayışı içinde kalarak herkese huzur, güven, adalet ve güzel ahlakla tazelenmiş özgür bir Muharrem Orucu ve ve hayırlar doğuran Aşure lokmaları dağıtmalarını diliyorum.</p>

<p>Halil Çivi. 24.Haziran 2025.</p>

<p>Doğanbey / Seferihisar/ İZMİR.<br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/share/p/18zDhN5GgW/">https://www.facebook.com/share/p/18zDhN5GgW/</a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Jun 2025 10:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/06/prof-dr-halil-civi-yazdikerbela-ve-matem-orucu-1750837949.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İsmail Saçlı yazdı: Muharrem ayı ve yas-ı matem orucu</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ismail-sacli-yazdi-muharrem-ayi-ve-yas-i-matem-orucu-1712</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ismail-sacli-yazdi-muharrem-ayi-ve-yas-i-matem-orucu-1712</guid>
                <description><![CDATA[Kartal Cemevi Vakfı eski başkanı İsmail Saçlı, Muharrem ayının ve Alevi Bektaşilerin bu dönemde tuttuğu “yas-ı matem” orucu hakkında bir makale kaleme aldı. İşte o yazı:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Hicri takvimin 1. ayı Muharrem. Bu ayda tutulduğu için Muharrem orucu da deniliyor .</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Teolojik olarak tüm peygamberlere farz kılındığı Kur’an’da da geçiyor. Bu orucu tüm peygamberler gibi Hz. Muhammed de tutmuştur. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Dini boyutuna girmeden sosyal açıdan yazacağım kavramlar karıştırılmamalıdır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Yas ile matem aynı anlamdadır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Peki, Muharrem orucu nasıl “<em><strong>yas-ı matem</strong></em>”e dönüştü? </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Muharrem’in onuncu günü Yezit orduları tarafından, Hz. İmam Hüseyin ile birlikte ailesinden ve yoldaşlarından 71 kişi Kerbela’da katledildi. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">O günden bugüne Ehl-i Beyt taraftarları bu orucu yas olarak tutarlar. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Aşura Arapça 10 demektir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">İki gün yas çekmek için de oruç tutulmuş. 12 gün olan oruç aynı zamanda 12 imamlarla da özleştirilmiş olmuştur. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Matem denilmesi; sadece yastan öte tüm bedeni duygusu, ruhu ile mateme bürünmüşlerdir . </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bir insana duyulan yas ile yakınına duyulan acı farklıdır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">En yakınımız ölmüş gibi matem çekilmiş ve çekilmeye devam ediliyor. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Kerbela’da din adına, dini kuran Peygamberinin torunu katlediliyor. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Kerbela, zalim ile mazlumun tarihteki gerçekliği ve insanlığın günümüze kadar ulaşan ortak acısıdır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Oruçtaki amaç nefsi terbiye; açlığı, susuzluğu hissedip onların çektiği acıyı hissetmekle birlikte, her türlü zevkten sefadan, eğlenceden, aşırı yiyeceklerden uzak durmaktır.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Madem ki, matemdesin bir nevi açlık grevindesin gibi düşünülebilir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Hiç bir canlıyı incitmemek, kan akıtmamak gerekiyor. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Muharrem’de et yenmemesinin anlamı da bir canlı kesmemek, kan akıtmamak içindir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Şatafatsız, sessiz sedasız tutulan bu orucu tutanların oruçları kabul olsun. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Sağlık nedenleri ile oruç tutamayanlar, en azından 12 gün yasını tutabilirler. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Yazıma son verirken, şu konuya da dikkati çekmek isterim: insanlarımız bir hayvan kanı akıtmazken, şu anda ABD destekli siyonist İsrail Filistin’de, Gazze’de milyonlarca insani katletti. Şimdi ise İran’ı füzelerle vuruyor. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">İran’ın rejimini beğenmeyebiliriz, ama yapılan saldırılara sessiz kalamayız, kalmamalıyız.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bu kutsal ayda savaşa ara verilmelidir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Kutsal değerlerimizin de bulunduğu şehirler, mekanlar bombalanıyor. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">İslam dünyası bu saldırılara karşı topluca tepkili olmalıdır. Sessiz kalınmamalıdır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Zalimle mazlumun safları bellidir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Ya, Yezit’in safında ya da, Hz. Hüseyin’in safında olacaksın. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bizim safımız da, duruşumuz da bellidir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Safını günlük çıkarlara göre belirleyenler ise, tarihte hep lanetlenmişlerdir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Lanet olsun Yezit’e </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Rahmet olsun Şah Hüseyin’e.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Jun 2025 10:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/06/ismail-sacli-yazdi-muharrem-ayi-ve-yas-i-matem-orucu-1750752340.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İbrahim Afatoğlu,Gadir-i Hum Bayramı&#039;nı kaleme aldı</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglugadir-i-hum-bayramini-kaleme-aldi-1651</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglugadir-i-hum-bayramini-kaleme-aldi-1651</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmacı yazar İbrahim Afatoğlu’nun kaleme aldığı yazıda, Gadir-i Hum’un İslam tarihindeki önemi ve günümüze taşıdığı mesajlar vurgulandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı yazar İbrahim Afatoğlu’nun kaleme aldığı yazıda, <strong>Gadir-i Hum</strong>’un İslam tarihindeki önemi ve günümüze taşıdığı mesajlar vurgulandı. Hicretin 10. yılında, 16 Mart 632 tarihinde, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in Veda Haccı’ndan dönerken Mekke ile Medine arasındaki Gadir-i Hum mevkiinde Hz. Ali’yi halife ilan ettiği bu tarihi olay, adalet, liyakat ve birlik çağrısının sembolü olarak anılıyor.</p>

<p><strong>Peygamber’in Tarihi Konuşması</strong></p>

<p>Afatoğlu, yazısında Gadir-i Hum olayını şöyle aktarıyor: Peygamber Efendimiz, on binlerce sahabe huzurunda Hz. Ali’nin elini kaldırarak, <em><strong>“Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol!”</strong></em> diyerek Hz. Ali’yi vekili ve halefi olarak tayin ettiğini ilan etti. Bu sözlerin ardından sahabeler sırasıyla Hz. Ali’yi tebrik etti. Afatoğlu’na göre bu olay, sadece bir şahsı yüceltmekle sınırlı değil; ümmete adalet, hakikat ve sorumluluk emanet eden bir dönüm noktasıydı.</p>

<p><strong>Alevi ve Şii İnancında Gadir-i Hum</strong></p>

<p>Gadir-i Hum, Alevi ve Şii inancına göre Hz. Ali’nin açıkça halife ilan edildiği gün olarak kabul ediliyor. Sünni kaynaklarda ise bu olay, Hz. Ali’nin üstünlüğünün ilanı olarak yer alıyor. Afatoğlu, hangi mezhepten bakılırsa bakılsın, Gadir-i Hum’un sevgi, sadakat, liyakat ve birlik çağrısı olduğunu vurguluyor. <em><strong>“Bu olay, sadece geçmişte değil, bugün ve gelecekte de yol gösterici bir ışık. Çöldeki o konuşma, bir ümmete bırakılmış büyük bir emanet ve sorumluluktu,”</strong></em> diyor.</p>

<p><strong>Günümüze Taşınan Mesajlar</strong></p>

<p>Afatoğlu, Gadir-i Hum’un günümüz toplumlarına yönelik mesajlarını da güçlü bir şekilde dile getiriyor: <em><strong>“Liyakat mi önde, yoksa menfaat mi? Hak mı önemli, yoksa güç mü? Gadir-i Hum’u sadece tarihi bir olay gibi görmek, onun ruhunu anlamamak demektir.”</strong></em> Hz. Ali’nin mazlumun yanında duran, adaletten şaşmayan ve bilgeliğiyle yol gösteren bir önder olduğunu belirten Afatoğlu, onu anmanın, onun temsil ettiği insani ve ahlaki değerleri yaşatmak anlamına geldiğini ifade ediyor.</p>

<p>Yazıda, Gadir-i Hum’un kardeşlik, eşitlik ve hak temelli bir toplum inşa etme çağrısı yaptığına dikkat çekiliyor. Afatoğlu, günümüzde ayrışmalar, adaletsizlikler ve liyakatsizliklerin derinleştiğini belirterek, Gadir-i Hum’un bu zor zamanlarda adaletin, hakikatin ve liyakatin sesini yükselttiğini vurguluyor: <em><strong>“‘Mevla Ali’dir’ derken, aslında ‘Mevla adalettir, hakikattir, liyakattir’ demektir.”</strong></em></p>

<p><strong>Bayram Kutlaması ve İyi Dilekler</strong></p>

<p>Afatoğlu, yazısını 2025 Gadir-i Hum Bayramı’nı kutlayarak sonlandırıyor: <em><strong>“Tüm İslam âleminin Gadir-i Hum Bayramı’nı içtenlikle kutluyor; başta Hz. Ali olmak üzere hak ve hakikat yolunda yürüyen tüm kutlu isimleri rahmet ve saygıyla anıyorum. Gadir-i Hum’un öğrettikleriyle büyüyen, birlik ve kardeşlik içinde bir gelecek diliyorum.”</strong></em></p>

<p>Gadir-i Hum Bayramı, Alevi-Şii İslam Alemi için sadece bir anma değil, aynı zamanda adalet, sevgi ve liyakat gibi evrensel değerleri yeniden hatırlama ve yaşatma fırsatı sunuyor.<br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/share/p/1ApjoHpXTH/">Araştırmacı yazar İbrahim Afatoğlu’nun kaleme aldığı yazı&nbsp;şöyle:</a><br />
<br />
<strong>GADİR-İ HUM BAYRAMI’NIN ANLAMI NEDİR VE BİZLERE HATIRLATTIKLARI NELERDİR?</strong><br />
<br />
Gadir-i Hum, İslam tarihinde derin anlamlar taşıyan önemli bir duraktır. Hicretin 10. yılında, 16 Mart 632 tarihinde, Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa Veda Haccı’ndan dönerken Mekke ile Medine arasında, Gadir adı verilen bir su kenarında, Hum mevkiinde konakladı. Hazreti Ali’yi yanına çağırdı. Onun elini yukarı kaldırdı; beraberinde on binlerce sahabe huzurunda yaptığı tarihi konuşmada;<br />
“Ben kimin mevlası (velisi, önderi, lideri) isem, Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol!” diyerek Hz. Ali’yi kendi vekili ve halefi olarak tayin ettiğini açıkladı. Peygamber efendimiz Muhammed Mustafa’nın bu açıklamalarından sonra orada bulunan sahabelerin tamamı sırasıyla gelip Hz. Ali’yi tebrik ettiler.<br />
<br />
Bu söz, sadece bir şahsı yüceltmek değil; ümmete emanet edilen bir sorumluluğun, hakikatin ve adaletin ilanıydı. Gadir-i Hum, Alevi ve Şii inancına göre Hz. Ali’nin açıkça halife ilan edildiği gündür. Sünni kaynaklarda da bu olay, Hz. Ali’nin üstünlüğünün ilanı olarak yer alır. Hangi mezhepten bakılırsa bakılsın, bu olay İslam tarihinde sevgi, sadakat, liyakat ve birlik çağrısının simgesidir.<br />
<br />
İslam tarihi boyunca bazı anlar vardır ki, sadece geçmişi değil, bugünü ve geleceği de aydınlatır. Gadir-i Hum işte o anlardan biridir. Kumların, susuzluğun ve çöl sıcağının ortasında yapılan bu konuşma, yalnızca bir hitap değil; bir ümmete bırakılmış büyük bir emanet, ağır bir sorumluluktu.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’nın on binlerce sahabeyi durdurup, onların gözlerinin içine bakarak söylediği “Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır” sözü, bir gönül bağı kuruyordu. Bu cümle; sadece Hz. Ali'yi yüceltmek değil, aynı zamanda adaletin, doğruluğun, ilmin ve cesaretin temsilcisine yönelme çağrısıydı.<br />
<br />
Bugün, bu sözün üzerinden asırlar geçmiş olabilir. Fakat hâlâ şu soruyla yüzleşmek zorundayız: Liyakat mi önde, yoksa menfaat mi? Hak mı önemli, yoksa güç mü? Gadir-i Hum’u yalnızca tarihi bir olay gibi görmek, onun ruhunu anlamamak demektir. Çünkü o gün konuşulan şey; adaletin, sadakatin, bilginin ve samimiyetin yanında durma çağrısıydı.<br />
<br />
Hz. Ali; mazlumun yanında duran, adaletten şaşmayan, bilgeliğiyle yol gösteren bir önderdi. Onu hatırlamak, sadece bir şahsı anmak değil; onun temsil ettiği tüm insani ve ahlaki değerleri yaşatmaktır. Gadir-i Hum, bize sorumluluğu hatırlatır. Hakkı tutup kaldırmamızı ister. Kimseyi dışlamadan, ayrıştırmadan; kardeşlik, eşitlik ve hak temelli bir toplum inşa etmemizi bekler.<br />
<br />
Bugün toplum olarak pek çok zorlukla karşı karşıyayız. Ayrışmalar, adaletsizlikler, liyakatsizlikler derinleşiyor. Oysa ki Gadir-i Hum, tam da bu zor zamanlarda sesini yükseltiyor: “Mevla Ali’dir” derken, aslında “Mevla adalettir, hakikattir, liyakattir” demektir.<br />
<br />
2025 yılı 15 Haziran Pazar günü Alevi-Şii İslam Alemi için Gadir-i Hum Bayramıdır. Bu anlamda tüm İslam âleminin Gadir-i Hum Bayramı’nı içtenlikle kutluyor; başta Hz. Ali olmak üzere hak ve hakikat yolunda yürüyen tüm kutlu isimleri rahmet ve saygıyla anıyorum. Gadir-i Hum’un öğrettikleriyle büyüyen, birlik ve kardeşlik içinde bir gelecek dileğiyle...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Jun 2025 13:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/06/ibrahim-afatoglugadir-i-hum-bayramini-kale-aldi-1750069322.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gümüşoğlu yazdı: Geleneği koruyarak modern yaşama uyum sağlayalım</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/gumusoglu-yazdi-gelenegi-koruyarak-modern-yasama-uyum-saglayalim-1585</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/gumusoglu-yazdi-gelenegi-koruyarak-modern-yasama-uyum-saglayalim-1585</guid>
                <description><![CDATA[Halifebaba H. Dursun Gümüşoğlu, Alevi Bektaşi toplumunun kentleşme ile ortaya çıkan sorunlarına değindiği makalesinde, modern yaşama uyum gösterirken geleneği korumanın önemine dikkati çekti. İşte, o yazı:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Bir mıh bir nal kurtarır<br />
Bir nal bir at kurtarır<br />
Bir at bir komutan kurtarır.</strong></em></p>

<p>Bu atasözü Aleviliğin kaybetmemesi gereken değerler açısından düşünmekte yarar vardır.</p>

<p>Alevi toplumu, tarihsel süreç içerisinde çeşitli sosyo-politik ve kültürel nedenlerle ibadet ve ritüellerini tam anlamıyla yerine getirememiş, bu durum geleneksel değerlerden kısmi bir uzaklaşmayı beraberinde getirmiştir.&nbsp;<br />
Modernleşme çabaları ile asimilasyon arasındaki ince çizgide, Alevi inanç sistemi kimi zaman özünden uzaklaşarak dönüşüme uğramıştır. Özellikle 1960–1980 yılları arasında etkin olan ideolojik yönelimler, Alevi bireylerin dini pratikleri terk etmelerine, hatta dini inançları sorgulamalarına neden olmuştur. Bu süreçte, dedelik kurumu işlev kaybına uğramış; genç kuşaklar geleneksel öğretileri sürdürme konusunda yeterli ilgi göstermemiştir.<br />
<br />
1980 sonrasında özellikle 1990’lı yıllarda kurulan cemevleriyle birlikte Alevilik, kentleşme sürecinde yeni bir kamusal görünürlük kazanmıştır. Ancak cem ritüellerinin kapılarının herkese açılması, "ikrar" ilkesinin yeterince uygulanamamasına ve dolayısıyla cem yapısının geleneksel sınırlarının belirsizleşmesine neden olmuştur. Ritüel unsurların (örneğin mum yerine lambanın tercih edilmesi, faraş hizmetinin ihmal edilmesi) sembolik anlamlarından uzaklaştırılması, inanç sisteminin derinliğini zedelemiştir.<br />
&nbsp;<br />
Alevi inanç ve ibadet pratiklerinin modernleşme sürecinde karşılaştığı dönüşümler, geleneksel değerlerin korunması ile çağdaş yaşamın gereklilikleri arasında bir denge arayışını gündeme getirmektedir. Bu bağlamda, Alevi toplumunun ibadet ve ritüellerinde meydana gelen değişiklikler, hem inançsal hem de sosyokültürel boyutlarda önemli etkiler yaratmaktadır.<br />
<br />
1960-1980 yılları arasında, Türkiye'deki siyasal atmosferin etkisiyle Alevi toplumunda dinî inanç ve ibadetlere yönelik bir mesafe oluşmuş, bu dönemde bazı dedeler, geleneksel öğretilerden uzaklaşarak farklı ideolojik yaklaşımları benimsemişlerdir. Bu durum, Alevi inanç sisteminin bazı unsurlarının sorgulanmasına ve geleneksel ritüellerin uygulanmasında azalmaya neden olmuştur.<br />
<br />
1990'lı yıllarda ise, şehirleşme ve modernleşme sürecinin etkisiyle Alevilik, kent ortamında yeni bir kimlik arayışına girmiştir. Bu dönemde kurulan cemevleri, Alevi toplumunun ibadetlerini gerçekleştirdiği ve sosyal dayanışmayı sağladığı mekânlar haline gelmiştir. Ancak, cemevlerinin ibadethane statüsünün resmî olarak tanınmaması, Alevi toplumunun inançsal pratiklerini etkileyen önemli bir faktör olmuştur.<br />
&nbsp;<br />
Avrupa’daki Alevi kurumlarının, zaman zaman Batılı kurumlar tarafından desteklenmesiyle, inanç sisteminde evrensel değerler adına bazı temel unsurların değiştirilmesi ya da işlevsizleştirilmesi gündeme gelmiştir. Bu durum; "Allah-Muhammed-Ali" üçlemesinin yerini başka figürlere bırakması, kurban ritüelinin simgesel anlamından uzaklaştırılması ve ibadetlerin tinsel boyutunun zayıflatılması gibi sonuçlar doğurmuştur. Bazı uygulamalarda cenaze merasimleri dahi geleneksel yapısından koparılarak daha çok görsel unsurlar içeren, ruhsuz formlara bürünmüştür.<br />
<br />
Sonuç olarak, Aleviliğin özünü oluşturan tasavvufi düşünce, mecaz dili, nefesler ve menkıbe geleneği giderek unutulmakta; bu durum Aleviliğin sadece bir felsefi kimlik olarak algılanmasına yol açmaktadır. Oysa bu inanç sistemi, kolektif bir yaşam kültürünü, paylaşım ve dayanışmayı esas alan ritüellerle şekillendirmiştir. Bu bağlamda, modernleşme çabalarının inancın özüyle çelişmeyecek şekilde gerçekleştirilmesi, Alevi kimliğinin ve kültürel sürekliliğinin korunması açısından elzemdir.<br />
<br />
Alevi ibadetlerinde önemli bir yere sahip olan mum, geleneksel olarak "kansız kurban" anlamını taşımakta ve birçok dinde ortak bir sembol olarak kullanılmaktadır. Ancak, modernleşme sürecinde mumun yerine lambanın kullanılması, bu sembolizmin anlamını yitirmesine neden olmuştur.<br />
<br />
Benzer şekilde, faraş hizmeti gibi ritüellerin gereksiz görülmesi veya anlamından uzaklaşması, Alevi inanç sisteminin ritüel boyutunda değişikliklere yol açmıştır. Ayrıca, duaların Türkçeleştirilmesi sürecinde aşırılıklara gidilmesi, duygusal ve ruhsal derinliğin azalmasına neden olmuştur.<br />
<br />
Cem ibadeti, Alevi inancının temel ibadetlerinden biri olup, toplumsal barış ve dayanışmayı sağlamada önemli bir rol oynamaktadır. Ancak, şehirleşme ve modernleşme süreci, cem ibadetinin uygulanışında bazı değişikliklere neden olmuştur. Özellikle, cem ibadetinin belirli bir standardizasyona tabi tutulması, geleneksel uygulamaların çeşitliliğini azaltmıştır.<br />
Ayrıca, cem ibadetinde kullanılan semah gibi ritüellerin folklorik bir gösteri haline gelmesi, ibadetin manevi boyutunun zayıflamasına neden olmuştur.<br />
<br />
Alevi toplumunun modernleşme sürecinde karşılaştığı bu dönüşümler, inanç ve ibadet pratiklerinin geleceği açısından önemli soruları gündeme getirmektedir. Modernleşme ile birlikte gelen değişimlerin, Alevi inanç sisteminin temel değerlerinden uzaklaşmadan gerçekleştirilmesi, toplumun kimliğini ve bütünlüğünü koruması açısından önemlidir.<br />
Bu bağlamda, Alevi toplumunun geleneksel ritüel ve sembolleri koruyarak, modern yaşamın gerekliliklerine uyum sağlaması, inanç sisteminin sürdürülebilirliği açısından kritik bir rol oynamaktadır.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Jun 2025 20:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/06/gumusoglu-yazdi-gelenegi-koruyarak-modern-yasama-uyum-saglayalim-1749231812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şehriyar’ın Şiirlerinde Anne, Baba ve Aile Kavramlarının Derin Anlamları</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/sehriyarin-siirlerinde-anne-baba-ve-aile-kavramlarinin-derin-anlamlari-1573</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/sehriyarin-siirlerinde-anne-baba-ve-aile-kavramlarinin-derin-anlamlari-1573</guid>
                <description><![CDATA[Selçuk Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Temizel, The Scientific Mysticism and Literature Journal’da yayımlanan makalesinde, 20. yüzyıl Azerbaycan edebiyatının önemli şairlerinden Muhammed Hüseyin Şehriyar’ın şiirlerinde anne, baba ve aile kavramlarının taşıdığı derin anlamları ele aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Selçuk Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Temizel, The Scientific Mysticism and Literature Journal’da yayımlanan makalesinde, 20. yüzyıl Azerbaycan edebiyatının önemli şairlerinden Muhammed Hüseyin Şehriyar’ın şiirlerinde anne, baba ve aile kavramlarının taşıdığı derin anlamları ele aldı.</strong><br />
&nbsp;</p>

<p>Makale, Şehriyar’ın eserlerinde ailenin toplumsal ve manevi değerlerini nasıl işlediğini, dini ve kültürel motiflerle nasıl zenginleştirdiğini inceliyor.</p>

<p><strong>Anne ve Baba Kavramlarının Merkezi Rolü</strong></p>

<p>Makale, Kur’ân-ı Kerîm’in İsrâ Suresi’nde Allah’a kullukla anne-babaya iyilik etmenin yan yana anıldığını vurgulayarak başlıyor. Bu bağlamda, Peygamber Efendimizin “Cennet anaların ayakları altındadır” hadisiyle annenin toplumdaki kutsal konumuna dikkat çekiliyor. Şehriyar’ın şiirlerinde de bu değerler, aile kavramının toplumun temel taşı olduğu fikriyle harmanlanıyor. Makalede, Azerbaycan coğrafyasının diğer önemli şairleri Abbes Sehhet ve Bahtiyar Vahapzade’nin eserlerinden örneklerle, anne ve baba temalarının edebiyattaki evrensel ve yerel yansımaları irdeleniyor.</p>

<p><strong>Héyder Baba: Bir Sığınak ve Metafor</strong></p>

<p>Şehriyar’ın en bilinen eseri Héyder Baba’ya Selam’da, Tebriz yakınlarındaki Hoşginab köyünde geçen çocukluk anıları, aile bağları ve Héyder Baba Dağı’nın metaforik anlamı detaylı bir şekilde analiz ediliyor. Héyder Baba, şair için bir sığınak, ataerkil koruma ve manevi bir dost olarak tasvir ediliyor. Dağ, şairin çocukluk hatıralarını, ailesini ve kültürel kimliğini saklayan kutsal bir mekan olarak öne çıkıyor. Şiirde anne (Hanım Nene) ve baba figürleri, sevgi, özlem ve kayıp duygularıyla işleniyor.</p>

<p><strong>Aile Üyelerinin Şiirlerdeki Yansımaları</strong></p>

<p>Makalede, Şehriyar’ın annesi Kevkeb Hatun, eşi Azize Hanım, çocukluk aşkı Süreyya (Peri) ve ev sahibinin kızı Lale gibi figürlerin şiirlerdeki etkileri inceleniyor. Şairin babası İsmail Musevi, çocukları Şehrzad, Meryem ve Hadi, babaannesi Hanım Nene gibi aile bireyleri, onun eserlerinde sıkça yer alıyor. Özellikle Azize ve Anneciğim gibi şiirler, şairin eşine ve annesine duyduğu derin özlemi duygusal bir şekilde ifade ediyor. Makale, bu figürlerin şairin ruhsal dünyasında nasıl bir denge unsuru olduğunu vurguluyor.</p>

<p><strong>Aşk, Özlem ve Kayıp Temaları</strong></p>

<p>Şehriyar’ın şiirlerinde ölüm, ayrılık ve özlem temaları, aile bağlarıyla iç içe geçiyor. Makalede, şairin eşinin ölümü sonrası yazdığı Azize şiirinde ölümü “kara gün” ve “ecel” olarak betimlediği belirtiliyor. Ayrıca, Hz. Yusuf ve Hz. Yakup’un hikayesi üzerinden baba-oğul ilişkisindeki hasret ve pişmanlık, Pişmanlığın Göz Yaşları gazelinde tasavvufi bir sembolle ele alınıyor. Şair, aşk ve ayrılık hikayelerini ise Başarısızlığın Çığlığı gibi eserlerde babasızlık ve annesizlik duygularıyla ilişkilendiriyor.</p>

<p><strong>Toplumsal ve Manevi Değerler</strong></p>

<p>Makale, Şehriyar’ın şiirlerinde aileyi toplumun ve devletin temeli olarak gördüğünü vurguluyor. Şairin Türkçe ve Farsça şiirlerinde kullandığı “ana”, “baba”, “uşah”, “Héyder Baba” gibi kelimeler, onun zengin aile ve toplum kültürüne olan bağlılığını yansıtıyor. Héyder Baba’ya Selam’da, şairin halkının maddi ve manevi zenginliklerini özünde hissettiği, lirik bir üslupla aktarılıyor. Ayrıca, Mevlâna ve Ömer Hayyam gibi isimlerle karşılaştırmalı olarak, Şehriyar’ın ölümü ve aile kavramlarını işleyişindeki özgün yaklaşımı öne çıkarılıyor.</p>

<p><strong>Aileye Verilen Değer</strong></p>

<p>Prof. Dr. Ali Temizel’in makalesi, Şehriyar’ın şiirlerinde anne, baba, eş, çocuk ve nine gibi kavramların, onun aileye ve topluma verdiği önemi gösterdiğini ortaya koyuyor. Şairin eserleri, ailenin sevgi, umut ve maneviyatla dolu bir sığınak olduğunu vurgularken, Héyder Baba gibi metaforlarla kültürel ve dini hafızayı canlı tutuyor. Makale, Şehriyar’ın şiirlerinin, bireysel ve toplumsal değerleri birleştiren evrensel bir dil sunduğunu ifade ederek, onun edebiyat dünyasındaki eşsiz yerini bir kez daha gözler önüne seriyor.</p>

<p>Kaynak: Temizel, A. (2025). “Şehriyar’ın Anne ve Baba Kavramlarının Mesajları”. The Scientific Mysticism and Literature Journal, 1(3), 77-88.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Jun 2025 22:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/06/sehriyarin-siirlerinde-anne-baba-ve-aile-kavramlarinin-derin-anlamlari-1749064503.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. İhsan Ünlü yazdı: İçmek İstersen Kevserden</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-icmek-istersen-kevserden-1450</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-icmek-istersen-kevserden-1450</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmacı yazar Dr.İhsan Ünlü,  "İçmek İstersen Kevserden" başlıklı bir şiir kaleme aldı. Dr. Ünlü bu şiirinde, dünya hayatında geçici zevkler ve mal mülk peşinde koşmak yerine, ahiret hayatını gözeten bir yaşam sürmenin önemini vurgular.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dr.İhsan Ünlü, &nbsp;"İçmek İstersen Kevserden" başlıklı bir şiir kaleme aldı.Dr. Ünlü bu şiirde, dünya hayatında geçici zevkler ve mal mülk peşinde koşmak yerine, ahiret hayatını gözeten bir yaşam sürmenin önemini vurgular.Ana fikir, Kevser’den içmek, cennet nimetlerine ulaşmak, sırattan geçmek ve cehennem azabından kurtulmak için ibadet, iyilik, fakire yardım, kul hakkından sakınma ve haramdan uzak durma gibi erdemli davranışlarla dolu bir hayat sürmek gerektiğidir. Şiir, insanın dünyada yaptıklarının ahirette karşısına çıkacağını ve Allah’ın huzurunda hesap vereceğini hatırlatarak, samimi bir iman ve ahlakla yaşanması gerektiğini öğütlüyor.<br />
<br />
Dr. İhsan Ünlü'nün şiiri şöyle:<br />
<br />
<strong>İÇMEK İSTERSEN KEVSERDEN</strong><br />
<br />
İçmek istersen Kevser’in suyundan<br />
Geçeceksin dünya saltanatından<br />
Niceleri gafil düştü kaybetti<br />
Götüremedi göz nuru malından.</p>

<p>Yemek istersen Cennet taamından<br />
Fukarayı eksik etme sofrandan<br />
Yediğin içtiğin senindir sanma<br />
Verdiklerin gelecektir arkandan.</p>

<p>Geçmek istersen kolayca sırattan<br />
Geri durma ibadetten taattan<br />
Şefaat istemeye yüzün olsun<br />
Ne getirdin diye sorar Yaratan.</p>

<p>İstemezsen cehennemin narından<br />
Uzak dur her daim şirkten riyadan<br />
Hakkına girmeyesin hiç kimsenin<br />
Kaçamazsın mizanda kul hakkından.</p>

<p>İhsaniyem sakın sen haramlardan<br />
Günaha girme kaçın su-i zandan<br />
Delilin varsa elde konuşursun<br />
Sohbet açma meydana kıl-u kaldan.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/cennet%20bah%C3%A7esi%20(1).jpg" style="height:452px; width:800px" /></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 May 2025 16:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/05/dr-ihsan-unlu-yazdi-icmek-istersen-kevserden-1747575919.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. İhsan Ünlü yazdı: Anneler gününün dünü ve bugünü</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-anneler-gununun-dunu-ve-bugunu-1317</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-anneler-gununun-dunu-ve-bugunu-1317</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmacı yazar Dr. İhsan Ünlü, "Anneler gününün dünü ve bugünü" " başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazısında önemli mesajlar veren Dr. Ünlü, yazısında şunları kaydetti:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarihteki ilk anneler günü kutlamaları, Antik Yunan’da, tanrıların anası Rhea onuruna düzenlenen bahar kutlamalarına dayandırılabilir. 1600’lerin İngiltere’sinde “Anneler Pazarı” kutlanırdı.</p>

<p>Hıristiyanlığın Avrupa’da yaygınlaşmasıyla kutlama biçim değiştirerek “Kilise Ana” kutlamasına dönüştü. Kendilerine hayat veren ve kötülüklerden koruyan gücün “Kilise Ana” olduğuna inanılırdı. Zamanla kilise festivali ile “Anneler Pazarı” kutlamaları karıştı ve insanlar, kiliseyle birlikte annelerine de şükranlarını sunar oldular.</p>

<p>ABD’de Anneler Günü ilk defa 1872’de Julia Ward Howe tarafından, barışa adanan bir gün olarak önerildi. Bayan Howe her yıl Boston’da Anneler Günü kutlamaları organize etti.</p>

<p>1907 yılında Philadelphia’da Ana Jarvis adında bir kadın, ulusal bir Anneler Günü için kampanya başlattı. Bayan Jarvis, West Virginia eyaletinde annesinin bağlı olduğu kiliseyi, annesinin vefatının ikinci yıldönümü olan mayısın ikinci pazarında, Anneler Günü’nü kutlamaya ikna etti. Ertesi yıl Anneler Günü, bütün Philadelphia’da kutlanmaya başladı.</p>

<p>Bayan Jarvis ve onu destekleyenler bakanlara, iş adamlarına ve politikacılara, ulusal bir Anneler Günü ilan edilmesi için dilekçeler yazmaya başladılar. 1911’de arzuları gerçekleşti ve Anneler Günü tüm eyaletlerde kutlanır oldu. Başkan Woodrow Wilson, 1914’te resmi bir açıklama ile Anneler Günü’nü ulusal tatil ilan etti. Böylece Anneler Günü’nün, her yıl mayısın ikinci pazarında kutlanmasına karar verilmiş oldu.</p>

<p>Evet, gerçekten bir ironi olarak tam da özellikle kadına karşı şiddetin dozunu artırdığı şu dönemde, bu günü idrak etmek gerçekten manidardır. Yine büyük bir çelişki olarak, dinimizin kadına hassas davranılması noktasında yaklaşımı çok açık ve net iken, bu dine mensup bazı densizlerin kadına her türlü kötü muamele ve şiddeti reva görmesi akıl alacak gibi değildir.</p>

<p>Bu ne yaman çelişkidir ki, İslam’ın kadını Allah’ın bir emaneti ve cenneti ayaklarının altına serdiği bir değerli varlık olarak göstermesine karşın, İslam öncesi cahili adetleri aratırcasına kadına en büyük kabalık, hakaret ve barbalığı yapanlar da ne yazık ki bazı Müslümanlardır.</p>

<p>Dünyada kadınlara hak ve özgürlüklerin tanındığı yıllardan tam 12 asır öncesinde İslam, bütün ayrımcı ve imtiyazcı yaklaşımlara son verirken, kadın ve erkeğin eşit ve birbirinin tamamlayıcısı olduğunu ilan etmiştir.&nbsp;</p>

<p>Ve yine bu dinin Yüce Kitabı Kur’an, bir sûresine &nbsp;“Nisa” yani “Kadınlar” adını vererek onun haklarından söz etmiştir. Aynı zamanda geçmiş kavimlerden bahsederken, Hz. Asiye, Hz. Meryem gibi iffetli ve abidevî kadın şahsiyetlerin hayat hikâyelerine göndermede bulunmuştur.</p>

<p>Yine cahiliye döneminde kadınların bir eşya gibi alınıp satıldığı, şeytani varlıklar olarak uğursuzluk getirdiklerine inanılarak kız çocuklarının diri diri toprağa verildiği günlerde Allah Resulü, eşine ve çocuklarına son derece sadakat gösterip, çocukları arasında asla bir ayırama gitmemiştir.&nbsp;</p>

<p>Anneler gününde, bizim kendileriyle iftihar edeceğimiz analarımızı gündeme getirmek boynumuzun borcudur: Onların en başında gelen Hatice validemizi hatırlıyoruz ki, sevgili peygamberimizin en sıkıntılı dönemlerinde hep yanında destekçisi olmuş, malını ve servetini onun davası uğruna tüketmiştir. Onu Hatice-i Kübra yapan bu asil ruh, Fatımatü’z Zehra anamızı doğurmuş ve Ehl-i Beytin saadetli yuvasını kurdurmuştur.</p>

<p>Babasının annesi diye hitap ettiği sevgili kızına çok düşkün olan Hz. Muhammed, kızı yanına geldiğinde ayağa kalkmış; bir sefere çıkarken en son onunla görüşüp sefer dönüşünde ilk önce ona uğramıştır. Ehl-i Beyt’in dişi kuşu Fatıma validemiz, sevgili kocası Hz. Ali’ye karşı son derece nazik davrandığı gibi, damad-ı nebi Hz. Ali de kendisine karşı son derece kibar ve nazikçe davranmıştır.</p>

<p>Ümmete rol/model bir aile hüviyetinde yaşayan Ehl-i Beyt’in evinde asla bir şiddet ve kabalık söz konusu olmamıştır. Ufak tefek bazı kırılganlıklar söz konusu olsa da bunlardan hemen dönülerek adalet ve merhametten uzaklaşılmamıştır.</p>

<p>Bugün, bu güzel haslet ve özelliklerden uzaklaşıp, pragmatik dünyanın esareti altındaki bir bakış açısıyla kadın, kendisine cinsel bir obje gözüyle bakılan bir nesne haline getirilmiştir. Sanat ve moda adı altında kadının alabildiğince açılıp saçıldığı, reklâm pastasından pay kapabilme adına kadına oldukça cömert pozların verdirildiği bir dünyadan Müslümanların da etkilendiği aşikârdır. Bu noktada bizi biz yapan kadim değerlerimize ve özümüze dönmenin vakti çoktan gelmiş ve geçmektedir.</p>

<p>Öte yandan kadın-erkek eşitliği bahane edilerek mizacıyla uyuşmayan, yükünü ağırlaştırıp psikolojik olarak ezilen işlerde çalıştırılan kadınların dramı da ayrı bir bahis konusudur. Her alanda erkeğin rakibi ve alternatifi gibi sunulan, ağır çalışma koşulları nedeniyle yuvasından koparılıp yaratılışıyla ters düşürülen kadınların çilesi ortadadır.</p>

<p>Dünya saltanatının baş döndürdüğü Emevî saraylarına esir olarak getirilen Zeynep Ana’nın o asil çıkışı ve peygamber torununun katili Yezit’e meydan okuyuşu hala kulaklarımızda yankılanmaktadır.</p>

<p>Zillet içinde yaşamaktansa izzetli bir ölümü tercih eden Ehl-i Beyt kadınlarının giyimi, kuşamı, tavrı ve davranışı ortada iken, bugün modernlik adına kadının düşürüldüğü konum gerçekten içler acısıdır.</p>

<p>Pembe dizilerle hayal âleminde gezdirilen yavrularımızın, evlendikten sonra gerçeklerle yüzleşip hayal kırıklığına uğratılması, boşanmaların en büyük nedenlerindendir. Gerçek ise, yalnız ten güzelliği değil aynı zamanda saygı, sevgi, sadakat, hoşgörü ve paylaşım gibi ruh güzellikleridir.</p>

<p>Bu güzellikler, bizim kadim tarihimizde yer aldığı gibi hala Anadolu’muzun her karış toprağını bir dantel gibi işlemektedir. Bu kültürde kadın, yuvasını yapan dişi kuş olarak her zaman beyinin yanında yer alan, çocuklarının mürebbisi, şefkat dağıtıcısıdır. O yüzden “ana gibi yar olmaz” derler.<br />
Ana yardır, yardımcıdır. Ana, Yüce Allah’ın mübarek “Rahim” isminin kendisinde tecelli ettiği melek misali bir mahlûktur. Analık, fedakârlığın zirve noktasıdır. Riyasız, hesapsız ve koşulsuz sevginin tek adresi odur ki, “ağlarsa ana ağlar, gerisi yalan ağlar.” demişlerdir.</p>

<p>Maişet derdiyle çalışmak zorunda kalmış kadınımız, kendisine yakışan işlerde çalışır, helalinden kazanıp yuvaya katkı sağlar. Ama asla eşini ve çocuklarını ihmal etmez, namerde muhtaç bırakmaz.</p>

<p>Kim demiş kadın çalışmaz; kadından yönetici olmaz, âlim olmaz, bilim insanı olmaz diye. Tarihimiz bu tezi çürütür nitelikte, hayata yön veren kadınlarımızın örnekleriyle doludur. Hz. Fatımalar, Rabiatü’l Adeviyeler, Mama Hatunlar, Nene Hatunlar bunların en bilinenleridir. Yine Anadolu’yu diyar-ı İslam yapan Bâcıyan-ı Rum teşkilatının kadın neferlerini de hatırlamak gerekir.</p>

<p>Kökleri mazide, dalları âtide (gelecekte) olan bu milletin çöküşü aileden başladığı gibi, çıkışı da yine aile ve onun şefkat pınarı kadınla sağlanacaktır. Bu da, “kadın-erkek çocuklarınızı okutun” fermanınca kız çocuklarının da okutulup iyi bir eş, iyi bir insan ve daha dünyada iken cennet rayihaları saçan “sâliha” bir kul olma bilinciyle sağlanabilecektir.</p>

<p>Kadına, erkeği tamamlayan Allah’ın yarattığı bir insan olarak bakılan, dişiliğiyle değil kişiliğiyle takdim edilen, naif ve ince yaratılışıyla hayata anlam katan, gerçek değerinin verildiği anneler gününe kavuşmak ümit ve temennisiyle…<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 11 May 2025 19:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/05/dr-ihsan-unlu-yazdi-anneler-gununun-dunu-ve-bugunu-1746982710.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>20th Century Studios, Predator serisinin en yeni filmi Predator: Vahşi Topraklar’ın ilk fragmanını ve afişini sinemaseverlerle paylaştı.</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/20th-century-studios-predator-serisinin-en-yeni-filmi-predator-vahsi-topraklarin-ilk-fragmanini-ve-afisini-sinemaseverlerle-paylasti-1131</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/20th-century-studios-predator-serisinin-en-yeni-filmi-predator-vahsi-topraklarin-ilk-fragmanini-ve-afisini-sinemaseverlerle-paylasti-1131</guid>
                <description><![CDATA[20th Century Studios, merakla beklenen “Predator: Vahşi Topraklar” filminin ilk fragmanını ve afişini yayınladı. “Prey” filmiyle büyük beğeni toplayan Dan Trachtenberg’ün yönetmen koltuğunda oturduğu yapım, 7 Kasım’da sinema salonlarında olacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Elle Fanning ve Dimitrius Schuster-Koloamatangi’nin başrollerini paylaştığı film; gelecekte, uzak bir gezegende geçiyor. Klanı tarafından dışlanan genç bir Predator (Schuster-Koloamatangi), Thia (Fanning) ile beklenmedik bir ittifak kuruyor ve en büyük rakibini bulmak için tehlikeli bir yolculuğa çıkıyor.</p>

<p>Filmin yapımcılığını John Davis, Dan Trachtenberg, Marc Toberoff, Ben Rosenblatt ve Brent O’Connor üstleniyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Apr 2025 21:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/04/20th-century-studios-predator-serisinin-en-yeni-filmi-predator-vahsi-topraklarin-ilk-fragmanini-ve-afisini-sinemaseverlerle-paylasti-1745864774.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akif Çarkçı yazdı: Alevi Cumhurbaşkanı yardımcısı olsun mu?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/akif-carkci-yazdi-alevi-cumhurbaskani-yardimcisi-olsun-mu-1073</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/akif-carkci-yazdi-alevi-cumhurbaskani-yardimcisi-olsun-mu-1073</guid>
                <description><![CDATA[Düzce Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyelerinden, Doç. Dr. Akif Çarkçı, kamuoyunun heyecanla karşıladığı, eski Ağrı belediye başkanı Savcı Sayan tarafından ortaya atılan "Alevi bir ismin cumhurbaşkanı yardımcılığı görevine getirilmesi" önerisini destekliyor. Çarkçı'nın samimihaber.com haber sitesinde yayınlanan makalesinden ilgili bölümü okurlarımızla paylaşıyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Geçenlerde Savcı Sayan gündeme getirdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Alevilerden bir cumhurbaşkanı yardımcısı olsa iyi olur”.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Benim haberim olmamıştı bu açıklamadan.</span></p>

<p><span style="color:#000000">alevihaberler.com sitesini yöneten değerli Ali Rıza Özkan watsap mesajı ile haberdar etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Savcı Bey Alevi değilmiş, sünni imiş, kişisel bir beklentisi yok</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sırrı Süreyya gibi…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sırrı da Kürt değil, Türkmen kökenli bir ailenin çocuğu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">O da barış olsun, kardeş kanı dökülmesin diye uğraşıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">DEM içinde yer alması başka bir bahis.</span></p>

<p><span style="color:#000000">O noktada eleştirebileceğimiz noktalar elbette var.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Savcı Sayan da CHP’den AKP’ye geçmiş bir isim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sosyolojik haritamızı, sinir uçlarımızı iyi bilen birisi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumsal barışa ve farklılıkların kamusal planda görünür hale gelmesi bakımından Savcı Sayan’ın teklifi önemli.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi bazı Kemalist-Alevi arkadaşlarımız biraz alınacaklar ama resmi ideoloji başlangıçta Alevileri, Kürtleri, İslami hassasiyeti olan Sünni Müslümanları dışlayarak rejimi ihdas etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Belki üniter devlet olmanın beraberinde getirdiği sıkıntılardı bunlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani imparatorluktan cumhuriyete geçişin sancıları.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama bugün gelinen noktada rejim büyük oranda değişti, anlayış değişti, mesela en katı milliyetçi parti MHP bile artık barışın gelmesi için söylemlerini yumuşatmış vaziyette.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aslına bakarsanız görürsünüz ki şu an Devlet Bahçeli ile Sırrı Süreyya’nın geldiği ve durduğu nokta aynı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kürtlük ve Alevilik meselesinde rejim de toplum da yumuşadı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durumda Alevi toplumundan şöyle aklı başında, ehliyet sahibi, vatanperver, bozguncu örgütçülerle oturup kalkmamış bir CB yardımcısı neden atanmasın?&nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şahsen ben bunu desteklerim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mesela rahmetli Özal kendi iktidarı döneminde Alevi işadamlarını çağırır çeşitli devlet işlerini görmeleri için onlara da ihalelere girmelerini salık verirmiş.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şeyi bugün AKP de pekala yapabilir…</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşin bir başka kısmı Türkiye’de Alevilerin CHP denilen (hele hele de bugünkü CHP) fitne ve şer yuvasının tekelinden ve tasallutundan kurtulması şart.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu konunun detayına sonra girmek üzere bir kenara bırakıyorum, aklı başında insanlar ne demek istediğimi hem tarihsel gerçeklik hem de realiteyi hesaba katarak çok rahat anlayacaklardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son söz olarak şunu söylemek yerinde olur:&nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumsal gerçekliğe saygılı Atatürkçülere bir sözüm yok.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak kendisini Kemalizm’in zehirli ağına atarak millete sövüp sayan, milletin değerlerini aşağılayan, kendisini Anadolu insanından tecrid eden ister Alevi ister Sünni olsun elbet bir gün tarih ve hukuk önünde hesap verecektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bazı Alevi kardeşlerimizin Kemalizm’in arkasına sığınarak (maalesef tarihsel olarak onlar için çok da emin bir sığınak değildi) bugün örgütçü bazı kalpazanların peşinden koşmaları inanılır gibi değil.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sözde Sünni kesimden de bugünkü CHP ve ona bağlı uydu örgütlere paravan haline gelmiş bir kesim var.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kafayla bu ülkede bir adım yol alamayız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Benim inandığım ve güvendiğim kitle ortalama Anadolu insanını temsil eden, aklı başında, milli değerlerine bağlı Alevi ve Sünni toplumudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çıkış noktamız tam da budur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani Anadolu mayası…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacı Bektaş’ın, Yunus’un, Mevlana Celaleddin’in, Anadolu erenlerinin yolu…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yola tüküren ve bu yolun türabı olanlar ortada…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz bu yolun türabı olanların yanındayız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öyleyse Ali Rıza Özkan ve Savcı Sayan’ın teklifine ben de evet diyorum!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Apr 2025 11:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/04/akif-carkci-yazdi-alevi-cumhurbaskani-yardimcisi-olsun-mu-1745572687.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. İhsan Ünlü yazdı: Kim kazançlı ?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-kim-kazancli-995</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-ihsan-unlu-yazdi-kim-kazancli-995</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmacı yazar Dr. İhsan Ünlü," Kim Kazançlı? " başlıklı bir yazı kaleme aldı. "Meselelere at gözlüğüyle bakanlar yanılıyor.İdeolojik yaklaşanlar aldanıyor.Hamasi duygularla hareket edenler kaybediyor." diyen Dr. Ünlü yazısında şunları kaydetti:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Devir teknoloji devri…<br />
<br />
Yalnızca birkaç dokunuş veya tıklama ile dünya avuçlarımızın arasına giriveriyor.<br />
<br />
Haz ve hız çağında her şey çok hızlı şekilde değişiyor, dönüşüyor.<br />
<br />
Ama bir şey var ki o hiç değişmiyor; “Allah’ın Adaleti”<br />
<br />
Biz kısır aklımızla ne kadar aceleci davransak da nihai noktada ilahi hüküm tecelli ediyor.<br />
<br />
Ve günün sonunda, “Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmıyor.”<br />
<br />
Meselelere at gözlüğüyle bakanlar yanılıyor.<br />
<br />
İdeolojik yaklaşanlar aldanıyor.<br />
<br />
Hamasi duygularla hareket edenler kaybediyor.<br />
<br />
Mezhebini, meşrebini, nesebini dinin önüne geçirenler, düşmanın ekmeğine yağ sürüyor.<br />
<br />
Dün Kerbela’yı “Körbela”ya çeviren çarpık zihniyetten ders çıkarmayanlar, bugün “Her gün âşûra, her yer Kerbela” narasını söylettiriyor.<br />
<br />
Nepotizm, asabiyet ve mezhep taassubu olduğu müddetçe değişen bir şey olmuyor.<br />
<br />
“Bizden olsun çamurdan olsun” kısır döngüsü yerine “Kim olursa olsun ancak ehil kimse olsun” mantalitesine evirilmediğimiz müddetçe sorunlar artamaya devam edecek.<br />
Şimdilerde unuttuğumuz, “Zulüm kimden gelirse gelsin kime yönelik olursa olsun, zalime karşı mazlumdan yana olmak” gibi bir yükümlülüğümüz var.<br />
<br />
Soylu bir ailenin hırsızlık yapan kızları için hatırlı kişileri araya koyanlara, “Kızım Fatıma da olsa cezasını veririm” diyen bir peygamberin ümmetinin adalet ve hakkaniyetle sınanır olması çok düşündürücüdür.<br />
<br />
Atadığı yöneticilere, “Halka karşı merhametli olmayı, sevgi ve iyilikte bulunmayı kendine şiar edin. Kesinlikle onların malını ganimet bilen yırtıcı bir canavar olma. O insanlar iki sınıftır: Birincisi, dinde kardeşin, ikincisi ise yaratılışta senin eşindir.” diyen ilmin kapısı Hz. Ali’den alacağımız çok ders var herhalde.<br />
Bugün Müslümanların coğrafyasında cirit atanların en büyük silahı nedir? Sorusuna farklı cevaplar verilebilir.<br />
Bize göre düşmanın en büyük silahı, Müslümanların acziyeti ve dağınıklığıdır.<br />
O yüzden Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy; “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez/ Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez” mısralarıyla bu ince noktaya parmak basmıştır.<br />
<br />
Tefrika illetini yok etmek için kardeşlik hukukunu uygulamaktan başka çare gözükmüyor.<br />
<br />
Ayrıntıya takılmak yerine ortak noktalara odaklanıp farklılıklarımızla bir arada yaşamak zorundayız.<br />
<br />
Nurettin Topçunun sözüyle bitireyim; “sabır gıdamız, gayret duamız, birlik en büyük silahımız” olsun.<br />
<br />
Selam ve dua ile…<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Apr 2025 21:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/04/ihsan-unlu-yazdi-kim-kazancli-1745174808.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Soner Erdoğan yazdı: Cemevlerinde iş sağlığı ve güvenliği</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/soner-erdogan-yazdi-cemevlerinde-is-sagligi-ve-guvenligi-958</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/soner-erdogan-yazdi-cemevlerinde-is-sagligi-ve-guvenligi-958</guid>
                <description><![CDATA[Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nin iş birliğiyle düzenlenen “Cemevleri: Dünü, Bugünü, Yarını Sempozyumu” kapsamında ilk olması nedeniyle dikkati çeken bir bildiriyi de İş Güvenliği Uzmanı Soner Erdoğan sundu. “Cemevlerinde İş Sağlığı ve Güvenliğinin (İSG) Önemi” başlıklı bildiri sunan Erdoğan’ın sempozyumu değerlendiren yazısını okurlarımıza sunuyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nin iş birliğiyle düzenlenen “<strong><em>Cemevleri: Dünü, Bugünü, Yarını Sempozyumu</em></strong>”, Ankara’da büyük bir katılım ve zengin içerikle tamamlandı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">8-9 Nisan 2025 tarihlerinde Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Itrî Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleşen iki günlük sempozyumda, alanında uzman akademisyenler, kanaat önderleri ve bağımsız araştırmacı-yazarlarca toplam 82 bildiri sunuldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sempozyumda cemevlerinin dünü ve bugünü masaya yatırılırken, geleceğe yönelik vizyoner bakış açıları sunuldu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumsal hafıza mekânları olarak görülen bu kurumların, kültürel mirası korumadaki önemi vurgulandı, modern ihtiyaçlara cevap verme ve toplumsal katkısı üzerinde duruldu. Cemevlerinin fiziki yeterliliği, erişilebilirliği ve sürdürülebilirliği gibi konularda da değerli öneriler tartışıldı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Cemevlerinde İş Sağlığı ve Güvenliğinin Önemi</strong></em>” başlığıyla katkı sunduğum sempozyumda, 1.1.2025 tarihi itibariyle cemevlerini da kapsayacak şekilde yürürlüğe giren 6331 saylı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun öngördüğü yasal yükümlülüklere dikkat çektim.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/Soner%20Erdo%C4%9Fan1.png" style="height:450px; width:760px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kanun çalışma hayatına iki yeni kavram getirdi. Bunlardan birisi çalışan, diğeri ise işveren. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kanuna göre daha önce işçi-memur olarak ifadesini bulan kavramların yerini “<em><strong>çalışan</strong></em>” kavramı alırken; patron, dernek başkanı, vakıf başkanı, kurum müdürü, cemevi yöneticisi gibi pozisyonlarda bulunanlar için ise “<em><strong>işveren</strong></em>” kavramı gelmiş oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kanun ve kanuna bağlı çıkarılan yönetmeliklerle İSG hizmetlerinin kapsamı ve uygulanış biçimi ayrıntılı olarak düzenlendi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Mevzuatımızdaki düzenlemelerde iş yerleri yürüttükleri faaliyet koluna göre ‘<strong><em>çok tehlikeli</em></strong>’, ‘<strong><em>tehlikeli</em></strong>’ ve ‘<em><strong>az tehlikeli</strong></em>’ olmak üzere üç ana tehlike sınıfına ayrılmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Her tehlike sınıfında bulunan iş yerlerinin kendi içerisinde yerine getirmesi gereken yasal yükümlülükleri bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemevleri “<strong><em>az tehlikeli</em></strong>” iş yeri sınıfında değerlendirmiştir. Az tehlikeli sınıfta değerlendirilmiş olması cemevlerinde İSG önlemlerinin alınmayacağı anlamına gelmemektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemevleri, yalnızca ibadet ve kültürel etkinliklerin yapıldığı bir merkez değil, aynı zamanda çalışan istihdam eden, aşevi, morg, gasilhane gibi eklentileri bulunan mekânlar olarak ön plana çıkıyor. Bu yönüyle kalabalık insan topluluklarının bir araya geldiği bu alanlarda güvenlik, hem yasal bir zorunluluk hem de insan hayatını koruma açısından vazgeçilmez bir unsurdur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sunumumda, cemevlerinde yasal zorunluluk olan risk analizlerinin hazırlanması, acil durum planlarının oluşturulması, düzenli İSG eğitimlerin verilmesi ve sağlık kontrollerinin sağlanması gibi konulara vurgu yaptım. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak sahada karşılaştığımız bir gerçek var: Birçok cemevi yöneticisi/işvereni, bu teknik konularda yeterli bilgiye ve deneyime sahip değil. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte tam bu noktada, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın daha aktif bir rol üstlenmesi gerektiğine işaret ettim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başkanlığın, talepte bulunan cemevlerine bakım onarım ve tefrişat çalışmalarını yaparken İSG önlemlerini öncelikleyen bir yaklaşım benimsemesini, gerekiyorsa iş güvenliği uzmanları ve iş yeri hekimleri ile iş birliği içerisinde güvenlik seviyesini artıracak hem de yasal yükümlülüklerin daha etkin bir şekilde yerine getirilmesini sağlayacak çalışmalar yapmasını önerdim.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/Soner%20Erdo%C4%9Fan2.png" style="height:450px; width:760px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Sempozyum bildirileri yakında yayınlanacak ve o zaman bu konulara ilişkin daha detaylı bilgilere ulaşmak mümkün olacak.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Düzenlenen sempozyum, benim için cemevlerinin geleceği adına somut adımlar atılabileceğini gösteren umut verici bir deneyim oldu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi-Bektaşi inanç ve kültürüne duyulan saygının, modern gerekliliklerle buluştuğu bu tür etkinlikler, hem geçmişe hem de yarına köprü kuruyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Umarım, bu tartışmalar sadece kağıt üzerinde kalmaz; sahada somut değişimlere dönüşür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son söz olarak, bu tür çabaların ve tartışmaların, sadece bireyler ve cemaatler için değil, tüm toplum için daha kapsayıcı ve sağlıklı bir gelecek inşa etme yolunda önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu vesileyle emeği geçen herkesi kutluyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Soner ERDOĞAN</strong></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Apr 2025 18:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/04/soner-erdogan-yazdi-cemevlerinde-is-sagligi-ve-guvenligi-1744733089.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cesim Zeydanlı: Evladının dilinden babası hakkında gerçekler.!</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/cesim-zeydanli-evladinin-dilinden-babasi-hakkinda-gercekler-947</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/cesim-zeydanli-evladinin-dilinden-babasi-hakkinda-gercekler-947</guid>
                <description><![CDATA[“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a salât ve selâm Efendimiz Hazreti Muhammed (Sallalahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem)’e Âl-i Âbası, Ehl-i Beyti ve Ashâbı üzerine olsun.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımızda&nbsp; hayatında hiçbir zaman puta tapmamış ,şirke düşmemiş, Peygamber efendimize (s.a.v.) Peygamberlik ve İslam dini tebliğ görevi verildiği zaman Allah ve Resulünün (s.a.v.) tebliğ ettiği İslam dinine hizmet için iki evladını bu dine ve dinin Peygamberine hizmet etmelerini teşvik ederek ikisini de bu&nbsp; uğruda şehit vermiş , canıyla malıyla bu dine ve dinin peygamberine saldıran müşriklere&nbsp; İslam’ı ve onun Peygamberini (s.a.v.) yok etmeye çalışanlara karşı ömrünün sonuna kadar göğsünü siper ederek&nbsp; hizmet etmiş , Peygamber efendimizin (s.a.v.) duasını almış ,hakkında birçok övgüyle bahs edilen Allah’ın aslanı Hz. Ali’nin babası ve Efendimiz (s.a.v.)’in öz&nbsp; amcası&nbsp;<strong>Hz. Ebu Talip (r.a.)</strong>&nbsp;ten bahs edeceğiz.</p>

<p><strong>Efendimiz (s.a.v.)’in nesli paktır hiçbir amcası müşik değildir .</strong></p>

<p><strong>(Ebu Leheb Efendimizin öz amcası değildir.</strong></p>

<p><strong>Arap kültüründe evlatlık ve üvey evlatlar da öz evlat gibi kabul ediliyordu. Bu durum kitaplara amcası diye söylendiği yazıldığı için toplumda amcası diye bilinmektedir.)</strong></p>

<p><strong>Ebu Leheb&nbsp;&nbsp;Efendimiz Hazreti&nbsp; Muhammed&nbsp; (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem)&nbsp;</strong><strong>’in&nbsp;</strong><strong>öz amcası değil dedesinin evlendiği Lihyân’lı hanımının yanında getirdiği evlatlığıdır.!</strong></p>

<p><strong>Uri Rubin, Hassân b. Sâbit’in bu olayla ilgili olarak söylediği bir şiirini delil gösterip Ebû Leheb’in Abdulmuttalib’in gerçek çocuğu olmadığını, annesinin Abdulmuttalib’den önce Lihyânlı biriyle evlendiğini ve onun bu evlilikten doğduğunu yazmaktadır.&nbsp;</strong>(Uri Rubin, “Abū Lahab and sūra CXI”,&nbsp;<em>BSOAS</em>, XLII (1979), s. 13-28.J. Barth, “Ebû Leheb”,&nbsp;<em>İA</em>, IV, 34-35.)</p>

<p>***</p>

<p>Efendimiz Hazreti Muhammed (Sallalahu Aleyhi ve Alihi ve sellem)’ kendi nesebi ile ilgi buyurdular ki:</p>

<p>&nbsp;“<strong>İnsanlar iki kısma ayrılsa, Allâhü Teâlâ Hazretleri beni onların en iyisi ve seçilmişinde bulundururdu. Ben câhiliyet sefâhet ve safaleti bulaşmadan ana-babamdan dünyâ ya getirildim.</strong>&nbsp;”</p>

<p><strong>Rasûlullâh (Sallalahu Aleyhi ve Alihi ve Sellem) Hazretleri Âdem (Aleyhisselâm) dan kendisine kadar gelen bütün babaları, ister cahiliyet devrinde, ister cahiliyet devri hâricinde olsun, tümü mü’min ve temiz kimselerdi. ( 1)</strong></p>

<p><strong>Rabbimiz Arap toplumundaki evlatlık ve üvey evladın öz evlat kabul edildiği&nbsp; yanlış inanç ve adeti ortadan kaldırmak için evlatlığı Hz. Zeyd’in boşadığı hanımı Hz. Zeyneb’i (r.a.) Peygamber Efendimize (s.a.v.) ayet ile nikahladığını emr etmiştir.”</strong></p>

