<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Alevi Haberleri Sitesi</title>
        <link>https://www.alevihaberler.com.tr/</link>
        <description>Alevi Haberler, Son dakika Alevi haberleri, Alevi haberleri, Cemevi haberleri, Bektaşi haberleri, Aleviler</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>TARİHTE VE GÜNÜMÜZDE KERBELA</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/tarihte-ve-gunumuzde-kerbela-677</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/tarihte-ve-gunumuzde-kerbela-677</guid>
                <description><![CDATA[TARİHTE VE GÜNÜMÜZDE KERBELA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">16 ve 17 Haziran 2026, yani Muharrem matemi orucunun birinci ve ikinci gününde Ulusal Kanal’da Dilek Doğan’ın konuğu oldum. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İslam dünyasında bugüne kadar izleri taşınan Kerbelâ faciasının nedenlerinden Muharrem ayında Türk Alevilerin neden oruç tuttuğu gibi, pek çok konuda sorulara cevap verdim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kuşkusuz, İslâm tarihinin en trajik ve üzerinde en çok konuşulan dönüm noktalarından birisi Kerbelâ olayıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kerb ü belâ, Arapça kökenli iki kelimenin (kerb ve belâ) birleşiminden oluşan bir tamlamadır. <em>Kerb</em> (keder, sıkıntı, üzüntü) ve <em>belâ</em> (musibet, sıkıntı) kelimelerinin birleşimi olup, “<strong><em>keder üstüne keder, musibetler yığını</em></strong>” demektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İslâm Peygamberi Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin ve beraberindekilerin şehit edildiği Kerbelâ şehrinin isminin de köken olarak “<strong><em>Kerb-ü Belâ</em></strong>” (keder ve belâ yeri) ifadesinden türediğine inanılır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüzyıllardır hem inanç dünyasında hem de felsefi tartışmalarda kendine geniş yer bulan bu olay, çoğu zaman dar kalıplara sıkıştırılarak bir “<strong><em>iktidar mücadelesi</em></strong>” veya “<strong><em>taht kavgası</em></strong>” olarak lanse edilmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kerbelâ faciasını doğru analiz edebilmek için Hz. Ali ve onun soyundan gelen 12 İmamların temel felsefesini anlamak gerekir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tarihsel veriler, ne Hz. Ali’nin ne de evlatlarının devleti yönetmek ya da iktidarı ele geçirmek gibi dünyevî bir amaç gütmediklerini göstermektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durumun en somut tarihsel kanıtlarından biri, Abbasî halifesinin devlete ortak olma teklifini kendi soyunun böyle bir görevi olamayacağını belirterek reddeden ve bu yüzden katledilen İmam Rıza’dır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Hüseyin’in Medine ve Mekke’yi terk ederek Kufe’ye doğru yola çıkmasının temel nedeni, Muaviye ve ardından oğlu Yezid’in kendisinden “<strong><em>biat</em></strong>” istemesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Biat, bir otoritenin hükmünü, iradesini ve yönetim biçimini tamamen kabul etmek anlamına gelir. Hz. Hüseyin’in bu talebi reddetmesi siyasi bir hırstan değil, tamamen ahlakî bir duruştan kaynaklanır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam Hüseyin Muaviye’nin kurduğu iktidarın yozlaşmışlığına, rüşvete, haksızlığa ve baskıcı yönetim tarzına boyun eğmeyi reddetmiştir. Hz. Hüseyin, hiçbir zaman “<strong><em>Bu koltuk benim hakkım, siz inin, ben oturacağım</em></strong>” iddiasında bulunmamış, sadece ahlaksız bir yönetime tabi olmayacağını, biat etmeyeceğini ilan etmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Mekke ve Medine gibi kutsal mekanları terk etmesinin sebebi ise, İslâm’ın ilk yeşerdiği topraklarda ve Kabe çevresinde bir iç kargaşaya, kan dökülmesine meydan vermeme hassasiyetidir. Amacı gerçekten iktidar olsaydı, tam tersini yapması gerekirdi, Medine ve Mekke halkını ayaklandırır, Şam’daki Yezid’e isyan ederdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Hüseyin ve beraberindeki 72 yakınının hunharca şehit edilmesinin ardından, İslâm dünyasında derin bir yas süreci başlamıştır. Şunu da dikkatlerden kaçırmamak gerekir ki, günümüzde insanların en yakınları için neredeyse bir gün bile yas tutmakta zorlandığı modern dünyada, Kerbelâ şehitleri için Müslümanlar 1300 yılı aşkın süredir kesintisiz matem tutmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Anadolu Alevî-Bektaşî inancında Muharrem ayı, derin bir “<strong><em>yas ve matem</em></strong>” süreci olmasının yanında, oruç da tutulur. Muharrem ayının birinci günü ile Hz. Hüseyin ve beraberindeki 72 masumun katledildiği onuncu gününe 2 gün daha eklenir ve toplam 12 gün oruç tutulur. Bu nedenle, tutulan bu oruca “<strong><em>12 İmamlar Orucu</em></strong>” da denilmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu 12 günlük süre zarfında geleneksel olarak:</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Bıçak veya kesici aletler kullanılmaz, canlılara (hayvanlara ve hatta bitkilere) zarar verilmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Su içilmez (su yerine ayran vb. sıvılar tüketilir), et ve hayvansal ürünler yenmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Düğün, nişan veya eğlence tertip edilmez. Müzik aleti olarak saz dahi eğlenceyi çağrıştırabileceği düşüncesiyle çalınmaz, mersiyeler sazsız okunur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüzün 21. yüzyıl yaşam koşullarında (iş hayatı, memuriyet vb.) sakal kesmeme veya yıkanma gibi bazı şekilsel kurallar esnese de ibadetin özü, manası ve içeriği geçerliliğini korumaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu noktada, altını çizerek belirtmem gereken nokta, önemli olanın şekilcilik değil, haksızlığa karşı duyulan o ortak acıyı yürekte hissetmek olduğudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">İslam öncesi bir gelenek olarak “<strong><em>haram aylar</em></strong>”dan kabul edilen Muharrem ayının ilk günlerinde bir nevi “<strong><em>barış ve şükür</em></strong>” orucu olarak oruç tutulsa da, bugün bildiğimiz anlamdaki Muharrem ve 12 İmamlar Orucu felsefi olarak Horasan’da şekillenmiş ve Türkler vasıtasıyla Anadolu’ya taşınmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İlginç bir şekilde, bu şekliyle matem orucu tutan tek topluluğun Alevî Bektaşîler olduğunu, Farslarda, Araplarda veya diğer Şiî/Alevî coğrafyalarda bu formatta bir oruç uygulaması bulunmadığını da belirtmem gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu ibadetin iki temel boyutu vardır: Matem ve Şükür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">10 Muharrem’de yaşanan katliamın yası tutulurken, 11 ve 12. günlerde Hz. Hüseyin’in oğlu İmam Zeynel Abidin ile kız kardeşi Hz. Zeynep’in katliamdan sağ kurtulması şükürle anılır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kurtuluş, Ehl-i Beyt soyunun devam etmesi anlamına geldiği için şükür kurbanı kesilir ve ardından “<strong><em>Aşure</em></strong>” kaynatılır. Dolayısıyla aşure, bir yönüyle katliamın acısını, diğer yönüyle de soyun devamına duyulan şükrü ve toplumlar arası birliği, paylaşımı simgeler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu arada, şunu da eklemeleyim ki, aşurenin lokantalarda yılın 12 ayında sunulması veya Alevî olmayanlarca da tüketilmesi bir yozlaşma olarak görülmemeli, tam tersine Kerbelâ’nın, Hz. Hüseyin’in, Hz. Zeynep’in ve temsil ettikleri insanî duruşun her an hatırlanması için birer vesile olarak kabul edilmelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Hüseyin’in tarih sahnesindeki yeri dinler tarihi açısından da benzersizdir. O, ünvan veya iktidar peşinde koşmayan, sadece zorbaya “<strong><em>Hayır</em></strong>” diyen bir semboldür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu bağlamda “<strong><em>Hüseynî Duruş</em></strong><strong>”</strong>, çağları aşan evrensel bir manifesto niteliğindedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu duruşu günümüze uyarladığımızda, Yezid ve Muaviye karakterleri sadece tarihsel figürler olmaktan çıkıp, modern dünyada kitleleri baskı altına alan, savaşlar çıkaran küresel emperyalizm ve siyonizm gibi yapılara dönüşmektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dolayısıyla bugünün dünyasında Hüseynî duruş sergilemek;</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Gazze’de masum insanlar katledilirken dik durabilmek,</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Dünyanın neresinde olursa olsun (Venezuela’da, Kenya’da ya da Türkiye’de) mazlumun yanında yer almak,</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Egemen güçlerin dayatmalarına ve haksızlıklarına biat etmemek demektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öte yandan, önemle vurgulamam gereken nokta, bu felsefenin ve insanî duruşun sadece Alevîlere ya da Müslümanlara ait olmadığıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Benim gözümde, Hristiyan, Yahudi, Budist ya da inançsız dahi olsa, dünyadaki adaletsizliğe ve zulme karşı biat etmeyen, ses çıkaran herkes özünde “<strong><em>Hüseynî bir duruş</em></strong>” sergilemektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Hüseyin’in insanlığa bıraktığı en büyük miras, her ne koşulda olursa olsun haksızlığa karşı sessiz kalmamaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali ve Hz. Hüseyin’den Hacı Bektaş Veli’ye uzanan bu gelenek, her dönem toplumları ayrıştırmak ve fitne çıkarmak isteyen “<strong><em>şeytanî</em></strong>” odaklara karşı her zaman birliği, dirliği ve beraberliği savunmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kerbelâ’yı salt bir güç savaşı gibi okumaya çalışan tahrifatlara karşı, yeni nesillere bu evrensel ahlak dilini aktarmak, baskıya boyun eğmemeyi bir yaşam ilkesi haline getirmek, kanaatimce bugünün en büyük sorumluluğudur.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 14:56:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİLER KENDİ DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMAYI ÖĞRENMELİDİR!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/aleviler-kendi-degerlerine-sahip-cikmayi-ogrenmelidir-676</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/aleviler-kendi-degerlerine-sahip-cikmayi-ogrenmelidir-676</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİLER KENDİ DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMAYI ÖĞRENMELİDİR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">İnsanın içi yanıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bazen insan, kendi toplumuna bakıp derin bir hüzünle şu soruyu sormadan edemiyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz neden kendi insanımıza, kendi değerimize, kendi emeğimize sahip çıkmakta bu kadar zorlanıyoruz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başkalarına bakıyorsunuz; kendi içlerinden çıkan insan her türlü tartışmanın, iddianın, yanlışın içinde olsa bile arkasında duruyorlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İyisine de kötüsüne de, doğrusuna da yanlışına da sahip çıkıyorlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendi adamlarını kolay kolay harcatmıyorlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendi değerlerini başkalarının önüne atıp linç ettirmiyorlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama biz Aleviler ne yapıyoruz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendi içimizden bir insan çıksa, bir yere gelse, bir makamda görünse, bir başarı elde etse; önce dışarıdan değil, çoğu zaman içeriden taşlanıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başkaları değil, kendi canları onu hedefe koyuyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Önce rakipleri değil, kendi yol arkadaşları onu yıpratıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa yıllardır bize ne denildi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Aleviden bürokrat olmaz.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Aleviden belediye başkanı olmaz.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Aleviden genel başkan olmaz.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Aleviden cumhurbaşkanı olmaz.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Aleviden devlet adamı olmaz.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sözler sadece birer cümle değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunlar, bu ülkede Alevilere biçilen dar kalıbın, görünmez duvarların, ayrımcı bakışın açık ifadesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviyi sadece oy veren, alkışlayan, meydan dolduran ama karar mekanizmalarına gelince geri plana itilen bir topluluk olarak görmek isteyen zihniyetin dışa vurumudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki biz ne yapıyoruz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu duvarları yıkmak için kendi değerlerimize sahip çıkmak yerine, bazen o duvarlara bir tuğla da biz koyuyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bize kapıyı kapatanlara kızıyoruz ama kapıdan içeri girmeye çalışan kendi insanımızın ayağına çelme takıyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bize “<em><strong>sizden olmaz</strong></em>” diyenlere karşı birlik olmak yerine, “<em><strong>ondan da olmaz</strong></em>” diyerek kendi elimizle kendi gücümüzü zayıflatıyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte asıl mesele budur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; insanı merkeze alan, rızalığı esas alan, adaleti, hakkı, hukuku, erkanı savunan kadim bir inanç yoludur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolun özü, birbirini kırmak değil; birbirini tamamlamaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolun özü, canı incitmek değil; canı yüceltmektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolun özü, dedikodu, kıskançlık, hakaret, küfür değil; edep, erkân, yol ve ikrardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama ne yazık ki bugün kendi içimizde, en küçük makam mücadelesinde bile ağır sözler, kırıcı ifadeler, hakaretler, karalamalar havada uçuşuyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir Alevi bir göreve geldiğinde ona destek olmak, eksiklerini yol diliyle söylemek yerine; onu daha başlamadan yıpratma yarışına giriyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu tavır kime hizmet ediyor?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilere mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi kurumlarına mı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemevlerine mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eşit yurttaşlık mücadelesine mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yoksa yıllardır “<em><strong>Alevilerden bir şey olmaz</strong></em>” diyenlerin ekmeğine yağ mı sürüyor?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim artık kendimize şu gerçeği açıkça söylememiz gerekiyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendi değerine sahip çıkmayan toplum, başkasından saygı bekleyemez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimse yanlış yapmasın demiyoruz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette, kimse eleştirilmesin demiyoruz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette, görev alan herkes hesap verebilir olmalı, şeffaf olmalı, yolun edebine uygun davranmalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak eleştiri başka şeydir, linç başka şeydir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yol diliyle uyarmak başka şeydir, hakaret etmek başka şeydir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yanlışa itiraz etmek başka şeydir, kendi insanını düşman gibi görmek başka şeydir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi toplumu artık bu ince çizgiyi görmek zorundadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim kavgamız birbirimizle olmamalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim mücadelemiz; ayrımcılığa, yok sayılmaya, inanç eşitsizliğine, cemevlerinin hâlâ ibadethane olarak kabul edilmemesine, Alevilerin karar mekanizmalarında yeterince temsil edilmemesine karşı olmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün Alevi çocukları kaymakam da olmalıdır, vali de olmalıdır, belediye başkanı da olmalıdır, milletvekili de olmalıdır, bakan da olmalıdır, genel başkan da olmalıdır, cumhurbaşkanı da olmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buna itiraz eden zihniyet varsa, ona karşı hep birlikte durmalıyız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama ne acıdır ki bazen o zihniyetten önce biz kendi içimizden çıkan insanın önüne set çekiyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yol bize bunu öğretmedi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacı Bektaş-ı Veli, bize “<em><strong>incinsen de incitme</strong></em>” dedi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Pir Sultan, bize zalime boyun eğmemeyi öğretti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali, bize adaleti, cesareti ve hakkaniyeti gösterdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kerbela, bize mazlumun yanında, zalimin karşısında durmayı öğretti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki biz bu kadar büyük bir yolun evlatları olarak neden birbirimizi tüketiyoruz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Artık silkelenme zamanıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Artık kendi içimizdeki kıskançlığı, çekememezliği, bölünmüşlüğü, dedikoduyu, hakareti bir kenara bırakma zamanıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Artık Alevi toplumu kendi değerlerine, kendi kurumlarına, kendi emekçilerine, kendi yetişmiş insanlarına sahip çıkmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü başkaları bize makamları altın tepside sunmayacak.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başkaları bize “<em><strong>buyurun, siz de yönetin</strong></em>” demeyecek.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başkaları bize eşitliği kendiliğinden vermeyecek.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz bir olursak var oluruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz diri olursak güçlü oluruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz kendi değerimize sahip çıkarsak, başkaları da bize saygı duymak zorunda kalır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama biz kendi insanımızı daha yola çıkmadan taşlarsak, sonra dönüp “<em><strong>neden bizden kimse bir yere gelemiyor?</strong></em>” diye sormaya hakkımız kalmaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün Alevi toplumunun önündeki en büyük görev; kendi içinde yol dilini, birlik hukukunu, dayanışma ahlakını yeniden ayağa kaldırmaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eleştireceğiz, ama yok etmeyeceğiz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Uyaracağız, ama aşağılamayacağız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hesap soracağız, ama hakaret etmeyeceğiz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yanlışa karşı duracağız, ama kendi değerimizi düşmana teslim etmeyeceğiz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü, biz biliriz ki:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yol bir, sürek binbir olsa da can birdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Canı inciten, yolu incitir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendi değerini yıkan, kendi geleceğini de yıkar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">O yüzden artık yüksek sesle söyleme zamanıdır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilerden bürokrat da olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilerden belediye başkanı da olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilerden genel başkan da olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilerden cumhurbaşkanı da olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilerden devlet adamı da olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yeter ki, biz önce kendimize inanalım.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yeter ki, kendi değerlerimizi başkalarının insafına bırakmayalım.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yeter ki, kendi insanımızı hırpalamak yerine, yolun edebiyle sahiplenmeyi öğrenelim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü, Alevi toplumu sahipsiz değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yol sahipsiz değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu değerler sahipsiz değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sahip çıkarsak varız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Birbirimizi tüketirsek yok oluruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve unutmayalım:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendi canına sahip çıkmayan, başkasından adalet bekleyemez.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 12:00:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HÜSEYNÎ HAREKETİN FELSEFESİ -1</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/huseyni-hareketin-felsefesi-1-675</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/huseyni-hareketin-felsefesi-1-675</guid>
                <description><![CDATA[HÜSEYNÎ HAREKETİN FELSEFESİ -1]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Hz. Hüseyin hem özgür bir insandır hem de dünya özgürlerinin imamıdır! Dolayısıyla onun ikinci doğum ayı olan Muharremi, tüm dünyadaki özgürce düşünüp özgürce yaşayanlara tebrik arz ediyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Muharrem ayı ve özellikle de “aşura” günü, tüm tebrik ve kutlamaları hak etmiş bir aydır! Bununla birlikte Muharrem ayını ve aşura gününü, İmam Hüseyin’i ölmüş kabul eden “ölü İslam” ümmetine de başsağlığı olarak taziyelerimi sunuyorum!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha doğrusu; dünyadaki özgür insanları, Hüseyin gibi bir lidere sahip bulunmalarından dolayı kutluyorum! İmam Hüseyin’in o hareketinden dolayı kendilerine matem günleri oluşturan, ağlama meclisleri tertipleyen, yas alameti olan siyahlara bürünen, kendi elleri ya da ellerindeki zincirleriyle göğüs ve sırtlarını döven halk kesimine de baş sağlığı diliyorum!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Konuya bu giriş üzerinden bakar isek, diyebiliriz ki imam Hüseyin ile ilgili elimizde iki tür algı vardır (yani iki Hüseynimiz vardır!) Biri özgür ve aydın insanların Hüseyni, diğeri de normal halkın Hüseyni! </span></p>

<p><span style="color:#000000">İlk önce özgür ve özgürlerin Hüseyni’ni anlamaya çalışacağız!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. İsa Mesih bir sözünde şöyle der: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Allah’ın melekutunu ikinci kez doğmadan göremezsiniz!” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani Hz. İsa Mesih açısından bakıldığında; insan denilen bu varlığın insanlığının esası, “ikinci doğumdur” ve imam Hüseyin “aşura günü” gerçekten ikinci kez doğmuştur! Bu doğumu (şehadeti), ebedilik ve vicdanının yeniden doğmasıdır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aşura günü imam Hüseyin (as)’ın vicdanında, tüm dünyayı aydınlatacak bir “vicdan nuru” patlaması vuku buldu! Bundan dolayıdır ki, biz Müslümanlar, “aşura” ve “erbain” simgeleriyle; “insanlık”, “vicdan”, “özgürlük mücadelesi” ve “insani sıfatlarda” tüm dünyanın önüne geçtiğimizi söylüyor ve bununla da iftihar ediyoruz! Çünkü bizim dışımızda dünyadaki hiçbir inanç ve kültürün imam Hüseyin gibi bir “vicdan örneği” mevcut değildir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat insanlardan büyük çoğunluğu bundan gaflettedirler. Tabi ki biz burada “özgürlükçüler mi avam mı?” hangisi doğru ve hangisi yanlış, onun muhasebesini yapacak değiliz! Burada imam Hüseyin’in bu hareketiyle ilgili ilmi ve sosyolojik bir tahlilde bulunacağız! Ve yine her iki kesimin düşünce çehresini aşikâr etmeğe çalışacağız! Avam halka da aydın kesime de saygı ve sevgi çerçevesinde yaklaşacağız! Kısacası; biz burada, imam Hüseyin ile ilgili hem aydın hem de dindar kesimin görüşlerini aktarmaya çalışacağız!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dindar avam ile akılcı aydınların sahip oldukları farklı kültür ve farklı zihni kapasitelerinden dolayı, tabi ki birbirinden farklı görüş ve düşünceleri de vardır ve bu da hayatın değişmez kuralıdır! Böyle bir yasayı iptal etmek de ne mümkündür ne de doğrudur! Yani avam kesimde “duygu”, aydın kesimde “akıl” hakimdir! Dolayısıyla hem duygular uğruna aklı iptal etmek hem de akıl uğruna duyguları yok etmek doğru değildir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim akılcı aydınlardan kimileri, aklın uğruna tüm duygusal konuları reddedip atmaktalar! Böylece de tüm “Hüseyni şiarları” yok saymaktalar! Kısacası onlar, “ağlama”, “mersiye”, “siyah giyme” ve “ihsan vermeyi” inkardan gelmekteler!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tabi ki tek başına akıl insanı ayakta tutamaz! Zira insan; akıl ve duygudan müteşekkildir! Dolayısıyla, tek başına akıl donuktur ve kalbi taşlaştırır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ben, aydın ve kültürlü kesimi o olaylarla birlikte, onun vuku bulmasından sonrasına da bakmaya davet ediyorum! Daha doğrusu, olayların vuku bulmasından sonra da bir görüş belirtmeleri gerektiğine inanıyorum! Nitekim kimi Batı toplulukları da o kadar akılcı olmalarına rağmen, insanın yalnızca akıldan ibaret olmadığını, akıl ile duygu ve değerlerden de müteşekkil bulunduğunu söylerler! Yani “akıl”; yalnızca insanı insan eden değerlerden biridir! Her şeyin akıl ile elde edilmesi ise mümkün değildir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aslında “din” de akıl ve akılcılık işlerinden değildir! Din; aslında gönül işidir. Tüm dinler, hatta tevhit, mead ve diğer itikadi şeylerin tümü akıl ile ispatlanamaz! Nitekim ünlü filozof Kant, bu konuyu “Saf aklın tenkidi” isimli kitabında ispat etmiştir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dinî işler, insanın ihtiyacıyla birlikte onun hayaliyle oluşur! Yani insanın hem din hem duygu ve hem de ahlaka ihtiyacı vardır! Ahlakın tümü de akıldan değildir! Akıl asla insana “ikram et” demez! Ve insanın “isar” (başkasını kendine tercih etme) de bulunmasına da müsaade etmez! İnsana “niçin isar’da bulunuyorsun?” der! Çünkü akıl maslahatçı ve menfaatçidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat duygular öyle değildir! Duygu, her insanın özünde mevcuttur, onların güçlendirilmesi gerekir! Fakat akıl üzerinden değil, din üzerinden ve dinin desteğiyle güçlendirilmelidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Duygularda ise hem ifrat hem de tefritin bulunduğunu görüyoruz. Yani avam halk içerisinde, duygusal hadiselerde ifratın varlığını müşahede ediyoruz! Öyle ki bu hususta avam halk adeta aklı iptal etmiştir! Bundan dolayıdır ki, Hüseynî meselelerin avam halk nezdinde hurafelere boğulduğunu, yalan ve aldatmalarla dolu olduğunu görüyoruz! Çünkü o meselede aklı bir kenara koymuşlardır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Cami ve Hüseyniye denilen yerlerdeki kürsü sahipleri olan “uydurulmuş Hüseynî kıyam” algısına sahip kimseler, İmam Hüseyin’ in bu olayı üzerinden “mama dükkânı” açmışlardır! O olayı geçim kaynağına dönüştürmüşlerdir! Hiçbir yalanı, hurafeyi ve aldatmayı söylemekten çekinmemekteler! Çünkü o meclislerde oturan insanlar onların sözlerini akıl üzerinden değil, duygular üzerinden dinlemekteler! Bundan dolayıdır ki her yıl Muharrem ayında her taraf, zincirlerle kendilerini dövenler, milyarlarca lira harcamalar, sarf edilen zamanlar, kullanılan arabalar, tüketilen yakıtlar, kapatılan iş yerleri, hastaneler, okullar, bakanlıklar, milyonlarca insanın her taraftan bir araya gelip gerçekleştirdikleri yürüyüşler ve bu kadar insana verilen bedava yiyecek ve içecekler vs., bunların tümü, akıl olmaksızın duygularla yapılan işlerdir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Maalesef bu “akılsız duygunun” tam karşısında, “duygusuz aklın” da yer aldığını görmekteyiz! Yani akılcı ve aydın insanlar da bu hususlarda tam bir “tefrit” içerisindeler! Öyle ki onlar, İmam Hüseyin’in bu olayı karşısında kuşku duymaya başlamışlardır ve imam Hüseyin hakkında gerçekleştirilen bu meclislerin hiçbir faydasının olmadığını ve boş şeyler olduğunu söylemekteler! Kısacası bu aydın kesim de tüm bu olayları bir kenara atmışlardır! İşte avamın ifratı aydınların eline bahane vermişken, aydınların da tefriti avam ve mollalarının eline bahane sunmuştur! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Avamın din adamları halka: “Şu aydınları görüyor musunuz? İnsanları bozup ters düz ediyorlar!” diyor ve bununla halkı aydınlar ile korkutup, insanları daha çok meclisler tertiplemeye ve hurafelere sarılıp onlara sahiplenmeye sevk ediyorlar! Sonuçta da onlar üzerinden daha çok dünyalık topluyorlar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu ifrat ve tefrit durumu, yalnızca biz Müslüman topluluklara has bir durumdur! Bundan dolayı imam Hüseyin’in bu olayı için bilginleri, ilmi bir çalışmaya davet ediyorum! Yani imam Hüseyin’in gerçekleştirdiği bu harekât, bir üslup ile anlaşılmalıdır! Daha açık söylemek gerekirse, imamın o harekâtı iki boyuttan ele alınmalıdır! Biri duygusal boyuttan (ki bu da çok önemlidir), diğeri de vicdanî, ahlakî ve insanî değerler boyutundan!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Birinci (duygusal) boyut ile avamla havas cenahını (genel halk ile aydınları), birbirinden ayırt etmemiz mümkündür! Yani “imamın bu kıyamına bakışından yola çıkarak” kimin avam ve kimin de aydın olduğunu anlamak mümkündür! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aydınlar imamın bu kıyamının “vicdani” bir kıyam olduğunu düşünüyorlar! Diğer bir ifadeyle aydınlar imamın bu kıyamının, yalnızca “ahlaki” ve “insani değerler” üzerine kurulu olduğunu kabul ederler! Yani bunlara göre imam Hüseyin bu kıyamıyla, zalimlere karşı durmak ve mazlumları korumak ve hakları ihya etmek için kıyam etmiştir! İmam Hüseyin’in kıyamındaki en temel hedef bunlardır! Kısacası aydınlar açısından imamın kıyamı, “vicdanî” bir kıyamdır! Oysaki avam halk imamın bu kıyamının İslamî ve dinî bir kıyam olduğunu düşünmekteler! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şayet imam Hüseyin (as)’ın kıyamının İslam için yapılan bir kıyam olduğunu ve dini korumak için yapıldığını kabul eder isek, o taktirde imamın bu kıyamında bir hedefinin ve perde gerisinde bir düşüncesinin bulunduğunu da kabul etmemiz lazım! Fakat ahlaki ve vicdani hareketlerde, onun perde gerisinde ve kendisi dışında bir hedefinin bulunması mümkün değildir! Yani hedef, bütünüyle o hareketin kendisidir! Kısacası, bunun böyle olması, o amelin ahlakî ve vicdanî oluşunun göstergesidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat “gerçekçi Hüseynî kıyam algısına sahip” olanlar açısından, dini hareketlerde her zaman bir amaç mevcuttur! Diğer bir ifadeyle, dini bir hareket denildiğinde akla gelen şey, insanın o hareket ve amelden cenneti ve sevabı kazanması, cehennem ve ilahi azaptan uzaklaşmasıdır! Bunlar (cennet ve cehennem), “dini amellere verilen unvanlardır!”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şayet imam Hüseyin’in bu kıyamıyla cenneti talep ettiğini, cehennem azabından kurtulmak istediğini ve İslam’ı savunduğunu düşünür isek, o taktirde imamın bu hareketinin “ahlaki” ve “vicdani” bir hareket değil, “dini” bir hareket olduğunu kabullenmemiz gerekir! Çünkü vicdani ve ahlaki hareketlerde, hareketin dışında asla bir hedef gözetlenmez! Örneğin gözünüzün önünde bir çocuk ateşe ya da suya düşecek bir halde olur ise, anında onu tutup kurtarırsınız, ya da anne ve babanızın ziyaretine gittiğinizde, asla bunu bir sevap almak kastıyla yapmazsınız! Şayet “sila-i rahimde bulunmak ömrü uzatır” hadisi üzerinden bu düşünceyle gider iseniz, o taktirde yapılan bu hareket, ahlaki bir hareket değil, dini bir hareket olmuş olur!,</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU</strong></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 10:09:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TARİHTE BİLİNEN İLK TÜRK ŞAİRİ</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/tarihte-bilinen-ilk-turk-sairi-674</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/tarihte-bilinen-ilk-turk-sairi-674</guid>
                <description><![CDATA[TARİHTE BİLİNEN İLK TÜRK ŞAİRİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Geçmişe, atalarımıza doğru bir yolculuk yapalım.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve Türk soydaşlarımızı hatırlayıp bir selam gönderelim istedim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türklerin ilk şairi kimdir?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne yazmıştır?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir göz atalım.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yıl, 700 dönemleri…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tarihin ilk yeniliklerinde öne çıkan Yüce Türk Devleti</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Türk</strong> <strong>Uygur Devleti</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">745-840 yılları arasında Orta Asya'da hüküm sürmüşlerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">840 yılında Kırgızların saldırıları sonucu yıkılmıştır.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white"><strong>Uygur Devletin özellikleri nelerdir?</strong></span></span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Kurucusu, Kutluk Bilge Kül Kağan'dır. Başkenti ise Ordu-Balık’tır (Karabalgasun). </span></span></p>
	</li>
</ul>