<p>”.<strong>.Derken Zeyd, eşinden ilişiğini kesince biz o kadını sana eş ettik, bu da, oğul edinilen kişiler, eşlerinden ayrıldıkları zaman onların bıraktıkları kadınları inananların almalarında bir beis olmadığını bildirmek içindi ve Allah’ın emri yerine gelmiş oldu.”</strong>(Ahzâb Suresi 37)</p>

<p><strong>”Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirisinin babası değildir; fakat Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah ise, her şeyi hakkıyla bilendir.’</strong>‘(Ahzâb Suresi 40)</p>

<p>Rabbimiz bu ayet ile de evlatlığın İslam dininde öz evlat olarak kabul edilmediğini&nbsp; ve bu cahiliye inanç ve&nbsp; adetinin kaldırıldığını bildirmiştir.&nbsp;</p>

<p>Fakat&nbsp; yazık ne&nbsp; ki&nbsp; &nbsp;İslam’ı anlattığını zanneden birçok kişi kötü örnek vermeye ihtiyaç duyduğu anda&nbsp; (”<strong>Peygamber kendi amcalarına&nbsp; bile bir şey yapamadı</strong>!) Efendimizin Amcalarının imanı ,kişiliği ile geçmişten günümüze kadar&nbsp; bilerek veya bilmeden imanı üzerinden aynı zamanda&nbsp; Peygamber efendimiz de (s.a.v.) itibar suikastı yapılarak kötülenmeye çalışılmış ve bu yanlışlık hala devam etmektedir.</p>

<p>Sanki dünyada başka kötü örnek gösterilecek&nbsp; zalim gaddar hain, insanları haksız yere katleden, kafir müşrik hiç kimse kalmamış gibi ”<strong>Ebu Talip&nbsp; imansız öldü ,iman etmedi. Peygamber efendimizin amcası olmayan Müşrik&nbsp; Ebu Leheb i de arkasına takarak&nbsp;</strong>&nbsp; dayanak yapıp&nbsp; kötü örnek olarak gösterip ve bu yolla da dolaylı olarak Peygamber efendimizi aşağılamaya yönelik bir algı oluşturulmaktadır. Tarihte Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Ehl-i Beytine zülüm ve hakaret edenler ile ilgili bir konu açıldığında ”<strong>o konuları açmayın onları konuşmayın”</strong>&nbsp;diyenler .</p>

<p>Ne hikmetse Peygamber efendimizin (s.a.v.)&nbsp; amcasını sürekli kötülemekte&nbsp; ve Peygamber efendimize de dolaylı olarak itibar suikastıyla algı oluşturulmaktadır.(”<strong>Peygamber kendi amcasına bile bir şey yapamadı</strong>!) v.b. )&nbsp; denilerek ve bu&nbsp; sürekli gündemde tutularak mü’minleri rencide etmekte ve&nbsp; &nbsp;tartışmaya sebep olmaktadır.&nbsp;</p>

<p><strong>Oysa ki’&nbsp; Ebu Leheb&nbsp; Paygamber efendimizin öz amcası değildir. Dedesinin evlendiği Lihyan’lı bir hanımın&nbsp; yanında gelen üvey evlatlıktır.</strong></p>

<p>Tebbet süresinde Ebu Leheb ile cehennemlik olduğu bildirilen Ebu Leheb’in hanımı da Ebu Süfyan’ın öz ablası Ümmü Cemil dir .Ebu Süfyan’nın öz ablası ve&nbsp; Muaviye’nin öz halasıdır.</p>

<p>Bu dillendirilmemekte , yazılmamakta söylenmemektedir. Emevi ailesinin itibarı sarsılmasın diye herhalde..!</p>

<p>***</p>

<p><strong>Bir çokları Hz. Ebu Talib’in&nbsp; (Allah’a sığınırız) imansız dünyadan göçtüğüne inanmaktadır.</strong></p>

<p><strong>Ama Ehl-i Beyt evlatları ve ehli hak ilim adamları&nbsp; onun iman ettiğine ve mü’min olarak bu dünyadan göçtüğü hususunda asla şüphe etmemişlerdir.&nbsp;&nbsp;</strong><br />
***<br />
<strong>&nbsp;İslam araştırmacılarına göre Hz.Ebu Talib’e istinat edilen bu asılsız iddialar, Beni Ümeyye’nin, Hz. Ali’ye (k.v.) olan düşmanlığı yüzünden uydurulmuştur.</strong></p>

<p><strong>Bazı insaflı Ehli hak islam&nbsp; alimleri Ebu Talib’in imanını ispat etmek için birçok kitaplar, makaleler ve risaleler yazmışlardır. Böylece muhaliflerin ithamlarına cevap vermişlerdir..</strong></p>

<p>Bu yazımızda&nbsp; bu yalan yanlış art niyetli&nbsp; iddialara cevap vermeyeceğiz.</p>

<p><strong>Hz.Ebu Talib’i (r.a.) evladı Hz. Ali (k.v.) nin divanından onun dilinden dinleyip tanıyalım.&nbsp;&nbsp;</strong></p>

<p>***<br />
<strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;BABAM ABDU MENAF BİN ABDULMUTTALİP İBN-İ HAŞİM (R.A.)&nbsp;&nbsp;</strong><strong>&nbsp;&nbsp;</strong></p>

<p><strong>“Babam Ebû Tâlib, kurtuluş talep edenlerin koruyucusu, yağmura hasret kimseler için bereketli bir&nbsp;</strong><strong>yer ve karanlıkta kalanlar için bir nûr idi.”</strong></p>

<p><strong>&nbsp; &nbsp; “Her türlü kötülüğe sebep olan şeylerden ve kötü&nbsp;</strong><strong>sözlerden, sakındı.</strong></p>

<p><strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp;İffet ve nezâhate riâyetle yüksek yerler edindi.”</strong></p>

<p><strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp;“Kerim olan nefsini kötü durumlardan korudu.</strong></p>

<p><strong>&nbsp; &nbsp; Yükseklik dışında kalan şeylerden çekindi.”</strong></p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;“<strong>Cahil veya bir çocuk, hafif meşreplik gösterdiği&nbsp;</strong><strong>zaman hilim ve vakarla karşılık vererek yol göstericilik yapardı.”</strong></p>

<p><strong>“Olgunluk yaşının yumaşaklığına sahiptir.</strong></p>

<p><strong>Cesarette ihtiyatlı davranır.</strong></p>

<p><strong>Dış görünüşte himmeti görünmese de aslında basiret sahibidir.”</strong></p>

<p><strong>“Onun yüzünden sular berraklık ve arılık kazanmıştır.</strong></p>

<p><strong>Değer bakımından da sular yine ondan dolayı&nbsp;</strong><strong>kıymet kazanmıştır.”</strong></p>

<p><strong>“Zamanın ve devranın olayları karşısında sabır&nbsp;</strong><strong>gösterir.</strong></p>

<p><strong>Kalpte gizli olan durumları ketm etmeğe&nbsp;</strong><strong>çalışır, böylece idare cihetine gider.”</strong></p>

<p><strong>“Bütün himmetlere galip gelen bir himmeti vardır.</strong></p>

<p><strong>Ay, nasır ki en yüksek ışık noktasına ulaştığında&nbsp;&nbsp;</strong><strong>diğer yıldızları bastırırsa o da aynı şekildedir.”</strong></p>

<p><strong>“Faziletinden dolayı komşularına karşı gösterilmesi&nbsp;</strong><strong>gereken hak ve hukuku gözetler.</strong></p>

<p><strong>Ahd ü vefaya&nbsp;</strong><strong>riâyet eder.”</strong></p>

<p><strong>“Ey baba, Hazret-i Peygambere yardım’ etmekte&nbsp;</strong><strong>bana sabrı tavsiye ettin.</strong></p>

<p><strong>&nbsp;Allah’a yemin ederim ki&nbsp;</strong><strong>ben bu sözden hiç bir zaman ayrılmadım.”</strong></p>

<p><strong>&nbsp; &nbsp;“Fakat benim istediğim şey benim nusret ve yardımımı görmüş olmandır.</strong></p>

<p><strong>Biliyorsun ki ben, hiç bir&nbsp;</strong><strong>zaman senin emir ve tavsiyelerin dışında hareket&nbsp;</strong><strong>etmedim.”</strong></p>

<p><strong>“Benim bütün gayret ve çabam Hazret-i Rasûlullâh&nbsp;</strong><strong>sallallâhü aleyhi ve sellem’in başarılı olması içindir.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Hidayete vesile olan elçiye küçükken de, büyükken&nbsp;&nbsp;</strong><strong>de yardım etmekten geri kalmadım.”</strong></p>

<p><strong>“Babanın sana yapmış olduğu tavsiye ve öğütleri&nbsp;</strong><strong>tutmağa çalış.</strong></p>

<p><strong>Çünkü babasının tavsiyelerini dinleyen kimse zarar görmez.”</strong></p>

<p><strong>“Senin yokluğun, gayret ve himmet sahibi kimseler için bir yıkım oldu.</strong></p>

<p><strong>Sen Muhammed Mustafa’nın en hayırlı amcası idin.”</strong></p>

<p><strong>“Geceleyin akşamdan sabaha kadar daima inler ve&nbsp;</strong><strong>ağlarım.</strong></p>

<p><strong>Çünkü dünyadan o büyük reisimiz, serdarımız ve ihtiyarımız (şeyhimiz) gitti.”</strong></p>

<p><strong>“O şeyh ve reis diye adlandırdığımız babam, Ebû&nbsp;</strong><strong>Tali’dir ki fakirlerin ve yoksulların sığınağı idi.</strong></p>

<p><strong>Sabırlı, halim ve mütevazı olmasına rağmen yüksek&nbsp;&nbsp;</strong><strong>atalarına yakın olan evlattan değil idi.”</strong></p>

<p><strong>“Ebû Talip’in bu dünyadan gitmesiyle idarede açılan gediği Beni Hâşim kanattı.</strong></p>

<p><strong>Işığın kısılmasına&nbsp;</strong><strong>müsaade ederlerse sönüverir.”</strong></p>

<p><strong>“Kureyş kabilesi, Ebû Talip’in Hakk’a yürüyüşüyle&nbsp;</strong><strong>sevinç ve neşe duydu.</strong></p>

<p><strong>Oysaki dünyada hiç kimsenin baki kaldığı görülmemiştir.</strong></p>

<p><strong>Bugün onun ölümüne sevinenler, yarın kendileri de öleceklerdir.”</strong></p>

<p><strong>“Kureyş kabilesi, her hususta gösterdikleri şeytanî akıl ile hareket ederler.</strong></p>

<p><strong>Fakat buna rağmen&nbsp;</strong><strong>doğru yolu bulmamış, dalâlet ve küfür içinde yüzmektedirler.”</strong></p>

<p><strong>“Zaman zaman boğazımda acılık duyarım ki bana&nbsp;</strong><strong>makam ve mevkiini kaybeden insanların hissettiği acıdan daha ağır gelir.”</strong></p>

<p><strong>“Bir kimseyi görmedim ki kendi kusur ve ayıplarıyla meşgul olsun.</strong></p>

<p><strong>Böyle bir kişi dış görünüşteki&nbsp;</strong><strong>güzel şeylere bakmaksızın gözlerini insanların&nbsp;</strong><strong>içinde bulunduktan durumlara dikmiştir.”</strong></p>

<p><strong>“Dünyada hiç kimse insanların dilinden kurtulmamıştır.</strong></p>

<p><strong>Çünkü insanlar daima birbirlerinin dedikodusuyla meşgul olmuşlardır.”</strong></p>

<p><strong>“Ey gözümün nuru! Cömertlik, göçüp giden iki&nbsp;</strong><strong>insana helâl olsun.</strong></p>

<p><strong>Bu dünyada onların bir benzerini göremezsin.”</strong></p>

<p><strong>“Bunlardan birisi Mekke’nin efendisi olan Ebû&nbsp;&nbsp;</strong><strong>Tali’dir. Diğeri de kadınlardan ilk namazı kılan&nbsp;</strong><strong>Hatice’dir.”</strong></p>

<p><strong>“Temiz tabiatlı bir insan olan Hazret-i Hatice’nin&nbsp;</strong><strong>huy güzelliği Cenâb-ı Hakk tarafından verilmiş ve&nbsp;</strong><strong>kendisine fazilet bahşedilmiştir.”</strong></p>

<p><strong>“Onların Hakk’a yürüyüşleri bana aydınlık olan&nbsp;</strong><strong>gündüzü gece yaptı.</strong></p>

<p><strong>Beni zahmet ve sıkıntılar içinde bırakarak, üzüntümü sonsuz hale getirdiler.”</strong></p>

<p><strong>“Allah rızası için İslâm’ın yayılmasına yardımcı&nbsp;</strong><strong>oldular.</strong></p>

<p><strong>Verdikleri sözü tutarak dine karşı gelenlerle mücadele ettiler.”</strong></p>

<p><strong>“Bir kul ki büyük olan Allah’a itaat eder ve onun&nbsp;</strong><strong>emirlerini tebliğ eden Hazret-i Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemin ardından gider.”</strong></p>

<p><strong>“Allah’ın esenliği birbir onun üzerinde olsun.</strong></p>

<p><strong>Sabah akşam ve esenlik ve mutluluktan uzak&nbsp;&nbsp;</strong><strong>kalmasın.”</strong></p>

<p><strong>“Dosdoğru yolu tutarak adâlet ve hakkaniyeti yerine getirenlerle Allah’ın yolundan ayrılarak zelil&nbsp;</strong><strong>olanlar bir olmazlar.”</strong></p>

<p><strong>“Bize Cenâb-ı Hakk’ın himâyesi ve onun habibi&nbsp;</strong><strong>olan Peygamber’in dostluğu kâfidir.</strong></p>

<p><strong>Başka bir&nbsp;&nbsp;</strong><strong>yardımcıya ihtiyacımız yoktur.”&nbsp;&nbsp;</strong><em><strong>Ali bin Ebu Talib&nbsp;</strong></em></p>

<p>***</p>

<p><strong>&nbsp;İlâhi Ya Rabbi :sen bizleri Al-i Beytinin yolundan ayırma.</strong></p>

<p><strong>Efendimiz Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem) ’e lâyık ümmet eyle.</strong></p>

<p><strong>Yolunda daim ve kaim eyle.</strong></p>

<p><strong>O’nun ahlâkıyla ahlakımızı tezyin eyle.</strong></p>

<p><strong>Sevgisine lâyık eyle.</strong></p>

<p><strong>İlâhî bu sevgiye kavuşamadı isek kavuşabilmemizi, k</strong><strong>avuştu isek bu sevgiyi koruyabilmemiz için, yer yüzünde İlâhî sevginin yansıdığı odak olarak yaratılan</strong></p>

<p><strong>“Rahmeten li’l-Âlemin” olan Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem)’i ve Ehl-i Beyt’ini&nbsp;sevmemizi, onların sevgi dairesine girebilmemizi ve onların yolunda onlarla aynileşmeyi nasip eyle.</strong></p>

<p><strong>Bu uğurda&nbsp;şüheda-i Kerbela’ya verdiğin ecir ve fazileti ve şehadeti bizlere de lütfeyle.</strong></p>

<p><strong>Kıyamet günü Onlarla birlikte efendimizin sancağı altında haşr eyle .</strong></p>

<p><strong>Amin.</strong></p>

<p><strong>Selam ve Dua eder dualarınızı bekleriz.</strong></p>

<p><em><strong>Cesim ZEYDANLI&nbsp;</strong></em>– 10-01-2024 ANKARA</p>

<p>ULUSLARARASI EHL-İ BEYT ARAŞTIRMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI</p>

<p><strong>Dipnot:</strong><br />
<strong>1~</strong>(İ.Beyhekî ,Delâil-ün-nübüvve)</p>

<p><strong>2~</strong>(Bu yazı: hayatı boyunca Hazret-i Ali kerremallâhü veche tarafından söylenmiş manzum sözlerin<br />
(şiirlerin) Şerif Murtaza denmekle ünlü Ebu’l-Kasım&nbsp; Ali bin Tahir’in derlediği ve Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük bilginlerinden Müstakim-zâde Süleyman Sadeddin’in manzum olarak tercüme edip açıkladığı “Hazret-i Ali Divanı ve Açıklaması” ndan hazırlanmıştır.)</p>

<p><strong>3~</strong>&nbsp;(Hz. Ebu Talib’in asıl adı Abdu Menaf bin Abdulmuttalib ibn-i Haşim’dir.)</p>

<p><strong>4~</strong>&nbsp;(Hazret-i Ali’nin cömertlikte eşsiz diye tavsif ettiği Hazret-i Hatice (a.s.) annemiz ile kendi babası Hz.Ebû Tâlib’(r.a.) dir.)</p>

<p><strong>Not</strong>. Kaynak gösterilmeden izinsiz kullanılamaz.&nbsp;<strong>:5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu</strong>&nbsp;uyarınca eser sahibi, telif hakkı kapsamında; manevi ve mali haklara sahiptir<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Apr 2025 21:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/04/cesim-zeydanli-evladinin-dilinden-babasi-hakkinda-gercekler-1744397838.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘Alevi kurumlarının KKTC’deki başörtüsü karşıtı eyleme katılması doğru değil’</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/alevi-kurumlarinin-kktcdeki-basortusu-karsiti-eyleme-katilmasi-dogru-degil-943</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/alevi-kurumlarinin-kktcdeki-basortusu-karsiti-eyleme-katilmasi-dogru-degil-943</guid>
                <description><![CDATA[Kıbrıs Alevi Kültür Derneği’nin, KKTC’de başörtüsüne karşı düzenlenen eyleme kurumsal olarak katılması tepki çekti. Avrupa Alevi Düşünce Derneği Başkanı İsmet Abbasoğlu, ‘Aleviliğin kurumsallaştırılarak siyasete malzeme yapılmasını doğru bulmuyoruz’ dedi. Abbasoğlu, bazu kurum temsilcilerinin Alevileri politik malzeme ürünü olarak gördüklerini ve tehlikeli olayların içine sürüklemek istediklerini vurguladı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Kıbrıs Alevi Kültür Derneği’nin, KKTC’de kız öğrencilerin ortaöğretim kurumlarına başörtüsüyle girmesinin serbest bırakılması üzerine düzenlenen ‘<em><strong>Gericiliğe Geçit yok</strong></em>’ eylemine katılması tepki çekti. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Avrupa Alevi Düşünce Derneği Başkanı İsmet Abbasoğlu, konuyla ilgili dikkat çeken açıklamalar yaptı. </span></span></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">KURUMLARIN AMACI ALEVİ İNANCINI YANSITMAKTIR</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Abbasoğlu, şöyle konuştu, <strong>“</strong>Kıbrıs’taki süreçle ilgili farklı düşünüyoruz. Kıbrıs’taki Aleviler laiklik temelli yapılan bu protestolara katılmak isteyebilirler. Ancak, bu protestoların içinde Alevi kurumlarının da olması çok manidar. Çünkü Alevililikle ilgili kurumların en önemli işlevi Alevi inancının doğru yansıtılması, nesilden nesile aktarılabilmesi, inançsal faaliyetlerin düzgün bir şekilde yürütülmesidir. Cemevleri ve çeşitli dernekler bu amaçla kuruluyor. Ama ne hikmetse son zamanlarda Aleviliğin siyasallaştırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Bazı Alevi kurumları bu mantıkla hareket ediyorlar. Bu kurumları yöneten şahıslar Alevileri politik malzeme ürünü olarak görüyorlar. Alevileri her protestonun içine gözü kapalı sokmaya çalışıyorlar. Biz bu yapılanları şiddetle reddediyoruz. Çünkü Alevilik hümanizm temelli bir inanıştır. Aleviliğin özünde arınma var, Aleviliğin özünde yetmiş iki millete aynı noktadan bakmak var, insanların kılık kıyafetine karışmamak ve inancına müdahale etmemek var. </span></span></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">ÜLKE KARŞITI EYLEMLERE ALEVİLER KATILMAMALI</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Aleviler sadece kendi inançlarını düzgün bir şekilde yaşamak ve nesilden nesile aktarmak istiyor. Her türlü protestoda, ülke karşıtı her türlü olayda Alevilerin olmasını istemiyoruz. Kıbrıs’daki Aleviler çeşitli nedenlerle bu eylemlere katılabilirler ama bu eylemlerin Alevi kurumlar üzerinden yapılmasını doğru bulmuyoruz. Yani bu eylemlerde Alevilikle ilgili kurumlar neden var? Alevilikle ilgili bir saldırı mı var, karalama mı var, Alevi inancına karşı bir uygulama mı var ki Alevi kurumları bu eylemlerin içerisinde?</span></span></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">ARKASINDA AVRUPA MERKEZLİ YAPI VAR</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Biz bunu şiddetle reddediyoruz ve bunun arka planındaki kişi ve kurumların kim olduğunu da biliyoruz. Bu noktada özellikle Avrupa merkezli bir yapıdan bahsetmek gerekiyor. Bu yapı Alevilerin yaşadığı tüm ülkelerde koordineli olarak, kurumlar oluşturarak, bu kurumları kendi düşünceleri etrafında her yerde ülke ve hükümet karşıtı protestoda var ediyorlar. Bu artık çok rahatsız edici bir hale geldi. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu kendince Alevi toplumunu siyasallaştırmaya çalışıyor. Bunların tek dertleri Türkiye karşıtı malzeme üretmek. Nerde bir malzeme bulsalar üstüne gidiyorlar. Alevileri tehlikeli olayların içine sürüklüyorlar. Kıbrıs’taki bir öğrenci kılık kıyafetiyle derse girmek istedi. Şimdi Aleviliğin özünde zaten kimsenin giyimine, inancına karışmamak var. Laiklik dinin siyasete alet edilmemesiyse Alevi kurumlarının bu tür siyasi meselelere müdahale etmemesi gerekir. Bunlar inançsal kurumlar çünkü.&nbsp; Siyasi meseleler siyasi partilerde konuşulur. Aleviliğin kurumsallaşıp siyasete malzeme yapılmasını doğru bulmuyoruz.” </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Apr 2025 12:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/04/alevi-kurumlarinin-kktcdeki-basortusu-karsiti-eyleme-katilmasi-dogru-degil-1744279536.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Aksoy: Alevi-Bektaşi araştırmalarının önemi ve dikkat edilmesi gereken hususlar</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-aksoy-alevi-bektasi-arastirmalarinin-onemi-ve-dikkat-edilmesi-gereken-hususlar-921</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-aksoy-alevi-bektasi-arastirmalarinin-onemi-ve-dikkat-edilmesi-gereken-hususlar-921</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Aksoy, 28-30 Ekim 2005 tarihlerinde Süleyman Demirel Üniversitesi çatısı altında düzenlenen Uluslararası Bektaşilik ve Alevilik Sempozyumu’na “Alevi-Bektaşi araştırmalarının önemi ve dikkat edilmesi gereken hususlar” başlıklı bir bildiride bilimsel araştırmalarda yöntem konusunda önemli uyarılar yapmıştı. Makalenin önemi nedeniyle ve özellikle de yeni kuşak araştırmacılara yol gösterici olması umuduyla, yazarın izniyle sitemizde yayınlıyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Türkiye’de Cumhuriyet döneminde konu hakkında ilk saha çalışmasının örneğini 1930’lar Yusuf Yörükan ve 1970’lerde de Mehmet Eröz’de görüyoruz. 1980’lerden sonra ise konu hakkında akademik ve amatör çalışmacılar tarafından çeşitli saha araştırmaları yapılmıştır ve yapılmaya devam edilmektedir. Burada müzakere (etüt, oylaşma) edeceğimiz bildiriler; “<em><strong>Göller Yöresi’nde Bektaşilik İnancı Önemli Kült Merkezleri</strong></em>”, Doç. Dr. Sabri Çakır; “<em><strong>Bektaşîliğin Farklı İnanç ve Uygulamalarını Yaşatan Veli Baba Sultan Ocağı</strong></em>”, Mehmet Ersal’ın yapmış oldukları çalışmalardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Konuyu müzakere etmeden önce kısa bir açıklama yapmanın gereğine inandığımız için bazı kısa bilgiler vermek istiyoruz. Türkiye’de yapılan araştırmalar genelde ne hikmetse gücünü nereden aldığı belli olmayan bir nedenden dolayı adeta bir tabu gibi dokunulmaz oluyor. Eleştirilen çalışmalarda ise konu sadece olumlu yönden değerlendirilir. Böyle bir anlayışın bazı olumlu yönleri olsa da akademik çalışmaların olumsuz yönlerinin fark edilmesi konu hakkında daha farklı ve derinlemesine çalışmaların yapılmasına imkan verir. Diğer yandan yazmak ve meydana çıkmak her türlü eleştiriye meydan okumak demektir. Bu bağlamda yukarıda ifade ettiğimiz makaleler hakkında görüşlerimiz şu şekildedir: </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sosyal hayatımızı etkileyen veya yaşanan sosyo-kültürel faktörler, rastlantılar sonucu değil, tarihi süreç içinde çeşitli etkileşimlerle bize kadar gelirler. Bu açıdan bakıldığında sosyo-kültürel faktörler adeta birer “<em><strong>sosyal genetik</strong></em>” değerlerdir. Başka tabirle nasıl biyolojik faktörler “<em><strong>genetik</strong></em>” yoluyla, yılların akışında değişerek geliyorsa; sosyo-kültürel faktörlerde “<strong><em>sosyal genetik</em></strong>” vasıtasıyla tarihten değişerek gelerek sosyo-kültürel hayatı meydana getirirler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Saha çalışmaları yaşanan kültür unsurlarının tespit edilmesi açısından son derece önemlidir. Ancak akademik çalışmalar sadece alanda fotoğraf çekmek (Yani kültür unsurlarını tespit etmek) ya da onu tasvir etmek olarak algılanamaz. Eğer bu şekilde algılanırsa o zaman akademik çalışmaları diğer çalışmalardan ayıran özelliklerin varlığı da tartışılmaya başlanır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sayın Çakır, tarafından yapılan çalışma, makaleden de anlaşılacağı üzere beş (5) yerleşim yerinde, Sayın Ersal'ınki ise Isparta ili Serinkent ilçesi Uluğbey beldesinde bir mastır tezi çerçevesinde, yerinde gözlem ve mülakata dayalı yapılan saha çalışması örnekleridir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir çalışmada kullanılan kavramlar bilinen anlamlarından farklı kullanılmıyorsa, bunların tanımlarının çalışmalarda tekrarlanması, akademik hiçbir anlam taşımaz. Hatta böyle bir anlayış okuyucular tarafından saygısızlık olarak algılanabilir. Olması gereken değil de olanın olduğu gibi ifade edilmesi şüphesiz önemlidir. Ancak sadece olanın ifade edilmesi, yukarıda ifade edildiği gibi “<em><strong>fotoğraf çekmek</strong></em>”ten farklı bir şey değildir. Akademik anlayış olanın arka planını yani tarihi kaynaklarını, niçinini nedenlerini, olası sonuçlarını ve yansımalarını yorumlamayı gerektirir. Kısaca akademik anlayış alanın hikmetini veya hikmetlerini bulmaya yönelik olmalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sosyo- kültürel faktörler tabiatları gereği çok nedenlidir. Batınî özellik taşıyan “<em><strong>Alevi Bektaşîliği</strong></em>” anlamada tek seçenek olarak gösterilen, ancak yirminci yüzyılın ikinci yarısında adeta K. Popper (1902-1994, neo marksist felsefeci.) tarafından tarihin derinliğine gönderilen, “<strong><em>diyalektik düşünme ve yöntem anlayışı</em></strong>” ile açıklamaya çalışmak adeta yöntem adına yöntemsizliktir. Yöntemsizlik sorunundan olacak ki “<em><strong>Bektaşilik kimliği</strong></em>” ya da “<strong><em>Isparta ilini Bektaşilik kültürünün yaşam alanları açısından değerlendirmeye çalışırsak Uluğbey Veli Baba Sultan Ocağı kanaatimize göre kültürün en canlı yaşatıldığı beldesidir</em></strong>” ifadeleri kullanılmıştır. Konu hakkında söz konusu ilde başka hiçbir araştırma yapılmadan ya da önceden yapılmış araştırmalara bakmadan nasıl kanaat sahibi olunur? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sosyal bilimlerin dili veya kullandığı araçlar, kavramlardır. Eğer kavramlar rast gele kullanılırsa, zaten sosyal bilimlerin en büyük sorunlarından biri olan kavram kargaşasına yenilerini eklemiş oluruz. Üstelik Türkiye açısından konu daha vahimdir. “<strong><em>Kimlik</em></strong>” kavramı dini anlayış ve yorumları da ihtiva ettiği için, “<strong><em>Bektaşilik kimliği</em></strong>” kavramı sosyal bilimlerdeki kimlik kavramından farklı anlamda kullanılıyorsa “<strong><em>Tanımlar</em></strong>” başlığı altında mutlaka tanımlanması gerekirdi. Oysa orada böyle bir yola başvurulmadığı gibi bilinen tanımları tekrarlamaktan da öteye gidilmemiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yöntem konusunda diğer bazı sorunları da şöyle ifade edebiliriz. Yukarıda isimleri yazılı olan çalışmalardan birinde “<em><strong>Bektâşi inançları ve uygulamaları yörelere ve ocaklara göre farklılıklar göstermektedir</strong></em>”&nbsp;denilmektedir. Bu iddia belki doğru olabilir, ancak hiçbir kaynak gösterilmeden, Arnavutluk’tan Anadolu’ya, buradan Mısır’a kadar olan geniş bir coğrafyada yaşayan insanların bazılarının dini inancı bilindiği gibi Bektaşîliktir. Dolayısıyla yukarıdaki anlayışın kaynağı gösterilmeden kullanılan ifade en hafif tabirle genelde “<strong><em>Aleviler</em></strong>”e, özelde ise “<em><strong>Bektaşiler</strong></em>”e saygısızlık, hatta hakarettir. Diğer yandan yörelere ve ocaklara göre farklılıklar gösteren bir anlayış, katı Sünni anlayışının dışında kendine özgü bir yorumuyla, “<strong><em>Bektaşilik</em></strong>” adıyla sistemleşerek, yukarıda ifade ettiğimiz coğrafyada (her şeye rağmen) insanların inancı olmuş ve günümüze kadar gelmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Halk kültürü konusunda saha çalışması yapıldıktan sonra tekrar sahaya gitmek imkanı yoksa eksik kalan ya da yeterince aydınlanamamış bazı konularda önceden görüşme yapılan veya bunların önerdiği insanlarla telefon görüşmeleri yapılabilir. Ancak, önceden hiçbir görüşme ve mülakat yapmadan insanların vicdanları ve sosyo-kültürel değerleriyle ilgili konularda telefonla bilgi derlemek son derece sakıncalıdır. Mesela araştırmacı konuştuğu insanın gerçek kimliğini hakkında nasıl sağlıklı bilgi verebilir? Bilgiyi veren insanın sağlıklı bir ortamda bilgi verdiğini nasıl bilebilir? Mimik ve tavırlar da bir ifade biçimidir. Telefonda bunu yakalamak mümkün değildir. Bu gibi sorunlardan dolayı sosyo-kültürel konularda telefonla saha çalışması yapmak bilimsel bütünlüğü göz ardı eden bir anlayışı yansıtır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Araştırmaların başlıkları verilmek istenen mesaj açısından son derece önemlidir. Ancak Türkiye’de bu konuya genelde dikkat edilmez. Oysa yapılması gereken kullanılan başlık ile makalenin içeriğinin önemli oranda örtüşmesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye’deki araştırmacıların önemli problemlerinden biri de, önce yapılan çalışmaları ya yok saymak, ya da hiçbir gerekçe göstermeden onların yetersizliğinden genel ifadelerle bahsederek, en önemli araştırmayı yaptıkları intibaını vermektir. Böyle bir anlayış akademik etikle bağdaşmadığı gibi bilgi birikiminin oluşması açısından da son derece sakıncalıdır. Diğer yandan her çalışmanın olumsuz yönlerinin dahi bir sonraki araştırmalara katkısının olduğu unutulmamalıdır. Söz konusu her iki araştırmacı da konu hakkında araştırmaları olan bazı akademisyenleri yok saymışlardır. Mesela her iki akademisyen de bölgede kendilerinden önce araştırmalar yapmış olan Yusuf Yörükan, İsmail Engin ve Yılmaz Soyyer’in çalışmalarını görmezden gelmişler. Diğer yandan biri Hüseyin Bal, Ruhi Fığlalı ve Orhan Türkdoğan’ı, diğeri ise Ahmet Yaşar Ocak ve Mehmet Eröz’ü görmezden gelmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Bizim kültürümüz Ehlibeyt ve insan sevgisi üzerine kurulmuş bir kültürdür. Anadolu’da yaşamış bazı uygarlıkların toplumsal ve inançsal görüşleri üzerine kurulmuş bir inanç sistemidir</em></strong>”. Bir akademisyenin böyle bir ifadeyi “<strong><em>olanı olduğu gibi ifade etmek</em></strong>” anlayışından hareketle yukarıda olduğu gibi okuyuculara sunması mı, yoksa bu ifadeyi kullanan insanın ne demek istediğini anlamaya çalışarak ve yorumlayarak sunmasının gerekli olup olmadığımı tartışılmalıdır? Eğer bu tartışma yapılmadan yukarıdaki anlayıştan hareket edilirse, son günlerde bazıları tarafından tartışma konusu yapılan “<strong><em>Alevilik İslâm dışı</em></strong>” (Hiçbir bilimsel temeli olmayan siyasi ve ideolojik bir yaklaşım) anlayışı desteklenmiş olmaz mı? Belki, söz konusu ifadenin sahibi bu amaçla yukarıdaki ifadeleri kullanmış olabilir. Ancak akademisyenin görevi yukarıda ifade edildiği gibi sadece fotoğraf çekmek olmamalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak, saha çalışmaları yapan akademisyenlerin her şeyden önce çalıştıkları konu hakkında sağlıklı altyapı bilgilerine sahip olması gerekir. Sonra ise olabildiğince disiplinler arası bir anlayıştan hareket ederek, karşılaştırmalı olarak sahada derlediği bilgileri okuyuculara sunmalıdır. Böyle bir anlayışla hareket edilirse “<strong><em>Bektaşilik Alevilerden daha serbest</em></strong>”, “<strong><em>Bektaşiler... kendilerini Alevilerden ayrı görmekte ve öyle hissetmektedirler</em></strong>” ifadeleri kullanılmazdı. Üstelik ikinci cümle “<em><strong>Hanefiyim ama Müslüman değilim</strong></em>” demekle eşdeğerdir. “<em><strong>Cem töreninin yapılacağı eve gelen bütün taliplere kahve ikramında bulunur. Herkes kahvesini içince Dedenin huzuruna kahve takımları ile çıkılarak duasını alır</strong></em>”. Türkiye’de neredeyse 1960’lara kadar çay içmenin dahi çok lüks olduğu bilinen bir gerçek iken, cem törenlerinde kahve içmenin cemin ritüellerinden biri olarak ifade edilmesinin sorgulanması gerekirdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">En önemlisi, sosyo-kültürel yapının ve değişmenin dinamikleri bilinmeden sosyokültürel hayatı anlamak mümkün değildir. Diğer yandan “<em><strong>biz araştırmacılara düşen görev ise, yaşayan malzemeyi kayıt altına almaktır</strong></em>” anlayışı, sosyo-kültürel hayatı anlamamaktır. Kaldı ki akademisyenin böyle bir görevi olamaz. Belki olsa olsa akademik çalışma kayıt altına alınmış kültür unsurlarını yorumlamak olabilir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Mar 2025 13:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2025/03/prof-dr-aksoy-alevi-bektasi-arastirmalarinin-onemi-ve-dikkat-edilmesi-gereken-hususlar-1743332259.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Halil Çivi yazdı:Emperyalist güdümlü bir Bektaşi devleti kurma girişimi</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-halil-civi-yazdiemperyalist-gudumlu-bir-bektasi-devleti-kurma-girisimi-655</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-halil-civi-yazdiemperyalist-gudumlu-bir-bektasi-devleti-kurma-girisimi-655</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Halil Çivi, kurulması planlanan Arnavutluk'ta Bektaşi Devleti hakkında bir yazı kaleme aldı. Bölgede böyle bir devletinin sadece ABD ve Batılı emperyalistlerin işine yarayacağını belirten Prof. Dr. Halil Çivi, yazısında şunları kaydetti:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ARNAVUTLUK'TA &nbsp;EMPERYALİST &nbsp;GÜDÜMLÜ BİR &nbsp;BEKTAŞİ DEVLETİ KURMA GİRİŞİMİ HAYRA ALAMET DEĞİLDİR...</strong><br />
Vatandaşlar, " Hocam, Arnavutluk'ta Bektaşi Devleti kurulması ile ilgili düşünceleriniz nedir?"diye &nbsp;soruyorlar. Özetlemeye çalışalım.</p>

<p>Amerika Birleşik Devletleri (ABD) &nbsp;de, 22 Eylül 2024 tarihli Nevyork Times &nbsp;Gazetesi'nde, Arnavut Başbakanı Edi Rama kaynaklı bir haber çıktı. Bu habere göre, Arnavutluğun başkenti Tiran'da, Vatikan benzeri, Bektaşilere önderlik yapacak, sınırları, pasaportu olan, tahmini olarak 27 dönüm bir &nbsp;yüzölçümüne sahip , hoşgörü ve çoğulculuk üzerine bina edilmiş bir BEKTAŞİ DEVLETİ kurulacaktır. Bu devletin başkanlığına da gerçek adı Edmond Brahimaj olan ve Bektaşi toplumu tarafından "Mondi Baba- Baba mondi " olarak tanınan Arnavut asıllı ve " DEDEBABA" ünvanlı bir Bektaşi getirilecektir.</p>

<p>Eğer yayılan bilgiler doğruysa, Bektaşi Devleti'nin sınırları şimdiden belirlenmiş ve kesinleşmiştir &nbsp;Bektaşi Devletinin konuşlanıp içinde faaliyet göstereceği binalar bile &nbsp;bitmiş gibidir. &nbsp;Bektaşi Devleti' nin ilanı ve faaliyete geçmesi an meselesidir.<br />
ABD, &nbsp;Bektaşi Devlet Başkanı olacak &nbsp;Mondi Baba'ya bir zırhlı araba vemiştir. Arabanın önünde, hem Arnavutluk ve hem de ABD bayrağı birlikte dalgalanmaktadır...</p>

<p>Söz konusu haber Arnavut Başbakanı Edi Rama, ABD'den ayrılır ayrılmaz ortaya çıktı. Bu da gösteriyor ki, tıpkı Yeşil Kuşak Projesi, &nbsp;Büyük Ortadoğu Projesi ( BOP) gibi, Tiran'daki Bektaşi Devleti girişimi de bir ABD Projesidir. Bektaşilerin, Alevilerin, &nbsp;Balkan ülkelerinin, &nbsp;Balkan ülkelerinde yaşayan Alevi ve Bektaşilerin, Türkiye'nin, Türkiye' deki Alevi ve Bektaşilerin ihtiyaç ve taleplerinden doğmamıştır. Zaten söz konusu Alevi- Bektaşi gruplarının &nbsp;böyle bir talepleri de hiç olmamıştır.</p>

<p>Tarihsel gelişim süreci içinde, Balkanlar oldukça çalkantılı bir coğrafyadır. Zaten "Balkanlaşmak" terimi de bu tarihsel tespitin bir ürünüdür.Bu yeni proje, ABD'nin; &nbsp;Balkan ülkelerini, Türkiye'yi, Balkanlar ve Türkiye'de &nbsp;Alevi ve Bektaşi &nbsp;inançlı toplulukları &nbsp;kullanarak bu bölgede dinsel, etnik, siyasi huzursuzluk, istikrarsızlık ve yeni çatışmalar çıkararak ABD'nin &nbsp;dünyayı &nbsp;yeniden dizayn etme isteklerine uygun yeniden yapılandırmalara yönelik olabilir. Ayrıca siyonist İsrail Devletini de, ABD ve emperyalist Batı çıkarlarının bir uzantisı saymak gerekir.</p>

<p>Peki Arnavutluk'ta bir Bektaşi Devleti kurulmasının gelecekte yaratacağı başlıca sakıncalar neler olabilir?</p>

<p><strong>1-</strong> Vatikan benzeri bir din devleti yapılanması, orta ve uzun vadede, &nbsp;İslam Halifeliği &nbsp;kurumuna bir hazırlık olabilir. Bektaşilerden İslam Halifesi olur mu diye sorulabilir. Ancak Arnavutluk yaklaşık üç milyon nüfuslu çok küçük bir devlettir. Ayrıca bu ülkedeki bektaşi nüfüs 150.000 kadardır. Toplam nüfusün % 10 undan bile azdır. Gelecekteki beyin yıkamaları ve iktidar değisiklikleri ile Bektaşi Devleti Sünni yönetime aktarılarak Hilafet kurumu için bir sürece hazırlık evresi olabilir.</p>

<p><strong>2 -</strong> Yunanistan, Bulgaristan, Macaristan, Makedonya, Kosova, Karadağ, &nbsp;Romanya, Macaristan...gibi ülkelerde &nbsp;tarihsel olarak konumlanmış &nbsp;ve hâla Balkan ülkerinde yaşayan bir Bektaşi, Alevi ve Sünni nüfüs mevcuttur.<br />
&nbsp;Bu nedenle, Bektaşi kartı oynanarak, Balkan ülkeleri istikrarsızlık ve çatışma bataklığına itilebilir.</p>

<p><strong>3- </strong>ABD güdümlü bir Bektaşi Devleti, &nbsp;bizzat Arnavutluk devletini, gelecekte &nbsp;hem demografik, hem dinsel ve hem de kültürel olarak &nbsp;istikrarsızlaştırabilir. ABD piyonuna dönüştürebilir.</p>

<p><strong>4-</strong> Başta Avrupa' da ve hatta Türkiyede, &nbsp;Alisiz Aleviliği &nbsp;ve Alevi inancını &nbsp;İslam dışı sayan Alevi ve Bektaşi topluluklar ve kurumlar da vardır. Bu yeni Bektaşi Devleti kullanılarak, Alevi ve Bektaşiler arasında &nbsp;yeni &nbsp;çatışmalar; hatta Alevi ve Bektaşiliği İslamdan koparıp yeni bir dinin(!) temelleri atılabilir...</p>

<p><strong>5- </strong>Türkiye'deki Alevi ve Bektaşiler, Kurtuluş &nbsp;Savaşımızın büyük destekçileri ve demokratik laik Cumhuriyetmizijn aslî kurucu unsurları ve sahipleridir. Cumhuriyet ve Atatürk yanlısıdır. Bu nedenle Alevi Bektaşi &nbsp;evlerinin köşlerinde ve cemevlerinde mutlaka Hacıbektaş Veli ve &nbsp;Atatürk fotoğrafları birlikte bulunur.</p>

<p>&nbsp;Buna karşın, Bektaşi tekkelerini kapattığı gerekçesiyle, Arnavutluktaki &nbsp;Bektaşiler Atatürk'ü çok sevmezler.&nbsp;<br />
Bu tür Atatürk karşıtı Bektaşi Devleti yöneticileri, Türkiye'deki Alevi ve Bektaşi nüfusuna &nbsp;Ataturk ve Cumhuriyet karşıtı fikirler aşılayabilirler.</p>

<p>&nbsp;Halbuki, adından da anlaşılacağı Üzere, Atatürk'ün kurmuş olduğu devlet çağdaş ve laik bir devlettir. Din devleti değildir. &nbsp;Çağdaş ve laik devletlerde tarikat ve cemaatlara yer yoktur. &nbsp;Atatürk'ün Bektaşi-Alevi karşıtlığı söz konusu değildir. Bu.laik tutum çağdaş ve laik devletin zorunlu yapısı gereğidir.</p>

<p><strong>6-</strong> Hem tarihsel açıdan ve hen de güncel olarak, Dünyadaki en kalabalık &nbsp;Alevi ve Bektaşi nüfus Türkiye'dedir.Alevilik olmasa bile Bektaşilik Anadoluludur, Türkiye doğumludur. Kurucusu Hünkâr Hacıbektaş Velidir. Bu açıdan, Bektaşi ve Alevi nüfusunun çok az olduğu bir ülkede Bektaşi Devleti kurup Alevi ve Bektaşilere yön verme ve &nbsp;yönetme girişimleri iyi niyetli ve masum bir girişim olarak algılanamaz.</p>

<p>Bu açıdan, Türkiye'de, Kültür Bakanlığına bağlı olarak kurulan Alevi ve Bektaşi Genel Müdürlüğü'nun konumunu, yetkilerini, bağlantı &nbsp;ve &nbsp;sorumluluklarını güçlendirerek yeniden gözden geçirmek; Alevi yurttaşların cemevlerini ibadethane kabul edip, tıpkı camiler gibi yasal konuma almak, ayrıca devlet hizmetine girişlerde, liyakat dışında, &nbsp;başka ölçütlerle &nbsp;Alevilere görünmez engeller çıkarmamak gerekir. Alevi ve Bektaşi yurttaşların zihinlerideki eşitlik ve adalet karşıtı uygulamalara son vermek lazımdır.</p>

<p><strong>7-</strong> Hacıbektaş Veli diyor ki" Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. " &nbsp;O'nun düşünceleri, ahlak, adalet ve insan merkezlidir. O, toplumsal cinsiyet ayrımcılığına, kadınların eğitimden yoksun bırakılmasına karşıdır. Ömrü, fikir olarak, &nbsp;dinbazlar, din madrabazları ve din yobazları ile mücadele ederek &nbsp;geçmiştir.<br />
&nbsp;Hacıbektaş Veli'nin, &nbsp;dört kapı, kırk makam öğretisi, eline, diline ve beline &nbsp;sahiplik ilkeleri insanı kâmil, &nbsp;yani iyi ve doğru eğitilmiş, güzek ahlaklı ve dürüst vicdanlı &nbsp;insan oluşturma projesidir.</p>

<p>&nbsp;O'nun ardılı, &nbsp;evrensel büyük ozan Yunus Emre'' de Anadolu Alevi ve Bektaşiliğinin &nbsp; büyük mimarlarından biridir.<br />
Fakat her ikisinin temel fikirleri ve öğretileri arasında siyasi devlet kurma ve toplum yönetme fikri yoktur. &nbsp;Her ikisinin tüm öğretileri, iktidar olmaya değil, &nbsp;bireysel olgunlaşmaya yöneliktir. Bu nedenle Arnavutluk'taki siyasi Bektaşi Devleti'nin teolojik devlet &nbsp;temelleri yoktur.</p>

<p><strong>8-</strong> Çağımızın gelişmiş tüm ekonomik refah devletleri, özgür akıl, deneysel ve elestirel bilim rotasındadır.Bu nedenle sanayileşmiş ve gelişmişlerdir. Bu devletler laiktir, çoğulcudur, hukukukun üstünlüğü ve yargı bağimsızlığına dayanır. Siyasi olarak, hibrit değil gerçek demokrasilerle yönetilirler...Bu nedenle, &nbsp;çağımızda, dinsel görüşleri ne kadar çoğulcu ve özgürlükçü olursa olsun, Adı Bektaşilik ya da Alevilik &nbsp;bile olsa &nbsp;sonuç olarak kurulacak devlet teokrasi temelli bir din devleti olacaktır. Kaldı ki genelde çoğu dinsel metinler çok farklı yorumlamalar ve &nbsp;değerlendirmelere de müsaittir. &nbsp;Bu nedenle de, tarihsel olarak bütün dinler, yeni mezhepler, yeni tarikatlar ve yeni cemaatla doğurarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.</p>

<p><strong>&nbsp;SON SÖZ:</strong></p>

<p>Şimdiye kadar, tarihten, dinden, ekonomiden, siyasetten, eğitimden, kültürden ve özellikle de emperyalist gözlem ve deneyimlerden öğrendiklerim; &nbsp;hem aklen, hem vicdanen ve hem de bilimsel olarak;&nbsp;<br />
Arnavutlukta bir Bektaşi Devleti kurulması;</p>

<p>- Arnavutların ve Arnavutluk devletinin yararına değildir,<br />
- Balkan ülkelerinin yararına değildir,<br />
- Alevi ve Bektaşilerin yararına değildir,<br />
- İslam toplumunun yararına değildir,<br />
- Türkiye'nin ve Türkiye'deki Alevi ve Bektaşi toplumunun hiç asla yararına değildir.<br />
- Çağın siyasi devlet kuruluşu ve örgütlenmesine aykırıdır.<br />
- Emperyalizm, ABD ve Batı güdümlüdür.<br />
- Zaten Türkiye'deki Bektaşi kurumları da böyle bir devletin varlığına &nbsp;karşı çıkmışlardır.<br />
Ben den söylemesi...<br />
Halil Çivi. 28.9.2024.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Sep 2024 21:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2024/09/prof-dr-halil-civi-yazdiemperyalist-gudumlu-bir-bektasi-devleti-kurma-girisimi-1727549350.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İbrahim Afatoğlu yazdı: Yunus Emre&#039;nin mürşidi Tapduk Emre</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglu-yazdi-yunus-emrenin-mursidi-tapduk-emre-621</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglu-yazdi-yunus-emrenin-mursidi-tapduk-emre-621</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmacı yazar İbrahim Afatoğlu, Yunus Emre'nin mürşidi Tapduk Emre'nin türbesini ve köyünü ziyaret ederek izlenimlerini yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Horasan erenlerinden olan ve Moğol baskısı döneminde Anadolu’ya gelen Tapduk Emre, XIII. yüzyılda Orta Anadolu'da Aksaray ve çevresinde yaşamıştır.</p>

<p>Hacı Bektaş-ı Veli'nin halifelerinden olan Tapduk Emre, büyük Türk-İslam Mutasavvıfı Yunus Emre'nin mürşididir.</p>

<p>Hacı Bektâş-ı Velî ve Mevlâna ile aynı çağda yaşamış olan Tapduk Emre, kaynaklarda Sarı Saltuk ve Barak Baba'nın müridleri arasında da gösterilir.</p>

<p><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/T%C3%BCrbe1.png" style="height:450px; width:760px" /></p>

<p>Tapduk Emre'nin talebesi Yûnus Emre, kapısında kırk yıl boyunca hizmet ettiği hocasından öğrendiklerini geniş bir coğrafya'ya yaymış, “<strong><em>Vardığımız ellere, şol safâ gönüllere - Halka Tapduk mânisin, saçtık elhamdülillâh</em></strong>” diyerek, ondan övgüyle bahsetmiştir.</p>

<p>Osmanlı arşiv belgelerinde Aksaray Sancağı, Eyübeli (Ortaköy) Kazası, Oflagu (Tapduk) Karyesinde gösterilen Tapduk Emre Türbesi, Aksaray’a 26 km mesafede bulunmaktadır.</p>

<p>Tapduk Emre, Hacı Bektaş Veli ile aynı çağda yaşamış ve o Ulu Hünkâr ile ilişkiler geliştirmiştir.</p>

<p>Hacı Bektaş Veli Anadolu’ya geldikten sonra Anadolu’da bulunan bütün Rum (Anadolu) erenleri, Hacı Bektaş Veli’ye, “<strong><em>Hoş geldiniz Hünkar Hacı Bektaş Veli</em></strong>” demeye giderken Emre’ye “<strong><em>Haydi sen de bizimle gel</em></strong>”, dediler. Emre, çok güçlü bir erdi. “<em><strong>Dost divanında erenlere nasip veren Hacı Bektaş adında bir er görmedik</strong></em>”, dedi ve Hacı Bektaş’a gitmedi. Emre’nin sözünü Hünkâr’a ilettiler.</p>

<p>Hünkâr, Sulucakarahöyük’te Kadıncık Ana’nın evine yerleşince, çeşitli bölgelerden gelen muhipler, müritler Hacı Bektaş Veli’nin serçeşme (mürşit) olduğu kabul edilmeye başlandı.</p>

<p>Bu arada Hünkâr, Saru İsmail Sultan’ı gönderip Emre’yi çağırttı. Emre yanına gelince Hacı Bektaş, “<strong><em>Siz, dost divanında erenlere nasip veren Hacı Bektaş adında bir kimse görmedik demişsiniz, siz o nasip veren elin bir nişanesi/işareti olduğunu da bilir misiniz?</em></strong>”, diye sordu.</p>

<p>Emre, “<strong><em>O divanda bir yeşil perde vardı, onun ardından bir el çıktı, bize nasip verdi. O elin avucunda güzel, yeşil bir ben vardı, şimdi bile görsem tanırım</em></strong>”, dedi.</p>

<p>Bunun üzerine Hacı Bektaş elini açtı. Emre, Hacı Bektaş’ın avucunda o güzelim yeşil beni görür görmez üç kez “<strong><em>tapduk Hünkârım</em></strong>”, “<em><strong>tapduk Hünkârım</strong></em>”, “<em><strong>tapduk Hünkârım</strong></em>”, dedi.</p>

<p>Bundan sonrada adı, Tapduk Emre kaldı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/459004383_2955863924579513_4996873549588834961_n.jpg" style="height:800px; width:600px" /></p>

<p>Yunus Emre’nin mürşidi Tapduk Emre’nin bir mezarı da Aksaray vilayeti, Merkez ilçeye bağlı Tapdukemre köyünde cami, müze, kütüphane, hazire ve türbeden oluşan güzel ve temiz bir külliyesi bulunmaktadır.</p>

<p>Ziyaretçisinin de çok olduğu görülmektedir.</p>

<p>Aksaray’a giderseniz, Türk bilgesi ve Türkmen Dedesi Tapduk Emre Külliye ve Türbesini ziyaret etmeyi unutmayın derim.</p>

<p><em><strong>Tapduğun tapusunda,</strong></em></p>

<p><em><strong>Kul olduk kapısında,</strong></em></p>

<p><em><strong>Yunus miskin çiğ idik,</strong></em></p>

<p><em><strong>Piştik elhamdülillah.</strong></em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Sep 2024 20:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2024/09/ibrahim-afatoglu-yazdi-yunus-emrenin-mursidi-tapduk-emre-1726077683.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Özgür Bektaş Kılıç yazdı: İslam tartışmanın sırası mı?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ozgur-bektas-kilic-yazdi-islam-tartismanin-sirasi-mi-590</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ozgur-bektas-kilic-yazdi-islam-tartismanin-sirasi-mi-590</guid>
                <description><![CDATA[Müzikolog Özgür Bektaş Kılıç, İslam tartışmalarının ardındaki emperyalizmi gösterdiği yazısında, çok önemli bir görüşe vurgu yapıyor: "Falanca baskıcı hükumetin, filanca totaliter rejimin hiçbiri dünyaya karşı ABD'den daha acımasız, daha zalim değildir."]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em>"<strong>Türk olduğunu iddia eden bir ateist, Şamanist, Tengrici vs karşısında Müslüman bir Suriyeli, tıpkı Müslüman bir Kürt gibi bize daha yakındır, çok daha fazla bize benzer, çok daha fazla bizdendir. Vicdanınıza sorun: Türk olduğunu iddia eden, kalbi kararmış, kötülük hücrelerine işlemiş, zır cahil biriyle dürüst ve Müslüman bir Suriyeliyi yan yana koysanız ve tercih yapmak zorunda olsanız hangisini seçerdiniz?</strong>"</em></p>

<p>Bu alıntı,&nbsp;<a href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/aydin-unal/nerede-bu-cemaatler-vakiflar-dernekler-4634324" target="_blank">Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal'ın geçen haftaki yazısından</a>. Yazının geneline katıldığımı söyleyemesem de, sonrasında çıkan tartışma yazının geneline değil ondan alıntılanan bu keskin cümlelere dair oldu ve de bu yazıyı yazma isteğim buradan doğdu.</p>

<p>Öncelikle belirteyim, günümüz dahil yakın tarihte dünyanın en büyük sorunu, başını ABD'nin çektiği emperyalizmdir. Kendi üstün pozisyonunu korumak için dünyanın kalanında geri kalmışlığı desteklemiş ve gericiliğin kaynağı olagelmiş ABD emperyalizmi&nbsp;günümüzde üretimde öncü olma vasfını da yitirmiş, dilediğince bastığı doların rezerv&nbsp;para birimi&nbsp;ve uluslararası ticarette hakim olmasını&nbsp;tüm ülkelere dayatan, buna yanaşmayana silah doğrultan büyük bir mafyadan ibaret hale gelmiştir.&nbsp;</p>

<p><strong>Falanca baskıcı hükumetin, filanca totaliter rejimin hiçbiri dünyaya karşı ABD'den daha acımasız,&nbsp;</strong><strong>daha&nbsp;</strong><strong>zalim değildir.&nbsp;</strong>Şu&nbsp;halde, basitçe şu denklemleri kurabiliriz:<br />
<u>Gericilik = Emperyalizm işbirlikçiliği</u>&nbsp; -&gt;&nbsp;&nbsp;İlericilik = Emperyalizm&nbsp;karşıtlığı</p>

<p>&nbsp;</p>

<table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0">
	<tbody>
		<tr>
			<td>
			<p><a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEicgQfeSAu4HCxRDRx5sFWhiFOOx1OWsXrwI5_OgxNdBT8QNswI30gk9RL24JFtCcUOMIQCSdGKv5yKTIat4NuAvdJREeLNPCnoc1oDI8j87VHt5_YK8oAX4T-VS63O16_Y9PGh3P81gsCl6jsBuCWZKSdvXdQELn8Cbo0UT4V1kfvwF7Z7066R5XwxvgYL/s1080/410690999_732149648766576_7524681713525328827_n.jpg"><img src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEicgQfeSAu4HCxRDRx5sFWhiFOOx1OWsXrwI5_OgxNdBT8QNswI30gk9RL24JFtCcUOMIQCSdGKv5yKTIat4NuAvdJREeLNPCnoc1oDI8j87VHt5_YK8oAX4T-VS63O16_Y9PGh3P81gsCl6jsBuCWZKSdvXdQELn8Cbo0UT4V1kfvwF7Z7066R5XwxvgYL/w400-h400/410690999_732149648766576_7524681713525328827_n.jpg" style="height:400px; width:400px" /></a></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p>üstteki resimde, israil'in Gazze'de öldürdüğü 3 yaşındaki torunu Rim ile "gözlerinin içini öperek" vedalaştığı görüntülerle gündem olan Halid Nebhan<br />
			görsel kaynağı:&nbsp;<a href="http://www.instagram.com/p/C06Sf-pCK3N" target="_blank">www.instagram.com/p/C06Sf-pCK3N</a></p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p>&nbsp;</p>

<p>1990 öncesinde ABD'nin esas rakibi Sovyetler Birliği olduğundan ona karşı İslami hareketleri destekleyip "Yeşil Kuşak" hedeflediği malumumuz.<br />
Sovyetler&nbsp;Birliği&nbsp;dağıldıktan sonra ise ABD, hegemonyasını meşrulaştıracak bir&nbsp;<em>öteki&nbsp;</em>arayışında "Radikal İslam" söylemini yarattı ve bir zamanlar kendisinin besleyip büyüttüğü Mücahidîn[1],&nbsp;bin Ladin,&nbsp;Taliban... asıl düşmanlar oluverdi.&nbsp;Radikal olanına karşılık,&nbsp;11 Eylül saldırılarından&nbsp;sonra yani 2000'lerin başında&nbsp;Batı destekli "Ilımlı İslam" modelleri peyda oldu. O süreçte birisi de bizim kısmetimiz oldu.</p>

<p>Fakat yaklaşık 10 yıldır konjonktür değişmiş gözüküyor. Ekonomik olarak güç yitiren&nbsp;ABD'nin, kendisinin&nbsp;dünyanın jandarması olduğuna ikna etmesi zorlaşmış durumda. Artık bir mafya olduğunu gizlemeyen azgınlığı bundan kaynaklanıyor.&nbsp;Afganistan gibi&nbsp;çekilmek zorunda kaldığı yerlerden "bana yar olmayanı başkasına yar etmem" diyerek arkasında kaos bırakıp ayrılıyor, zaten temel amacı bölgeyi kaos durumunda tutmak&nbsp;olan&nbsp;ileri karakolu İsrail gibi&nbsp;mevziisini koruduğu yerlerde de vahşice hırçınlaşıyor. Tüm bunlara karşın yükselen tepkileri söndürecek bir&nbsp;<em>ılımlı&nbsp;</em>model de yaratamıyor. Çoğunlukla Müslüman halkların yaşadığı bölgede tepki gösterenlerin güç birliğinden korkan ABD merkezli emperyalizm, artık topyekun olarak İslam'ı hedef alıyor. İsveç, Hollanda gibi dış politikada ABD kuklası olmaktan öteye geçemeyen "gelişmiş"&nbsp;ülkelerde Kur’an&nbsp;yakanlar kollanıyor. [2]</p>

<p>Emperyalizmin bölgemizden tamamen def edilmesi, çoğu Müslüman olan komşu halkların dayanışmasına bağlı olduğundan&nbsp;bölgedeki halklar arasında ayrışmayı artıracak türde bir İslam ve de Arap karşıtlığının bizzat emperyalizm eliyle desteklendiği çıkarımına varabiliriz. Yani son zamanlarda masum bir İslam eleştirisi görüntüsüyle medyaya yansıyanlar aslında ABD&amp;İsrail saldırısının birer unsurları,&nbsp;<strong>günümüzdeki gericiliğin&nbsp;</strong>aygıtlarıdır. Onların tuzağına da Türkiye'de kendini Atatürkçü sayan Batıcılar ve aşırı dinci saydıkları kimselerle "Alevilik İslam dışıdır" noktasında birleşen, çoğu Avrupa merkezli Alevi örgütlerinin etkisi altındaki Aleviler, İran'da da bazı reformcular ile İslam Cumhuriyeti karşıtları kolaylıkla düşüyor.</p>

<p><a href="https://www.teoridergisi.com/teorinin-nisan-sayisi-arap-dusmanligi-sorunu-baslikli-dosyasiyla-cikti" target="_blank">Teori dergisinin&nbsp;Arap Düşmanlığı Sorunu dosya başlıklı&nbsp;Nisan 2024 sayısında</a>&nbsp;yer alan&nbsp;yazısında&nbsp;Şehmus Yıldırım Gençer'in&nbsp;belirtildiği gibi:<br />
<em>"Laiklik adına&nbsp;Filistin’e,&nbsp;Yemen'e&nbsp;ve diğerlerine düşmanlık yapanlarla aynı cepheye düşenlerin anlayamadığı şey,&nbsp;dünyada emperyalistlere karşı&nbsp;sadece laiklerin&nbsp;mücadele etmediğidir ve emperyalizme karşı&nbsp;mücadelenin ezilen uluslar için laiklikten çok&nbsp;daha önemli olduğudur."&nbsp;</em>[3]</p>

<p>Güncel örneklerden&nbsp;<a href="https://www.youtube.com/shorts/jsnsT7h8qUE" target="_blank">Zülfikar Kadiroğlu</a>, sokak röportajının&nbsp;videosunun&nbsp;kesilmemiş hailnde iddia ettiği gibi "kendi devrimini yaşamış" değil, büyük ihtimalle dolaşıma sokulmuş İslamofobik söylemlerin dolduruşuna gelmiş biridir. Tutuklanması&nbsp;dinci bir saikle yapılmış olabilir ama&nbsp;anti-emperyalist mücadelemiz adına İslam karşıtlığının yayılmaması olumludur. Yahut normal koşullarda&nbsp;Diamond Tema benim de merakla dinlemek isteyeceğim biri olabilirdi ama içinde bulunduğumuz konjonktürde en son ihtiyaç duyduğumuz şey İslam eleştirisidir.</p>

<p><em>Emperyalizmin gericiliği hep dini kullanmaz, Atatürk maskesiyle de kandırabilir bizleri.</em></p>

<p>Makarayı geriye doğru sarıp geçmişte düşülen tuzakları hatırlayalım:</p>

<p>29/12/2023 tarihinde&nbsp;Suudi Arabistan'da oynanması planlanan Süper Kupa finalinin iptaline neden olan süreç hafızamızda tazedir. [4]&nbsp;Cumhuriyetin 100. yılının da kutlanması planlanan bir müsabakanın, kazanılacak paraya bakılmadan bağımsızlık adına Türkiye'de oynanması en doğru karar olurdu bence. Ama&nbsp;yabancı bir ülkede oynama kararı alındıysa kuralları ev sahibi belirler, "şartname" dışına çıkıldığında ise onun itiraz hakkı doğar.</p>

<p>Maç iptali sonrası "muhalif" medyada estirilen Suud karşıtlığını ise yine günümüz konjonktüründe değerlendirmek gerekir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0">
	<tbody>
		<tr>
			<td>
			<p><a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiYMWSXRof3y7IfyuVaCsU2IxPeh3GY-ROvrqryezkFkfyLMoeShcOzASFQw2MbQtlk9mnelKZOp0zUO_GQadSFMomAAn1VZ-puvrkjSAc-YsyPlH-Lm0zzo2Hgk3mnzknDp-LVoiZId7QYT-MRscmubklU3fMAN5g84Msxs3xpvQLEm_relZz76mmN6Vc1/s824/hollanda-ba%C5%9Fbakan%C4%B1-geert-wilders-atat%C3%BCrk-10-0-suudi-v0-pk89wulbla9c1.webp"><img src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiYMWSXRof3y7IfyuVaCsU2IxPeh3GY-ROvrqryezkFkfyLMoeShcOzASFQw2MbQtlk9mnelKZOp0zUO_GQadSFMomAAn1VZ-puvrkjSAc-YsyPlH-Lm0zzo2Hgk3mnzknDp-LVoiZId7QYT-MRscmubklU3fMAN5g84Msxs3xpvQLEm_relZz76mmN6Vc1/w400-h163/hollanda-ba%C5%9Fbakan%C4%B1-geert-wilders-atat%C3%BCrk-10-0-suudi-v0-pk89wulbla9c1.webp" style="height:163px; width:400px" /></a></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><a href="http://x.com/geertwilderspvv/status/1740825570668110056" target="_blank">https://x.com/geertwilderspvv/status/1740825570668110056</a><br />
			Atamızı bizden çok seven, büyük Türk milliyetçisi Geert Wilders (!)</p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p>&nbsp;</p>

<p>ABD'nin sadık müttefiki olarak bilinegelen&nbsp;Suudi Arabistan&nbsp;yönetiminin, ABD'nin güç kaybı üzerine alternatiflere yöneldiği görülüyor. 7 yıl sonra İran'la normalleşme adımları [5],&nbsp;ABD'nin&nbsp;dayattığı&nbsp;petro-dolar sistemine en azından Çin'e petrol satışını yuan üzerinden yaparak tavır alması ve&nbsp;ABD&nbsp;hegemonyasının dayanağı olan&nbsp;doların rezerv para statüsünü kırmayı hedefleyerek&nbsp;günümüzün&nbsp;<strong>en ilerici</strong>&nbsp;hamlesini yapmayı düşünen BRICS topluluğuna İran ve Mısır ile birlikte üye olması [6], Suud düşmanlığının kimlere yaradığı hususunda bizi düşündürmeli. Emperyalizmin gericiliği hep dini kullanmaz, Atatürk maskesiyle de kandırabilir bizleri.</p>

<p>Makarayı daha da geriye saralım:<br />
2022'de Türkiye gündeminde patlak veren "<strong><em>Pakistanlı sapıklar</em></strong>" yaygarasının Pakistan'da o sıralar esas gündem olan Imran Han eylemleriyle aynı döneme denk geldiğini unutamam. Kendisine yönelik ABD'den gelen tehdit mektubuna atıfla dış müdahale olarak görülen bir güvensizlik oylaması sonucunda&nbsp;10/04/2022 tarihinde&nbsp;hükumetinin düşürülmesi üzerine&nbsp;eski başbakanları&nbsp;Imran Han'ın destekleyen geniş kitleler sokaklara dökülmüş, dolaylı olarak ABD emperyalizmini protesto etmişti.&nbsp;[7]</p>

<table cellpadding="0" cellspacing="0">
	<tbody>
		<tr>
			<td>
			<p><a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjUOzW4phZOei7w4fse2-4JbQdrLRAbsT482kvU4PJQwv8-Aj-WSQuEya6GUR5x3244F_1FUiadnKYKjD8DP7Mdr4taGJNFg5YH4FFPstGIUipzkGLK57ZmU7mna5-pPJAW5OR0dQpSh77VrnU_sC88Dv6p-aLQyw3ZfSx4BKw5s-JaP0UwTekuRxeLb_UM/s6720/2022-04-10T224048Z_1127058906_RC2KKT9LXJWY_RTRMADP_3_PAKISTAN-POLITICS-1.webp"><img src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjUOzW4phZOei7w4fse2-4JbQdrLRAbsT482kvU4PJQwv8-Aj-WSQuEya6GUR5x3244F_1FUiadnKYKjD8DP7Mdr4taGJNFg5YH4FFPstGIUipzkGLK57ZmU7mna5-pPJAW5OR0dQpSh77VrnU_sC88Dv6p-aLQyw3ZfSx4BKw5s-JaP0UwTekuRxeLb_UM/w640-h426/2022-04-10T224048Z_1127058906_RC2KKT9LXJWY_RTRMADP_3_PAKISTAN-POLITICS-1.webp" style="height:426px; width:640px" /></a></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p>Pakistanlı eylemciler: "Imran Han'ı geri istiyoruz"<br />
			<a href="https://www.aljazeera.com/gallery/2022/4/11/photos-imran-khan-supporters-protest-pakistan-cities" target="_blank">https://www.aljazeera.com/gallery/2022/4/11/photos-imran-khan-supporters-protest-pakistan-cities</a></p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p>Kader yoldaşı bir toplumun mücadelesinden haberdar olup onlarla dayanışma içinde olmamız gereken zamanlarda burada servis edilen gündem şuradakiler gibiydi:&nbsp;<a href="https://www.yenicaggazetesi.com.tr/pakistanli-sapiklar-bitmiyor-polisin-onunde-kadinlari-taciz-etti-531521h.htm" target="_blank">Pakistanlı sapıklar bitmiyor</a>!&nbsp;<a href="https://www.yenicaggazetesi.com.tr/pakistanli-densizlerden-turk-kadinlara-bir-skandal-hareket-daha-531564h.htm" target="_blank">Pakistanlı densizlerin Türk kadınlara yaptıkları hareketlere bakın</a>!&nbsp;(Tarihlere dikkat: 14/04/2022)</p>

<p>Özellikle ibretlik bulduğum için haber içerikli bir yayın organına yakışmayan, toptancı ve suçlayıcı bir dile sahip bu yazıları&nbsp;paylaştım.</p>

<p>"Sınırları aşıp ülkemize akın akın gelen Pakistanlılar" gibi bir durum hiçbir zaman söz konusu olmadı. Belli sayıda gelen, çoğu turist olan Pakistanlıların arasındaki "sapık" oranı da muhtemelen aşağı yukarı bizim toplumumuzdaki kadardı. Ama&nbsp;Türkiye'de Pakistanlılara karşı negatif algı yaratma hamlesi başarılı oldu. Pakistan'da daha sonraları tutuklanan Imran Han ise hâlâ cezaevinde tutuluyor.</p>

<p><em>Kimsenin inancına karışmak haddimiz olamaz ama komşu halkları ve kültürlerini asıl düşman belleyecek biçimde zihni formatlanmış ve onları ezmek için ABD işbirlikçiliğine hazır kıvama getirilmiş "Türkler" bizden değildir.</em></p>

<p>Aydın Ünal'ın yazısına geri dönersem, Suriyeli sığınmacıların fazlalığının Türkiye’ye yük olmadığına katılamam. Bu fazlalığın getirdiği ekonomik sorunlardan milletin şikayetçi olması doğaldır. Sığınmacıların düşük ücretle sigortasız çalıştırılması da ekonomimize katkı değil, tipik emek sömürüsüdür.</p>

<p>Sığınmacıların fazlalığı sorunu doğru bir dış politika ile çözülebilir ve sığınmacıların çoğu ülkelerine dönebilir. Bu da komşu devletlerle işbirliği gerektiren bir meseledir. Bu noktada Aydın Ünal'ın yazısındaki Esedci, İrancı suçlamaları sorunludur. Tüm komşulara kayıtsız güvenilebileceğini iddia edemesek de temkinli biçimde işbirliğine yanaşmak varken doğrudan önyargılı olmak mantıksızlıktır. Bölge ülkeleri arasında güvensizlik, sadece emperyalizme yarar. Zaten Aydın Ünal'ın&nbsp;yazısının başında anılan Kayseri olayları ile El Bab'daki Türkiye karşıtı provokasyonların, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye ile Suriye arasında yeniden diplomatik ilişkiler kurulabileceğini ifade etmesinin ardından patlak vermesi rastlantı değildir.&nbsp;[8]</p>

<p>Sığınmacılar dışında turist, öğrenci ya da göçmen olarak gelen komşu halklara mensup kimselerin sayıca fazlalığı gibi bir problemimiz olmamasının yanı sıra sığınmacıların da kimliğiyle ilgili bir meselemiz olamaz. Ortalama bir Anadolulu ile Suriyeli, Filistinli, Yemenli, Pakistanlı... birbirinden çok farklı değildir. İşte bu hususta Aydın Ünal kısmen haklıdır:<br />
Kimsenin inancına karışmak haddimiz olamaz ama komşu halkları ve kültürlerini asıl düşman belleyecek biçimde zihni formatlanmış ve onları ezmek için ABD işbirlikçiliğine hazır kıvama getirilmiş "Türkler" bizden değildir.</p>

<p><strong>KAYNAKLAR:</strong></p>

<p>[1]&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Afgan_m%C3%BCcahitler" target="_blank">Afgan mücahitler</a></p>

<p>[2] Okuma önerisi:<br />
<a href="https://www.aydinlik.com.tr/haber/alman-ve-isvicreli-komunistlerden-kuran-yakmaya-tepki-batinin-hos-gordugu-eylemler-412446" target="_blank">www.aydinlik.com.tr/haber/alman-ve-isvicreli-komunistlerden-kuran-yakmaya-tepki-batinin-hos-gordugu-eylemler-412446</a></p>

<p>[3] Şehmus Yıldırım Gençer,&nbsp;<em>Arap Düşmanlığının Kökleri ve Arap Dostluğunun Zorunluluğu,</em>&nbsp;Teori dergisi Nisan 2024 sayısı, sayfa 6<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Teori dergisinin bu sayısını, Arap düşmanlığını besleyen sığ ve tek yanlı tarih yaklaşımlarına yanıt niteliğindeki değerli yazıları için de öneririm. Dergiye ulaşamayanlara bizzat temin edebilirim.</p>

<p>[4]&nbsp;<a href="https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/super-kupa-final-macina-iliskin-yasanan-gelismeler-hakkinda-bilgilendirme" target="_blank">www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/super-kupa-final-macina-iliskin-yasanan-gelismeler-hakkinda-bilgilendirme</a></p>

<p>[5]&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/dunya/suudi-arabistan-iran-yakinlasmasindan-israil-disinda-tum-bolge-ulkeleri-memnun/2859192" target="_blank">www.aa.com.tr/tr/dunya/suudi-arabistan-iran-yakinlasmasindan-israil-disinda-tum-bolge-ulkeleri-memnun/2859192</a></p>

<p>[6]&nbsp;<a href="https://www.aydinlik.com.tr/haber/brics-abdnin-dolar-ve-enerji-hegemonyasini-kiriyor-444008" target="_blank">www.aydinlik.com.tr/haber/brics-abdnin-dolar-ve-enerji-hegemonyasini-kiriyor-444008</a></p>

<p>[7]&nbsp;<a href="https://www.aydinlik.com.tr/video/pakistan-abd-darbesine-direniyor-312601" target="_blank">www.aydinlik.com.tr/video/pakistan-abd-darbesine-direniyor-312601</a><br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Okuma önerisi:&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/analiz/yeni-pakistandan-eski-pakistana-imran-hanin-dusurulusu/2561668" target="_blank">www.aa.com.tr/tr/analiz/yeni-pakistandan-eski-pakistana-imran-hanin-dusurulusu/2561668</a></p>

<p>[8]&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-suriyeyle-iliskiler-kurulmamasi-icin-hicbir-sebep-yok/3260829" target="_blank">www.aa.com.tr/tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-suriyeyle-iliskiler-kurulmamasi-icin-hicbir-sebep-yok/3260829</a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Aug 2024 16:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2024/08/ozgur-bektas-kilic-yazdi-islam-tartismanin-sirasi-mi-1722950283.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Nihat Vural yazdı: Ahilik - Müsahiplik ile benzersiz kardeşlik</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/nihat-vural-yazdi-ahilik-musahiplik-ile-benzersiz-kardeslik-589</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/nihat-vural-yazdi-ahilik-musahiplik-ile-benzersiz-kardeslik-589</guid>
                <description><![CDATA[Gazeteci kimliği ve Alevilik dairesinde yaptığı araştırmaları ile tanınan Nihat Vural, cemhaber sitesinde Alevi Bektaşi toplumunda müsahipliğin kökeni ve Ahilik ile bağlantısı hakkında detaylı bir araştırma yayınladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Musahiplik – Ahilik ve Muhacir – Ensar Kardeşliği</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Musahiplik – Ahilik ne zaman başladı?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz Muhammet, Müşriklerden gördüğü zulümlerin artması üzerine Mekke’den Medine’ye hicret (göç) etti.&nbsp;Zulüm gören taraftarı da Medine’ye göç ettiler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu göç edenler ailelerinden uzakta maddi ve manevi sıkıntılar ile karşılaştılar. Bunun üzerine Mekke’li göçmenler (Muhacir) ile Medine’li esnaf (Ensar) arasında musahiplik-Ahilik (Dünya-Ahiret kardeşliği) Hz. 622 yılında Hz. Muhammed tarafından oluşturuldu.&nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Musahip</strong></em>”<strong>&nbsp;</strong>kelime olarak sahip çıkan kardeş demektir.&nbsp;“<em><strong>Ahi</strong></em>”&nbsp;kelimesinin de paylaşan cömert olan kişi&nbsp; manasında olduğuna dair görüşü destekler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Musahip-Ahi önce ruhlar aleminde verdiği İkrara (söze) sahip çıkacak, sonra kendine ve kardeşlerine sahip çıkacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Muhammed tarafından kurulan bu uygulamayı Ehlibeyt ve gerçek erenler tarafından sürdürmüştür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kırklardan kalan bele kuşak bağlama Ahilerde “<em><strong>Şed kuşatmak</strong></em>”, “<strong><em>Peştamal Kuşanmak</em></strong>”, “<em><strong>Şalvar Giymek</strong></em>” olarak devam etmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Medine’de başlayan Musahiplik-Ahilik Kardeşliği</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Musahiplik, Ahilik İnsan birliğini sevgi ve dayanışmasını temin ederek toplumda barış, kardeşlik, paylaşma ve adaletin gelişimine hizmet etmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Musahip olanlar kendi aralarında önce gönül birliği eder, sonra ailelerin onayını alırlardı. Zira birbirlerinin anne babaları diğerinin de annesi ve babası olurdu. Kardeşi diğerinin kardeşi olurdu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha sonra Pirin huzurunda ikrar (gönül bağı) vererek musahip olurlardı. Musahibinin babasına bazı yörelerde “<em><strong>Babalık</strong></em>”, annesine de “<strong><em>Analık</em></strong>” derler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Musahiplerin her biri diğerinin tüm sorumluluklarına, günah ve sevaplarına ortaktır. Bu dünyada da ahirette de birbirlerinin velileri ve kardeşleridirler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Anadolu’da yarenlik, sağdıçlık gibi yol ve gönül kardeşliğinin kaynağı da musahipliktir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüzde musahiplik, ahilik, yarenlik azalsa da, ne kadar kıymetli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="Ahi Evran Veli - Ahi’yi Fütüvetten Düşüren Şeyeler" src="https://fuarteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/05/ahilik-ahi-evran-650x341-1-300x157.jpg" style="height:393px; width:750px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Hacı Bektaş-ı Veli ve Ahi Evran</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu’ya gelince tüm erenleri kendi çevresinde birleştirdi. Bu erenlerin en önemlilerinden biri yine Horasan’dan gelen Ahi Evran’dı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ehlibeyt, Dört kapı, kırk makam esasına göre Muhammed Ali yolunun uygulayıcıları olan Bektaşiler ve Ahilerin isimleri iki olmasına rağmen yolları birdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacıbektaş-ı Veli Velayetnamesinde geçmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ahi Evran buyruğunun birinde diyor ki: “<em><strong>Kim sohbeti sırasında, beni şeyh kabul ediyorsa, önce Hacı Bektaş Veli Sultan’a varsın</strong></em>”<em>.</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">İstanbul’da ilk kurulan Ahi tekkelerden olan Şahkulu daha sonra Bektaşi tekkesi olarak anılmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacı Bektaş-ı Veli ve Ahi Evran’ın en meşhur sözü ve ilkesi ise şöyledir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Eline, diline, beline sahip ol.<br />
Aşına işine eşine sahip ol<br />
Elin açık, gönlün açık, sofran açık olsun.<br />
Ayıpları ört, sırları tut, öfkeni de yut.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Kuran-ı Kerim’de Musahiplik-Ahilik İkrarı</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu birlik aşağıdaki ayetlere göre ikrar ceminde-cemaatinde Cuma akşamı yerine getirilir<strong>.</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Medine’de muhacir-ensar kardeşi olan ve Hz. Muhammed’in en zor zamanında onunla olanlar miminler içinde Yüce Tanrı’nın yanında önceliklidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Allah yolunda harcama yapmanıza engel ne var ki?.. Göklerin ve yerin mirası zaten Allah’ındır. Sizin, Fetih’ten önce infakta bulunan ve çarpışmaya gireniniz, bunu yapmayanlarla aynı değildir. Onlar, derece yönünden Fetih’ten sonra infakta bulunup çarpışmaya girenlerden çok daha üstündür. Allah hepsine güzellik vaat etmiştir. Allah, işleyip ürettiklerinizi en iyi biçimde haber almaktadır.</strong></em>”<em> (Hadid:10)</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">İkişer ikişer musahipler-kardeş olanlar Hz. Muhammed’in huzuruna gelerek Allah’ın ve Hz. Muhammed’in buyruğuna uyarak ikrar (Biat-Ahit-Söz) vererek kardeşliğe adım attılar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>(Resûlüm! Onlara) de ki: Size bir tek öğüt vereceğim: Allah için ikişer ikişer ve teker teker ayağa kalkın, sonra da düşünün! Arkadaşınızda hiçbir delilik yoktur! O ancak şiddetli bir azap gelip çatmadan evvel sizi uyaran bir peygamberdir.</strong></em>”&nbsp;<em>(Sebe : 46),</em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Musahib olanlar mallarını paylaştılar…</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Yol kardeşi olanlar birbirleri ile mallarını, sofralarını paylaştılar.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>Yeminlerinizin “<strong>akid ile bağladığı kimselere de kendi paylarını verin…</strong>” (Nisa : 33),</em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Medine esnafı ile Mekke göçmenleri kardeş oldu…</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Onlar ki, inanıp hicret ettiler, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihat ettiler; onlar ki hicret edenleri barındırdılar, onlara yardım ettiler, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, hicret edecekleri vakte kadar size onların yönetiminden bir şey düşmüyor. Ama sizden dinde yardım isterlerse, sizinle aralarında antlaşma bulunan bir topluluk aleyhinde olmamak üzere, kendilerine yardım etmeniz gerekir. Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir.</strong></em>”<em> Enfal:72)</em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Paylaşma Büyük bozgunu önledi…</strong>.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fitne ve bozgunculuk hep açgözlü olanların kendi hakkına razı olmamasından ve başkasının hakkına el uzatmasından kaynaklanır. Bunu&nbsp; çaresi İnsanlar birbirini kardeş bilmeleri ve&nbsp; paylaşmalarıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Küfre sapanlar da birbirlerinin dostlarıdır. Eğer şu dikkat çekilenleri yapmazsanız yeryüzünde bir fitne, büyük bir bozgun çıkar.</strong></em>”<em> Enfal-73</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Malları ve canları birbirlerine emanet oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Malları ve canları kardeşler arasında birbirlerine Yüce Tanrı’nın ve Hz. Muhammed’in huzurunda emanet edildi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır.i Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır. ‘’Daha sonradan hicret edip sizinle beraber savaşa katılanlar da sizdendirler. Bir de akraba (musahip ) olanlar, Allah’ın kitabına göre, birbirlerine daha yakındırlar. Şüphe yok ki, Allah her şeyi bilir.</strong></em>”<em> (Enfal : 74, 75),</em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Böylelikle gönül ve yol kardeşliği kan kardeşliğinin önüne geçti.</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">İslam yolunda yol kardeşliği kan kardeşliğinin önüne geçti. Kardeş olanlar yol kardeşini kan kardeşinden üstün tuttular. Dünya’da bu bilinç ve paylaşıma sahip bir numaralı inanç ve kültür musahiplik-ahiliktir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardanrazı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.</strong></em>”<em> (Tevbe : 100),.</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">İkrar verip ikrarında duran Musahipler kurtuluşa ereceklerinin müjdesini aldılar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Andolsun ki Allah, müslümanlardan bir gurubun kalpleri eğrilmeye yüz tuttuktan sonra, Peygamberi ve güçlük zamanında ona uyan muhacirlerle ensarı affetti. Sonra da onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli, pek merhametlidir.</strong></em>”<em> (Tevbe : 117),</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruretiçinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.</strong></em>”<em> (Hasr : 9)</em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="Musahiplik - Ahilik ve Muhacir - Ensar Kardeşliği" src="https://fuarteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/06/ahi-evran-kimdir-650x341-1-300x157.jpg" style="height:393px; width:750px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Muhammed ile Ali’nin musahipliği ve İlk Musahipler-Ahiler</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Muhammed efendimiz, Muhacirlerle Ensarı birbirleriyle kardeş yapmıştı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali “<em>Y<strong>a Resulallah, Eshâb-ı kirâmı birbirleriyle kardeş yaptın. Beni kimseyle kardeş yapmadın</strong></em>”&nbsp;dedi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Resulallah “<em><strong>Ya Ali, senin müsahibin benim</strong>”&nbsp;</em>buyurdu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Orada bulunan Müslümanlara şöyle seslendi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Resulullah buyurdular:&nbsp;“<em><strong>Ey Müslümanlar! Ali, benim dünya ve ahirette kardeşimdir (Musahib). O bana Harun’un Musa’ya yakınlığı gibidir. Bana gösterdiğiniz sevgi ve saygıyı aynen ona da gösteriniz.</strong>’’</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Mescid-i Nebevî’de bulunan diğer inananlar bu Muhammed-Ali kardeşliğini candan kutladılar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İlk Musahib olanlar otuz sekiz kişidir.&nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunlardan bazıları şunlardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">1 – Hz Muhammed- İmam Ali<br />
2 – Hz Hamza- Zeyd Bin Haris<br />
3 – Selmani Faris – Ebu Derda<br />
4 – Ebubekir bin Kühafe ile Harice ibnil Zeyd<br />
5 – Ömer ibni Hattab İle Gassan İbni Malik<br />
6 – Osman İbni Affan ile Evs İbni Sabit<br />
7 – Ebu Ubeyde bin cerrahi ile Saad İbni Muaz</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Ahi Evran’ın Musahibi</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Ahi Evran’ın musahibi Ahmet Gülşehri’dir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ahi Evran’a elli yıl musahiplik yapmış olan onun Hakk’a göcmesinden sonra yerine geçmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ahmet Gülşehri Ahi Evran ve Ahilik konusunda “<em><strong>Keramat-ı Ahi Evra</strong></em>n” adında bir eser yazmıştır ve kabri Ahi Evran’ın türbesine yakın olarak Kırşehir ilindedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Musahiplik İmam Cafer-i Sadık Buyruğu’nda şöyle anlatılmaktadır:</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">“Ölmeden önce ölünüz. Mahşer olmadan hesabınızı görünüz. Ama nasıl olmalı dersen; yani sizler hırsınızı, nefsinizi öldürün. Yani musahip tutup, onunla sırat-i mustakim üzere yola gidip malı mala, canı cana katıp, birbirine teslim olup yılda bir kez Peygamber vekili, Cebrail Hak vekili Pir’in yamacına geçtiğinde, -İmdi malum oldur ki, her kişi kendi akran ve emsali ve münasibiyle musahib olmak erkândır… Ve alim cahil ile musahip olmak erkan değildir; alim şahindir, cahil kargadır. Zalim ile mazlum da musahip olmak da… İmdizalim kurttur, mazlum koyundur…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sipahi ile rehber musahip tutmak erkân değildir. Zira sipahi kurttur, rençber koyundur. Ehl-i sanatlar ile avareler, evli ile bekarlar, mürşidile talip musahip olmak erkân değildir. Ve yiğitlerle kocalara (çok yaşlılara) erkân değildir birlikte musahüb olmak; kocalar kıştır, yiğitler bahardır… İmdi malum oldur ki, her kişi kendi akranı ve emsaliyle musahip olmazsa tuttukları ikrar geçersizdir ve hayırları kabul değildir.”.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Sufi musahip olmak erkân-i kadimdir… Her can musahip olana maldan ne candan ve nede haldan birbirlerinden saklısı gizlisi olmaya ki, iki cihanda yüzleri ak, sözleri saf ola… Bir talip musahipinden malını men eylese münafıktır, hayırları kabul olmaz. Musahipin evine musahip teklif ile varmak ve malın teklif ile yimek erkân değildir. Musahip musahipin kardeşidir. Ve musahip musahipe teslim olmazsa musahip değildir. Musahip ehli arasında birlik gerek, ikilik gerekmez. Ben–sen demeyi ortadan kaldırıp, bir dilden ötüp ve dört kapıda kamil olur. Tarikat ve Hakikat yolunda bir olmazlarsa Musahip olamazlar ve ikrarları caiz olmaz</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Dünya Ahiret Kardeşliğinde Özetin Özeti</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Muhammed&nbsp;“<em><strong>Komşusu açken tok yatan bizden değildir.</strong></em>”<em> </em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. İsa,&nbsp;“<em><strong>Sen neden kardeşinin gözündeki copu görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin?</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Musa on emirde “<em><strong>Komşunun evine, karısına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ruhlar aleminde ikrar veren insanlar, &nbsp;Allah’ın yolunda birbirlerinin kardeşleridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>O insanlar iki sınıftır: Birincisi, dinde kardeşin, ikincisi ise yaratılışta senin eşindir.</strong></em>”Hz.Ali</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Muhammed herkes kardeştir buyuruyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>… Birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bak bundan tiksindiniz!…</strong></em>” Hucurât Suresi, 12. Ayet.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Musahipler-Ahiler Hakkın huzurunda kötülükten uzak durup iyilik yapacaklarına ikrar verdiler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ruhlar aleminde verdikleri ikrara uyarak varlığı haktan bildiler ve yaratılanı kardeş saydılar.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Dinim içinde imanımdır musahip</span><br />
<span style="background-color:white">Gönül tahtında sultandır musahip</span><br />
<span style="background-color:white">Yolumuz incedir varabilene</span><br />
<span style="background-color:white">Sefil gönlünde mihmandır musahip</span><br />
<br />
<span style="background-color:white">Yola eğri giden menzile varmaz</span><br />
<span style="background-color:white">Sülük içinde erkândır musahip</span><br />
<span style="background-color:white">Musahip yol varandır ey Hatâî<br />
<span style="background-color:white">Muhibb-i hanedanımdır musahip</span></span></span></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">ŞAH İSMAİL HATÂÎ</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Musahip musahipe demezse beli</span><br />
<span style="background-color:white">Ona şefaat etmez Muhammed Ali</span><br />
<span style="background-color:white">Dünyada ahrette eğridir yolu</span><br />
<span style="background-color:white">Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Musahip musahiple nice bozula</span><br />
<span style="background-color:white">Sakın defterine lanet yazıla</span><br />
<span style="background-color:white">Balı sönmüş arı gibi sızıla</span><br />
<span style="background-color:white">Söyleyen Muhammed, izleyen Ali</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Musahip musahipden malın ayıra</span><br />
<span style="background-color:white">Şahı Merdan durağını duyura</span><br />
<span style="background-color:white">Yedi tamu narın ona buyura</span><br />
<span style="background-color:white">Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Musahibine kim söylese kem sözü</span><br />
<span style="background-color:white">Cehennem kelpinden karadır yüzü</span><br />
<span style="background-color:white">Dünyada ahrette eğridir yüzü</span><br />
<span style="background-color:white">Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Musahiple bozulan Hakka kanlıdır</span><br />
<span style="background-color:white">Atayla bozulan peygamberle kinlidir</span><br />
<span style="background-color:white">Mihmanla bozulan yedi dinlidir</span><br />
<span style="background-color:white">Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Hakk da bir kuluna eylese nazar<br />
Kalem divit neyler kendisi yazar<br />
Abdal Pir Sultan’ım güherler düzer<br />
Söyleyen Muhammed, dinleyen Ali</span></span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">PİR SULTAN ABDAL</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Kaynaklar:</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Musahiplik – Haydar Kaya</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacıbektaş-ı Veli Velayetnamesi</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kuran Meali: Yaşar Nuri Öztürk</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ehlibeyt kaynakları ışığında hazırlanmıştır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Aug 2024 15:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2024/08/nihat-vural-yazdi-ahilik-musahiplik-icin-benzersiz-kardeslik-1722948539.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ali Kaya yazdı: Gadir-i Hum bayramının anlam ve önemi</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ali-kaya-yazdi-gadir-i-hum-bayraminin-anlam-ve-onemi-562</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ali-kaya-yazdi-gadir-i-hum-bayraminin-anlam-ve-onemi-562</guid>
                <description><![CDATA[Alevilik Bektaşilik konularında araştırmaları ile tanınan yazar Ali Kaya, Gadir-i Hum bayramının anlam ve önemini yazdı. Özgür Dersim sitesinde yayımlanan makaleyi okurlarımızla paylaşıyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Hazret-i Muhammed, Kâbe ziyaretini tamamlayıp Müslümanlarla birlikte Medine’ye doğru yola çıktı. Mekke ile Medine arasında bulunan GADİR HUM gölü ve gölün etrafında bulunan ağaçların altıda su birikintilerinin oluşumu neticesinde oluşan Hum gölü denilen yere gelip mola verildi (17 Mart 632).&nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Burada Yüce Allah'tan şu ayet indirildi:<br />
“<em><strong>Ey sevgili Peygamberim! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O 'nün sana sunduğu elçilik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan (düşmanlarından) koruyacaktır.</strong></em>” (Maide -67)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hazret-i Muhammed bu emri alınca, deve semerlerinden yapılan yüksekçe bir kürsüye çıktı. Hazret-i Ali’yi yanına çağırdı ve onu da kürsüye çıkarıp sağ yanına aldı. Allah’a hamd ettikten sonra yüksek sesle şöyle buyurdu:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Ahrete göçmekle hepinizden önde bulunuyorum. Orada (Cennette) havuz başında bana ulaştığını: zaman sizden iki değerli şeyi soracağım; size iki paha biçilmez EMANET bırakıyorum. Biri ötekinden daha da büyük:</em></strong></span></p>

<p><strong><em><span style="color:#000000">Biri, Allah 'in kitabı olan KUR’AN, diğeri de EHL-İ BEYT’imdir.</span></em></strong></p>

<p><strong><em><span style="color:#000000">Bu ikisi havuz başında bana ulaşıncaya kadar birbirinden ayrılmaz; bunu Rabbimden diledim...</span></em></strong></p>

<p><strong><em><span style="color:#000000">Benden sonra bu ikisine yapışır sarılırsanız, sonsuza kadar sapmaz, yolunuzu yitirmezsiniz...</span></em></strong><span style="color:#000000">”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Maide süresinin 3. ayetinin inmesinden sonra Hz. Peygamber. Zilhiccenin 18. Günü Gadir-i Hum denilen yerde ayağa kalkarak şöyle buyurdu:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Ben size sizin nefislerinizden daha ileri değil miyim? Sizin iyiliklerinizi sizden daha iyi bilmez miyim?</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Orada bulunan müminler hep bir ağızdan kendisini onaylayıp:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“E<strong><em>vet, ey Tanrı Elçisi! Sen bizim nefsimizden bize daha yakın (evla) sm. Dünya ve ahrette bizim faydalarımızı bizden daha iyi bilirsin!...</em></strong>” dediler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hazret-i Muhammed (A. S.) bunun üzerine sağ eliyle Hazret-i Ali'nin sağ elini tutup kaldırdı, onu överek buyurdu ki:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Ey insanlar!</em></strong></span></p>

<p><strong><em><span style="color:#000000">Biliniz ki, BEN HER KİMİN MEVLASI İSEM, BU ALİ DE ONUN MEVLASIDIR.</span></em></strong></p>

<p><strong><em><span style="color:#000000">Ali’nin nefsi benim nefsim, Ali’nin kanı benim kanım, Ali’nin ruhu benim ruhumdur.</span></em></strong></p>

<p><strong><em><span style="color:#000000">Her kim beni severse, Allah’ı sever; her kim Allah’ı severse, Ali’yi sever.</span></em></strong></p>

<p><strong><em><span style="color:#000000">Her kim beni sevmezse, Allah’ı sevmez; her kim Allah’ı sevmezse Ali’yi sevmez.</span></em></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><em>Hak ve adalet her zaman Ali ile beraberdir. Ya Rabbi! Şahit ol</em></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><em>Ey Allahım! Ali’yi seveni sev. Ali’ye düşmanlık edeni sevme. Ali’ye yardım edene yardım et. Ali’ye kötülük edeni aşağılandır!</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hazret-i Peygamber vefatında önce yaptığı bu açıklamalarla kendi yerine Hazret-i Ali’nin halife, vasi ve müminlerin önderi olduğunu ilan etmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Demek ki Hz. Muhammed'in hak halifesi Hazret-i Ali’dir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hazret-i Muhammed’in bu öğüt ve açıklamalarından sonra, orada bulunan binlerce insan birer, birer gelip Hazret-i Ali’ye biat ettiler ve kutladılar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hattab oğlu Ömer, İmam-ı Ali’nin elinden tutarak:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Kutlu olsun, ne mutlu sana ey Ali! Hem benim hem de kadın, erkek bütün müminlerin velisi (önderi) oldun.</em></strong>” diyerek ona biat etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gadir Hadisi’ni Hazret-i Peygamber kendiliğinden değil, TEBLİĞ ayeti indikten sonra, Allah’ın emriyle buyurmuştur. Tanrısal emirde elbette bir hikmet olacaktır. Bu hikmeti Hazret-i Ali’nin yalnız muhabbetine ve sevgisine bağlamak doğru ve yeterli olamaz. Gerçekte bu hadis Ali'ye muhabbetle birlikte, daha önemli bir görev için ferman buyrulmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunu Ravzat-ûl-Ahbab şöyle açıklıyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Görülüyor ki: Gadir Hum günü, üçüncü kez olarak İmam-ı Ali (a. s. ) yaklaşık 124. 000 Müslümanın önünde (MEVLA, VELİ, HALİFE) olarak atanmıştır. Ve ashabın çoğunluğu sırasıyla Hazret-i Ali’yi kutlamış ve O’na biat (ikrar, and) etmişlerdir.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gadir Hum'da açıkça görülüyor ki, İmam-i Ali, resmen HALİFE tayin edilmiştir ve ALEVİLER, 1400 yıldır onu tutmakta, sevmekte haklıdırlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İslâm’ın temeli olan GADİR HUM hadisi, verdiği ikrardan/sözden dönenler tarafından ayaklar altına alındı. Nitekim Medine’ye döner dönmez işler değişti. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Allah’ın emriyle, Hz. Muhammed’in verdiği görev Hz. Ali’ni elinden alındı. Eskiden beri Ehl-i Beyt’e karşı olan Emeviler din kaygısını bir tarafa bırakıp türlü entrikalar çevirdiler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Gadir-i Hum ahdi geçerli olup da Hz. Muhammed’in yerini Hz. Ali alırsa, Arap kabileleri üzerinde bir daha egemenlik kuramayacaklarını anladılar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aralarında türlü hileler kurup, planlar düzenleyip, Allah’ın ve Peygamberin emri olan “<em><strong>GADİR HUM BUYRUĞU</strong></em>”nu kısa sürede yok ederek, Yüce Peygamberin “<strong><em>Tanrısal Emri</em></strong>”ni gümbürtüye getirdiler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Emevilerin amacı, halifeliği Hz. Ali’ye vermemek, Hz. Muhammed’i ve İslâm’ı yıpratmaktı. Ve başarılı da oldular. İşte bugün İslâm ülkelerinin birçoğunda Emevi zihniyeti sürdürülmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tarihsel gerçekler yüzyıllarca hep hasıraltı edilip gizlenmiş, saf Müslümanlar yalan yanlış bilgilerle kandırılmış, açıkça günah işlenmiştir. Haksızlık edilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hazret-i Muhammed’e,</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Ümmetin içinde kurtuluşa erecekler kimlerdir?</strong></em>” diye soranlara, </span></p>

<p><span style="color:#000000">O: “<em><strong>Ali ve Ali'ye uyanlardır!</strong></em>” buyurmuştu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">O sırada inen bir ayet de Hazret-i Muhammed’in bu sözünü doğrulamıştır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Fakat inanıp yararlı iş işleyenler, işte bunlar varatûamarın en iyileridir.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hazret-i Muhammed bu ayeti yorumlarken, Hazret-i Ali’ye dönmüş, </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Sen ve sana uyanlar Kıyamet Günü Allah’tan razı olmuş ve onun razılığını kazanmış olarak diriltileceksiniz</em></strong>” buyurmuştur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çoğunluğu Sünni olmak üzere 20 tarihçi, 54 hadisçi ve 26 tefsirci yani toplam olarak tam 100 bilgin, belgesel olarak yazmış oldukları kitaplarında GADİR-İ HUM’da Hazret-i Ali’nin TANRI emriyle Hazret-i Muhammed (a. s. ) tarafından, kendisinden sonra ve kendi yerine HALİFE olarak ümmetine tanıtıldığını teyid ve tasdik etmişlerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu bilginlerin en ünlüleri şunlardır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Belazurî, Taberî, Şehristanî, Hatib-i Bağdadî, Yakut-ı Hamevî, İbn-i Esir, İmam Şafiî, İmam Malik, İmam Ahmed b. Hanbel, Buharî, Tirmizî, Fahr-i Razî, Kadi Beyzavî, Sadeddin-i Teftazanî, Dr. Tana Hüseyin vd...</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sünni tarihçilerden Şehbender-zade Filibeli Ahmed Hilmi şöyle diyor;</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Ashab hakkındaki hadis-i şerifler iyice tetkik edilirse görülür ki, Cenab-ı Nebî, Hazret-i Ali’nin kendisinden sonra Kafile-salar-i İslâm (Mü’minlerin Önderi) olmasını istiyordu. Çünkü Ali’yi bizzat ve hususi ihtimam (özen) ile yetiştirmiş ve bütün sır ve işlerine mahrem (gizli sırlarına arkadaş) etmişti.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gerek kendisi ve gerekse eserleri, değil yalnız Doğu’da, Batı dünyasında da şöhret kazanmış olan Mısırlı tarih bilgini ve Sünni Dr. Tana Hüseyin, ALİ ve EVLADLARI adlı eserinde Hazret-i Ali ile ilgili tüm tarihsel olayları (Hicret, Kardeşlik, Vasiyet, Mübahale, Uhud, Hendek, Hayber, Tebük, Gadir Hum vb. ) ve hadisleri naklettikten sonra şu sonuca varıyor,&nbsp; HAZRET-İ MUHAMMED’DEN SONRA HALİFELİK HAKKI, HZ..ALİ’NİNDİR. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Hz. Ali&nbsp; halifelik hakkı; Sakife toplantısında (Sakifelu Beni Said çardak toplantısında) Beyt-ül Darda,Beyt-ül Hayzrenede,Beyt-ül Selemende ve Gadir-i Hum’da vekil tayin edilmesine rağmen halifelik hakkı gasp edildi.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte, Aleviler bu belgelere (ayet, hadis, tarihsel olaylar... ) dayanarak İmam-i Ali’nin yanında yer aldılar, 1400 yıldan beri Hz. Ali taraftarı oldular. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz.ALİ YANDAŞI anlamındaki kişilere de ALEVÎ adı verilmiştir. Alevi, Hz. Ali Ailesi’nin adıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’ye bağlı&nbsp;olan, onu seven Hz. Ali’nin yolundan giden ve Hz. Ali’nin taraftarlarına Alevî denilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu tarihten itibaren Alevîler, Ehl-i Beyt taraftarları her yıl Gadir-i Hum bayramını kutlamaktadırlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Geçmişe yönelik olarak Gadir-i Hum’da kölelerin özgürlüklerine kavuştukları, kurban kestikleri ve akraba ziyaretleri ettikleri nakledilmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayrıca bu günde oruç tutmanın önemli olduğu ve sevap kazanılacağına inanılmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ehli Beyt’in değeri ve önemi bilinmelidir. Gadir-i Hum da, Maide süresinin 67/3&nbsp; ayetinde belirtildiği gibi, Kur’an’ın tamamlandığının, İslâm’ın tamamlandığının ve Hz. Ali’nin velayetinin ilan edildiği günün adıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuçta, Ehl-i Beyt’i sevmek, Allah’ı sevmektir. Ehl-i Beyt’e sarılmak adaleti benimsemektir, yüksek ahlâkı benimsemektir. Ehl-i Beyt’in ahlâkı ile ahlâklaşmaktır.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">KAYNAK: Ali Kaya, Alevilikte İnanç Sohbetleri, Can Yayınları, Kasım 2008, İstanbul, sayfa: 123-124</span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 23 Jun 2024 15:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2024/06/ali-kaya-yazdi-gadir-i-hum-bayraminin-anlam-ve-onemi-1719144994.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mustafa Fırat yazdı: Atalarınıza, inançlarınıza ihanette, biribirinizle yarışıyorsunuz!</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/mustafa-firat-yazdi-atalariniza-inanclariniza-ihanette-biribirinizle-yarisiyorsunuz-545</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/mustafa-firat-yazdi-atalariniza-inanclariniza-ihanette-biribirinizle-yarisiyorsunuz-545</guid>
                <description><![CDATA[Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yurt çapında düzenlenen Canlarla Buluşma etkinlikleri Türkiye düşmanı çevreleri huzursuz ediyor. Geçtiğimiz günlerde Başkan Alirıza Özdemir’in katılımıyla Varto’da düzenlenen Canlarla Buluşma etkinliğine yönelik bölücü terör örgütü PKK ve yandaş çevrelerinin karalamaları üzerine Varto’nun en önemli aydın simalarından Mehmet Şerif Fırat’ın torunu Mustafa Fırat bir yazı kaleme aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir<span style="color:#000000">’in katılımıyla Varto’da düzenlenen Canlarla Buluşma etkinliği bölücü terör örgütü PKK ve çevrelerinde uyandırdığı telaşı Alevi Bektaşi toplumun Cumhuriyetle gönül bağını en berrak şekilde ifade eden aydınlardan olan Mehmet Şerif Fırat’ın torunu Mustafa Fırat kaleme aldı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mustafa Fırat’ın, Varto coğrafyasında Alevi Bektaşilerin terör örgütüne karşı direnişini ifade eden açıklaması şöyle:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Alevi Bektaşi Kamuoyuna;</strong> </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kültür Bakanlığı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanı, sayın Ali Rıza Özdemir;&nbsp;<strong><em>“Canlarla Buluşma Toplantıları”</em></strong> kapsamında Varto‘daki Alevi dedeleri ve ileri gelenleriyle 16 Mayıs 2024 bir toplantı yapmış ve toplantıya şahsımı da davet etmişlerdir. Toplantının akabinden Sayın Ali Rıza Özdemir, dedem, Rahmetli Mehmet Şerif Fırat’ın anıt mezarını ziyaret etmişlerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Anılan ziyaret esnasında Sayın Ali Rıza Özdemir’in Mehmet Şerif Fırat hakkında söylediği; <strong><em>“Atalarından devralmış olduğu geleneği gelecek nesillere&nbsp; güçlü şekilde aktarmış ve milli kimliğimizin&nbsp; sembolü olmuş bayrak bir şahsiyettir. Yıllar önce yazmış olduğu eser bu gün de&nbsp; yolumuzu aydınlatmaya&nbsp; devam etmektedir. Türk milleti var olduğu sürece&nbsp; Mehmet Şerif Fırat gibi&nbsp; aziz evlatlarını hatırlamalı ve onların hatırasını yaşatmalıdır.”</em></strong> Sözleri ile şahsımın Varto’daki toplantıda, Alevi Bektaşi Kurumu’nun ihdas edilmesi konusundaki siyasi iradenin sahibi Sayın Cumhurbaşkanımıza Mehmet Şerif Fırat’ın torunu ve mensubu olduğumuz tarihsel geleneklerimiz adına&nbsp;<strong><em>“şükranlarımı arz etmiş olmam”</em></strong>&nbsp; bir takım çevreleri rahatsız etmiş; sosyal medya da şahsım, ailem ve geleneklerimize yönelik haksız, mesnetsiz iddia ve iftiraların ileri sürülmesine neden olmuştur. Bu bağlamda aşağıdaki açıklamayı yapmak zarureti doğmuş bulunmaktadır: </span></p>

<p><span style="color:#000000">1. Mehmet Şerif Fırat; Mensubu olduğu Alevi toplumunun; Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrinde oluşturmuş oldukları&nbsp;<strong><em>“tarihsel geleneklerinin”</em></strong> sembol isimi olup; Alevi toplumunca da sevilen, sayılan; saygın bir&nbsp; şahsiyettir. &nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bilindiği gibi dedem rahmetli Mehmet Şerif Fırat, gerek I. Dünya Savaşı sırasında gerekse Ulusal Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyet devrinde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Alevi toplulukların oluşturdukları&nbsp;<strong><em>“Yeni Türk devletinden yana ve Çumhuriyet değerleriyle uyumlu”</em></strong> geleneklerinin oluşması ile sürdürülmesinde aktif rol almış; sadece Alevi toplumunca&nbsp; değil; aynı zamanda bütün Türk toplumunca da bilinen ve sevilen değerli bir şahsiyettir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mehmet Şerif Fırat’ın da oluşumuna katkı yaptığı&nbsp;<strong><em>“Yeni Türk devletinden yana ve Çumhuriyet değerleriyle&nbsp; uyumlu</em></strong>” olan söz konusu tarihsel gelenek; Ulusal Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyet devrinde,&nbsp; Alevi toplumunca meydana getirilmiş olup; Mehmet Şerif Fırat’a değil, tüm Alevi toplumuna aittir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kurtuluş Savaşı sırasında Gazi Mustafa Kemal’in 22/23 Aralık 1919/da Hacı Bektaş Dergahını ziyaret ederek, Çelebi Cemalettin Efendi’nin desteğini almasının ardından, Celebi Cemalettin Efendi Hazretleri, Alevi toplumunun ileri gelenleri ile ocaklarına bir mektup yazarak; Kurtuluş Savaşını yürüten kadroyla birlikte olduklarını, bütün Alevi ileri gelenleri ile tüm Alevi toplumunun Kurtuluş Savaşını yürüten kadronun yanında yer almaların istemişlerdir. Cemalettin Efendi’nin söz konusu mektubundan sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Alevi&nbsp; topluluklar ile bu toplulukların inanç önderleri; Mustafa Kemal’in yanında yer almışlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Anılan gelenek;</span></p>

<p><span style="color:#000000">İstanbul Hükümetinin talimatları ile&nbsp; Bedirhani ailesinin ileri gelenleri ve Binbaşı Noel’in de motive ettiği Elazığ Valisi Ali Galip’in, Mustafa Kemal’i tutuklama girişimine karşı çıkarak Mustafa Kemal’in salimen Sıvas’a ulaşmasını sağlayan Diyap Ağa önderliğinde birleşen Dersim Aşiretlerinin geleneğidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Anılan gelenek;</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;Lozan görüşmeleri sırasında yöresel kıyafetlerini giyerek Meclis kürsüsünden gelecek tasavvurlarının Türk toplumuyla birlikte olduğunu haykıran Dersim mebusu Hasan Hayri Bey’in ve temsil ettiği Dersimli Alevi toplumunun geleneğidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Anılan gelenek; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kürdistan Teali Cemiyeti’nin bütün kışkırtma ve tahrikleri ile Koçkirideki, <strong><em>“Alevilerin devlete karşı isyan halinde oldukları”</em></strong>&nbsp; şeklindeki yansıtışlarının sebep olduğu te’dip ve tenkile rağmen Mustafa Kemal’in yanında yer almaktan ve “<strong><em>devlete karşı isyan içinde olmama durumundan”</em></strong> asla vaz geçmeyenlerin meydana getirdiği gelenektir. &nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Koçkiri hadisesinde Alevilerin devlete karşı isyan içinde bulundukları iddiası, yine devlet kadrolarını işgal eden; Türklerle Kürtlerin birlikte yaşama iradesine ihanet eden etnik ayrılıkçı unsurların Alevi toplumuna attığı çirkin bir iftiradır. Müfteriler, emirlerindeki &nbsp;Hamidiye kuvvetleriyle &nbsp;Dersimdeki Alevilere katliam girişiminde bulunan,&nbsp; Kürt Teali Cemiyeti kurucuları ile onlarla eşgüdümlü hareket eden istihbarat elemanı Nuri Dersimi’dir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nuri Dersimi üzerinden ve O’nun yalanlarıyla, Dersimli Alevi topluluklara atılan iftiralar; ne yazık ki bu gün bir kısım Alevi kişi ve kurum tarafından, <strong><em>etnik olarak Türk olmamalarına bağlanan</em></strong> hadiselerin doğurduğu bir <strong><em>“hakikat”</em></strong>&nbsp;olarak sunulmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Anılan gelenek, </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevr Anlaşmasının imzalandığı ve Türk halkına dayatıldığı tarihi süreçte; Kürtlerin bağımsızlığı için çalışan Hamidiye Alay komutanı Miralay Halit Bey’in; Alevi Lolan ve Hormek ileri gelenlerine irad ettiği nutka karşılık; Varto’daki Aleviler adına söz alan Halil Ağa’nın söylediği şu sözlerdeki tarihsel derinliğin geleneğidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;Halil Ağa:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><em>“Halit Bey! Erkekçe konuşalım biz Kürt değiliz. Nemrud’la da bir akrabalığımız yoktur. Siz Hamidiye Alayı oldunuz yıllarca biribirimizi kırdık. Bu defa sultan olmak isterseniz biz de size kul olmayız. Biz beylik istemiyoruz. Bırakın kardeşler gibi yaşayalım.”</em></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Yukarıdaki ifadenin tarihsel kimliğimizde ifade bulan, &nbsp;bütün derinliği ve&nbsp; duruluğuyla, bir kez daha haykırıyoruz: <strong><em>“Biz Kürd değiliz, Nemrud’la da bir akrabalığımız yoktur.”&nbsp; </em></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><em>&nbsp;</em></strong>İmdi, tek fert olarak da kalsak; üstümüze&nbsp; bombalar, roketatarlar, kurşunlar da yağsa; günlerce, aylarca, yıllarca beynimize işleye işleye; <strong><em>“yumuşak karnımıza vura vura”</em></strong> Dersim hadisesinde meydana gelen hadiseleri, bu hadiseler karşısında&nbsp; duyduğumuz acıları ne kadar &nbsp;diri ve canlı tutarsanız tutun&nbsp;&nbsp; <strong><em>biz, mankurtlaşmayacağız.</em></strong> <strong><em>Acılarımız üzerinden yalanlarınıza teslim olmayacağız. Yalanlarınıza, iftiralarınıza, küresel emperyalist güçlerle işbirliği içinde Türk toplumuna ve Türkiye Cumhuriyetine &nbsp;kurduğunuz tezgaha gelmeyeceğiz</em></strong>. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tarihen olageldiği gibi, <strong><em>“Kürd”</em></strong> olmadığımızı haykırmaya devam edeceğiz. Kürd olmayışımızın bilincini, Kürt toplumuna karşı geliştirilen, ırkçı, faşist söylemlerin peşine takılmasına da müsaade etmeyeceğiz. Türk milletinin asli unsuru olarak, Türkiye Cumhuriyet’nde kardeşçe ve birlikte &nbsp;yaşayacağız. &nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yukarıdaki tespitler ile zikredilen tarihsel geleneklerimiz bağlamında;</span></p>

<p><span style="color:#000000">2. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Alevi topluluklar gerçekte&nbsp; “<strong><em>Kürd</em></strong>” olmadıkları ve kendilerini&nbsp; “<strong><em>Kürd</em></strong>” kabul etmedikleri halde; bu toplulukların eski çağdan kalma inançları ve kültürlerinden hareketle;&nbsp; anılan toplulukların etnik olarak <strong><em>“Kürd</em></strong>”&nbsp; ve inanç olarak da <strong><em>“İslam dışı”</em></strong> oldukları; sistematik olarak toplumumuza enjekte edilmekte ve tarihsel geleneklerimiz söz konusu iddialar üzerinden tahrif edilmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Küresel Batı’nın Ortadoğu ve Türkiye siyasetini dizayn etme politikalarıyla paralel ve eşgüdümlü olarak ileri sürülen söz konusu iddialar; Türk toplumunun yaşam alanlarına doğru yayılmakta ve Alevi toplumunun Cumhuriyetin kuruluşu ile&nbsp; birlikte&nbsp; devlete ve cumhuriyete olan bağlılığını ifade eden tarihsel geleneklerini tahrif etmekte, Alevi toplumunu giderek küresel batı emperyalizminin kontrolüne giren ayrılıkçı bölücü <strong><em>“Kürt hareketleri”</em></strong> ile&nbsp;<strong><em>PKK’</em></strong>nın peşine takmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi toplumunun tarihsel gelenekleri ile varlık alanlarında karşılaştıkları hakikatler ve taleplerini, etnik kimlik siyaseti yapan siyasal partiler ile PKK söylemlerinin peşine takmak; tarihsel geleneklerimize, yine bu gelenekleri oluşturan ailelerin çocukları tarafından yapılan en büyük ihanettir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İhanet; soysuzlaşma, kimliksizleşme ve yok oluştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Başını Avrupa’nın değişik ülkelerinde örgütlenmiş bulunan muhtelif Alevi kuruluşlarının çektiği <strong><em>“Alisiz Alevicilik”</em></strong> savunucularıyla; etnik kimlik üzerinden siyaset yapan siyasi partilerle organik bağ içinde bulunan&nbsp; Türkiye’deki <strong><em>“çeşitli&nbsp; Alevi kuruluşları</em></strong>”, ihanet ve soysuzlaşmanın mahfilleridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye’deki Alevi toplumunu “<em><strong>Kürtçülüğün</strong></em>” ve “<em><strong>etnik siyasetin</strong></em>” peşine takan bu çevrelere açıkça söylüyoruz: <strong><em>Ne yapmak istediğinizi biliyoruz.</em></strong> </span></p>