<ul>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Göçebe yaşamı bırakıp yerleşik hayata geçip tarım ve ticarete yönelen ilk Türklerdir.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Maniheizm / Budizm dinlerini kabul eden ilk Türk devletidir.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Türk tarihi içerisinde ilk defa şehirler ve kasabalar kurmuşlardır.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Kütüphane kuran ilk Türk devletidir.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Töreyi yazılı hale getiren ilk Türk devletidir.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Bankacılığın ve faizciliğin temelini oluşturmuşlardır.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Kalıcı mimari eserler; tapınaklar, saraylar ve su kanallarını ilk inşa edenlerdir.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Bögü Kağan döneminde (762) Maniheizm resmi devlet dini olarak kabul edilmiştir. Bu dinin etkisiyle et tüketmeyi ve savaşmayı bırakan Uygurlar, barışçıl ve sanatsal bir yaşama geçmişlerdir. </span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Matbaa ve kâğıdı kullanarak ilk Türk devletidir. İlk kez hareketli harf sistemli Türk matbaasını geliştirmişler, 18 harfli Uygur alfabesini kullanmışlardır. Fresk (duvar resmi) ve minyatür sanatında ileri gitmişlerdir.</span></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Uygurlar; kültürel, ekonomik ve mimari alanlarda Türk tarihinin en önemli devletlerinden biri olmuştur.</span></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Uygur Türkleri, tarım havzalarına göç ederek Doğu Türkistan Özerk Uygur Eyaleti denilen ve Çin sınırları arasında kalan bölgeye göç etmişlerdir. Hoço ve Hanbalık dolaylarında Uygur Kağanlığı, Karahoca Uygur Krallığı, Kansu Uygur Krallığı, Doğu Türkistan Hoca-Hanlar gibi hanlıklar kurmuşlardı. Uygurlara ait bir destan olan&nbsp;<strong>Göç Destanı</strong> yerleşme hikayesini anlatır. </span></span></p>
	</li>
</ul>

<p style="margin-left:48px"><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><span style="background-color:white">Bilinen ilk Türk Şair, Aprınçor Tigin</span></strong><span style="background-color:white">,&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Uygur&nbsp;dönemine ait&nbsp;Mani&nbsp;dininin etkisinde şiirler yazmış adı bilinen ilk&nbsp;Türk&nbsp;şairidir.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Turfan&nbsp;kazılarında bulunan şiirleri ilk kez 1919'da yayımlanmıştır. Bulunan iki şiirinden ilki, üç dörtlükten oluşan ve ilahi tarzında yazılmış bir övgü olup ilk dörtlüğü zedelenmiştir. Aprın Çor Tigin'in ikinci şiiri, aşk konusunda yazılmış din dışı bir şiirdir. Yedi dörtlükten oluşan bu şiirin ilk dörtlüğü kayıptır. “Sevgili” adı verilen bu şiir, Uygur edebiyatının ilk ve en eski lirik şiir örneği sayılır.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu şiir, Uygur edebiyatının, dolayısıyla Türk şiirinin ilk ve en eski lirik şiir örneği sayılmaktadır. (8-9.yüzyıl)<br />
<br />
<strong>SEVGİLİ</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Kasıncığımın öyü kadgurar men / Kadıncığımı düşünüp dertlenirim</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadgurdukça&nbsp;/ Dertlendikçe</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kaşı körtlem / Kaşı güzelim </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kavışıg sayır men / Kavuşmak isterim</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Barayın tiser / gideyim desem </span></p>

<p><span style="color:#000000">Barç amrakım / güzel sevgilim </span></p>

<p><span style="color:#000000">Baru yime umaz men / gidemem yine ben</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bağırsakım / sadık yarim </span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kireyin tiser / gireyim desem </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kicıgkiyem / küçüğüm</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kirü yime umaz men / giremem yine ben</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kin yıpar yıdlıgım / amber -misk kokulum</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yaruk tengrler / parlak tanrılar </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yarluk azunın / buyrugu ile</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yavaşım birle / yavaş huylum ile</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yakışıpan adrılmalım / kavuşup ayrılmayalım</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Küçlüg piriştiler / güçlü periler - meleklerin-</span></p>

<p><span style="color:#000000">Küç birzünin / güç vermesiyle</span></p>

<p><span style="color:#000000">Közi karam birle / gözü karam ile </span></p>

<p><span style="color:#000000">Külüşüben külüşigin oluralum / gülüşüp oturalım</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aprınçor Teğin:</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Kırgızlar, çoğunluğu Kırgızistan'da yaşayan Türk halkı. Türklerin bilinen en eski yazılı belgeleri olan Yenisey ve Orhun Yazıtları'nda Kırgızlar, tarihleri çok eskiye dayanan Türk kavimleri arasında zikredilmektedir.</span></span></p>
	</li>
</ul>

<p><span style="color:#000000">Kaynak bilgiler:</span></p>

<p><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Apr%C4%B1n_%C3%87or_Tigin" style="color:#0563c1; text-decoration:underline">https://tr.wikipedia.org/wiki/Apr%C4%B1n_%C3%87or_Tigin</a></p>

<p><a href="https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/bilinen-ilk-turk-sairleri-ile-siirleri/73991" style="color:#0563c1; text-decoration:underline">https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/bilinen-ilk-turk-sairleri-ile-siirleri/73991</a></p>

<p><a href="https://www.liseedebiyat.com/ders-notlari/31-9-sinif-tuerk-edebyati10/6494-ilk-turk-yazarlari.html" style="color:#0563c1; text-decoration:underline"><span style="background-color:white">https://www.liseedebiyat.com/ders-notlari/31-9-sinif-tuerk-edebyati10/6494-ilk-turk-yazarlari.html</span></a></p>

<p><span style="background-color:white"><span style="color:#0563c1"><u><a href="%0dhttps:/tr.wikipedia.org ›%20wiki%20›%20Kutadgu_Bili%0d" style="color:#0563c1; text-decoration:underline">https://tr.wikipedia.org&nbsp;› wiki › Kutadgu_Bili</a></u></span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Ek bilgi notu:</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">* * *</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white"><strong>Kutadgu Bilig</strong>: Eserin genel özellikleri ·&nbsp;<strong>Mesnevi tarzında ve aruz vezniyle yazılmıştır</strong>. · Siyasetname türünün Türk edebiyatındaki ilk örneğidir. · Eski Türkçe olarak kabul&nbsp;...</span></span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Dîvânu Lugâti't-Türk</strong>, 11. yüzyılda (1072-1074) <strong>Kâşgarlı Mahmud</strong> tarafından Araplara Türkçe öğretmek ve Türkçenin zenginliğini kanıtlamak amacıyla yazılmış; ilk Türkçe sözlük ve aynı zamanda bir dil bilgisi ve ansiklopedi kitabıdır</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:59:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HÜSEYNÎ KIYÂM -3</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/huseyni-kiyam-3-673</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/huseyni-kiyam-3-673</guid>
                <description><![CDATA[HÜSEYNÎ KIYÂM -3]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Üzülerek belirtmeliyim ki, “saadet asrı” diye tarif ettiğimiz İslam’ın ortaya çıktığı asrın ilk yarısında, kıyamete kadar asla unutulmayacak cinayet ve hıyanetlerle dolu birkaç kara ve karanlık sayfalarımız vardır. Bunları “Cemel”, “Sıffin”, “Nehrivan” ve “Kerbela” savaşları diye sıralayabiliriz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kara sayfalarımızdan hiç birisi tarihe gömülüp kalmamıştır. Aksine her biri kendinden sonraki dönemler için birer mektep, ekol ve davaya dönüşmüştür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Açıkçası bizler tarihi ne görmezden gelebiliriz ne de yok olarak hesap edebiliriz, çünkü tarih, bizlerin müdahale edebileceğimiz bir şey değildir, zira bizden önce yaşanmış olaylardır! Önemli olan tarihi incelemek, fakat orada kalmamaktır! Çünkü bizler, başkalarının tarihi üzerinden karar vermekle değil, kendi tarihimizi yazmakla mükellefiz! Daha açıkçası biz, kendi yazdığımız tarihin sevap ve günahından sorumluyuzdur, başkalarının yazdıkları tarihten değil! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Evet, geleneksel kabulde yukarıda adını verdiğimiz bu tarihi olayların baş aktörleri, Müslümanlar arasında “hak ve batıl” ın ölçüsü olarak kabul görmüş, asırlarca ve belki de kıyamete kadar onlar için ilham kaynağını teşkil eden fenomenler olmuş ve olacaktır da. Çünkü, gelenekçilere göre bu savaşların baş aktörleri, İslam’ın ilk şahsiyetleri olmaları hasebiyle her söylem ve eylemleri kendinden sonrakiler için örnek teşkil eden, “itikadî”, “amelî” ve “ahlakî” hükümlerin mercii olan İslam peygamberinin (sav) “Ehl-i Beyti”, “Ashabı” ve ümmü’l-mü’minin “Ayşe” gibi zevcelerinden müteşekkil kimselerdirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İslam peygamberi (sav)’in vefatından kısa bir zaman sonra ilk olarak “Cemel” savaşı, peygamberin eşi, ümmü’l-müminin Ayşe ile damadı, amcasının oğlu ve halifesi olan imam Ali (as) arasında, ikinci savaş olan “Sıffin” savaşı da yine İslam peygamberi (sav)’in ashabından, dönemin Şam valisi Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye ile imam Ali (as) arasında, üçüncü savaş olan “Nehrivan” savaşı ise, Sıffin savaşında imam Ali (as)’ın ordusu içerisinde yer alan, fakat Muaviye ve Amr b. As tarafından mızraklı Kuran sayfalarıyla aldatılıp, imam Ali aleyhine kışkırtılan “Bedevî” Müslüman askerler tarafından yapılmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam Ali (as), Nehrivan savaşından kaçıp kurtulan Abdurrahman b. Mülcem Muradî tarafından Kufe mescidinde, sabah namazında, secde esnasında, arkadan zehirli kılıç ile vurulup şehit edilmesinden yirmi yıl sonra, İslam tarihindeki en kirli olay ve Müslümanların alınlarından kıyamete kadar bir daha hiç silinmeyecek ve sonsuza dek bir kara leke olarak kalacak olan hadise, kuşkusuz “Kerbela hadisesi” dir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu hadisenin baş aktörü, İslam peygamberinin soyunun kendisinden devam edeceğini söylediği kızı Fatıma’nın oğlu imam Hüseyin (as) dır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kerbela’da imam Hüseyin (as) kendisiyle birlikte ailesinden on yedi kişi ve sadık dostlarından da 55 kişi olmak üzere toplam 72 kişi, emsali görülmemiş bir şekilde hunharca şehit edilmiştir. Kafaları kesildikten sonra bedenleri atların tırnakları altında çiğnetilmiş, cenazeleri defnedilmeden ve namazları kılınmadan sıcak kumlar üzerinde o şekilde terkedilmişlerdir! İmamdan geriye kalan kadın, çocuk, yeğen ve yakınları da esir alınmıştır. O dönemlerde esir alınan kafirlere dahi yapılmadık işkenceler, kendi peygamberlerinin Ehl-i Beyti’ nden olan esirlerine yapılmıştır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha sonraları, gelenekçi Müslümanlar arasında Kerbela yüzünden Müslümanlar, Ehl-i beyt taraftarları ve Ehl-i beyt’e ilgisiz kalanlar olarak ikiye bölünmüşlerdir. Ehl-i Beyt ve imam Hüseyin’in yanında yer alanlara “Şii”, bu işi “tasvip etmemeleriyle birlikte(!)” İmamın düşmanlarına karşı cephe almayanlara “Sünni” denilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her iki kesimin de peygamberi olan Hz. Muhammed (sav)’in soyunun hunharca katledilmesine ilgisiz kalmak, elbette ki vicdanen kabulü mümkün değildir. Üstüne üstelik bir de Sünni alimlerin “elimizin karışmadığı şeye dilimiz de karışmasın” diye fetva vermeleri ve Ehl-i Beyt zalimlerinin bu cinayetlerini yargılamaktan uzak durmaları, Şii Müslümanlar tarafından hoş karşılanmamış, onların Sünni Müslümanlar hakkında menfi düşünmelerine ve ümmet içerisinde bölünmelere sebebiyet vermiştir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç itibariyle, gelenekçi Müslümanlardan bir kesimin (Sünnilerin) Kerbela olayını tarihte bırakmak isteği, diğer kesimin (Şiilerin) ise bu olayı daha yüksek bir seviyeden dillendirmesi ve ağıtlar yakması, her iki kesim arasında gittikçe derinleşen bir ayrımcılığa sebebiyet vermiştir! Oysaki her iki kesimin de ortak değeri olan Yüce “İslam” ın yaşaması uğruna bir tür ağır bedel olarak ödenen Kerbela hadisesi, şayet Şii ve Sünni kesimden sağ duyulu ve her türlü mezhebi taassuptan arınmış, yalnızca Hakkın rızasını gaye edinmiş alim, aydın, akademisyen ve araştırıcılar tarafından masaya yatırılmış olursa, “ayrıştırıcı” gibi gözüken bu meselenin “birleştirici” bir unsur olduğu muhakkaktır. Zira Nebi’nin Ehl-i Beyti, her iki kesimin de sevdiği, saydığı ve sahiplendiği değerlerdir! Buradaki asıl sorun, her iki kesimden alimlerin bir araya gelip bu meseleyi kendi aralarında konuşamamalarıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tarafsız ve objektif bir bakışla meseleye bakarsak, İslam aleminde (Vehhabiler hariç), Osmanlı dönemi de dahil imam Hüseyin (as)’a ağıt yakmayan hiçbir millet olmadığı gibi, yine bu zulmü alkışlayan hiçbir Müslüman da yoktur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Müslümanların yaşamakta olduğu hemen her ülkede halk kültürü ve edebiyatı yönüyle Türkçe, Kürtçe, Farsça, Arapça, Azerice, Orduca ve diğer birçok lehçelerle, Kerbela ve İmam Hüseyin hakkında muazzam bir yas tutma ve ağıt yakma birikimi oluşmuştur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Diyebiliriz ki, Müslümanların yaşadıkları tüm coğrafyalarda, geleneksel olarak imam Hüseyin (as) ile ilgili ağıtlar vardır. Acı ve ağıtın tonu farklı olsa da rengi hep aynıdır. Kimisi şiirsel, kimisi ağıtsal türküler ve kimisi de mersiye biçiminde İmam’a yas tutmuş ve içlerini çekmişlerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve yine gelenekçi Müslümanlar nezdinde Kerbela hadisesi yalnızca ağıt diliyle anlatılmamış, İslam edebiyatçılarının ve tarihçilerinin konusu olduğu gibi, dinler tarihi, sosyoloji, tasavvuf, irfan, hadis, kelam ve musiki gibi bilim dallarında da yer edinmiş ve olaya çok geniş bir çerçeveden bakılmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gelenekçi Müslüman topluluğun inanç dünyasının şekillenmesinde de önemli etkisi bulunan bu hadiseye, aslında aşağıda sıraladığımız birkaç boyuttan bakmak lazım:</span></p>

<p><span style="color:#000000">a-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kerbela vakıasının öncesi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">b-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bizzat yaşanmasını ve sonrasını kapsayan tarihsel süreç.</span></p>

<p><span style="color:#000000">c-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yaşanan bu olayın tarafları.</span></p>

<p><span style="color:#000000">d-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Olay sonrasında oluşan inanç uygulamaları ve bunların günümüze yansımaları.</span></p>

<p><span style="color:#000000">e-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kerbela yaklaşımında yöntem sorunu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">f-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Farklı İslam mezheplerinin Kerbela algısı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Müslüman toplumun tarihinde önemli kırılma ve dönüm noktalarından biri olan ve tarihin seyrini bir türlü etkileyen bu hadiseyi tek elden tahlil etmek, elbette ki konuya haksızlık etmek olur. Asıl olan bu önemli ve emsali bulunmayan hadisenin doğru tahlilinin yapılabilmesi, farklı dallardan uzman araştırmacıların değerlendirmesi ve ümmet üzerindeki yapıcı ve yıkıcı etkilerinin tarafsız ve ciddi bir şekilde ortaya konmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gelenekçi İslam tarihi açısından çok önemli izler bırakmış ve Müslümanların vicdanlarında dermansız derde dönüşmüş ve sonuç itibariyle de bir mektep halini almış bu önemli vakayı, trajedik bir hadise gibi değerlendirmek ve ağıtlar yakmak, konuyu basite indirgemek olur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Diğer taraftan, tarihte vuku bulan nice menfi olaylar, ibret alınmadığı için hep tekerrür edegelmiştir. Oysaki gerek İslam dünyası ve gerekse insanlığın geleceği için ibretamiz ve eğitici derslerle dolu olan Kerbela olayı, üzerinde önemle düşünülmesi gereken akıl, bilim, sosyoloji ve ahlak zaviyesinden analiz edilerek ileriye yönelik atılacak müspet adımların oluşmasına en güzel katkı sağlayacak önemli bir yöne sahiptir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kerbela hadisesine dünyadaki Müslümanlardan “Ehl-i Sünnet” gibi önemli bir bölümün hala dahi ilgisiz kalması ve Kuran’da dahi geçen bu kadar önemli değerleri yalnızca matemcilere terk etmesi, Müslümanlardan diğer bir kesimin ise o olaya yalnızca yas tutarak yaklaşması, o vakıanın ciddi bir şekilde anlaşılmadığının göstergesidir ve tüm Müslüman aydın ve alimlerin bu noktada tarihi bir sorumlulukları vardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Gerçekte Kerbela vakıası, anmaktan daha ziyade anlaşılmaya değer bir olaydır. Kerbela’yı hiç bilmeyenler ile bilip de onun mesajını, sevap kazanmak için döktükleri göz yaşlarıyla perdeleyenler aynı kategoriye girerler. Çünkü bir davayı yaşatan, onun verdiği mesajıdır! Şayet mesajı yok ise, dava ya yoktur ya da ölmüştür, ölünün de mesajı olmaz! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kerbela vakıası asırlardır farklı mezhep ve ekollere sahip her mümin ve Müslüman için bir yönüyle kanayan bir yara ve hüzünlü bir nakarat olmuş, diğer yönüyle de adalet, şecaat, izzet, iffet, ihlas, direniş, inkılap, şehadet, fedakârlık, vefakarlık, aşk vs.nin öğrenildiği eşsiz bir mektep şeklini almıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kerbela vakıasının mektepsel boyutunu idrak edebilenler, bu olayın gerçekleşmesine neden olan faktörlerin neler olduğunu, faillerinin kimlerden ibaret bulunduğunu, vermiş olduğu mesajların ve oluşturduğu ruhun nasıl bir mesaj ve ruh olduğunu araştırmaya koyulurken, bu açısını idrakten yoksun, “uyduruk Hüseynî kıyam algısı olanlar”, yalnızca olayın kan ve trajedi boyutuna ilgi duymuşlardır. Oysaki o sahada imam Hüseyin ve ashabının yalnızca fiziki bedenleri parçalanmamış, aynı zamanda imamın uğrunda canını feda ettiği yüce İslam dini de paramparça edilmiş ve ceddinin ümmeti de adeta bir daha bir araya gelmeyecek şekilde çeşitli isimler altında dağılıp gitmişlerdir. Halbuki Kerbela’da katledilenler, tüm Müslümanların ümmeti olmakla iftihar ettikleri peygamberlerinin can parçasıydı. “Peygamberlerinin can parçalarının başına getirilen bu elim olaylara ilgisiz kalmak, peygamberin kendisine ilgisiz kalmakla eş değerdir!”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Böylesine bir lakaytlığın (Allah korusun), tevhit inancının muvahhit bir kimsede oluşturduğu şahsiyetle örtüşmesi asla mümkün olamaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Müslümanlardan bir bölümünün Hz. Hüseyin (as)’ın ve ashabının başına gelenleri tasvip etmemelerine rağmen, imam Hüseyin’i savunanlarla aynı safta yer almamaları, haklı olarak gelenekçi Hüseyinciler tarafından suçlu gibi gözükmüşlerdir. Fakat ne ilginçtir ki, suçlanan kesim de buna mukabil kendilerini suçlayan Hüseyincilere karşı, “Hz. Hüseyin hatırasına saygısızlık etmiş oluruz” endişesiyle onlara cevap vermemişlerdir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Doğrusu ben, Kerbela vakıasının İslam ümmeti arasında bir “ayıraç” vazifesi görmesi yerine, “birleştirici” bir unsur vazifesi görmesi gerektiği kanaatindeyim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Artık Kerbela vakıasının geçmişte olduğu gibi Sünni-Şii toplumunun birbirlerini suçlama, dışlama ve kınama yerine, birbirlerini anlama vesilesi olmasının dini bir vecibe olduğu inancındayım. Gelenekçi Müslümanların her iki kesiminin de geçmişten miras aldıkları kavga ve ayrışmaları günümüze ve gelecek nesillere aktarmak yerine, karşılıklı konuşma zamanının geldiği ve hatta geçtiği düşüncesindeyim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Konuyu Şöyle Sonuçlandırabiliriz </span></p>