<p><span style="color:#000000">Mehmet Şerif Fırat’ın gelenekten aldığı itki ve güçle; gerek Kurtuluş Savaşı sürecinde ve gerekse Cumhuriyet döneminde göstermiş olduğu siyasal duruş üzerinden; Alevi toplumuna ne türden bir operasyon çektiğinizi biliyoruz. Ve artık şunu bilin ki; sizden hiç korkmadık. Bu güne kadar eğer susmuş isek; karşısında yer aldığımız tarihsel geleneklerle aramızdaki gerginliklerin <strong><em>“birlikte ve kardeşçe yaşama istencimize</em></strong>” galebe çalmamasıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat artık ifşa edeceğiz sizi. Maskelerinizi düşüreceğiz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Saygıdeğer Alevi Bektaşi toplumu; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu gün Türkiye’deki Alevi toplumu bir kısım Alevi kuruluşu ile <strong><em>“Alisiz Alevicilerin”</em></strong> Alevilik üzerindeki tahribatları ve &nbsp;Alevi toplumunu Kürtçülüğün peşine takma çabalarının doğurduğu büyük bir tehditle karşı karşıyadır. Bu nedenle, anılan çevreler, Alevi toplumunun Cumhuriyet devrinde yetiştirmiş oldukları sembol isimlere; &nbsp;sistemli olarak saldırarak, bahsedilen saldırıların oluşturduğu iklim üzerinden Alevi toplumunun devlet ve Cumhuriyetle olan ilişkilerini zayıflatmaya çalışmaktadırlar. Son zamanlarda &nbsp;&nbsp;saldırının odağı haline gelen&nbsp; kişilerden&nbsp; biri de rahmetli Mehmet Şerif Fırat’tır. Mehmet Şerif Fırat,&nbsp; 1925 Seyh Sait İsyanına karşı çıkmış, isyanın bastırılmasında aktif rol almış ve 1948 de yazdığı “<em><strong>Doğu İlleri ve Varto Tarihi</strong></em>” kitabı ile Alevi toplumu üzerinde derin etkiler bırakmış bir cumhuriyet aydınıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye‘de çok partili hayata geçiş sürecinde Demokrat Parti ile CHP arasında yaşanan siyasi&nbsp; tartışmalar ve gelişmelere “<strong><em>Varto Mektubu</em></strong>” adındaki makalesiyle dahil olan bir aktördür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">1946 yılında Sovyetler Birliği’nin işgal ettiği İran topraklarını terk etmeyerek burada kendisine bağlı “<strong><em>Muhtar Azarbaycan</em></strong>” devleti ile “<strong><em>Mahabat Kürt Devleti</em></strong>”ni kurması ve Türkiye’nin doğusunda bir “<strong><em>Kürt Kongresi</em></strong>” toplama girişimiyle Ortadoğu’ya yayılma eğilimi, ABD’yi harekete geçirmiş ve ABD başkanı Truman “<em><strong>Truman Doktrini</strong></em>”ni ilan ederek, Ortadoğu’nun kendi kaderine terk edilmeyeceğini; Sovyetlerin Ortadoğu’da yayılma girişimine karşı Yunanistan ve Türkiye’nin destekleneceğini ilan etmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kapsamda ABD’nin de baskısı ve itkisiyle Cumhurbaşkanı İsmet İnönü; rejimi normalleştirmek ve muhalefete örgütlenme imkanı tanımak üzere 12 Temmuz Beyannamesini ilan etmiştir. Anılan beyanname ile&nbsp; Demokrat Parti’ye yurdun her yerinde örgütlenme imkanı tanınmış ve sürgün edilen “<em><strong>Kürt&nbsp; ağa, şeyh ve beylerinin</strong></em>” aileleriyle birlikte memleketlerine dönmelerine izin verilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sovyetler Birliği ise, Boğazların statüsünü gündeme getirmek ve Türkiye’den toprak ve üs talep etmekle birlikte Türkiye ile olan saldırmazlık antlaşmasını&nbsp; kaldırdığını ilan etmiştir. Bununla birlikte Türkiye’nin doğusunda bir Kürt Kongresi toplama hazırlıkları yapmıştır. &nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sovyetler Birliğinin Kürtler üzerinden Ortadoğu’ya &nbsp;yayılma girişimi karşısında ABD; Kürtleri Sovyetlerin etkisinden kurtarmak ve kontrol altında tutmak maksadıyla Demokrat Parti’yi harekete geçirmiş; Demokrat Parti üzerinden Kürt hareketleriyle irtibat kurmuştur. Zira tam da bu dönemde sürgün edildikleri bölgelerden memleketlerine dönen Kürt feodal beyleri ile din adamları, CHP ile DP arasındaki siyasi çekişmeleri fırsat bilen Rusya’nın Türkiye’ye karşı harekete geçeceğini ve &nbsp;Kürtleri kurtaracaklarını propaganda ederek şimdiden örgütlenmelerini ve silahlanmalarını istemişlerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Anılan siyasi konjönktörde ve 12 Temmuz Beyannamesinin ilanından sonra; Cumhurbaşkanı İnönü ve Demokrat Parti kurucusu Celal Bayar’ın “<strong><em>doğu gezileri</em></strong>” gündeme gelmiştir. 12 Temmuz Beyannamesinden sonra, hükümet ile DP arasındaki uzlaşmayı ve Demokrat Parti’nin politikalarını anlatmak üzere Erzurum’a gelen Celal Bayar’ı Şeyh Sait isyanı bakiyeleri büyük bir coşkuyla karşılamışlardır</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gerek İsmet İnönü ve Gerekse Celal Bayar’ın doğu gezileri ve Kürt milliyetçilerinin anılan faaliyetleri, bölgedeki Alevi toplulukları rahatsız etmiş ve Hamidiye dönemindeki&nbsp; güvenlik kaygılarının tekrar ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu nedenle anılan kaygıları dile getirmek üzere, Mehmet Şerif Fırat; basında <strong><em>“Varto Mektubu”</em></strong> adıyla anılacak olan <strong><em>“İrtica Yılanı Uyanıyor</em></strong>”&nbsp; başlığıyla bir makale kaleme alarak Hüseyin Cahit Yalçın’a göndermiş, makale Tanin gazetesinde manşetten yayımlanmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Makalesinde özetle, Rusya’nın “<em><strong>irtica</strong></em>” şeklinde gelişen Kürt hareketlerini himaye ettiğini, Sürgünden memleketlerine dönen Şeyh Sait ailesinin istiklallerini ele almak üzere Kürt toplulukları harekete geçirdiklerini ve Kürtlerin; DP ile CHP arasındaki siyasi kavgalardan yararlanarak istiklallerini ele almak üzere silahlandıklarını, anılan kesimlerin Demokrat Parti’den güç aldıklarını ve Demokrat Parti kurucusu Celal Bayar’ın Erzurum gezisi sırasında Şeyh Sait İsyanı’nın bakiyeleri tarafından <strong><em>“Şeriatın Kurtuluş Orduları Komutanı”</em></strong> gibi karşılandığın&nbsp; ifade etmiştir. Varto Mektubu, Türk basınında uzun süre yer almış ve CHP ile DP arasındaki siyasi gerilimin merkezini oluşturmuştur. Vatan gazetesinin başyazarı Ahmet Emin Yalman, Demokrat Parti kurucusu Celal Bayar ve Fuat Köprülü mektubun yazarı hakkında çok sert yazılar kaleme almışlardır. Adı geçen şahıslar, mektubun yazarının<strong><em> “Kürtlere çirkin bir şekilde dil uzattığını”</em></strong>&nbsp; ifade ederek; hükümet tarafından cezalandırılmasını talep etmişlerdir. &nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Anılan gelişmeler sonucunda Mehmet Şerif Fırat, bir tertiple öldürülmek ve ortadan kaldırılmak suretiyle Kürt unsurlar; Demokrat Parti üzerinden ABD’nin Ortadoğu da yürüttüğü politikalarla uyumlu hale getirilmişlerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyasal sistem, Mehmet şerif Fırat’ı bir tertiple öldürtmek ve ortadan kaldırmak yoluyla, Kürt milliyetçilerinin gönlünü almakla birlikte; Mehmet Şerif Fırat’ı, ailesini, geleneklerini; Türk sağcılarıyla Kürt milliyetçilerinin ortak siyasal çıkarlarına&nbsp;&nbsp; feda etmiştir. Öyle ki, Demokrat Parti ile Şeyh Sait ailesinin cinayetteki rollerini örtbas etmek amacıyla yargılama; Demokrat Parti iktidarı döneminde, Bitlis Ağır Ceza Mahkemesine naklettirilmiş ve yargılama dosyası dahi imha edilmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hal böyle iken, 1960 tan beridir sistemli olarak Mehmet Şerif Fırat ve oluşumuna katkı yaptığı Alevilerin tarihsel gelenekleri gündeme getirilerek; devletle ve Cumhuriyetle hesaplaşılmaktadır. Hesaplaşma içinde bulunanlar yine Alevi kesimler ve bu kesimleri Kürtçülüğün peşine takmaya çalışan&nbsp; mahfillerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Son yıllarda Fethullaçı terör örgütünün kontrolündeki Taraf gazetesinde Ayşe Hür, Dersim olayları ve Mehmet Şerif Fırat’ı gündeme getirerek; Dersim olaylarında Mehmet Şerif Fırat, Celal Bayar ve İsmet İnönü’nün rollerini tartışmış; akabinden Faik Bulut, Haydar Işık gibi Kürtçü yazarlar Mehmet Şerif Fırat olayını &nbsp;gündeme getirmişlerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı tarihlerde; İran’da istihbarat faaliyetleri yürüten Christopher De Bellaıgue, her nedense Türkiye’ye geçerek, Mehmet Şerif Fırat’ı konu alan <strong><em>“İsyan Toprakları, Türkiye’nin Unutulmuş Halkları Arasında”</em></strong> kitabını yazmıştır. Ancak, “<em><strong>Anadolu’nun Unutulmuş Halkları Arasında</strong></em>” gezerken, Mehmet Şerif Fırat’ı ve Kürtçülüğe karşı faaliyetlerinin ne denli bir direnç oluşturduğunu keşfetmiştir, İsyan topraklarının yazarı…&nbsp; “<em><strong>Anadolu’nun unutulmuş halkları</strong></em>” arasındaki gezisine başlamadan bilin bakalım; Ankara’da kimle görüşmüştür? Taraf gazetesi yazarı, Mehmet Şerif Fırat’ın kızından olma torunuyla evli olan İsmet Demirdöven’le.&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı tarihsel süreç içinde Kürtçü Faik Bulut da sürece katılmış ve <strong><em>&nbsp;“Horasan Kimin Yurdu”</em></strong> kitabında Mehmet Şerif Fırat üzerinden Alevilerin Cumhuriyet ve devletle olan ilişkilerini tartışmıştır. Bulut, diğer Kürtçüler gibi, Türkiye’nin Kürt meselesi konusundaki resmi tarih tezinde Mehmet Şerif Fırat’ın önemine işaret etmiştir. &nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve nihayet İsmail Beşikçi&nbsp; söz konusu tartışmalara dahil olarak; Mehmet Şerif Fırat’ın resmi ideolojinin oluşumundaki önemini&nbsp; bir kez daha ortaya koymuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Olaya dahil olan bir başka kişi, Mehmet Şerif Fırat ile aynı aileden gelen Hüseyin Akar’dır. Akar, Mehmet Şerif Fırat’ın&nbsp; “<strong><em>Dersim&nbsp; Katliamı</em></strong>”nda hiçbir dahli olmadığı halde “<strong><em>Dersim Katliamı</em></strong>”na katıldığını; hatta yakın akrabası Bertal Efendi ve ailesinin topluca öldürülmesinden sorumlu olduğunu iddia ederek, iftira ve yalan kervanına müdahil olmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Paralel zamanda Avukat Ruşen Arslan “<strong><em>Şeyh Sait İsyanında Varto Aşiretleri ve&nbsp; Mehmet Şerif Fırat Olayı” </em></strong>adında bir kitap yazarak; Mehmet Şerif Fırat’ın devletin bir ajanı, hain, “<strong><em>işbirlikçi bir Türk ırkçısı”</em></strong> olduğu ve aile içi bir arazi anlaşmazlığı edeniyle öldürüldüğünü; kırık mezar taşı fotoğraflarını yayımlamak suretiyle mezarının, kendi köylüleri olan akrabaları tarafından kırıldığını; akrabalarının dahi Mehmet Şerif Fırat’ın görüşlerine itibar etmediğini yazmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Anılan Kürtçü ve Fetöcü&nbsp; unsurların; Mehmet Şerif Fırat üzerinden, Alevi toplumunun tarihsel geleneklerine saldırmaları üzerine; öncelikle Rahmetli Mehmet Şerif Fırat’ın mezarını yaptırdım ve hemen aynı zamanda; söz konusu iddiaları karşılamak ve bu kesimlerin yalan ve iftiralarını deşifre etmek üzere; <strong><em>“Siyasi Bir Cinayetin Anatomisi, Mehmet Şerif Fırat Olayı ve Kürt Sorunu”</em></strong> kitabını&nbsp; kaleme aldım.&nbsp; &nbsp;2011 yılında ise söz konusu geleneklerimizi ifade ve temsil etmek üzere, Muş’tan CHP listelerinden&nbsp; milletvekilliği seçimlerine katıldım. &nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Seçim sathi mahallinde Varto’daki Alevi seçmene; Alevilerin Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet devrinde oluşturmuş oldukları geleneklerden bahsederek; onlardan atalarının oluşturdukları geleneğe sahip çıkmaların istemem bir hayli yankı uyandırmış ve nihayet karşımdaki aday HDP’nin en güçlü isimlerinden Sırrı Sakık olduğu halde; Sırrı Sakık seçim bölgem olan Varto’lu Alevi seçmenden ancak ve ancak 400‘e yakın oy alabilmiş idi.&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve nihayet, 2014 yerel seçimlerine gidilirken, çözüm sürecinin yarattığı iklimde; Varto’daki Alevi toplumun kendi tarihsel geleneklerine sahip çıkmalarından rahatsızlık duyan&nbsp; PKK ve işbirlikçileri; büyük çoğunluğu bana oy veren ve akrabalarımın çoğunlukta olduğu merkez köylerimizden Onpınar Köyünde bir&nbsp; “<strong><em>Köy&nbsp; Komitası</em></strong>”&nbsp; kurarak, bu komitanın çalışmalarıyla seçime katılmış ve adayları muhtarlık seçimini kazanmıştır. Seçimin hemen akabinden, 2011 seçimlerinde yanımda olan eski köy muhtarını ve kardeşlerini Cem evine çağırarak, üniformalı dört PKK’lı militanın hazır bulunduğu bir yargılama yapmış; bu yargılama esnasında, Mehmet Şerif Fırat’ın torunu olan eski muhtarı linç etmeye girişmişlerdir. Söz konusu olaylar sırasından eski muhtarın kardeşi Ali Ekber Karacan, ağabeylerini öldüresiye döven köylülerin üzerine ateş açarak iki köylünün ölümüne sebep olmuştur.&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Olayın ertesi&nbsp; günü “<em><strong>köy komitası</strong></em>” ailenin hayvanlarına, arazilerine el koymuş; evlerini yakmış, ailenin köyü terk etmesini ve diğer akrabalarının ise olaya müdahil olmamasını, hatta “<strong><em>köyü terk etmelerini</em></strong>” istemişlerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öldürme olayını gerçekleştiren Ali Ekber Karacan, kolluk kuvvetlerine teslim olmuş ve yapılan yargılamalar sonucunda: <strong><em>“Ağırlaştırılmış müebbet hapis”</em></strong>le cezalandırılmıştır. Bizler olayın bir PKK komplosu olduğun bildiğimiz halde; olay sırasında Cem evinde dört PKK'lı militanın hazır bulunduğunu, bu militanların gözetimi ve denetiminde söz konusu olayların meydana geldiğini, tanık ifadelerine dayalı olarak ortaya koyamadık. Zira tanıklar, &nbsp;“<strong><em>Çözüm sürecinin güçlendirdiği PKK kontrolündeki iklimde</em></strong>” ifade vermekten korkup çekinmişlerdir. Fakat böyle olduğu halde, hakikatin, anlattığımız şekilde olduğu, bütün köylü tarafından bilinmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu olaydan sonra, Varto’daki Alevi toplumu, PKK’nın tamamen kontrolüne girmiş ve kendi gelenekleri ile siyasal tercihlerini PKK direktifleri dışında kullanmalarının koşulları ortadan kaldırılmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmdi PKK ve bir kısım Kürtçüler; Mehmet Şerif Fırat’ın oluşumuna katkı yaptığı devletten yana ve Cumhuriyet değerleriyle uyumlu geleneklerinin&nbsp; gücünü kırmak üzere, Mehmet Şerif &nbsp;Fırat üzerinden devletle bir ideolojik&nbsp; hesaplaşma içine girerek ve bu süreçte&nbsp; bir çok yalan yanlış iftira ve manipulasyonlarla Mehmet Şerif Fırat’ı ve sahip olduğu tarihsel geleneklerde kırılmalar yaratarak, Alevi toplumunu kendi yanlarına çekmeye; Kürtçülük hareketinin peşine takmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle, Kürtçülüğe karşı siyasal tavrı yanı sıra, yazdığı kitabında ileri sürdüğü Alevi inancına ilişkin temel düstürlar ile ritüellerin Türk toplumunun&nbsp; tarihsel varlığıyla ilişkisinin kurulmuş olmasından; Aleviliğin, Türklerin İslamiyet’i kabulüyle ortaya çıkmış bulunan özgün bir İslami inanç formu oluşu çerçevesinde; Hz Ali ve Ehlibeyt&nbsp; sevgisini işlemiş olmasından rahatsızlık duymaktadırlar.&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Zira, bu çevreler, “<em><strong>Alisiz Alevilik</strong></em>” üzerinden Aleviliğin tarihsel ve toplumsal temellerinde tahribat yaratarak&nbsp; Alevi toplumunu Kürtçülüğün peşine takmakta ve bu hareketin içinde güç kazanmak üzere Alevi toplulukları siyasi çıkarları doğrultusunda istismar etmektedirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Anılan bağlamda;</span></p>

<p><span style="color:#000000">3. Cumhurbaşkanımızın Kültür Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Cemevi&nbsp; Başkanlığını kurmuş olması&nbsp; önem arz etmektedir. Zira anılan kurumun kurulmasıyla,&nbsp; Alevi toplumunun inançları ile&nbsp; sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik sorunlarını istismar ederek, Alevi toplumunu siyasi çıkarları ve ideolojik doğmaları doğrultusunda kullanan bu kesime büyük bir darbe vurulmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Cumhurbaşkanımız&nbsp; Alevi toplumunun muhtelif ihtiyaçlarının karşılanması&nbsp; ve bahusus kendilerini özgün kimlikleriyle ifade etmelerini sağlamak, hiçbir etki ve yönlendirmeye maruz kalmadan inançlarını yaşamak üzere; Kültür Bakanlığı bünyesinde&nbsp; Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığını kurmuş olması, Alevi toplumunun&nbsp; varlığı ve söz konusu varlığın resmi düzeyde tanınması yanı sıra kendilerini ifade edebilecekleri, şeffaf, her kese açık, kamusal bir alan olması itibariyle&nbsp; devrim niteliğinde bir adımdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Anılan kurumun içinin nasıl doldurulacağı, ana yönelimlerinin ne olacağı ise yine Alevi toplumunun muhtelif sorunlarını, ihtiyaçlarını, inanç ve itikatlarını, ritüellerini nasıl ifade etmek istedikleri ve hepsinden de önemlisi&nbsp; gerçekte tarihen “<em><strong>ne oldukları</strong></em>” ile ilgili bir durumdur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Anılan çerçevede, bir kısım Alevi topluluklarda&nbsp; görülen söz konusu kurumun Aleviliği asimile edici, Aleviliğin devletin kontrolünde&nbsp; bir inanç olacağı, özgün kimliğini kaybedeceği kaygıları, her ne kadar işin olağan akışında ortaya çıkabilecek kaygılar ise de; söz konusu kaygıları ortadan kaldıracak olan; Alevi toplulukların özgün kimliklerini duyumsatma gücü olacaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığının faaliyetlerine karşı oluşturulan direncin ana kaynağının, Alevilerin özgün duruşları ve&nbsp; kendilerini ifade edişlerinin ürünü&nbsp; olmayıp; bu güne kadar Alevi toplumunun inançları ile siyasal reflekslerini istismar ederek, Alevi toplumunu kontrol eden bir takım “<strong><em>gizli ajanda sahibi &nbsp;Alevi &nbsp;Kuruluşunun”</em></strong> bilinçli ve sistematik olarak oluşturdukları ve topluma enjekte ettikleri kaygılar olduğunun, bilinmesi gerekmektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Öyle ki anılan çevreler, Aleviliğin inanç, itikat ve ritüelleriyle oynayarak,&nbsp; Türk&nbsp; tarih ve kültürüyle ortaklıklarını, toplumsal hafızadan silmeye çalışmakta, Aleviliğin içini boşaltmakta; Aleviliği&nbsp; itikatsizleştirmekte ve &nbsp;kimliksizleştirmektedirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa Alevilik, Türki toplulukların İslam toplumlarıyla yarattıkları, tarihsel uzlaşmaların inancı olup; İslamın bir yorumu; İslami özün Anadolu ve Horasanda ortaya çıkmış&nbsp; sosyal gerçeklik inşaası ve hakikat yaklaşımıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Hakk, Muhammed, Ali</strong></em>” de ifade bulan inançtır. Hakkı önceleyen, Hz Muhammed’i O’nun resulu ve Hz Ali ile Hasan ile Hüseyin’i nesebi gören&nbsp; anlayıştır. Öyle ki, Seyid Rıza’nın idamı esnasında dile gelendir: </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Evladı Kerbelayık, yazıktır, günahtır.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sizlerin bu günlerde ayrılıkçı bölücü emellerinize alet ettiğiniz Seyid Rıza dahi, Ehlibeytten olduğunu ifade ederken; sizler ve bir kısım Alevi toplumunun inanç önderleri(!) nasıl oluyor da atalarınıza, inançlarınıza ihanette, biribirinizle yarışıyorsunuz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Atalarımızın kutsal ocakları Kureyş Baba ile Baba Mansur, diyecek bir laf var mı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Artık yeter, bir toparlanıp kendinize gelin… </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Mustafa FIRAT,</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Mehmet Şerif FIRAT’ın torunu</strong></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 May 2024 12:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2024/05/mustafa-firat-yazdi-atalariniza-inanclariniza-ihanette-biribirinizle-yarisiyorsunuz-1716718000.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İbrahim Afatoğlu Çanakkale şehitleri için yazdı: Servergazi Türbesi</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglu-canakkale-sehitleri-icin-yazdi-servergazi-turbesi-481</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglu-canakkale-sehitleri-icin-yazdi-servergazi-turbesi-481</guid>
                <description><![CDATA[Denizli tarihi ve Alevîlik Bektaşîlik tarihi üzerine kitapları ile tanınan yazar İbrahim Afatoğlu, Server Gazi hakkındaki makalesinde Denizli'nin tarihine ışık tutarken, Çanakkale şehitlerine de şükranlarını sunduğu yazısını okurlarımızla paylaşıyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Server Gazi’nin doğum tarihi belli olmamakla beraber 12. yüzyılın sonu 13. yüzyılın başlarında yaşadığı sanılmaktadır.</p>

<p>Selçuklu Sultanı Gıyasettin Keyhüsrev tarafından Denizli havalisinin fethi için Mehmet Gazi ile birlikte Server Gazi de ayrı ayrı tümen komutanı olarak görevlendirilmiş. Bu iki komutan birer tümen askerle, o zamanki adıyla Laodikya üzerine sevk edilmiş. Bizans kuvvetleriyle önce Honaz (Colossea) civarında, şimdiki Honaz harabelerinin yakınında çarpışmış. İlk çarpışmada galip gelmişler.</p>

<p>Geriye çekilen Bizans Ordusu’nu izlemiş ve Denizli’nin Deretekke (Sarayköy Caddesi) semtinde yeniden harbe tutuşmuşlar. O sırada Mehmet Gazi şehit olmuş, askerleri Server Gazi’nin emrine geçmiş. İki ateş arasında kalan Bizans Ordusu yenilip yok edilmiş. Server Gazi, sağ kalan bir düşman askerinin attığı okla Miladi 1210 yılında şehit düşmüş.</p>

<p>Vasiyeti gereği şehit olmadan önce görüp çok beğendiği şimdiki türbesinin bulunduğu yere defnedilmiş. Selçuklu tümen komutanı olan Server Gazi, Denizli ve çevresinin Türk yurdu haline gelmesinde çok büyük emeği olan kahraman alperenlerden olduğu bilinmektedir.</p>

<p><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/106125840_175905013958355_1499873245124195531_n.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p>Server Gazi Türbesi'nde iki sanduka bulunmaktadır. Büyük olan Server Gazi’nin sandukasıdır. Küçük olan da türbedarın oğlunun sandukasıdır.</p>

<p>Rivayete göre; hem kendi bağ ve bahçe işleri ile geçimini sağlayan hem de türbedarlık yapan ailenin genç oğlu, sabah namazını kıldıktan sonra türbenin içerisinde, Server Gazi’nin ruhuna birkaç cüz Kur’an okumuş. Oğlan Kur’an okumayı bitirdikten sonra Server Gazi, kabrinden ayağa kalkmış ve delikanlıya hitaben “<strong><em>Bugün öğle namazından sonra benim yanıma geleceksin, senin yerin benim yanımdadır</em></strong>” demiş ve tekrar kabrine geri dönmüş.</p>

<p>Oğlan, başından geçeni babasına anlatmış ama babası olayı bir anlam verememiş. Delikanlı, öğle namazına müteakip vefat etmiş. Baba, oğlanın sabah anlattıklarını hatırlayınca, Server Gazi’nin vasiyet şeklindeki kerametinin yerine getirilmesi gerektiğini idrak etmiş ve oğlunu büyük alperenin yanına defnetmişler.</p>

<p><strong>KIBRIS SAVAŞINDA SERVER GAZİ</strong></p>

<p>Bizim ziyaretimiz sırasında 78 yaşında olan Hatice Nine, 55 yıldır türbenin temizliğini ve bakımını yapmaktadır. Sever Gazi’yi hem rüyasında hem de gerçekte gördüğünü iddia eden Hatice Nine, Server Gazi’yi iki vagon trenle Kıbrıs Savaşı’na giderken gördüğünü ve kendisine “<em><strong>Hatice, ben hemen gelirim kızım, buraları iyi bak!</strong></em>” dediğini söylemektedir.</p>

<p>Hatice Nine ertesi günü akşama doğru türbeyi aydınlatan gaz lambasını yakmak üzere türbeye gittiğinde, duvarda asılı duran Server Gazi’nin sancağının yerinde olmadığına fark etmiş. Onuncu günü gaz lambasını yakmak üzere tekrar türbeye gittiğinde, sancağın eski yerinde asılı olduğunu görmüş.</p>

<p>O akşam yanında götürdüğü akrabalarından bir kadınla birlikte sancağın üzerinde bir leke olduğunu görmüşler. Hatice Nine, “<em><strong>Herhalde çamur bulaşmış, sancağı yıpratmadan çamuru üzerinden ufalayarak temizleyelim</strong></em>” diyerek sancağı dokunduğunda, eline kan bulaştığını görmüşler.</p>

<p>Bu olayı gözleri yaşararak anlatan Hatice Nine’ye göre Server Gazi ve askerleri Kıbrıs Savaşı’na katılmak için bu sancakla birlikte Kıbrıs’a gittiklerine inanmaktadır.</p>

<p><strong>TERÖRİSTLERE KARŞI SAVAŞAN SERVER GAZİ</strong></p>

<p>Ve yine Türbedar Hatice Nine şu olayı anlatmıştır: Şırnak’ta askerlik yapmış olan bir genç kasabaya gelmiş, Hatice Nine’yi bulmuş. Başından geçen bir olayı ve buraya nasıl geldiğini anlatmış. Şırnak’ta teröristlerle yoğun çatışmalar yaşandığı sırada nöbet tutan Ispartalı gence, nöbet sırasında uyuklayınca birisi dokunmuş ve uyandırmış. Bu olay aynı nöbet sırasında üç kere tekrarlanmış.</p>

<p>Genç, sonuncu uyuklamasında bir rüya görmüş ve rüyasında bir kişi “<em><strong>Ben Server Gazi’yim. Denizli’nin Yeşilköy beldesinde oturuyorum. Orada Hatice diye birisi var. Onu bul. O seni bana getirecektir. Benim ziyaretime gel!</strong></em>” demiş.</p>

<p>Asker, teskeresini aldıktan sonra Denizli’ye gelmiş. Hatice Nine’yi bulmuş ve başından geçenleri anlatmış.</p>

<p><strong>VALİYİ HASTALIKTAN KURTARAN SERVER GAZİ</strong></p>

<p>Halk arasında anlatılan bir başka menkıbe de şöyledir: Bugünkü türbeyi yaptıran Denizli Valisi, İzmir Valisi olmuş. İzmir’de kalbinden rahatsızlanıp hastaneye yatmış.</p>

<p>Geceleyin Server Gazi, eşkire ona görünmüş ve göğsünü üç kere sıvazlayarak, “<em><strong>Senin önemli bir şeyin yoktur oğlum, bir şeyin kalmadı. Sabahleyin kalkarsın ve gidersin!</strong></em>” demiş.</p>

<p>Sabahleyin vali, doktorlar tarafından tekrar muayeneden geçirilmiş ve hiçbir rahatsızlığının kalmadığı anlaşılmış.</p>

<p>Valinin arkadaşları Hatice Nine’yi aramış, bu olayı anlatmış ve valinin selamını söylemişler.</p>

<p><em><strong>Çanakkale Savaşlarında hayatını kaybeden bütün şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz...</strong></em></p>

<p><strong>İBRAHİM AFATOĞLU / DENİZLİ</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Mar 2024 11:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2024/03/ibrahim-afatoglu-canakkale-sehitleri-icin-yazdi-servergazi-turbesi-1710751534.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ali Kaya yazdı: Hızır Orucu</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ali-kaya-yazdi-hizir-orucu-430</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ali-kaya-yazdi-hizir-orucu-430</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmacı yazar Ali Kaya, Alevi Bektaşilerde Hızır orucunu yazdı. Alevi Bektaşiler Ocak ayının ortasından Şubat ortasına kadar süren “Hızır ayı” içerisinde, üçüncü günü her perşembeye gelecek şekilde oruç tutarlar. Hızır için pay edilen kurbanların, dağıtılan lokmaların yanında, son 3 günde tutulan orucun ardından Hızır Cemi ile Hızır ayı son bulur.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hızır sözcüğü Arapça da “<em><strong>El hazır, Al Hızır</strong></em>” olarak geçmekte ve yeşillik anlamına gelmektedir. Çünkü Hızır’ın oturduğu yerlerin yeşerdiği görülmüştür.</p>

<p>Hz. Musa onu gördüğü zaman “<strong><em>deniz sahilinde yeşil bir yaygı</em></strong>” üzerinde bulunduğu söylenmiştir.</p>

<p>Hızır ve İlyas Aleyhisselam ve Zülkarneyn ile birlikte Ab-ı Hayat suyunu aramaya çıkarlar.</p>

<p>Hızır ve İlyas bu suyun kaynağını bulup, içmişler ve ölümsüzlüğe ermişlerdir. Hızır, karada, İlyas denizlerde zor durumda olanlara yardım etmektedir.</p>

<p>“<strong><em>Yetiş ya Hızır</em></strong>” diyenlerin carına yetişirler, bizlerinde carına, imdadına yetişir inşallah.</p>

<p>Hz. Musa bir peygamberdir. İsrail oğullarının peygamberidir. Nübüvvet (peygamber) makamındadır. Oysa Hızır kullardan bir kuldur.</p>

<p>Öyleyse nasıl oluyor da nübüvvet makamındaki bir kişiye mürşitlik yapmaktadır?</p>

<p>Tasavvufçular Hızır’dan ilim öğrenmesinin nübüvvet makamını küçültmeyeceğini, aksine Hz. Musa ilminin zahiri, Hızır’ın ki ise, batıni ilim “<strong><em>Ledün ilmi</em></strong>” olduğunu, bu ilimin de okumakla elde edilmeyeceğini, çünkü Tanrısal ilim olduğunu söylemişlerdir.</p>

<p>Hızır yol gösterendir. Vesiledir. Mürşittir. Çünkü o ilahi rahmet ve sırların bilgisine sahiptir.</p>

<p>Hızır, Hz. Musa’ya mürşitlik etmiştir. Hz. Musa şeriatı, Hızır hakikati temsil etmektedir.</p>

<p>“<em><strong>O takva sahipleri ki; gaibe inanırlar. Salât (dua)’ını dost doğru yaparlar. Kendilerine rızk olarak verdiğimizde de Allah yolunda harcarlar.</strong></em>” (Bakara suresi ayet, 3)</p>

<p>Hızır Aleyhisselam, Hz. Musa zamanında yaşamış Ab-ı Hayat (ölmezlik suyu) içerek ölümsüzlüğe ermiştir. Kendisine Allah katından batın ilmi (Ledün ilmi) verilerek, Hz. Musa’yı eğitmekle görevlendirilmiştir</p>

<p>İşte Aleviler de böyle mübarek günlerde Allah rızasına orucunu tutarlar, kurban keser veya lokma yapar ve paylaşırlar.</p>

<p>Hz. Hızır aşkına, Allah rızasına ibadetlerini yaparlar. Hz. Hızır’ı vesile kılarak, dualarının, lokmalarının ve ibadetlerinin kabulü için Allah’a yalvarır ve yakarırlar.</p>

<p>Alevi inancında Hızır Orucu önemlidir. Hızır Orucu şartlara göre farklı günlerde tutulmaktadır.</p>

<p>Geçmişte Aleviler köylerde ve küçük kasabalarda yaşadıkları için Hızır orucunun farklı günlerde tutmasının mahsuru yoktu.</p>

<p>Bugün ise, büyük şehirlerde yaşayan Alevilerin aynı tarihlerde oruç tutmamalarının sıkıntılarını yaşmaktadırlar.</p>

<p>Örneğin: Düğün, nişan, özel gün kutlamalarında davet edildiğinde oruç ve oruçlu olduğumuzu söylüyoruz ve davete de katılmıyoruz. Oysa hepimiz aynı günde oruca başlayıp, aynı gün orucu bitirirsek bu tür sıkıntılarla karşılaşmayız. Bir olmak, birlikte olmak, kurullara uymak inancımızın da gereğidir.</p>

<p>Bu konuda Buyruk 3 sünnet, 7 farzda “<em><strong>Talib bin ise bir gibi otura</strong></em>” yani birlikteliği sağlaya, birlikte ola diyor.</p>

<p>Alevi inancında, Hızır Orucu üç gündür. Hızır orucu sonunda kurbanlar tığlanıp, cemler yapılırdı.</p>

<p>Geçmişte dedeler birçok köyde talipleri olduğundan dolayı ulaşım güçlükleriyle karşılaşıyorlardı. Aynı gün içerisinde taliplerinin cemini ve cemaatini yapamıyorlardı.</p>

<p>Dolayısıyla Hızır orucunu farklı günlere yayarak bu görevlerini yerine getirmişlerdi.</p>

<p>Hızır orucunun en temel kaynağı Kur’an’dır. Bakara suresi, 203 ayetinde; “<em><strong>Sayılı günlerde Allah’ı zikredin</strong></em>” denilmektedir.</p>

<p>Kuran’ın tevilini yapan Abdulbaki Gölpınarlı’nın Kur’an-ı Kerim mealinde bu sayılı günlerin Zilhicce ayı olduğu ve o ayın da Şubat ayının 13–14-15’inci günlerine tekabül ettiğini belirtir.</p>

<p>İşte, biz Alevilerde bu sayılı günlerde, yani Şubatın 13–14–15 günlerinde oruç tutulur.</p>

<p>İnsan suresi 7–8–9 ayetlerinde ise şöyle bahis edilmektedir:</p>

<p>Ayet 7: onlar verdikleri sözü tam bir biçimde yerine getirirler ve kötülüğü salgın olan bir günden korkarlar.</p>

<p>Ayet 8: yoksula yetime ve esire, yemeği severek yedirirler.</p>

<p>Ayet 9: Biz size yalnız ve yalnız Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık da bir teşekkür de istemiyoruz, der.</p>

<p>Bu ayetlerin Hz. Ali Cenap-ı Murtaza’nın şanına geldiğini belirtilmektedir.</p>

<p>Bir gün İmam Hasan ile İmam Hüseyin hastalanır. Ateşler içinde bir şey yiyip, içmeyip baygın olarak yatarlar. Hz. Fatıma çocukların bu haline çok üzülür. Babası Hz. Muhammed’e gider.</p>

<p>“<em><strong>Ya babam, ya Allah’ın Resulü Hasan ile Hüseyin çok hasta ateşler içinde yanmaktadırlar, acılarına dayanamıyorum. Ben ne yapacağım</strong></em>”&nbsp;der.</p>

<p>Hz. Resul bunun üzerine, “<em><strong>kızım git niyet edin, 3 gün nezir orucu tutun</strong></em>”, der.</p>

<p>Hz. Fatıma eve gelir, Hz. Ali’ye anlatır. Hz. Ali’de niyet ederek Hz. Fatıma ile birlikte 3 günlük oruca başlarlar.</p>

<p>Birinci gün akşam olur, sofrayı kurarlar herkesin önünde birer parça arpa ekmeği vardır. Tam yemeğe başlarlar ki kapı vurulur. Kapıyı açarlar. Karşılarına biri çıkar “<strong><em>Ya Ali ben yoksulum ve kaç günden beri açım, yiyeceklerinizi bana verir misiniz</em></strong>” der. O gün ucundan birer parça kopardıkları ekmeklerini yemeyip o yoksula verirler.</p>

<p>İkinci gün; yine oruç tutarlar. Akşam olduğunda aynı şey olur. Sofrayı kurulur. Birer lokma yedikten sonra yine kapı çalınır. Kapıyı açarlar karşılarına biri çıkar “<em><strong>Ya Ali ben yetimim kaç günden beri açım</strong></em>” der, o gün de yiyeceklerini o yetime verirler.</p>

<p>Üçüncü gün de aynı şey olur, bu defa gelen esir olduğunda, sahibinin kendisine yiyecek vermediğini söyler ve o da Hz. Ali’den yiyecek ister. Hz. Ali o günde yiyeceklerini esire verir.</p>

<p>Esir gittikten sonra tekrar kapı çalınır ve kapıyı açarlar. Bu defa gelen Hz. Resuldür, Hz. Resul eve girer, oturur, Hasan ve Hüseyin’i dizleri üstüne alır ve şöyle söyler “<strong><em>Ya Ali bu yavruların hastalığı beni de üzdü</em></strong>” der ve sorar. “<em><strong>Orucunuz nasıl geçti ya Ali</strong></em>” der.</p>

<p>“<em><strong>Sana âyandır Ya Allah’ın Resulü Allah’ın rızası için 3 gün oruç tuttum, orucumuzu açarken, bir yoksul, bir yetim, birde esir geldi. Yiyeceklerimizden her gün birine verdik</strong></em>” der.</p>

<p>Hz. Resullullah “<strong><em>o gelenler kimdi? Tanıdın mı? Ya Ali</em></strong>” der.</p>

<p>Hz. Ali, “<em><strong>Sana âyandır Ya Allah’ın Resulü</strong></em>” der.</p>

<p>Hz. Peygamber gelenlerin Hızır olduğunu söyler ve “<strong><em>sizlerin sabrını ölçtü Ya Ali</em></strong>” der.</p>

<p>Hızır orucu hakkında diğer bir konuda Hz. Nuh tufanında geçer.</p>

<p>Hz. Nuh’un gemisi tufana kapıldığında, Hz. Nuh geminin kurtulması için Hz. Hızır’ı çağırır ve gemi kurtulunca üç gün oruç tutacağını söyler. Hz. Nuh’un gemisi tufandan kurtulur, bunun üzerine üç gün nezir orucu tutarlar.</p>

<p>İşte, Aleviler de dar günlerinde Hızır yetişsin diye, Hızır aşkına, Ehl-i Beyt aşkına, Allah rızası aşkına oruç tutarlar.</p>

<p>Her insanın yaşamında mutlaka şükran günleri vardır.</p>

<p>Hastalıktan kurtulanlar, kazadan beladan kurtulanlar, kısacası zor günlerden kurtulanlar, şükranı olarak Allah aşkına oruç tutarlar, kurban keserler.</p>

<p>Oruç Allah irade sıfatını yalnızca insanlara vermiştir. İşte, oruç iradenin imtihanıdır. Hiç bir şeyde uslanmayan nefsin oruç ile uslanmasıdır.</p>

<p>Çünkü açlık had safa da iken yememek, susuzluk had safa da iken içmemek, iyilik için nefsin dizginlerini çekip iradeyi kullanmaktır.</p>

<p>Yani, vücuda aklın hükmüdür, kendi bedenine sözün geçmesidir.</p>

<p>Cenab-ı Allah bir kudsi hadisinde; “<strong><em>Oruç benim içindir, onun mükâfatını ben vereceğim</em></strong>” diye buyurmuştur.</p>

<p>Alevi inancında, Hızır Orucu’nun kaynağı Kur’an ve hadislerdir. Kur’an-ı Kerim Hızır kıssâsı Kur’an’da El-Kehf suresinde geçmektedir.</p>

<p>Bu surede üç olay geçer;</p>

<p>a) “<em><strong>Ashab-ı Kehf</strong></em>” adı ile anılan kişilerin başından geçenler (9–26 ayetler)</p>

<p>b) Hz. Musa, Hz. Hızır kıssâsı (60–82 ayetler)</p>

<p>c) Zül-Kareyn ve ye’cüc me’cüc olayı (83–93 ayetler)</p>

<p>Birinci olayda; bütün kalpleri ile kendilerini Allah iradesine teslim edip, inanan insan üstünlüğünü,</p>

<p>İkinci olayda; Hz. Musa’nın karşısına çıkarılmış, mürşit konumundaki esrarengiz kişi (Hızır) vasıtasıyla; ilahi takdirin sırlarının insanlar tarafından çözülmeyeceğini,</p>

<p>Üçüncü olayda ise; insanın kendini buna karşı koymaya çalışmaktan alı koymadığı noktaları mükemmel bir tarzda anlatılmasıdır.</p>

<p>Ayetlerde isim vermeden kullardan bir kul olarak geçmektedir.</p>

<p>O, kulun Hz. Hızır olduğunu bildiren hadis kitaplarıdır. (Sahihu’l Buhari, Sahihu Müslüm, tirmizi vs. )</p>

<p><em><strong>Teslim ol mürşide yolda kalırsın</strong></em></p>

<p><em><strong>Mürşitsiz varılmaz dost ellerine</strong></em></p>

<p><em><strong>Bir canında var ise ver yoluna</strong></em></p>

<p><em><strong>Mürşitsiz varılmaz dost ellerine</strong></em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><em><strong>İşitmedin mi Hazreti Musa’yı</strong></em></p>

<p><em><strong>Arayu ben buldu Hızır Nebi’yi</strong></em></p>

<p><em><strong>Önce Hızır oldu onun delili</strong></em></p>

<p><em><strong>Mürşitsiz varılmaz dost ellerine</strong></em></p>

<p><em><strong>PÎR SULTAN ÂBDAL</strong></em></p>

<p>Hz. Hızır bir velidir, bir erendir. Diğer bir bilgiye göre de Nebidir.</p>

<p>Allah’ın kendisine rahmet ve ilim verdiği kişidir. Peygamber veya bir velidir.</p>

<p>Zahiri ilimler Resuller aracılığıyla, ilham ise, aracısız olarak gönülle gelen hak kelamıdır. Gaip âlemler onlara görünür olmuştur.</p>

<p>Allah istediğine bu gönül ilmini vererek, kâinatı ve bütün mevcudiyeti keşfetmesine yardımcı olur.</p>

<p>Çünkü onlar zamanımızın kutuplarıdır. İşte bu gaip erenlerinden biriside Hızır Alehisselamdır.</p>

<p>Zorda kalanların, darda kalanların yardımcısı Hızır’dır.</p>

<p>Hz. Hızır, İslâm inancında çaresizlikte kalanlara, sıkıntıda olanlara, yardımcı ve kurtarıcı melek olarak tasvir edilir.</p>

<p><em><strong>Zulmet deryasını nur edip gelen</strong></em></p>

<p><em><strong>Hızır İlyas Şah-ı Merdan Ali’dir</strong></em></p>

<p><em><strong>Garibin mazlumun halinden bilen</strong></em></p>

<p><em><strong>Hızır İlyas Şah-ı Merdan Ali’dir</strong></em></p>

<p><strong>ŞÜKRÜ METİN BABA</strong></p>

<p><strong>* * *</strong></p>

<p><em><strong>Açıldı can gözüm gör seyranımız</strong></em></p>

<p><em><strong>Hazreti Hızır asıl üstadımız</strong></em></p>

<p><em><strong>Kırk sekiz cumadır bizim bayramımız</strong></em></p>

<p><em><strong>Senede gelene hacet kalmadı</strong></em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><em><strong>Ey Nurettin Seyfi vardır, da elin</strong></em></p>

<p><em><strong>Kimse bilmez senin esrarın halin</strong></em></p>

<p><em><strong>Hızır vardı yeşil eli dolum</strong></em></p>

<p><em><strong>Ekşi üzüme hacet kalmadı</strong></em></p>

<p><strong>SEYİT NİZAMOĞLU</strong></p>

<p><strong>* * *</strong></p>

<p><em><strong>Fakir Edna’m der ki, bu sırra eren</strong></em></p>

<p><em><strong>Üstadım Hatâî darına duran</strong></em></p>

<p><em><strong>Tamuda yanar mı nurunu gören?</strong></em></p>

<p><em><strong>Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle</strong></em></p>

<p><strong>FAKİR EDNA</strong></p>

<p><strong>* * *</strong></p>

<p>Hızır orucu, her yıl Şubat ayını 13–14–15 günleridir.</p>

<p>Hızır, her an hazır ve nazırdır. Cömerttir.</p>

<p>Çaresizlerin çaresidir. Umutsuzlara umuttur.</p>

<p>Zorda kalanların carına yetişendir.</p>

<p>Cümle insanlığın gözcüsü, bekçisi yardımcısı Hz. Hızır olsun.</p>

<p>Allah herkese Hızır elinden doluyu içmek nasip eylesin.</p>

<p>Gerçeğe Hü.. Diyelim.</p>

<p><strong>http://www.alikaya.org, alikayaorg@yahoo.com</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 13 Feb 2024 21:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2024/02/ali-kaya-yazdi-hizir-orucu-1707849580.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. Ömer Uluçay yazdı: İrfan, ruhban, tasavvuf ve riyazet</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-omer-ulucay-yazdi-irfan-ruhban-tasavvuf-ve-riyazet-425</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/dr-omer-ulucay-yazdi-irfan-ruhban-tasavvuf-ve-riyazet-425</guid>
                <description><![CDATA[Alevilik Bektaşilik alanında çalışmaları ile tanınan, Ehl-i Beyt sevdalısı Dr. Ömer Uluçay’ın “İrfan, ruhban, tasavvuf ve riyazet” konularını değerlendiren makalesini okurlarımızla paylaşıyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">GERÇEK OLMAK</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">İnsanoğlu gün görüp olgunlaşınca, kâmil olup gelişi, yaşamayı ve sonrasını düşününce ve farkına varıp kendisini araştırınca başka bir yola girmiş, başka bir dereceye gelmiş olmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Hele insan, “<strong><em>kendini bil!</em></strong>” kuralına vakıf olunca ve sefer-seyir edince; üzerine rahmet çökmekte, cömert ve hoşgören olmakta, bağışlayıp yardım etmekte, işlekleri iyi ve hayırlı görmektedir.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bunlar toplumsal genel doğrulardır.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bazı insanlara bir kısmet-görev olmakta ve daha fazlasını istemektedirler. Kendi rıza ve gayretleriyle rahmet yolunun bir yolcusunun rehber olmasıyla ve sohbetle bir üstaza varmaktadır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Söz dediğin soğan zarıdır, birini kaldırınca başka biri gelir. Bir kapı bin kapıya açılır; bir mum, bin görünmezi bilinir kılar. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bir sözü sağlam dediğin duymaz iken, bir sağır işitir ve gereğini yapar. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">İnsan, bildiğini tanıdığını görür. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Kamil insan, gördüğünü tanır, bildik ve yabancıyı ayırır. Farkı görmek de bilmektir.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Söz ustası, gerçeği meydanda koymaz, çünkü kadri-kıymeti bilinmez. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Nitekim Gerçek; Hakikat, yani Hakk bütün haşmetiyle, hikmet ve kudretiyle, azamet ve açıklığı ile meydandadır, ama tanıyan az. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Gerçeğe varanlar ve dönüp onun ışığı olanlar, her şeyde bir azamet, hikmet, sır ve ibret görür, bunu okurlar. Kendisinin bilip görmesi yetmez; dostları da buna sahip ve şahit olsunlar isterler. “<em><strong>Gönül sohbet ister, kahve bahane</strong></em>”.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Tarihin her devrinde, her toplumda bilinir ki, “<em><strong>testi su serper, içtekini dışa vurur</strong></em>”. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Testi içinde, şerbet, mey, bal her ne varsa; kokusunu, rengini, tadını, işaretini verir ve bunu bilen arılar üzerinde vızıldaşır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Arayan bulur ve soran bilir, ceht eden varır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">İşte böyledir “<strong><em>İrfan, tasavvuf, meditasyon, yoga, züht, riyazet yolu</em></strong>”. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Ateş tarhı, geçit vermez taşkın, uluderya. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Girme yanarsın, durma düşersin, kaçma tutulursun.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">İnsan kendi gücünü kavrayınca ve yetmediğini görüp bilince; bir sığınak arar, dar günde yardımcı olsun diye. Bir sırdaş bulmak ister, bir dost ister. Bırakır dünya varını, kirini ve seda verir “<em><strong>gel dosta gidelim gönül</strong></em>”. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bildiklerine, bulduklarına dertlerini açar, yardım diler ama nafile… </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Meğer “<em><strong>derman kâr eylemez yâreler var</strong></em>”mış. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bir Lokman, Hızır beklemektedir ve uzun bir süreçten sonra öğrenir ki, “<em><strong>derde derman sendedir, Sen’de</strong></em>”.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bu dili anlamak ve konuşmak, sonrasında öğretmek için bir yola, yordama, rehbere, mürşide ve en önemli ve gereklisi rızalı bir istekliye, yolcuya, salike, talibe, müride ihtiyaç vardır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bu konu din ve inançlar ile felsefenin mevzusudur. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Burada musıkî, raks ve diğer sanat ve bilim dalları da vardır.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Din ve inançlara inanmayan bir toplum olmamıştır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bu durum insanlığın kendi kudretini, hikmetini, sınırlarını bildiği anlamına gelmektedir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Evren ve diğer insanlar karşısında, doğa yasaları altında “<em><strong>güçsüz</strong></em>” olduğunu bilen insan bir sığınak aramıştır. Böylece, felsefenin doyurmadığı akıl ve kalpler, din ve iman-inanç deryasında, semasında Tanrı’ya vasıl olmuşlar ve O’ndan haberle insanlara dönmüşlerdir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Din-diyanet, büyü-sihir ve kehanet ile uğraşan bir sınıf ve bunların sürdükleri bir yol açılmıştır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Oluşan bu ruhban sınıfı toplumda etkili ve önder olmuştur. Din, inanç, söylemler farklı olabilir; ancak bunların toplumsal rolleri hep benzer kalmıştır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bunların olgunlaşma yöntem, süreç ve sonuçları farklı olmuş, birisini tercih ile diğerlerini geçersiz kılmak mümkün olmamıştır. Yani her grup, kendince bir yol açmış ve “<strong><em>Gerçek olana</em></strong>” doğru sefere çıkmıştır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Yolcu kaldığı yerde şahit ve şehit olmuştur. Varıp dönen ise Gerçek, Hakk olmuştur. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">“<em><strong>Ne ararsan, kendinde ara, Halep’te, Şam’da değildir. Hakk âdemdedir. Âdem noktayı ve nokta âdemi tamamlar</strong></em>”. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bu nurlanmadır, Tanrı’ya varmaktır, “<em><strong>Gerçek</strong></em>” olmaktır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">İyi-güzel de bu nasıl olacaktır?</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Yol, Kemalat Yolu’dur. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Bu insanlık yolunda çokca yolcu var. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Yolcuya, durana, varana ve dönene selam olsun.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Ceviz, badem, ne güzel ve özü ne tatlıdır, kabuğunu kırabilirsen. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Gerçek ne güzeldir, kendini bilirsen. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">“<em><strong>İnsan ölmez, ölen hayvan durur.</strong></em>”</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Selam ve saygıyla…</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><span style="background-color:white">DR. ÖMER ULUÇAY</span></strong></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Feb 2024 12:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2024/02/dr-omer-ulucay-yazdi-irfan-ruhban-tasavvuf-ve-riyazet-1707472836.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Enis Emir yazdı: Alevi kelimesinin kökü nedir?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/enis-emir-yazdi-alevi-kelimesinin-koku-nedir-418</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/enis-emir-yazdi-alevi-kelimesinin-koku-nedir-418</guid>
                <description><![CDATA[Alevilik ve Ehl-i Beyt alanındaki çalışmaları ile tanınan araştırmacı yazar Enis Emir Alevi kelimesinin kökenini ve anlamını yazdı. İşte, o makale:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Alevi kelimesi Arapçadan gelmektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunun kanıtını Arapça dilbilgisi kaynakları ve sözlükleri vermektedir. Arapça dilbilgisi ve sözlük kaynakları, Alevi kelimesinin köküne ve anlamına dair şu bilgileri vermektedir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir kişinin, “’<em><strong>Adey</strong></em>” ismine mensup olduğunu ifade etmek için, “<strong>Adey</strong>” isminin sonunda bulunan Y harfinin dört kere okunması zor gelmektedir. Bu durumda “<strong><em>Adey</em></strong>” ismine mensup olan bir insana “<em><strong>Adeyyiyyu</strong></em>” denilmesi gerekir ki, bir harfin dört kere okunmasına sebep olmaktadır. Sonu “<strong><em>Y</em></strong>” harfi ile biten isimlere mensup olan kişilerin bu şekilde anılması ağır olduğu için bu isimlerde yer alan birinci “<em><strong>Y</strong></em>” harfi, “<em><strong>Vav</strong></em>” harfine dönüştürülerek o kişiye “<em><strong>Adeviyyu/Adevi</strong></em>” denilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde bir kişi Ali ismine intisap edildiğinde o kişiye “<em><strong>Aliyyiyyu</strong></em>” denilmesi gerekirken, Ali isminin birinci “<strong><em>Y</em></strong>” harfi, Vav harfine dönüştürülerek, Ali ismine intisap edilen kişilere “<em><strong>Aleviyyu/Alevi</strong></em>” denilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu konuyu değerlendiren ve Arapça dilbilgisinde saygın kabul edilen bilginlerden bazıları şunlardır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu Abdirrahman el-Halil ibn Ahmed ibn ‘Amr el-Ferâhidi (el-Furhûdi) hicri 100 yılında Basra’da (Irak’ta) dünyaya gelmiş ve hicri 170-175 yılları arasında vefat etmiştir. Bu bilginin “<strong><em>Kitâb’ul-‘Ayn</em></strong>” adlı kitabında, c: 2, s: 217</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aslen Türk olan ve Arapça diline yönelik çok önemli bir eseri meydana getiren Ebû Nasr İsmâîl b. Hammâd el-Cevherî (ö. 400/1009’dan önce) “<strong><em>Es-Sihâh</em></strong>” adlı kitabı, c: 6, sahife 2436, 2530</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebü’l-Hüseyn Ahmed b. Fâris b. Zekeriyyâ b. Muhammed er-Râzî el-Kazvînî el-Hemedânî (ö. 395/1004) Arapça dilbilgisi ve edebiyatı üzerine yazdığı “<strong><em>Muʿcemü meḳāyîsi’l-luġa</em></strong>” eserinde, c: 4, s: 120</span></p>

<p><span style="color:#000000">Necmü’l-eimme Radıyyüddîn Muhammed b. el-Hasen el-Esterâbâdî el-Garavî es-Semnâkî (es-Semnâî) (ö. 688/1289’dan sonra) Arapça dilbilgisi kitabı “<em><strong>Şerḥu’ş-Şâfiye</strong></em>” c: 1, sahife 236, c: 2, sahife 22</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebü’l-Fazl Cemâlüddîn Muhammed b. Mükerrem b. Alî b. Ahmed el-Ensârî er-Rüveyfiî (ö. 711/1311) “<strong><em>Lisân’ul-‘Arab</em></strong>” kitabında, c: 15, s: 95, 410</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebü’l-Feyz Muhammed el-Murtazâ b. Muhammed b. Muhammed b. Abdirrezzâk el-Bilgrâmî el-Hüseynî ez-Zebîdî (ö. 1205/1791) “<strong><em>Tâcü’l-ʿarûs min cevâhiri’l-Ḳāmûs</em></strong>” kitabında c: 40, s: 254</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu Abdirrahman el-Halil ibn Ahmed ibn ‘Amr el-Ferâhidi (el-Furhûdi) “Kitâb’ul-‘Ayn” adlı eserinin ikinci cildinde, sahife 247’de aynen şöyle açıklıyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Ve Ali ismi: bu isim fail olarak okunur, eğer bu isme bir kişi intisap edilirse, o kişiye Aleviyyu/Alevi denir.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Arapça dilbilgisi kaynaklarında, Alevi isminin İmam-ı Ali efendimizin isminden türediğine dair kesin bir şekilde bilgi sunulmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kaynaklarda sunulan bilgilere göre Alevi ismi, iki grup insanlara verilmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Birinci gurupa ait olan insanlar, Alevi ismini, İmam-ı Ali’ye din/mezhep açısından bağlı olduklarından dolayı almışlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İkinci gurupa ait olan insanlar ise, Alevi ismini, iİmam-ı Ali’nin soyundan geldiklerinden dolayı almışlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi ismini, İmam-ı Ali’yi dinde/mezhepte ona bağlı olanlara verildiğini aktaran bazı Sünni tarih ve hadis kaynakları:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Abdillâh Muhammed b. Sa‘d b. Menî‘ el-Kâtib el-Hâşimî el-Basrî el-Bağdâdî, (ö. 230/845), “<em><strong>Tabakat’ul-Kubra</strong></em>” kitabında c: 5, s: 65</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hafız Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Maîn b. Avn el-Murrî el-Bağdâdî, (ö. 233/848) “<strong><em>Er-Ricâl</em></strong>” kitabında s: 81</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Osmân Amr b. Bahr b. Mahbûb el-Câhiz el-Kinânî (ö. 255/869) “<strong><em>El-‘Umaniyye/Osmaniyye</em></strong>” kitabında s: 140, bu eserinde şöyle yazmış: “<em><strong>İnsanlar ya Ömerci’dir ya Alevidir. Alevi olan imam-ı Ali’yi önder olarak görür ve Ömerciler de Ebu Bekir’i önder olarak görürler.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hafız Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl b. İbrâhîm el-Cu‘fî el-Buhârî, (ö. 256/870) “<em><strong>Sahihi Buhari</strong></em>” kitabında c: 4, s: 76</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hafız Ebu’l-Hasen Ahmed b. Abdillâh b. Sâlih el-İclî el-Kufi, (ö. 261/875), “<em><strong>Ma’rifetu es-Sikât</strong></em>” kitabında c:1, s: 376, 460, 480</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hafız Ebû Dâvûd Suleymân b. el-Eş‘as b. İshâk es-Sicistânî el-Ezdî, (ö. 275/889), “<strong><em>Sunen</em></strong>” kitabında c: 4, s: 250</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Yûsuf Ya‘kūb b. Sufyân b. Cuvvân (Cuvân) el-Fesevî, (ö.277/890), “<strong><em>El-Ma’rifetu vet-Tarih</em></strong>” c: 2, s: 678, 807, c: 3, s: 134, kişileri değerlendirirken şöyle yazmış: “<em><strong>Biri Alevidir ve öbürü ise Osmancıdır.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu’l-Hasen Ahmed b. Yahyâ b. Câbir b. Dâvûd el-Belâzurî, (ö. 279/892-93), “Ensâb’ul-Eşrâf” kitabında c: 2, s: 340, 341, c: 7, s: 10</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Bekr Abdullāh b. Muhammed b. Ubeyd el-Kureşî el-Bağdâdî bin Ebi ed-Dunyâ, (ö. 281/894) “<em><strong>Kitâbü’l-Muḥtadarîn</strong></em>” kitabında s: 194</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Bişr Muhammed b. Ahmed b. Hammâd el-Verrâk ed-Dûlâbî, (ö. 310/923), “<strong><em>el-Künâ ve’l-esmâ</em></strong>ʾ” kitabında c: 1, s: 328, 435, c: 2, s: 656, 812, 823, 837, 854</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Saîd Abdurrahmân b. Ahmed b. Yûnus b. Abdila‘lâ es-Sadefî el-Mısrî (ö. 347/958) “<strong><em>Târih</em></strong>” kitabında c: 1, s: 214</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu’l-Ferec Alî b. el-Huseyn b. Muhammed b. Ahmed el-Kureşî el-İsfahânî (ö. 356/967) “<em><strong>Meḳātilü’ṭ-Ṭâlibiyyîn</strong></em>” kitabında s: 426</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hafız Ebû Ahmed Abdullāh b. Adî (‘Adey) b. Abdillâh el-Curcânî (ö. 365/976), “<strong><em>El-Kâmil</em></strong>” kitabında c: 7, s: 474</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Bekr Muhammed b. el-Hasen b. Abdillâh b. Mezhic ez-Zübeydî (ö. 379/989) “<strong><em>Ṭabaḳātü’n-naḥviyyîn ve’l-luġaviyyîn</em></strong>” kitabında s: 21</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebü’l-Hasen Alî b. Halef b. Abdilmelik b. Battâl el-Bekrî el-Kurtubî (ö. 449/1057) “<strong><em>Şerḥu’l-Câmiʿi’ṣ-ṣahîḥ</em></strong>” kitabında c: 5, s: 240</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu Muhammed Ali bin Hazm el-Endelusi, (ö. 456/1064) “<strong><em>Cemheretü ensâbi’l-ʿArab</em></strong>” kitabında c: 1, s: 394</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Bekr Ahmed b. Alî b. Sâbit el-Hatib el-Bağdâdî (ö. 463/1071) “<em><strong>Tarihu Bağdâd</strong></em>” kitabında c: 11, s: 455</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu’l-Kāsım Mahmûd b. Ömer b. Muhammed el-Hârizmî ez-Zemahşerî (ö. 538/1144) “<em><strong>Rebîʿu’l-ebrâr ve nuṣûṣü’l-aḫbâr</strong></em>” kitabında c: 5, s: 155</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Sa‘d Abdulkerîm b. Muhammed b. Mansûr es-Sem‘ânî (ö. 562/1166), “<em><strong>El-Ensâb</strong></em>” kitabında c: 10, s: 264</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hafız Ebu’l-Kāsım Alî b. el-Hasen b. Hibetillâh b. Abdillâh b. Huseyn ed-Dımaşkī eş-Şâfiî (ö. 571/1176) “<strong><em>Tarih medinet Dimaşk</em></strong>” kitabında c: 23, s: 186 c: 25, s: 184, c: 36, s: 95, 97 c: 72, s: 108</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu’l-Hasen İzzuddîn Alî b. Muhammed b. Muhammed eş-Şeybânî el-Cezerî (ö. 630/1233), “<em><strong>Usud’ul-Ğâbe</strong></em>” kitabında c: 2, s: 501</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Hâmid İzzuddîn Abdulhamîd b. Hibetillâh b. Muhammed el-Medâinî bin Ebil-Hadid el-Mu’tezili (ö. 656/1258), “<strong><em>Şerh Nehcul-Belağa</em></strong>” kitabında c: 11, s: 13, 69, c: 17, s: 133</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu’l-Haccâc Cemâluddîn Yûsuf b. Abdirrahmân b. Yûsuf el-Mizzî (ö. 742/1341), “<em><strong>Tehziyb’ul-Kemâl</strong></em>” kitabında c: 5, s: 9, 339, c: 9, s: 338, c: 11, s: 200</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Abdillâh Şemsuddîn Muhammed b. Ahmed b. Osmân ez-Zehebî et-Turkmânî el-Fârikī ed-Dımaşkī (ö. 748/1348) “<strong><em>Siyeru A’lâm el-Nubalâ</em></strong>” kitabında c: 4, s: 168</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu’l-Fazl Şihâbuddîn Ahmed b. Alî b. Muhammed el-Askalânî (ö. 852/1449) “<strong><em>El-İsâba</em></strong>” kitabında c: 1, s: 353, c: 2, s: 523, c: 3, s: 455</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Bu konuda aynı şekilde bilgi veren Şia/Alevi kaynaklar:</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu İshak İbrahim b. Muhammed b. Sa’id bin Hilâl el-Kufi es-Sekafi (ö. 285 hicri) “<strong><em>El-Ğârât</em></strong>” kitabında c: 2, s: 673</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu Hasan Ali b. İbrahim el-Kummi (ö. 307 hicri) “<strong><em>Tefsir</em></strong>” kitabında c: 2, s: 402</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Abdillâh Muhammed b. Muhammed b. en-Nu‘mân el-Hârisî el-Ukberî (ö. 413/1022) “<strong><em>El-Amâli</em></strong>” kitabında s: 225</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Alî Emînüddîn (Emînü’l-İslâm) el-Fazl b. el-Hasen b. el-Fazl et-Tabersî (ö. 548/1154) “<strong><em>İʿlâmü’l-verâ bi-aʿlâmi’l-hüdâ</em></strong>” kitabında c: 2, s: 141</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kutubuddin Said b. Abdullah er-Ravândi (ö. 573 hicri) “<strong><em>El-Harâic vel-Cerâih</em></strong>” kitabında c: 2, s: 682</span></p>