<p><span style="color:#000000">İslam tarihinin ilk yarım asrında gerçekleşen siyasi, sosyal, teolojik ve diğer gerekçelerin etkileriyle meydana gelen Kerbela vakıası, tek başına bir etkenin tesiriyle vücuda gelmiş bir olay değildir. Bunu böyle düşünmek hem Hüseyin’e hem de davasına ihanettir. Zira, böylesine büyük fedakarlıklarla bu davayı meydana çıkaran şahsiyet, normal bir Müslümandan ziyade, nübüvvetin kucağında büyümüş, vahyin ilkeleri doğrultusunda adımlarını atmış ve her sözünü Muhammedî nefes ile söylemiş seçkin bir şahsiyettir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gerçek şu ki Hüseyin’in bu mücadelesi, her zaman adalet karşısında gücü temsil edenlere bir tehdit olarak yaşayacaktır. Çünkü Yezit ’ten sonraki dönemlerde de ve hatta günümüzde de adı Yezit olmasa da bu geleneğin temsilcileri her yerde ve her zamanda güce ve keyfiliğe dayalı tahakkümlerini sürdürmüş ve sürdürmeye de çalışmaktalar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam Hüseyin (as)’ın Yezit ile savaşı din kaynaklı (Yahudi-İslam), bölge kaynaklı (Doğu-Batı), mezhep kaynaklı (Sünni- Şii), mahalle kaynaklı (Bedevi- Medeni) ve de ırk kaynaklı (Arap-Acem) bir savaş değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kerbela olayında imam Hüseyin’in tüm Müslümanlara öğrettiği iki şey vardır: Biri, insanlar arasında ceddi Resulullah’ın ve babası Ali’nin yönetimini teşkil eden “adalet”, diğeri de Emevî ve tüm Tağutilerin yönetimini oluşturan “güç”.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha doğrusu yeryüzünde iki tür savaş/mücadele mevcuttur. Bunların yapıları öyle tasarlanmıştır ve birisi bittiği yerde diğeri başlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam Hüseyin (as) şöyle der: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Benim yöntemim, ceddim Resulullah ile babam Ali b. Ebu Talip’in yöntemini yeniden ihya etmektir. Ben bunun için yola koyuldum. Benim onlardan öğrendiğim düsturlar şunlardır; ‘hakları için mücadele etmeyenler, haklarıyla birlikte şereflerini de kaybederler’.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Belki de imam Hüseyin (as) bu savaşta dünyevi haklarını kaybetmiştir ama, “şerefini kazanmıştır.” Böylece “şerefli mahlukat ne demektir bilmiyorduk” demememiz için bizlere örneklik teşkil etmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her yerin Kerbela ve her günün aşura olduğu bu çağda imam Hüseyin (as) bize öğretmiştir ki, “adalet için savaşanlar, daima küçük bir azınlık olarak kalmaya mahkumdurlar ve sadece bu yüzden bile adalet için savaşmaya mecburdurlar!”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:56:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KERBELA’NIN ANLAMI: ZALİME KARŞI DİK DURMAK</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kerbelanin-anlami-zalime-karsi-dik-durmak-672</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kerbelanin-anlami-zalime-karsi-dik-durmak-672</guid>
                <description><![CDATA[KERBELA’NIN ANLAMI: ZALİME KARŞI DİK DURMAK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">1446 yıl önce On muharrem günü peygamberimizin sevgili torunu Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edildiği gündür. On muharrem günü, hem bir matem günü hem de haklı olanların, adaletten yana olanların zalimlere ve despotlara karşı direnme günüdür. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Hz. Hüseyin, bin dört yüz kırk altı yıl önce, yönetimi zorla, hileyle ve suikastlarla ele geçiren zalimlere karşı mazlumların hakkını savunmak için ayağa kalkmıştı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Hz. Hüseyin, hak, adalet ve iyi ahlak üzerine kurulan İslam devletini, saltanat rejimine dönüştüren Emevi iktidarına karşı Hakk’ı savunmak için direnmeyi seçmişti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Emevi sülalesi Mekke’nin fethinden sonra Müslümanlığı kabul etmişti. Hz. Hüseyin ve yetmiş iki yoldaşını Kerbela’da vahşice katlettiren Muaviye oğlu Yezid bu sülaledendi. Muaviye ve Yezid’in Peygamberimizin ehlibeytine karşı düşmanlıkları daha öncesine dayanıyordu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Muaviye’nin dedesi Utbe, Utbe’nin kardeşi Şeybe, kayın biraderi Velid Bin Utbe ve ağabeyi Hanzala Bedir savaşında Hz. Ali tarafından öldürülmüştü. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İşte, Muaviye oğlu Yezid bu kin ve düşmanlıkla büyütülmüştü. Gaddarlığı ve acımasızlığı buradan geliyordu. Kerbela katliamından sonra </span></span><strong><em><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Dedemin, amcamın ve dayımın intikamını aldım”</span></em></strong></span></span></em></strong><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;demesinin nedeni de buydu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Yezid bu katliamı, savaşmanın, insan öldürmenin yasak olduğu haram aylardan olan Muharrem ayında yapmıştı. Yani, Emevi saltanatını kuranların İslam’a, geleneklerine ve örfüne de saygısı yoktu. Şam </span></span></span><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">sarayında zevk ve sefa içinde yaşıyorlardı. Tek amaçları bu sefil hayatlarını ve iktidarlarını devam ettirmekti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Nitekim Yezid, iktidarının devamı için; Medine’yi işgal edip, yağmalamaktan, yüzlerce sahabeyi şehit etmekten, binlerce mümini katlettirmekten de çekinmemişti. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Aynı Yezid, kutsal şehir Mekke’ye de saldırmış, Mancınıklardan attırdığı taş gülleleri ile Kabe’ye zarar vermiş ve Kabe’nin örtüsünün yanmasına da sebep olmuş birisiydi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Kısaca, gerek Muaviye gerek Yezit İslam dinine kalpten değil, göstermelik olarak inanmış bir aileden geliyordu. Bu nedenle Ehlibeyt’e kast etmişlerdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bugün Kerbela’yı anmak Filistin’de, Gazze de, Lübnan’da, İran’da emperyalistlerin ve Siyonistlerin saldırısına uğrayan mazlum ve masum olanların hakkını savunmaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bugün Kerbela’yı anmak, dünyanın neresinde olursa olsun, rengi, dili, dini ve mezhebi ne olursa olsun, ezilen, zulme uğrayan, katledilen tüm insanların hakkını savunmaktır. Çünkü bu değerler evrenseldir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Peygamberlerin tebliğ ettiği hiçbir kutsal kitapta insanlara zulüm ve katliam yoktur. Hepsi de iyiliği öğütlemiş, barış içinde yaşamayı ve adalet ilkeleri doğrultusunda yönetmeyi emretmişlerdir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İşte; Anadolu İslam’ın temsilcileri olan Hacı Bektaş-ı Veli, Anadolu ve Horasan erenleri bu ilkeler doğrultusunda irşat da bulunmuş ve coğrafyamızı bir güneş gibi aydınlatmışlardı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Onların İslam anlayışı hoş görüye, Allah sevgisine, peygamber sevgisine, Ehlibeyt sevgisine ve insan sevgisine dayanıyordu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Onların İslam anlayışı, korku üzerine değil, sevgi üzerine inşa edilmişti. Onun için tebliğ ettikleri değerler evrensel olmuştur. Onun için bugüne kadar ayakta kalmıştır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:14,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İnsanlığın kutsal değerleri için şehit olan başta peygamber efendimizin ciğer paresi Hz. Hüseyin olmak üzere, tüm Kerbela şehitlerini rahmet ve minnetle anıyor, ruhları şad, mekanları cennet olsun. Onları hunharca katledenlere de lanet olsun. </span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 19:45:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BARBARLARI BEKLERKEN...</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/barbarlari-beklerken-671</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/barbarlari-beklerken-671</guid>
                <description><![CDATA[BARBARLARI BEKLERKEN...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Uzun zaman önce, cahillikle at başı giden otoriterleşme ve yabanlaşmanın toplumsal yansımaları üzerine bir film senaryosu yazmak fikrim vardı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">90’ların başında dünyada tartışılan “<em><strong>post-modernizm</strong></em>”, “<strong><em>küreselleşme</em></strong>” gibi kavramların felsefi tellallığını yapan post-yapısalcılar Jacques Derrida, Jean Baudrillard’ın başını çektiği “<strong><em>ekip</em></strong>” öncelikli olarak “<em><strong>ulusal birlik</strong></em>” kavramını hedef almışlardı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Mutlak gerçek yoktur</strong></em>”, “<strong><em>büyük hikaye&nbsp;çağı sona erdi</em></strong>”, “<strong><em>tarihin sonundayız</em></strong>”, “<em><strong>dilsel, kültürel ve toplumsal sistemler kesinlik içermez</strong></em>”, “<em><strong>anlamsallık değişkendir ve karşıtlarıyla tedricen ve yeniden anlamlandırılır</strong></em>” ve benzeri argümanlarla çağımızın tüm değerlerinin boşa çıkarılması görevini üstlendiler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Diyebilirim ki, emperyalist kapitalizmin tarihteki bu en büyük “<strong><em>entelektüel</em></strong>” operasyonu küreselcilik eliyle, tüm dünyadaki eğitimli insanların dejenerasyonuna yol açan bir sürecin de işaret fişeği oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ahlaki kriterlerin yok olduğu, şiddetin, paranın ve iktidar gücünün toplumsal ilişkilerin zirvesini işgal ettiği bir dünyaya işte bu “<strong><em>her şeyin hiçbir şeye dönüştürüldüğü</em></strong>” felsefi zorlama ile freni patlamış bir otomobil içinde gönderiliyorduk!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu gözlemlerimi bir sinema filmi senaryosuna dönüştürmek üzerine planlar yaparken, aklımda bir tek film ismi vardı: “<strong><em>Barbarları beklerken</em></strong>”!</span></p>

<p><span style="color:#000000">***</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Barbar</strong></em>”&nbsp;kelimesinin kökeni, dünya dil tarihindeki en ilginç ve en şaşırtıcı hikayelerden birisi için örnek gösterilebilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kelimenin kökeni, Antik Yunancadaki&nbsp;“<em><strong>barbaros</strong></em>” (βάρβαρος)&nbsp;sözcüğüne dayanır. Antik Yunan döneminde, yabancıların çıkardığı sesler&nbsp;“<em><strong>bar-bar-bar</strong></em>”&nbsp;şeklinde algılanıp tanımlanırdı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Açıkçası, o dönemde “<em><strong>Barbaros</strong></em>” da, kelime anlamıyla&nbsp;“<em><strong>kekeleyen, anlaşılmaz bir dilde konuşan, yabancı</strong></em>”&nbsp;demekti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Homeros’un,&nbsp;İlyada&nbsp;destanında Karyalılar için kullandığı “<strong><em>barbarophonos</em></strong>” ifadesi bu anlamdadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani, bu dönemde kelime henüz bir “<em><strong>vahşet</strong></em>” veya “<strong><em>kaba zorbalık</em></strong>” gibi anlamlar içermiyordu, sadece “<strong><em>Yerli (Yunan) olmayan-yerli dilde (Yunanca) konuşmayan</em></strong>” herkesi tanımlamak için kullanılan kavramsal bir içeriğe sahipti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kelimeyi Yunanlılardan “<em><strong>ödünç alan</strong></em>” Romalılar ise, “<em><strong>Barbar</strong></em>”&nbsp;kelimesini Roma imparatorluğu sınırları dışında yaşayan herkes için kullandılar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Böylece kelime kavramsal dönüşüm geçirdi. “<strong><em>Ait olmayan</em></strong>”a karşı tehdit algısını güçlendirdi ve devam eden süreçte kelimeye&nbsp;tedricen “<em><strong>yıkıcı, kaba zorba, medeniyetsiz ve acımasız</strong></em>”&nbsp;anlamları yüklendi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Etimoloji biliminde, kelimenin Kuzey Afrika’daki “<strong><em>Berberi</em></strong>” topluluğunun ismiyle bir köken bağı&nbsp;olduğu da dikkate alınır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, bu noktada da,&nbsp;Berberi&nbsp;isminin Kuzey Afrika yerli halkının kendi kendilerine verdikleri bir ad değil, dışarıdan yakıştırılmış bir isim olduğunu belirtmek gerekir. Kuzey Afrika’yı işgal eden Romalılar buradaki yerli halkı “<strong><em>barbarus</em></strong>” olarak isimlendirmişlerdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dipnot bilgisi olarak şunu da ekleyeyim: Kuzey Afrika’nın bu kadim yerli halkı, aslında kendilerine&nbsp;“<em><strong>Amazigh</strong></em>”&nbsp;demektedir. Bu kelime kendi dillerinde&nbsp;“<em><strong>özgür insanlar</strong></em>”&nbsp;veya&nbsp;“<em><strong>asil insanlar</strong></em>”&nbsp;anlamına gelir. Konuştukları dile de “<em><strong>Tamazight</strong></em>”&nbsp;adı verilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tarihsel konteksti içerisinde “<em><strong>zorbalık uygulayanlar, zorbalar</strong></em>” olarak anlamlandırılan barbarlar, günümüzde zorbalığı entelektüel, yani düşünsel alana da yaymış durumdalar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Modern dünyada barbarlık, artık sadece kaba kuvvet, yıkım veya fiziksel istila ile sınırlı değil. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Barbarlık teknolojinin, bürokrasinin ve küreselleşmenin arkasına gizlenmiş, daha rafine ve sistematik biçimlerde karşımıza çıkıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüz dünyasında barbarlığı görsel, yazınsal veya düşünsel olarak somutlaştırmak gerekiyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yalanla, saptırma ile, anlam bozumu ile, yanlış yönlendirme ile, tahrifat ile, yani düşünsel zorbalıkla toplum ve birey, “<strong><em>onların</em></strong>” istediği gibi düşünmeye, davranmaya ve karar almaya itiliyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sosyal medyada bir insanın hayatını, itibarını ve psikolojisini hedef alan organize kitle hareketleri, modern dünyanın “<strong><em>meydan ateşi</em></strong>” oldu. Klavyeler birer silaha, algoritmalar ise bu nefreti büyüten araçlara dönüştü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son dönemlerde sıklıkla tanık olduğumuz, bireyin en mahrem alanlarına yönelik “<strong><em>veri madenciliği</em></strong>”, yapay zekâ izleme sistemleri ve kameralarla şantaj yapılacak “<strong><em>malzeme</em></strong>”lerin bireyin rızası dışında ele geçirilmesi, insanın ruhsal bütünlüğüne yönelik modern zorbalıktan başka bir şey değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öte yandan, beton yığınlarının arasında kalmış son yeşil alanların rant hırsına talan edilmesi, kuruyan nehirlerin ve yok olan hayvan türlerinin ortasında, maden sahaları için asırlık ağaçların, doğanın katliama uğratılması insanlığın yaşam kaynaklarına yönelik saldırganlık da açık barbarlık göstergeleridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">21. yüzyılda görüyoruz ki, barbarlık artık “<strong><em>kendi medeniyetini</em></strong>” inşa ederken, sadece kaba şiddeti, kılıç zorunu kullanmakla kalmıyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatta, ondan çok daha etkili olarak insan ilişkilerini, düşünme tarzını, karar alma sistemlerini ele geçirerek bir anlamda “<strong><em>barbarlar medeniyeti</em></strong>” kuruyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Modern</strong></em>” barbarlık düzeninde bilim ve teknoloji insanı köleleştiren, doğayı sömüren, tüm evreni “<em><strong>kâr meydanı</strong></em>”na dönüştürüyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Halbuki, Alevilik Bektaşilik için evren “<em><strong>ar meydan</strong>ı</em>”dır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Hayat denilen kavga</strong></em>”da amacımız, “<em><strong>insan-ı kâmil</strong></em>” mertebesine ulaşmak için çabalayarak, 4 kapı ve 40 makamı tamam etmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacı Bektaş Veli’nin akla, ilme ve felsefeye verdiği öncelik, günümüzün manipülatif bilgi kirliliği ile var olabilen “<strong><em>post-truth / hakikat sonrası çağ</em></strong>”a karşı bireysel ve toplumsal yolculuğumuzda önemli bir rehber olabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Örneğin, rasyonel aklı önceleyerek, “<strong><em>ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır</em></strong>” düsturu rehberliğinde, inancın dogmalardan sıyrılarak ilimle yürütülmesi, modern dünyanın dijital manipülasyonlarına ve kitle algı yönetimlerine karşı da bireysel bir uyanış ve eleştirel düşünce kalkanı sağlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü, “<em><strong>modern barbarlığın</strong></em>” insanı ve toplumları hedef alan tüm saldırılarının temel amacı, güncel teknolojilerin yardımıyla manipülasyonlar, tahrifatlar, sapkınlıklarla yaratılan algı yönetimleri aracılığı ile sağlanan “<em><strong>gerçeklik kaybı</strong></em>” üzerinden beyin kontrolünü (devamında bütün bir toplumu) ele geçirmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugünün dünyasında barbarlık, sahte bir “<em><strong>bireysel özgürlük</strong></em>” şiarıyla sınır tanımayan tüketim, hırs ve başkalarının hakkını gasp etme rasyonalizasyonuyla işlerken, klavyelerin arkasına saklanarak yapılan dijital linçler, tam bir “<strong><em>dil barbarlığı</em></strong>”na da zemin hazırlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buna karşılık, “<em><strong>eline, diline, beline sahip olmak</strong></em>” ilkesi, ahlak kuralı olmasından öte, bireyin başkasının emeğine/doğaya nasıl yaklaştığından (el), sosyal medyada ne yazdığına (dil), ve kendi arzularını nasıl yönettiğine (bel) kadar uzanan evrensel bir öz-denetim mekanizması işlevini görür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu “<em><strong>düstur</strong></em>”, kurumsal ve toplumsal çürümeye karşı bireyden başlayan bir ahlaki barikat yaratır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde, etnik ve inanç temelli ayrımcılıkların ve ötekileştirmenin küresel egemenler tarafından bir yönetim enstrümanı olarak kullanılmasına da Horasan Erenlerinin mirasını takip eden Hacı Bektaş Veli etkili bir önerme de bulunur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kanaatimce, “<em><strong>72 millete aynı gözle bakma</strong></em>” öğretisi, küresel hegemonyanın dayattığı nefret söylemine ve kültürel çatışma tezlerine karşı radikal bir hümanizm ve barış manifestosudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu noktada, değinmek gereken Hacı Bektaş Veli’ye ait en önemli düsturun “<strong><em>İncinsen de incitme</em></strong>” emrinin olduğunu düşünüyorum. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Evet, bu ilke hayatta ve “<strong><em>insan kalmanın</em></strong>” emridir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu emir, çok kez yanlış anlaşıldığı şekilde, edilgen bir boyun eğme değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tersine, kötülüğün döngüsünü kendi içinde eritme ve şiddetsiz direnişin boyun eğmeyen gücüdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bireyin, vicdanını modern dünyanın kaba ve hoyrat hissizliğine teslim etmemesini sağlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette ki, Alevilik-Bektaşilik inancı ve öğretisinin kendisini “<strong><em>zaman ötesi</em></strong>” ve evrensel kılan en önemli gücünü “<strong><em>rızalık kültürü</em></strong>” oluşturur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">8. İmam Rıza aracılığı ile Horasan’da yayılarak insani ve toplumsal ilişkilerin temel şartına dönüşen “<em><strong>rızalık kültürü</strong></em>”, bugünün bencil insanına “<strong><em>topluluk olma</em></strong>” bilincini yeniden hatırlatarak, insanın insanla ve doğayla rızalık içinde yaşayarak sürdürülebilir bir yaşam felsefesi edinmesini sunar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacı Bektaş Veli’nin öğretisini ve Horasan Erenleri’nin mirasını 21. yüzyılda emperyalizmin kışkırttığı barbarlığa karşı küresel bir inançsal ve kültürel savunma hattına nasıl dönüştürebiliriz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte, cevabını bulmamızı bekleyen asıl “<em><strong>soru</strong></em>” budur.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 16:24:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ŞİDDETİN KADINI, KIZI, IRKI OLMAZ!</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siddetin-kadini-kizi-irki-olmaz-670</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siddetin-kadini-kizi-irki-olmaz-670</guid>
                <description><![CDATA[ŞİDDETİN KADINI, KIZI, IRKI OLMAZ!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Kadına şiddet ne demek!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Anne babası senin adamsızlığın için besleyip büyütmedi kızını…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Severken güzeldi…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Koynuna girerken tatlıydı, sevmediğinde çirkin mi oldu?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevmiyorsan, saygı duymak zorundasın.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kötü söz söylemeye, hele hele el kaldırmaya asla hakkın yok!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ailesi sana hizmetçi olsun diye vermedi biricik kızını!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sen hizmet edesin, bir yuva kurasın, bir aile yaratasın, sahip çıkasın diye sana emanet verdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevmiyorsan aldığın emaneti adam gibi serbest bırakmalısın.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Haksızlık ve hak aramak!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hak derken, haksızlığa uğrayanları kabul etmiş olmakla kalmaz aynı zamanda görmüş ve farkındalık yaratmış oluruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadın hakları dediğimizde ise eşitsiz bir ortamın var olduğunu kabul etmiş oluruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa insan haklarının cinsiyeti olmaz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dini olmaz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Irkı olmaz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şiddetin de kadını, kızı olmadığı gibi yer ve mekânı da olmaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şiddet,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bazen bir parkta bir çiçeği koparmak,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bazen bir ağacın dalını kırmak</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bazen de bir hayvana tekme atmaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hangi anlamda olursa olsun, hak dediğimizde düşüncemiz uyanır, vefalı ve vicdanlı olanları rahatsız eder.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hak dediğimizde, insan yanımız büyür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hak dediğimizde doğruluktan yana tavır almış oluruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hak dediğimiz aslında adaletten yana olmaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadın haklarından söz ettiğimizde ise ilk önce aile aklımıza gelir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadın dediğimizde ev içinde çocuklarını her şeyden koruyan bir koruyucu güç olduğu aklımıza gelir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadın dediğimizde ilk önce annemiz aklımıza gelir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu yüzden,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Adam gibi adam olanlar ve tüm iyi insanlar</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadınlara sevgi, saygı duymasını bilirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadına saygısı olmayanın ise adamlığı eksik sayılır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eksik adamlar da hayatın kirli yanıdır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 16:05:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HÜSEYNÎ KIYÂM -2</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/huseyni-kiyam-2-669</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/huseyni-kiyam-2-669</guid>
                <description><![CDATA[HÜSEYNÎ KIYÂM -2]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Ayette Yüce Allah H. Musa’ya şöyle buyurmuştur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Firavun oğullarını ve Samirileri ortadan kaldırabilmen, ancak bilinçli, sabreden ve şükreden bir ümmete sahip olmana ve bu amaç uğrunda ümmetine “Allah’ın günlerini” hatırlatmana bağlıdır.” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu arada, büyük bir inkılabın zayiatı, inkılap karşıtlarının düzenbazlıkları, saf dil insanların kandırılmaları ve yine inkılabın çıkış ve inişleri, başkaları için ders ve ibrettir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Diğer bir ifadeyle, Yüce Allah’ın yer yer kulları içerisinde var etmiş olduğu kıyam harekatlarını, sevdiği kullarını topluluklara hâkim kılmaktan daha ziyade, onların nasıl davranacaklarını görmek ve kendilerine göstermek için karar kılmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim Kuran’ın birkaç ayetinde, bazı toplulukları helak etmedeki gayesinin, iş başına getirdiklerinin nasıl davranacağını görmek ve göstermek için olduğu beyan edilmiştir. Örneğin şu ayetler o duruma işaret etmektedir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Sonra da nasıl davranacağınızı görmemiz için onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık.” (Yunus: 14)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yine şöyle buyuruyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve onların yerine sizi yeryüzüne hâkim kılar da nasıl harekât edeceğinize bakar!” (A’raf: 129) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüce Allah’ın şöyle değişmez bir sünneti vardır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Kime bir nimet vermiş ise, mutlaka onu, verdiği o nimet üzerinden “imtihana” tabi tutmuştur, bunun aksi mümkün değildir”. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Buradan hareketle yukarıdaki naklettiğim ayetlerin anlamları şöyle olur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Size, yönetim ve hakimiyet nimetini, buna layık ve yeterli olduğunuzdan dolayı değil, ne yapacağınızı görmek ve sizi imtihana çekmek için verdik!”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Diğer bir ayette de şöyle buyurulur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip değiştirir. Artık onlar, sizin benzerleriniz de olmazlar.” (Muhammed: 38)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani, şayet size bir güç ve kudret verdiysek, sizden şükretmenizi isteriz ki, onu nasıl kullandığınızı bilelim. Eğer gücünüzü kötüye kullanırsanız, sizi yokluk diyarına gönderir ve yerinize, sizin gibi olmayan salih kişileri getiririz. Şayet salih olur iseniz, hayat ve hükümetinizi devam ettiririz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buna göre, “İslam hakimiyetinin bekası”, ona sadakat ile bağlı kalınmasına ve o ilahi nimete çokça şükredilmesine endekslidir ve yine onu korumak için karşısına çıkacak engel ve engebelere fazlasıyla sabretmesine bağlıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Burada şunu da hatırlatmakta yarar vardır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Bazı işlerde adalet için ayağa kalkacak birinin varlığına ihtiyaç vardır. Bazı işler hakkında da adaletten ödün vermeyecek güçlü birinin varlığı gerekir. Yüce Allah çok önemli bir işin yapılması için şöyle buyurmuştur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Ey iman edenler! Kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutanlar olun.” (Nisa :135) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayette geçen “kavvamiyn” tabirinin tekili “kavvam”dır. Bu kavram; “kıyam gücü başkalarından daha fazla olan ve yıkıcı olaylar karşısında dimdik ayakta kalan insan” anlamına gelir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayetten anlaşıldığı gibi, adalet için ayağa kalkan ile adalet için ödün vermeden ayakta kalan insanlar farklıdırlar. Aynı şekilde İslam düzenini kurmak ya da korumak için yalnızca “sabreden” olmak yeterli değildir, bizzat “çok sabırlı olmak” gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Firavun oğulları ile savaşmak ve Samirilerin tuzağına düşmemek, “çok sabırlı olmayı” gerektirir. Kurulan; “İslam hakimiyetini” korumak için de “şükreden” olmak yeterli değildir. Bilhassa “çok şükreden” olmak şarttır. Bu nedenle yüce Allah Hz. Musa’ya şöyle buyurmuştur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat. Şüphesiz ki bunda çok sabırlı, çok şükreden herkes için ibretler vardır.” (İbrahim: 5) </span></p>

<p><span style="color:#000000">“İndirilen din” açısından buraya kadarki söylenilen sözlerden alınan sonuçlar şunlardır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">1-) Hz. Hüseyin (as)’ın resmi vasiyetnamesinde buyurmuş olduğu “ceddim Resulullah’ın ve babam Ali b. Ebu Talip’in yolunu sürdürmek için kıyam ettim” sözünden maksadı, babası Ali’nin yol ve yönteminin, ceddi Resulullah’ın yol ve yönteminin aynısı olduğunu vurgulamaktı. Çünkü bu mukaddes zatların tümü de geleneksel “imamet” inancında “tek nurdandırlar!”</span></p>

<p><span style="color:#000000">2-) Resulullah (sav)’in yolu, (ayetlerde de işaret edildiği üzere) insanlara sevap kazandırmak değil onları aydınlatmaktır. Hak ve adaletin hâkim olması, ancak insanların aydınlanacakları durumda mümkün olacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">3-) Bir millet, ancak aydınlandığı taktirde hak ve adalet ehli olabilir. Toplumun aydınlanmasının yolu; Allah’ı, O’nun elçilerini ve vasilerini hakkıyla tanımasıyla ve orjinallığı bozulmamış din eksenli bir devlet teşkil etmesiyle mümkün olabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">4-) Aydınlanmanın bir kıyama ihtiyacı vardır. Kıyam ise “çokça sabreden” bir toplum ile gerçekleşir. Böyle bir toplumun da bir lider ve kitaba ihtiyacı bulunur. Kuran bize bu liderin peygamberler, kitabın ise onlara nazil olan ilahi düsturlar ve insanlara verilen akıl nimetini kullanmak olduğunu söylemiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">5-) Aydınlanma harekâtını gerçekleştiren toplumlarda birtakım zaiyatların olacağı kaçınılmazdır. Hatta toplumu oluşturmanın kendisi bile birtakım zaiyatları gerektirir. Zira tezat, tabiatın özelliklerindendir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">6-) Despot ve zalim yönetimlerin ve düzenbaz sermayedarların ortadan kaldırılmasının ancak bilinçli, sabırlı ve şükürlü bir topluma sahip bulunmakla mümkün olabileceği Kuran’da bildirilmiştir. Ve yine Kuran’da bu hususlarla ilgili Hz. Musa (as)’dan, Firavun oğullarından ve Samirilerden örnekler verilmiştir. İmam Hüseyin (as) da bu minval üzere hareket ederek Emevî ve uşaklarıyla savaşmak için kardeşi imam Hasan (as)’ın şehadetinden sonra yıllarca mücadele vermiş ve etrafına bilinçli, sabırlı ve velayetlerine uymakla çokça şükreden bir şehitler kervanı toplamıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">7-) Hüseyni kıyam, başlattığı “aydınlık harekâtı” için dünyevi açıdan büyük zayiatlar vermiştir ve kendinden sonraki topluluklar için “aydınlık harekâtının” muhaliflerinin ne denli düzenbazlıklar sergilediklerini, saf insanları nasıl kandırabildiklerini ve yine bu harekatın iniş ve çıkışlarını tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">8-) Hüseyni kıyam, yüce Allah’ın insanoğluna lütfetmiş olduğu önderlik makamının O’nun rızası doğrultusunda nasıl kullanılabileceğinin en güzel örneğidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">9-) Hüseyni kıyam; “mümin bir insanın kendini, malını, evlatlarını ve sahip olduğu her şeyini nasıl mahbubu uğrunda kullanmalıdır?” sorusunun en açık cevabıdır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">10-) Hüseyni kıyam; Yüce Allah’ın buyurmuş olduğu “Biz bazı toplulukları helak ettik ve sonra da nasıl davranacağınızı görmemiz için sizi iş başına getirdik” (Yunus:14) ayetinin en güzel tezahürüdür! Bu örnek davranışıyla hem rabbini razı etmiş hem de ceddini ve onun sadık takipçilerini gururlandırmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">11-) Hüseyni kıyam; Yüce Allah’ın kendisine lütfetmiş olduğu imamet makamının ağır bir şekilde imtihana tabi tutulduğu harekatın diğer bir adıdır. Şayet Hüseyin (as) o makamı hakkıyla kullanmış olmasaydı, çoktan tarihe hapsolup giderdi. O makamın hakkını verdiğinden dolayıdır ki, çağları aşmış ve tüm canlılığını koruyarak günümüze kadar gelmiş ve bir ekole dönüşmüştür. </span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 13:41:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUHARREM VE ALEVİLERDE ARINMA</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/muharrem-ve-alevilerde-arinma-668</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/muharrem-ve-alevilerde-arinma-668</guid>
                <description><![CDATA[MUHARREM VE ALEVİLERDE ARINMA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Her ne kadar içimizden bazıları rahatsız olsa da arınma kavramının, güncel sosyo-politik ve kültürel tartışmalar ışığında Alevi toplumu için sadece manevi bir ritüel değil, aynı zamanda toplumsal bir varoluş ve kimliği koruma mücadelesinin en temel unsurlarından biri olduğunu vurgulamak gerekiyor. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Demek ki birilerini rahatsız etmeye devam edeceğiz.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Aleviler için arınmak, sadece Muharrem’de su içmemek ya da geçmişteki acılara ağlamaktan ibaret değildir. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Günümüz şartlarında arınmak, “<em><strong>Alisiz</strong></em>” inkârcıların yürüttüğü asimilasyona karşı bir uyanış, siyasi partilerin manipülasyonlarına karşı bir basiret, iç bölünmelere karşı birlik ve ahlaki çürümeye karşı dik bir duruştur. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Alevi toplumu, ancak bu arınmayı başarabildiği ölçüde kendi liyakatli önderlerini yetiştirecek ve hak ettiği saygınlığı kazanacaktır.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Toplum ile yöneticiler arasındaki ilişki, bir topluluğun sadece bugününü değil, geleceğini de şekillendireceğinden hayati bir önem taşır. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Erdemli ve aydınlık bir toplumun sosyal meşruiyetini sağlaması, konumunu iyileştirip geleceğini inşa etmesi; ancak ve ancak o topluma öncülük edenlerin iyi niyetli, yetkin, inanmış ve adil insanlardan oluşmasıyla mümkündür. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Toplumlar, liderlerini seçerken aslında kendi ideallerini, yaşam tarzlarını, dostlarını, düşmanlarını ve medeniyet ufuklarını da belirlerler. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Nitekim pusulasını kaybetmiş toplumlar bozuk liderlerin peşine takılırken, basiretsiz yönetimler de başına geçtikleri toplumu yozlaştırır, kurumsal yapıları çökertir ve birlik iradesini akamete uğratır.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Unutulmamalıdır ki, erdemden yoksun bir toplumun yöneticisi de, yönetimi de en nihayetinde bozulmaya mahkumdur. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Fransız düşünür Joseph de Maistre, daha 1811 yılında, “<em><strong>Her millet layık olduğu şekilde yönetilir</strong></em>” dediğinde, tam da yönetici ile toplum arasındaki bu kopmaz diyalektik ilişkiye dikkati çekmişti. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Bu evrensel sosyolojik gerçeklik, bugün Türkiye’deki Alevi toplumunun yaşadığı güncel sorunlar ve geleceğe dair varoluşsal mücadelesi bağlamında çok daha derin bir anlam kazanmaktadır.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Tam da nefislerimizi sorguya çekmemiz, içsel bir arınma yaşamamız gereken, sadece İslam’ın Kur’an üzere var olması için değil, insanlığın onuru uğruna canını veren Şehitler Şahı için gözyaşı döktüğümüz kutsal Muharrem matemi günlerinde bu konulara kafa yormak son derece elzemdir. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Bu yas günleri, sadece tarihi bir acıyı anma dönemi değildir; aynı zamanda toplumsal eksikliklerimizle yüzleşmek, Hünkâr’ın “<em><strong>Eline, beline, diline sahip ol</strong></em>” düsturunu rehber edinerek özümüzü dara çekmek için de paha biçilemez bir fırsattır. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Kendimizi, ilişkilerimizi ve en önemlisi toplumsal yönelimlerimizi sorgulamamız gereken bu demler, bizi doğru bir istikamete ulaştıracak manevi bir eşiktir.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Bugün Alevi toplumunun sosyo-politik alanda yaşadığı en büyük handikap, inancın özüne sadık, dirayetli ve liyakatli önderlerden yoksun kalması ya da bu önderlerin sesinin yeterince gür çıkamamasıdır. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Aleviler, inancını şahsi ikbal devşirme aracı olarak görmeyen, toplumun çıkarlarını her şeyin üstünde tutan, imanı ve itikadı sağlam önderlere sahip olmadıkça modern dünyada hak ettiği saygın ve kurumsal yeri tam manasıyla bulamayacaktır. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Toplumsal sorunlarımızı çözebilme, hak ve hukuk mücadelesini başarıya ulaştırabilme gücünü öncelikle samimi, fedakâr ve sadakatli liderler eliyle elde edebileceğimizi idrak etmek zorundayız. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Yol’a sadakat, kitleleri doğru menzile ulaştırmanın ilk şartıdır.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Mevcut siyasi konjonktür dikkatle analiz edildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde belki de hiç olmadığı kadar, Alevilerin kronikleşmiş sorunlarının (cemevlerinin statüsü, ayrımcılığın önlenmesi, eşit yurttaşlık temelinde yasal haklardan faydalanma vb.) çözümü için tarihi bir fırsat penceresi açıldığını tespit edebiliriz. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Devlet ve toplum nezdinde bu sorunların çözülmesine dair nesnel bir zemin mevcuttur. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Ancak son günlerde bir siyasi partinin iç çekişmelerinde yeniden gördük ki, bu büyük fırsatın önündeki en büyük engel, Alevilerin kısır çekişmelere, kamplaşmalara ve kutuplaşmalara tabiri caizse “<em><strong>meze edilmesi</strong></em>”dir. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Ne yazık ki Alevi toplumu, farklı siyasi odaklar tarafından istismar edilerek birer rekabet aracı haline getirilmektedir.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Aleviler, kendilerini sadece bir oy deposu veya siyasi kavgaların cephe hattı olarak gören bu anlayışla aralarına artık net bir sınır çizmelidir. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Siyasi partiler tarafından araçsallaştırılmaya son vermek, inancın, kültürün ve toplumsal onurun korunması adına kaçınılmaz bir zorunluluktur. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Şunu anlamak zorundayız: Bu siyasi istismar son bulmadıkça, Alevilerin toplumsal meşruiyeti ve hak arama mücadelesinin başarısı her zaman tartışmaya açık kalacaktır.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Sonuç olarak, Muharrem matemi günlerinin getirdiği o derin muhasebe ruhuyla hareket ederek, içimizde var olan erdemli değerleri açığa çıkarmalıyız. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Çözümü dışarıdaki aktörlerin inisiyatifinde aramak yerine, inançlı ve yetkin önderlerin etrafında kenetlenerek bulabiliriz. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Toplum olarak kendi donanımımızı, aydınlığımızı ve bilincimizi yükselttiğimiz ölçüde, başımıza geçecek liderler de o denli yetkin ve basiretli olacaktır. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#000000">Unutmayalım ki, özü pak olan bir toplumun geleceği de aydınlık olur.</span>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 13:37:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ATATÜRK VE “TUNCELİ” İL ADI</title>
                <category>Aşir Kayabaşı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ataturk-ve-tunceli-il-adi-667</link>
                <author>kayabasi@gmail.com (Aşir Kayabaşı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ataturk-ve-tunceli-il-adi-667</guid>
                <description><![CDATA[ATATÜRK VE “TUNCELİ” İL ADI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<span style="color:#000000">Hacı Bektaş Velî’nin; “ili’ne, beline, diline sahip ol.” düsturu üç sözcüklü bu kavram sözlü kültürde yaşatılarak günümüze kadar gelmiş, ancak devletin yazılı kaynaklarına geçmemiştir. Bu itibarla “il” (el) bir anlamıyla barış olduğu gibi aslında ise “yurt” anlamında olup, bu konuda halk arasında “yad eller.” Ve bir ozanımızın; “İsfahan’dır asıl bizin elimiz- Ördek uçtu viran kaldı gölümüz.” dizelerinde anlaşılır biçimde vurgulanmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu itibarla ünlü Fransız düşünür Moliere; “Şu Türkçe ne hayran kalınacak bir dil” der ve sözünü şöyle sürdürür: “Az sözcükle çok şey söyler.”1. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Batılı diğer dilbilimciler ise “Türk dilinin bilinmesi yetersizdir, eski Türklerin dediği gibi, “üç dilin” bilinmesi gereklidir.”2.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Anadolu Beylikleri Söğüt hükümeti etrafında birleştirildiler… Beyliklerin “nam ve nişanları” sildi. Yekpare bir Türk Anadolu’su kaldı. O zaman bu hükümete Osmanlı namı verildi. Fakat bu tabir hiçbir zaman doğru olamazdı…Bugünkü Türk lisanı, dünyanın hiçbir memleketinde tesadüf edilmeyen bir ucubedir. Bu lisan, Türkî midir? Arabî midir? Farsî midir? Bunu hiç kimse anlayamayacaktır.”3</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu diller (Farsça ve Arapça)’nın yazım dili olarak karışıklığının nedeni Anadolu Selçuklu Beylerinin önce sıfatlarını Arapça “sultan”, adlarını ise “din” figürüyle; Allad-din, Gıyased-din, İzzed-din gibi “dini” kelimelerle süslemiş, şiir dilinde ise Farsçaya duydukları özenti ile; Keykubad, Keyhüsrev ve Keykavus gibi isimlerle Türk dilini asimilenin yolunu açmış olduklarından, günümüzde bu sarmal nedeniyle Türk olduğu halde kendini Arap, Fars veya Kürt olarak nitelendirenler vardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şöyle ki; Türk devletlerin kendi kendini asimile etmenin bir aracı olarak, “dil” ve “din” açısından Farsça özentisi “molla”, Arapça özentisi ise “Hoca” anlayışı ümmet hayaliyle Türk milli kimliği inançsal açıdan kolayca kabul edilebilir bir şekilde yüzyıllar boyu böylece devam ettirilmiştir. Halk dilinde ise Horasan’dan, Anadolu’ya gelen Tuncelilerin “er veya eren” sıfatı düşünülmeden görmezden gelinir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysaki, bu konuda yönlendirmelere rağmen Tunceli’de; “Koçgiri aşiretinden olan Alişir bir manzumesinde yer alan şu sözleri ile Tunceli Zazalarının aslen Horasanlı olduklarını söylemektedir. “Ceddimiz Şeyh Hasan, Şah-ı Horasan.”4 </span></p>

<p><span style="color:#000000">Demiştir ki, Horasan Erenleri ocağının dumanının tüttüğü bu coğrafya da Tunceli de “Alişir” olan bir isim veya sıfat, Urfa Hilvan ilçesi eski Belediye Başkanının ismi olarak, öz Türkçe “Aslan Ali” dir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün buradaki rolü bu gerçeğin tarih ve dilbilim açısından yanlışlığını ortadan kaldırmak için dilbilim açısından başlattığı “Ali Okulu” projesi ile harf inkılabı yapma düşüncesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü biliniyor ki, “Osmanlılar, İslamlıktan önceki Türk tarihine, İslamlığın yayılmasında Türklerin büyük hizmetlerine yer vermiyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı Devleti’nin ümmet tarih anlayışından Türk Ulusunun kendi adını taşıyan millî tarih anlayışına geçmesi devriminin getirdiği büyük bir yenilikti. Bu ulusal tarih anlayışını gerekli kılan bazı etken ve yaygın fikirler de vardır.”5</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Tunceli ili, 1926’ya değin Dersim adıyla anılmıştır. Ve bundan önceki adının ne olduğu da bilinmemektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zengin maden yataklarının varlığı nedeniyle, yöreye Farsçada “gümüş kapı” anlamına gelen “Dersim” adının verildiği sanılmakta, yörenin doğal görünümü de bu sanıyı doğrulamaktadır.”6</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Dersim adı Farsça bir tamlamadan ibaret olup (Der-Kapı, Sim-Gümüş, Der-sim-Gümüş Kapı), Türklerin XIII. Yüzyılda buraya yerleşmelerinden sonra bölgeye verilen bir isimdir.”7 * </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunun gelişim süreci Anadolu Selçuklu sultanlarının Konya Meram bağları safahatı, Osmanlının ise Lale bahçeleri devrinde saraya sızan değişik etnik kökenden din adamları ve paşaların oyuncağı durumuna gelir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Keloğlan filmlerine de konu olan “çevir kaz yanmasın, padişah uyanmasın” parolası ile hem padişahın kuyusunu kazma hem devletin işeyişinde kültürel-inançsal kökenini unutturarak ulusu asimile etme süreci yaşatılır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu konuda kimlik ve dilbilimsel bir yaklaşım olarak çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Konuya bu açıdan bakıldığında, yukarıda örneği verilen Selçuklu ve Osmanlı padişahlarının sadece adlarına bakarak onlara Türk demek mümkün değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz bunu bir tarafa bırakarak, Dersim’in Hacı Bektaş Veli öğretisine bağlı oluşu açısından ibadet dilini Türkçe yaşatması büyük bir önem arz ediyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tunceli Cumhuriyet tarihinde gerek eğitim-öğretim alanında gerek se edebiyat alanında da birçok yazar-çizer ve şairler yetiştirmiş eğitim ve kültür seviyesi Türkiye ortalamasının üstünde bir ilimizdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tunceli “alevi” kimlikli bir yerleşim yeridir. Tarihte karşılaştığı en büyük felaketler de ekseriyetle bu yüzden başına gelmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yavuz’un akıl hocası İdris-i Bitlisi, Yavuz için yazdığı “Selim Şahnâme” adlı eserinde şiir diliyle düşman olarak nitelendirdiği kızılbaşların kanını içmekten bahseder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“Gel saki, eğlence meclisini donat, savaşta düşmanın kanıyla kadehi doldur… Gel Saki, kadehi ele ver. Ver de kılıç, düşmanın kanıyla serhoş olsun… Gel eğlence gecesi kadeh içelim. Şarabı düşmanın kanı gibi iç…”8.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu düşman Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Şah İsmail taraftarı Alevi-Kızılbaş Türkmenler idi. Burada düşman kimlik değil, suç Alevi olmak idi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durumun farkında olan Atatürk, bu sorunu çözmek için Tunceli’de Alevi okulları açmayı planlarken, özellikle Alişir ve Alişan’la görüşmüştür. Fakat onlar ikna olmamıştır, </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysaki Osmanlının çöküşüne kadar başkent İstanbul’da saray tarafından muteber kabul edilen hoca, şeyhülislam fetvaları ile hep aleviler karalanmış, suçlanmış ve cezalandırılmışlardır. İşte Ebussud fetvaları ortadadır. İmparatorluk yakın zamanlarda bununla da yetinmez, II. Abdülhamid, Doğudaki ağa ve şeyhlerinin çocuklarının eğitimi için İstanbul’da medrese eğitimli okullar açar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ülke yer yer işgal edilince yapılan savaşlarda Osmanlı toprak kaybedince kendi gücüne güvenemeyerek, doğudaki birçok ağa ve şeyh aşiretlerine Hamidiye Hafif Süvari Alay Komutanlığı yetkisi vererek, ki Tunceli aşiretlerine de bu Alay Komutanlığını vermez. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İstanbul’da Baytar Mektebi’nden mezun olan Nuri Dersîmi tarafından organize edilen başkaldırıya karşı harekata geçmek zorunda kalan cumhuriyet hükümeti ve Mustafa Kemal Atatürk şu önerilerde bulunmuştur ki, bunu en iyisi gelin bu faaliyetlerin organizatörü Nuri Dersimi’nin anlatımlarından dinleyelim:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Bu faaliyet devrelerimizde Mustafa Kemal, Erzurum’dan Sivas’a geldi. Sivas Sultani Mektebi’nde Koçgirili Alişan Bey’i ve beni Sivas’a istedi. Benim, Dersim mebusu ve Alişan Bey’in Zara mebusu sıfatıyla kendisi ile teşriki mesaimizi talep etti. Mazeret beyan ettim, gitmedim. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alişan Bey’i gönderdik. Mustafa Kemal, Alişan Bey’e “Gerçi ne maksatla çalıştığınızı biliyorsam da bizzat sizden öğrenmek isterim.” Demiş. Alişan Bey; “Amerikan Reisicumhuru Wilson Prensiplerine göre göre Vilayeti Şarkıye’nin Kürd yoğunluklu çoğu vilayetlerinin Ermenilere verilmiş olduğunu anlaşılmış olmakla bu karara karşı olmak üzere Şark vilayetlerinde teşkilat yapmak ve kürd nüfus yoğunluğunu meydana koyarak vatanımızın Ermenilere verilmesini reddetmek esasına binaen çalışmakta olduğumuzu.” bildirdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mustafa Kemal cevaben; “Wilson Prensiplerini millet paçavra yapmış, yırtmıştır. Sizi Sivas mümessili, Baytar Nuri’yi de Dersim mümessili sıfatıyla ileriye hareket etmenizi görmek isterim.” Demiş. Alişan Bey, Sivas’tan avdet ederek, Ankara hükümetinin müteaddit taleplerine mazeret beyan etmek suretiyle uymamıştı.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alişan ve Alişer’in bu tutumuna karşı, tarih boyunca inançsal açıdan “Alevilik” le suçlanıp, cezalandırılan Tuncelilere Atatürk, Alevi okulları açmayı planlama önerisi de kabul görmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nuri Dersimi, “Alişan Bey’in cezalandırılmasını önlemek maksadı ile Ankara hükümetine, Mustafa Kemal Paşa’ya ve Türk Millet Meclisi’ne, Dersim aşiretleri namına telgraflar ve mazbatalar yazmaya ve göndermeye başlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Seyyid Rıza bana, “İmza benim, fakat umum Dersim namına sana salahiyat veriyorum. Her ne suretle yazarsanız, yazınız” demekte olduğundan çok etkili telgraflar, mazbatalar yazmayı kendime bir görev bildim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu müracaatlarının neticesinde Mustafa Kemal, Dersimli Baytar Nuri ve Koçgirili Alişer müstesna olmak üzere Sivas mevkuflarını tamamen af ve tahliye etmişti. İkinci bir af ile de Dersim’den çıkmak üzere Alişan Bey ve mahiyetindeki Koçgirilileri affetmişti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alişan Bey Erzincan vilayeti vasıtasıyla Erzincan’a ve oradan Koçgiri’ye ve bilahare İstanbul ve Ankara’da kardeşi Haydar’la birlikte ikamete memur edilmişlerdi.”9 </span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki, bu af uygulamasının bir tarihsel kaynağı var mıydı? Yoksa siyasi miydi? Gelin bu sözcüğün kavramsal olarak kültürel ve inançsal boyutuna bir göz atalım. Bu itibarla Alevi-Bektaşi Edebiyatı, kültür ve inancı özlü ve özgün sözcük, atasözü ve deyimlerle dolu olup, simgesel olarak üç harf, üç kelime veya üç cümle ile zahirî ve batınî anlamlar içererek ifade edile gelmiştir. Tunc “eli” şehir ismine gelirsek;</span></p>

<p><span style="color:#000000">İlin bir manası da “barış” tır. Şu hâlde İl Devleti sulh devleti demektir…”10. Ki, “İl”, “yurt” ve “el” anlamında olduğundan belki “Yurt Han”, “Millet Han” manasındadır. Yahud da buradaki “il”, Türkçe “meşhur” manasına olan “ili” den bozulmadır. “İl” bir rivayete göre “sulh” manasına da geldiğinden “İlhan” “Sulh Han” gibi manasında da olur. Bu halde “İlçi”, “Sulhçu” demektir.”11. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Buda Hacı Bektaş-ı Velî’nin (il); Anadolu’ya “güvercin donu” simgesiyle geldiğini tasvir ettiği gibi Mustafa Kemal Atatürk’ün ise; “yurtta barış, dünyada barış.” Düşüncesiyle özdeşliğini gösterir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nedense bu terimlerin zahiri anlamı izaha çalışılırken, batınî anlamları üzerinde hiç durulmamaktadır. Anadolu’ya dört grup halinde gelen Horasan Erenleri’nden ; Ahiyan-ı rum, Bacıyan-ı rum, Gaziyan-ı rum ve Abdalan-ı rum içinde, Ahiyan-ı rum, grubunun Osmanlı’nın ticari ahlâk kurallarını da belirleyen Ahi Evren-i Veli’nin öğretisiyle açıklanmaya çalışılmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysaki, Hacı Bektaş-ı Velî’nin “il” (sulh) teriminin batınî anlamı üzerinde durulmamaktadır. Mustafa Kemal Atatürk “yurtta sulh, cihanda sulh” demiştir. Fakat sorumlulardan da el çektirmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Koç sözcüğü Oğuzca olup, “Koçgiri ayaklanmasında Merkez ordusu kumandanı Nurettin Paşa bu ayaklanmayı bastırdı. Fakat yersiz ve lüzumsuz şiddetler gösterdi. Ebedî Şef Atatürk, büyük nutuklarında (Nurettin Paşa, selahiyeti haricinde ahaliden bazılarının hukukuna tecavüz ettiği hakkında mebusların vukubulan şikayetleri ve Dahiliye Vekaletinden istizahları ve Vekaletin de şikâyeti mühlik görmesi üzerine Meclisin talebiyle Teşrinisani 337 bidayetinde azledildi.”12</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu arada Af uygulamalarına rağmen, Atatürk’le görüşmeye bile gelmeyen Alişan ve Alişer, faaliyetlerini sürdürürken, Atatürk tarih bilinci ile hareket ederek Farsça Dersim olan yerleşim biriminin adını Tunceli olarak kanunla değiştirir. Çünkü, Hacı Bektaş’ı Veli bugün Anadolu toprakları üzerindeki birliğimizin büyük temel taşlarından birisidir. Hacı Bektaş’ı Veli, mektubatındaki tavsiyelerinde </span></p>

<p><span style="color:#000000">“Bu yurtta Türkçe konuş, Türkçe sev ve Türkçe yakar.” demektedir. Yedi yüz sene önceki büyükler büyüğü insan o noktadan bugünü görebilmiştir.”13. Atatürk de bunu hayata geçirmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü, “Türk dili hükümdar saraylarından, hükümet dairelerinden kovulmuştu. Yerini Acemce, Arapça almıştı. Kitaplar bu dillerle yazılıyor, medreselerde okutma bu dillerle yapılıyordu. Türkler bu dilleri bilmedikleri için yazılan kitaplardan faydalanamıyor, cahil kalıyorlar, hükümetin emirlerinden, devletin kanunlarından da bir şey anlamıyorlardı.”14. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ünlü Arap düşünürü Cahiz Türklerde vatan sevgisini şöyle över: “Vatan sevgisi bütün insanlara has, insana vergi bir histir. Fakat bu his Türkler de başka kavimlerden daha fazladır.”15</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ulusal Kurtuluş Savaşının bütün şiddeti ile devam ettiği günlerde Yunan Ordusu Başkent Ankara üzerine yürümek üzere harekete geçmiştir. Mecliste Fevzi Çakmak Paşa meclisi toplar Başkentin Kayseri’ye taşınması kararı alındığını mecliste okur, Diyap Ağa hemen ayağa kalkarak vatan sevgisini şöyle haykırır: </span></p>

<p><span style="color:#000000">“Efendiler, biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa kavga ederek ölmeye mi geldik? Eğer, Meclisi taşımak istiyorsanız buyurun gidin. Ama ben gidemem. Tek başıma bile olsam, bayrağım, dinim ve vatanım için son kurşunuma kadar savaşırım. Son kurşunu da kafama sıkarım. Bu böyle biline…”16 </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu gelişmelere rağmen “Atatürk, Tunceli Milletvekili Diyap Ağa’yı önce Sivas kongresine sonra da Dersim Mebusu olması için meclise davet eder. Böylece meclise Dersim’den, Mustafa Bey, Hasan Hayri, Hozatlı Sünni Mustafa, yine Mustafa dedikleri Ergenli Mıçı Ağa ve dedemle birlikte beş milletvekili girmiş olur. Bunun üzerine İngiltere, Türkiye’ye bir heyet gönderir. Heyet, küçük bir yer olan Dersim’den neden beş milletvekilinin meclise girdiğini araştırmak için görevlendirilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dedem Diyap Ağa, Atatürk’ün Dersimliler hakkındaki görüşlerini öğrenmek isteyen heyete, “Siz İngilizler geldiniz Türkiye’de yediniz, içtiniz. Benim söyleyeceklerimi kendi başkanınıza, Corc mudur, Morç mudur, aynen söylerseniz yediğiniz içtiğiniz helal olsun. Yok, doğruyu söylemezseniz de zıkkım olsun” demiş. Meclisteki vekiller Diyap Ağa neler söylüyor böyle diye telaşlanmışlar. Dedem durmamış:” Dersim’in oraya gelen dev bir devlet (Rusya) vardı. Dersim olmasaydı o devlet gelir sizi de orada yutardı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gidin başkanınıza bunu aynen söyleyin.” Diyap Ağa İngiltere böyle meydan okurken Atatürk, Meclis Başkanı’nı arayıp görüşmenin nasıl geçtiğini sormuş, Meclis Başkanı da “Diyap Ağa ortalığı bombok etti.” Deyince Atatürk iyice meraklanıp neler olduğunu öğrenmek istemiş. Diyap Ağa’nın İngilizlere söylediği sözleri duyunca da meclise gelip “dedemin elini öper.”17.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu duygu, düşünce ve inanç, Alevi-Bektaşi tasavvuf düşüncesinde “er eri tanır.”, “ere kılıç çekilmez” deyimleri etik ahlâk kurallarını bilen erdemli kişileri ifade etmede kullanır. Bunu şuradan daha iyi anlamaktayız;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bütün buradaki bu tespit Hacı Bektaşi Veli’nin yukarıda değindiğimiz “İl (yurt), beline, diline sahip ol” düsturunun da kaynağına işaret eder. Yani; “yurduna, milletine ve diline sahip ol demektir ki bunu Tuncelili Diyap Ağa’nın ulusal kurtuluş savaşında yurt (kendi ifadesi ile vatan” sevgisini vurgulayan şu sözlerinde görmekteyiz. Atatürk de halka yurt ve bu yurtta yaşayan insanlar arasında ayrım gözetmeyen ‘Yurttaşlarım’ hitabını kullanır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk harf devriminde, büyük bir “kemalet” ile Farsça Dersim adını, Hacı Bektaş Velî’nin “iline, beline, diline sahip ol” düsturunu gözeterek, Saru Saltuk ocağının aydınlattığı şehrin adını Türkçe Tunc”ili”, “eli” anlamında değiştirmesi “Hacı Bektaş’ın “eli”ne (yurt) sahip ol” düsturu ile özüne uygun bir sanla, yani Tunceli’nin duygu, düşünce ve inancına saygı göstermesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk’ün Tuncelilere saygısı, Diyap Ağa’nın bir İngiliz heyeti ile görüşmesinde söylediği sözlerle "tunç gibi sağlam insanların yeri" anlamında onore etmesinden ziyade, Diyap Ağa’nın; “dede" olarak elini öpmesi hem “yurtsever” hem de inançsal bir “er ve eren” anlamları içeren “erdemli” bir davranıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Anlayanlara aşk olsun! </span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/ATAT%C3%9CRK%20VE%20D%C4%B0YAP%20A%C4%9EA.png" style="height:450px; width:760px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk ve Diyap Ağa</span></p>

<p><span style="color:#000000">*****</span></p>

<p><span style="color:#000000">1- Jean Paul Roux, “Türklerin Tarihi (Büyük Okyanus’tan Akdeniz’e İki Bin Yıl”, Milliyet Yayınları: 74, İstanbul, 1989, s.27</span></p>