<p><span style="color:#000000">İbn Hamza İmaduddin Ebu Cafar Muhammed b. Ali et-Tusi (ö. 580 hicri) “<em><strong>Es-Sâkib fil-Menâkib</strong></em>” kitabında s: 577</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ali b. İsa el-İrbili (ö. 693 hicri) “<strong><em>Keşfi’l-Ğumme fi ma’rifeti el-Eimme</em></strong>” kitabında c: 3, s: 229</span></p>

<p><span style="color:#000000">Seyyid Hâşim b. Suleymân el-Bahrâni (ö. 1107/1696) “<em><strong>Medinet’ul-Me’âciz</strong></em>” kitabında c: 7, s: 568, 633</span></p>

<p><span style="color:#000000">Muhammed Bâkır b. Muhammed Takī b. Maksûd Alî el-Meclisî (ö. 1110/1698-99 [?]) “<em><strong>Bihar’ul-Envâr</strong></em>” kitabında c: 22, s: 115, c: 31, s: 101, c: 50, s: 254, 312</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı veya başka Sünni kaynakları, Alevi ismini, İmam-ı Ali efendimizin soyundan olanlara verildiğini aktarmışlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Örneğin, İmam-ı Ali’den sonra gelen oğulları İmam-ı Hasan ve İmam-ı Hüseyin’in evladının soyuna “<em><strong>Alevi</strong></em>” lakabı verilmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam-ı Muhammed el-Bakır el-Alevi, imam-ı Cafer es-Sadık el-Alevi olarak anılmışlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ehl-i Beytin on iki imamlarının bütün soyundan olanlara “<strong><em>el-Alevi</em></strong>” lakabı verilmiştir. </span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">Bu konuda bilgi veren Sünni kaynaklardan bazıları:</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Hafız Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr b. Yezîd el-Âmulî et-Taberî el-Bağdâdî, (ö. 310/923), “<em><strong>Târih</strong></em>” kitabında c: 9, s: 410, c: 10, s: 84, c: 11, s: 64</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Ömer Muhammed b. Yûsuf b. Ya‘kūb b. Hafs el-Kindî et-Tücîbî (ö. 350/961) “<strong><em>el-Vülât ve’l-ḳuḍât</em></strong>” kitabı s: 84, 153</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Nasr el-Mutahhar b. Tâhir (el-Mutahhar) el-Makdisî (ö. 355/966’dan sonra) “<strong><em>el-Bedʾ ve’t-târîḫ</em></strong>” kitabı c: c: 6, s: 125</span></p>

<p><span style="color:#000000">Muhammed b. Ahmed el-Ezherî’nin (ö. 370/980) “<strong><em>Tehzib’ul-Luğa</em></strong>” kitabında c: 3, s: 120</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Alî el-Muhassin b. Alî b. Muhammed el-Kādî et-Tenûhî (ö. 384/994) “<em><strong>el-Ferec baʿde’ş-şidde</strong></em>” kitabında c: 1, s: 270, c: 2, s: 284-285, 332, c: 3, s: 287</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Nuaym Ahmed b. Abdillâh b. İshâk el-İsfahânî (ö. 430/1038) “<strong><em>Hilyet’ul-Evliyâ</em></strong>” kitabında c: 9, s: 176 c: 9, s: 206, 215</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Bekr Ahmed b. Huseyn b. Alî el-Beyhakī (ö. 458/1066) “<strong><em>Tarih Beyhak</em></strong>” s: 159, 163, 455</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Bekr Ahmed b. Alî b. Sâbit el-Hatib el-Bağdâdî (ö. 463/1071) “<strong><em>Tarihu Bağdâd</em></strong>” kitabında c: 16, s: 383</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Sa‘d Abdulkerîm b. Muhammed b. Mansûr es-Sem‘ânî (ö. 562/1166), “<em><strong>El-Ensâb</strong></em>” kitabında c: 13 s: 122, 379</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hafız Ebu’l-Kāsım Alî b. el-Hasen b. Hibetillâh b. Abdillâh b. Huseyn ed-Dımaşkī eş-Şâfiî (ö. 571/1176) “<em><strong>Tarih medinet Dimaşk</strong></em>” kitabında c: 43, s: 543, c: 71, s: 79</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu’l-Ferec Cemâluddîn Abdurrahmân b. Alî b. Muhammed İbn’ul-Cevzi el-Bağdâdî (ö. 597/1201) “<strong><em>el-Muntaẓam fî târîḫi’l-mülûk ve’l-ümem</em></strong>” kitabında c: 11, s: 348 c: 12, s: 34, 149…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu’l-Hasen İzzuddîn Alî b. Muhammed b. Muhammed eş-Şeybânî el-Cezerî (ö. 630/1233) “<strong><em>El-Kâmil fit-Târih</em></strong>” kitabında c: 6, s: 230, 272, 291…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebû Abdillâh Şemsuddîn Muhammed b. Ahmed b. Osmân ez-Zehebî et-Turkmânî el-Fârikī ed-Dımaşkī (ö. 748/1348) “<strong><em>Siyeru A’lâm el-Nubalâ</em></strong>” kitabında c: 10, s: 285, c: 12, s: 375… “<em><strong>Tezkiret’ul-Huffâz</strong></em>” kitabında c: 3, s: 122, 222; c: 4, s: 8</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu’l-Fidâ’ İmâduddîn İsmâîl b. Şihâbiddîn Ömer b. Kesîr b. Dav’ b. Kesîr el-Kaysî el-Kureşî el-Busrâvî ed-Dımaşkī eş-Şâfiî (ö. 774/1373), “<em><strong>El-Bidâyetu ven-Nihâye</strong></em>” kitabında c: 14, s: 524, c: 15, s: 83, 267…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ebu’l-Fazl Celâluddîn Abdurrahmân b. Ebî Bekr b. Muhammed el-Hudayrî es-Suyûtî eş-Şâfiî (ö. 911/1505) “<em><strong>Târîḫu’l-ḫulefâ</strong></em>” kitabında s: 10, 282</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu konuyla ilgili bilgileri, çok sayıda Şii/Alevi kaynakları da aktarmışlardır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Feb 2024 00:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2024/02/enis-emir-yazdi-alevi-kelimesinin-koku-nedir-1706995597.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İbrahim Afatoğlu yazdı: Ahi Evran ile Nasreddin Hoca aynı kişi midir?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglu-yazdi-ahi-evran-ile-nasreddin-hoca-ayni-kisi-midir-399</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglu-yazdi-ahi-evran-ile-nasreddin-hoca-ayni-kisi-midir-399</guid>
                <description><![CDATA[Denizli'li araştırmacı ve yazar İbrahim Afatoğlu "Temelsiz bir iddiaya inanıldığı ve çok sorulan bir soruya cevap olarak" notuyla birlikte, Ahi Evran ile Nasreddin Hoca'nın aynı kişi olduğu iddialarına açıklık getirdi. İşte, o yazı:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Kaynaklarda yer alan bilgilere göre Nasreddin Hoca, 1208 yılında, Sivrihisar’a bağlı Hortu köyünde doğmuş, 1284 yılında Akşehir’de ölmüştür. Mezarı da Akşehir’dedir. Babası Abdullah, Hortu köyü imamıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Babasından sonra bir müddet köyde imamlık yapmış, daha sonra Akşehir’e göç etmiş, burada da kadılık görevi üslenmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/420062946_2772837726215468_2845163040510876474_n.jpg" style="height:600px; width:800px" /> </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nasreddin Hoca’nın hazırcevap, insanları kırmadan doğruyu söyleyen, yeri geldiğinde kendisiyle de alay etmeyi bilen, halk mizahının sembolü olan bir Türk aydınıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ahî Evran da, asıl adı Nasîrüddin Mahmud bin Ahmed el Hoyî’dir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">1171 yılında, bugün İran topraklarında kalan Hoy kasabasında, Türkmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, 1261 yılında da, Kırşehir’de Moğol işgalcilerine karşı mücadele ederken şehit edilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/420081932_2772838386215402_669642305542366481_n.jpg" style="height:800px; width:600px" /> </span></p>

<p><span style="color:#000000">Doğmuş olduğu kasabanın ismine istinaden “<em><strong>el-Hoyî</strong></em>” diye adlandırılmıştır. Lakâbı ise İslâm’a ve Müslümanlara yaptığı hizmetler dolayısıyla “<strong><em>Nasirüddin</em></strong>” olarak verilmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Anadolu’daki esnaf ve sanatkâr birlikleri, Ahî teşkilatını kurduğu için “<strong><em>Ahî</em></strong>”; yılanlarla ilgili menkıbelere konu olduğu için de “<strong><em>Evran</em></strong>” adı verilmiştir. Ve “<em><strong>Ahî Evran</strong></em>” adıyla ünlenmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Selçuklu Sultanı Gıyasiddin Keyhüsrev’in daveti üzerine hocası Evhadüddin Kirmanî, Muhyiddin Arabî, Arapgirli Şeyh Hasan Onar gibi devrin önemli alimleri ile birlikte 1204 yılında Bağdat'tan Anadolu’ya gelmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Selçuklu sarayında vezirlik, kendi işletmesinde debbağlık yapmıştır. 32 çeşit meslek çalışanlarını bir araya getirerek bugünkü odalar birliği, tüketici haklarını koruma birliği, işçi sendikalarının görevlerini yerine getiren “<em><strong>Ahî Teşkilatı</strong></em>”nı kurmuş ve Selçuklu Anadolu’sunun iktisadi hayatını yön vermiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ahî Evran, 1247-1249 yıllarında da Denizli’de yaşayarak Denizli Ahi Teşkilatlarını kurmuş Türk aydını, sanayi ve ticaret adamıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/420070124_2772838189548755_5318727966230564730_n.jpg" style="height:600px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Mikâil Bayram, her ikisinin adının başında “<em><strong>Nasîrüddin</strong></em>” olduğu, her ikisinin de bir müddet Akşehirde yaşadığını iddia ederek; Nasreddin Hoca hakkında yapılmış araştırmalar sonucu varılmış ortak kanaatleri göz önünde de bulundurmadan kaleme aldığı iki çalışmada birtakım varsayımlardan hareketle Nasreddin Hoca ile Ahi Evran’ın aynı kişi olduğunu iddia etmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu iddiasından dolayı bilim çevrelerinde büyük tepki görmüştür. Oysa ki “<strong><em>Nasîruddin</em></strong>” dine yardım eden manasında bir lakaptır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nasîrüddin Tusî, Nasîrüddin bin Burhaneddin, Nasîrüddin Muhammed Mirza Şah, Nasîrüddin el-Elbanî gibi 12, 13. ve daha sonraki yüzyıllarda bilim adamı ve devlet adamları için çok kullanılan bir lakaptır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tam kesin değil ama, Ahi Evran’ın da kısa bir süre Akşehir’de yaşamış olması Nasreddin Hoca ile aynı kişi olmasına delil gösterilemez.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/420048571_2772837942882113_4533867500689684860_n.jpg" style="height:600px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">2022 yılında, Ahi Evran adında küçük bir kitap yazdım. Bu kitabı yazma aşamasında Ahi Evran hakkında yazılmış olan ciddi eserlerin çoğunu inceledim. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Mikail Bayram’ın Nasreddin Hoca ve Ahi Evran aynı kişidir tezi çok zayıf olduğu kanaatindeyim. Zaten bu iki büyük insanın aynı kişidir zorlamasının da kimseye bir faydası yoktur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Türk dünyasının ve insanlık aleminin Nasreddin Hoca’sı ayrı bir zenginlik ve mücevherimizdir; Ahi Evran da Türk dünyası ve insanlık alemi için ayrı bir zenginlik ve pırlantamızdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Türk dünyasına ve insanlık alemine katkılarından dolayı her iki alimimizi de Allah’tan rahmet diliyorum.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jan 2024 12:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2024/01/ibrahim-afatoglu-yazdi-ahi-evran-ile-nasreddin-hoca-ayni-kisi-midir-1705917990.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ali Rıza Uğurlu Dede yazdı: Hz. Hızır ve Hızır Orucu</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ali-riza-ugurlu-dede-yazdi-hz-hizir-ve-hizir-orucu-389</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ali-riza-ugurlu-dede-yazdi-hz-hizir-ve-hizir-orucu-389</guid>
                <description><![CDATA[Bozatlı Hızır kimdir? Hızır Orucu niçin ve ne zaman tutulur? Hıdır Abdal Ocağı evlatlarından Ali Rıza Uğurlu Dede, Hazreti Hızır'ı ve Hızır Orucu'nun Alevi Bektaşi inancında yeri ve önemini yazdı. İşte, o yazı:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Hızır bir velidir. Bir erendir. Diğer bir bilgiye göre de nebidir.(Kitapsız peygamber) “<em><strong>Allah’ın kendisine rahmet ve ilim</strong></em>” verdiği kişi peygamber veya bir velidir. Zahiri ilimler Resuller aracılığıyla, İlham ise aracısız olarak gönle gelen Hak kelamıdır. Gaip alemleri onlara görünür olmuştur.</p>

<p>Hz. Hızır’ı anlatmak için iki temel kaynaktan yararlanmak gerekir. Bu kaynaklar Kur’an ve hadislerdir.</p>

<p>Kur’anı Kerim: Hızır kıssası Kur’an da EL-KEHF (mağara) suresinde geçmektedir. Bu surede üç olay geçmektedir.</p>

<p>• Ashab-ı Kehf adıyla anılan kişilerin başından geçenler.</p>

<p>• Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssası</p>

<p>• Zül-karneyn ve Ye’cüc Me’cüc olayı</p>

<p>Birinci olayda bütün kalpleriyle kendilerini Allah iradesine teslim edip inanan insanın üstünlüğünü,</p>

<p>İkinci olayda Hz. Musa’nın karşısına çıkarılmış mürşüt konumunda ki esrarengiz kişi (Hızır) vasıtasıyla İlahi takdirin sırlarının insanlar tarafından çözülemiyeceği,</p>

<p>Üçüncü olay da buna rağmen insanın kendini buna karşı koymaya çalışmaktan alıkoyamadığı noktaları mükemmel bir tarzda anlatılmıştır. (Lois Massignon)</p>

<p>Ayetlerde isim vermeden “<strong><em>j</em></strong>” olarak geçmektedir. O kulun Hz. Hızır olduğunu bildiren hadis kitaplarıdır. (Sahihu’l Buhari,Sahihu Müslüm, Tirmizi vs.)</p>

<p>Hızır Aleyhisselam, Hz Musa zamanında yaşamış, Ab-ı Hayat (ölmezlik suyu) içerek ölümsüzlüğe erişmiştir. Kendisine Allah katından batın ilmi (Ledün ilmi) verilerek, Hz. Musa’yı eğitmekle görevlendirilmiştir.</p>

<p>Hz. Hızır bir velidir. Bir erendir. Diğer bir bilgiye göre de nebidir.(Kitapsız peygamber) “<em><strong>Allah’ın kendisine rahmet ve ilim</strong></em>” verdiği kişi peygamber veya bir velidir. Zahiri ilimler Resuller aracılığıyla, İlham ise aracısız olarak gönle gelen Hak kelamıdır. Gaip alemleri onlara görünür olmuştur.</p>

<p>Allah istediğine bu gönül ilmini vererek, Kainatı ve bütün mevcudiyeti keşfetmesine yardımcı olur.</p>

<p>Çünkü onlar zamanımızın kutuplarıdırlar. “<em><strong>Gaip erenleri</strong></em>” dirler</p>

<p>İşte bu gayp erenlerinden birisi de Hızır Aleyhisselamdır, zorda kalanların, darda kalanların yardımcısı Hızır’dır.</p>

<p><em><strong>Zulmet deryasını nur edip gelen</strong></em></p>

<p><em><strong>Hızır ilyas şah-ı Merdan Ali’dir</strong></em></p>

<p><em><strong>Garibin mazlumun halinden bilen</strong></em></p>

<p><em><strong>Hızır İlyas şahı Merdan Ali’dir.</strong></em></p>

<p>Hızır sözcüğü Arapça da “<em><strong>El Hazır, Al Hızır</strong></em>” olarak geçmekte ve “<strong><em>Yeşillik</em></strong>” anlamına gelmektedir. Çünkü Hızır’ın oturduğu yerlerin yeşerdiği görülmüştür. Hz. Musa onu gördüğü zaman “<em><strong>Deniz sahilin de yeşil bir yaygı üzerinde</strong></em>” bulduğunu söylemiştir.</p>

<p>Hızır ve İlyas Aleyhisselam ve Zülkarneyn birlikte Ab-ı Hayat suyunu aramaya çıkarlar. Hızır ve İlyas bu suyun kaynağını bulup içmişler ve ölümsüzlüğe erişmişlerdir. Hızır karada, İlyas denizlerde zor durumda olanlara yardım etmektedir.</p>

<p>Yetiş ya Hızır diyenlerin imdadına yetişirler..</p>

<p>Hz. Musa bir peygamberdir. İsrail oğullarının peygamberidir. Nübüvvet (Peygamber) makamındadır. Oysa Hızır kullardan bir kuldur. Öyleyse nasıl oluyor da nübüvvet makamında ki kişiye mürşitlik yapmaktadır?</p>

<p>Tasavvufçular Hızır dan ilim öğrenmesinin nübüvvet makamını küçültmeyeceğini, aksine Hz. Musa ilminin zahiri, Hızır’ın ki ise batini ilim “<strong><em>Ledün İlmi</em></strong>” olduğunu, bu ilminde okumakla elde edilemiyeceğini, çünkü Tanrısal ilim olduğunu söylemişlerdir.</p>

<p><strong><em>Uğrum sıra giden, boz atlı Hızır</em></strong></p>

<p><strong><em>Ayrılık derdinin dermanı nedir?</em></strong></p>

<p><strong><em>Şu iki aleme olmuşsun nazır</em></strong></p>

<p><strong><em>Ayrılık derdinin dermanı nedir?</em></strong></p>

<p>Pir Sultan</p>

<p>Hızır yol gösterendir, vesiledir, mürşittir. Çünkü o ilahi rahmet ve sırların bilgisine sahiptir. Hz Musa’ya mürşitlik etmiştir. Çünkü Hz. Musa şeriatı, Hızır hakikatı temsil etmektedir.</p>

<p><em><strong>İşitmedin mi Hazreti Musa’yı</strong></em></p>

<p><em><strong>Arayuben buldu Hızır nebiyi</strong></em></p>

<p><em><strong>Önce Hızır oldu onun delili</strong></em></p>

<p><em><strong>Mürşitsiz varılmaz dost ellerine....</strong></em></p>

<p>“<em><strong>O takva sahipleri ki Gaybe inanırlar. Salat (dua)’ını dosdoğru yaparlar. Kendilerine rızk olarak verdiğimizde de Allah yolunda harcarlar.</strong></em>”</p>

<p>Gayp nedir? Görünmeyen ve bilinmeyendir. Takva sahibi ise o görünmeyene inanmaktadır. Görünmeyeni gören kimdir? Eren ve evliyalardır. Diğer bir deyimle de Hızır Aleyhisselamdır. Onlar kerâmet ehlidirler. İyiliklerin ve güzelliklerin temsilcisidirler. İyiliklerde ve güzelliklerde insanlara yardım edenlerdir. Yardım edebilmeleri için de hizmet lazımdır. Hizmet edilmeli ki himmet olsun, ve keşvi kerametleri üzerimizde hazır ve nazır olsun. Hızır Nebi de dar günlerimizin yardımcısıdır, yardım edenidir. Hızır, hazırdır ve de hikmet sahibidir. Hikmeti de Allah ona bahşetmiştir.</p>

<p>İşte o bahşedilenden nasiplenmek için Alevilerde Allah rızasına oruç tutar, kurban keser veya lokma yapar ve paylaşırlar. Hz. Hızır aşkına, Allah rızasına ibadetlerini yaparlar.</p>

<p>Hz. Hızır’ı vesile kılarak, Dualarının, lokmalarının ve ibadetlerinin kabulü için Allah’a yalvarır ve yakarırlar.</p>

<p><em><strong>Ey Nurettin Seyfi vardır da elin</strong></em></p>

<p><em><strong>Kimse bilmez senin esrarın halin</strong></em></p>

<p><em><strong>Hızır verdi yeşil eliyle dolum</strong></em></p>

<p><em><strong>Ekşi üzüme hacet kalmadı.</strong></em></p>

<p>Seyyid Nizamoğlu</p>

<p>Hızır dar günlerin, zor günlerin yardımcısıdır demiştik, işte Hızır ile ilgili bir kıssa: İbrahim Ethem taht ve tac sahibi bir hükümdardır. Bir gün süslü elbiseleriyle tahtta otururken perişan kılıklı biri girer içeri. Muhafızlar kişinin azametinden korkarak kim olduğunu soramamışlardır.</p>

<p>İbrahim Ethem kim olduğunu ve ne cüretle yanına geldiğini sorar. O da “<strong><em>Kervansarayda misafir olmaya geldiğini</em></strong>” söyler. Hükümdar sinirlenir, burasının “<strong><em>saray</em></strong>”olduğunu söyler.</p>

<p>Kişi sorar Burası senden önce kime aitti?</p>

<p>-Babama.</p>

<p>-Ondan önce?</p>

<p>-Babasına yani Dedeme.</p>

<p>-Kendinizden önce başkalarının oturduğu, kendisinden sonrada başkalarının oturacağı yerin adı niye kervan saray olmasın” der ve sırrolur.</p>

<p>Hükümdar gerçeği anlar, gelen Hızır’dı ve beni de irşada geldi. bütün servetinden, tahtından vazgeçer ve Hakk yolunda derviş olur.</p>

<p>Şu gelen bozatlı Hızır dediler</p>

<p>Nerede çağırsan hazır dediler...</p>

<p>Pir Sultan</p>

<p><strong>ORUÇ VE HIZIR</strong></p>

<p>Hızır Aleyhisselam bir umut kapısıdır. Onun adına ve Allah rızasına tutulan oruç ruhsal bir terbiye ve rahatlamaktır. İlahi bir gücün devamlı yanında olduğu ve koruduğu inancının rahatlığıdır.</p>

<p>“<em><strong>Sayılı günlerde Allah’ı zikredin.</strong></em>”</p>

<p>Kur’an’ın tevilini yapanlar bu sayılı günlerin zilhiççe ayı olduğunu belirtirler. Aleviler bu sayılı günler denilen günlerde oruç tutarlar (Şubat 13-14-15 Hızır orucu).</p>

<p>Yüce Kitabımız da:</p>

<p>Bunlar adaklarını getirirler yerine</p>

<p>Şerri gittikçe artan günden korkarlar yine.</p>

<p>Tanrı sevgisi ile yoksula ve yetime</p>

<p>Tutsaklara yiyecek verirler doysun diye.</p>

<p>Derler Tanrı rızası için yediriyoruz.</p>

<p>Bir karşılık, teşekkür sizden beklemiyoruz.</p>

<p>Kur’an yorumcuları (İbn-i Abbas) bu ayetlerin Hz.İmam Ali şanına geldiğini belirtir.</p>

<p>İmam Hasan ile İmam Hüseyin’in hastalanmaları üzerine Hz. İmam Ali ile Hz. Fatıma üç gün nezir orucu tutarlar.</p>

<p>Üç gün boyunca akşam iftarlarını yemeyip, yoksullarla paylaşırlar. İftar edecekleri yiyecekleri önlerine aldıkları zaman, bir gün yoksul, diğer gün esir ve son gün de, yetim kılığında gelip yiyecek isterler. İşte o kılıkta gelen kişi Hz. Hızır’dır. Önlerinde ki yiyecekleri yoksul, fakir ve yetimle paylaştıkları için de bu ayetler gelir.</p>

<p>İşte Aleviler de dar günlerinde yetişsin diye Hızır aşkına, Ehlibeyt aşkına, Allah rızası için oruç tutarlar. Bu oruç, o günden bu güne kadar önemini hiç kaybetmeden tutula gelmiştir ki, yüceler yücesi Allah insanların dar günlerinde yardımcısı ve gözcüsü olsun.</p>

<p>Hızır orucu eski (Rumi) takvime göre: 31 Ocak, 2 Şubat ayları arası 3 gün tutulurdu. Bunu miladi takvime çevirdiğimiz zamanda 13-14-15 Şubat tarihlerine tekabül etmektedir. Birlik ve beraberliğimizin sağlanması için bu günlerde tutulması gerekmektedir.</p>

<p>Başka bir kaynakta (Ali Kaya, Deylem’den- Dersim’e) Muhammed Olcayto (Moğol hükümdarı) döneminde Gadir Hum günü resmi bayram ilan edildi.</p>

<p>Bu bayramı Alevilerin halen yaşadığını ve bunun da Hızır Orucu olduğunu belirtir.</p>

<p>Diğer bir kaynakta Nuh peygamberin gemisinin fırtınadan kurtulması üzerine, kurtulanlar 3 gün şükrane orucu tutmuşlardır.</p>

<p>Her insanın yaşamında mutlaka şükran günleri vardır ve de olacaktır. hastalıktan kurtulanlar, kazadan beladan kurtulanlar, kısacası zor günlerden kurtulanlar, şükrane olarak Allah aşkına oruç tutar, kurban keserler.</p>

<p>Hz. Hızır Temelini Kur’an ı Kerimde bulunan en esaslı ve ana vasfı, ilahi rahmet ve sırların bilgisine sahip olmasıdır.</p>

<p>“<em><strong>Bir kaynak ki, Allah’ın kulları ondan içerler ve onu fışkırtarak akıtırlar.</strong></em>” Ayette ki fışkırmaktan maksat, kelâm yani muhabbettir. Muhabbetin kaynağı da Allah’tandır. Veren ve fışkırtan odur. İlâhi rahmet ve sırları O’ndan gelmektedir.</p>

<p>Yüce Allah, O İlahi rahmet ve sırlarının aşkına oruçlarımızı, dileklerimizi ve dualarımızı kabul eyler inşallah.</p>

<p>Hızır, her an hazır ve nazırdır. cömerttir. Çaresizlerin çaresidir. Umutsuzlara umuttur. Zorda kalanların carına yetişendir.</p>

<p>HIZIR (A.S.)</p>

<p>Hızır Aleyhisselam, Hz. Musa zamanında yaşamış, Ab-u Hayat (ölmezlik suyunu) içerek ölümsüzlüğe erişmiş, kendisine Allah tarafından batın ilmi (ledün ilmi) verilerek Hz. Musa’yı eğitmekle görevlendirilmiştir. Kur’an: “<em><strong>Allah velileri için korku yoktur. Tasaya da düşmezler onlar.</strong></em>” Allah velisidir onlar. Onlar için korku ve tasa yoktur. Hakk ile Hakk olmuşlardır onlar. Tasavvuf ehli tarafından da gerçek bilgiye sahip olmuş yetkin insanın (insanı kamil) simgesi sayılmıştır. Halk arasında da dar zamanlarda imdada yetiştiğine inanılan bir peygamber veya erendir.</p>

<p><em><strong>Misafir gelirse kısmeti bile</strong></em></p>

<p><em><strong>Misafir hızırdır arzulu dile</strong></em></p>

<p><em><strong>Hatayi uğruna tut vergil ele</strong></em></p>

<p><em><strong>Mihmanlar siz bize sefa geldiniz</strong></em></p>

<p>Şah Hatayi</p>

<p>Aleviler her evine gelen misafiri Hızır diye karşılar, kendisine mihman ederek, bütün cömertliğini gösterir. Yarin yanağından gayri mihmanıyla her şeyi bölüşür. Misafirperverliğini gösterir ve mihmanı uğurlar. Çünkü mihman Hızır’dır. Haktır, mihman gelen eve bereket gelir. Yüce kitabımız Kuran’da buyurur ki:</p>

<p>“<strong><em>(O takva sahipleri ki) onlar gaybe inanırlar. Namazı dosdoğru kılarlar. Kendilerine rızk olarak verdiğimizde de Allah yolunda harcarlar.</em></strong>”</p>

<p>İşte ayetteki rızk ve Alevilerin cömertliği ve işte paylaşmanın en güzel örnekleridir.</p>

<p>Hızır Aleyhisselam, İlyas Alehisselam ve İskender-i Zülkarneyn, birlikte Ab-ı Hayat suyunu aramaya çıkarlar. Hızır ve İlyas bu suyun kaynağını bulup içmişler ve ölümsüzlüğe erişmişlerdir. Hızır ve İlyas sağdır, yaşamaktadır. Hızır karada, İlyas denizlerde, yardıma muhtaç olanlara, zor durumda olanlara yardım ederler.</p>

<p>Hızır ve İlyas yılda bir kez (6 Mayıs Hıdrellez) gününün gecesi bir gül ağacının altında buluşurlar. Ve bu günü de Hıdırellez bayramı olarak kutlarız.</p>

<p>İşte bu güzel inancımızı ve geleneklerimizi yaşatmak, gelen nesillere aktarmak, bizim kutsal olan bir görevimizdir.</p>

<p><strong>KURAN’DA HIZIR ALEYHİSSELAM</strong></p>

<p>Kuran’ı Kerim, Hz. Musa’nın Hz. Hızır ile buluşmasını Hızır’ın adını anmadan anlatır. (Kehf Suresi, ayet 60-82 arası)</p>

<p>Bu kıssada Musa ile Hızır’ın iki denizin birleştiği yerde (Nemce-al Bahreyn) Allah tarafından ledün ilmi verilen Hızır ile buluşurlar. İşte Kuran ayetleri ve tevilleri.</p>

<p>“<em><strong>Hani bir zaman Musa genç arkadaşına ben iki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar hiç durmadan gideceğim, ya da bu uğurda yıllar geçireceğim</strong></em>” demişti.</p>

<p>Ayetin yorumu: Ya Muhammed! Musa’nın öyküsünü anlat. Firavun’u helak etmiştik. Musa Mısır’da kürsüde konuşma yapıyordu. Hak ve hakikatı anlatıyordu, kendisine soruldu ki “<strong><em>Ey Tanrı elçisi! Şu anda dünyada sizden daha bilgili kimse var mıdır?</em></strong>” Musa:</p>

<p>“<strong><em>Hayır</em></strong>” dedi ama şaşıp kaldı, acaba var mıydı! diye düşünmeye başladı. Yüce Allah: “<strong><em>Var, var</em></strong>” dedi, “<strong><em>Mecme-al Bahreyn</em></strong>” denilen yerde benim bir kulum var o senden daha bilgilidir”</p>

<p>Musa: “Yarab! Emret, göster ona hizmet edeyim, ondan senin hazinen olan bilgi öğreneyim.”</p>

<p>Musa: “Yüzyıllar geçse de burayı arayıp bulacağım” dedi. Arkadaşını yanına aldı ve aramaya başladı.</p>

<p>İlmin doğuda da, batıda da olsa aranmasının gerektiğini anlatılmak istenen mesaj budur.</p>

<p>“<em><strong>İkisi, iki denizin birleştiği yere ulaşıncaya balıkları unuttular. Balık denize bir delikten girip yolunu tutmuştu.</strong></em>” (Allah’ın mucizesi balık dirilip gitti ve gizlendi.)</p>

<p>“<em><strong>Musa arkadaşına: kuşluk yemeğimizi getir, and olsun ki bu yolculuğumuzdan yorgun ve bitkin düştük.</strong></em>”</p>

<p>“<em><strong>O da: gördün mü, o kayaya sığındığımız vakit doğrusu ben balığı unutmuştum. Onu hatırlamamı bana ancak şeytan unutturdu. Balıkta denizde şaşılacak şekilde yolunu tutup gitmişti</strong></em>” dedi.</p>

<p>Musa ona: “<em><strong>Aradığımız bu ya</strong></em>” dedi ve izleri üzerene gerisin geriye döndüler (Balığın atladığı yere kadar geldiler.)</p>

<p>“Derken orada kullarımızdan seçtiğimiz, tarafımızdan rahmet verdiğimiz, kendisine ledün ilmi’ni öğrettiğimiz, irfanda yüceliğe erişmiş (Tanrı dostu) bir kulumuzu (Hızır) buldular.</p>

<p>“Musa, Hızır’a dedi ki: “Sana öğretilen o ledün ilmi neden bana doğruyu, gerçeği, iyiyi öğretmen için sana uyayım mı! beni irşat et, bana o bilgiyi öğret</p>

<p>“<em><strong>O da Musa’ya Sen benimle her halde sabredemezsin</strong></em>” dedi. (Hızır burada kendi ilminin Batıni, Musa’nın ilminin zahiri olduğunu anlatmak istiyor.)</p>

<p>“<em><strong>İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin.</strong></em>”</p>

<p>Musa ona: “<em><strong>İnşallah beni sabırlı bulursun. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim</strong></em>” dedi.</p>

<p>“Hızır tavsiye yoluyla “<em><strong>o halde bana uyacaksın, ben sana anlatmadıkça hiçbir şeyden (yani sebebinden) sorma dedik</strong></em>”.</p>

<p>“Bu sözlü antlaşma tamam olur olmaz Hz. Hızır ile Hz. Musa, ikisi birlikte sahile doğru gemiye gittiler, gemiye binince, Hızır gemiyi deldi, su dolmaya başladı, Musa bu durumu görünce, peygamberlik şefkatiyle: “<strong><em>Ya Hızır! İçindekileri boğmak için mi gemiyi deldin doğrusu korkunç bir şey yaptın</em></strong>”</p>

<p>Anlamı: Gemi beden gemisidir. Hakk’a kulluk görevini yerine getirmek için her yerde zalim olan bir nefis var. İşte burada o beden gemisinin içindeki nefisi kırmak lazım.</p>

<p>“<strong><em>Hızır ona: ben sana demedim mi benimle beraber bulunmaya dayanamazsın, dedi.</em></strong>”</p>

<p>Anlamı: Musa’nın ilminin kitaplarda yazılı olan zahiri ilim olduğunu, Hızır’daki ilmin ise Batıni “<em><strong>Ledün İlmi</strong></em>” gizli bilgiler olduğunu belirtmek istiyor.</p>

<p>“<strong><em>Musa Antlaşmamızı ve sana verdiğim sözü unuttum bundan dolayı bana çıkışma ve zorluk çıkarma dedi.</em></strong>”</p>

<p>“(Denizden çıktılar) Karada yürüyerek yollarına devam ettiler, yolda bir çocuğa rastladılar, o kul (Hızır) o çocuğu hemen öldürdü.</p>

<p>Hz. Musa hiddetlendi: “<em><strong>Günahsız bir canı öldürdün, and olsun ki çok kötü bir iş yaptın!</strong></em>”</p>

<p>Yorumu: Nefis çocuk olarak anlatılıyor. Nefsin sıfatları kalbe perde olur, çocuğu öldürmek demek: ğazap, şehvet ve kötü sıfatları yok etmektir.</p>

<p>“<strong><em>Hızır, Musa’a hiddetle: “Senin ile benim ilmim arasında bir benzerlik yok, beni bırak, ben demedim mi benimle birlikte olmaya sabredemezsin.</em></strong>”</p>

<p>“<strong><em>Musa ona: (özür dileyerek) “Bundan böyle sana bir şey sorarsam, bana arkadaşlık etme.</em></strong>”</p>

<p>“Yine yollarına devam ettiler, derken bir kasabadan yiyecek istediler. Onlar bu yabancıları konuk etmediler. Orada yıkılmak üzere olan bir duvarı gördüler. Hızır o duvarı eliyle düzeltti, yepyeni etti. Bu halde Musa’nın garibine gitti. “<em><strong>İsteseydin bu iş için ücret alabilirdin?</strong></em>” (onlar bize bir lokma ekmek vermediler)</p>

<p>“<strong><em>Hızır: İşte bu senin soru sorman ve sitemin, seninle ayrılmamızı gerektiriyor. O sabretmediğin şeyleri sana anlatacağım.</em></strong>”</p>

<p>“<em><strong>(Tanrı emriyle) yaraladığım gemi, denizde iş yapan birkaç yoksulundu. İleride bu gemiyi gasp eden zalim bir hükümdar olduğundan, gemiyi kusurlu yapmak istedim ki işe yaramaz gözüksün ve gasbetmesin.</strong></em>”</p>

<p>“<em><strong>Çocuğa gelince: onu öldürmemin sebebi, o kötülüklerle yoğrulmuştu. Türlü fenalıklar, azgınlıklar yapacaktı. Ana ve babası mazlumdu. Onları da azgınlığa düşürmesin dedim.</strong></em>”</p>

<p>“<em><strong>Rab’lerin onun yerine, onlara daha temiz ve merhametli, dürüst bir çocuk vermesini diledik.</strong></em>”</p>

<p>“<em><strong>Duvara gelince: bu bina iki yetim çocuğa aitti. Bu binanın altında gümüş ve altın vardı. Ana ve babası iyi insanlardı. O hazineyi Hakk yolu için yığmışlardı. O duvar yıkılsaydı, bu çocuklar aç kalacaklardı. İşte sabredemediğin olayların yorumu budur.</strong></em>”</p>

<p>İşte ayetler ve ayetlerin yorumu budur.</p>

<p>Fransız bilim adamı L. Massigon’a göre: işaret edilen bu üç olay, üç önemli mesaj veriyor.</p>

<p>Birinci olay: Allah iradesine tabi olup, inanmanın üstünlüğünü,</p>

<p>İkinci olay: Hz. Musa’nın karşısına çıkarılan Hz. Hızır’ın ilahi taktirin, sırlarının insanlar tarafından çözülemeyeceğini,</p>

<p>Üçüncü olay: Buna rağmen insanın kendini buna karşı koymaya çalışmaktan alıkoyamadığı noktalar, İslamiyet’te mükemmelce anlatıldığını belirtmiştir.</p>

<p>Bu ayetlerin yorumunu birde Hz. Mevlana dan dinleyelim:</p>

<p><strong>MESNEVİ’DE Hz. HIZIR. (HZ. MEVLANA)</strong></p>

<p>Hz. Mevlana, El-Kehf suresinin 60 ile 82. ayetleri Hz. Musa ile Hz. Hızır arasında geçen kıssayı şöyle te’vil eder.</p>

<p>“İki deniz can ve beden denizleridir. Bu iki denizin kavuştuğu yer insanın varlığıdır. Balık hayattır. Denize atlaması, bedenin hayat bulması, canın bedenle görünmesidir.</p>

<p>İzlerine basıp geri dönmeleri, yaratılışta ki temizliğe, fıtrata dönüştür. Bulduğu kul, yani Hızır, kutsi akıl dır.</p>

<p>Ona Tanrı tarafından belletilen bilgi, vasıtasız olarak ilham edilen ilahi bilgidir. Binilen gemi, beden gemisidir. Geminin delinmesi, rıyazatla, ibadetle bedenin ve bedenle alakalı işlerin noksanlaşmasıdır.</p>

<p>Öldürülen çocuk nefistir. Vardıkları köy bedene ait kuvvetlerdir. Hızır’ın düzelttiği duvar, tam inanç duvarıdır ki bu makam da can, “<em><strong>nefs-i Mutmainne</strong></em>” adını alır. Gemi sahibi olanlar, bedende ki hayvani kuvvetler ve zahiri duygulardır.</p>

<p>Sağlam gemileri zapteden padişah “<em><strong>nefs-i emmare</strong></em>” dir.</p>

<p>Öldürülen çocuğun temiz ve mü’min anası, babası can ve bedenin tabiatıdır. Duvarın altında ki define, marifet definesidir. Duvar bedendir. Define sahibi iki yetim, kutsi candan ayrılmış nazari ve ameli ve anlayış kaabiliyetidir.”</p>

<p>Yine Mevlana “<strong><em>Sen baştan başa cansın, yahut zamanın Hızır’ı, yahut da Ab-ı Hayat. Onun içinde halktan gizlenmedesin.</em></strong>”der.</p>

<p>Mevlana “<strong><em>Mesnevi</em></strong>”sinde devam eder “Hızır ve İlyas peygamberin hayatta bulunduğu, On ikinci İmam’la buluştuğu, Hz. Peygamberin Hakk’a yürümesinde, gelip Ehlibeyte başsağlığı dilediği, Hz. İmam Ali’nin de Hakka yürümesinde, evinin kapısına gelip ona selam vererek, Ehlibeyet’e taziyede bulunduğu, İlyas’la muayyen zaman da buluştuğu, acz içindekilere yardım ettiği, İmam Hüseyin’in şehadetin de onun, Medine de bir mersiye inşad ettiği, sesinin duyulduğu, imamlarla görüştüğü, Ehlibeyt imamlarından gelen rivayetlerdendir.</p>

<p>Hızır ve İlyas nebi yüzü suyu hürmetine, Yüce Allah bize de imdat eyler.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Jan 2024 17:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2024/01/ali-riza-ugurlu-dede-yazdi-hz-hizir-ve-hizir-orucu-1705160712.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hamdullah Dedeoğlu yazdı: Dinler toplumları ileriye mi, geriye mi götürmeyi amaçlar?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/hamdullah-dedeoglu-yazdi-dinler-toplumlari-ileriye-mi-geriye-mi-goturmeyi-amaclar-381</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/hamdullah-dedeoglu-yazdi-dinler-toplumlari-ileriye-mi-geriye-mi-goturmeyi-amaclar-381</guid>
                <description><![CDATA[Alevilik Bektaşilik alanında araştırmaları ile tanınan Ocakzade Hamdullah Dedeoğlu, bu yazısında dinlerin toplumsal hayattaki yerini sorguluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="color:#000000"><strong>DİNLER TOPLUMLARI İLERİYE Mİ, GERİYE GÖTÜRMEYİ Mİ AMAÇLAR?</strong></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">İslam ülkelerinin dünya ekonomisi ve siyaseti içindeki yerine baktığımızda, en son sıralarda yer aldığını görmekteyiz. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">O halde, insanlığa en son inen din olmasına rağmen, İslam ülkeleri neden ekonomide, teknolojide ve dünya siyasetinin belirlenmesinde en alt sıralarda yer almaktadır? &nbsp;</span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Bu makalemizde bu konuyu açıklamaya ve üzerinde fikir yürütmeye çalışacağız.</span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Dinlerin amacı nedir? </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Toplumu ileriye mi, geriye mi götürmeyi amaçlar? Elbette ki, ileriye götürmeyi amaçlar. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">O halde kendilerini “<em><strong>İslamcı</strong></em>” ya da İslam dininin temsilcisi olarak gören parti, dernek, vakıf ve kuruluşlar neden İslam dininin ortaya çıktığı 7. Yüzyıldaki hukuk sistemini (Şeriatı) savunmaktalar?</span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Şeriat düzenini savunan bu çevreler, dinlerin amacını da İslam’ı da anlamamışlardır. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Zira eğer dinlerin getirdiği hukuk sistemi (şeriatı) değişmemiş olsaydı, yüce yaratan neden birden fazla peygamber göndersin?&nbsp; </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Peygamberlerin tebliğ ettikleri dinlerde tek tanrı inancı aynı kalırken, şeriatlar farklıydı. Yani getirdikleri hukuk sistemi farklıydı. Bunlar Hazreti Musa şeriatı, Hazreti İsa şeriatı ve Hazreti Muhammed Şeriatı olarak adlandırılıyordu. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Dinler insanların inançlarını belirlerken, aynı zamanda ekonomik ve siyasi sistemleri de belirliyordu. Zira dinler eski inançların ve ekonomik sistemlerin yerine yenilerini inşa ediyordu. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Bu değişim bazen reformla olurken, bazen de ihtilalle oluyordu. Hazreti İsa, Filistin bölgesinde yozlaşmış ve çürümüş ekonomik ve dini sistemin yerine daha insancıl, daha paylaşımcı bir düzeni kurmak için tebliğlerde bulunmuştu. Ancak bunun bedeli çarmıha gerilmek olmuştu. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Hz. Muhammed ise, tebliğ ettiği yeni dini ve ekonomik sistemi silahlı mücadele ile başarmıştı. Çünkü karşısındakiler silaha başvurmuştu. Yeni dini yaymak ve yeni bir ekonomik sistemi kurmak ancak silaha, silahla karşılık verilerek kurulabilirdi. Zira hiçbir egemen elinde tuttuğu siyasi ve ekonomik gücü bırakmak istemiyordu. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği din hak ve adaletten yanaydı. Üstelik köleliğin kaldırılmasını ve gelirin&nbsp; paylaşılmasını savunuyordu. Bu gücü elinde tutan egemenler ise, bu taleplere şiddetle karşı çıkıyorlardı. Hz. Muhammed, çoğu akrabası olan bu egemenlerle savaşmaktan kaçınmadı. Zira kendisine verilen peygamberlik görevi bunu gerektiriyordu.</span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Hz. Muhammed uzun mucadeleler ve savaşlardan sonra yeni dini ve ekonomik sistemi silahlı güç kullanarak Hicaz bölgesinde hakim kıldı. Bu yeni din sayesinde bölgedeki yoksullar, dul ve yetimler bazı haklar elde ettiler. Kölelerin azat edilmesi de hız kazandı. Zira kutsal kitapta kölelerin azat edilmesi isteniyordu. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Hiçbir sosyal hakkı olmayan ve erkekler tarafından alınıp-satılabilen bir emtia gibi görülen kadınlar az da olsa bazı haklar elde ettiler. Bunlar mirastan pay alma, evlenirken kadına bir bedel ödenmesi, şahit olarak tanınması, bir erkeğin en fazla dört kadınla evlenebilmesi gibi somut kazanımlardı. (Erkekler daha önce sayısız kadınla evlenebiliyordu)</span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Özetleyecek olursak, dinler toplumları ileriye götürme görevini üstlenmişlerdir. Yani inançların temeli olan tek tanrı inancı yerini korurken, ekonomik ve hukuk sistemini değiştirmişlerdir. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Bunun nedeni; üretim şeklinin ve üretim araçlarının değişmesiydi. Üretim şekli değişince, ona uygun olarak hukuk sistemi de değişmek zorundaydı. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Örneğin; 7. Yüzyılda karadaki nakliye aracı deveydi. İki devenin çarpışması sonucu kimse hayatını kaybetmiyordu. Ancak, 21. Yüzyılda karada arabalar, havada uçaklar çarpıştığında onlarca insan hayatını kaybediyordu. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Yeni hukuk sisteminin de buna göre yapılandırılması gerekiyordu. İşte biz buna şer-i hükümler diyoruz. Yani bugünkü anlamıyla biz buna kanun ya da yasa diyoruz. Şer-i hükümler olan kanun ve yasalar insanların ihtiyacına göre değişebilir. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Bunun karşısında olmak dinlerin özünü anlamamaktır. Bu anlayış&nbsp; “<em><strong>Ben nakliye aracı olarak treni ve kamyonu değil, deve ve katırı kullanmak istiyorum</strong></em>” demekle eş değerdedir. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Ama bunu yaşamında yapmıyorsun en son model araca biniyorsun, ticaretini de motorlu araçlarla ve gemilerle yapıyorsun. Burada bir tezatlik yok mu? </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Yani Şeriat isteyenler günlük yaşamlarında&nbsp; tersini yapmaktadırlar. Kısaca söyleyecek olursak, “<strong><em>şeriat isteriz</em></strong>” diyenlerin bu talepleri tarihin gidişine set koymaktır. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Tarihin gidişine set olmak isteyenlerin savundukları sistemin din ve imanla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Bunlar ilerlemenin önünde barikat kurmak isteyenlerdir. </span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Aynen 7. Yüzyılda Hz. Muhammed’e engel olmak isteyenler gibi. O tarihte Hz. Muhammed’in getirdiği hukuk sistemine (Şeriata) karşı çıkanlara ne deniliyordu? “<em><strong>Cahiller.</strong></em>”</span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">İşte bugünkü cumhuriyet rejiminin getirdiği kanun ve hükümleri ortadan kaldırıp, 7. yüzyıldaki şeriatı hakim kılmak isteyenler de cahildirler. Zira, 7. Yüzyılda donup kalmışlardır. Bir türlü 21. Yüzyıla gelememişlerdir. Onlara önerim dinler tarihini, özel olarak da İslam tarihini okumalarıdır.&nbsp;</span></p>

<p style="text-align:start"><span style="color:#000000">Makalemizi bitirirken, başlıktaki soruya vereceğimiz cevap şöyledir: İslam ülkelerinin dünya sıralamasında en altlarda yer almasının nedeni Hz. Muhammed’i ve getirdiği dini iyi anlayamamalarından kaynaklanmaktadır. Zira Kur’an’ı Kerim’de defalarca “<em><strong>Aklınızı kullanın</strong></em>” denilmesine rağmen, ülke yönetimlerini elinde bulunduranlar hala aklını kullanmaktan imtina etmektedirler.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jan 2024 19:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2024/01/hamdullah-dedeoglu-yazdi-dinler-toplumlari-ileriye-mi-geriye-mi-goturmeyi-amaclar-1704732757.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mustafa Çetin Dede yazdı: Alevilerin 7 Ulu Ozanı Türk&#039;tür!</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/mustafa-cetin-dede-yazdi-alevilerin-7-ulu-ozani-turktur-376</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/mustafa-cetin-dede-yazdi-alevilerin-7-ulu-ozani-turktur-376</guid>
                <description><![CDATA[Kızıl Deli Sultan Ocağı Başdedesi Mustafa Çetin, 7 Ulu Ozan olarak bilinen ve Alevilerin cem ibadetlerinde en çok nefesleri okunan bilge inanç önderlerini kaleme aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Alevi-Bektaşi inancı içerisinde sayısız yol önderleri çıkmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kâmil ve bilge insanlar dönemi içerisinde topluma rehberlik yapıp, yollarına ışık olmuşlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı zamanda Türk Halk kültürüne ve edebiyatına önemli katkılarda bulunmuşlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çeşitli zaman dilimleri arasında yaşayan ve Alevilikte yedi ulu ozan olarak anılan Seyyid Nesimi, Şah Hatayi, Fuzuli, Yemini, Virani, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet büyük Türk Ozan ve Şairleridir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi Bektaşi Cem ibadetlerinde bu ozanların deyişleri, nefesleri söylenir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>1- SEYYİD NESİMİ:</strong> Bağdat’ın Nesim Kasabasında yetişmiş Diyarbakır yöresine yerleşen Azerbaycan Türküdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oğuzların Bayat Boyuna mensuptur. Azerbaycan kaynaklarına göre Azerbaycan’ın Şamahı kentinde doğmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">14. yüzyılın en büyük Türk şairlerinden biri olan Seyyid Nesimi Alevi Bektaşi Cem ayinlerinin bir öğesi olan ”<em><strong>Nesimi Darı</strong></em>” ile kendisine olan sevgi, bağlılık ve özlem ifade edilmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şah Nesimi ve Can Nesimi diye de anılmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>2- ŞAH İSMAİL:</strong> Güney Azerbaycan Erdebil kentinde doğmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Annesi Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Begüm Sultandır. Şah İsmail Azerbaycan Türküdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Safevi Kızılbaş Türkmen Devletinin kurucusudur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkmen liderliği, devlet kuruculuğu yanında büyük bir Türk Şairidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi Bektaşi Cem ibadetlerinde nefes ve deyişleri en çok okunan ozandır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>3- FUZULİ:</strong> Asıl adı Mehmettir. Kerkük’te Bayat Türkmen Boyunun Karyağdı soyundandır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yaşadığı yüzyılda Türk Edebiyatın en büyük şairi olan Fuzuli aynı zamanda dünyanın en büyük lirik şairidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eserleri yüzyılar boyu bütün Türk Ülkelerinde okunmuş pek çok şair kendisini taklit etmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>4- YEMİNİ: </strong>Tuna Irmağı Bölgesinde yaşamış Türkmen Ozanıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Faziletname isimli Türkçe eserin sahibidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu eser 7300 beyitten oluşmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>5- VİRANİ:</strong> Eğriboz adasında doğmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Balkanlarda Demir Baba’dan babalık icazeti almış Türkmen Bektaşi ozanıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şah İsmail ve Pir Sultan Abdal’dan sonra nefesleri cemlerde ve dost meclislerinde en çok okunan şairlerdendir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>6- PİR SULTAN ABDAL:</strong> Sivas Yıldızeli ilçesi Banaz köyündendir. Asıl adı Haydar’dır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Devşirilen Osmanlıya karşı, devlet kadrolarından uzaklaştırılan, horlanan, aşağılanan, ezilen, adaletsizliğe uğratılan Türk/Türkmen Halkının isyan ve direnişinin Türkçe sesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>7- KUL HİMMET:</strong> Tokat ili Almus ilçesi Varsıl yeni ismi Görümlü köyü Türkmenidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oğuzların Bayat Boyuna mensuptur. İyi bir tekke eğitimi almıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şah İsmail ve Pir Sultan’dan sonra üçüncü büyük ozandır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Madem ki, Aleviler (Kızılbaş)’in tüm ulu ozanlar ve Dedeler (Pir)’i Türktür öyleyse Alevi Kürtler ne demek? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nereden geliyor bu Alevi Kürtler? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Siz hiç Semah’ın Kürtçe dönenleri gördünüz mü? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tabii ki, görmediniz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevi Kürt diye bir topluluk yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Not: Dr. Mehmet Tütüncü’den derlenmiştir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Jan 2024 23:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2024/01/mustafa-cetin-dede-yazdi-alevilerin-7-ulu-ozani-turktur-1704660878.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ali Kaya yazdı: Alevi inancını siyasete ve ranta alet edenler</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ali-kaya-yazdi-alevi-inancini-siyasete-ve-ranta-alet-edenler-365</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ali-kaya-yazdi-alevi-inancini-siyasete-ve-ranta-alet-edenler-365</guid>
                <description><![CDATA[Bazı Alevî tabelalı örgütlerin tepesine çöreklenen şahsiyetlerin kendi çıkarları için Alevî inancını istismar etmeleri ve Alevîleri kendi hedeflerinde basamak olarak kullanmaları toplum nezdinde büyük tepki yaratıyor. Bu tepkilerden birisini de tarihçi-yazar Ali Kaya Özgür Dersim haber sitesinde kaleme aldı. İşte o yazı:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Kafaları “<em><strong>Ateizm</strong></em>” daha doğrusu “<em><strong>Nihilizm</strong></em>” ile karma karışık olmuş kişiler, son günlerde “<strong><em>Alemi sersem, herkesi kör</em></strong>” sanarak, kendi kafalarındaki karışıklığı “<strong><em>Alevilerde kafa karışıklığı</em></strong>” ve “<strong><em>doğal din</em></strong>” başlığı ile kamuoyuna şırınga edip, inançlı halkımızın zihinlerinde sansasyon yaratmaya tüm güçleriyle çalışmaya soyunmuşlardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sayın Mehmet Bayrak, Erdoğan Çınar, Faik Bulut, Turgut Öker ve İsmail Beşikçi gibiler, Hz. Ali’yi ve Alevileri tanımaları mümkün değildir. Çünkü Alevi gibi yaşamıyorlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik İslam ya da başka bir dine göre tanımlanamaz. Alevilik bin yıl öncesinden kendi toplumu tarafından bugüne kadar şekillendirilerek getirilmiştir. Tanımını bulmuştur ve nettir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yazarların tanımlamaları ve geçmişte bazı yazarların yaptığı yanlışın, eksik bilgilendirmenin, tasavvuf ve ledün ilminden haberdar olmayanların bir tanımlamasıdır. Doğru bir tanımlama değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik dini İslâm, Kitabı Kur’an, Allah’a kul, Hz. Muhammed’e bağlı, Hz. Ali’ye talip, Ehl-i Beyt yolunu süren, yani Kur’an’ı ve İslâm’ı Hz. Ali gibi anlayan ve On iki imamlar gibi inancı sürdürenlerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’ye bağlı, onu seven ve Hz. Ali’nin yolunda giden taraftarlarına Alevi denir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik İslâm’ın içindedir. Ayrı bir din değildir. Mezhepler üstü ve İslâm’ın içinde tasavvufi bir yoldur. İslâm’ın içinde insanidir, aklidir, ahlâkidir. Ehl-i Beyt yolunun, Kur’an ayetlerinin yorumudur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik, Kur’an ve İslâm-ı, Hz. Ali’nin anlattığı gibi anlamaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed’in Resul olduğuna ve Hz. Ali’nin Velayet makamına sahip olduğuna iman ederler. Hz. Muhammed Nübüvet, Hz. Ali Velayet sahibi olduğunu ve Allah’a, Muhammed’e ve Hz. Ali’yi birbirinden ayırtmamaktır. Alevilik İslâm inancını, özünde beslediği amaçlar doğrultusunda anlamaya çalışan, içselliği esas alan, şekil şartlarından ziyade, insanın yüceliğini benimseyen Hz. Ali ve On iki imamlar gibi inancı sürdürmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik İslâm’ın içinde tasavvuf felsefesi ile din kültürünü kapsar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; namaz, oruç, hac, zekât, zahire değil, tasavvuf içerikli Tanrı’ya kavuşmak için kendisine mahsus ibadeti olan ve ibadeti içerisinde Hakka secde, dua, tevhit, zikir, gülbank duası vardır. Bu ibadetlerini cem evlerinde, evlerinde yerine getirmektedirler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik, şekil şartlarından ziyade, daha çok içsellikte arayan İslâm’ın tasavvufi yorumudur. Bir başka deyişle Alevilik, İslâm’ın Ehl-i Beyt yorumudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilerde Cem evleri ibadet yeridir, Cem birliğin, beraberliğin adıdır. Cemin yapıldığı cem evi ise, sadece ibadet amaçlı kullanılmamış geçmişteki Mescitlerin işlevini de yerine getirmiş, getirmeye de devam etmektedir. Cem evleri edep, erkan amaçlı kullanılır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Cem evleri; barış, özgürlük, eşitlik, ibadet, sevgi, yargılama ve karar verme yeridir. Aynı zamanda sohbetlerin yapıldığı birlik ve beraberliğin korunup sergilendiği, ikrarın verildiği ve erkânın yürütüldüğü güven ve sevginin toplandığı, Hakk’a temenna ve Hakkın tecelli edildiği yerlerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi İslâm inancı Kuran’a dayalı, Hz. Muhammed’in buyruklarına göre İslâm’ın evrensel boyutları ile yorumlanıp yeryüzü insanlığına yeni kapılar açan bir büyük düşünce akımı olan tasavvuf felsefesiyle hayat bulan bir insan bütünlüğüdür. Özünü insan sevgisinde bulan ve Tanrı’nın insanda tecelli ettiğine inanır. Vahdet-i vücuttur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilikte en büyük hac iyilik yapmak, aç olanı doyurmak, insanlar arasında barışı yaymak, insanlık âlemi için çalışmak ve doğruluktan ayrılmamaktır. Tüm baskılara rağmen Anadolu Alevi İslâm inancının temelinde güzellik ve paylaşımcılık temel ilkedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Musahiplik fikri varlığıyla kardeş tutmak, fitre ve zekâtı daimi kılmıştır. Eline diline, beline, aşına, eşine, işine sahip olmayı ve kendini bilmeyi temel almıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüzyıllarca Aleviler’in, Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali demeleri, ibadetlerinde ve cem evlerinde dillerinde Allah’ı hiç eksik etmeyenler mi Aleviliği daha iyi bilir, yoksa cem evinin kapısında içeri girmemiş ve hayalinde Alevilerle ilgili senaryo yazanlar mı Aleviliği daha iyi bilir? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette Aleviliği, Alevi gibi yaşayamayanlar Aleviliği bilemezler. Aleviliği, Alevi gibi yaşayanlar bilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliğin kaynağı Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmetlerinde geçen terimlerdir. Sema, pir, pir rızası, miraç, kul hakkı, hak rızası hü, hü v.b. sözcüklerinde görmektir. İslâm’ın muhalif kanadı Hz. Ali yandaşlığıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Anadolu Aleviliği dünyanın en büyük dinlerinin ve inançlarının evrensel değerleriyle yoğrulmuş bir inanç olmakla birlikte özünde ve merkezinde son din olan İslâmlığın yer aldığı iman ve insanlık yoludur. Alevilikte, Allah sevgisi, Hz. Muhammed, Hz. Ali sevgisi ve Ehl-i Beyt’e bağlılık, Aleviliğin İslâm’ın özü olarak görmenin temel nedenidir. Çünkü; Hz Muhammed’in Veda Hutbesinde, ümmetime iki emanet bırakıyorum, bunlardan biri Kur’an-ı Kerim, diğeri ise Ehli Beyt olduğunu belirmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler, Hz. Ali’yi sevmenin, Hz. Muhammed’i sevmekle eşdeğer olarak görmekteler. Çünkü; Hz. Muhammed, ”<strong><em>Ben kimin mevlası isem, Ali de onun Mevlasıdır. Ona dost olana dost, düşman olana düşman ol. Ona yardım edene yardım et. Onu horlayanı horla. Nerede olursa olsun gerçeği onunla birlikte kıl</em></strong>”<strong><em>,</em></strong> şeklinde dua etmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">(Sahih-i Müslüm, “ Fedail’üs- Sahabe” Ali Bin E. Talibin faziletleri, bölümünden aktaran Seyit Murtaza / Hz. Muhammed, Hz. Ali için; “<em><strong>Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır. Şehri dileyen kapıya gelsin</strong></em>”, “<strong><em>Ali insanların hayırlısıdır. Kim bunu kabul etmezse, gerçekten kafir olmuştur.</em></strong>” , “<em><strong>Ümmetimin en ileri geleni ve gerçek hüküm vereni Ali’dir.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler kendilerini ifade ederken, Alevi, Allah’a kul, Muhammed’e ümmet, Aliye talip olan kişilerdir. Alevi İslâm inancında Tanrının gerçek eri olan insan kalbine yani doğrudan doğruya insana yönelirler. Kur’an da Tanrı – İnsan bütünleşmesi ve birliği şu şekilde ifade edilmektedir. Onlar derler ki “<strong><em>Biz Allah içiniz ve sonra da ona dönüp gideceğiz</em></strong>” …. “<em><strong>Biz ona ( insana) şah damarından daha yakınız.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Görüldüğü gibi bu ayetlerin içsel anlamlarından hareketle Alevi İslâm inancına göre, Tanrı insanın içindedir, insana secde etmek, Tanrıya secde etmekle eş anlamdadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim Hünkar Hacı Bektaş Veli şöyle demektedir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Ellerin kabesi var, Benim kabam insandır</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Kur’an da, kurtaran da, insanoğlu insandır</strong></em>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte, Alevi İslâm inancı erdemliği, yüceliği, insancılığı, barışı eşitçiliği sağlayan ve insanlığın özlem duyduğu, paylaşımcılığı sağlayacak birinci yol olduğu gerek inanç bakımından, gerekse ahlak esasları açısından dünyanın en insancıl, en özgün, en ahlaklı, en görkemli inanç kültür bütünlüğüdür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler, Hz. Ali’nin üstün niteliklerini ve Kuran’ın gerçek yorumunun içsel anlamını başta Hz. Ali olmak üzere, Ehli Beyit’in ve Yedi Ulu Ozan’ın tasavvuf derinliği olan kişilerce keşfedildiğinden dolayı Alevi İslâm inancının kendiişlerinde içselleştirerek savunmuşlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacı Beştaş Veli Alevilerin Ser çeşmesidir, Alevilerin beslendiği kaynaktır. İlim, İrfan, barış, sevgi ve direniş pınarıdır. Hünkâr Hacı Bektaşi Veli’den alınan güçle yüz yıllarca zulme, asimilasyona karşı bir direniş bayrağı yükseltilmiş, olup, Alevi İslâm inancı kimliğini sürdürmüş, sürdürmeye de devam edecektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim Hz. Muhammed, “<em><strong>Ali’yi seven beni sever, beni seven de Ali’yi sever.</strong></em>” diyerek, Hz. Ali’nin sevgisini, yerini ve önemini açık bir şekilde belirtmiştir. Hz. Ali, Hz. Muhammed’in yol kardeşidir. Nitekim bu durum Buyrukta belirtilmiştir. Hz. Ali zulme karşı başkaldırmanın mazlumun yanında yer almanın tarihsel simgelerinden biridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Pir Sultan Abdal da bir nefesinde Hz. Ali için şöyle demektedir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Bu dünyanın evvelini sorarsan</strong></em></span></p>