<p><span style="color:#000000">2- V. Gordlevski, “Anadolu Selçuklu Devleti”, Çev: Azer Yaran, Onur Yayınları-Şahin Matbaası, Ankara, 1988, s.34</span></p>

<p><span style="color:#000000">3- Prof Cons Mol, “Anadolu’da Türkiye Yaşayacak mı? Yaşamayacak mı?”, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2008, s.14-24</span></p>

<p><span style="color:#000000">4- İbrahim Yılmazçelik, “Osmanlı Devleti Döneminde Dersim Sancağı İdari, İktisadi ve Sosyal Hayat”, Kripto Kitaplar, Ankara, 2011, s.43; * M. Nuri Dersimi, Dersim Tarihi, Diyarbakır 1992, s.23-24.</span></p>

<p><span style="color:#000000">5- Kemal Ertürk, “Türk Devletleri Genel Tarihi”, Felma Yayınları, Kadıoğlu Matbaası, Ankara, s.7-8</span></p>

<p><span style="color:#000000">6-Yurt Ansiklopedisi Türkiye, İl İl: Dünü, Bugünü, Yarını, Anadolu Yayıncılık A.Ş., İstanbul, 1982-1983,s.7293 </span></p>

<p><span style="color:#000000">7- Prof. Dr. İbrahim Yılmazçelik, “Dersim Sancağı İdari, İktisadi ve Sosyal Hayat”, Kripto Kitaplar, Ankara, 2011, s.14; * Şükrü Kaya Seferoğlu-Hayri Başbuğ, “Millet ve milli Birlik Bilinci, Ankara, 1985, s.50-55* Osmanlı Tahrir Defterlerinde, Türkmanân Ekrâdı topluluğundan olan Disimli (Dersimli) Aşireti Okçu İzzeddinli aşiretine bağlı bar aşiret olarak kayıtlıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">8- Necdet Saraç, “Yavuz Selim’in Akıl Babası İdris-i Bitlisi”, Cem Yayınevi, İstanbul, 2013, s.103</span></p>

<p><span style="color:#000000">9- Vet. Dr. Nuri Dersimi, “Hatıralarım”, Gün Matbaacılık Reklam Film Basın Yayın Tan. San. Tic. Ltd. Dam Yayınları, İstanbul, 2014, s.120</span></p>

<p><span style="color:#000000">10- Vet. Dr. Nuri Dersimi, “Hatıralarım”, Gün Matbaacılık Reklam Film Basın Yayın Tan. San. Tic. Ltd. Dam Yayınları, İstanbul, 2014, s.126</span></p>

<p><span style="color:#000000">11- Konya Eski Valisi Cemal Bardakçı, “Alevilik-Ahilik Bektaşilik”, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1970, s.52; * Merhum Bülent Ecevit’in kurduğu Demokratik Sol Parti’nin ambleminin “güvercin olması da barışı simgeler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">12- Dr. Rıza Nur, “Türk Tarihi”, Cilt: 2, Haz: E. Kılıç, T. C. Marif Vekaleti Yayınları, İstanbul, 1924-1926, s.221</span></p>

<p><span style="color:#000000">13- M. Şerif Fırat, “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” (Etimoloji-Din-Etnoğrafya-Dil)”, IQ kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2007, s.284-285; (Tahir Kutsi Makal, “Hünkâr Hacı Bektaş.; İlhan Bardakçı, “Tarihten Bugüne”, Tercüman- 1982)</span></p>

<p><span style="color:#000000">14. Cemal Bardakçı, “Alevilik Bektaşilik Ahilik”, Konya Valiliği Yayınları, Ankara, 1970, s.73-74-79-80</span></p>

<p><span style="color:#000000">15- M. Çağatay Uluçay, İlk Müslüman Türk Devletleri”, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1977, s.107</span></p>

<p><span style="color:#000000">16- İbrahim Özkan, “Deli Halid Paşa”, Ötüken Neşriyat A.Ş.., İstanbul, 2015, s.249-250; Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, s643.</span></p>

<p><span style="color:#000000">17- Betül Fatime Günday, “Adın Perihan Olsun (Diyap Ağa’nın Torunu Ane Hatun’un Hikâyesi)”, Biz Kitap Yayıncılık, İzmir, 2022, s.24</span>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:52:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2023/04/asir-kayabasi-1682264691.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HÜSEYNÎ KIYÂM -1</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/huseyni-kiyam-1-666</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/huseyni-kiyam-1-666</guid>
                <description><![CDATA[HÜSEYNÎ KIYÂM -1]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><strong>İmam Hüseyin’in Biyografisi</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Adı : Hüseyin</span></p>

<p><span style="color:#000000">Künyesi : Ebu Abdullah</span></p>

<p><span style="color:#000000">Baba adı : Ali b. Ebu Talip</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ana adı : Fatıma</span></p>

<p><span style="color:#000000">Doğum yeri : Medine</span></p>

<p><span style="color:#000000">Doğum yılı : Hicri 4’üncü yıl</span></p>

<p><span style="color:#000000">Doğum günü-ayı : 3 ya da 5 Şaban</span></p>

<p><span style="color:#000000">Konumu : 12 imamın 3’üncüsü</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şehadet yeri : Kerbela</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şehadet yılı : Hicri 61 veya 62’nci yılı</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şehadet yaşı : 57 veya 58</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çocukları : 6 erkek (bunlardan 3 tanesi Kerbela’da kendisiyle birlikte şehit edildi) 3 kız çocuğu olmak üzere 9 çocuğu vardı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Geleneksel inançlarda imam Hüseyin Şöyle Anlatılır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam Hüseyin (as), dedesi Hz. Peygamber (sav) ile 7, babası İmam Ali (as) ile 37 yıl birlikte yaşamış ve ömrünün diğer yıllarını ise, kardeşi İmam Hasan (as) ile 10 yıl olmak üzere 3 veya 4 yılını da kendi imameti döneminde geçirmiş, 57 veya 58 yaşlarında da Kerbela’da şehit edilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gelenekselci Ehl-i Sünnet kaynaklarından “Üsdü’l- Gabe, s. 123-349” da Hz. Peygamber (sav)’in Hüseyin’i kendi evladı, kendinden bir parça, kendi güzel kokusu ve cennet gençlerinin efendisi olarak isimlendirdiği, onu “omuzlarına aldığı”, “bağrına bastığı”, “mübarek ağzıyla onun gırtlağından ve ağzından öptüğü” ve onun “göklerin ve yeryüzündeki insanların en sevgilisi olduğu” sözlerini sarfettiği nakledilmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yine gelenekselci Sünni kaynaklarda Hz. Peygamber (sav)’in onun “şehadetinden” ve “şehit olacağı yerden” haber verdiği, “ona yardım etmenin vacip olduğu” ve “katillerine lanet okuduğu” da kaydedilir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yine Sünni kaynakların en muteberlerinden kabul edilen “Sahih-i Tirmizi, c.2, s. 307” de Hz. Peygamber (sav)’in şöyle söylediği nakledilir: “Hüseyin bendendir ben de Hüseyin’denim!” Ve yine bu hadisin sonuna ilaveten “Allah’ım Hüseyni seven her kesi sen de sev” diye söylediği de nakledilir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Teberi” nin naklettiğine göre Hz. Hüseyin (as) Hicretin 60’ıncı yılında Recep ayının sonuna 2 gün kala cumartesi akşamı Muaviye’nin ölüm haberi kendisine ulaştıktan sonra, Medine’den çıkıp Mekke’ye doğru hareket etmiş, 5 gün sonra da (Şaban ayının 3’ünde) Mekke’ye girmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Henüz Mekke’de iken, Muaviye’nin ölüm haberi Kufe’ ye ulaşınca, Kufe’liler Süleyman b. Süred-i Huzai’ nin evinde toplanıp İmam Hüseyin (as)’a mektuplar yazıp, imamsız olduklarını ve acil olarak Kufe’ ye gelip kendilerine imamlık etmesini talep ettiler!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam Hüseyin (as) Hicretin 50’nci yılının Sefer ayının 28’ncı perşembe günü kardeşi İmam Hasan (as)’ın şehadetinden itibaren 3 ya da 4 yıl imamet makamında bulunmuştur. Bu günkü türbesi 767 hicri yılında “Al-i Celayır Sultanı Eli han” tarafından ilk olarak yaptırılmıştır!</span></p>

<p><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Gerçek şu ki “Hüseyni kıyam”, asırlardır Müslüman düşünürleri kendisiyle meşgul eden ve üzerinde yüzlerce makale ve kitap yazılan insanlık tarihinin en önemli kıyamlarından biridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her düşünür bu kıyamla ilgili görüş ve düşüncelerini aktarırken, birçoğu imamın “kendi görüşüne” ya hiç yer vermemiş ya da çok az bir işarette bulunmuştur! Bundan dolayıdır ki, Kerbela olayıyla ilgili birbirinden farklı birçok görüşler sergilenmiştir. Oysaki imamın elimize ulaşan sözlerinden açıkça anlaşılan o ki, imamın bu kıyamdaki gayesi, Emevîlerin yok ettikleri ceddi Resulullah’ın sünnetini, yani pratik İslam’ı yeniden ihya etmek ve öz orijinine kavuşturmaktır. Nitekim kardeşi Muhammed Hanefi’ye Medine’den hareket etmeden önce yazmış olduğu resmi vasiyetnamesinde şöyle buyurmuştur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Ben, ceddimin ümmetini ıslah, iyiliği emir ve kötülükten sakındırmak, dedem Resulullah’ın (sav) ve babam Ali b. Ebu Talip’in (as) sünnetini (yolunu) ihya etmek için kıyam ettim! </span></p>

<p><span style="color:#000000">(Biharu’l- Envar, c.44, s. 329)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kuşkusuz imam Ali (as)’ın yol ve yöntemi, Resulullah (sav)’in yol ve yönteminin aynısıdır. Çünkü Resulullah’ın canı konumunda olan ve gerçek “vesayetini” üstlenen o kâmil ve model insanın yöntemi de temsil ettiği o yüce Nebi’nin yönteminin aynısı olma mecburiyetindedir. Aksi taktirde Resulün temsilciliği makamında oturamaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam Ali (as)’ın yöntemini analiz emek için Resulullah (sav)’in yöntemine bakmamız lazım. Resulullah’ın yöntemini ise her şeyden önce Kuran-ı Kerim’den öğrenmeliyiz. Çünkü Resul (sav), Kuran’ın hem ilmi hem de ameli müfessiri idi. Yani hem yaşayarak (ameli) hem de söyleyerek (hadisle) onu tefsir ediyordu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Diyebiliriz ki, Resul’ün insanlık alemini hidayete yönlendirmedeki yöntemi, “sırat-ı müstakim/doğru yol” üzere olan bir yöntemdir. Çünkü o, Rabbinin öğretileri ile hareket eden bir elçidir ve Rabbi ona, Kuran-ı Kerim’de halka şöyle söylemesini emretmiştir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Şüphesiz Rabbim doğru yoldadır.” (Hud: 56) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüce Allah, peygamberine öğrettiği “özel yöntem ve hedefini” Kuran’da şöyle açıklar:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Elif-Lam-Ra- (Bu) Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, üstün ve övgüye layık Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır!” (İbrahim: 1)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Demek oluyor ki, peygamberlerin nihai amacı, toplumun aydınlanmasıdır. Zira aydınlanan toplumun davranış biçimi kesinlikle hak ve adalet üzere olacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Diğer bir ayette de şöyle der:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Gerçekten biz elçilerimizi apaçık delillerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye kitabı ve mizanı indirdik.” (Hadid: 25) Bu ayet ise, peygamberlerin “nihai hedeflerini” değil, “orta ölçekli amaçlarını” açıklamaya yöneliktir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">O halde diyebiliriz ki peygamberlerin nihai hedefleri, tam anlamıyla toplumun aydınlanması ve karanlığın her türünden onları kurtarmaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hak ve adalet ehli olanlar, yüce aydınlık makamına ulaşmış olsalar bile, en azından sağlıklı ve orta yol üzere hareket eden insanlardırlar! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Cenab-ı Hak nezdinde “toplumun aydınlanması durumu” o denli önemli ki, bütün peygamberlerini bununla görevlendirdiğini söyleyebiliriz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Örneğin bir ayette şöyle buyurulmuştur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Gerçekten biz Musa’yı, “kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat” diye mucizelerimizle gönderdik! Kuşkusuz bunda, çok sabırlı, çok şükreden her kes için ibretler vardır!” (İbrahim:5)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayetlerin genelinden anlaşıldığı üzere, Resullerin yol, yordam ve yöntemleri, Yüce Allah katından kendilerine tanıtılan bir ulvi gayedir! Resullerin bu ulvi gayeyi gerçekleştirmeleri için, toplumu aydınlatacak ve onun yolunu gösterecek kitaba ihtiyaçları vardır. Yukarıda naklettiğimiz ayetler, o kitapların (örneğin Tevrat, İncil, Kuran vs.) indirildiğini beyan etmektedir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani Nebilere indirilen ve özellikle de Nebimize gönderilen Kur’an-ı Kerim, aydınlatıcı ve açıklayıcı bir kitaptır! İpham ve belirsizliğin hiçbir türü, onun harim sınırlarına giremez. Bu nedenle insanlara genel bir emir vermesi, fakat o hedefe ulaşma yolunu bildirmemesi mümkün değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir toplumun aydınlanması, o toplumun kıyamına bağlıdır. Nitekim Kuran, İbrahim suresinin ilk ayetlerinde, halkın nasıl aydınlanacağını açıklamak için hemen H. Musa’nın kıyamını gündeme getirmiştir. Demek oluyor ki, “toplumun aydınlanması, bir kıyama (harekete) muhtaçtır. Nitekim ‘aydınlanma hareketi’ gerçekleştirmeyen toplumlar, hep geri kalmıştır!”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aydınlanma harekâtını gerçekleştiren toplumlarda bir takım zayiatın olacağı da kaçınılmazdır. Hatta zayiat olmadan öyle bir toplumu vücuda getirmek mümkün bile değildir. Çünkü her toplumun oluşumunda, o toplumu oluşturan bireylerin eğilim ve zevkleri farklı olduğundan, ister istemez çekişme ve sürtüşmeler vücuda gelecektir ve bu da tabiat aleminin özelliğidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tabiat aleminde her zaman az ya da çok kin ve çekişmeler vardır ve olacaktır da. Bu durumun olmadığı tek yer “cennettir”. Kuran orası için şöyle der:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Biz onların gönüllerindeki kini söküp attık, onlar artık kardeşçe karşı karşıya tahtların üzerinde otururlar!” (Hicr :47)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hâkim sistem/düzen “İslam” dahi olsa, birtakım iyileşmelerin görülmesiyle birlikte, yine de madde sınırı içerisinde iç ve dış kaynaklı bazı zayiatlar olduğu gibi yerinde kalacaktır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumu aydınlatmak için bir harekata ihtiyaç duyulduğunu söyledik. Bu harekâtı gerçekleştirmek için ise “ilahi bir öndere” ve “halk kitlesinin direnişine”, direnişçilerin de “çok sabra” ve “şükre” ihtiyaçları vardır!</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU</span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:46:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ATATÜRK’ÜN DİN ANLAYIŞI VE GERİCİLERİN YALANLARI</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ataturkun-din-anlayisi-ve-gericilerin-yalanlari-665</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ataturkun-din-anlayisi-ve-gericilerin-yalanlari-665</guid>
                <description><![CDATA[ATATÜRK’ÜN DİN ANLAYIŞI VE GERİCİLERİN YALANLARI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Din üzerinden çıkar sağlayan çevreler, özellikle de tarikat ve Cemaatçı olanlar, Atatürk hakkında olmadık yalan ve iftiralarda bulunmaya devam ediyorlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Bu yalan ve iftiraların bilinç düzeyi düşük kesimlerde etkili olduğuna da şahit olmaktayız. Zira bu tarikat mensupları, hem tarih hem de din konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan bu kesimleri hedef kitlesi olarak seçiyorlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">İnsanların dini inançlarını da istismar eden bu çevreler, hedef ve amaçlarına ulaşmak için Atatürk hakkında her türlü yalan ve iftiralara başvuruyorlar. Bu kesimlerin yalan ve iftiralarından bazıları şunlar:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><em><strong><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">1-</span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Atatürk dinsizdi. Bu nedenle de din düşmanlığı yapmıştır.</span></strong></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><em><strong><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">2-</span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Atatürk Halifeliği din düşmanı olduğu için kaldırmıştır.</span></strong></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><em><strong><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">3-</span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Atatürk saltanatı Osmanlı devletine karşı olduğu için kaldırmıştır.</span></strong></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><em><strong><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">4-</span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Atatürk içkici ve ayyaştı.</span></strong></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><em><strong><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">5-</span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Atatürk heykelleri putperestliktir.</span></strong></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><em><strong><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">6-</span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Atatürk Selanikli bir Yahudi dönmesidir.</span></strong></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><em><strong><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">7-</span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Atatürk alfabe devrimi ile halkı bir gecede cahil bırakmıştır.</span></strong></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><em><strong><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">8-</span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Atatürk kılık kıyafet devrimi ile kültürümüzü yok etmiştir.</span></strong></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><em><strong><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">9-</span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Atatürk Kur’an’ın Türkçe çevirisini yaptırarak dine zarar vermiştir.</span></strong></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><em><strong><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">10-</span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Atatürk laikliği getirerek, toplumu dinsizleştirmiştir.</span></strong></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Bu gerici çevreler, bu iğrenç yalan ve iftiralarını hergün tekrar etmektedirler. Öyle ki, adeta insanların beyinlerine kazımaktadırlar. Son yıllarda meydanı boş bulan bu çevreler, faaliyetlerine pervasız bir şekilde devam etmektedirler. Yalan ve iftiraların temelinde, Atatürk ilke ve devrimlerine karşı besledikleri kin ve nefret yatmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Bu yalan ve iftiraların bazılarına daha önceki makalelerimizde cevap vermiştik. Bugünkü makalemizde, gericilerin (irticacıların) Atatürk’ün “din düşmanı” olduğu iftiralarına Atatürk’ün kendi sözleri ve yaptıkları ile cevap vereceğiz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Gericilerin din üzerinden Atatürk’e saldırmalarının esas nedeni; din tüccarlarının halk üzerindeki etkisinin kırılması ve nemalarının kesilmesidir. Zira bu din tüccarları, cumhuriyet öncesinde hiçbir emek sarf etmeden devlet kaynaklarından besleniyordu. Padişahların ve sadrazamların koruması ve desteği ile ekonomik ve siyasi bir güce ulaşmışlardı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Cumhuriyetle birlikte bu imkanlardan yoksun kalan bu gerici çevreler, halkın dini duygularını istismar ederek, eski imtiyazlarına tekrar kavuşmak istiyorlardı. Atatürk de bu durumu daha önce görüp yaşadığı için, bu çevreleri çok iyi tanıyordu. İstismarcıların emellerine ulaşmalarını engellemek için halkı aydınlatma görevini yerine getirmesi amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Diyanet İşleri Başkanlığı bu görevi 1980’li yıllara kadar büyük ölçüde başarılı bir şekilde götürdü. Ancak, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevlerini tarikat ve cemaatler üstlendi. Siyasi iktidarlar bu çevrelere şirin görünmek için bunlara alan açtılar. Özellikle de dini siyasete alet edenlere ceza verilmesini öngören Türk Ceza Kanunun 163. maddesinin Turgut Özal hükümeti tarafından 1991’de kaldırılmasından sonra, örgütlenme faaliyetlerine hız verdiler.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">İşte bu tarihten sonra tarikat ve cemaatler yasal olarak hızla örgütlendiler. Daha önce gizli olarak yaptıkları propaganda ve örgütlenmelerini açıktan yapmaya başladılar. Atatürk hakkındaki yalan ve iftiralarını da artık gizlemeye gerek görmüyorlardı. Öyle pervasızlaştılar ki, Atatürk heykellerine balta ile saldırma cesaretini bile gösterebiliyorlardı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Bir Osmanlı subayı olan Atatürk bu tarikat ve cemaatleri çok iyi tanıyordu. Bunları, toplumun gelişmesi önünde bir engel olarak görüyordu. Bu çevrelerin aynı zamanda yabancı istihbarat örgütleri ile ilişkilerini de biliyordu. Zira be çevreler Kurtuluş savaşı sırasında saltanatçılarla birlikte İngiliz emperyalistlerinin &nbsp;çıkarları doğrultusunda hizmet etmişlerdi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Atatürk bu çevrelerin toplum üzerindeki etkisini kırmak ve halkı aydınlatmak için, din konusunda çok sayıda konuşmalar yapmıştır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Atatürk’ün din ile ilgili sözlerine BELLETEN dergisinde “Atatürk İlkeleri” adlı makalesinde yer veren Prof. Dr. Yaşar Yücel şunları yazmaktadır:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">“</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">Atatürk’e göre “Laiklik” yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyetini tekeffül etmektir. Hiç şüphe yok ki bu tanımlaması ile Atatürk, din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması, yani toplum ve devlet olarak, din</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">i</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">&nbsp;kural ve ilkelerini dünya işlerine karıştırılmamasını</span></span>&nbsp;<span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">amaçlamaktadır.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">&nbsp;Y</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">ani bu tanımlaması</span></span>&nbsp;<span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">ile O, bütün yurttaşların, vicdanlarının emrettiği şekilde dine karşı durumlarını kararlaştırmakta serbest olmaları gerektiğini ve devletin de bu hak ve özgürlükleri koruyacak, yürütecek güvenceyi getirmesi ve uygulamasının zorunluluğunu anlatmak istemektedir.&nbsp;</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">“</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">Prof. Dr. Yaşar Yücel, Atatürk’ün din hakkındaki sözlerini ise şöyle aktarmaktadır:</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">“Bizim dinimiz en mâkul ve en tabiî bir dîndir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. Müslümanların toplumsal hayatında, hiç kimsenin özel bir sınıf halinde mevcudiyetini muhafazaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler, dinî emirlere uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık sınıfı yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her fert dinini, din duygusunu imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır….”</span></span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">“Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası vardır ki, din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî çıkar temin edenler, iğrenç kimselerdir”.</span></span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">“…</span></span><strong><em><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">&nbsp;Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin ve aşağı olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da, Peygamber de, insanların ve milletlerin değer ve şerefini muhafaza etmelerini emrediyor…”</span></span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">Atatürk’ün din ile ilgili yukarıdaki sözlerinin dinsizlikle bir ilgisi var mıdır? Tam tersine, dinsiz millet olamayacağını, İslam dininin akla, mantığa ve fenne uygun olması nedeniyle son din olduğunu belirtmektedir. Atatürk din adamlarına değil, dini istismar eden çıkarcılara karşı çıkmaktadır. Dine karşı olan bir lider, halkın aydınlanması ve din hizmetlerinin görülmesi için Diyanet İşleri Başkanlığını kurar mı?</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">İslam dininde ruhban sınıfı olmadığını da belirten Atatürk, tarikat ve cemaaat şeyhlerinin bir ruhban sınıfı oluşturmayı amaçlamaları nedeniyle, bunlar hakkında&nbsp;</span></span><strong><em><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">“</span></span></em></strong><strong><em><u><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">iğrenç kimselerdir”</span></span></u></em></strong><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">&nbsp;demektedir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;"><span style="color:#333333">İşte din üzerinden çıkar sağlayanlar bu nedenle Atatürk’ü sevmezler. Bu nedenle onun hakkında olmadık yalan ve iftiralara başvurmaktadırlar. Zira Atatürk, emperyalistlerle her daim işbirliği içinde olan bu gerici ve yobazların saltanatlarına son verdiği için hedef alınmaktadır. Bütün yalan ve iftiraların nedeni de buradan kaynaklanmaktadır. &nbsp;</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 23:37:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DİNLER, ŞERİATLA EŞİTLENEBİLİR Mİ?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dinler-seriatla-esitlenebilir-mi-664</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dinler-seriatla-esitlenebilir-mi-664</guid>
                <description><![CDATA[DİNLER, ŞERİATLA EŞİTLENEBİLİR Mİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Önce, Şeriatın ne anlama geldiğini açıklamamız gerekecektir. Arapça bir kelime olan </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong>Şeriat, yol, yöntem, tavır, kural anlamına gelmektedir.</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;Herkesin anlayabileceği bir dil ile söyleyecek olursak, örf, adet, gelenek ve hukuk kuralları demektir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong>Yani, din ve imanla bir ilgisi bulunmamaktadır. Dinlerin esası, iman etmektir. </strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Dinler de imanın esasları sabittir, değişmez. Ancak, örfler, adetler ve kurallar zamanla değişebilir. Toplumların ekonomik ve yaşam şekilleri değiştikçe, Şer’i hükümlerle birlikte adet ve gelenekler de değişir. Zira, eskimiş kural ve hükümler yeni gelişen toplumun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Örneğin; 7. yüzyılda nakliye aracı develerdi. Bugün develerin yerini motorlu araçlar almıştır. Develerin çarpışmasında trafik kazası meydana gelmiyordu. Ancak, motorlu araçlardan dolayı meydana gelen kazalar için kural ve hükümler koymak zorunluluğu doğmuştur. Bu kurallar getirilmeden toplum düzeni sağlanabilir mi? Buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bunun zıddını savunanlara şunu sorabiliriz: Eğer 7. yüzyıldaki şer’i hükümlerin değişmezliğini savunuyorsanız, o zaman deve yerine neden motorlu araçlarla seyahat ediyorsunuz? Ya da haberleşmeyi neden mektup ve güvercinle değil de cep telefonları ile yapıyorsunuz? </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bütün yeniliklerden ve teknolojinin nimetlerinden sonsuza kadar yararlanacaksınız, ama 7. yüzyıldaki toplumun geleneklerini, örfünü ve kurallarını</span></span><strong>&nbsp;</strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">halkın önüne “İslam Şeriatı” diye koyacaksınız.</span></span><strong>&nbsp;</strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bu bir çelişki değil mi? Bunu savunmak, İslam dinini anlamamaktır. Bunu savunmak, peygamberlerin toplumları ileriye götürme amacını reddetmektir. Bunu savunmak, İslam dinini 7. yüzyıl ile sabitleyip, İslam coğrafyasını gelişmelere kapatmaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İşte, İslam ülkeleri bu anlayış yüzünden geri kalmıştır. O yüzden batının hegemonyası altındadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Şeriatı din ile eşitleyenler, Ebu Hanife’nin bin üç yüz yıl gerisinde kalmıştır.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;Zira Ebu Hanife (İmam-ı Azam) şer’i hükümlerin zamanla değişebileceğini 8. yüzyılda yazdığı eserlerinde belirtmiştir. Ama maalesef, bizim ilahiyatçı ve din adamlarımız </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">(görevini yapanları tenzih ediyorum)</span></span><strong>&nbsp;</strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">toplumumuza dini anlatamadıkları gibi, şeriatın ne anlama geldiğini de açıklayamamıştır. Yani, halkı aydınlatma görevini yerine getirememişlerdir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Şeriatı din ile eşitleyenler, aynı zamanda Hz. Muhammed’i de anlayamamışlardır. Zira Hz. Muhammed, Hicaz toplumunu bir üst medeniyete taşımıştır. Yozlaşmış, çürümüş bir toplumu yeni bir kalıba sokmuştur. Hicaz toplumuna iyi ahlakı ve adaleti getirmiştir. Hicaz toplumunda dışlanan ve bir meta gibi alınıp-satılan kadına haklar getirmiştir. Çok kadınla evliliği dörtle sınırlandırmış, kadına mirastan pay verilmesini sağlamıştır. Yoksul ve yetimlerin haklarını savunmuştur. En büyük devrimi ise, aklı kullanmayı getirmiştir. &nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Şer’i hükümler peygamberden, peygamberlere göre değişmiştir. Çünkü peygamberlik yaptıkları dönem farklıdır, tebliğde bulundukları toplumlar farklıdır. O nedenle; İslam Şeriatı, Musevi Şeriatı, Hristiyan şeriatı birbirlerinden ayrıdır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Sonuç olarak, şeriat, yani örf, adet, gelenek, kanun ve hükümler dinle eşitlenemez. Bunu savunmak, toplumsal gelişmenin ve ilerlemenin önüne barikat kurmaktır. Bunu savunmak, 7. yüzyılda donup kalmaktır. </span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 12:28:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİLERİN GÖZÜYLE BUTLAN KARARININ ŞİFRELERİ</title>
                <category>Mustafa Fırat</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevilerin-gozuyle-butlan-kararinin-sifreleri-663</link>
                <author>mfirat65@gmail.com (Mustafa Fırat)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevilerin-gozuyle-butlan-kararinin-sifreleri-663</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİLERİN GÖZÜYLE BUTLAN KARARININ ŞİFRELERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na yönelik verdiği ve siyaset sahnemizde benzeri görülmemiş bir fırtına koparan “<em><strong>mutlak butlan</strong></em>”&nbsp;kararı, ilk bakışta sıradan bir parti içi liderlik çekişmesi gibi okunabilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Borsanın devre kesmesi, genel merkez koridorlarındaki tedbir gerilimi ve butlan kararıyla göreve dönen Kemal Kılıçdaroğlu’nun “<em><strong>arınma</strong></em>” adı altında Özgür Özel ve ekibine yönelik ağır ithamları, bu hukuki metnin arkasında çok daha büyük bir jeopolitik ve sosyolojik hesaplaşmanın yattığını fısıldıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Madalyonun bir yüzünde iç siyasetin pragmatik dengeleri ve koltuk mücadeleleri akarken, diğer yüzünde uluslararası ilişkiler, hibrit istihbarat doktrinleri ve kurucu devlet aklının refleksleri çarpışıyor. Bugün Ankara’da yaşanan depremi doğru tahlil etmek için, sahnedeki aktörlerin hamlelerini ve tarihsel fay hatlarını bir araya getiren bütüncül bir perspektife ihtiyacımız var.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Modern istihbarat literatüründe artık tek boyutlu operasyonların devri kapandı. Bugün devletlerin iç siyasetine yönelik müdahaleler, “<strong><em>Hibrit Savaş</em></strong>” ve “<strong><em>Etki Operasyonları</em></strong>” başlığı altında çok aşamalı bir senaryoyla yürütülüyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sistem şöyle işliyor: Önce Batı merkezli fonlar ve sivil toplum ağları üzerinden hedef ülkenin etnik, mezhepsel ya da sosyolojik kırılganlıkları “<strong><em>kamu diplomasisi</em></strong>”&nbsp;adı altında kaşınarak fikri bir dönüşüm alanı hazırlanıyor. İkinci aşamada, yerel ekonomik krizler veya adalet arayışı gibi meşru toplumsal memnuniyetsizlikler, muhalif kesimlere kaldıraç olarak kullanılarak kitle hareketleri tetikleniyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nihai aşamada ise devlet bürokrasisinde veya ana akım muhalefette konumlandırılan alternatif elitler eliyle sistemin yönü tescilleniyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sistemin Türkiye’de işleyişine bakıldığında, Kürt hareketi ve Alevi toplumunun vatandaşlık vasıflarına haiz birer yurttaş olarak temel hak ve özgürlükler bağlamındaki adalet arayışları, bu asimetrik tasarımın ana malzemesi haline getirilmek isteniyor. Ancak Ulusal Kurtuluş Savaşının verildiği tarihten bu yana Türkiye, jeopolitik konumu gereği bu asimetrik tasarım girişimlerine karşı söz konusu kırılganlıkları karşılayabilecek reflekslere sahip bir ülkedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimine göre iktidarın, kimine göre ise devlet bürokrasisinin ve yerleşik güvenlik mimarisinin CHP üzerinde adeta bir buhran gibi görünen hamlelerini anlamak için, tarihsel süreç içinde devlet aklının ne türden refleksler geliştirdiğine bakmak gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türk siyasi hayatı, Yavuz Sultan Selim döneminden bu yana Kürt politik hareketleri ve Alevilik-Bektaşilik konusundaki tarihsel bagajın siyasal sistemle gerilimlerinin yarattığı sorunlarla imtihan halindedir. Esas kırılma da burada yaşanmakta ve düğümlenmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı’dan Cumhuriyet devrine intikal eden bu tarihsel ve toplumsal yapı, Cumhuriyeti kuran irade tarafından ulus-devlet paradigması bağlamında ele alınırken, küresel tehditler her zaman belirleyici oldu. 1940’lı yıllara gelindiğinde, İngiliz ve Fransızların “<em><strong>Hoybun</strong></em>” cemiyeti üzerinden, ardından Sovyetler Birliği'nin Mahabat Kürt Cumhuriyeti ve “<strong><em>Je-Kaf</em></strong>” örgütü üzerinden Kürt hareketlerini birer dış politika aracı olarak kullanma girişimi, Türkiye'yi sarsıcı bir güvenlik bunalımıyla karşı karşıya bıraktı. Sovyet yayılmacılığının bu hamlesine karşı ABD, komünizmin din karşıtlığını kuşanarak Truman Doktrini’ni ilan etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu kritik eşikte devlet aklı, yerel dinamikleri küresel tehditlere karşı bir iç cephe barajı olarak tahkim etme yoluna gitti. Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra gözetim altında tutulan Said-i Nursi’ye tam da bu dönemde yazdırılan Risale-i Nur külliyatı vasıtasıyla, etnik gruplar arasındaki ortak dini değerleri işleyerek antikomünist cereyanı güçlendirmesi ve Kürt toplulukların siyasal sisteme aidiyetini pekiştirmesi rastlantı değildi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet aklı, dün olduğu gibi bugün de “<strong><em>Terörsüz Türkiye</em></strong>”&nbsp;politikaları kapsamında, terör olgusu ile Kürt etnik sosyolojisini birbirinden ayırarak, küresel güçlerin asimetrik kartlarını ellerinden almayı hedefliyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak Cumhuriyet aklı, Kürt sosyolojisini sistemle uyumlu kılmak için dini/tarikat ağlarına (Kadirilik ve Nakşibendiliğe) alan açarken, Alevilik konusunda aynı hassasiyeti ne yazık ki gösteremedi. 1925 yılında Tekke ve Zaviyelerin kapatılması, inanç yapısı “<em><strong>ocak sistemi</strong></em>” üzerinden yükselen Aleviliğe büyük darbe vurdu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Diyanet bünyesinde Sünni-Kürt din adamlarına alan açılırken, Alevi-Bektaşi ritüelleri yer altına itildi. Güvenlik bürokrasisinin Dersim ve Koçgiri süreçlerinden devraldığı olumsuz bagaj, bu sosyolojiyi yükselen sağ-muhafazakar siyasetin gözünde “<em><strong>komünizmin Anadolu'daki doğal tabanı</strong></em>" olarak yaftalamaya açık hale getirdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cumhuriyetin yasakladığı, yer altına ittiği, inanç önderlerini itibarsızlaştırıp toplumsal bağlarını kopardığı Alevi toplumu, bu kurumsal hafıza kaybının neticesinde katı ideolojik kutuplaşmaların içinde belleğini ve benliğini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Hz. Ali’yi, Ehlibeyt sevgisini ve tasavvufi mayayı inancın içinden çıkardığınızda, geriye kalan boşluk doğrudan Avrupa merkezli sivil toplum fonları tarafından doldurularak, sokağı hareketlendirecek seküler-etnik bir koçbaşına dönüştürüldü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu laboratuvar çalışmasıdır ki, bugün “<strong><em>butlan</em></strong>” kararıyla görevine iade edilen Kemal Kılıçdaroğlu’nu pervasızca “<em><strong>düşkün</strong></em>” ilan edebilmektedir. Düşkünlüğün ne olduğunu, Alevi erkanına bağlı bir insanın hangi hal ve durumda, kimler tarafından düşkün ilan edileceğini bilmeyecek kadar inançtan kopmuş bu zevatın savrulduğu yer, Alevi erkanının hukuku değil, küresel kamu diplomasisinin ürettiği “<strong><em>Alisiz</em></strong>” ve sekülerleştirilmiş militan siyasetin intikam refleksidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Butlan kararına sebep olan esas jeopolitik tehlike de tam olarak burada düğümleniyor. Çünkü bu “<em><strong>Alisiz Alevici</strong></em>” zevat ve onların politik söylemlerde ortaklaştığı ana muhalefetteki alternatif elitler, bugün topluma yegane çözüm olarak Francis Fukuyama’nın kimlik siyasetine dayalı “<strong><em>Eşit Yurttaşlık</em></strong>” tezini pazarlıyorlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki, eşit yurttaşlık ambalajıyla Türk toplumunun önüne konan bu aksi istikamet ve yön nedir?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kavram, masum bir demokratik hak arayışı değildir. Fransız Devrimi'nden ve Cumhuriyet'in kurucu felsefesinden neşet eden, yasalar önünde herkesi “<em><strong>birey ve yurttaş</strong></em>” olarak eşitleyen Anayasal Vatandaşlık (Ulus-Devlet) modelini çökertmek üzere tasarlanmış küresel bir tuzaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu elitlerin ve arkalarındaki küresel iradenin Türkiye için öngördüğü yön; devletin bireylerle değil, “<strong><em>etnik, mezhepsel ve kültürel komunitelerle</em></strong>”&nbsp;muhatap olduğu federatif, çok parçalı bir Lübnan veya Irak modelidir. Amaç, kolektif kimliklere anayasal statü verilerek devletin kurucu omurgasının ve üniter yapısının tasfiye edilmesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Karşımıza çıkan tabloya baktığımızda resim netleşiyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet aklı, iç cepheyi tahkim etmek ve küresel manipülasyonu bitirmek için “<em><strong>Terörsüz Türkiye</strong></em>” konseptiyle emperyalizmin elindeki en büyük asimetrik kartı, Kürt kartını almaya çalışırken; Özgür Özel ve ekibinin yönetimindeki CHP, yerel seçim başarılarının getirdiği “<em><strong>belediyeci pragmatizmle</strong></em>” etnik ayrılıkçı aktörlere denetimsiz siyasi alanlar açmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer Kürt hareketi silahsızlandırılıp tasfiye edilirken, ana muhalefet partisi eliyle “<strong><em>Alisiz Alevicilik</em></strong>” ve “<strong><em>Kürtçülük</em></strong>” ekseninde yeni bir iç cephe ve kitle hareketi kaldıracı inşa edilelirse, devletin stratejik hamlesi boşa çıkarılacaktır. Küresel güçlerin tam da bu yeni fay hattını parlatılan alternatif elitler üzerinden kaşıma girişimine, devlet aklının cevabı gecikmemiş gibi görünmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu yüzden CHP’deki kriz sıradan bir kurultay çekişmesi ya da koltuk kavgası değildir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin “<em><strong>Mutlak Butlan</strong></em>” kararı; devlet aklının, ana muhalefet partisini küresel hibrit savaş senaryolarının bir aracı ve kimlik siyasetinin laboratuvarı olmaktan çıkarma operasyonudur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ana muhalefeti, yeniden devletin kırmızı çizgileriyle ve sosyolojik dengeleriyle uyumlu o tarihsel “<em><strong>büyük şemsiye</strong></em>” formatına zorlama hamlesidir. Karşı çıkan zevatın öfkesi koltuk kaybından değil, Türkiye'yi ulus-devlet tasfiyesine götürecek olan o büyük küresel tasarımın Ankara'da sert bir barikata çarpmasındandır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 14:18:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/mustafa-firat-1776968548.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİ GENÇLER, NEDEN ASİMİLE OLMAKTADIR?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-gencler-neden-asimile-olmaktadir-662</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-gencler-neden-asimile-olmaktadir-662</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİ GENÇLER, NEDEN ASİMİLE OLMAKTADIR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Alevilik ile ilgili yapılan etkinliklere gençlerin büyük bir kısmının ilgi göstermediğine şahit olmaktayız. Bunun üzerinde ciddi bir şekilde durmamız gerekmektedir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>Gençlerle yaptığımız sohbetlerden kısaca vardığımız sonuçlar şöyledir:</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">ilgisiz kalanların küçük bir kesiminin Alevi inancı dışındaki mezheplere yöneldiğine rastlamaktayız. Büyük çoğunluk ise, Alevi İslam inancını kabul etmekle birlikte kendisine pek yarar getirmediği, bu nedenle de zaman kaybetmek istemediklerini belirtmektedirler. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>Bu cevaplardan edindiğimiz sonuç; en büyük etkenin Alevi gençlerin inançları konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları, bu nedenle de asimile oldukları şeklindedir. </strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Peki bunun nedeni nedir? Birinci neden; devletin izlediği mezhepçi din politikası ve buna paralel uygulamalarıdır. Gerek eğitimde gerek iş hayatında bu ayrımcı politikalar hala devam etmektedir. Alevi inancına mensup bir aileden gelen liyakatli kişilere devlet kademesinde üst düzey görevler verilmemektedir. Alevi inancına mensup birisi, bilgili ve yetenekli de olsa ona kuşku ile bakılmaktadır. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>Bu bakış açısının da Osmanlı bürokrasisinden beri devam ettiğini belirtmeliyiz. </strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Devlet, zor durumlara düştüğünde Alevilerden en önde yer almalarını isterken, ancak sıra devletin imkanlarından yararlanmaya geldiğinde, en arkada gelmektedirler. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>Böyle eşitlik ve adalet olur mu? Böyle birlik ve beraberlik sağlanır mı?</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Son yıllarda Aleviler lehine bazı adımlar atılmış olsa da çok yetersizdir. Üstelik, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda görev alanların büyük bir kısmının &nbsp;yeterli eğitim ve bilgiye sahip olmadıkları da görülmektedir. Yani, maddi yönden çok az bir bütçeye sahip olan kurum, aynı zamanda nitelikli kadrolardan da yoksundur. Burada görev alacak kadrolar, Alevi toplumunun sorunlarını analiz edebilecek ve çözüm yollarını sunabilecek kapasiteye sahip olmalıdırlar. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>Alevilerin talepleri, Cemevlerinin tadilat ve tamiratını yapmakla çözülebilecek sorunlar değildir. Bu konuda daha kapsayıcı faaliyetlere yer verilmelidir.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Alevi gençlerin asimile olmasından, Alevi dernek ve vakıfların da sorumluluğu bulunmaktadır. Büyük çoğunluğunun yönetimi seksen öncesinden kalma Solcuların denetiminde olduğu için; Alevi inancı ile bir bağları kalmamış bulunmaktadır. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>Yaptıkları tek faaliyet, politikada mevkii ve makam kapmak için dernek ve vakıfları siyasetin merkezinde tutmak olmuştur. </strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bu eski “solcu”ların Alevi gençlere inançlarını, kültürlerini, gelenek ve göreneklerini öğretmek gibi bir dertleri bulunmamaktadır. Bunu yapmadıkları gibi, tam tersine gençlere ya </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Ali’siz Aleviliği” </span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">empoze etmeye çalışmaktadırlar. Ya da </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Alevilik Anadolu’nun eski bir inancı olup Luviler’den gelmektedir”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;şeklinde propaganda yapmaktadırlar. Yani, Alevi gençler hem içerden hem de dışardan asimile olmaya açık hale getirilmektedirler. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Ancak işin ilginç tarafı, &nbsp;seksenden önce kalma bu “solcular” Alevi inancı ve kültürünü yaşatmak için çalışmalarda bulunan dernek ve vakıfları da </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Asimilasyoncu”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;ve “</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>iktidar işbirlikçisi”</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;olmakla itham etmektedirler. Esas asimilasyonculuğu kendileri yapmaktadırlar. Ancak, kendilerini gizlemek için görevlerini yapan vakıf ve dernekleri “asimilasyoncu” olmakla itham etmektedirler. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>Bu kısa özetten sonra, Alevi inancına mensup gençlere yönelik olarak ne yapılmalıdır?</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;Bu soruya şöyle cevap verebiliriz:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">1-Cemevlerinde Alevi gençlere yönelik, Alevi İslam tarihi dersleri verilmelidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">2-Kur’an’ı Kerim, </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>Türkçe olarak Hz. Ali’nin Kur’an Mushafında olduğu gibi, sureler iniş sırasına göre öğretilmelidir. </strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">3-Kur’an sureleri ve ayetleri iniş gerekçeleri ile birlikte anlatılmalıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">4-Alevi İslam önderlerinin, başta Hz. Ali ve Hacı Bektaş-ı Veli olmak üzere, mücadeleleri, fikirleri ve eylemleri ile ilgili paneller, konferanslar ve kurslar düzenlenmelidir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">5-Alevi-Bektaşi ozanların biyografileri ve eserlerinde yer alan sözlerin anlamları detaylı olarak öğretilmelidir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">6-Gençlere yönelik, Dede ve zakir yetiştirilmesi için kurslar açılmalıdır. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">7-Dinler tarihi hakkında bilimsel yöntemler kullanılarak gençlere yönelik eğitici kurslar verilmelidir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">8-Alevi-Bektaşi inancının anlatıldığı yazılı eserler başta buyruklar olmak üzere, günümüz şartlarına göre yeniden güncellenmelidir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>Bu önerileri daha da çoğaltıp, detaylandırabiliriz. Cemevlerinin, özellikle de şehirdekilerin fiziki koşulları yukarıdaki önerilerimizi gerçekleştirmek için uygun bulunmaktadır. </strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Gençlerimize yönelik eğitici ve öğretici çalışmalar yapılmadığı taktirde, ileride bunun çok acı sonuçlar vereceğinin bilinmesi gerekmektedir. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>Asimile olan Alevi gençlerden İŞİD, PKK, FETÖ benzeri terör örgütlerine katılanların bile olduğu göz önüne alınarak bu çalışmalara biran önce başlanmalıdır. </strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Eğer; biz gençlerimize sahip çıkmazsak, birileri bu boşluktan yararlanarak gençlerimizi hiç de onay vermeyeceğimiz mecralara çekecektir. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>Bunun olumsuz sonuçlarını da yine Alevi aileleri yaşayacaktır. </strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Alevi-Bektaşi dernekler, vakıflar ve ailelerin bu durumu göz önünde bulundurarak, bir an önce Alevi gençlere yönelik eğitim ve öğretim seferberliğine destek vermeleri bir zorunluluktur. Aksi taktirde, gençlerimizi kaybetmekle karşı karşıya bulunmaktayız.</span></span></span></p>

<p><br />
<span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 13:36:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÖNÜL AYNASINDA BİRİZ</title>
                <category>Meryem Gülbetekin</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/gonul-aynasinda-biriz-661</link>
                <author>mrymglbtkn76@gmail.com (Meryem Gülbetekin)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/gonul-aynasinda-biriz-661</guid>
                <description><![CDATA[GÖNÜL AYNASINDA BİRİZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Gözümüzü dünyaya açtığımız andan itibaren maruz kaldığımız en büyük yanılsama, her şeyi birbirinden ayrı, kopuk ve yabancı görmektir. Modern çağın insanı nesneleri, doğayı ve hatta insanı kategorilere ayırarak anlamaya çalışıyor. Oysa İslam’ın kalbi olan tasavvufi düşünce, bizi bu çokluk (kesret) vehminden kurtarıp, her şeyin ardındaki O tek hakikate, yani Vahdet’e (Bir’liğe) çağırır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu çağrının, Anadolu topraklarında en saf, en içten ve en coşkulu karşılık bulduğu damarlardan biri hiç şüphesiz Alevi-Bektaşi irfanıdır. Alevi inancının merkezinde yer alan Tevhid anlayışı, sadece kuru bir kelime-i şehadetten ya da zihinsel bir tasdikten ibaret değildir. O, varlığın birliğini derinden hissetme ve bu hissi hayatın merkezine koyma halidir. Hak Muhammed Ali nurunun bir ve ayrılmaz kabul edilmesi, tarihsel figürlerin ötesinde, ilahi hakikatin tecelli basamaklarını ifade eder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şah-ı Merdan Ali’nin "<em><strong>Görmediğim Allah’a ibadet etmem</strong></em>" sırrı, kâinattaki her zerrede Hak nurlarını müşahede etmenin, yani Vahdet-i Vücud (Varlığın Birliği) neşvesinin ta kendisidir. Tasavvufi gözle bakıldığında, Alevi cemindeki her bir ritüel, kesretten vahdete giden bir seyrü süluk yolculuğudur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">"<em><strong>Cem</strong></em>" kelime anlamıyla zaten "<em><strong>toplanmak, bir araya gelmek</strong></em>" demektir. Çerağ uyandırıldığında, nurun tekliği hatırlanır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">On İki Hizmet Sahibi, sanki bir bedenin azaları gibi bir ve beraber hareket eder. Hele ki o semah dairesi... </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hakk aşkıyla dönen canlar, sağ ellerini göğe (Hakka), sol ellerini yere (halka) çevirerek Hakk’tan aldıklarını halka saçarlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Semah, evrenin kozmik dansıdır; atomlardan galaksilere kadar her şeyin aynı zikirle, aynı aşkla tek bir merkezin etrafında döndüğünün görsel bir ilanıdır. O dairede senlik ve benlik biter, geriye sadece "<strong><em>Biri</em></strong>" gören gözler kalır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim büyük mutasavvıf Yunus Emre’nin:</span></p>

<p><span style="color:#000000">"<em><strong>Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan / Şer'in evliyasıysa hakikatte asidir</strong></em>"</span></p>

<p><span style="color:#000000">kelamı ile Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin:</span></p>

<p><span style="color:#000000">"<strong><em>Her ne ararsan kendinde ara / Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir</em></strong>"</span></p>

<p><span style="color:#000000">düsturu, vahdet anlayışının insandaki tecellisidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer her şey O’nun nurundan bir zerre taşıyorsa, insan "<em><strong>Zübde-i Âlem</strong></em>" (âlemin özü) ve Hakk kapısıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanı incitmek, Kâbe’yi yıkmaktan daha ağır bir vebaldir; çünkü insan gönlü Hak tecelligâhıdır. Alevi irfanındaki "<strong><em>Eline, beline, diline sahip olmak</em></strong>" ahlakı, toplumun da tek bir vücut gibi birleşmesini (Rızalık Şehri) hedefleyen toplumsal bir vahdet istemidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün ayrışmalarla, kavgalarla ve benlik davalarıyla yorulan dünyamızın en çok ihtiyaç duyduğu şifa, işte bu "<em><strong>Bir</strong></em>"lik nazarıdır. Mezheplerin, meşreplerin ve biçimsel farklılıkların ötesine geçip, özdeki o ilahi mayayı görebilmektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik, İslam’ın özündeki o aşk ve irfan nehrinin gürül gürül akan bir yatağıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yazımızı, gönülleri bir kılmaya çağıran o kadim nefeslerden biriyle bitirelim: "<strong><em>Gelin canlar bir olalım, münkir münafık uysun deyu değil, Hak yoluna kurban olalım.</em></strong>" </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü yolumuz bir, pirimiz bir, canımız birdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Kaynakça:</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacı Bektaş Veli, Makâlât, (Haz. Esat Coşan), Seha Neşriyat, İstanbul, 1996. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ocak, Ahmet Yaşar, Türk Sufiliğine Bakışlar, İletişim Yayınları, İstanbul, 1996. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yunus Emre, Yunus Emre Divanı, (Haz. Mustafa Tatcı), Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2008. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Melikoff, Irène, Uyur İdik Uyardılar: Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları, Cem Yayınevi, İstanbul, 1993. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Korkmaz, Esat, Alevilik-Bektaşilik Terimleri Sözlüğü, Ant Yayınları, İstanbul, 1993.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 18:26:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/07/meryem-gulbetekin-1753709226.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HATIRA DEFTERLERİ</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/hatira-defterleri-660</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/hatira-defterleri-660</guid>
                <description><![CDATA[HATIRA DEFTERLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">“<strong>Kalbin kadar temiz bu sayfayı bana ayırdığın için” </strong>diye başlayan özel hatıra defteri…</span></p>