<p><em><span style="color:#000000"><strong>Allah bir, Muhammed Ali’dir Ali</strong></span></em></p>

<p><em><span style="color:#000000"><strong>Sen bu yoldan sahibini ararsan</strong></span></em></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Allah bir, Muhammed Ali’dir Ali</strong></em>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler Allah’a Kul, Muhammed’e ümmet, Ali’ye talip olanlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ya sizler kimsiniz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali gerçek İslâm adaletini yaymak için, yani ahlakı, erdemi, sevgiyi, iyiliği yaymak için mücadele etmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa inançsızların insanlara sevgisi olmayanların, idrakten yoksun olanların Hz. Ali’yi ve onun kişiliğini anlamaları mümkün mü? Elbette mümkün değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kaygusuz Abdal Hz. Ali için&nbsp;şöyle demektedir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Ali’ye İsmullah derler</em></strong></span></p>

<p><em><span style="color:#000000"><strong>Yüzüne secde ederler,</strong></span></em></p>

<p><em><span style="color:#000000"><strong>Taş yerine koyarlar</strong></span></em></p>

<p><em><span style="color:#000000"><strong>Koyamazsın demedim mi?</strong></span></em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><em><span style="color:#000000"><strong>Bu Kaygusuz ezeliden</strong></span></em></p>

<p><em><span style="color:#000000"><strong>Himmet almış ol veliden</strong></span></em></p>

<p><em><span style="color:#000000"><strong>Oku ilmini Ali’den</strong></span></em></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><em>Doyamazsın demedim mi?</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Erdoğan Çınar da “<em><strong>Alevilerin inandığı Allah ile Müslümanların inandığı Allah aynı Allah değildir” Alevi sözcüğü M.Ö.2000 yıllarında Luviler yaşamış; Hititlerle beraber olmuşlar Luvi sözcüğü Hitit dilinde “Işık insanı” demektir. Likyalılar var. Likya ışık insanı demektir. Likyalılar ışık ülkesi demektir. Alevilerde sefa ve savaşları sırasında kendilerine ışık taifesi demeye başladılar. Alevi sözcüğü o zamandan itibaren kullanılmaya başlandı… Alevi sözcüğü ilk kez 16. yüzyılın son çeyreğinde kullanıldı demektedir. Aleviler cennet ve cehenneme inanmazlar, Alevilerle Müslümanlar aynı Tanrıya bile inanmazlar. Alevilikte başka evrene, başka mekâna ve öbür dünyaya cennete yâda cehenneme gidiş yoktur… Alevilik kökü çok eskiye giden on binlerce yıl öncesine giden soylu ve kadim bir inançtır ve kendisini sürekli sembollerle, simgelerle ifade etmiştir</strong></em>”<em><strong> </strong></em>demektedir.&nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Burada söz edilen bilgilerin Alevilikle uzaktan yakından ilgisi yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sayın Erdoğan Çınar, Turgut Öker gibiler; Aleviliğin tarihi gelişimini bilmediği gibi konuları çarpıtarak Alevi toplumunun tarihsel kimliğini geleneksel inancını, kültürünü, inanç dayanaklarını kendi aklınca tahrif etmeye çalışmaktadırlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliğin temelini oluşturan Allah Muhammet Ali kavramını aklınca bozmaya yeltenmektedirler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliğin, İslam ile olan bağını kesmeye uğraşıyor ve yalan üretiyorlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliğin Ali ile ilgisinin olmadığını bu inancın İslam dışı olduğunu söyleyen kervana katılarak aklınca Alevi toplumunu inançsız göstermeye çabalıyorlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa Alevilik, İslam dinini de, Kuran yorumu ile kabul eder. Kuran’ın gerçek manasına vakıftır ve tüm mevcudatın Hakkın kendi öz var-lığından ibaret olduğuna inanır ve bilir. Kuran’ı Kerim’in yorumudur ve İslam’dır. Alevilik İslam içerisinde doğmuştur. Toplumsal, kültürel, yapısal ve inançsal kimlik oluşmasında etkili olan inançsal temeller yaratmıştır. Bu nedenlerden dolayı İslam’ın içindedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi, Hz. Ali’nin soyundan gelip de onun tasavvufi yolunu izleyenler ile o’nun soyundan gelen (Seyyid, şerif Hacegan) kollarından olan herhangi bir mürşide ikrar verip bağlananlardır. Temelde Hz. Ali’nin soyuna mahsus olan bu isme sonradan ikrar verip bağlananlar da katılmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Alevi</em></strong>” Hz. Ali ailesinin adıdır. Hz. Ali’ye bağlı olan, o’nu seven Hz. Ali’nin yolundan giden, Hz. Ali’nin taraflarına Alevi denilir. Ali’yi sevenlerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliğin tanımlanmasını 941-942 yılında Ebu Dulef yapmıştır. Alevilerin Ali sevgisi, taraftarı içinde Ehl-i Beyt sevgisiyle Ali’yi ve ev halkıyla sevenler taraftarı olanlar, izinde gidenlere Alevi denir. Aleviler, Ehl-i Beyti sevenlerdir. Alevilik, Hz Muhammed’in son dönemlerindeki gelişmelerle birlikte şekillenmeye başlar. Tasavvufa eğilimli sofi çevreler giderek Hz. Ali etrafında toplanırlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte Alevi İslam İnancı; erdemliliği, yüceliği, barışı ve insanlığın özlem duyduğu paylaşımcılığı sağlayacak birinci yoldur. Bu yol gerek inanç bakımından, gerekse ahlak esasları açısından dünyanın en insancıl, en özgün, en ahlâklı, en görkemli inanç ve kültür bütünlüğüdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı devleti döneminde Şeyhülislamların Alevilerin aleyhine çıkardığı fermanlarla, Alevileri katleden Şeyhülislam İbni Kemal, Ebu Suud Efendi, Fahreddin Acemi, Müftü Hamza, Zenbilli Ali Efendi, Molla Gürani gibi, Aleviler’e iftira edenler, “<em><strong>Aleviler Müslüman değildir, katledilmeleri helaldir</strong></em>” diye fetva verenlerin zihniyetinin devamı olarak, bu kimseler de düşüncelerini aktarmaya çalışıyorlar. Alevi toplumunu yok etmeye uğraşanlar toplumun kafasını karıştırmaya yeltenenler elbette gerekli cevabı alacaklardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi İslam anlayışı; İslamiyet’in Kuran’a dayalı, Hz. Muhammed’in buyruklarına göre, İslam’ı evrensel boyutları ile yorumlayıp yeryüzü insanlığına yeni kapılar açan bir büyük düşünce akımı olan Tasavvuf felsefesiyle hayat bulan, bir insan bütünlüğüdür, özünü insan sevgisinde bulan Tanrı’nın insanda tecelli ettiğine inanır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik, Ebul Vefa, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Anadolu Erenleri, Kuran’ı en iyi yorumlayan filozof velilerin görüşlerinden ilham alarak hayat alanı bulmuştur. Anadolu’yu İslamlaştıran bir yorumdur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik, İslam dinin özüdür; manasıdır. Alevilik İslam içinde insanidir, aklidir, ahlakidir. Hz. Ali inancının, Kuran ayetlerinin yorumu-dur. Alevilik bir iç dünya olayıdır, his ederek yaşamaktır, insan olan her şeyi özünde duymaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik, Hz. Muhammed-Ehlibeyt taraftarı, Hz-Ali ve onun soyunda gelenlere büyük bir saygı ve muhabbetle bağlılıktır. Alevilik, Ehlibeyt’in yoludur. Alevi-Bektaşi kendisini her anlamda yetiştirmiş, kâmil insan demektir. Alevilik, dış yüzünden halka ve iç yüzünden Hakka bakan bir inançtır. Alevilik Cafer-i Sadık mezhebidir. İmam Cafer-i Sadık içtihatlarına göre hareket eder ve onun yolunu sürer.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliği İslam dışı görenler; Aleviler gibi yaşasaydı 9. yüzyıldan itibaren biraz kitap okumuş olanlar çok iyi biliyor ki, Alevilik tanımlamasını 941-942 yılında Ebu Dulef tarafından yapıldığı görülecektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi olan İman sahibi olur, bir pire ikrar verir. Erkân a uyar, musahip tutup görgü kavline girer, 48 Cuma cem’e katılır, Hak lokması dağıtır, mürşidin dediklerini uygular. Takva olur, Allah’ı sever, O’nu darıltmamak için gayret sarf etmek, eline, diline, beline sahip olur, eşine aşına, işine sadık olur, özüne , sözüne, sazına, gözüne, doğru olur, ağlayanı güldürmez, boşalttığını doldurur, yıktığı varsa yapar, gördüğünü örter, görmediğini söylemez. Eliyle koymadığını ve hak etmediğini almaz, on sekiz bin alemi hak bilir, yetmiş iki milleti bir görür.. Allah’ı özünde bilir. iman, eder, sözünde durur. Takvayı yüzünde bilir, bilcümle varlık onun elinden ve dilinden emin olduğuna inanır. Amel, ilim sahibi olur. İnandıklarını uygular, yedi nefis mertebesini ve dört kapı, kırk makamı uygulayarak geçip, insan-i kamil olur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Allah pek çok ayette Peygamber ve onun Ehl-i Beytine ve soyuna sevgi ve bağlılık göstermemizi emretmektedir. Meveddet, sevgi ve bağlılık anlamındadır. Tanrı’nın Vedüd adından kaynaklanmaktadır. Tevellâ sevmek anlamındadır. Teberrâ ise kaçınmak anlamındadır. Alevilikte; Peygamber ve Ehl-i Beytin, Peygamberin soyunu sevmeyenlerden kaçınmak anlamındadır. Alevilikte Ehl-i Beyt’ı incitmek, Peygamberi incitmekle eş değer tutulmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik, ilke olarak mezhepler üstü bir inanç, İslam’a bağlı bir yorumudur. Buna rağmen Sünni İslam’da olduğu gibi Alevi İslam’da da tarih içinde mezhepler çıkmıştır. Bunun en bilineni de Anadolu’daki İmam Cafer-i Sadık mezhebidir. Anadolu insanının düzeninde Alevi İslam inancının etkileri vardır. Anadolu’da bugün Alevi İslam inancına veya değişik mezhep yorumlarına inanan birçok insan vardır. Bu inanç yorum ve geleneklerin başında musahiplik, kirvelik, ölüm ve doğum gibi yaşamla ilgili törenler en önde gelen geleneklerdir. Bu gelenek ve göreneklerin birçoğunda Alevi İslam inancının izleri ve uygulamaları mevcuttur. Alevi inancı bu ise, Aleviler bu inançların gereklerini yerine getiriyorlarsa, Alevi olmadıkları halde Alevi gibi görünüp, bu toplumun inançları ile oynamaya hiç kimsenin hakkı olmadığını da bilmelidirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mehmet Bayrak, Erdoğan Çınar, Faik Bulut ve İsmail Beşikçi; Alevi toplumunu asimile etmek için uğraşmanız, tarihi gerçekleri çarpıtarak bilim dışı söylemlerle kafaları karıştırmanız sizlere bir fayda sağlamaz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kültür tarihi ile ilgisi olmadığı halde bilgiçlik tasarlayarak, etimoloji biliyor gözüküp konuları çarpıtarak Alevi inancıyla alay ederek, Emevi zihniyetiyle bir yere varmanız mümkün değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tanrı katında kul, insanlar arasında makbul olmak isterseniz haddinizi bilin. Bir söz vardır; kendini ve özünü bilen Hakk’ı da bilir. Aleviliğin ne olduğunu bilmeyenler, Alevi olmayanlara değil, Gerçek Alevi olanlara sorup öğrenilir. Alevi İslâm inancını, ibadet biçimlerini, geleneklerini öğrenmek isteyenler, Alevilerin yaşam biçimini öğrenir, onlarla oturur, birlikte yiyip, içer, onlara konuk olur ve bilgiyi kaynağında alır. Aleviliği tanımanın biricik yolu budur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tersi bir durumda Alevilik aleyhinde ulu-orta saçmalar, iftiralar, meydana getirilir ki, bu da kendini araştırmacı, yazar geçinen fitneci kişilerin yaptığı affedilmez gaftır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Geçmişte Emevi ve Abbasilerin Hz. Muhammed’in soyuna, Ehl-i Beyt’e ve taraftarlarına saldırdıkları gibi, bu günde sözde Alevi geçinenler(yazar) aynı anlayışlılarını bir başka şekilde devam etmektedirler</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi inancı, Hünkar Bektaşi Veli, Yunus Emreler’in Pir Sultanların ve Anadolu Erenlerinin, Sarı Saltıkların, Düzgün Babaların, Dersimdeki Ocakların, Kur’anı en iyi yorumlayan Velilerin görüşlerinde ilham alarak yaşam bulmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik, Hz. Muhammed, Ehl-i Beyt taraftarı, Hz. Ali ve onların soyundan gelenlere büyük bir saygı ile bağlılıktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tanrı korkusu yerine sevgisini benimseyen, şeriat kapısını aşıp, marifet yoluyla hakikat dünyasına ulaşan, Kur’an-ı Kerim’in şekline değil, özüne inen akıl ve gönül ile ruhsal olgunlaşma yoludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa Alevi İslâm anlayışında; insanı sevmek bir ibadettir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi İslâm inancında, insan Tanrı’nın yeryüzündeki tecellisidir. İnsanda Tanrı’nın tecellisi var. Bu sebeplerden dolayı insanların rızasını kazanmayan hiçbir kimse Tanrı’nın rızasını kazanamaz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilikte yetmiş iki millet bir görülmüştür. Tüm insanlar Tanrı’nın bir parçası olarak görülmüştür. Alevilik insancılık, eşitlik, farklılıkları bir zenginlik olarak görmüştür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilikte dört kapı kırk makam vardır. Her makamın on esası vardır. İnsan-i kâmil olma vardır. Edep, erkana uyma vardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yedi ulu ozanın inançları vardır. Kırklar meclisi, tevella ve teberra, 12 imamları, miracları var. Düşkünlük, dar, talip, 12 post, Boz atlı Hızır, Semah ve Ser çeşme Hünkar Hacı Bektaşları vardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik, İslâm’ın özü itibarıyla tevhid inancıdır. Yani Tanrının birliği inancıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Muhammed’i peygamber, Kur’an-ı kutsal kitap, Hz Ali’yi vasiyi Resulullah kabul etmektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Barış, esenlik, kardeşlik, eşitlik, toplumsal dayanışma, hoşgörü, kul hakkını yememe, iyiliği emretme, kötülükten uzak durma, yalan ve riyadan sakınma, zina vb. çirkinliklerden kaçınma, haksız kazanç edinmeme, zulme karşı çıkma gibi, ahlaksal ilkeleri yaşama egemen kılan tüm değerler Alevi İslâm inancında olduğu içindir ki; Alevilik İslâm’ın özüdür. Bu nedenlerden dolayı Alevilik İslâm öncesi tüm dinlerin de özüdür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik, Sünni İslâm’ın dışındadır, Sünnilik de, Alevi İslâm’ın dışındadır. Alevilik İslâm’ın özüdür. Hatta İslâm’dan önce gelen ilahi dinlerin de özüdür. Art niyetlerden arınmış, nesnel ve yüzyılların getirdiği, Sünni ve Şiici anlayış ve ön yargılardan kurtulmuş bir inanç bakışı olarak ta görmek mümkündür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Kafası Karışık</em></strong>” inançsız ve art niyetli yazarlar kendi akıllarınca Alevileri yanıltmak için “<strong><em>Alevi isen, o zaman dördüncü halife Ali’ye bağlılık nedendir? Hüseyin çileleri nedendir? On iki İmam’a bağlılık nedendir?</em></strong>” sorusunu yöneltiyorlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüzyıllardır bilim adamları, erenler, evliyalar insan-ı kâmiller eserlerinde Şah-ı Merdan Ali’ye gönüllerinde en müstesna yeri ayrılmış ve aşk-ı muhabbetle Ali evladı’na bağlanmıştır. Yol ve sürekleri devam ettiren, bu Aleviler Ehl-i Beyt’e niçin bağlanmışlar? Bunların hepsi de akılsız, bilgisiz mi idiler? Hallac-ı Mansur, Ahmet Yesevi, Hasan Basri, Zunnuni Mısri, Bişri Hafi, Maarufi Kerhi, Bayazid-i Bistami, Nesimiler, Baba İlyaslar, Hünkar Bektaşi Veliler, Lokman Perendeler, Yunus Emreler, Şeyh Bedreddinler, Pir Sultanlar, Şah Hatai’ler tatlı canlarını onların (Ehl-i Beyt) uğrunda, kutsal kanlarını Şah Hüseyin’in yolunda seve, seve akıttılar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi bu ulu Aleviler mi Aleviliği daha iyi bilir? Yoksa bu yola inanmayanlar mı? Kafası karışık, kendine göre yeni din icat edenler mi Aleviliği bilir? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yeni din icat edenlerle, kafası karışık olanların inançla, dinle, Alevilikle ilişkileri olabilir mi? Alevi gibi yaşayabilirler mi? Aleviler adına söz söyleme yetkileri olabilir mi? Elbette olmaz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliği öğrenmek isteyenler varsa, Alevilerin inanç ve geleneklerine bakmalarını ve Aleviliğin iç yüzünü öz kaynaklarına bakarak öğrenmelerini ve Aleviliği yaşamalarını salık veriyoruz.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Dec 2023 16:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2023/12/ali-kaya-yazdi-alevi-inancini-siyasete-ve-ranta-alet-edenler-1703687606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İbrahim Afatoğlu yazdı: Bekilli Bektaşiliği ve Mücerred Mustafa Naci Baba</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglu-yazdi-bekilli-bektasiligi-ve-mucerred-mustafa-naci-baba-343</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ibrahim-afatoglu-yazdi-bekilli-bektasiligi-ve-mucerred-mustafa-naci-baba-343</guid>
                <description><![CDATA[Denizli ve çevresinde Alevî ve Bektaşî tarihi konusunda uzun yıllardır araştırmalar yapan ve kitaplar yayınlayan yazar İbrahim Afatoğlu, Bekilli ilçesinde faaliyet gösteren Mücerred Mustafa Naci Baba'yı yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>BEKİLLİ BEKTAŞİLİĞİ VE MUSTAFA NACİ BABA, DENİZLİ VİLAYETİ, BEKİLLİ İLÇESİ</p>

<p>Ömer Lütfi Barkan ünlü makalesinde, Alevî-Bektâşî dervişleri için “Kafir-i körden toprak açup taşını budağını arıdup bağ ve bahçe yetiştirmekle kalmayup gayet iyi cinslerden ağaçlar, limon, portakal ve gül bahçeleri yetiştiren mahir bahçıvanlar, değirmen binası ve arığı inşa eden, kuyu kazub su çıkaran ve araziyi sulamasını bilen muktedir mühendisler olduğu anlaşılmaktadır.” demektedir.</p>

<p>Çal ve Bekilli Bölgesi, pekmez ve şaraplık üzüm bağları ile meşhurdur. Bazı kaynaklarda Bromios, Euhios, Dithyrambos veya İobakkhos olarak da geçen Yunan Şarap Tanrısı Dionisos’un Antik Yunan Kenti Baküs'ün bugünkü Çal kazasından olduğu ifade edilmektedir.</p>

<p>Mücerret Mustafa Naci Baba, Şucaeddin Veli Ocağı Dedesi ve Seyyid Battal Gazi Dergâhı son postnişini Şükrü Arıkaya Baba (1873-1948) tarafından, 1910-1911 yıllarında Hacı Bektâş-ı Velî Derğâhı’na götürülerek, orada usul ve erkân öğretilmiş, babalık icazeti verilmiş, babalık yapmak üzere Bekilli’ye geri dönmüş, 1918 yılında kurduğu Bektâşî Tekkesi ile çevredeki Bektâşîleri irşad etmiş bir Bektâşî Babasıdır.</p>

<p><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/402402027_2728018357364072_772456130590139531_n.jpg" style="height:800px; width:601px" /></p>

<p>Mücerret Mustafa Naci Baba, tam da Ömer Lütfi Barkan’ın tarif ettiği Türkmen Alevî-Bektâşî dervişlerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. 1920’li yıllarda Çal Bölgesi’nde Filoksera hastalığı musallat olmuş, bütün üzüm bağları kurumuş. O sırada Mücerret Mustafa Naci Baba’nın Bekilli’de kurduğu Bektâşî Tekkesi, bölgeye gelen devlet ve hükümet adamlarının, kanaat önderlerinin uğrak yeridir. Üzüm bağlarının kurtarılması için tekkeye gelen yetkililerden yardım istemiş. Onların verdiği bilgiler doğrultusunda kuruyan bağların yerine delice bağ dikmiş. Daha sonra da bu delice üzüm asmalarını akıllı asmalarla aşılamış. Böylece onun bağları yeniden üzüm vermeye başlamış. Meğer Filoksera hastalığı delice asmalara zarar veremiyormuş. Bu tekniği gören bütün Çal bölgesi bağcıları aynı yöntemle bağlarını yeniden oluşturmuşlar.</p>

<p>Günümüzde olduğu gibi 1920’li yıllarda da pekmez önemli bir besin kaynağıdır. Bölgede en iyi ağda-pekmez, yani koyu pekmez Kütahya vilayeti, Simav ilçesinde yapılmaktadır. Mücerret Mustafa Naci Baba kardeşi Mehmet Ali Candoğan’ı bir miktar altın vererek ağda-pekmez yapımını öğrenmesi için Simav’a göndermiş. Mehmet Ali Candoğan, ustasının yanında ağda-pekmez yapımını öğrendikten sonra beraberinde götürdüğü altınları ustasına vererek onu Bekilli’ye getirmiş, o dönemin ağda-pekmez makinelerinin kurulumunu ve tekniklerini öğretilmesini sağlamış.</p>

<p>Yine Mücerret Mustafa Naci Baba, Bekilli’ye yedi kilometre kadar mesafede olan Çalçakırlar Bektâşî köyünde, Menderes Nehri üzerinde tıpkı Ömer Lütfi Barkan’ın söylediği gibi değirmen arığı kazdırıp dört değirmen yapmış, Bekilli ve Çal Bölgesi’nin un ihtiyacı bu değirmenlerden karşılanmış.</p>

<p><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/402399040_2728018637364044_4565151230726034678_n.jpg" style="height:800px; width:601px" /></p>

<p>15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e asker çıkartan Yunanlılar, Batı Anadolu içlerine ilerleyerek Temmuz 1920 tarihinde Bekilli’yi de işgal etmiştir. Yunan işgal birliği komutanı Bekilli’de en bakımlı ve en geniş binalara sahip olan Bektâşî Tekkesi’ne gelerek karargâh yapmış, Mücerret Mustafa Naci Baba’yı tekkenin bir bölümünde oturmasını müsaade etmiş. Bu süre içerisinde Mücerret Mustafa Naci Baba, kendine ayrılan bölümde, etraftaki canlarla birlikte Bektâşi ibadetlerini devam ettirmiş. Meğer Yunan komutan Girit Bektâşîlerindenmiş. Bundan dolayı hem Mücerret Mustafa Naci Baba’ya karşı bir sempati beslemiş, hem de yapılan ibadetleri müdahale etmemiş. Hatta işgal süresi içerisinde Bekilli’de hiçbir zorbalık ve zalimlik de yapmamış. 30 Ağustos 1922 tarihindeki Büyük Taarruz Meydan Savaşı’nda Yunan Ordusu’nun yenildiği anlaşılınca, diğer işgal edilen Türk köylerine talan ettikleri halde yunan komutan, askerleriyle birlikte 31 Ağustos 1922 tarihi gece yarısı, hiçbir zarar vermeden, sessizce Bekilli’yi terk etmiş.</p>

<p><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/407934447_2741376249361616_3423724646816015600_n.jpg" style="height:800px; width:601px" /></p>

<p>Kaynak kişimiz Mehmet Ali Bektaş’ın anlatımına göre Mücerret Mustafa Naci Baba Bekilli’ye yerleşen Abdal Musa Sultan neslinden Fettah Baba torunlarındandır. 1881 yılında doğmuş, 1938 yılında Bekilli’de Hakk’a yürümüştür. Mezarı Bekilli İlçe Mezarlığı’ndadır.</p>

<p>(Kaynak: İbrahim Afatoğlu, Denizli Alevî-Bektâşî Tarihi, Dorlion Yayınları)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Dec 2023 11:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2023/12/ibrahim-afatoglu-yazdi-bekilli-bektasiligi-ve-mucerred-mustafa-naci-baba-1702025960.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Remzi Kaptan yazdı: Cemimiz Kırkların cemi ola!</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/remzi-kaptan-yazdi-cemimiz-kirklarin-cemi-ola-298</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/remzi-kaptan-yazdi-cemimiz-kirklarin-cemi-ola-298</guid>
                <description><![CDATA[Alevilik inanç araştırmaları ile tanınan Remzi Kaptan, cem ibadetinin anlamı ve önemi hakkında dikkat çekici bir makale yayınladı. İşte, o makale!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><strong>CEMİMİZ KIRKLARIN CEMİ OLA!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Her ceme katıldığımda adeta kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İstisnasız katıldığım her cemde huzur buluyor, kendi özüme yöneliyor, varoluşuma anlam veriyor ve her seferinde daha bir derinleşerek inancımı yaşıyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ev cemleri dışında katıldığım ve kendimce hizmetlerde bulunduğum cemlerde sayısız eksiklikler, aksaklıklar yaşanıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ses düzeni, cem meydanın aşırı soğuk (veya sıcak) olması, cemi yürüten dedenin cem yürütmedeki hakimiyeti, zakirlerin yetmezlikleri, hizmetlerin eksik ve yarım olması ve benzer daha bir çok eksiklik.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bütün bunlara karşın ben yine de bunları esas almıyorum ve cemi her seferinde kendimce yaşıyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Benim için zahiri bütün eksikliklerine rağmen o meydan adeta Kırkların cem yürüttüğü meydandandır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu inanç ve duyguyla kapıdan niyaz ederek ceme giriyor, meydana secde ediyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İbadetimi, dualarımı bu yoğunlukta yapıyor ve yaşıyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bütün bunlara rağmen bazı durumlarda ceme katılanları istemeyerek olsa dahi gözlemliyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ceme katılan dedim ama aslında ceme katılmayanları desem daha doğru olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendileri o meydanda olmalarına karşın özleri o meydanda olmayanları kastediyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kimseler hiç bir sağlık sorunları olmadığı halde sandalyede ayak ayak üstünde cemi izliyorlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evet, ne yazık ki cem ibadeti yapmıyorlar, cem ibadetini yapanları tiyatro izler gibi izliyorlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ellerinde telefonları bir o ayaklarını bir diğer ayaklarını üst üste atarak cemi izliyorlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Arada gülüyorlar, ki muhtemelen attıkları story’lerde gelen emoji ve yorumlara gülüyorlardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu elbette hoş olmayan ve cem ibadetini huşu içinde, göz yaşlarıyla, tevhid haliyle yerine getirenlere karşıda bir saygısızlıktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı saygısızlık Kilisede, Sinagogda, Budist tapınağında, Camide yapılıyor mu?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Neden cem meydanında bu yapılıyor ki?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cem ibadettir ve yapılan her hizmetin, edilen her duanın, söylenen her deyişin zahiri ve batıni olarak inananlar için yaşamsal önemi vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cem meydanı; her türlü kirin ve kibrin giderildiği, arı ve duruluğun sağlandığı, birlik halinin yakalandığı meydandır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemde uyandırdığımız delil meydanı değil, gönüllerimizi aydınlatıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yere çaldığımız süpürge gönüllerimizdeki kiri süpürüyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tezekar ile yıkanıp temizlenen ellerimiz değildir, gönüllerimizdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Orada rızalıkla paylaştığımız lokmalar cennet taamına adeta eşdeğerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Meydana serdiğimiz post değildir, Hakk’a teslimiyetimiz ve Muhammed Ali yoluna ikrarımızdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Döktüğümüz her göz yaşı; Hakk’a aşkımızın ve şükrümüzün, Hz. Muhammed’e sevgimizin, Hz. Ali’ye bağlılığımızın, On İki İmama muhabbetimizin samimiyetle, coşkuyla dışavurumudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Döndüğümüz semahlar cümle kâinat ile emsaldir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bireysel huzurun (varoluşu anlamanın, varoluşsal sorulara cevapların verildiği) ve toplumsal düzenin sağlandığı meydandır cem meydanı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yalan, haram, haksızlık, düzenbazlık ile yol alanlar, yaşamlarını kibir ve bencillik üzerine kuranlar bu meydana gelmezler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Özüne yabancı olanın, özünü inkâr edenin, özüyle barışık olmayanın bu meydanda işi olmaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Onlar hasbelkader buraya gelseler dahi bu meydandan sıkılır ve bir an önce gitmek isterler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü özlerine yabancı olmuş ve bu yabancılık onları zahiri hayatın debdebesine savurmuştur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüzde ceme ibadet için değil, seyir için gelenlerin hali böyle değil midir?</span></p>

<p><span style="color:#000000">O halde tekrar belirtelim: cem ibadettir ve ceme ibadet etmek için katılınılır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tiyatro değildir cem.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer seyir için ceme katılacaksanız zamanınıza yazık ne kendiniz yorulun zaman kaybedin ne de ceme katılanları ibadetlerini layıkıyla yapmalarına engel olun.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>REMZİ KAPTAN</strong></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Oct 2023 15:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2023/10/remzi-kaptan-yazdi-cemimiz-kirklarin-cemi-ola-1697021130.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hüseyin Aldoğan yazdı: Değişim ve Anadolu Aleviliği</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/huseyin-aldogan-yazdi-degisim-ve-anadolu-aleviligi-285</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/huseyin-aldogan-yazdi-degisim-ve-anadolu-aleviligi-285</guid>
                <description><![CDATA[Sultan Sinemilli Ocağı evlatlarından Hüseyin Aldoğan, Alevi inanç toplumunun günümüzün en önemli tartışma konularından "değişim" karşısındaki durumunu ele aldı. Aldoğan'ın önemli tartışma konularını gündeme taşıyan makalesini okurlarımızla paylaşıyoruz:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DEĞİŞİM VE ANADOLU ALEVİLİĞİ</strong></p>

<p>Değişim; “bir zaman dilimi içindeki değişikliklerin bütünü” bir durumdan başka bir duruma geçişi ifade eden, planlı veya plansız olabilen, olumlu sonuçları olabileceği gibi olumsuz sonuçlar da ortaya çıkarabilen, bir bireyde, bir grupta veya bir örgütte de olabilen bir süreç olarak tanımlanabilir.</p>

<p>Sürekli değişim karşısında; değişime ayak uydurmak için değişmekten başka çare yoktur. Bugünün çamaşırını dünün güneşiyle kurutmak mümkün değildir</p>

<p>Değişim, bazen çok çabuk gerçekleşir ve nasıl bir tepki vereceğimizi kestiremeyiz. Bazen de değişim çok yavaş gerçekleşir ve bu duruma farkında olmadan uyum sağlarız.</p>

<p>Günümüzde toplumsal ve teknolojik değişimler geçmiş cağlara göre daha hızlı ve daha yoğundur. Zorunlu değişme artık çoğu iş ve sanayi kurumlarında bir yaşam biçim olmuştur. Hızlı devam eden değişme etkin biçimde uyum sağlama yeteneğine sahip örgütler varlıklarını sürdürebilmektedir. Bu tür örgütler öğrenen örgütlerdir.</p>

<p>Klasik örgütlenmelerde mevcudu koruma, belirsizlikten kaçınma ya da risk almama eğilimleri ön planda iken; çağdaş yapılanmalarda ‘değişim’ olgusu gerek birey, gerekse örgütsel düzeyde yadsınamaz bir öneme kavuşmuştur.</p>

<p>Değişim, bir yasadır. İnsanlar değişir, iklimler değişir, toplumların yaşam biçimi değişir. Tüm değişmelerin temel hareket noktasının “gelişme” olduğu da bir gerçektir</p>

<p>Sizce Alevi Sivil Toplum Örgütleri değişimi yaşıyorlar mı? Aleviliğin çağdaş gelişimine ve değerlerinin korunmasına öncüllük ediyorlar mı? Bu konuyu son 30-40 yılık süreçte bu sivil toplum örgütlerinin Anadolu Aleviliğinin tarihi kurumsal öncülleri olan Anadolu dedelere bakış açısıyla başlamak büyük önem arz ediyor. Çünkü değişimin öncülerini veya yeni oluşan öncüllerin durumlarını analiz etmez iseniz sonuca ulaşmanız mümkün olamaz.</p>

<p>Çağdaş bir bakış perspektifinden hareketle, Anadolu Aleviliğinin kendisini tarihi felsefi anlayışıyla yenilemesine eyvallah. Ki Anadolu Aleviliği son 30-40 yıl hariç, tarih boyunca kendisini çağdaş medeniyetlerin kültürleri ile buluşturup kendisine gerekli olanları alıp kendi kültür ve inanç anlayışı içinde analiz etmiştir. Analizler sonucu o medeniyetlerin kültür değerlerinin bir kısmını kabul veya ret etmiştir. Bu tarihi değişim anlayışına rağmen Anadolu Aleviliğinin 300 veya 400 yıl öncesinden kendi toplumsal inanç ve sosyal yaşamında kabul edinip de yer edindiği kültür değerlerini bir kenara atmamız doğru bir yaklaşım olamaz.</p>

<p>Çağlar boyu yaşadığı değişimlerini kuşaktan kuşağa aktaran Aleviler günümüz çağdaş değişim anlayışları içinde bazı değer yargılarını yeniden değerlendirmelere tabi tuta bilmelidirler. Fakat bunun bir süreci ve evrimsel akışı olacağı unutulmamalı. Anadolu Aleviliğinin inanç anlayışındaki ritüellerini kendi felsefi yaşam anlayışlarının uygulamaları içinde yaşattığı tartışma götürmez bir gerçektir. Bu felsefi bakışını tarihinin geçmişinden günümüze kadarki geçen süreçlerde sözlü ve yazılı kültürle birlikte güncel yaşamlarında da yaşatıp bu güne getirmiştir.</p>

<p>Medeniyetlerin tarihteki varlıklarını sürdürmüş olmaları, oluşturdukları kalıcı kültür değerleri ile mümkün olmuştur. Bu realitenin bundan sonra da devam edeceği tartışmasız bir gerçek. Egemenliğini ilan eden siyasal işgallerin karşılaştıkları temel sorun; egemenliklerine aldıkları medeniyetlerin kültür unsurlarına bağlı kültür değerlerini değiştirmek veya yok etmektir. Lakin öyle kültür değerleri vardır ki yok olmaları halinde yeni egemenliği de tarihte yok edecek sonuçlara sürükleyecektir. Hele bu değerler bilim, bilgi ve inanç bütünlüğüne yönelik o çağdaki evrenselliği içeren değişimlerse, karanlığa gömülmenin süreci daha da kısalacaktır.</p>

<p>Yaşadığımız çağda insanoğlu baş döndürücü değişimler yaşatmaktadır. Buna bağlı olarak da evrensel coğrafyada bir arada yaşamak zorunda olan kümeleşen topluluklar oluşmaktadır.</p>

<p>Kümeleşen toplumsal bütünlüğün çağdaşlaşması, gelişmiş toplumlarda sağlıklı yaşanırken, çağdaşlaşma sorunu yaşayan topluluklarda büyük engellerle karşılaşmaktadır. Günümüzde özellikle hızlı kentleşmenin kuralları bireyden başlamak üzere değişken yaşam biçimlerini şekillendirip ortak başka bir yaşam kültürü yaratmaktadır. Bunun ilk yansıması görsel mimari yapıdır. İkincisi toplulukların kültürel farklılıklarını yeni yaşam alanlarına göre değiştirmek zorunda olmasıdır. İdari yönetim yapısının oluşturduğu sosyal, siyasal ve ekonomik özgürlükler bu değişimi etkileyen ana faktörlerdir. Bu toplumsal oluşumların temel sorunlarının çözümünde eğitim ilk sırada yer alır. Eğitimle birlikte farklılıkları olan toplumsal bir kültür oluşur. Farklılıkları olan kültürlerin bir arada yaşaması ile yeni kültüre kendilerine özgü olanları da ekleyerek kalıcı, çağdaş medeniyetler yaratırlar.</p>

<p>Yaşamı devam etmekte olan medeniyetlerin en güçlü kültür dinamiği ise yerel kültürler ile yeni oluşan kültürlerin kaynaşmasıdır. Çünkü yerel kültürlerin kaybolmaya yüz tutması, toplumsal değer yargılarının da kaybolmasına neden olacaktır. Yerel kültürlerini kuşaktan kuşağa aktarmayan medeniyetlerin geleceği ise karanlığa mahkumdur. Bu konuda en büyük etkenin göç ve göçe bağlı olarak meydana gelen temel değişimler olduğu görülmektedir. Bu değişimler ekonomik, sosyal ve kültürel sonuçları ile tarihe mal olmuştur.</p>

<p>Çağımızda bilim ve teknolojideki hızlı değişimler, yeni sorunların oluşumunu da beraberinde getirmektedir. Günlük, hatta saatlik değişimlere bireyin veya toplumun yetişmesi, değişimleri kabullenmesi ve uyum sağlaması her zaman mümkün olmamaktadır.</p>

<p>Çağımızda global kültür değişim şemsiyesi altında varlıklarını devam ettirmekte zorlanan yerel kültürler kaybolmakla karşı karşıyadır. Bu kayıpların önlenmesi, yerel kültür aktörlerinin kendi aralarında örgütlenerek, ulusal kültür bütünlüğünün oluşumuna kadar uzanacak politikaları belirlemelerinde ve uygulamaya yönelik etkinliklerde aktif rol almaları ile mümkün olabilir.</p>

<p>Küresel ve toplumsal değişimlerin teknolojik gelişimler paralelliğindeki hakimiyeti, bölgesel mevcudiyetleri kendi şemsiyesi altında istediği gibi biçimlendirmektedir. Bu biçimlendirme o bölgesel alandaki toplumsal var olmuşlukları mevcut yapılarından uzaklaştırmakla kalmamaktadır; geleceğe intikal etmesi gereken kültürel dokuyu da öz bütünlüğünden uzaklaştırmaktadır. Bu yeniden yapılanmaya uyum sağlamada zorluklarla karşılaşan yerel kültür kendi öz varlığını kaybetmekle karşı karşıya bulunmaktadır. Oysa ki kendi tarihinden ve öz kültüründen yoksun bırakılan medeniyetlerin yeni kuşakları diğer medeniyetlerin egemenlikleri altında dil yapılarını dahi kaybederek yok olmaya mahkum olacaklardır.</p>

<p>Peki, böyle bir anlayışın içinde siz Alevilerin sosyal ve çağdaş değişimine hangi katkılarda bulundunuz?</p>

<p>Eğer pozitif bir katkıda bulunmuş olsaydınız; günümüzde Alevilik neden bu kadar iğdiş edilerek içi boşaltılmaya çalışılıyor sorusu akla gelmiyor mu?</p>

<p>Siz neden başarılı olamadınız?</p>

<p>Evet, dünya ve Türkiye’nin jeolojik, konjonktürel, siyasi, askeri ve ekonomik yapısıyla nüfus sinerjisinden kaynaklanan nüfus hakimiyet kuramlarını kabul ederim. Azınlıktasınız ama bu azınlığın kendi içinde istikrarlı bir mücadelesi olmuş olsaydı, kendi öz değerlerine sahip çıkmış olsaydı; tarihteki bu kadar başarılarının arkasında bu kadar çöküntüyü de yaşamazdı.</p>

<p>Nitekim bugün Alevilik rotası belli yapılar tarafından siyasi ve ekonomik çıkar doğrultusunda manipüle edilen bir kadronun eline teslim edilmiştir. Bu kadro ne Alevi kültür değerlerini biliyor ne de Alevi kültür değerlerinin sosyal olarak, kültürel olarak, ekonomik olarak Alevilerin gelecekteki yaşamında nasıl bir rol oynayacağı konusunda topluma sunacakları bilgi birikimleri de yoktur.</p>

<p>Tarihi değişim, yeni ve eskinin karışımından yeni bir mevcudiyet yaratır. Direnen eskilerle kendisine yer bulmak isteyen yeniler arasındaki bu savaş, genel anlamda siyasal egemenlik ve sermaye savaşı olarak varlığını ortaya koyma amacını taşır. Bu savaş meydanlarında eskilerden yenilere miras olarak kalan tek değişmeyen şey ise kültür ve kültür değerleridir.</p>

<p>Bugün gelinen noktada karşımıza çıkan tablonun sonuçlarını değerlendirdiğimizde Anadolu Alevileri yeni Alevi sivil toplum örgüt kadroları ve siyasi temsilciler oluşturması gerekiyor. Alevilerin bu siyasi ve sivil toplum öncü kadroları ile bir sonuç elde edemeyeceği net olarak anlaşılmıştır. Bu siyasetçi tipinden kurtulup yenidünyadaki değişimleri okuyabilen vizyonlu, entelektüel politikacı kadroları siyasete kazandırmamız lazım. Bu yalnız Aleviler için değil, tüm Türkiye’nin geleceği için de zorunlu hale gelmiştir. Yani belli ilkeleri benimsemiş, “ben bu ilkeler için siyaset yapıyorum, bu ilkelerin bu ülkenin toplumsal hayatına girmesi için siyaset yapıyorum” diyen ve o ilkelere gerçekten her şartta sahip çıkan, gerektiğinde kendi çıkarlarından da fedakarlık edebilecek ölçüde ilkelerine bağlı sivil toplum örgüt kadroları ve politikacıları yetiştirmemiz lazım. Bizim sivil toplum öncüsü veya siyaset insanı dediğimiz kişiler maalesef fırsatçılara dönüşmüş durumda, şu anda büyük ölçüde fırsatçılarla dolu Alevi Sivil Toplum Örgütleri ile birlikte siyasetteki öncü karolarımız da aynı zihinsel akılla Türkiye’ye ve Anadolu Aleviliği’ne bakarak, kendi kimlik çıkarlı siyasi ve ekonomik rantçı kadrolardan oluşmuştur. Bu bakış açısının yapısı altında faaliyet ve siyaset yürütmektedirler. Bunun son bulması gerekir.</p>

<p>Şu gerçeği de göz ardı etmemiz gerekir; sadece Meclis değil, Meclis’in dışındaki siyasi ortamlarda da aynı kadrosal yaklaşımlı şahıslardan oluşmuş durumda. Bu tablo çok üzücü bir tablo. Tabii ki bu yapıların değişmesi ve yeni öncü Alevi sivil toplu örgüt kadroları ve Türkiye için siyasi kadroların oluşmasının önünde pek de kolay aşılmayacak engeller vardır. Lakin bunlar Alevilerin ve Anadolu halkının sorumluluklarını yerine getirmek suretiyle aşılamayacak sorunlar da değildir.</p>

<p>Evrensel sosyal ve ekonomik değişimlerle birlikte çağdaş toplumların gençliği bu değişimlerden en iyi şekilde yararlanma hakkına sahip olmalıdır. Gençliğini bu değişimlerden yararlandıran toplumlar çağdaş kalkınmaları ile evrensel anlamdaki varlıklarını en etkin bir şekilde devam ettirmektedirler. Bunu başaramayan toplumlar ise çağdaş sanayi ve ekonomik gelişmelerden pay alamamaktadırlar. Osmanlı İmparatorluğu bunun en somut örneğidir.</p>

<p>Yönetici sınıflar arasındaki çelişkiler, ister uzlaşmayla, ister çatışmayla çözülsün, çatışma sonrasında yeni bir yönetici sınıf belirleniyordu. Üretim ilişkilerinde niteliksel bir değişim olmadan yönetici sınıfların da niteliği değişmiyordu.</p>

<p>Bugün, bu geçmişin özünü oluşturan Anadolu Aleviliği’n den söz edilemeyen bir süreç yaşanmaktadır. Evet her çoğulcu değişim, yeni bakışlar ışığında dar bakış açılı kalıpları yıkacak bakış açıları oluşturabilir. Yani Aleviliğin eskiden olduğu gibi günümüzde de aynen uygulanmasının artık imkânsız olduğu aşikardır. Lakin tarihin derinliklerinden gelen, insan ve toplum değerlerini insan varlığı üzerine inşa etmiş olan medeni anlayışların özünün kaybolmaması gibi, Anadolu Aleviliği de kalıcılığını korumak için bedeller ödeyip, medeniyet anlayışından ödün vermeden varlığını koruyup bugüne intikal etmiştir. Önderlerin veya liderlerin bu kalıcılığa katkı ve üstün kerametlerinin varlığını inkar etmek hiçbir felsefi ve insani anlayış olarak kabul edilemez.</p>

<p>Kırsal alandan, kentsel alana 1950’lerdeki hızlı göç dalgasına yelken açan Anadolu Alevilerinin inanç ve sosyal yaşam kültürünü yeni yeni sorunlarla karşı karşıya getirmiştir. Bu değişime uyum sağlamada önemli kayıplar yaşayan Anadolu Alevileri tarihi inanç ve kültürel değerlerinden uzaklaşmaya başlamıştır. Bunu fırsat bilen yönetim; egemen inanç anlayışlı siyasi kadrolar eliyle ve yeni yöntemlerle Alevi Sivil Toplum Örgütlerini kentsel yaşamda hayata geçirmiştir.</p>

<p>Bu yaklaşım ve değişimsel bakışlar yeni mevcut siyasi partiler safında da kendisini göstermiş bulunmaktadır</p>

<p>Üzülerek şunu ifade etmek istiyorum; özelikle son 30-40 yıllık süreç içinde Alevilik ve Bektaşilik konusunda kalem alınanların ideolojik ve siyasal İslami içerikli eserler olarak yayınlanmaktadır. Bu konuda yeterliliği ve bilimsel yöntem ile kaynak bilgisine sahip olmayan kadroların vitrin yayınları olan kitapları öne çıkmaktadır. Bu vitrinin ilk sırasında ise İlahiyatçılarla Türkologlar yer almaktadır. Kitap yazdığını sanan sonradan Aleviliğini hatırlayan solcu Alevi araştırmacıları ile yeterli donanıma sahip olmayan dedeleri de bu sıralamaya koymak yanlışta olmayacaktır. Bu kadrolara dinci, ideolojik kökenli kadroları da eklediğimizde meselenin özünden saptırıcı yayınların gün geçtikçe çoğaldığını görmekteyiz. Topluma sunulan gerçek dışı kirli bilgilerin gelecekte yeni sorunlar yaratacağı kaçınılmaz olacaktır. Bilimsel araştırmalardan uzak bu eserler yeni kuşakları sağlıklı bilgilerden de mahrum kalmasına neden olmaktadır. İşin üzücü tarafı bu eserlerin alıcı bulmasıdır.</p>

<p>Sorunun çözümü için Alevilik ve Bektaşilik konusunda tarafsız objektif profesyonel bilimsel kadroların yetiştirilmesiyle mümkün olacaktır. Günümüzün Alevilik konusunda ‘’biz öncüyüz’’ diyen Alevi sivil toplum örgütlerinin bu konuda yeterliliği vardır demek büyük bir hata olur. Devlet ise bu konuları kendi siyasi ve dinin bakışlı politikaları doğrultusunda yürütmeye devem etmek istediği için gün geçtikçe yeni sorunlar oluşmaktadır. Bu yol ve erkanının asırlardır öncü kurumu olan Anadolu Alevi Ocak sisteminin temsilcisi Dedelerin bu sorumluluğu yürütecek bilgi birikimine ile yol erkan uygulama becerilerin sahip olmamaları ise önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu ülkede yaşayan aydınların /Özelikle de Alevi Aydınların/sorumluluk taşımaması ise meselenin bir başka üzücü boyutunu ayrıca sergilemektedir.</p>

<p><strong>HÜSEYİN ALDOĞAN</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Sep 2023 15:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2023/09/huseyin-aldogan-yazdi-degisim-ve-anadolu-aleviligi-1695559795.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Seyyid Selim Velioğlu yazdı: Ramazan orucu farz mıdır? Kaç gündür?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/seyyid-selim-velioglu-yazdi-ramazan-orucu-farz-midir-kac-gundur-205</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/seyyid-selim-velioglu-yazdi-ramazan-orucu-farz-midir-kac-gundur-205</guid>
                <description><![CDATA[Seyyid Selim Velioğlu Ramazan orucu ile ilgili tartışmaları Kur'an ışığında yorumluyor. Oruç hakkındaki Kur'an ayetlerini inceleyen Seyyid Selim Velioğlu, Ramazan orucunun farz olup olmadığı, kaç gün tutulacağı ve diğer konulara ışık tutuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan orucu bir zorunluluk (farz) mu yoksa bir seçim midir?</p>

<p>Sayılı günlerden midir, yoksa 30 gün mü?</p>

<p>Oruç kelimesinin Kur'an'da verilen Arapça okunuşu Sıyâm'dır.</p>

<p>Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de bize ne dediğini anlamak için bakalım:</p>

<p><strong>Suresi Nahl (16/128) 89. Ayet:</strong></p>

<p>بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيَمً</p>

<p>﴿وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ۟﴾</p>

<p><strong>Arapça telaffuzu şöyledir:</strong></p>

<p>(Venezzelnâ ‘aleyke-lkitâbe tibyânen likulli şey-in vehuden verahmeten vebuşrâ lilmuslimîn(e))</p>

<p><strong>Türkçe çevirisi:</strong></p>

<p>"<em><strong>Ve biz, sana her şeyi açıklayıp anlatan ve Müslümanlara hidayet, rahmet ve müjde olan kitabı indirdik.</strong></em>"</p>

<p>Allah'ın hakkında (sana her şeyi açıklayıp anlatan ve müjde olan kitab) dediği Kur'an-ı Kerim'de orucun sayılı günlerden olduğu belirtilmektedir.</p>

<p>Evet, birkaç gün...</p>

<p>Ve Kur'an-ı Kerim bir bütün olduğu için, kelime dağarcığı, Allah'ın bizzat Kur'an-ı Kerim'de açıkladığı şekilde anlaşılmalıdır.</p>

<p>Ne demek istiyorum?</p>

<p>Allah'ın bizzat Kur'an-ı Kerim'de açıkladığı şekliyle Kur'an-ı Kerim'deki oruç ayetlerini anlamak için bakalım:</p>

<p>Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor.</p>

<p><strong>Bakara Suresi 183.184 Ayeti:</strong></p>

<p>بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيَمً</p>

<p>﴿يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ(183) اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَۜ وَعَلَى الَّذ۪ينَ يُط۪يقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْك۪ينٍۜ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَهُۜ وَاَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ(184) ﴾</p>

<p><strong>Arapça telaffuzu:</strong></p>

<p>(Yâ eyyuhe-lleżîne âmenû kutibe ‘aleykumu-ssiyâmu kemâ kutibe ‘ale-lleżîne min kablikum le’allekum tettekûn(e)(183) Eyyâmen ma’dûdât(in)(c) femen kâne minkum merîdan ev ‘alâ seferin fe’iddetun min eyyâmin uḣar(e)(c) ve’ale-lleżîne yutîkûnehu fidyetun ta’âmu miskîn(in)(s) femen tetavve’a ḣayran fehuve ḣayrun leh(u)(c) veen tesûmû ḣayrun lekum in kuntum ta’lemûn(e)(184))</p>

<p><strong>Türkçe çevirisi:</strong></p>

<p>"<em><strong>Ey o bütün iman edenler! Üzerlerinize oruc yazıldı, nitekim sizden evvelkilere de yazılmıştı gerek ki korunursunuz.</strong></em>" (183)</p>

<p>Sıyâm, mahdûd günlerde devâm edecekdir. Hasta veya seyahatte olup da oruç tutamayanlar bilâhare o kadar gün oruç tutacaklardır. Oruca mütehammil olduğu halde nakz edenler fidye olarak bir fakîri it’âm edecektir. Kendiliğinden hayır işleyenler mükâfâtını görecektir. Eğer hakîkate vâkıf iseniz sıyâma hürmet etmelisiniz. (184))</p>

<p>Bu ayeti anlamak için önce iki kelimeyi anlamamız gerekir:</p>

<p>Arapça Kur'an terimi,</p>

<p>"<em><strong>Kutibe</strong></em>" ve "<em><strong>Eyyâmen ma’dûdât</strong></em>"</p>

<p>Önce, "<em><strong>Eyyâmen ma’dûdât</strong></em>" kelimesi ile başlayalım.</p>

<p>Allah bunun kaç gün olduğunu bildirmiş ve Bakara Suresi 203. ayette buyurmuştur.</p>

<p>‏بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيَمً</p>

<p>﴿وَاذْكُرُوا اللّٰهَ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍۜ فَمَنْ تَعَجَّلَ ف۪ي يَوْمَيْنِ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۚ وَمَنْ تَاَخَّرَ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۙ لِمَنِ اتَّقٰىۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ﴾</p>

<p><strong>Arapça telaffuzu:</strong></p>

<p>(Veżkurû(A)llâhe fî eyyâmin ma’dûdât(in)(c) femen te’accele fî yevmeyni felâ iśme ‘aleyhi vemen teaḣḣara felâ iśme ‘aleyh(i)(c) limeni-ttekâ(k) vettekû(A)llâhe va’lemû ennekum ileyhi tuhşerûn(e))</p>

<p>Burada da aynı kelime "<em><strong>Eyyâmen ma’dûdât</strong></em>" tekrarlanıyor ama Allah ne kastedildiğini açıkça açıklıyor.</p>

<p>Yüce Allah şöyle buyurdu:</p>

<p>(Femen te’accele fî yevmeyni felâ iśme ‘aleyhi vemen teaḣḣara felâ iśme ‘aleyh)</p>

<p>Türkçe çevirisine farklı kaynaklardan bakalım.</p>

<p><strong>Mahmut Özdemir Meali:</strong></p>

<p>(Allah’ı sayılı günlerde anın! Kim iki günde acele ettiyse, ona günah yoktur. Kim geri kaldıysa, sakınıp korunan kimse için ona da günah yoktur. Allah’tan sakınıp korunun! Bilin ki siz, O’na toplanıyorsunuz.)</p>

<p><strong>Diyanet İşleri Meali (Eski):</strong></p>

<p>(Allah'ı sayılı günlerde anın. Günahtan sakınan kimseye, acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde bitirirse günah yoktur, geri kalsa da günah yoktur. Allah'tan sakının. O'nun katında toplanacağınızı bilin.)</p>

<p><strong>Cemal Külünkoğlu Meali:</strong></p>

<p>((Hac dönemindeki) sayılı günlerde (eyyam-ı teşrikte telbiye ve tekbir getirerek özel dualarla) Allah'ı anın. Kim iki gün içinde acele edip (Mina'dan Mekke'ye) dönmek isterse ona günah yoktur. Kim geri kalırsa ona da günah yoktur. Bunlar günahtan sakınanlar içindir. O halde Allah'ın istediği şekilde yaşayın ve bilin ki sonunda onun huzurunda toplanacaksınız.)</p>

<p>Cemal Külünkoğlu Meali</p>

<p>Bakara Suresi 203. Ayet Açıklaması</p>

<p>Eyyâm-ı teşrik (teşrik günleri) ile teşrik tekbirlerinin gününü birbirine karıştırmamak lazım. Teşrik günleri Kurban Bayramı’nın ikinci gününden başlar, dördüncü günü ikindi vaktine kadar devam eder. Teşrik tekbirleri ise Arefe günü sabah namazında başlar, dördüncü günü ikindi vaktine kadar devam eder.</p>

<p>Demek ki, Allah bu âyet-i kerimede "<em><strong>Eyyâmen ma'dûdât</strong></em>" demekle "<em><strong>Teşrik günler</strong></em>" demek istiyor ve Allah "<em><strong>Eyyâmen ma'dûdât</strong></em>" kelimesinin iki veya üç gün olduğunu bildiriyor.</p>

<p>O halde soru şu ki, âyet-i kerimelerde "<em><strong>Eyyâmen ma'dûdât</strong></em>" kelimesi açıkça belirtildiği halde, Ramazan orucu nasıl 30 gün oldu?</p>

<p>Halbuki yüce Allah, “<em><strong>Eyyâmen ma'dûdât</strong></em>” kelimesini ancak iki veya üç gün olarak belirtmiş, açıklamış ve tanımlamıştır!?</p>

<p>Öyle değil mi?</p>

<p>Yani "<em><strong>Eyyâmen ma'dûdât</strong></em>" = "<strong><em>mahdûd günler</em></strong>" = "<strong><em>sayılı günler</em></strong>" = "<strong><em>birkaç gün</em></strong>" = "<strong><em>İki veya üç gün</em></strong>"...</p>

<p>Toparlayacak olursak; sayılı günler iki veya üç gündür,. Bu demektir ki; Ramazan orucu iki veya üç gündür.</p>

<p>Tıpkı, yüce Allah'ın bize Ramazan orucunu takdir ettiği ve Bakara Suresi 183 ve 184. ayetlerde buyurduğu gibi...</p>

<p>بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيَمً</p>

<p>﴿يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ(183) اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَۜ وَعَلَى الَّذ۪ينَ يُط۪يقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْك۪ينٍۜ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَهُۜ وَاَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ(184) ﴾</p>