<p><span style="color:#000000">İlkokul sıraları çocukların işlendiği, gelecek fikirlerinin inşa edildiği dönemlerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hepimiz lise, üniversite öğretmenlerimizi unutmuşuzdur ama ilk öğretmenimizi çoğunlukla hatırlarız. O yaşlarda içimize nasıl işlenirse değer yargıları; iyilik, kötülük, değer verme ve sevgi nasıl anlam kazanırsa tüm yaşantımız boyunca o etki altında büyürüz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öğretmenlerin dikkat etmesi gereken ilk konu, öğrencinin kendi bilincinin ve kendi düşüncesinin farkına varmasını sağlamak olmalıdır. Derslerin bir zorunluluk değil, bilmesi gerektiğinin, bu bilgilerin yaşamı boyunca kendisine lazım olacağının beynine yerleştirilmesi lazım ki, çocuk severek öğrenmeye hevesli olsun. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Öğrenci, okuması için bir merak hissetmelidir ki, öğrenme isteği artsın. Bir anlamda <strong>sınıf başarısız ise, bu öğretmenin ders anlatma tarzı, sınıfın ve öğrencinin seviyesine inememiş olduğu, bir anlamda</strong> öğretmenin başarısız olduğu gerçeğini yansıtmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Çocukta farkındalık nasıl başlar?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Öğrenci, dersi bilmediğinin farkına vardığı an öğrenmeye ihtiyaç hisseder.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bilmediğinin farkına varamadığında ise, ders çalışmasının gerektiğine dair tetikleyen bir ateşi içinde hissetmeyeceği için değişim gösteremeden devam edecektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Farkındalık iki şeyle başlar: Birincisi sevgiyle, ikincisi nefretle. Sevgiyle gelen farkındalık sevgiyle çoğalır, öz güven geliştirir, paylaşmayı öğretir. Severek öğrenmek başarıya başarı katar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nefretle başlayan farkındalık ise yıkım getirir, kıskançlık yaratır, eşit olmayan bir yöne çevrilir, arkadaşlığı yok eder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Araştırmalarıma göre çocuklara etki eden önemli olaylardan bir tanesi de, kendisi hakkında başkalarının söylediği sözleri bir başkasından duymuş olmasıdır. Bu çocuğun başta kendisini sevmesini sağlamış olur. <strong>Yaşımız, başımız ne olursa olsun, bizi içimizden vuran en büyük olumsuz enerji başkalarının yanında bize söylenen, söylenmeden hissettirilen duygulardır. </strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Çocuk, anne babaya ne kadar içten bağlanırsa, ergenlik döneminde o kadar çatışması az olacaktır. Buradaki denge ise, çocuğun anne babasının her koşulda kendisinin iyi olmasını istediği, çocuğa ne kadar iyi anlatılırsa çocuğun başarı derecesi o kadar da büyük olacaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<strong>Öğretmenin ilk vazifesi,</strong> öğrencilerine okumayı sevdirebilmesidir. Çünkü okuma alışkanlığını kazanan her öğrenci, mutlaka başarılı olacaktır. Öğrenciye neyi okuduğunu, neden okuduğunu düşündürecek kadar farkındalık yaratması öğretmenin sorumluluğundadır. Öğrencinin farkındalığını sağlayacak çok basit bir iki örnek ise basitçe şöyle sıraya dökebiliriz. </span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Eskiden gelenek hale gelen <strong>hatıra defterleri</strong> zamanla unutuldu. Oysa o defterler okuldan sonraki dönemlerde arkadaşlıkların devam etmesini sağlıyordu. O deftere yazılan <strong>“kalbin kadar temiz bu sayfayı bana ayırdığın için</strong>…” diye başlayan o hatıra yazısı köklü bir sevginin tohumlarını atıyordu. O yazı, yaz tatillerinde sevgiyi büyütüyor, duygusal bir bağ oluşturuyordu. Çocukları yazıya, deftere yönlendirme yapıyordu. Sayfalara fotoğraflar da yapıştırılıyordu. Şimdi tüm fotoğraflar Pc’lerde. Bilgisayar arıza verdiğinde hepsi yok oluyor. Hatıra defterleri tekrar öğrencilere başlatılmalıdır. Ayrıca o deftere öğrencilerin kendi duygularını yazmasını sağlamak, o defterden paylaşmak istediği sayfalarını kendi istediği yerleri sınıfta arkadaşlarına okuması, kişisel bilinç gelişiminin temelini oluşturan bir etken olacaktır. </span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Haftalık oturma yerlerinin değiştirilmesi ve öğrencilerin farklı arkadaşlarıyla iletişim kurabileceği oturma düzeni oldukça önemlidir. </span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Utanıp, çekinen öğrencilerin alıştıra alıştıra tahtada, tüm sınıfa şarkı – türkü- şiir söyletilmesi, son derece etkilidir. </span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Araları iyi olmayanlar öğrencilerle birebir konuşup her birine; “<strong>Aslında o arkadaşın seni sevdiğini söyledi ama sen biraz sert davranıyor olabilir misin?</strong>” denmesi bile bir sevgi kıvılcımının yanmasına ve aradaki anlaşmazlığın yok olmasını sağlar.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Haftalık bir iki saatin sadece konuşmaya ayrılması. Anne babaların çocuklarını okutmak için neler yaptığını, hayatlarının tek amacının çocuklarının okuyup iyi bir iş sahibi olmasını çok istediklerini çocuğa anlatılması aile bağını sağlamlaştıracaktır. </span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Öğrenciden habersiz anne- baba ile çocuğu hakkında kısa video çekimi yapılması. Ailenin o videoda çocuğunu çok sevdiğini söylemesi, videoyu öğrencinin izlemesi, onu en çok etkileyen bir eylem olacaktır. Ailenin onun için her şeyi yapmaya hazır olduğunu, kendi çocuğunun başarılı ve derslerine çok ilgili olduğunu birkaç saniyelik video çekip sınıflarda izletilmesi, kesinlikle her çocukta ailesine karşı büyük bir farkındalık yaratacaktır. O kısa video, çocuğun hayatında dönüm noktası olacaktır. Hatta o hatıra, çocuğun ölümüne kadar unutamayacağı bir anı olarak hafızasında yer alacaktır. İleri ki yaşlarında iş yerlerinde, gezilerinde ve arkadaşlarına anlatacağı en büyük gurur kaynağı olacaktır.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Kendi istediği bir konuyu araştırıp kendi yorumunu yazarak anlatması ise çocuğun içsel gelişimine katkısı son derece fazladır. Bu ödevler internetten bulunup yazılan şeyler değil, tamamen yaşadığı günlerle ilgili olabilir. Örneğin bir hafta sonunun değerlendirilmesi, çocuğun evde ya da dışarda yaşadığı olayları nasıl görebildiğinin, çocuğun göremediği tarafları tespit edilip, göremediği konularda destek verilmesi yine çocuğun geleceği için çok büyük yatırımlardan birisi olacaktır. Bir konuyu nasıl işlemesi gerektiğini, hangi yönlere bakması gerektiğinin farkına varmış olacaktır.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Derslerin ne fayda sağladığının, bu dersin amacının ne olduğunu kendisinin tespit etmesinin sağlanması, konu bittiğinde öğrencinin dersle ilgili sorular çıkarmasını sağlamak ise konunun öğrenildiğini gösteren en büyük delil olacaktır. Zira dersi anlayan çocuklar soru sorabilir, soru yaratabilir.</span></p>
	</li>
</ul>

<p><span style="color:#000000">Ergenlik dönemlerinde genelde çocuklar istenmeyen şeyleri yapmaya daha yöneliktirler. Bu davranışlar aslında karşı çıkma dürtüsünün altında kendini ispatlama çabalarının dışarı yansımasıdır. Baba ne kadar çocuğa ders çalış dese de, çocuk babaya inat ders çalışmaz. Bu davranışıyla kendi gücünü ortaya koyduğunu düşünür. Böyle yapmakla aslında kendisine zarar verdiğinin farkına varamaz. Farkındalık yaratabilmiş olsa zaten, babasının onu çok sevdiği için söylediğini bilir ve daha fazla derslere yönelir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aile çatışmalarının olmaması için yukarda anlattığım küçük dokunuşlara son derece ihtiyaç vardır. Çünkü aile içinde <strong>sevgi, gelişen ilişkilere göre yol bulur</strong>. Ya tam bir bağlılık ya da uzaklaşma olur. Bağlılık, kişilerin ölümüne kadar süreceğinden sonradan yetişen çocukların da aile üyelerine ve akrabalarına bağlı olacaklardır. Ayrılık ise aile içinde soğukluk girmesine neden olur ki, akraba çocukları bile görüşmek istemezler, görüştüklerinde ise uzaktan bir tanıdık gibi bir durum yaşanır. Öte yandan bazı aileler de anne- baba çocuklar arasında görülmez bir duvar vardır. Bu duvarlar bazen o kadar kalın olurlar ki anne babalar bu duvarı yıkıp çocuklarını göremezler. Bu duvarın yıkılması bazen güzel bir söz, bazen minik bir hediye olabilir. Duvarı yıkan en büyük güç ise çocukların kendileri hakkında yakınlarının, ailenin söylediği takdir edilen sözleri yukarı da değindiğim gibi başkaları tarafından duymasıdır. Burada yukarda dediğim yöntemler kullanılabilir. Çünkü vermek istediğimiz, verdiğimizi düşündüğümüz her ne olursa olsun karşımızdakinin alabilme kabiliyeti kadar olacaktır. Bazen okuduğumuz kocaman bir kitaptan aklımızda bir iki cümle kalışı gibi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yukardaki öneriler basit ve sıradan gibi görünen şeyler olsa da yapılması, uygulanması en zor olandır. Küçük sorunları çözebilirsek büyük sorunlar oluşmaz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Öğretmenler bir ülkenin geleceğini inşa ederler. Ve ilk görevleri de öğrencilerine <strong>ATATÜRK</strong> sevgisi verebilmeleridir. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>NOT: Bu yazıyı yazarken ilkokul öğretmenim rahmetli babamın ruhuna rahmetler diliyorum. </em></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 17:54:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DÜŞKÜNLÜK NEDİR, DÜŞKÜN KİME DENİR?</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/duskunluk-nedir-duskun-kime-denir-659</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/duskunluk-nedir-duskun-kime-denir-659</guid>
                <description><![CDATA[DÜŞKÜNLÜK NEDİR, DÜŞKÜN KİME DENİR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<span style="color:#000000">Cumhuriyet Halk Partisi içindeki mücadele Alevi Bektaşilerin toplumsal meşruiyetini düşüren, itibarsızlaştıran hatta bütün Alevi Bektaşileri hedef haline getiren bir hâl aldı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yıllarca söyledik. Dilimizde tüy bitti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Alevilik bir inançtır. İnancımızı siyasete alet etmeyin</strong></em>”, dedik.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Her Alevi Bektaşinin istediği partide siyaset yapma hakkı vardır, ancak siyaset inanç kimliği ile yapılmaz</em></strong>”, dedik!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Sizin kapacağınız bir koltuk içini feda ettiğiniz şeyin bedelini bütün Alevi Bektaşiler olarak biz ödüyoruz, ödeyeceğiz</em></strong>”, dedik.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dinletemedik!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir muhtarlık, bir belediye meclisi üyeliği, zor da olsa belediye başkanlığı, neredeyse imkansız milletvekilliği için onlarca istismarcı inancımızı siyasi partilerin kapısında meze yaptı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi, CHP içinde kavga eden tarafların birbirlerine karşı en önemli hakaret argümanı “<strong><em>Alevilik</em></strong>” oldu!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Uyarılarımızı dinlemeyen Aleviliği istismar eden siyasetçi bozuntuları, söyleyin şimdi: Eserinizden memnun musunuz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">CHP 38. Olağan Kongresi’nin “<em><strong>mutlak butlan</strong></em>” olarak yok hükmünde sayılması ile, kongreyi yeniden tekrarlamakla görevlendirilen Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlığındaki ekiple sosyal medyada savaşan İmamoğlu/Özel ekibi sürekli Alevilik inancını gündeme getiriyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunda şaşılacak bir şey yok.</span></p>