<p><strong>Arapça telaffuzu:</strong></p>

<p>(Yâ eyyuhe-lleżîne âmenû kutibe ‘aleykumu-ssiyâmu kemâ kutibe ‘ale-lleżîne min kablikum le’allekum tettekûn(e)(183) Eyyâmen ma’dûdât(in)(c) femen kâne minkum merîdan ev ‘alâ seferin fe’iddetun min eyyâmin uḣar(e)(c) ve’ale-lleżîne yutîkûnehu fidyetun ta’âmu miskîn(in)(s) femen tetavve’a ḣayran fehuve ḣayrun leh(u)(c) veen tesûmû ḣayrun lekum in kuntum ta’lemûn(e)(184))</p>

<p><strong>Arapça anlamına yakın Türkçe çevirisi:</strong></p>

<p>"<em><strong>Ey o bütün iman edenler! Üzerlerinize oruc yazıldı, nitekim sizden evvelkilere de yazılmıştı gerek ki korunursunuz</strong></em>". (183)</p>

<p>Sıyâm, mahdûd günlerde devâm edecekdir. Hasta veyâ seyahatte olup da oruç tutamayanlar bilâhare o kadar gün oruç tutacaklardır. Oruca mütehammil oldığı halde nakz edenler fidye olarak bir fakîri it’âm edecektir. Kendiliğinden hayır işleyenler mükâfâtını görecekdir. Eğer hakîkate vâkıf iseniz sıyâma hürmet etmelisiniz (184))</p>

<p>"<strong><em>Sayılı günler</em></strong>", yani iki veya üç gün olduğu açıktır. Çünkü "<em><strong>sayılı günleri</strong></em>" açıklayan ve sayısını belirleyen ve Bakara Suresi, 203. ayette bildiren Cenab-ı Hakk Allah'tır.</p>

<p>İslam alimleri bunun "<em><strong>Teşrik Günleri</strong></em>" olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Yani "<strong><em>Sayılı günler</em></strong>", "<strong><em>Eyyâmen ma'dûdât</em></strong>", "<strong><em>mahdûd günler</em></strong>", "<strong><em>birkaç gün</em></strong>" en fazla üç, en kısa ise iki gündür.</p>

<p>El-Taberi tefsirinde şöyle yorumluyor:</p>

<p>"<em><strong>Sonra tefsir ehli, Allah'ın "</strong>sayılı günler<strong>" derken neyi kastettiği konusunda ihtilafa düştüler ve bazıları: Sayılı günler: her ayın üç günü oruç tutmak dediler. O şöyle dedi: İşte bu, insanlara Ramazan ayı farz kılınmadan önce oruç tutmaları farz kılınmıştı.</strong></em>"</p>

<p>El-Taberi, Ramazan ayını 30 gün farz kılmakla yanıldı ve aldandı ve Ramazan orucu farz değil, otuz gün de değil, bunu daha sonra açıklayacağız.</p>

<p>Ancak Taberi'nin cümlesinden müminlerin üç gün oruç tuttuklarını anlıyoruz.</p>

<p>Peki, kim onlara otuz gün Ramazan orucu tutturdu ve onlara Ramazan orucunu da farz kıldı?</p>

<p>İşte, bu konuyu işleyeceğiz.</p>

<p><strong>RAMAZAN ORUCU KAÇ GÜNDÜR?</strong></p>

<p>Demek ki, Cenâb-ı Hakk dilerse sayıyı zikretmekten geri kalmaz, çünkü o sayıyı defalarca zikretmiş ve örneğin, şöyle buyurmuştur.</p>

<p><strong>A’râf Suresi 142. Ayet:</strong></p>

<p>بسم الله الرحمن الرحيم</p>

<p>وَوٰعَدْنَا مُوسٰى ثَلٰث۪ينَ لَيْلَةً وَاَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ م۪يقَاتُ رَبِّه۪ٓ اَرْبَع۪ينَ لَيْلَةًۚ وَقَالَ مُوسٰى لِاَخ۪يهِ هٰرُونَ اخْلُفْن۪ي ف۪ي قَوْم۪ي وَاَصْلِحْ وَلَا تَتَّبِعْ سَب۪يلَ الْمُفْسِد۪ينَ</p>

<p><strong>Arapça telaffuzu:</strong></p>

<p>(Vevâ’adnâ mûsâ śelâśîne leyleten veetmemnâhâ bi’aşrin fetemme mîkâtu rabbihi erba’îne leyle(ten)(c) vekâle mûsâ li-eḣîhi hârûne-ḣlufnî fî kavmî veaslih velâ tettebi’ sebîle-lmufsidîn(e))</p>

<p><strong>Türkçe çevirisi:</strong></p>

<p>"<em><strong>Musa ile otuz gece münacatta bulunmayı sözleşmiştik de bu vadeyi, on gece daha katarak tamamlamıştık. Böylece Rabbinin tayin ettiği müddet, kırk geceyi bulmuştu ve Musa, kardeşi Harun'a, kavmimin içinde benim yerime geç, onları düzene koy ve bozguncuların yoluna uyma demişti.</strong></em>"</p>

<p>Allah açıklamak, hükmetmek veya belirlemek isteseydi bunu yapardı.</p>

<p>O halde bu, "<em><strong>her şeyin açıklaması</strong></em>" olan Kur'an'dır. Onun hükmüne göre belirlemek zorundayız.</p>

<p>Ya da kişiye göre bırakılır, o da kendi isteğine göre değerlendirir.</p>

<p>Öncelikle, Allah sayılı günlerin iki veya üç gün olduğunu söylediğinde, burada durmalı ve sayılı günlerin otuz olduğunu söylememeliyiz.</p>

<p>Çünkü Allah oruç günlerinin sayısının otuz gün olduğunu göstermek isteseydi, bunu söylerdi.</p>

<p>Ne yazık ki, insanlar Kur'an-ı Kerim'e uymadıkları için Kur'an-ı Kerim'de olmayan anlayış, ibadet ve ritüelleri icat ettiler.</p>

<p>Kur'an'da Allah, açıklamak ve belirtmek istediğinde, bunu bizzat kendisi yapar.</p>

<p>Ve eğer bunu yapmadıysa, o zaman meseleyi bize bıraktığını bilmeliyiz.</p>

<p>O zaman ise, herkes kendisi için karar vermekte ve seçmekte özgürdür.</p>

<p>Tıpkı Hac Suresi'nde 28. Ayet geldiği gibi:</p>

<p>بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيَمً</p>

<p>لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۚ فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْبَٓائِسَ الْفَق۪يرَۘ</p>

<p><strong>Arapça telaffuzu:</strong></p>

<p>(Liyeşhedû menâfi’a lehum veyeżkurû-sma(A)llâhi fî eyyâmin ma’lûmâtin ‘alâ mâ razekahum min behîmeti-l-en’âm(i)(s) fekulû minhâ veat’imû-lbâ-ise-lfakîr(a))</p>

<p><strong>Arapça anlamına en yakın Türkçe çevirisi:</strong></p>

<p>"<em><strong>Ki kendileri için bir takım (sosyal, politik, ekonomik) yararlara tanık olsunlar ve kendilerine çiftlik hayvanlarını rızık olarak verdiği için ALLAH'ın ismini bilinen günlerde ansınlar. "Onlardan yeyin ve sıkıntı içindeki yoksullara da yedirin.</strong></em>"</p>

<p>Bu söze dikkat edin "<em><strong>eyyâmin ma'lûmâtin</strong></em>"...</p>

<p>Bakara Suresi'ndeki sayılı günlerin aynısıdır.</p>

<p>203. ayet:</p>

<p>بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيَمً</p>

<p>﴿وَاذْكُرُوا اللّٰهَ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍۜ فَمَنْ تَعَجَّلَ ف۪ي يَوْمَيْنِ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۚ وَمَنْ تَاَخَّرَ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۙ لِمَنِ اتَّقٰىۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ﴾</p>

<p><strong>Arapça telaffuzu:</strong></p>

<p>(Veżkurû(A)llâhe fî eyyâmin ma’dûdât(in)(c) femen te’accele fî yevmeyni felâ iśme ‘aleyhi vemen teaḣḣara felâ iśme ‘aleyh(i)(c) limeni-ttekâ(k) vettekû(A)llâhe va’lemû ennekum ileyhi tuhşerûn(e))</p>

<p>"<em><strong>Allah'ı sayılı günlerde anın. Günahtan sakınan kimseye, acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde bitirirse günah yoktur, geri kalsa da günah yoktur. Allah'tan sakının. O'nun katında toplanacağınızı bilin.</strong></em>"</p>

<p>Yüce Kur'an kendini açıklıyor.</p>

<p>Ancak, bu âyet-i kerimede mezhep fakihleri ​​ihtilaf etmişlerdir.</p>

<p>"<strong><em>Veżkurû (A)llâhe fî eyyâmin ma'dûdât</em></strong>" "<em><strong>verdiği için ALLAH'ın ismini bilinen günlerde ansınlar</strong></em>" kelimesinin anlamı nedir?</p>

<p>Bir grup fakih dediler ki: Sadece on gündür.</p>

<p>Bazıları da, Teşrik günleri ile birlikte on gündür, dediler!</p>

<p>Kur'an-ı Kerim'i bize açıklamak için fakihlere ihtiyacımız yok, çünkü Kur'an-ı Kerim kendini apaçık bildirmiştir.</p>

<p>Bakara Suresi 203. ayet, Hac Suresi 28. ayet ile aynıdır.</p>

<p>Birincisi, ikincisini açıklıyor, açıklıyor, yani o günler, hakkında "<em><strong>her şeyin açıklaması</strong></em>" dediğim kitabım Kur'an-ı Kerim'de sizin için belirttiğim bilgilerdir ve sayılı günlerdir.</p>

<p>Teşrik ayının üç günüdür.</p>

<p>Ne yazık ki mezhep fakihleri ​​anladılar ki biz onda Allah'ı anıyoruz, yani Allah büyüktür diyoruz ve hizmetin var Allah'ım hizmetin var Allah-u ekber, Allah'u ekber, Labaik Allahuma Labaik!!!!</p>

<p>Ancak, Allah'ı zikretmekten kastedilen bu değil, bilakis Allah'ı zikretmekten anmak, yani insan yapısı olan Kur'an-ı Kerim'den aldığı hüküm ve emirlerini tefekkür etmek için hacca ayırdığı günlerdir.</p>

<p>İnsanlar için, küresel bir insan konferansı, insanlığın genel çıkarlarına fayda sağlayan faydalara tanık olmak ve Allah'ın adını anmak, yani aralarında olanları Allah'ın adıyla indirilen Allah'ın kitabından incelemek, ve Hac aylarında sınırlı günlerde, iki veya üç gün içinde</p>

<p><strong>Bakara Suresi 197. Ayet</strong></p>

<p>بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيَمً</p>

<p>اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ فَمَنْ فَرَضَ ف۪يهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَتَزَوَّدُوا فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوٰىۘ وَاتَّقُونِ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ</p>

<p><strong>Arapça telaffuzu:</strong></p>

<p>(Elhaccu eşhurun ma’lûmât(un)(c) femen ferada fîhinne-lhacce felâ rafeśe velâ fusûka velâ cidâle fi-lhacc(i)(k) vemâ tef’alû min ḣayrin ya’lemhu(A)llâh(u)(k) vetezevvedû fe-inne ḣayra-zzâdi-ttakvâ(c) vettekûni yâ uli-l-elbâb(i))</p>

<p><strong>Arapça anlamın en yakın çevirisi:</strong></p>

<p>"<strong><em>Hac, malum aylarda olur. Kim o aylarda hacca niyet ederse bilsin ki hacda ne kadınla buluşma vardır, ne kötülükte bulunma, ne de kavga ve dövüş. Hayra dair ne işlerseniz Allah bilir. Yol azığı hazırlayın. Şüphe yok ki azıkların hayırlısı da sakınıp çekinmedir. Ey aklı eren temiz kişiler, sakının benden.</em></strong>"</p>

<p>Hac ayları bir ayda sabit değildir.</p>

<p>Bir kişiye herhangi bir ayda hac yapmak için kendi iradesi emanet edilir.</p>

<p>Ve onlara hac farz kılanlar tarafından bilinir, onları belirleyen O'dur veya onlar, kendileri için faydalarına şahit olmak için bir insan konferansı yapmak ve Kur'an-ı Kerim'i incelemek ve Kur'an-ı Kerim'i incelemek için onları belirleyenlerdir.</p>

<p>Hac, faydalı işlerin hayata geçirildiği bir etkinlik düzenlemek ve Allah'ın anayasası olan Kur'an-ı Kerim'i, Allah adına kendilerine indirilen Kur'an-ı Kerim'i incelemek anlamına gelir.</p>

<p>Ve eğer, Allah hac yapmak için belirli bir ay belirlemek isteseydi, bunu da yapardı. Ama, Allah bunu yapmadı ve insanı hangi ayda hacca gideceğini belirlemede özgür bıraktı.</p>

<p>Ve haccı kendisine farz kılan Allah değil, insandır. Allah insana hac farzı kılmadı.</p>

<p>İnsan, canı ne istiyorsa ona göre ve istediği ayda onu yerine getirebilir.</p>

<p>Ama bütün bunlara rağmen Müslümanlar farklı davrandılar.</p>

<p>Peki, Allah'ın hakkında "<em><strong>her şeyin açıklaması</strong></em>" dediği Kur'an-ı Kerim'e rağmen insanlar nasıl ayrışırlar?</p>

<p>Aksine Allah'ın "<em><strong>her şeyin açıklayıcısı</strong></em>" dediği Kur'an-ı Kerim'de olmayan ibadetleri, ritüelleri ve adetleri kendilerine empoze ettiler.</p>

<p>Allah bizi bu konuda da Kur'an-ı Kerim'de uyarmıştır.</p>

<p>Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur.</p>

<p><strong>Mâide Suresi 101. Ayet</strong></p>

<p>بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيَمً</p>

<p>يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَسْـَٔلُوا عَنْ اَشْيَٓاءَ اِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْۚ وَاِنْ تَسْـَٔلُوا عَنْهَا ح۪ينَ يُنَزَّلُ الْقُرْاٰنُ تُبْدَ لَكُمْۜ عَفَا اللّٰهُ عَنْهَاۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَل۪يمٌ</p>

<p><strong>Arapça telaffuzu:</strong></p>

<p>(Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tes-elû ‘an eşyâe in tubde lekum tesu/kum ve-in tes-elû ‘anhâ hîne yunezzelu-lkur-ânu tubde lekum ‘afa(A)llâhu ‘anhâ(c) va(A)llâhu ġafûrun halîm(un))</p>

<p><strong>Türkçe çevirisi:</strong></p>

<p>"<strong><em>Ey inananlar, size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın Kur'an indirilirken bunlara ait bir şey sorarsanız hükmü açıklanır size, halbuki Allah geçmişti ondan, ona ait hükmü bildirmemişti ve Allah, suçları örter, rahimdir.</em></strong>"</p>

<p>Ve burada bildilrilen şudur: Kur'an nazil oldu, öyleyse Kuran'da bulduğunuz, Allah'ın emrettiği şeydir ve Kur'an'da bulamadığınız şey, Allah'ın emretmediği şeydir ve sizi affetti, öyleyse üzülmeyin, Allah bağışlayıcıdır merhametlidir.</p>

<p>Aynı ayetin manasını taşıyan bir de hadis vardır.</p>

<p>Peygamber Efendimiz (asm), “<strong><em>Helal Allah'ın kitabında helal kıldığı, haram da Allah'ın kitabında haram kıldığıdır. O'nun susup bir şey söylemediği ise bağışladığıdır.</em></strong>” buyurmuştur.</p>

<p>Öyleyse, Allah'ın hakkında delil indirmediği ritüelleri, ibadetleri, kısıtlamaları ve prangaları icat ettiniz ve Peygamber, insanın Allah adına taktığı prangaları ve zincirleri kırmaya geldi ve Allah emretmedi onlara!</p>

<p>Yüce Allah Araf Suresi 157. ayette diyor ki;</p>

<p>بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيم ﴿الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِندَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنجِيلِ يَأْمُرُهُم بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالْأَغْلَالَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ ۚ فَالَّذِينَ آمَنُوا بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذِي أُنزِلَ مَعَهُ ۙ أُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُون﴾</p>

<p>Arapça telaffuzu:</p>

<p>(Yettebi’ûne-rrasûle-nnebiyye-l-ummiyye-lleżî yecidûnehu mektûben ‘indehum fî-ttevrâti vel-incîli ye/muruhum bilma’rûfi veyenhâhum ‘ani-lmunkeri veyuhillu lehumu-ttayyibâti veyuharrimu ‘aleyhimu-lḣabâ-iśe veyeda’u ‘anhum israhum vel-aġlâle-lletî kânet ‘aleyhim(c) felleżîne âmenû bihi ve’azzerûhu venasarûhu vettebe’û-nnûra-lleżî unzile me’ahu(ﻻ) ulâ-ike humu-lmuflihûn(e))</p>

<p>Türkçe çevirisi:</p>

<p>"<em><strong>Onlar, öyle kişilerdir ki ellerindeki Tevrat'ta ve İncil'de de yazılmış olarak bulacakları şeriat sahibi Ümmi Peygambere uyarlar ve o, onlara iyiliği emreder, kötülükten nehy eder onları ve temiz şeyleri onlara helal etmededir, pis ve kötü şeyleri haram etmede. Sırtlarındaki ağır yükleri indirmededir, bağlandıkları zincirleri kırmada. Artık ona inananlar, onu ululayanlar, ona yardım edenler ve ona indirilen ışığa uyanlardır kurtulanlar, muratlarına erenler.</strong></em>"</p>

<p>"<em><strong>Sizden kim bu aya yetişip şahit olursa artık onu (orucunu) tutsun, Kuran ayetleri ışığında bunu nasıl anlarız</strong></em>". (sayılı günler)</p>

<p>Kur'an-ı Kerim birbirini tefsir ediyor, yani kendi kendisini açıklıyor ve daha önce de belirttiğimiz gibi Ramazan ayında oruç tutmamız için farz kılınan oruç günlerinin sayısı iki veya üç gündür.</p>

<p>Yüce Allah dedi:</p>

<p><strong>Bakara Suresi 185. Ayet</strong></p>

<p>بًسِمً لَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيَمً</p>

<p>﴿شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذ۪ٓي اُنْزِلَ ف۪يهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِۚ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُۜ وَمَنْ كَانَ مَر۪يضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَۜ يُر۪يدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُر۪يدُ بِكُمُ الْعُسْرَۘ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ﴾</p>

<p><strong>Arapça telaffuzu:</strong></p>

<p>(Şehru ramadâne-lleżî unzile fîhi-lkur-ânu huden linnâsi vebeyyinâtin mine-lhudâ velfurkân(i)(c) femen şehide minkumu-şşehra felyesumh(u)(s) vemen kâne merîdan ev ‘alâ seferin fe’iddetun min eyyâmin uḣar(a)(k) yurîdu(A)llâhu bikumu-lyusra velâ yurîdu bikumu-l’usra velitukmilu-l’iddete velitukebbirû(A)llâhe ‘alâ mâ hedâkum vele’allekum teşkurûn(e))</p>

<p><strong>Türkçe çevirisi:</strong></p>

<p>"<em><strong>Ramazan ayı, bir aydır ki insanlara doğruyu bildiren, doğruluğa ait apaçık delillerden ibaret olan, hakla batılı ayırt eden Kur'an, bu ayda indirildi. sizden kim bu aya yetişip şahit olursa artık onu (orucunu) tutsun. Hasta olan ve yolcu bulunan, hastalığında, yolculuğunda orucunu yer, sonra yediği günler kadar tutar. Allah sizin için kolaylık diler, güçlük değil. Bu da sayıyı tamamlamanız, Allah'ın size doğru yolu göstermesine karşılık onu ululamanız içindir, böylece de ona şükretmiş olabilirsiniz.</strong></em>"</p>

<p>Bu âyet, bu âyetin tefsirinden verdiğimizi tasdik etmektedir:</p>

<p>Oruç, sayılı günlerdedir. İçinizden biri hastalanır, yahut yolda bulunursa orucunu yer, sonra başka günlerde, o yediği gün sayısınca oruç tutar. Kime oruç zor gelirse her gün için bir yoksulu doyurur. Hayır için verdiği şeyi çoğaltırsa bu da kendi hayrına. Fakat bilseniz oruç tutmanız, sizin için daha hayırlıdır.</p>

<p>Çünkü Allah, O, yüceltilmiş, bu kelimeyi kullandığını (şahit) dedi "<em><strong>sizden kim bu aya yetişip şahit olursa artık onu (orucunu) tutsun".</strong></em>&nbsp;Ve bunun Arapça telaffuzu "<em><strong>femen şehide minkumu-şşehra felyesumh</strong></em>".</p>

<p>Yüce Allah "<em><strong>hazır</strong></em>" kelimesini kullanmadı</p>

<p>"<em><strong>Şahit</strong></em>" Gözle görmekten, uzun sürmeyen anlık ana fayda sağlayan</p>

<p>"<em><strong>Hazır</strong></em>" kelimesine gelince; Bitene kadar uzun süre devam etmekte fayda var.</p>

<p>Maça şahit / maça Hazır</p>

<p>"<em><strong>Maçı şahit</strong></em>", arabamın yanından geçerken izlemiş olabilirim, yani bir kısmını veya bir anını gördüm.</p>

<p>"<em><strong>Maça Hazır</strong></em>", bitene kadar izledim.</p>

<p>Bunun içindir ki Cenâb-ı Hak Nisa Suresi'nde 8. âyet-i kerimede buyurmuştur ki;</p>

<p>‏بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيَمً</p>

<p>﴿وَاِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ اُو۬لُوا الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا﴾</p>

<p><strong>Arapça telaffuzu:</strong></p>

<p>(Ve-iżâ hadara-lkismete ulû-lkurbâ velyetâmâ velmesâkînu ferzukûhum minhu vekûlû lehum kavlen ma’rûfâ(n))</p>

<p><strong>Türkçe çevirisi:</strong></p>

<p>"<strong><em>Miras düşmeyen akrabalar, yetimler ve muhtaçlar mirasın bölüştürülmesi esnasında, orada hazır bulunurlarsa, onları ondan rızıklandırın, gönüllerini alarak güzel söz söyleyin.</em></strong>"</p>

<p>"<em><strong>Orada şahit bulunurlarsa</strong></em>" değil...</p>

<p>Zira şehâdet, şahitlik ve şehâdet tam hazır bulunmaya fayda sağlamaz, o hâlde mirası taksim edenin girmesi ve çıkması mümkündür, dolayısıyla burada taksime şahit olmuş, fakat tamamlanıp tamamlanıncaya kadar içinde oturmamıştır, yani.</p>

<p>Bunun üzerine Cenâb-ı Hak "<strong><em>Hazır</em></strong>" kelimesini kullanmıştır.</p>

<p>Dolayısıyla aylar ve günler için bir şahıstan gelen kelimeleri ikame edersek mânâ açık ve net olur.</p>

<p>Kim bu Bugün şahit olursa onun bir kısmını harcar.</p>

<p>Ve bugün Hazır'dan, yani tüm zamanını harcadı ve bundan eksilmedi.</p>

<p>Kim bu aya şahit olursa onun bir kısmını harcar.</p>

<p>Ve aya Hazır'dan, yani tüm zamanını harcadı ve bundan eksilmedi.</p>

<p>O halde "<em><strong>sizden kim bu aya yetişip şahit olursa artık onu (orucunu) tutsun</strong></em>" ayeti şu söylemden tamamen farklıdır:</p>

<p>"<strong><em>Sizden kim bu aya yetişip Hazır olursa artık onu (orucunu) tutsun</em></strong>".</p>

<p>Kamerî ayın Hazır'dan başka kameri aya şahitlik etti.</p>

<p>Çünkü kamerî ay, hilalin görülmesi ile başlar ve ay boyunca hazır bulunanın şahit olduğu söylenemez.</p>

<p>Aksine, ay boyunca ayın farklı evrelerinde kalarak hilal döneminde Hazır etti ve ikamet etti.</p>

<p>Ayetin anlamı şudur: Kim Ramazan hilalini yaşar ve görürse, hilal gördüğü müddetçe oruç tutsun.</p>

<p>Bu, bu yüce ayetin tefsiridir.</p>

<p>"<em><strong>Sizden kim bu aya yetişip şahit olursa artık onu (orucunu) tutsun</strong></em>".</p>

<p>Ayrıca Ramazan ayında orucun size farz kılındığı 184 Bakara Suresi'ndeki "<em><strong>sayılı günler</strong></em>", "<strong><em>Eyyâmen ma’dûdât</em></strong>" âyetini de tasdik ve açıklamaktadır.</p>

<p>Demek ki Ramazan ayından kastedilen, Arap ayındaki günlerin sayısı olan 30 gün veya 29 gün değil, bilakis Ramazan ayına giren ve girdiğine şahit olan, yani ayın başıdır.</p>

<p>Hilali görenler, sizin için yazılan "<em><strong>sayılı günler</strong></em>" orucunu tutsun.</p>

<p>Demek ki Ramazan ayından kastedilen, Arap ayındaki günlerin sayısı olan 30 gün veya 29 gün değil, bilakis ramazan ayına giren ve girdiğine şahit olan, yani ayın başıdır.</p>

<p>Hilalini görünce, sizin için onda yazılan "<strong><em>sayılı günler</em></strong>" orucunu tutsun.</p>

<p>Bu nedenle Allah "<em><strong>şahit</strong></em>" kelimesini kullandı, çünkü ay şahit olunmaz, daha ziyade insan huzurunda yaşanır, bu nedenle Allah "<em><strong>tanık</strong></em>" kelimesini şahitlik, şahitlik ve şahitlik kelimesini kullandı.</p>

<p>Gözü olmayan bir tanık düşünebilir misiniz!!!</p>

<p>Bu yüzden Allah "<em><strong>şahit</strong></em>" kelimesini kullanmıştır, yani sizden kim Ramazan hilalini gördüyse, hilali gördüğü müddetçe oruç tutsun demektir.</p>

<p>Ramazan hilali de en fazla üç gün hilal olarak kalır ve ondan sonra farklı mertebelerine döner.</p>

<p>Oruç kelimesi, ramazan ayının 30 gün olan gün sayısını değil, Ramazan ayının hilalini müşahede etme durumunu ifade eder.</p>

<p>Çünkü Allah bize oruç tutmayı "<em><strong>sayılı günler</strong></em>", "<em><strong>Eyyâmen ma’dûdât</strong></em>" içerisinde takdir etti ve sayılı günlerin acele edenler için iki gün, gecikenler için üç gün olduğunu açıkça bildirdi. Daha önce Bakara Suresi 203. ayette dediğimiz gibi "<em><strong>teşrik günleri</strong></em>".</p>

<p>Bu ayet (Bakara Suresi, 185). Bakara Suresi 183 ve 184. ayetlerin başındaki oruç günlerinin sayısı hakkında Allah'ın bizim için takdir ettiği hükmün bir tasdikidir.</p>

<p>Otuz gün oruca, yani Ramazan ayının tamamını oruç tutmaya gelince;</p>

<p>Bunu Kerbela'da Hüseyin aleyhisselam'ı katlettikten sonra ordusuna Yezid bin Muaviye dayattı.</p>

<p>Kerbela'da o ve ordusu arka arkaya iki ay kefaret orucu tuttular ve halkın bir tam ay oruç tutması istendi, bu yüzden Efendimiz Hüseyin öldürülmesi için Ramazan'ı otuz gün kefaret kıldılar.</p>

<p>Allah Resulü'nün kızı Hüseyin bin Fatima El-Zahra, Allah onu ve ailesini kutsasın ve huzur versin.</p>

<p>Ve kim otuz gün oruç tutmak isterse, herkes Allah ile olan özel ilişkisinde oruç tutmakta serbesttir, ama bilmesi gerekir ki, Allah onun için "<strong><em>sayılı günler</em></strong>", "<strong><em>Eyyâmen ma’dûdât</em></strong>" emretti (Kutibe), otuz gün emretmedi!</p>

<p>Ve Allah Bakara suresi 184. ayette "<em><strong>bilseniz oruç tutmanız, sizin için daha hayırlıdır.</strong></em>" bildirirken, bir önceki âyet-i kerîmede de “<strong><em>Sayılı günler</em></strong>” buyurduğunu açıklıyor.</p>

<p>"<em><strong>Sayılı günler</strong></em>" teriminin matematiksel mantığı:&nbsp;</p>

<p>Cenâb-ı Hak “<em><strong>Sayılı günler</strong></em>” buyururken gün, yeryüzünde yaratılışın başlangıcından kıyâmetin sonuna kadar sayı mantığındadır.</p>

<p>Peki, “<em><strong>Sayılı günler</strong></em>” sözünden, bu anlayışı kastettiğini mi anlıyoruz?</p>

<p>Evet, eğer Allah “<strong><em>Sayılı günler</em></strong>” ile neyin kastedildiğini belirtmemiş olsaydı, zihinlerde bu anlayış caiz olurdu.</p>

<p>Ama Tanrı ne istediğini belirledi ve bunu apaçık söyledi.&nbsp;</p>

<p>Bakara Suresi 203. Ayet "<em><strong>acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde bitirirse günah yoktur, geri kalsa da günah yoktur</strong></em>".</p>

<p>Yani Kur'an okuyucusunun zihnindeki anlayış, "<strong><em>sayılı günlerden</em></strong>" kastedilenin iki gün veya daha fazla olduğuna işaret etmektedir.</p>

<p>Ama tam olarak ne kadar? Sonsuza mı yoksa bir sınıra ve sınırlı bir sayıya mı?</p>

<p>Kesinlikle sonsuza kadar değil, aksi takdirde bu saçma olurdu ve Allah saçma sapan şeyler söylemez.</p>

<p>Dolayısıyla bu ayetteki yaklaşım, iki günden sonraki en yakın sayıya, yani üçe işaret eder.</p>

<p>Çünkü (geri kalsa), ikinci günün bitiminden hemen sonra, üçüncü güne giren saniye, dakika ve saat sayısı ile hesaplanır.</p>

<p>(Acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde)n itibaren üçüncü gün bir saniye kalırsa (geri kalsa) olur.</p>

<p>Ve (acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde) doğru ise, o zaman (geri kalsa) olur.</p>

<p>Ve eğer (acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde) bir saat ise (geri kalsa) ve {acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde} tam gün 24 saat ise, o zaman (geri kalsa)...</p>

<p>Bu nedenle, yuvarlama iki günden sonraki en yakın sayıya yani üç güne yapılmıştır.</p>

<p>"<em><strong>Sayılı günler</strong></em>"in anlamı buydu. Kur'an-ı Kerim'de Allah tarafından ve apaçık belirlendiği gibi.</p>

<p><strong>ORUÇ FARZ MIDIR?</strong></p>

<p>Hatta bu iki-üç günü de Allah nafile kıldı, farz kılmadı.</p>

<p>Çünkü, "<em><strong>Üzerlerinize oruc yazıldı</strong></em>" dedi ve "<em><strong>Üzerlerinize oruc farz kılındı</strong></em>" demedi.</p>

<p>Bunun üzerine iki veya üç gün olan Ramazan orucunu isteğe bağlı olarak nafile kıldı ve orucunu bozanlara veya orucunu bozduğu için kefaret olarak dışarı çıkmayanlara cezasını da farz kılmadı.</p>

<p>"<em><strong>Yazıldı = kutibe</strong></em>" kelimesinin "<em><strong>farįża</strong></em>" anlamına geldiğini, yani bunda tercihe yer olmadığını söyleyenlere de derim ki, kelime anlamlarına daha yakından bakalım.</p>

<p><strong>Bakara Suresi 180. Ayet</strong></p>

<p>بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيَمً</p>

<p>﴿كُتِبَ عَلَيْكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ اِنْ تَرَكَ خَيْرًاۚ اَلْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَب۪ينَ بِالْمَعْرُوفِۚ حَقًّا عَلَى الْمُتَّق۪ينَۜ﴾</p>

<p><strong>Arapça telaffuzu:</strong></p>

<p>(Kutibe ‘aleykum iżâ hadara ehadekumu-lmevtu in terake ḣayran elvasiyyetu lilvâlideyni vel-akrabîne bilma’rûf(i)(s) hakkan ‘ale-lmuttekîn(e))</p>

<p><strong>Arapça anlamın en yakın çevirisi:</strong></p>

<p>"<strong><em>İçinizden birine ölüm geldiğinde, eğer bir hayır bırakacaksa, üzerinize yazılan şudur: Ana-babaya, akrabaya, örfe uygun vasiyette bulunmak. Takva sahiplerinin üstüne bir hak olarak…</em></strong>"</p>

<p>Yani "<em><strong>yazıldı</strong></em>" kelimesini kullanmış ve "<em><strong>İyi vasiyette bulunan</strong></em>" ibaresine eklemiştir. Yani, isteğe bağlıydı.</p>

<p>Arapça telaffuzu budur "<em><strong>in terake ḣayran elvasiyyetu</strong></em>" ( اِنْ تَرَكَ خَيْرًاۚ اَلْوَصِيَّةُ)</p>

<p>Allah'ın kullandığı harf إن in Olasılığa yarar.</p>

<p>Yani, bırakılabilir veya bırakılmayabilir.</p>

<p>Yani Allah'a rağmen "<strong><em>Kutibe</em></strong>" kelimesini kullandı, ama ayette bağlayıcı bir emir olarak gelmemiştir. Farz değildir.</p>

<p>Tüm Türkçe çevirilerde tek kelime Kur'an-ı Kerim'de olduğu gibi çevirilmedi; "كت<strong><em>ب Kutibe</em></strong>".&nbsp;</p>

<p>Ama bunun farz olduğunu söylediler.</p>

<p>Kuran'da bu kelimeden sonra gelen herhangi bir ilahî emirden sonra, "<em><strong>farz</strong></em>" edilen kelimeden farklı olarak bir ceza yoktur.</p>

<p>Ama Allah'ın her şeyi farz kıldığı âyetlerde ceza, mecbur olduğu ve seçme şansı olmadığı için gelmiştir ve Allah'ın sınırları da miras âyetlerinde açıkça bellidir.</p>

<p><strong>Nisâ Suresi 11. Ayet</strong></p>

<p>بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحً</p>

<p>﴿يُوص۪يكُمُ اللّٰهُ ف۪ٓي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۚ فَاِنْ كُنَّ نِسَٓاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۚ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُۜ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌۚ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُٓ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُۚ فَاِنْ كَانَ لَهُٓ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ي بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْۚ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًاۚ&nbsp;(فَر۪يضَةً) مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يمًا حَك۪يمًا﴾</p>

<p><strong>Arapça telaffuzu:</strong></p>

<p>(Yûsîkumu(A)llâhu fî evlâdikum(c) liżżekeri miślu hazzi-lunśeyeyn(i)(c) fe-in kunne nisâen fevka-śneteyni felehunne śuluśâ mâ terak(e)(s) ve-in kânet vâhideten felehâ-nnisf(u)(c) ve li-ebeveyhi likulli vâhidin minhumâ-ssudusu mimmâ terake in kâne lehu veled(un)(c) fe-in lem yekun lehu veledun ve veriśehu ebevâhu feli-ummihi-śśuluś(u)(c) fe-in kâne lehu iḣvetun feli-ummihi-ssudus(u)(c) min ba’di vasiyyetin yûsî bihâ ev deyn(in)(k) âbâukum veebnâukum lâ tedrûne eyyuhum akrabu lekum nef’â(an)(c)<img alt="?" src="https://static.xx.fbcdn.net/images/emoji.php/v9/t51/1/16/1f449.png" style="height:16px; width:16px" />(( ferîdaten)) mina(A)llâh(i)(k) inna(A)llâhe kâne ‘alîmen hakîmâ(n))</p>

<p><strong>Türkçe çevirisi:</strong></p>

<p>"<em><strong>Allah, evladınız hakkında size şunu tavsiye eder: Erkeğin payı, iki kızın payı kadardır. Kızlar, ikiden fazlaysa terekenin üçte ikisi onlarındır, kız bir taneyse yarısı onun. Bir çocuğu varsa anayla babanın her birine, terekenin altıda biri kalır. Çocuğu yok da anasıyla babası mirasçı olursa üçte biri ananındır. Kardeşleri varsa bıraktığı maldan, vasiyeti yerine getirildikten ve borcu ödendikten sonra kalanın altıda biri anaya aittir. Babalarınızdan, oğullarınızdan hangisi, size daha faydalıdır, bilemezsiniz. Bu, Allah'tan<img alt="?" src="https://static.xx.fbcdn.net/images/emoji.php/v9/t51/1/16/1f449.png" style="height:16px; width:16px" />(( farzdır)) Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, hikmet sahibidir.</strong></em>"</p>

<p>Farzdır = ferîdaten = فَر۪يضَةً</p>

<p>Ve bunu yapmayanların cezası vardır.</p>

<p>Nisa Suresi 14. Ayet</p>

<p>"<em><strong>Kim ki Allah'a ve elçisine isyan eder, O'nun kanunlarını çiğneyip geçerse, Allah onu ebedi kalacağı ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.</strong></em>"</p>

<p>Dolayısıyla insanı Cenâb-ı Hakk ile birleştiren her münasebetinde "<em><strong>yazıldı = kutibe</strong></em>" kelimesini kullanmış, her münasebetinde yani kulları, yani münasebet, yani insanı hemcinsleriyle buluşturan her münasebetinde "<em><strong>farz</strong></em>" kelimesini kullanmıştır.</p>

<p>Bunun nedeni, "<em><strong>Allah alemlerden müstağnidir</strong></em>" olmasıdır, dolayısıyla "<em><strong>yazıldı=kutibe</strong></em>" kelimesini kullanmıştır ve Allah'dan gelen her hüküm veya emir "<strong><em>yazıldı=kutibe</em></strong>" isteğe bağlıdır, çünkü "<strong><em>Allah alemlerden müstağnidir</em></strong>".</p>

<p>Kulun Rabbi olan Allah arasındaki ilişkisi gönüllüdür, zorlama yoktur, cezası yoktur.</p>

<p>Oruç ve Salat (Namaz değil), salat yani dua, zikir, Kur'an-ı Kerim tilaveti ve tesbih, bunların hepsi zorunlu değil, terk edenlere zorlama veya ceza gerektirmeyen ibadetlerdir, çünkü "<strong><em>Allah alemlerden müstağnidir</em></strong>" kimsenin kendisine ibadet etmesine ihtiyacı olmadığı için Ramazan orucunda "<em><strong>yazıldı = kutibe</strong></em>" kelimesini kullandı ve oruç tutmayana cezasını uygulamadı.</p>

<p>Oruç isteğe bağlıdır, "<em><strong>farz</strong></em>" kelimesini emretmek istese idi, onu kullanırdı.</p>

<p>"<em><strong>Ben, cinleri ve insanları sadece bana ibadet etsinler diye yarattım.</strong></em>"</p>

<p>Yani, diyor ki; ben onları bana kulluk etsinler diye yaratmadım, ya da bana ibadet etmek için, çünkü ben âlemlere muhtaç değilim.</p>

<p>"<strong><em>Allah alemlerden müstağnidir</em></strong>".</p>

<p>Demek ki, Kur'an-ı Kerim'deki her azap ve cehennem ateşi kâfirler ve onların benzerleri içindir.</p>

<p>Yani Allah'ın emirlerine uymayanlar, yani, yeryüzünün doğruluğu onda olan O'na ibadet etmeyi reddedenler içindir.</p>

<p>Allah onlara öldürmemelerini emretmişti, ama onlar bu emri inkâr "<strong><em>küfür</em></strong>" ettiler ve öldürdüler.</p>

<p>Allah onlara çalmamalarını emretti, fakat onlar bunu inkâr "<em><strong>küfür</strong></em>" ettiler, bu yüzden çaldılar.</p>

<p>Allah onlara bozgunculuk yapmamalarını emretti, fakat onlar bunu inkâr "küfür" ettiler.</p>

<p>Böylece toprağı bozdular.</p>

<p>Ve Allah, küfür kelimesini kullanmadı ve isminin üstüne katmadı ve bunu bunun için bir ceza yapmadı.</p>

<p>Kur'an-ı Kerim'de "<em><strong>Allah'a (küfür) edene Cehennem ateşi vardır</strong></em>" veya benzeri bir şey söylenmedi. Çünkü Allah âlemlerden bağımsızdır. Bilakis, kelime "<em><strong>küfür</strong></em>" ve türevlerinden sonra gelen bütün cezalar, peygamberlerin emir ve mesajlarını inkar etmeye yöneliktir.</p>

<p>Bir grup insan peygamberleri inkâr "<strong><em>küfür</em></strong>" etti ve kötülükler yaptı. Bunun üzerine Allah onları kâfir, yalancı veya münafık vb. Allah'ın varlığı, çünkü "<em><strong>Allah alemlerden müstağnidir</strong></em>" ve kıyamet günü mizanını insanları Allah'ın varlığına inandıkları veya Allah'ın varlığına inanmadıkları için değil, yaptıklarından dolayı hesaba çekecek şekilde ayarlayacaktır.</p>

<p>"<em><strong>Allah alemlerden müstağnidir</strong></em>" kendisine tapanlardan bağımsızdır, varlığına inananlardan veya inanmayanlardan bağımsızdır. ‏</p>

<p>Yani Yüce Allah'ın Kur'an-ı Kerim'deki sözleri.</p>

<p><strong>Bakara Suresi 185 Ayet</strong></p>

<p>"<em><strong>Bu da sayıyı tamamlamanız, Allah'ın size doğru yolu göstermesine karşılık onu ululamanız içindir, böylece de ona şükretmiş olabilirsiniz</strong></em>".</p>

<p>Yani, sizin için yazılan sayılı günlerde oruç tutun ve oruç tuttuğunuzda, O'na itaat ettiğinizde kendi içinizde Allah'ı yüceltmiş olursunuz, çünkü oruç tutmanız size birçok yönden yol göstericidir.</p>

<p>Böylece sabahtan akşama kadar yemekten ve içmekten sakındığınız iki-üç gün oruç tutmakla kendinizi zorluklara katlanmaya alıştırdınız, bundan fayda sizedir.</p>

<p>Ayrıca zevklere oruç tutmakla nefsinizi terbiye ettiniz ki, bedenle ruh arasında eşit olmanız gerektiğini bilesiniz. Ayrıca fakire empati yaptınız, açlığın ve susuzluğun ne kadar çetin olduğunu öğrendiniz. Böylece orucunuz size empati duymanızı sağlıyor. Öyleyse Allah'a şükredin.</p>

<p>Cenâb-ı Hakk'ın "<strong><em>Bu da sayıyı tamamlamanız, Allah'ın size doğru yolu göstermesine karşılık onu ululamanız içindir, böylece de ona şükretmiş olabilirsiniz</em></strong>".</p>

<p><strong>Arapça telaffuzu:</strong></p>

<p>(Velitukmilu-l’iddete velitukebbirû(A)llâhe ‘alâ mâ hedâkum vele’allekum teşkurûn(e))</p>

<p>Kimileri, bu "<em><strong>velitukebbirû(A)llâhe</strong></em>" kelimesinin bayram namazına delil olduğunu söyledi.</p>

<p>Halbuki, bu söz bayram namazı veya bayram tekbirleri anlamına gelmiyordu.</p>

<p>Allah bunu kastetmiş olsaydı, Kur'an-ı Kerim'de neden bahsetmedi?</p>

<p>Allah'ın hakkında ﴾sana her şeyi açıklayıp anlatan v olan kitab﴿dediği Kur'an-ı</p>

<p>Peki, Allah'ın kadınların âdetlerini ve bu dönemde kocanın ne yapması gerektiğini belirttiği halde, milletin toplandığı büyük bir bayramdan neden bahsetmemiştir?</p>

<p>Ramazan Bayramı (Fıtır Bayramı), bayram namazı ve bayram tekbirleri olduğu gerçekten doğru olsaydı, Allah bunu "<em><strong>sana her şeyi açıklayıp anlatan ve müjde olan kitab</strong></em>" dediği Kuran-ı Kerim'de söylerdi.</p>

<p>Ama Allah bize ne Ramazan Bayramı'ndan, ne namazından, ne de tekbirlerinden bahsetmedi, ama bize hayızdan, emzikli çocuklardan bahsetti.</p>

<p>Soru soran biri der ki: Hadis kitapları ve fakihlerin sözleri ne olacak?</p>

<p>Cevap:</p>

<p>بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيَمً</p>

<p>"<strong><em>Ve biz, sana her şeyi açıklayıp anlatan ve Müslümanlara hidayet, rahmet ve müjde olan kitabı indirdik.</em></strong>"</p>

<p>بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيَمً</p>

<p>"<em><strong>Allah'tan başka tanrı yoktur, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet günü, sizi mutlaka toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?</strong></em>"</p>

<p>بًسِمً آلَلَهّ آلَرحًمًنِ آلَرحًيَمً</p>

<p>"<em><strong>İşte sana gerçek olarak anlattığımız bunlar, Allah'ın varlığının delilleridir. Artık Allah'tan ve O'nun delillerinden sonra hangi söze inanırlar?</strong></em>"</p>

<p><strong>SONUÇ OLARAK:</strong></p>

<p>Ramazan ayında sadece birkaç gün oruç tutulur, Kur'an-ı Kerim'de belirtildiği gibi bir ay boyunca oruç tutulmaz ve Ramazan'da sadece birkaç gün oruç tutan Alevi grupları vardır.</p>

<p>Kur’an-ı Kerim “<em><strong>Birkaç gün oruç tutun</strong></em>” diyor, “<em><strong>Bir ay 30 gün oruç tutun</strong></em>” demiyor.</p>

<p>Hû dost!</p>

<p>Ve hala Anadolu Bektaşi Alevileri, Allah'ın halkından, Peygamber Muhammed'in ve Ehl-i Beyt'in yolundalar ki, "<strong><em>selâm olsun onlara</em></strong>"</p>

<p>Bana emanet edilen ve Kur'an'ı tefekkürle her mü'mine emanet edilen şeyin neticesi olarak benim anlayışım ve tefekkürüm budur.</p>

<p><strong>SEYYİD SELİM VELİOĞLU</strong></p>

<p>(Al-Husseini Al-Hashemi İmam Ali el-Hadi'nin torunu, İmam Muhammed el-Cevad'ın oğlu, İmam Ali el-Rıza'nın oğlu, İmam Musa el-Kadhim'in oğlu, İmam Muhammed'in oğlu İmam Cafer el-Sadık'ın oğlu İmam Ali Zeynelabidin oğlu İmam Hüseyin'in oğlu Bakır, İmam Ali bin Ebi Talib'in oğlu (a.s.))</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 23 Apr 2023 09:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2023/04/seyyid-selim-velioglu-yazdi-ramazan-orucu-farz-midir-kac-gundur-1682237167.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşir Kayabaşı yazdı: Şah Kulu Bey -1</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/asir-kayabasi-yazdi-sah-kulu-bey-1-199</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/asir-kayabasi-yazdi-sah-kulu-bey-1-199</guid>
                <description><![CDATA[Aşirî mahlası ile yazdığı şiirleri ile de tanınan Kısaslı araştırmacı ve yazar Aşir Kayabaşı, Mardin'in Kızıltepe ilçesinde bulunan Şah Kulu Bey türbesini incelediği bu makalesinde, Anadolu'nun güneydoğusundaki yerleşim alanlarında Alevi-Bektaşi varlığını mercek altına alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Horasan Erenleri Anadolu’ya geldiklerinde ilk kadem bastıkları topraklar Urfa Viranşehir, Harran, Akçakale, Mardin Nusaybin, Derik ve Kızıltepe ilçeleri üçgenindeki Bektaş köyü, Dede-Kargın ve Aslan Baba türbelerinin bulunduğu yörelerdir.</p>

<p>“Berriyecik, Viranşehir’in doğusundaki yörenin adıdır. Resulayn, Berriyecik’in güneyinde Ceylanpınar yöresidir. Bozova ise Şanlıurfa’nın bir ilçesidir. Bu yöreler, Alevi erenlerinin ilk yurdu ve ilk merkezidir.</p>

<p>Güvenç Abdal, Alevi erenlerinin birinci merkezindeki Urfa-Akçakale-Güvenç köyü, * kökenli olmalıdır. Bu köy, Hacı Bektaş’ın köyüne yakındır. Güvenç köyünün komşuları, İmam Bakır, Aşağı Bağdeş, Yukarı Bağdeş köyleridir. (1)</p>

<p>“XII. yüzyıl sonları ve XIII. Yüzyıl başlarında Urfa’nın kendi içinde yetişen mutasavvıflar olduğu gibi Urfa dışından gelen mutasavvıflar da bulunmaktadır. Urfa’ya dışardan gelen mutasavvıfların hemen hepsi Horasan taraflarından gelmişlerdir.</p>

<p>Horasan taraflarından gelen bu mutasavvıflar içinde ehlisünnet olmayan Bektaşiliğe meyilli çok az derviş bulunmakta idi. Halk bu veli kullara azami saygıyı gösteriyor, bir kısmı bunlara intisap ederek tarikatlarına giriyordu. Bunlar Urfa’da tekkeler ve zaviyeler de inşa ederek, böylece kendilerine bir mesken ve ibadet yerleri yapıyorlardı.</p>

<p>Anadolu’yu Türkleştirmek ve İslamlaştırmak için Hoca Ahmed Yesevi’nin halifeleri bazen dervişleri ile birlikte küçük gruplar halinde Anadolu’ya göç etmişlerdir. Hatta Hacı Bektaş Veli’nin bile bunlardan biri olduğu söylenilmektedir. Mesela, Saru Saltuk diye şöhret bulan Muhammed Buhari, yedi yüz Horasan eriyle Anadolu’ya gelerek oradan Avrupa’ya Leh memleketlerine geçmiştir. (2)</p>

<p><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/%C5%9Eahkulu21.jpg" style="height:350px; width:640px" /></p>

<p><em><strong>MARDİN İLİ KIZILTEPE İLÇESİ ŞAH KULU BEY TÜRBESİ</strong></em></p>

<p>Bu er ve erenlerin tarihi süreç içerisinde Anadolu Selçuklu Devleti’nin Farsça özentisinden ötürü sıfatları “<strong><em>Şah</em></strong>” olarak edebiyat tarihinde yerini alırken, Osmanlı da ise yaratılan inançsal özentiden “<strong><em>Şeyh</em></strong>” tasvip görür. “<strong><em>Şah</em></strong>”ve “<strong><em>Şahkulu</em></strong>” sıfatları ötelenir, karalanır, suçlanır hatta yasaklanır. Fakat bu sıfatlar Alevi-Bektaşiler tarafından özümsenerek devam eder.</p>

<p>Güvenç Abdal Ocağı’na bağlı, “<strong><em>1792 tarihli bir mahkeme tutanağında burasının Hacı Bektaş Veli tarikatına bağlı zaviyelerden olduğu yazılıdır. Bu tarihte zaviyeye bakan kişi de Hacı Bektaş evlatlarındadır. Ayrıca mahkeme tutanaklarında zaviyeye bakan kişiler için Dede, Pir ve Şahkulu unvanlar kullanılmıştır.</em></strong>” (3)</p>

<p>Osmanlıda da her ne kadar dini çevreler tarafından “<em><strong>şah</strong></em>” ünvanlı Türk Bey ve komutanları suçlanarak kötü gösterilmeye çalışılsa da belli bir tarihe kadar Yeniçeri asker ocağı er ve eratlarında bir askeri unvan olarak şah unvanı devam eder ki, işte bunlardan biri Şah Kulu Bey’dir.</p>

<p>Şah Kulu Bey hakkında Mardin kaynaklarında tarihi kayıtlar vardır.</p>

<p>Fakat Urfa kaynaklarında onun sözü edilmez, ancak onun adına Urfa’daki bir “<em><strong>Şah Kulu Vakfı</strong></em>” ndan söz edilir.</p>

<p><strong>BÖLGEDE ASAYİŞİ SAĞLAYAN ŞAH KULU BEY</strong></p>

<p>Şah Kulu Bey’in Osmanlı sınır illerinde eşkıya ve başkaldırma hareketlerini yani asayişi temin etme görevi verilmiştir ki, günümüzde Mardin ili Kızıltepe ilçesinde bir de türbesi mevcuttur.</p>

<p>Bağdat Valisi Ali Paşa’dan, Divan-ı Hümâyûna Rapor: “<em><strong>Cebel-i Sincar (Irak’ta) dan dağıtılarak Musul, Reha, Diyarbakır eyaletlerine yerleştirilen Yezidîler buralarda yine güçlenip devlet düzenine karşı başkaldırmaya yeltendikleri, bunların en iyisi yine geldikleri yörede başka başka yerlere yerleştirilmeleri uygun olacağı</strong></em>”... (4)</p>

<p>İşte bu bölgenin güvenlik ve asayişin sağlanması için Urfa-Mardin yöresine görevlendirilen kişi Şah Kulu Bey’dir.</p>

<p>“Berriye Arapçada “<em><strong>sahra, step, çöl</strong></em>” anlamlarında kullanılan bir kelime olup bugün Diyarbakır’da halk arasında “<strong><em>yayla</em></strong>” manasına gelmektedir…</p>

<p>Boz Ulus kanun-nâmesi *Konar-Göçer Türkmenler “<strong><em>Berriye’den yaylağa gitmelü olduklarında Türkmânın ba’zı Mardin kurbinde Türkmen Deresi’nden ve Rismil nâm karyeden ve sâir Mardin ülkesinden geçtikleri</em></strong>” belirtilmektedir.</p>

<p>Başbakanlık Arşivi’ndeki Tapu defterlerinde de Berriyecik Sancağının, 1526’dan sonra aynı adlı kazanın ihtiva ettiği, karye ve mezralar görülmektedir.</p>

<p>Bu bilgilere göre, bu idari bölge bugün Urfa’nın Viranşehir ve Mardin’in Derik kazaları çevresini kaplayan bir alana yayılmış olmaktadır. Dede-Kargın * Berriyecik sancağının bir nahiyesidir.</p>

<p>Berriye Ağzı Muhafızlığı: “<em><strong>Mardin ve Nusaybin Önleri</strong></em>” (yani güneyi) “<strong><em>Berriye Ağzı</em></strong>” olarak isimlendirilmektedir.</p>

<p>Azebe Arap kabilesinin bu bölgeye sık sık baskınlar yaparak çeşitli tahribata ve halk arasında şikâyetlere sebep oldukları, bu yüzden Mardin’de 32.000 akçalık zeâmete mutasarrıf Hacı Şah-kulu Bey’in “<strong><em>ol serhaddin muhafazası</em></strong>” hizmetine tâyin edildiği aşağıdaki vesikada görülmektedir:</p>

<p>“<em><strong>Diyarbekir Beylerbeyisi Ayas Paşa mektub gönderüp Mardin ve Nusaybin önleri Berriye ağzı olup ‘Azebe â’rabı mahalli mezkûrdan eksük olmamağla, âmerâ-i arab memlekete zarar etmekten hâli olmayup nice müslümânların malına ve canına zarar eyleyüp bir iki senedür ceremesin vermemekle ol yerleri âşerâ-i â’rabın mazarattından hıfz edüp malların cem etmeğe livâ-i mezbûrda 32.000 akçalık zeâmete mutasarrıf olan Hacı Şah-kulu bu maslahatın uhdesinden gelüp muhill olmağın, mezbûra ısmarlanup gereği gibi hıfz eyleyüp ^’rabın eşkıyasın ele getürüp haklarından gelinmekle, ol havalide olan halk âsûde olup ve mirîye müteveccah olan malların bi’t-temâm tahsil eyleyüp nice nice sây ve kifâyeti olduğundan gayri.</strong></em></p>

<p><em><strong>Âmid’de vâki olan gümrük ve mizân-ı harir mukâtasına 25.000 filori ziyâde olmasına sebeb olup ol serhadde istihdam olunması lâzım olup dirliği kifâyet kadar âdem saklamağa vefâ etmeyüp. Berriye Ağzı’nda Haydar Çelebi *yazmayup hâli ve harâbe, hâric ez-defter kalan mezâriden kanda sâyiyle ihyâ etmek şartıyle zaafı terakki olup serhaddin muhafazası buyyrulur ise, ol yerlerin istirahate ve malın külli izdiyâdına ve ahsen vechle husûlüne sebeb olmak mukarrerdir, deyu arz ettiği üzere buyruldu.</strong></em>” (5)</p>

<p><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/%C5%9Eahkulu22.jpg" style="height:350px; width:640px" /></p>

<p><strong>BÖLGEDE SAFEVÎ EGEMENLİĞİ</strong></p>

<p>Mardin Sancağı kayıtlarında Şah Kulu Bey hakkındaki bu bilgiler tarihsel kayıtlar olarak çok önemli bir tespit olarak sözü edilir.</p>

<p>Ancak Urfa’nın 16. Yüzyıl kaynaklarında bu konudan sadece mühimme defterlerine not düşülmüş şu bilgiler yer almaktadır.</p>

<p>“<em><strong>Diğer sancakbeyleri gibi Ruha sancakbeyi de tayin, terfi ve sefer görev emri gibi hususlarda, doğrudan doğruya Divân-ı Hümâyun’a tâbidir… * Keza 1570 yılında, o tarihlerde görevde bulunan Mustafa beyin yerine sancakbeyliğine atanan Melek Ahmet bey sırasıyla Lecon ve Kığı Sancaklarında vazife yaptıktan sonra Ruha Sancakbeyi olarak görevlendirilmiştir. Görevini Melek Ahmet Bey’e devreden Mustafa Bey’in Elbasan Sancağına atanması, sancak tebdillerinde eyalet içi değişmelerin bir teamül gibi görülmekle beraber, aksi tasarruflarda da bulunulabileceğini göstermektedir.</strong></em></p>

<p><em><strong>Yakın eyaletler arası değişmelere misal olmak üzere, Musul Beyi Şahkulu’nun Ruha’ya, Ruha Beyi Süleyman’ın Kethüdası Selman’ın Musul Sancakbeyliğine tayini gösterilebilir.</strong></em>” (6)</p>

<p>“<strong><em>Urfa, 1514 tarihinde Safavi hükümdarı Şah İsmail’in valisi Sultan Kaçar’ın elinde bulunuyordu. Yavuz Sultan Selim Han, 1514’te İran seferi sırasında Akkoyunlu şeyhzadelerinden Osmanlı devletine sığınmış olan komutanı Murat Bey (1514) komutasında bir kuvvet göndererek Diyarbakır’ı zapt etmek istemişti. Fakat o sırada Urfa valisi Eçe Sultan Kaçar, bu kuvveti bozmuştu. * Böylece Urfa bir müddet daha Safavilerin elinde kalmıştı.</em></strong>” (7)</p>

<p>Peki, bu inançsal kurum tekkelerin Urfa’daki yeri yurdu nerede idi?</p>

<p>Bu soruya cevap veren yok.</p>

<p>Sadece bu meşrepten Şahkulu Beyin, Şahkulu Vakfı'ndan söz ediliyor!</p>

<p>Oysaki, “Urfa, 1404 de Akkoyunlu hükümdarı Karayülük Osman Bey tarafından alındı. Karayülük Osman Yağmur Bey’i Urfa valisi yaptı. Daha sonra Yeğeni Nur Ali beyi Urfa valiliğine getirdi. Nur Ali Bey Urfa’da kendi ismi ile söylenen bir cami yaptırdı. Bu caminin bulunduğu mahalleye de “<em><strong>Nur Ali</strong></em>” mahallesi adı verildi.</p>

<p>“<em><strong>Beykapısı semtinde bulunan caminin kitabesi oldukça silik vaziyettedir. Alt iki satır tamamen silindiği için okunamadı.</strong></em>” (Kitabeler, s.134), Firuz Bey’in mezarı ise; “<em><strong>… Ne yazık ki, üzerine bir başkasının defnedilmesinden dolayı belki de mezar taşının üzerinde Firuz Bey için yazılmış birçok bilgi de silinmiş, sadece alt satırdaki ismi kalmıştır.</strong></em>” (Kitabeler, s.212) (8)</p>

<p>Mardin ili Kızıltepe ilçesindeki Şah Kulu Bey Türbesi ise yukarıdaki resimde görüldüğü gibi çöplüğe dönüştürülmüş!</p>

<p>Bey olmak kolay değil, asalet gerektirir, Şahkulu bey, Nur Ali bey ve Firuz beyin “<em><strong>beğlik</strong></em>” sıfatları, onların şan ve şereflerinin abidesi olarak bu coğrafyada izlerini bırakmışlardır.</p>

<p><em><strong>*****</strong></em></p>

<p><em><strong>1- </strong>Hamza Aksüt<strong>, “Anadolu Aleviliğinin Sosyal ve Coğrafi Kökenleri”, Art Basın Yayın Kültür Hizmetleri Ltd. Şti., Alper Zarf Matbaacılık, Ankara, 2002, s.37</strong></em></p>

<p><em><strong>2- </strong>Mahmut Karakaş<strong>, “Urfa’da Tasavvuf İzleri”, Şanlıurfa İl Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı Yayınları, Ankara, 2017, s.21-98;Mahmut Karakaş, “Şanlıurfa ve İlçelerinde Kitabeler”, s.34; Prof. Dr. Fuat Köprülü, “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, 1966, s.45</strong></em></p>

<p><em><strong>3- </strong>Hamza Aksüt,<strong> “Aleviler Türkiye-İran-Irak-Suriye Bulgaristan; İlk yurtları, Dede Ocakları, Talip Toplulukları Tarihi, Talip Yerleşim Tarihi”, Yurt Kitap-Yayın, Ankara, 2010, s.56-104-105; * Alemdar Yalçın-Hacı Yılmaz, Güvenç Abdal Ocağı, HBV, sayı:35, s.17; * KDMTD, s.203. * Bağdeş; Beğdeş, günümüz ifadesi ile Bektaş’tır.</strong></em></p>

<p><em><strong>4- </strong>Ahmet Hezarfen, Cemal Şener,<strong> “Osmanlı Belgelerinde Diyarbakır Tarihi”, Etik Yayınları, İstanbul, 2003, s.79</strong></em></p>

<p><em><strong>5- </strong>Nejat Göyünç,<strong> “XV. Yüzyılda Mardin Sancağı”, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991, s.51; BA, Ruas 241, 814; BA, Ruâs 210, 44; BA aynı defter 84; 1540 (947)’daki Tahrir Kâtibi;(13 Zilkâde 957-23 Kasım 1549);</strong></em></p>

<p><em><strong>* Urfa Kısas köyü Türkmenleri yukarıda adı geçen sözcüğü: “Beri”; yaylak, koyun sürülerinin otlatıldığı mera, &nbsp;buraya süt sağımına giden genç kız ve kadınlara da “Beriçi” derler.</strong></em></p>

<p><em><strong>6- </strong>Ahmet Nezihi Turan,<strong> “XVI. Yüzyılda Ruha (Urfa) Sancağı”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2012, s.5-20-21;* Bkz. Mühimme 4; bkz.Mühimme,s.12. A., s.76; Gurre-Zilhicce-968 (23 Ağustos 1560) tarihini taşıyan iki ayrı hüküm. Dipnot:35-36 Tafsilat için bkz. Hoca Sadeddin, Tarihü’t-tevârih, II, İstanbul 1283, s.320; BA TD 64, s.388.</strong></em></p>

<p><em><strong>7- </strong>Mahmut Karakaş,<strong> “Urfa’nın Kültür ve İnançlar Serüveni”, T.C. Şanlıurfa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 2009, s.292; * İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, T.T.K. Ankara, 2003, s.197; *Urfa’da “Dedeşah” (s.123) soyadlı aileler de var ama, tarihsel konularda konumlarını bilmiyor veya dile getirmekten imtina ediliyor.</strong></em></p>

<p><em><strong>8- </strong>Mahmut Karakaş,<strong> “Şanlıurfa ve İlçelerinde Kitabeler”, T.C. Şanlıurfa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Konya, 2012, s.20; Nizamüddin Şami, Doğuştan Günümüze İslam Tarihi, İstanbul, 1992, VIII, 434, s.20;</strong></em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Apr 2023 20:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2023/04/asir-kayabasi-yazdi-sah-kulu-bey-1-1681926690.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Nedim Şener yazdı: Terör örgütlerinin deprem yalanları</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/nedim-sener-yazdi-teror-orgutlerinin-deprem-yalanlari-174</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/nedim-sener-yazdi-teror-orgutlerinin-deprem-yalanlari-174</guid>
                <description><![CDATA[Usta gazeteci Nedim Şener, İçişleri Bakanlığı'nın deprem ekseninde terör örgütleri tarafından sosyal medyada yayılan yalanları hakkında yaptığı bir araştırma sonuçlarını Hürriyet gazetesindeki köşesinde paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2><em><strong>Terör örgütlerinin deprem yalanları</strong></em></h2>

<p>Hızı&nbsp;azalsa da özellikle sosyal medya üzerinden yalan ve dezenformatif haberler yayılmaya devam ediyor.</p>

<p>Çoğu zaman gerçek kullanıcıların da tuzağına düştüğü sosyal medyadaki yalan haberlerin yayılmasında sahte ve BOT hesaplar halen etkili biçimde kullanılıyor.</p>

<p>Deprem yaralarının sarılmaya çalışılırken sosyal medyada bazı örgütlü yapılar bu yalan ve dezenformatif haberlerle acılar derinleştirilmeye çalışılıyor.</p>

<p>En kötüsü gerçek ile yalan birbirine karıştığı için zaman zaman ihtiyaçların giderilmesini önlüyor. Vaka ve yardım konusunda sahte bir ihbar, gerçekten o yardıma ihtiyacı olana ulaşmasını geciktirebiliyor.</p>

<p><strong>1114 HESAPTAN YALANLAR</strong></p>

<p>Bir yandan İletişim Başkanlığı yalan ve dezenformasyon konusunda bilgilendirme yaparken savcılıklar koordinesinde Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanlığı adli yönden inceleme, araştırma ve soruşturmalara devam ediyor.</p>

<p>Emniyet’in dün yaptığı şu açıklama aslında tabloyu net olarak veriyor:</p>

<p><strong>“<em>Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nca, meydana gelen depremlere ilişkin sosyal medya platformlarında, vatandaşlarımız üzerinde endişe, panik ve korku oluşturmak amacıyla provokatif paylaşımlarda bulunduğu değerlendirilen 1013 hesap yöneticisinin tespiti yapılarak ilgili birimlere gönderilmiş, 581 hesap yöneticisi hakkında adli işlem başlatılmış, Cumhuriyet Başsavcılıkları’ndan alınan talimat doğrultusunda 145 şahıs gözaltına alınmış, 27’si tutuklanmıştır.</em>”</strong></p>

<p>Depremin ilk anından itibaren başlayan yalan fırtınası, oluşturulan başlıklar üzerinden yürütülüyor.</p>

<p><strong>9 BAŞLIKTA&nbsp;</strong><strong>MİLYONLARCA TWEET</strong></p>

<p>Emniyet’in tespitlerine göre, Twitter’da 6 Şubat ile 26 Şubat 2023 arasında AFAD (1.026.705), DevletHalkıÖlümeTerkEdiyor (4.429), Erdoğan (11.435), Asker (2.487), İskenderun (182.105), işkence (15.741), Hatay (670.820), Ahbap (277.055), deprem (4.319.533) etiketleri ve bahsetmeleri altında toplam 6.510.310 adet yorum ve paylaşım yapıldı. Twitter’da konu ile ilgili oluşturulan 9 etikete yönelik ‘<em><strong>Bot Tespiti</strong></em>’ çalışmasında; 2.024.992 hesap arasından 492.277 (yüzde 24) hesabın bilgisayarlar tarafından yönetilen bot hesap olduğu tespit edildi.</p>

<p><strong>TERÖR ÖRGÜTLERİNİN ROLÜ</strong></p>

<p>Daha da kötüsü yalan ve dezenformasyonun yayılmasında sosyal medyada organize olmuş terör örgütlerinin rolü büyük. Emniyet’in tespitleri de bu yönde.</p>

<p>Yalan ve dezenformasyon konusunda PKK/KCK, FETÖ ve bazı silahlı sol örgütlerin aktif olduğu belirlendi. Bazı ortak hareket eden terör örgütlerinin sosyal medyada paylaşımlarında farklılıklar da bulunuyor.</p>

<p><strong>PKK/KCK HESAPLARININ&nbsp;</strong><strong>YALANLARI</strong></p>

<p>Buna göre PKK/KCK terör örgütü yanlısı kullanıcıları daha çok, Suriye’nin kuzeyinde bulunan bölgelerin Türkiye’nin kontrolünde olduğu belirtilerek bölgeye gönderilen yardımların engellendiğini yazdılar.</p>

<p>OHAL ilan edilmesinin&nbsp;<strong>“<em>darbe</em>”</strong>&nbsp;olarak nitelendirdiler. 1999-2022 yılları arasında 88 Milyar 240 Milyon TL toplandığı fakat toplanan vergilerin sözde savaş giderleri için harcandığı gibi dezenformatif içerikleri paylaştılar.</p>

<p>Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde bulunan ve depremden etkilenen bölgeleri bombaladığı yalanını yazan PKK/KCK’lı hesaplar Alevi kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı köylere yardım gönderilmediği yalanını yaydılar.</p>

<p>Sosyal medya platformları üzerinden –sözde-&nbsp;<strong>“<em>Kürt düşmanlığı</em>”</strong>&nbsp;yapıldığı, AFAD’a teslim edilen yardım malzemelerinin para ile satıldığı yalanını paylaştılar. Depremler nedeniyle hayatını kaybeden kişi sayısının 150 binden fazla olduğu, silahlı çete gruplarının Antakya’da depremzedelerin yaşadığı bölgeleri yağmaladığı dezenformasyonunu yaydılar. Deprem bölgesindeki refakatsiz çocukların&nbsp;<strong>“<em>organ mafyaları</em></strong>” tarafından kaçırıldığı yalanlarını yazdılar.</p>

<p><strong>FETÖ’CÜLERİN PAYLAŞIMLARI</strong></p>

<p>Sosyal medyayı tam bir yalan ve dezenformasyon aracı olarak kullanan FETÖ’cüler ise daha ilk günlerde hükümetin seçimi erteleyeceğini, devletin Ahbap Derneği’ne el koyulacağı yalanlarını hızlı bir şekilde yaydılar.</p>

<p>OHAL’in eleştiride bulunan gazetecileri ve depremzedeleri gözaltına almak için çıkarıldığı yalanını yazan FETÖ’cüler, valiliklerin delilleri yok etmek için binalara ait analiz raporlarının bulunduğu sağlam binaları yıktırdığını, AFAD ekiplerinin enkaz altında bir çocuğu kurtarmayı bırakarak vali yakını için başka bölgeye gittiği yalanını paylaştılar. Ayrıca Hatay’da arama kurtarma çalışması yürüten AFAD’ın, mezhepsel ayrıcalık yaptığını, Türk Eczacıları Birliği’nin, deprem bölgeleri için ilaç ve tıbbi malzeme içeren yardım gönderdiği fakat Sağlık Bakanlığı’nın kendi bağışıymış gibi gösterip yardımlara&nbsp;<strong>“</strong><strong>çöktüğünü</strong><strong>”</strong>, Kahramanmaraş merkezli yaşanan deprem felaketinde toplam 200 bin insanımızın vefat ettiği ve rakamların gizlendiğini ellerinden geldiği kadar yaydılar. Bunlar yayılan yalanlardan bazıları.</p>

<p><strong>GERÇEK KULLANICILAR,&nbsp;</strong><strong>DİKKAT...</strong></p>

<p>Gerçek kullanıcılar arasında da farkında olmadan bu yalanları paylaşan da olmuştur. Şu bir gerçek sosyal medya bugün olduğu gibi gelecekte de istihbarat örgütleri, terör yapılanmaları, kötü niyetli kişiler tarafından siyasi ve sosyal operasyonlar için kullanılacak.</p>

<p>Buna karşı alınacak önlem paylaşılacak her şeyi teyit etmekten geçiyor. Yoksa fark etmeden ve istemeden de olsa herhangi bir yalanın yayılmasına ortak olmak kaçınılmazdır.</p>

<p><strong>Nedim ŞENER / Hürriyet</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2023/03/nedim-sener-yazdi-teror-orgutlerinin-deprem-yalanlari-1680261935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Süleyman Merdanoğlu yazdı: Özbekistan&#039;da Nevruz</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/suleyman-merdanoglu-yazdi-ozbekistanda-nevruz-155</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/suleyman-merdanoglu-yazdi-ozbekistanda-nevruz-155</guid>
                <description><![CDATA[Özbekistan Uluslararası Altın Miras Vakfı Ankara Bölümü Başkanı Süleyman Merdanoğlu, www.turkavrasya.com haber sitesinde Özbekistan'da Nevruz kutlama geleneklerini yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nevruz bayramı en eski bir halk bayramıdır. Farsça bir kelime olan Nevruz, yeni gün anlamına gelir.</p>

<p>Nevruz, güneşin koç burcuna girdiği güne, Miladi 22 Mart'a ve Rumi 9 Mart'a rastlamaktadır.</p>

<p>Nevruz, `<em><strong>Göktürkler`in Ergenekon</strong></em>`dan çıkışı&nbsp;ve ``<em><strong>12 Hayvanlı Türk Takvimi`n de yeni yılın başlangıcı</strong></em>`` olarak 5 bin yıldan bugüne kadar kutlanmaktadır.</p>

<p>Nevruz, İranlıların yılbaşı olarak da kabul ettikleri bir gündür.</p>

<p>Nevruz, dünyadaki birçok toplulukta, farklı inanışlarla, çeşitli adlar altında şenliklerle kutlandığı da görülür.</p>

<p>Tarihi kaynaklarımızda Nevruz hakkında pek çok bilgi bulunmaktadır.</p>

<p><img alt="" src="https://www.yurtgazetesi.com.tr/d/other/2020/03/20/Nevruz1.jpg" /><br />
Bu halk bayramı, tabiatın uyanışı, kuşların geri gelişi ve ekin ekme zamanı anlamına gelir, 21 Mart günü bahar gününün gecesiyle gündüzü denk olduğu zamana rastlar.</p>

<p>Nevruz Bayramı hakkında Türk Büyüklerinden Abu Rayhon Beruniy (973-1048) "<em><strong>Qadimgi xalqlardan qolgan yodgorliklar</strong></em>" eserinde, Mahmud Qoshg'ariy (XI.Yüzyıl) ise "<em><strong>Devonu lug'otit turk</strong></em>" “Divanü Lügat'ı- Türk“ eserinde çok önemli bilgiler vermektedir.</p>

<p>Türk kültürü açısından gayet mühim bilgileri ihtiva eden Divan'ı önerebilirim.</p>

<p>Lügat'ı- Türk' te de, bu bayram sevincinin ifadesi olan dörtlükler yer almaktadır.</p>

<p>Ömer Hayyam'ın (1048-1131) alim, şair, filozof sıfatıyla bu bayram hakkında "<em><strong>Navro'znoma</strong></em>" adlı kitabı vardır.</p>

<p>Buna benzer eserleri olanlar, Nevruz hakkında edebi düşünce, malumat verişleri önem arz eder.</p>

<p>Bu günün yeni yıl olarak kabulü meselesini Nizamü 'l-mülk (1017-1091), Selçuklu devlet hayatına mal etmiş, vergileri bu günün birinci günü toplatmıştır.</p>

<p>Türk-İslam klasiklerinden biri olarak kabul ettiğimiz Yusuf Has Hacib'in (1017-1077) Kutadgu Bilig adlı eserinde, oldukça canlı tabi at tasvirleri yapılarak baharın gelişi, ağaçların yeşiller giymesi, tabiatın al ve kızıl renklerle süslenmesi en güzel şekilde anlatılmaktadır.</p>

<p>Özbekistan'da Nevruz'a; Navruz, Navro’z, "<em><strong>Nevbahar</strong></em>" (Yeni Bahar) da denir.</p>

<p>Nevruz, Özbekistan'da da çok eskiden beri kutlanmaktadır.</p>

<p>Bir zamanlar Türkistan’da hüküm süren Makedonyalı Aleksandır, Araplar, Moğollar... sonra da Ruslar Nevruz’u tüm baskı ve yasaklamalara rağmen engelleyememişlerdir.</p>

<p>Ancak komünizmin 70 yıllık hâkimiyeti döneminde, dar bir çevrede, köylü, çiftçi ve zanaatçılar tarafından bir aile bayramı olarak kutlanabilmişti.</p>

<p>Asılardır Özbek halkının ruhuna yerleşmiş olan örf-adetler, gelenek-göreneklerden bir olan Nevruz Bayramı da sıkı takiple yasaklanmıştır.</p>

<p>Özbekistan’ın bağımsızlığından evvel; İmam Buhari (810-870) gibi büyük İslam aliminin mezarına kimyasal atıkların saklama deposu olarak kullanılması gibi, insanın tüyünü ürperten manzaralar görülmüştür.</p>

<p>Yine o yıllarda İmam Tirmizi (824-892) kabri dikenli tellerle çevrilmişti.</p>

<p><img alt="" src="https://www.yurtgazetesi.com.tr/d/other/2020/03/20/Nevruz2.jpg" /><br />
İmam Maturidi (870-944) hazretlerinin defin edildiği kabri ise tahrip edilip; üstüne o civarda yaşayan halk için evler inşa edilmişti.</p>

<p>Umumi basın vasıtalarında, kitaplarda Nevruz kelimesini kullanmak siyasi hata olarak kabul edilmişti.</p>

<p>1986 yıllarında çıkan bir&nbsp;kitap da; bir tek nevruz kelimesi bulunduğu için tüm kitapçılardan, okul kütüphanelerden toplanmıştı.</p>

<p>Nevruz bayramının adı komünizm rejimi tarafından değiştirilmişti.</p>

<p>Ama her şeye rağmen eski ve milli bayram olan Nevruz kutlamalarını yok etme teşebbüsleri halka unutturmaya çalışılmışsa da; halk tarafından kabul görmemiştir.</p>

<p>Sen bizi bağışla ey, Nevruzumuz,<br />
Bilmezliğe battı o gün gözümüz.<br />
Yüzüne bir tokat patlattı verdik,<br />
Pişmanlık içindeyiz şimdi kendimiz.<br />
(Özbek şairi Abdulla Aripov)</p>

<p>Nevruz; evvelden beri olduğu gibi şimdi de, Bağımsız Özbekistan’da; güzelliktir, sevinçtir, emektir, gençliktir, saygıdır, sevgidir, barıştır, umuttur, berekettir, ziyarettir, ziyafettir... Mutluluktur, bahar bayramıdır.</p>

<p>Özbekistan 1 Eylül 1991 yılından itibaren bağımsız olduktan sonra Nevruz Bayramı milli bayram olarak kabul edilerek, o gün resmi tatil olarak ilan edilmiştir.</p>

<p>Bugün Özbekistan’da nevruz bayramı bütün canlılığıyla yaşamakta ve yaşatılmaktadır.</p>

<p>Adetlere göre, her evde yemekler pişirilir ve bu bayramın meşhur tatlısı sumelek (sumalak) hazırlanır. Sumelek sadece Nevruza özgü bir yemektir.</p>

<p>İnsanlar kadın-erkek, zengin-fakir, yaşlı-genç demeden aynı kazandan sumelek yerler.</p>

<p>Nevruz da; ölmüş yakınlarının ruhu için Kur'an okunur. Kabirlerin üstünü ve çevresini temizlerler. Oturdukları evleri onarırlar ve temizlerler.</p>

<p>Mahalle komiteleri kültürel faaliyetler, oyun ve eğlenceler düzenlerler. Şairler, şiir şölenleri düzenler, yaşlılar sohbetler yaparlar.</p>

<p><img alt="" src="https://www.yurtgazetesi.com.tr/d/other/2020/03/20/Nevruz3.jpg" /><br />
Halk, bu Nevruz eğlencelerine "<em><strong>Seyil Eğlenceleri</strong></em>" adını verir ve Seyil Yerleri dönme dolaplar, çalgıcılar, beççeler, seyyar satıcılarla dolar.</p>

<p>Nevruzun birinci günü, halk çadır çadır gezerek birbirlerinin bayramını kutlar.</p>

<p>Bu ziyaretler sırasında ikram edilen yemek, "<em><strong>aş</strong></em>" adı verilen pilavdır. Ayrıca çay ve çeşitli meyveler de sunulur.</p>

<p>İkramların yanı sıra, Köpkari, güreş, at yarışları ve horoz dövüşleri gibi spor gösterileri düzenlenir, Nevruz kutlamalarından esinlenmiş tiyatro eserleri sahnelenir.</p>

<p>Önceleri Özbekistan’ın tarım ürünleri ve her bahar ayında olduğu gibi bayram pazarları kurulurdu ve gelenek halen devam etmektedir.</p>

<p>Nevruz, Özbekistan'da genellikle bir hafta sürer.</p>

<p>Nevruz bayramında insanlar arasındaki düşmanlıklar ortadan kalkar, dostluk tohumları filizlenir ve kuvvetlenir. Halk kırlara, tepelere, dağ eteklerine gezmeye çıkar.</p>

<p>Özbekistan'da anneler kızlarını ve gelinlerini yanlarına alıp türlü meyve ve sebzeli yemekler hazırlayıp sofralar hazırlarlar. Kazan dolusu yemekler pişirirler. Bu âdete "<strong><em>kazan doldu</em></strong>" denir ve "<strong><em>rızkımız dolu olsun</em></strong>" dileğine bağlanır.</p>

<p>Nevruz, milli birliğin ve beraberliğin vesilesidir.</p>

<p>Bu günlerde doğanlara, Özbek ve Tacikler, bu adları kendi çocuklarına verirler.</p>

<p>"<em><strong>Nevruz</strong></em>" ismi erkek çocuklara, "<strong><em>Nevbahar</em></strong>" ve "<strong><em>Baharay</em></strong>" isimleri ise kız çocuklara verilir.</p>

<p>Günümüzde Özbekistan’da Nevruz kutlamaları, eski kutlamalarının yasaklandığı yılların öcünü alırcasına eşi görülmemiş görkemli bir şekilde kutlanmaktadır.</p>

<p>Bir başkadır Özbekistan’da Nevruz Bayramı.</p>

<p>Bir zamanlar geri planlarda itilmiş ve unutulmaya yüz tutmuş olan dünyada tabiatın, insanlarda ümitlerin yeşerdiği ve Özbek halkının da kendi kültür kimliğini, kişiliğini, benliğini, hüviyetini yeniden bulduğu</p>

<p><strong>NEVRUZ BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Mar 2023 11:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2023/03/suleyman-merdanoglu-yazdi-ozbekistanda-nevruz-1679300104.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mustafa Çetin Dede yazdı: Nevruz niçin kutlanır?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/mustafa-cetin-dede-yazdi-nevruz-nicin-kutlanir-154</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/mustafa-cetin-dede-yazdi-nevruz-nicin-kutlanir-154</guid>
                <description><![CDATA[Alevi inanç topluluğunun en önemli ocaklarından olan Kızıl Deli Sultan ocağının dedelerinden Mustafa Çetin Dede, Edirne Yeni Gün gazetesindeki köşesinde yaklaşan Nevruz hakkında bir yazı kaleme aldı. İşte, o yazı:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>NEVRÛZ</strong></p>

<p>Mükâvanatın içerisinde milyonlarca varlık var. Bunların içinde insan, mahlûklar içinde Eşrefi mahlûk yaratılmış, gelmiş belki milyon yıllar olmuş, kabilelere ayrılmış. Derler ki 73 millete ayrılmış, her milletin bir belli güzel günleri olmuş, o günü bayram addetmişler.</p>

<p>Ariflerde derler, söyler dost dostunu görünce bayram olur, seyran olur diye aynen de öyledir.</p>

<p>Nevrûz Bayramına gelince onlarca güzel günler olmuş, onlarca güzel olaylar olmuş. .</p>

<p>Her millet o güzel gününü olayını “yeni gün” olarak kabul etmiş, Nevrûz Farsça bir kelime olduğundan. “yeni gün” demektir. Türkler’in Orta Asya’dan Anadolu’ya gelişleri Nevrûz olmuş, derler ki; “Cenabı Hakk dünyayı bugün yaratmış, Adem ile Havva cennetten atılıp birbirinden ayrılıp yıllarca ayrı kalıp Arafat’ta buluştukları, kavuştukları gün Nevrûz olmuş.</p>

<p>Bugün Nuh Peygamber’in tufandan kurtulduğu gün Nevrûz. Hz. Yunus’un balığın kamından kurtarıldığı gün Nevrûz. Hz. Musa’nın Kızıldeniz’i geçtiği gün Nevrûz. Nemrut’un Hz. İbrahim’i ateşe atıp Hz. İbrahim’in ateşten kurtulduğu gün Nevrûz. Hz. Yusuf’un kuyudan çıktığı gün Nevrûz. Hz. Yusuf’un Mısır’a sultan Olduğu gün Nevrûz.</p>

<p>Gece ile gündüzün bir oluşu Nevrûz. Güneşin şevval burcuna girişi Nevrûz, ağaçlara su yürüyüşü Nevrûz, Toprak ananın aşka gelip baharı doğurması Nevrûz.</p>

<p>Bugün Hz. Muhammed Efendimizin nübüvvetinin belli olduğu gün Nevrûz.</p>

<p>Bugün Hz. Ali Efendimizin Hz. Fatima Anamızla evlendiği gün Nevrûz. Bugün Hz. Muhammed Efendimizin Gadir Hum’da okuduğu Hutbe’de Hz. Ali Efendimize vasi tayin ettiği gün Nevrûz. Bugün Hz. Ali Efendimizin hilafeti aldığı gün Nevrûz.</p>

<p>Bugün Nevrûz isminde bir yetim, öksüz çocuğun bir kutlama sırasında boyamış olduğu bir yumurtayı Şah’ı Merdan Ali Efendimize vermesi Hz. Ali Efendimizi duygulandırır bu günü “Nevrûz Bayramı” olarak ilan eder o gün olur Nevrûz.</p>

<p>Kırkların Cem olması aynı günün bir Nevrûz’udur. Kırklar Cem’inde yoğrulup bir can bir vücut olup, birimiz kırk kırkımız bir denildiği gün ki;&nbsp; Muhammed’in Kırklar Cem’ine dahil olduğu gün Miraç olmuştur.</p>

<p>0 gün Sultan’ı Nevrûz, Hunkâr Bektaş Veli’nin Anadolu’ya gelişi Karacahöyük’te ilk Anadolu kadını Kadıncık Ana’nın evine misafir oluşu, yeni gün Sultan Nevrûz’dur. Saymakla bitmez yeni günler.</p>

<p>Bugün Hz. Hüseyin Efendimizin intikamını almak için Muhtar Sakafi’nin kurduğu teşkilatın günü Nevrûz’dur.</p>

<p>Biz Şah’ı Velayet, Haydar’i Kerrar, Ebu Turap, Fatıma Anamızın eşi cennet efendileri Şah İmam Hasan’ı, Müçteba’nın şehitler sultanı Şah İmam Hüseyin’in babaları, Zülfikâr’ın sahibi, Düldül’ün binicisi, Selman’ın, Kanber’in efendisi, Alemin sultanı Hz. Ali Efendimizin doğumundan, ummandan bir katre sunarım.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Mar 2023 14:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2023/03/mustafa-cetin-dede-yazdi-nevruz-nicin-kutlanir-1679052072.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Mehmet Yuva yazdı: Teşkilat&#039;ın Samandağ ve Alevi düşmanlığı</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-mehmet-yuva-yazdi-teskilatin-samandag-ve-alevi-dusmanligi-142</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-mehmet-yuva-yazdi-teskilatin-samandag-ve-alevi-dusmanligi-142</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Mehmet Yuva, 20 Ekim 2022 tarihinde Aydınlık gazetesinde yayınlanan makalesinde İsrail'de de yayınlanan TRT1 yapımı Teşkilat dizisinde Samandağ ve Alevi düşmanlığına dikkati çekti. İşte, o yazı:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>TEŞKİLAT'IN SAMANDAĞ VE ALEVİ DÜŞMANLIĞI</strong></p>

<p>Amerika’da CNN’de “<em><strong>Yahudi</strong></em>” asıllı Larry King’in programına konuk olan dünya sinema sanatının en başarılı oyuncuları arasında yer alan Oscar ödüllü Marlon Brando, “<em><strong>Hollywood’un sahibi Yahudilerdir ve acı çeken insanlar konusunda daha duyarlı olmaları gerekir.</strong></em>” demişti.&nbsp;</p>

<p>Orta-Doğu, Afrika, Asya ve Latin Amerika kökenlilerin katil, terörist, hırsız, tecavüzcü ve üçkağıtçı olarak tanınmaları için özel bir çaba sarf edildiğini ve Hollywood filmlerinin Amerika ve dünyada kültürel yozlaşmaya sebebiyet verdiğini her fırsatta dile getiren Marlon Brando’ya karşı linç girişimi başlatıldı.</p>

<p>Yahudi düşmanı olmadığına, zulüm, ırkçılık ve ayırımcılık yaşamış Yahudilerin daha çok duyarlı olması gerektiğine dikkat çeken Brando için ABD’de etkin olan Yahudi’yi Savunma Ligi (Jewish Defence League-JDL) Eski Başkanı Irving David Rubin, “<em><strong>Hayatının geri kalanını cehenneme çevireceğiz.</strong></em>” diyerek ölümle tehdit etti.</p>

<p>Rubin 1985’te, JDL’i kuran Haham Meir Kahane’nin yerine gelmişti. Kahane İsrail’e taşınmış ve ırkçı-faşist Kach Partisi’ni kurmuştu. İsrail hükümeti bu partiyi ırkçı, tehlikeli ve topluma zararlı olarak addetmiş ve yasaklamıştı.</p>

<p>Bu zihniyetin temsilcisi JDL’nin yeni başkanı Rubin, “<strong><em>Yahudi Soykırımı olmadı.</em></strong>” diye düşünen ve bu olayın suistimal edildiğini iddia eden tarihçi ve Institute of Historical Review dergisinin Genel Müdürü Dr. George Ashley’in evini bombalamakla suçlanır.</p>

<p><strong>YAHUDİ IRKÇILARIN TERÖR EYLEMLERİ</strong></p>

<p>16 Mayıs 1985’te “terör estirmek ve öldürmek” amacıyla yapılan bombalı eylem için, “<em><strong>Bay Ashley havaya uçmadığı için çok yazık olmuş. Bu eylemi yapanları selamlıyorum.</strong></em>” demişti.</p>

<p>Bu terör eyleminden 3 ay sonra 16 Ağustos 1985’te Amerikan-Arap Ayırımcılıkla Mücadele Komitesinin Boston ofisi bombalanır. İki çalışan yaralanır. 2 ay sonra 11 Ekim 1985’te Filistin Arabi Katolik asıllı Amerikalı şair, öğretmen ve Amerikan-Arap Ayrımcılıkla Mücadele Komitesi (ADC) Kaliforniya bölge temsilcisi İskender Mikail Odeh (El-İskender-Alexendar Michel Odeh) ofisinin kapısına yerleştirilen bomba ile katledildi.</p>

<p>Bu terör eylemleri Achille Lauro gemisinin Filistin Kurtuluş Örgütü’ne mensup olduklarını iddia eden bir grubun işgal etmesi ve tekerlekli sandalyeye mahkûm Amerikalı Yahudi Leon Klinghoffer’in gemiden atılarak katledilmesi eylemine misilleme olarak yapıldığı iddia edildi.</p>

<p>Rubin, “<strong><em>Bay Odeh için gözyaşı dökmüyorum. Hak ettiğini aldı.</em></strong>” demişti. 1985-2002 yılları arasında Yahudi Savunma Birliği Başkanı olarak görev yapan Kanada doğumlu Rubin, özel ve hükümet mülklerini bombalamak için komplo suçlamalarının yargılanmasını beklerken hapiste intihar etmişti.</p>

<p><strong>İSRAİL’İN KURTLAR VADİSİ RAHATSIZLIĞI</strong></p>

<p>Özellikle “<em><strong>Kurtlar Vadisi Filistin</strong></em>” ve “<em><strong>Kurtlar Vadisi Irak</strong></em>” filmleri İsrail hükümetini çok rahatsız etmişti. İsrail, Kurtlar Vadisi dizisinden duyduğu rahatsızlığı Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'u ‘<strong><em>tanışma ve sohbet</em></strong>’ bahanesiyle çağırarak dile getirmişti.</p>

<p>Tokalaşma nezaketinden bile yoksun olan İsrail Dışişleri Bakanı Yardımcısı Danny Ayalon, Büyükelçi Çelikkol’u kendisinden daha küçük bir koltuğa oturtarak aşağılamaya çalışmıştı. İkili ilişkide krize neden olan bu davranış sebebiyle İsrail’e karşı ortaya konulan tepki sayesinde kibir abidesi Bakan Yardımcısı Ayalon ne hikmetse önce eski Büyükelçi Namık Tan’dan, ardından Elçi Çelikkol ve Türkiye’den resmi bir mektup göndererek özür dilemişti.</p>

<p>Elçi Çelikkol 2000-2004 yılları arasında Türkiye’nin Şam Büyükelçisiydi. Dışişleri Bakan Yardımcısı, dizinin İsrail karşıtı olduğunu, MOSSAD’ın Türkiye ve komşu ülkelerde karanlık faaliyetler içinde yer aldığını iddia eden mesajlar içerdiğini, daha önce TRT’de yayınlanan ‘<em><strong>Ayrılık</strong></em>’ dizisinde benzer ‘<em><strong>İsrail karşıtı haksız suçlamaların</strong></em>’ yapıldığını söylemişti.</p>

<p>Bu açıklamalara cevap dizinin yapımcısı Pana Film şirketinden geldi.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p><strong>PANA FİLM’İN YANITI</strong></p>

<p>Yapılan yazılı açıklamada BM raporlarına binaen; “<strong><em>İsrail yönetimi, insanlık dışı uygulamalarının teşhirini diplomatik yollardan engellemeye çalışmak yerine, bir an önce Filistinli çocuklara uyguladığı vahşeti durdurmalıdır. İsrailli yetkililerin Filistinli çocuklara olan hassasiyetinin derecesini, başta İsrail halkı olmak üzere,&nbsp;dünya&nbsp;kamuoyu ibretle seyrediyor. Filistinli çocuklar, en temel yaşamsal hakları olan beslenme, sağlık, eğitim gibi haklardan mahrum ediliyor. Birleşmiş Milletler bayrağı altındaki çocukları bombalamaktan çekinmeyen İsrail yönetimi, neden Kurtlar Vadisi dizisinde yaptıklarının anlatılmasından rahatsız oluyor?</em></strong>” demişti.</p>

<p>İsrail hapşırınca diken üstüne oturmuş misali ayağa hoplayan uluslararası mahfilleri ve bu sayede grip olan demokrasi, adalet ve hürriyet katili ABD ve Avrupa, Kurtlar Vadisi dizisinin yasaklanması talebinde bulundular.</p>

<p>Dizide oynamayı kabul eden Yunan asıllı Amerikalı sinema sanatçısı ve yönetmen William George Zane (Billy Zane) ve Gary Busey akla ziyan saldırılara maruz kaldılar.</p>

<p><strong>YAHUDİLERİN SİYONİST ‘TEŞKİLAT’I</strong></p>

<p>Bunları neden anlattık?</p>

<p>Yahudilerin bir devleti, etkili lobileri, uluslararası kuruluşları, hukuk büroları, medyası ve finans gücü var. Kıssadan hisse bir Teşkilatı var.</p>

<p>Ayrıca “<strong><em>dişe diş, göze göz… Yahudi’nin Yahudi’den başka dostu yok.</em></strong>” itikadıyla hareket eden, “<em><strong>Sizin için ölür ve öldürürüz.</strong></em>” diyen örgütleri var.</p>

<p>İsrail devleti ve Yahudi örgütlerinin söylem ve eylemlerini, zulmü ve terörünü kabul etmeyen yığınla insan yanında Yahudiler de var.</p>

<p>Ama ve lakin bu Teşkilatın varlığından, gücünden, nüfuzundan ve ayrıcalığından haz duyan, Teşkilatın sağladığı güven duygusu için gururlu ve sadık taraftarları da var.</p>

<p>Dünyadaki Yahudilerin kendi aralarında ve İsrail ile dayanışma içinde olma arzusu ve sorumluluk hissini bir derece “<em><strong>azınlığın</strong></em>” doğal reaksiyonu çerçevesinde izah edilebiliriz.</p>

<p>Bu aşamayı geçmiş, saltanatın verdiği güç sarhoşluğu ile hareket eden bir Siyonist Yahudi mahfilin dünya hegemonyası kurma çılgınlığı olarak da görülebilir. Başka tarihi, sosyolojik ve dini faktörler de değerlendirmeye alınabilir.</p>

<p><strong>TRT’NİN TEŞKİLAT DİZİSİNDEKİ AYIP</strong></p>

<p>Ancak şu gerçeğin altın kalın çiziyoruz: Yahudi İsrail Teşkilatının özellikle genç Alevi, Kürt ve kendisini mensubu olduğuna inandığı Teşkilattan uzaklaştırılmış, soyutlanmış, ekonomik zorluklarla boğuşan, geleceğinde umut görmeyen ve daha ötesi düşman olarak telaki edildiğine inanan dimağlar (beyinler) üzerinde ciddi bir etkisi var.</p>

<p>Bunu gözlemliyoruz ve tespit ediyoruz.</p>

<p>Yahudi İsrail Teşkilatına hizmet eden bir Teşkilat dizisi var. TRT 1’de 7 Mart 2021’de yayın hayatına başlamış.</p>

<p>‘<em><strong>Kurtlar Vadisi</strong></em>’ dizisinin aksine ‘<strong><em>Teşkilat</em></strong>’ dizisi ‘<strong><em>Gölge Tim</em></strong>’ ismiyle İsrail’de Eylül 2021’de yayına da girmiş.</p>

<p>İlk sezonunda kayda değer bir senaryo tespit edilmiş olmalı ki gazetemiz diziyi öven birkaç yazı yayınlamıştı.</p>

<p>İkinci sezonun son bölümünde bir bombacı terörist karaktere ‘<em><strong>Gani Samandağ</strong></em>’ ismi verilmiş.</p>

<p>Evet, yanlış okumadınız; Teşkilatımızın (MİT) propagandasını yapan, Teşkilatımızın vatanperverliği, milletseverliği, mücadele azmi, dehası ve insan merkezli hassasiyetini işlediğini iddia eden dizi şirketi, yazarları, yönetmenleri, oyuncuları, danışmanları Âlemde başka bir isim bulamamışlar, Hatay’ın nadide çiçeği Samandağ ismini bir bombacı terörist karaktere vermişler.</p>

<p>Samandağ ve Alevi vatandaşlarına karşı duyulan derin kindarlık ve düşmanlığı ibraz etmişler.&nbsp;&nbsp;</p>

<p><strong>YETKİLİLER DERHAL HAREKETE GEÇMELİ</strong></p>

<p>Önce şunu ifade edelim; Samandağlıların ödediği paralarla beslenen TRT'yi, buna halen henüz müdahale etmemiş olan RTÜK ve Film şirketini kınıyoruz.</p>

<p>Senaryosunu yazan ve yönetenlerin zihniyetini protesto ediyoruz.</p>

<p>Devlet yetkililerini, savcıları, medya, iktidar ve muhalefet partilerin vekillerini ülkemizin ve milletimizin birliği, dirliği ve huzuruna bu mezhepçi ve etnik bölücü anarşist zihniyete karşı harekete geçmesini talep ediyoruz.</p>

<p>Özelde Samandağlılara, Mersin, Adana, Hatay Alevilerine genelde hangi din, mezhep ve etnik kökenden olursa olsun kendisine karşı uygulanan ayırımcılığa, mezhepçiliğe, ırkçılığa ve faşistliğe son verilmesini talep ediyoruz.</p>

<p><strong>DEVLET AYRIMCILIK YAPAMAZ</strong></p>

<p>Devlet ve Teşkilatı sadece bir mezhebin arka bahçesi, süngünüz, askeriniz olarak görüyorsanız, devletin ve Teşkilatın ana unsurları olarak kabul etmiyorsanız, kucaklamıyorsanız, Cumhurbaşkanlığı, Bakanlıklar, Valilikler, Kaymakamlık, Genel Müdürlüklerde Samandağlılara ve Akdeniz Alevilerine Arabi, Fellah, Nusayri diyerek faşist-ırkçı zihniyetle yer vermiyorsanız, Alevi açılımını sadece Bektaşi veya Cem Evleri ile sınırlı tutuyor ve Akdeniz Arabi-Türk Alevilerini bu kucaklaşma ve helalleşmenin dışında tutuyorsanız, her fırsatta onlara hakaret eden, küfreden, tehdit eden ve hedef gösteren hasta zihniyetleri halen görevde tutuyorsanız, iki şey kaçınılmaz olur: Devletin ve Teşkilatın kendilerine ait olmadığına inanmaya başlayanlar ya başka bir Teşkilatın gölgesine sığınırlar yahut Yahudiler misali kendi Teşkilatlarını kurmak hülyasına düşerler.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Feb 2023 21:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2023/02/prof-dr-mehmet-yuva-yazdi-teskilatin-samandag-ve-alevi-dusmanligi-1677609583.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ali Timurtaş Özmen yazdı: Alevilikte namaz var mı?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ali-timurtas-ozmen-yazdi-alevilikte-namaz-var-mi-141</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ali-timurtas-ozmen-yazdi-alevilikte-namaz-var-mi-141</guid>
                <description><![CDATA[Koluaçık Hacım Sultan evladı ve Serçeşme Vakfı ve Ocakzadeler Meclisi Sözcüsü Ali Timurtaş Özmen, son dönemde sıklıkla tartışılan bir soruyu cevaplandırdı: Alevilikte namaz var mı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ALEVİLİKTE NAMAZ VAR MI?</p>

<p>İslam’daki ibadet şekillerinden biri salat’tır Farsça karşılığı namazdır.Kur’an’da namaz sözcüğü geçmez.Kur’an’da eda-yı salat’ın şekli ve içeriği açıklanmamıştır.</p>

<p>İslam’ın batınî yorumu olan Hakk Muhammed Ali yolu dediğimiz Alevi Bektaşi Yolunda,</p>

<p>Sünni ve Şii uygulamalarından farklı olarak “halka namazı” vardır ve Ayn-i Cem’in bir bölümüdür. Bu bakımdan Alevi Bektaşi inancındaki “namaz” anlayışı, medrese çevrelerinde şekillenen Sünni ve Şii uygulamalarından bazı farklılıklar gösterir!..</p>

<p>Alevi Bektaşi inancında “namaz” anlayışı; Kur’an’daki sadece namaz anlamında kullanılan “salât”kavramının geçtiği ayetler (Bakara 43,45,177,186,238 gibi) dışındaki ayetlerde ve hadislerde yer alan “salât” kavramının özünü esas almıştır!..</p>

<p>Salât kavramı Kur’ân’da toplam 37 surede 90 ayette yer almaktadır!..</p>

<p>Kur’an ve hadislerde salât kavramı, “ibadet, istiğfar,niyaz, destek, yardım, ulaşmak, birleştirmek, ibadethane, dua, rahmet, dilek, yüceltme, istek” olarak yer almıştır!..</p>

<p>İşte bu farklı anlamları nedeniyle, salât kavramını namaz olarak sınırlandırmak, Kur’an’ın özünden uzaklaşmak olacağından, Alevi Bektaşi inancı bu özden uzaklaşmamıştır!..<br />
Alevi Bektaşiler, cemevinde, ibadet ederken “duvara karşı değil yüz yüze yani cemal cemale” ibadet ederler!..</p>

<p>Alevi Bektaşilerin cem ibadetinde 12 hizmet vardır ve semah da bu hizmetlerden biridir!..</p>

<p>Anadolu’daki Horasan Erenleri’nin gerek türbelerinde gerekse Alevi Bektaşilerin yaşadıkları köylerde cami yerine eskiden mescidin ve meydanın da olduğu tekke ve dergahlarda günümüzde ise cemevinde ibadet ettikleri, köylerine ya da yaşadıkları yerlere cami yapmadıkları ve olan camilerin de sonradan devlet tarafından yapıldığı/dayatıldığı da herkesin malumudur!..</p>

<p>Ayn-i Cem’in bir bölümündeki ibadetin diğer adı da “tarikat namazıdır!..”</p>

<p>Aksini söyleyenlere, inanmayın!..</p>

<p>Yolunuzu şaşırmayın!..</p>

<p>Yolunu şaşıranlar, başkasına da yol gösteremez!..</p>

<p>Aşk ile</p>

<p>ALİ TİMURTAŞ ÖZMEN<br />
SERÇEŞME VAKFI VE OCAKZADELER MECLİSİ&nbsp;<br />
SÖZCÜSÜ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Feb 2023 20:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2023/02/ali-timurtas-ozmen-yazdi-alevilikte-namaz-var-mi-1677605276.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Halil Çivi yazdı: Aleviler neye, kimlere düşman?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-halil-civi-yazdi-aleviler-neye-kimlere-dusman-140</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/prof-dr-halil-civi-yazdi-aleviler-neye-kimlere-dusman-140</guid>
                <description><![CDATA[Yaşayan önemli Alevi aydınlardan olan Prof. Dr. Halil Çivi, sosyal medya hesabında, çokça merak edilen bir soruya cevap verdi: Aleviler neye kimlere düşmandır? Alevi inancının eşitlik, adalet, sevgi ve kardeşlik üzerine inşa edildiğini vurgulayan Prof. Dr. Çivi, Alevi değerlerinin düşmanlaştırma üzerinden oluşmadığının altını çizdi. İşte, o yazı:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ALEVİLER NEYE, KİMLERE DÜŞMAN?</strong></p>

<p>Vatandaş soruyor "<strong><em>Hocam, madem ki Aleviler 72 millete aynı gözle bakıyorlar; dil, ırk, din, mezhep, cinsiyet, servet, makam, bölge...ayırımı yapmadıklarını söylüyorlar. Peki hiç kimsye, hiç bir şeye düşmanlık duymuyorlar mı?</em></strong>"</p>

<p>Yanıtılarım kısa, özet olacak:</p>

<p>Aleviler de tıpkı diğer insanlar gibidir.</p>

<p>Yemeleri, içmeleri, üretmeleri, üremeleri, gerekli olan yaşam ürünlerini elde etmeleri ve tüketmeleri zorunludur.</p>

<p>Sadece et ve kemikten üretilmiş, sinirleri alınmış, duyguları, fikirleri olmayan insanlar değillerdir.</p>

<p>Bu açıdan, yaratılış, duygu ve düşünüş olarak tıpkı diğer insanlara benzerler.</p>

<p>Aleviler, bireysel ve toplumsal yaşayışlarında koşulsuz insan sevgisini (hümanistliği) aklı ve adaleti ön plana çıkarmış, "<strong><em>eline, diline, beline sahip ol</em></strong>" diyerek nefis terbiyesini en önemli ilke kabul etmişler, yaşamlarını ahlak ve adalet ilkelerine göre düzenlemişlerdir.</p>

<p>Bu nedenle, Aleviler, mevki - makam, konum, servet, yetki, renk ve cinsiyetlerden bağımsız olarak, sadece ve sadece, <strong>İNSANLIĞA DÜŞMAN OLANLARA, ADALETSİZ VE AHLAKSIZ YAŞAYANLARA KARŞI ya da DÜŞMAN OLABİLİRLER.</strong></p>

<p>Son diyeceğim o ki, Aleviler, ırka, dile, dine, mezhebe, inançlara, renklere, cinsiyetlere, yani biyolojik ve kültürel farklılıklara dayalı düşmanlıklar gütmezler.</p>

<p><strong>İNSANİ, AHLAKİ VE HUKUKİ DEĞERLERE</strong> uymayanlara ve adaletsiz yönetimlere tepki gösterir, hatta isyan edebilirler.</p>

<p>Alevilik öz olarak adalet ve eşitlik üzerine bina edilmiştir.</p>

<p>Aleviler açısından temel alınan değerler ötekileştirmeler, ayrımcılılar ve düşmanlaştırmalar değildir.</p>

<p>Tersine sevgi, barış, dostluk, kardeşlik, adalalet, paylaşım ve dayanışma içinde kalarak, insan odaklı hümanist ve demokratik bir toplumsal yapı içinde ortaklaşa yaşayabilmektir.</p>

<p>Bu nedenle Cumhuriyet'e ve laikliğe dört elle sarılırlar.</p>

<p>Aleviler için, doğuştan, fıtrattan gelen ya da kültürel olarak aileden kazanılan biyolojik ve kültürel farklılıklar bir ayrılık ve düşmanlık nedeni olamazlar.</p>

<p>Her gerçek Alevi bunun bilincindedir.</p>

<p>Gerçeğe Hû!!! demek, yani gerçekleri koşulsuz kabul etmek demektir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Halil ÇİVİ</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Feb 2023 10:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2023/02/prof-dr-halil-civi-yazdi-1677569305.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İsmail Engin yazdı: Meryem Günana’da “Âdem Dedikleri: Ben, Ben-de midir?”</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ismail-engin-yazdi-meryem-gunanada-adem-dedikleri-ben-ben-de-midir-130</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/ismail-engin-yazdi-meryem-gunanada-adem-dedikleri-ben-ben-de-midir-130</guid>
                <description><![CDATA[“Hat” yazıdır; “hüsnihat”sa yazı sanatı. O sanat, iki “nokta” arasındadır. Herşeyin başlangıcı ve sonuysa, o nokta. Noktalar arasında gidilen yol ve bir noktadan diğerine katedilen mesafe çizgi, yani noktanın yürümesidir. Ve bu yürüyüş “kün”le başlar; “ilim kapısı Ali”ye götürür. Oraya ulaşma çabası, insanı “kâmil”leştirir ve sonuçta “İnsan-ı Kâmil” tezahür eder.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İsmail Engin yazdı: Meryem Günana’da “Âdem Dedikleri: Ben, Ben-de midir?”</strong></p>

<p>Meryem Günana, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Neslihan Yargıcı Moda Atölyesinde, moda üzerine eğitim aldı. Tekstilde ikonografiyi konu edinen çalışmalar yaptı. Prof. Meriç Hızal’dan heykel; Prof. Dr. Zeynep Sayın’dan kuram dersleri aldı</p>

<p><img alt="" src="https://www.tum-haberler.com/d/other/detay/Gu%CC%88nana1.png" /></p>

<p>Prof. Balkan Naci İslimyeli’nin öğrencisi oldu. Işık Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Yüksek Lisans Programı’nı “Yazı – Resim Geleneğinin Alevi – Bektaşi Sanatındaki Örnekleri ve Günümüz Sanatına Yansımaları” başlıklı teziyle 2018’de tamamladı. Alevilerin – Bektaşilerin kendilerini ifade etmek için kullandıkları yazı-resim sanatının vahdet-i vücûd düşüncesi üzerine inşa edilmesi, tasavvufi sembolizm içinde ne anlam barındırdıklarını anlamaya ve anlatmaya çalıştı. Halen doktora çalışmasına devam ediyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.tum-haberler.com/d/other/detay/Gu%CC%88nana2.png" /></p>

<p>“Alevi ve Bektaşi Yazı-Resim Sanatında İnsan Sureti” üzerine yoğunlaştı. Çalışmalarında düşünüldüğünün aksine “bu sanatın Hurûfîlik etkisiyle ortaya çıkmadığı”nı, “piktogram veya güzel yazı yazma / kaligrafi olmadığı”nı; “vahdet-i vücûd düşüncesinin bir tezahürü olduğu”nu belirtiyor.</p>

<p>Sanatçı, Türkiye’nin ilk sanal sergi salonu http://x-hall.ada.net.tr/ deki “Turkuaz Sergi Salonu”nda Aralık 2020’e “Âdem Dedikleri: Ben, Ben-de midir?” konulu sergiyle bu kez sanatseverlerle buluşuyor.</p>

<h4><strong>GÜNANA, SERGİSİ HAKKINDA</strong></h4>

<p><strong><img alt="" src="https://www.tum-haberler.com/d/other/detay/Gu%CC%88nana3.jpg" /></strong></p>

<p>“Çalışmalarımın amacı; bireyin kendini vâr etme acısının dışa yansıma halidir. Bedenlerinde oluşan kesikler, derilerinin soyulmuş olması kişilerin ruhlarındaki derin izlerin dışa vurmasıdır. Keşişler, dervişler ve kendini insan kılmak isteyen kişilerin yürüdükleri manevi yolda, yaşadıkları acıları temsil eder. Tuvaller üzerinde derviş eşyalarını sembolize eden malzemeler kullanılmıştır. Bedenlerimiz ruhlarımızın aynasıdır. İçimizde yaşadığımız acı, ızdırap ve elem bedenimizde ağır izler bırakır. Bu izlerin görünür olması bizi korkutsa da hakikatle yüzleşmek aslında bir intihar girişimi, kendi olmak için kendinden vazgeçme eylemidir.” diyor.</p>

<p>“Hat” yazıdır; “hüsnihat”sa yazı sanatı. O sanat, iki “nokta” arasındadır. Herşeyin başlangıcı ve sonuysa, o nokta. Noktalar arasında gidilen yol ve bir noktadan diğerine katedilen mesafe çizgi, yani noktanın yürümesidir. Ve bu yürüyüş “kün”le başlar; “ilim kapısı Ali”ye götürür. Oraya ulaşma çabası, insanı “kâmil”leştirir ve sonuçta “İnsan-ı Kâmil” tezahür eder.</p>

<p><img alt="" src="https://www.tum-haberler.com/d/other/detay/Gu%CC%88nana4.jpg" /></p>

<p>Frederick de Jong’un da ortaya koyduğu üzere, Bektaşilikte yazı resimle betimlenen “İnsan-ı Kâmil”, tekkelerde dini ritüellerinin gerçekleştirildiği “Meydan”ların vazgeçilmezi arasındaydı. Örnekler, birbirini tekrarlıyordu. Dervişler, yazılardan meydana gelen resimlerin tılsımlı cazibesine kendilerini kaptırdıklarında, sanat eserleri çıktı.</p>

<p>Ve Malik Aksel’in de değindiği gibi, yazı bu yüzden dolambaçlı bir resim oldu. Dervişlerin dünyasından çıkıp yazıya dökülen sanatta “evren” insanla temsil edildi. “Hakikat” denilen şey böyle betimlendi.</p>

<p>Aleviliğin – Bektaşiliğin tasavvufi boyutlarını anlamak ve “görmek” isteyenler, sanatçının buradaki yolculuğunda ortaya koyduğu ürünlerle mutlaka tanışmalıdır.</p>

<h4><strong>İsmail ENGİN - BERLİN</strong></h4>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Feb 2023 15:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2023/02/ismail-engin-yazdi-meryem-gunanada-adem-dedikleri-ben-ben-de-midir-1677502143.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaffar Yakınca yazdı: Alevi olmak suç mu?</title>
                <category>KONUK YAZAR</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/gaffar-yakinca-yazdi-alevi-olmak-suc-mu-114</link>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/haber/gaffar-yakinca-yazdi-alevi-olmak-suc-mu-114</guid>
                <description><![CDATA[Aydınlık yazarı Gaffar Yakınca, Alevi aidiyeti gerekçesi ile CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığını engellemek isteyen çevrelerin kimler olduğu hakkında çok önemli bir makale kaleme aldı. İşte, o makale:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>“<em><strong>Alevi olmam suçsa... Evet, öyle bir suçum var.</strong></em>” Kemal Kılıçdaroğlu, bu sözleri 2011 yılındaki bir röportajında söylemiş. Kılıçdaroğlu genellikle mezhepsel veya etnik aidiyet gibi konuları gündeme getirmeyen bir siyasetçi ama, şimdi sorulsa yine benzer bir yanıt verecektir sanıyorum.</p>

<p>Çünkü akıl almaz bir pişkinlikle sergilenen İmamoğlu-Akşener tiyatrosunun tam da böylesi bir zemin üzerine inşa edildiği görülüyor. Kemal Bey’e yönelik kumpas, yakıtını hastalıklı bir düşünce yapısından, Alevi düşmanlığından alıyor.</p>

<p>Türkiye’de kafalarına göre bir iktidar isteyen Batılılar, uzunca bir süredir Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olmaması gerektiğini söylüyorlar. İleri sürdükleri gerekçe ise Kemal Bey’in Alevi olması!</p>

<p>Bizler bu tezi ilk kez Türkiye’deki bazı ultra-Batıcı ağızlardan duysak da tezin asıl sahipleri dışarıda.</p>

<p><strong>RAND RAPORU</strong></p>

<p>2020 yılında yayınlanan CIA/RAND raporu, muhalefetin Erdoğan’ı yenebilmesi için mutlaka ortak aday çıkarması gerektiğini söylüyor ve aday olarak açıkça Ekrem İmamoğlu’nu işaret ediyordu. Daha önemlisi, raporda ilk bakışta göze çarpmayan bir dipnotta, “Kılıçdaroğlu Alevi olduğu için Erdoğan karşısında şansı olmaz” deniyordu.</p>

<p>Alevi olmak suç mu?</p>

<p>Aslına bakarsanız, ABD’nin bu tezi çok daha uzun bir süredir muhalefet tarafından biliniyor ve benimseniyordu. Kılıçdaroğlu’nun kendisi de bu fikre ikna olmuş olmalı ki geçmişte müttefiklerine hep “Alevi olmayan” adayları önerdi.&nbsp; Ancak yine de konu, açıktan açığa konuşulmuyordu. Ta ki Kılıçdaroğlu, aday olacağının sinyalini verene kadar.</p>

<p><strong>BİR GARİP RÖPORTAJ</strong></p>

<p>Kemal Bey’in Aleviliğine dair tartışmanın başlama vuruşu, Washington merkezli Al Monitor gazetesinde yapıldı. ABD’nin Ortadoğu politikalarına uyumlu bir yayın çizgisi izleyen Al Monitor, 28 Nisan 2022’de Kılıçdaroğlu’nun adaylık ihtimalini değerlendiren bir haber yayınladı. Aslında bu “<strong><em>haber</em></strong>” büyük oranda iki kişinin görüşünden oluşuyordu. Bunlardan biri gazeteci Murat Yetkin, diğeri ise adını daha önce pek duymadığımız Özgür Ünlühisarcıklı adlı biriydi.</p>

<p>Murat Yetkin, “<strong><em>Kılıçdaroğlu’nun kökeninin onu Erdoğan karşısında zayıf düşürebileceğini</em></strong>” söylüyordu. Ünlühisarcıklı ise daha ileri gidiyor “<em><strong>Her şeyden önce O bir Alevi. Bunun olumsuz bir etkisi olacağı kesi</strong></em>n” diyordu.</p>

<p>Peki, Al Monitor’un Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili görüşüne başvurulacak iki önemli insandan biri olarak gördüğü Özgür Ünlühisarcıklı kimdi? Gazetenin bildirdiğine göre bu kişi, Alman Marşal Fonu (GMF) adlı bir fon kuruluşunun Ankara temsilcisi. GMF, meşhur ABD dış müdahale aracı Marşal Planı onuruna Alman-Amerikan ortak girişimi ile ABD’de kurulmuş bir yapı. Dünyanın çeşitli bölgelerine “<strong><em>demokrasi getirmek</em></strong>” için para dağıtıyorlar! Parçaları birleştirmeyi okuyucuya bırakıyorum.</p>

<p><strong>ALEVİ TARTIŞMASI ALEVLENİYOR</strong></p>

<p>ABD-Alman fon kuruluşunun işaretini ilk gören Ahmet Şık oldu. GMF temsilcisinin açıklamasından iki gün sonra “<strong><em>Kılıçdaroğlu Alevi olduğunu unutmasın</em></strong>” minvalinde laflar etti. Şık’ın sözlerinden üç gün sonra bu sefer Amberin Zaman, yine Al Monitor’da açıkça “<strong><em>Kılıçdaroğlu’nun Alevi olması büyük bir engeldir</em></strong>” diye yazdı. Bu sırada tartışmaya Levent Gültekin, İbrahim Halil Oral gibi isimler de katıldı. ABD’nin dış politika dergisi Foreign Policy yazarlarından Halil Karaveli, Social Europe’ta çıkan bir yazısında, sözde bilimsel bir analiz yaparak, “<em><strong>bir Alevi’nin seçimi kazanması imkansız</strong></em>” diye yazdı.</p>

<p>Tüm bu söylemlerin ortak hedefi sadece Kılıçdaroğlu’nun adaylığını engellemek değildi. Aynı zamanda “<em><strong>uygun aday</strong></em>” olarak Ekrem İmamoğlu’nu öne çıkarıyorlardı. İmamoğlu’nun da olur olmaz yerde Sünniliğini ve (kendi tabiri ile) “<strong><em>Müslümanlığını</em></strong>” vurgulaması da aynı oyunun bir parçasıydı.</p>

<p><strong>ALEVİ’YE LAYIK GÖRÜLEN ROL</strong></p>

<p>Saraçhane’deki tiyatroyu işte bu gerçekler ışığında okumak lazım. Akşener - İmamoğlu ikilisi, belli ki seçmenin aklını pek küçümsüyor. “<em><strong>Alevi genel başkanının önünün kesilmesi</strong></em>” ajandasının görülmeyeceğini zannediyor. Burada -sadece Alevilere değil- tüm yurttaşlara dayatılan önerme şudur: Bizim yüksek hedeflerimiz için gerekirse kimliğinizden ve değerlerinizden vazgeçmelisiniz!</p>

<p>Konu Kılıçdaroğlu’nun şahsiyeti değil Alevi olması. Çünkü emperyalistler Alevileri ülkenin asli unsuru olarak görmüyorlar. Onlara “<em><strong>kullanışlı azınlık</strong></em>” rolünü vermek, istedikleri zaman iktidar oyunlarında kullanacakları bir “<em><strong>rezerv</strong></em>” muamelesi yapmak istiyorlar.</p>

<p>Bu son olay gösteriyor ki sözde “<em><strong>muhalif</strong></em>” siyasetçilerin kafalarındaki Alevi algısı da bundan farklı değil. Dindarların, muhafazakarların “<em><strong>bir Alevi ülkeyi yönetemez</strong></em>” dediğini duymuyorsunuz ama güya solcu ve demokrat geçinenler Alevi’den -bırakın cumhurbaşkanını- aday bile olmaz diyorlar!&nbsp; Sureti haktan görünerek güya Erdoğan’a karşı seçim kazanmanın kesin bir formülünden söz ediyorlar. Ama asıl problemin kendi kafalarındaki Alevilere dair saplantılar olduğunu anlamak hiç de güç değil.</p>

<p><strong>GAFFAR YAKINCA / AYDINLIK</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Feb 2023 12:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/haberler/2023/02/gaffar-yakinca-yazdi-alevi-olmak-suc-mu-1677489054.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