<p><span style="color:#000000">2023 seçimlerinden önce yazdığım makalemde, Kılıçdaroğlu’nu Alevi Bektaşi inancı sebebiyle “<strong><em>kazanamayacak aday</em></strong>” tartışması ile yenilgiye zorlayan ekibi deşifre etmiştim. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Makalemi </span><a href="https://www.alevihaberler.com.tr/makale/bir-alevi-cumhurbaskani-olabilir-mi-22"><span style="color:#c0392b">BURADAN TIKLAYARAK OKUYABİLİRSİNİZ.</span></a></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı çevreler geçen hafta da “<strong><em>Alevi dedeleri Kemal Kılıçdaroğlu’nu düşkün ilan etti</em></strong>” yalan haberini sosyal medyaya servis ettiler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Araştırınca gördüm ki, yalan habere konu olan konuşma Meltem TV’de bir programa katılan Hasan Hüseyin Tekin’e ait. Meltem TV ve merhum Haydar Baş’ın Bağımsız Türkiye Partisi’nin elemanı olan Tekin, İmamoğlu/Özel ekibine desteğini ve Kılıçdaroğlu’na muhalefetini ölçüsüz kelimelerle ifade ettiği konuşmasının bir yerinde “<em><strong>Bana ulaşan bilgilere göre Alevi dedeleri Kemal Kılıçdaroğlu’nu düşkün ilan etti</strong></em>” diyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ortada ne bir belge, ne bir konuşma, ne bir kaynak var!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tekin’in bu konuşması derhal sosyal medyaya servis ediliyor ve Kılıçdaroğlu’na karşı kullanılıyor!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Planlı, organize bir sosyal medya çalışması!</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hasan Hüseyin Tekin, yaydığı gerçek dışı bu iftira nedeniyle tövbe etmiş midir, utanmış mıdır, bilemiyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama, ağzından çıkan bu cümlenin Kemal Kılıçdaroğlu’nu sosyal medyada tekfir etmek için kullanılması nedeniyle bir hesap vermesi gerektiğini düşünüyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">En azından, bu hesabın kendisi ile Yüce Yaradan arasında görüleceğini söyleyebilirim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz ise, okura “<em><strong>düşkünlük</strong></em>” denilen durumun insanların tekfir edilmesi ile eş anlamlı olmadığını, Alevi Bektaşi inancında iç yargılama hukukunda verilen en yüksek ceza olduğunu belirtmek zorundayız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hiç değilse, meraklı okura sosyal medyada oynanan düşkünlük tiyatrosunun dışında kalan gerçeği anlatmak zorundayız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">O halde, başlayalım.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi Bektaşi inancı “<em><strong>ocaklar</strong></em>” üzerinden yürütülmektedir. Ocaklar bir bakıma tekke örgütlenmesidir. Ocakların dini liderleri ise “<strong><em>dedeler</em></strong>”dir. Dedeler, Ehl-i Beyt evlatlarıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi Bektaşi inancının temel inanç ritüeli “<em><strong>cem</strong></em>”lerdir. Cemlerde ise, ibadetin yanında topluluğun tüm sorunlarına da çözüm bulunur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu noktada, topluluk içerisinde “<em><strong>suç</strong></em>” kavramı altında anlaşılabilecek tüm fiillerin de çözüm yerinin “<strong><em>cem meydanı</em></strong>” olduğunu belirtmek zorundayız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Cem meydanı</strong></em>”nda kurulacak “<strong><em>dar divanı</em></strong>” topluluk içerisindeki sorunların ifade edildiği ve çözüm bulduğu “<em><strong>organ</strong></em>”dır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Geleneksel ilke odur ki, “<em><strong>dar divanı</strong></em>” sulh ile sonuçlanmadan ibadet başlayamaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü, cem meydanı “<em><strong>razı olan ve razı olunmuşlar</strong></em>” (Fecr Suresi, 28) topluluğunun birlikte ibadet yaptıkları bir mekandır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şah Hatâî’nin “<strong><em>Erenler cemine kimse giremez, Edeb ile erkân yol olmayınca</em></strong>” dizeleri de cem meydanına alınan “<em><strong>kul</strong></em>”un sıradan bir varlık olmadığına vurgu yapar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cem ibadeti başlamadan önce, katılanların “<strong><em>razı olan ve razı olunmuşlar</em></strong>” topluluğu olduğunun teyit edilmesi amacıyla “<strong><em>dar divanı</em></strong>” kurulması bu nedenledir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilikte “<em><strong>Dar divanı</strong></em>” toplumsal adaletin, vicdani hesaplaşmanın ve kul hakkının sorulduğu, herkesin birbiri ile razılaştığı ve helalleştiği manevi bir mahkeme anlamına gelir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu “<em><strong>mahkeme</strong></em>” her cem birliğinde ibadete başlamadan önce mutlaka kurulur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Dar</em></strong>” kelimesi Hallâc-ı Mansur’un asıldığı ağacı/dar ağacını telmih ederken, “<em><strong>Divan</strong></em>” ise yüksek adalet meclisi, hesap sorma yeri anlamına gelir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dolayısıyla Dar Divanı, “<em><strong>Hakk’ın ve halkın huzurunda, hakikat meydanında hesap verme makamı</strong></em>” demektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Dar divanı</strong></em>”, işin özünde “<strong><em>Ölmeden önce ölünüz</em></strong>” (mûtû kable&nbsp;en temûtu) hadisinin Alevi inancındaki somut uygulamasıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Dara duran</strong></em>” canlar, kendilerini sembolik olarak ahiretteki hesap gününde kabul ederler. Henüz hayattayken, kendi rızalarıyla topluma ve Ehl-i Beyt evladı Pir’e hesap vererek nefislerini sorgulatırlar, hatalarından arınırlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bir can ceme katılanlardan herhangi birisinden şikayetçi olursa, cem ibadeti orada durur. Sorun çözülene, haksızlık giderilene ve davacı olan canın rızalığı alınıp helalleşme olmadan “<em><strong>Dar Divanı</strong></em>” sona eremez ve ceme devam edilmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde, üzerinde kul hakkı olan, birini inciten veya birinden haksızlık gören kişi de üzerinde hak iddiası olan, incittiği veya haksızlık yaptığı kişiden rızalık almadan ceme katılamaz, ibadet edemez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dar divanında farklı sorunlara güncel ve yerel farklı çözümler bulunur. Bu noktada, aynı soruna her yerde aynı çözüm uygulanmayabileceğini de en baştan belirtmek gerekir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dar divanı “<strong><em>mahkeme</em></strong>” ise de, farklı ocaklarda aynı soruna farklı çözümler uygulandığı görülmüştür. Alevilik Bektaşilik kendi içinde Hanefi veya Şii mezheplerindeki gibi bütüncül bir hukuk (fıkıh) geliştirememiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, “<strong><em>yol</em></strong>”dan sapan, (eşine ve ocağına) ikrarını (sözünü) bozan, ahlaki veya toplumsal kuralları çiğneyerek toplumun gözünden ve Hakk’ın rızasından düşen&nbsp;kişi “<strong><em>düşkün</em></strong>” olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani, “<strong><em>düşkünlük</em></strong>” Alevilik Bektaşilikte dar divanında verilebilecek en büyük cezadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Düşkünlük, Hristiyanlıkta aforoz benzeri dinden kovulma değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Düşkün ilan edilmiş kişinin “<em><strong>cezası</strong></em>” sosyal olarak tecrit edilmekten ibarettir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu bakımdan, “<em><strong>Düşkünlük</strong></em>” cezası için, Alevi Bektaşiler arasında toplumsal düzeni, ahlakı ve inanç sistemini korumak amacıyla geliştirilmiş en büyük sosyal ve manevi yaptırım mekanizmasıdır, diyebiliriz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kurulan dar divanında, suçlanan ve suçlayanın da katıldığı ortamda delilerin ikna edici, tanıkların söz birliği ile verilecek düşkünlük cezası göçebe ve kırsal Alevi toplumlarında bir insan için adeta “<strong><em>sosyal bir ölüm</em></strong>” anlamına gelirdi. Bu yüzden de, suç oranını neredeyse sıfıra indiriyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilikte dar divanı kurmanın amacı insanı eğitmek, vicdanen olgunlaştırmak ve topluma yeniden kazandırmaktır. Bu yüzden düşkünlük cezası genellikle geçicidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yazımızda, Kemal Kılıçdaroğlu ile karşıtları arasında süren polemikte taraf olmak için değil, ama Alevilik Bektaşilik açısında yüzlerce yıl olumlu sonuçlar vermiş, sosyal denetim mekanizması olan dar divanı ve onun vereceği cezalardan en önemlisi olan düşkünlük hakkında sosyal medyada sorumsuz ve saygısız istismara karşı bilgilendirme yapmak istedik.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cumhuriyet Halk Partisi ülkemizin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi olması hasebiyle siyasi hayatımızda büyük etkisi olan bir partidir. Ancak, bizim işimiz parti içi tartışmalarda taraf olmak değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi Bektaşi toplumunun Cumhuriyet Halk Partisi’nden beklentilerini ise, bir sonraki yazımızda ele alacağız.</span>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 31 May 2026 19:44:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İRAN’IN ÇIKMAZ SOKAĞI</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/iranin-cikmaz-sokagi-658</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/iranin-cikmaz-sokagi-658</guid>
                <description><![CDATA[İRAN’IN ÇIKMAZ SOKAĞI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İran İslam Cumhuriyeti kurulduğu 1979 yılından beri bölgede yayılmacı bir politika izlemektedir. Özellikle Şah’ı devirmek için ittifak yaptığı sol örgütleri </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>şiddet kullanarak</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;tasfiye ettikten sonra, yayılmacılığı daha güçlü bir şekilde devlet politikası haline getirdi. &nbsp;Bunun sonucunda da Lübnan ve Yemen de Şii nüfus üzerinde bir hakimiyet kurdu. Şii nüfusun olmadığı yerlerde de örneğin; Filistin’de yaptığı gibi Hamas benzeri silahlı gruplara destek verdi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İran dışındaki bu örgütlere </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Vekil güçler”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;adı verildi. Zira bu örgütler İran devletinin verdiği talimatlarla hareket ediyorlardı. Parasal desteği de İran sağlıyordu. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İran ve vekil güçlerinin amacı; yaşadıkları ülkelerde </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>İslam şeriatına (hukukuna) </strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">dayalı bir devlet kurmaktır. Bu devletlerden birini de Filistin’de kurmak istemektedirler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İran, Filistin’deki &nbsp;bu amacına ulaşmak için; </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“İsrail’in yok edilmesi gerektiğini”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;sık sık tekrar etmektedir. İran’ın gerçek amacı İsrail devletini yok etmek mi, yoksa bu politika aracılığı ile bölgede hakimiyet kurmak mı? </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bizim tespit ve analizlerimize göre ikinci şıktır. Zira, İranlı yöneticiler İsrail’in yok edilip, edilemeyeceğini bilmeyecek kadar öngörüsüz olamaz. İsrail’in arkasında Avrupa ve ABD’nin olduğunu bilmiyorlar mı? Arkasındaki gücün devre dışı bırakılmadan, </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>İsrail’in yok edilemeyeceğini bilmeyecek kadar bilgisizler mi? </strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Üstelik İsrail devletini dünyada tanıyan ülkelerin sayısı da yüz altmışın üzerindedir. Bunların arasında Türkiye’de bulunmaktadır. Dolayısıyla, izlediği politikayla bu ülkeleri de karşısına almaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İran’ın buradaki esas amacı, dini argümanlar kullanarak antik çağdaki Pers imparatorluğu’nun denetiminde olan bölgelere </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“İslami rejim”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;görünümü altında tekrar hakim olmaktır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Ancak, İran’ın bu hayalperest politikası çok pahalıya mal olmaktadır. Zira izlediği bu yayılmacı politika nedeniyle hem maddi olarak hem de askeri olarak büyük kayıplar yaşamaktadır. Ülkenin gelir kaynaklarını bu hayalperest politikaların gerçekleşmesi için harcarken, kendi halkının refahından da vazgeçmektedir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İran, dışarıda yayılmacı bir politika izlerken, içerde de baskıcı ve despot bir rejimle yönetilmektedir. Sözde bir seçim yapılmaktadır. Ancak bu seçimler demokratik olmaktan uzak, din konseyinin izin verdiği adaylar üzerinden yapılmaktadır. Ülkede fikir ve örgütlenme özgürlüğü bulunmamaktadır. Siyasi partilerin kurulması ve örgütlenmesi yasaklanmıştır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;Alevi İslam inancı dahi yasal olarak tanınmamakta, </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>Cemevleri ve dergahlara izin verilmemektedir. </strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İnanç özgürlüğünün, fikir özgürlüğünün ve örgütlenme özgürlüğünün olmadığı bir ülke çağdaş olabilir mi? Yedinci yüzyıldaki şeriat hükümleri ile bin dört yüz yıl sonraki toplumlar yönetilebilinir mi? Yedinci yüzyıldaki hukukla (Şeriatla) örf ve adetlerle dini eşitlemek İslam dinine yapılacak en büyük kötülüktür. Bu anlayış, İslam dinini yedinci yüzyıl toplum anlayışı ile sabitlemektir. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>Bu anlayış, İslam’ı statükocu bir din yapmaktır. Bu anlayış, İslam’ı gelişmelere ve yeniliklere kapatmaktır. </strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Oysa, İslam dini akıl dinidir. İslam dininin akıl dini olduğu kutsal kitapta sık sık belirtilmektedir. Aklını kullanmayanların pislikten kurtulamayacakları tekrar tekrar hatırlatılmaktadır. (Yunus Suresi </span></span><strong><span style="font-size:11,5000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000"><strong>100</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:11,5000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000"><strong>. Ayet: “</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:11,5000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#ff0000"><strong>Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:11,5000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">”)</span></strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong>Sonuç olarak, İran hem ülke içinde hem de dışarıda yirmi birinci yüzyıl dünya şartlarına uygun bir politika anlayışını hakim kılmalıdır. Ülke içinde demokratik bir rejimi, dış politikada da ülkelerin içişlerine karışmama ve barışçı bir anlayışı esas almalıdır. Aksi taktirde, ülkede birlik ve beraberliği sağlayamadığı gibi, dış saldırılara da her zaman açık hale gelecektir. </strong></span></span></strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 May 2026 12:12:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İNANCINI VE İDEOLOJİSİNİ KAYBEDENLERİN SONU</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/inancini-ve-ideolojisini-kaybedenlerin-sonu-657</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/inancini-ve-ideolojisini-kaybedenlerin-sonu-657</guid>
                <description><![CDATA[İNANCINI VE İDEOLOJİSİNİ KAYBEDENLERİN SONU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Devrimlerin ve karşı devrimlerin tarihi incelendiğinde; ya bir inanç üzerinden ya da bir ideoloji temelinde yapıldığını görürüz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Antik çağlardaki devrimler inanç temelinde gerçekleşirken, ortaçağ ve ondan sonraki dönemlerde yapılan devrim ve karşı devrimlerin ise, bir ideoloji temelinde gerçekleştiğini görürüz. Peygamberlerin ve dini önderlerin inanç temelinde getirdikleri ekonomik ve siyasi sistemler o dönemin toplumlarını ileriye götürmeyi amaçlıyordu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Örneğin, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’e inen ayetler ve peygamberlerin eylemleri o dönemdeki toplumları ileriye götürmek amacını taşıyordu. Kutsal kitaplardaki ayetler ve peygamberlerin eylem ve sözleri incelendiğinde bunu görebiliriz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Gerek ayetler gerek peygamberlerin söz ve eylemleri iyi insan olmayı, ahlaklı olmayı, adaletli olmayı, başkasının hakkına saygılı olmayı öğütlüyordu. İnsanların bu kurallara uymasını sağlamak için de Tanrı sevgisini, insan sevgisini ve doğa sevgisini en önde tutuyordu. Konumuzla ilgili olarak kutsal kitaplardaki ayetlerden örnekler verdiğimizde bunu görebiliriz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Tevrat, Levililer, bölüm 19: 3. Ayet, </span></span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Herkes annesine, babasına </span></em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>saygı göstersin.”</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Levililer, 19. bölüm, 9-18. Ayetler: </span></span></span><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Ülkenizdeki ekinleri biçerken tarlanızı sınırlarına kadar biçmeyeceksiniz. </span></em></strong></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>Arta kalan başakları toplamayacaksınız. “</em></strong></span></span></em></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Bağ bozumunda bağınızı tümüyle devşirmeyecek, yere düşen üzümleri toplamayacaksınız. Onları yoksullara ve yabancılara bırakacaksınız. Tanrınız Rab benim.”</span></em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Çalmayacaksınız, hile yapmayacaksınız, birbirinize yalan söylemeyeceksiniz. Benim adımla yalan yere ant içmeyeceksiniz. Tanrınızın adını aşağılamış olursunuz. Rab benim.”</span></em></strong></span></span></em></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Komşuna haksızlık etmeyecek, onu soymayacaksın. İşçinin alacağını sabaha bırakmayacaksın.”</span></em></strong></span></span></em></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Sağıra lanet etmeyecek, körün önüne engel koymayacaksın. Tanrı’dan korkacaksın. Rab benim.”</span></em></strong></span></span></em></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Yargılarken haksızlık yapmayacaksın. Yoksula ayrıcalık göstermeyecek, güçlüyü kayırmayacaksın. Komşunu adaletle yargılayacaksın. “</span></em></strong></span></span></em></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Halkının arasında onu, bunu çekiştirerek dolaşmayacaksın. Komşunun canına zarar vermeyeceksin. Rab benim.”</span></em></strong></span></span></em></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Kardeşine yüreğinde nefret beslemeyeceksin. Komşun günah işlerse, onu uyaracaksın. Yoksa sen de günah işlemiş olursun.”</span></em></strong></span></span></em></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Öç almayacaksın. Halkından birine kin beslemeyeceksin. Komşunu kendin gibi seveceksin. Rab benim.”</span></em></strong></span></span></em></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Hz. Musa’ya inen ayetler incelendiğinde, hak, adalet, insan ve Tanrı sevgisinin başta gelen ilkeler olduğu görülmektedir. Aynı ilkelerin İncil’de ve Kur’an’ı Kerim’de de yer aldığını görmekteyiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Matta incili 22. Bölüm, 37-40. Ayetler:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">"Tanrın Rab’bi tüm yüreğinle,</span></em></strong></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>&nbsp;t</em></strong></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>üm canınla, tüm anlayışınla seveceksin.</em></strong></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>En önemli olan ve başta gelen buyruk budur.</em></strong></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>İkincisi de bununla eşit değerdedir:</em></strong></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></strong></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></strong></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>İnsan kardeşini kendin gibi seveceksin.</em></strong></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>Tüm ruhsal yasa ve peygamberlerin öğretisi bu iki buyruğa dayanır.”</em></strong></span></span></em></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Yukarıda Tevrat’da ve İncil’de verdiğimiz ayetlere benzer sözler Kur’an’ı Kerim’de de yer almaktadır. Bu &nbsp;ayetlerden bazıları şunlardır:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>MAİDE SURESİ 8. Ayet: </strong></span></span></span></strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Ey inananlar! Allah için daima doğru hüküm verin. Adalete tam uygun şahitlikte bulunun. Bir millete olan kininiz sizi adaletten alıkoymasın. “</span></em></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>SAD SURESİ 26. Ayet:</strong></span></span></span></strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>&nbsp;<span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Ey Davud! Biz seni yeryüzünde hükümran yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet.”</span></em></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>NİSA SURESİ 58. AYET:</strong></span></span></span></strong>&nbsp;<em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Hiç şüphe yok ki Allah size devlet işlerinde emanetlerinizi ehline teslim etmenizi ve insanlara hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.</span></em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>NAHL SURESİ: 90. Ayet:</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></span></span></em><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder. Hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan men eder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.”</em></strong></span></span></em></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#ff0000">FECR SURESİ: 17-20 Ayetler:</span> <span style="font-size:16px">“<span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Hayır; siz ne yetimi doyuruyorsunuz ne de yoksulu beslemek için birbirinizi teşvik ediyorsunuz. Mirası hak gözetmeden,&nbsp;<u>helal, haram demeden yiyorsunuz</u>.&nbsp;<u>Serveti de pek çok seviyorsunuz.“</u></span></span></span></strong></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong>Yukarıda Kutsal kitaplarda verdiğimiz ayetler incelendiğinde; hak, adalet, eşitlik, insan ve Tanrı sevgisi üzerine olduğunu görmekteyiz. </strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong>Aynı ilkelerin benzerlerini Ortaçağ ve daha sonra gerçekleşen sosyal devrimlerin ilkelerinde de görmekteyiz. </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>Örneğin; 1789 Fransız devriminin ilkeleri arasında eşitlik, adalet ve insan sevgisi başta gelmektedir.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong>&nbsp;Aynı ilkelerin diğer ulusların gerçekleştirdiği sosyal içerikli devrimlerde de yer aldığına şahit olmaktayız. </strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Özetleyecek olursak;</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;gerek inanç gerek ideoloji temelli devrimlerin toplumları daha eşit, daha adaletli bir sisteme götürmeyi amaçladıkları görülmektedir. Ne zaman ki bu ilkelerden uzaklaşıp, despot ve zulme dayalı bir düzene doğru gidilmiş ise, işte o zaman devletlerin dağılma ve yıkılma süreci de başlamıştır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Çünkü; hiç bir toplum ve devlet düzeni zulüm ve baskıyla ayakta kalamamış, yine hiç bir devlet Zulüm ve baskıyla abad da olamamıştır. </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Zira, bu yönetim modeli toplumları ayrıştırır, kamplaştırır ve sonunda düşmanlaştırır.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;Bu da o ülkeyi iç kargaşalığa ve yıkıma götürür. Tarih bu örneklerle doludur. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Emevi imparatorluğu bu nedenle yıkılmıştır. Eşitlik ve adalet ilkelerini kendine rehber alarak kurulan Sovyetler Birliği; Macaristan, Çekoslovakya ve Afganistan’ı &nbsp;işgal etmeye başladığında yıkıma gitmiştir. Çünkü, yönetimde baskı ve zulüm politikası esas alınmıştır. Bunun sonucunda Sovyetler Birliği de tarihteki yerini almıştır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Kısaca özetleyecek olursak, hak, adalet ve eşitlik ilkelerini esas alarak yönetilen devletler hem uzun ömürlü olmuş hem de toplumlarını barış içinde bir arada tutmuşlar, bu yolla kalkınmalarını ve gelişmelerini tamamlayarak refah ülkeleri olmuşlardır. Tersini yapanlar ise, hem uzun ömürlü olamamış hem de halkına refah sağlayamamışlardır.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 May 2026 02:36:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİLİK, İKTİDAR KAVGASINDA NEREYE SAVRULUYOR?</title>
                <category>Mustafa Fırat</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevilik-iktidar-kavgasinda-nereye-savruluyor-656</link>
                <author>mfirat65@gmail.com (Mustafa Fırat)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevilik-iktidar-kavgasinda-nereye-savruluyor-656</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİLİK, İKTİDAR KAVGASINDA NEREYE SAVRULUYOR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Tarih, bazen mukaddes olanın dünyevi hırslarla çarpışma sahnesidir. İslam düşünce tarihinin en derin ve iyileşmeyen fay hatları da ne yazık ki bu çarpışmanın eseridir. Hz. Peygamber’in vefatının hemen ardından başlayan "<strong><em>Onun yerine kim geçecek?</em></strong>" sorusu, özü itibariyle idari ve siyasi bir meseleyi, esasında devlet başkanının kim olacağı ekseninde bir Halifelik krizini işaret ediyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak zamanla bu siyasi kriz, Şia hareketinin iktidara yönelme eğilimiyle birlikte teolojik bir tartışma bağlamına çekilerek “<strong><em>İmamet</em></strong>" doktrini haline geldi. Burada gözden kaçan en büyük yanılgı, Halifelik ile İmamet kavramlarının aynı şeymiş gibi algılanmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa ikisi tamamen ayrı dünyalara aittir: Halifelik dünyevi/siyasi iktidarın, İmamet ise manevi/ruhani rehberliğin makamıdır. Bu iki ayrı kavramı birbiriyle zorla bağlantılayıp hem siyasetin hem de teolojinin ortak konusu haline getirmek, İslam dünyasının dini lideri ile siyasi liderini tek bir koltukta birleştirmek esasında sadece Şia’nın değil ama aynı zamanda ehlisünnetin de meselesidir. İkisi arasındaki en önemli fark, Ehlisünnet anlayışının Şia’nın ileri sürdüğü gibi Halifeliğin mutlak surette Ehlibeyt kökenli oluşunu red etmesidir. Yoksa her ikisi de Halifenin hem dini ve hem de ruhani liderliği konusunda ittifak içindedir. Ancak Şia, Ahzab Suresi’nin 33. ayetindeki Ehl-i Beyt'in masumiyeti üzerinden bir doktrin inşa ederek, “<strong><em>imamet</em></strong>” adı altında siyasi ve ruhani iktidar bütünlüğünü inancın (itikadın) merkezine koymuştur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa bu meselenin; kaynağını Ahmet Yesevi ocaklarından alan, Horasan’da mayalanıp Anadolu’da Hacı Bektaş Veli irfanıyla şekillenen “<strong><em>Anadolu Aleviliği</em></strong>” ile hiçbir yapısal ilişkisi yoktur. Anadolu Aleviliği, Ehl-i Beyt ve On İki İmam sevgisini baş tacı eder; ancak onları hiçbir zaman Şia’nın yaptığı gibi dünyevi birer devlet başkanı adayı veya iktidar doktrini olarak görmez. Alevilik, dünyevi Halifelik kavgasıyla ilgilenmez; o, İmametin batıni (içsel) ve nurani rehberliğine taliptir. Gayesi, dünyevi bir iktidar kurmak değil, "<em><strong>Eline, diline, beline sadık</strong></em>" insan-ı kamil yetiştirmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat tarihin cilvesi ve siyasetin acımasızlığı tam da burada devreye giriyor. Özünde dünyevi hırsları reddeden bu barışçıl ve arifane inanç, tarih boyunca gücü ele geçirmek isteyen aktörlerin iştahını kabartmıştır. Anadolu’nun toplumsal dengelerini sarsan Baba İshak hareketinden tutun da, Şah İsmail’in Osmanlı ile giriştiği o devasa egemenlik mücadelesine kadar birçok tarihsel kırılma, bu durumun trajik örnekleridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şah İsmail, Şia’nın o siyasetle dini birleştiren karakterini Anadolu’nun batıni Kızılbaşlığına enjekte etmeye çalışarak; Yavuz ise Alevilik üzerinden kendisiyle rekabete girişen Şah İsmali’e karşı “<strong><em>ehlisünnet</em></strong>”’in Aleviliği rafizi, dinsiz ilan eden fetvalarıyla karşılık verdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne yazık ki bu amansız siyasi mühendislik, bugün modern ve post-modern maskelerle, küresel bir dizayn projesi olarak yeniden sahnededir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunun en bariz ve tehlikeli tezahürü, türetilmiş bir ideoloji olan "<strong><em>Alisiz Alevilik</em></strong>" inşasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) gibi diasporada üslenmiş odakların başını çektiği bu proje, inancın merkezindeki Hz. Ali’yi ve Ehl-i Beyt’i tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. Çünkü çok iyi bilmektedirler ki; inancın manevi direkleri yıkılmadan, o inanç topluluğu seküler ve yıkıcı bir ideolojinin militanı haline getirilemez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu tehlikeli planın iç siyasetteki yansımalarını, içinde bulunduğumuz şu günlerde sıcak bir kriz olarak izlediğimiz CHP içindeki liderlik savaşında ibretle seyrediyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mahkemenin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nı "<em><strong>mutlak butlan</strong></em>" gerekçesiyle iptal etmesi tamamen anayasal, yasal ve teknik bir karardır. Ne var ki, bu hukuki kırılmanın hemen ardından, aslen Alevi bir kökenden gelen Kemal Kılıçdaroğlu’nun "<em><strong>Alevi kimliği</strong></em>" yeniden kirli bir propaganda malzemesi olarak sahneye sürülmüştür. İşin daha da düşündürücü tarafı, diasporadaki o Alisiz Alevilik projesinin ülke içindeki uzantıları olan Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) gibi kurumların da adeta birer siyasi parti organı gibi refleks göstererek peş peşe "<strong><em>yargı darbesi</em></strong>" temalı bildiriler yayınlamasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Görev alanı Horasan'dan gelen o kadim irfanı korumak olan bu kitle örgütlerinin, bir siyasi partinin iç tüzük ihlallerine bodoslama dalıp yargı kararını "<strong><em>darbe</em></strong>" olarak nitelemesi, Türkiye siyasetinin nereye götürülmek istendiğinin açık bir ifadesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Götürülmek istenen yer nettir: Alisiz Alevilik inşasını, marjinal Marksist- Leninist guruplar ve Kürt politik hareketiyle eklemlemek; bu yapay inanç modelini toplumsal muhalefetin yeni harcı haline getirerek her üçünü de tam bir uyum içine sokmaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Resmin büyüğüne bakıldığında, Türk siyasal sistemini dizayn etmeye çalışan küresel aklın sinsi planı deşifre olmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye, mevcut devlet aklının kararlı adımlarıyla yürüttüğü "<strong><em>Terörsüz Türkiye</em></strong>" politikaları kapsamında, etnik fitneyi kurutarak muazzam bir iç cephe ve toplumsal barış zemini yakalamıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu küresel güçler; mahkemenin butlan kararıyla sarsılan ve muhalefet alanı adeta "<strong><em>yok hükmüne</em></strong>" düşen CHP muhalefetinin bıraktığı boşluğu, Kürt politik hareketinin öncülüğü misyonunu yüklenmiş bu "<strong><em>Alisiz Alevicilerle</em></strong>" doldurmak istemektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Amaç; yakalanan yerli ve milli toplumsal barışı baltalamak, bölücü siyasi ajandalar ile inançsal hassasiyetleri tek bir potada eriterek Türkiye'nin önünü kesmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dün Şah İsmail’in sınır tahkimatı için araçsallaştırılan inanç dinamikleri, bugün küresel aktörlerin Türkiye'yi dengeleme ve dizayn etme aparatına dönüştürülmek istenmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Geçmişten bugüne uzanan tüm bu kirli aparatlaştırma çabaları, Aleviliğe vurulan en büyük darbedir. Siyaset sahnesine, etnik veya ideolojik bir güç unsuru olarak çekilen Alevilik; özündeki o muazzam batıni derinlikten ve felsefi zenginlikten uzaklaştırılmakta, içindeki aşk ve irfan boşaltılarak geriye sadece ideolojik ajandalara hapsedilmiş bir zahiri görünüm bırakılmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün yapılması gereken; Şia'nın o dünyevi iktidarla dini birleştiren hatasına düşmeden, Aleviliğin adını küresel projelerin, etnik milliyetçiliklerin ya da parti kurultaylarının hesaplaşmalarına feda etmemektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Horasan'da mayalanan bu yolun gayesi dünyevi bir halifelik veya siyasi bir aparat olmak değildir. Unutulmamalıdır ki; küresel projeler, etnik ajandalar, dernek bildirileri ve parti içi koltuk kavgaları geçici, Ehl-i Beyt’in nuruyla aydınlanan Anadolu irfanı ise bakidir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 May 2026 17:55:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/mustafa-firat-1776968548.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SİYASETİN KISKACINDA ALEVİLER</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyasetin-kiskacinda-aleviler-655</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyasetin-kiskacinda-aleviler-655</guid>
                <description><![CDATA[SİYASETİN KISKACINDA ALEVİLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumsal yapılar, tarih boyunca inanç bağları ve siyasi aidiyetler arasında hassas bir dengede varlığını sürdürmüştür. Bu dengenin bozulduğu dönemlerde halklar ve devletler terazinin eğimine göre büyük bedeller ödediler. Kimi zaman halklar büyük kıyıma uğradı, kimi zaman ise devletler tarihe karıştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç, doğası gereği birleştirici, kucaklayıcı ve zamanın ötesinde bir evrenselliğe sahip iken, siyaset dinamik, ayrıştırıcı ve dönemsel çıkarlara dayalı bir mücadele alanıdır. Ne yazık ki, Horasan Erenlerinin köklü manevi damarını temsil eden Alevilik-Bektaşilik geleneğinin bugün karşı karşıya kaldığı en büyük risklerden biri, bu iki alan arasındaki sınırların belirsizleşmesi ve inanç kurumlarının siyasal birer aktör haline getirilmesi riskidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>SİYASALLAŞMANIN NEDEN OLDUĞU BÖLÜCÜLÜK FİTNESİ</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi-Bektaşi örgütlerinin kurumsal olarak günlük siyasetin içinde yer alması, siyasal olaylarda taraf olması ve partizanca açıklamalar yapması, Alevi-Bektaşiler açısından son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir tehdidi barındırmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">90’lardan beri bıkmadan, usanmadan Alevi-Bektaşileri ve Alevi-Bektaşi örgütlerini uyarıyorum. Her şeyden önce Alevilik-Bektaşilik, bir inanç sistemidir. Aynı inanca mensup bireylerin farklı siyasi kanaatlere, farklı dünya görüşlerine ve farklı parti aidiyetlerine sahip olması hem demokrasinin, hem de insan doğasının en doğal sonucudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak inancı temsil etme iddiasındaki yapıların yöneticileri pozisyonundaki kişilerin çoğu zaman bireysel kariyer, koltuk hırsıyla Alevi-Bektaşileri belirli bir siyasi partinin “<em><strong>arka bahçesi</strong></em>” konumuna getirmeye zorlaması, her şeyden önce Alevi-Bektaşiler arasındaki birliği ve beraberliği zedeleyen temel bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durum, yüzlerce yıl boyunca birlik ve beraberliğin, hoş görünün ve “<strong><em>yaradandan ötürü</em></strong>” büyüttüğümüz insana sevginin temsiliyetini üstlenen inancımızın yalın ve kapsayıcı çatısı altında buluşması gereken “<em><strong>Canlar</strong></em>”ımızı, siyasi kutuplaşmaların öznesi haline getirerek birbirinden uzaklaştırmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha da vahimi, bu tür kurumsal tarafgirlikler, toplumsal hassasiyetleri kaşımak isteyen siyasi odakların ve Türkiye’yi toplumsal istikrarsızlığa sürüklemeyi amaçlayan yabancı kaynaklı planların Alevi-Bektaşileri istismar etmesine açık bir kapı aralamaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu noktada, önemle altını çizmek istediğim husus ise, inancın siyasi bir kalkan veya koz olarak kullanılması ile, geçmişte acı tecrübelerini yaşadığımız mezhep temelli gerilimlerin ve çatışmaların zeminini istemeden de olsa besleme riski taşımakta olduğu gerçeğidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>ALEVİ ÖRGÜTLERİ, LÜTFEN SORUMLULUK ALIN!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Son günlerde Türkiye’nin ana muhalefet partisi (CHP) içerisinde yaşanan ve adeta bir “<em><strong>iç savaş</strong></em>” görüntüsü veren sert kutuplaşmalar, siyasetin insanı ve değerleri nasıl aşındırabildiğini gözler önüne sermektedir. Parti üyelerinin ve yöneticilerinin birbirlerini en sert ifadelerle, hakaretlerle hedef alması, siyasi kültürümüz açısından onaylanması mümkün olmayan bir tablodur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu hırslı ve incitici siyaset tarzının girdabına zaman zaman Alevi-Bektaşi Canların da kapıldığını üzülerek izliyorum. Oysa aynı çatı altında, aynı amaç için bir araya gelmiş insanların birbirlerine yönelik nezaketten uzak, hakarete varan üslupları, ne toplumu geleceğe taşıyacak bir vizyon sunabilir, ne de inancımızın özüyle bağdaşabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyaset sahnesindeki bu nitelik kaybı ve kör dövüşü karşısında taraf olmak yerine, mücadelenin daha uygar, saygılı ve vicdanlı bir düzeyde yürütülmesini talep etmek toplumsal bir sorumluluktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim, bu tehlikeli gidişat ve inancın siyasete alet edilmesi, Alevi-Bektaşi toplumunun sağduyulu kurumları olan <strong>Anadolu Abdallar Cemevi Federasyonu, Anadolu Vakıflar Federasyonu, Afyonkarahisar Hacı Bektaş-ı Veli Kültür Dernekleri Federasyonu, Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu, Tahtacı Kültür Dernekleri Federasyonu ve Alevi Yol ve Erkan Derneği’</strong>nin aralarında bulunduğu çok sayıda saygın kuruluş tarafından, ortak bir bildiri ile açıkça kınanmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Söz konusu kuruluşların kamuoyuna sunduğu ortak irade, inancımızın geleceği adına hayati uyarılar içermektedir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">1- Alevilik-Bektaşilik, asırlık köklere sahip bir inanç olarak hiçbir siyasi partinin arka bahçesi ya da taraftarı olamaz. Bir inanç grubunun, siyasi partilerin iç çatışmalarında taraf haline getirilmesi büyük bir vebaldir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">2- İnanç kurumlarının siyasi partilerin iç işlerine müdahale derecesinde karışması, hem Alevi-Bektaşilere hem laiklik ilkesine hem de toplumsal barışımıza açıkça zarar vermektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">3- CHP’nin 7. Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçmişte ve bugün Alevi-Bektaşi inancı üzerinden hedef alınması ve inanç aidiyeti üzerinden siyasi malzeme yapılması kesin bir dille reddedilmelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">4- Siyasi partilerin iç işleyişinde ve kurultay süreçlerinde yaşanan tartışmaların tek ve asıl muhatabı yine o partinin kendi kurumsal kimliği ve delegeleridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi-Bektaşi kuruluşlarının da ortak açıklamasında vurgulandığı gibi, inanç kimliğinin bu tarz iç çekişmelerin içerisine çekilmesi, sadece adı geçen partinin toplum önündeki algısına değil, topyekun ülkemizin toplumsal dokusuna ve birliğine dinamit koymaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>KADİM DÜSTUR: “İNCİNSEN DE İNCİTME”!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik-Bektaşilik her şeyden önce hoşgörüdür, insana sevgi ve saygı göstermektir, vicdandır. Hünkâr’ımız Hacı Bektaş Veli’nin sözü ile, “<em><strong>Arifler&nbsp;hem&nbsp;arıdır, hem arıtıcı.</strong></em>” Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun da altını çizdiği gibi, yolumuzun özü “<strong><em>arınmaktır</em></strong>”. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Arınmak hırstan, öfkeden, dilden dökülecek kırıcı kelimelerden ve benlik davasından uzaklaşmaktır. Bu, sadece dönemsel bir refleks değil, her gün, her saat, her dakika ihtiyacımız olan süreğen bir eylemdir. Çünkü temiz bir toplumun temeli, ancak arınmış, temiz insandır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle toplumsal fay hatlarının tetiklenmek istendiği, dış ve iç kaynaklı manipülasyonların devrede olduğu bu kritik süreçte, Alevi-Bektaşi toplumunun duruşu her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır. Bizlerin olaylara karşı takınacağı tutum, siyasi angajmanların ötesinde, Hacı Bektaş Veli’nin engin hoşgörüsüyle şekillenmelidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">O’nun:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">düsturu, bugün kutuplaşan topluma sunulacak en büyük panzehirdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyasetin dili ne kadar sertleşirse sertleşsin, parti içi mücadeleler ne kadar çirkinleşirse çirkinleşsin, Alevi-Bektaşi canlar “<strong><em>incinsen de incitme</em></strong>” felsefesini hiçbir zaman terk etmemelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>ALEVİ-BEKTAŞİLER TOPLUMA ÖRNEK OLMALIDIR</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi-Bektaşilerin görevi siyasi kavgaların tarafı veya bir partinin dayanağı/payandası olmak değildir. Alevi-Bektaşilerin görevi insani ilişkiler, hoşgörü, adalet ve vicdan konusunda topluma, hatta insanlığa örnek olmaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnancı siyasetin dar ve menfaat odaklı şekillenen kalıplarına hapsetmek yerine, siyaseti inancımızın ahlaki ve insani değerleriyle dönüştürmek, halkımıza ve ülkemizin siyasi kültür mirasına yapabileceğimiz en büyük katkıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ortak deklarasyonumuzda da ilan ettiğimiz üzere, inancımızın ve kimliğimizin siyaset üstü kalması iradesi, toplumsal barışımızın en güçlü güvencesidir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 May 2026 14:41:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ATATÜRK ÇİÇEĞİ</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ataturk-cicegi-654</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ataturk-cicegi-654</guid>
                <description><![CDATA[ATATÜRK ÇİÇEĞİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaşadığımız her şeyde Atatürk var…</p>

<p>Hayatımızın her alanında…</p>

<p>Ve özgürlüğümüzün en can damarı Atatürk…</p>

<p>Atatürk sadece çok iyi bir asker, bir başöğretmen, bir devrimci değildir.</p>

<p>Dünya tarihinde “<strong><em>kültür antropoloğu</em></strong>” sıfatı verilebilen tek lider Mustafa Kemal’dir.</p>

<p>Hayata dair her ne varsa hepsine birden sahip bilgisi olabilen dünyadaki tek lider Atatürk’tür. Bunun başka örneği yoktur.</p>

<p><span style="background-color:#ffffff">Atatürk’ün doğaya olan sevgisini iyi bilen yabancı bir profesörün teklifi sonucu adı konan bir çiçek vardır; “<em><strong>Atatürk Çiçeğ</strong>i</em>” </span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff"><strong>Atatürk Çiçeği</strong> ismi nereden gelir?</span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff">1933 yılında Wenderbit Üniversitesi Profesörlerinden Kirk Landin uzun uğraşları sonucunda yetiştirdiği kımızı yapraklı bitkiye isim ararken, Atatürk ile tanışmış olan bir başka Profesör Atatürk’ün doğaya olan ilgisine ve bilgisine hayranlığından dolayı bu bitkiye “<em><strong>Atatürk Çiçeği</strong></em>” isminin verilmesini teklif etmiştir. </span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff">Gerekli yerlere yapılan önerilerden sonra çiçeğin ismi Atatürk Çiçeği olarak kabul edilmiştir. </span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff">Dünya’da birçok ülkede özellikle yılbaşlarında ve özel günlerde insanların hediye olarak aldığı sıkça tercih edilen bir bitkidir.</span></p>

<p>Atatürk Çiçeği (Euphorbia Pulcherrima)</p>

<p>İngilizce adı: Poinsettia</p>

<p>Ana Vatanı: Meksika ve Orta Amerika</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/Atat%C3%BCrk%C3%A7i%C3%A7e%C4%9Fi.jpg" style="height:259px; width:225px" /></p>

<p>Bu çiçek 19 yy. Meksika’dan ABD’ye götürülmüştür.</p>

<p>Adı, Türkiye'de yetiştirilmesi ve tanınmasına ön ayak olan Mustafa Kemal Atatürk'ten gelir. Ancak çiçeğe ismi Atatürk vermemiştir. Yetiştirilmesi sırasında görev alan bitki bilimcilerden gelen öneri üzerine bu isim takılmıştır. Bu çiçeğin dışında dünyada devlet adamı ismi taşıyan herhangi bir bitki yoktur. Atatürk Çiçeği’nin çeşitleri yoktur ama rengi koyu kırmızıdan pembeye doğru değişebilen çeşitleri vardır.</p>

<p>Olayla ilgili Gazete haberi şöyledir:</p>

<p><span style="background-color:#ffffff">"<em><strong>Atatürk Çiçeği</strong></em>" adı bir süs bitkisi olarak&nbsp;Türkiye'de tanınması ve yetiştirilmesine önayak olan&nbsp;Mustafa Kemal Atatürk'ten gelir. Yetiştirilmesi sırasında görev alan bitki bilimcilerden gelen öneri üzerine bitkiye bu isim takıldı. </span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff">8 Temmuz 1935 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nin birinci sayfasındaki tek sütunluk "<em><strong>Atatürk Çiçeği</strong></em>" üst ve "<em><strong>Amerika'da yeni sarı bir çiçeğe Büyük Önderimizin adı verildi</strong></em>" alt başlıklı, Şikago kaynaklı özel haberde "<em><strong>Geçenlerde Vanderbild Üniversitesi profesörlerinden Kırklend laboratuvarında muhtelif operasyonlar neticesinde sarışın renkte yeni bir çiçek elde etmeye muvaffak oldu. Profesör bu yeni çiçeğe isim ararken Kayseri'de Amerikan Koleji'ni ziyareti esnasında Atatürk'ü gören diğer bir profesör yeni elde edilen çiçeğe "</strong>Gazi Atatürk<strong>" adının verilmesini teklif etti. Bu teklif memnuniyetle kabul edildi ve tescil edilmek üzere bu isim nebatat dairesine gönderildi...</strong></em>" denilmektedir. </span></p>

<p>Bu öneri dünya nebatat dairesine iletilmiş ve Atatürk’ün yaptığı çalışmaların anlatıldığı toplantıda oy birliğiyle kabul edilmiştir.</p>

<p>Dünya’da her ülkede bu çiçek Gazi ATATÜRK adıyla üretiliyor ve satılıyor.</p>

<p>Başka bir lider yoktur, Dünya tarihi bir sıfatı sadece Mustafa Kemal’e vermiştir.</p>

<p>Mustafa Kemal her şeydir.</p>

<p>TÜRK ULUSU ’nu yeniden inşa etmiştir.</p>

<p>Ve insanlık adına çalışmış büyük bir liderdir…</p>

<p>Atatürk asrın lideridir.</p>

<p>Kaynaklar:</p>

<p><a href="http://www.ataturkdevrimleri.com/">www.ataturkdevrimleri.com</a> / —Kaynak: Araştırmacı Yazar Prof. Dr. İlknur Güntürkün Kalıpçı</p>

<p><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_%C3%A7i%C3%A7e%C4%9Fi">Atatürk Çiçeği- Vikipedi</a></p>

<p><span style="background-color:#ffffff">&nbsp;<a href="https://www.gastearsivi.com/gazete/cumhuriyet/1935-07-08/1">"Atatürk çiçeği"</a>. Cumhuriyet Gazetesi. 8 Temmuz 1935. 31 Ağustos 2021 tarihinde kaynağından&nbsp;<a href="https://web.archive.org/web/20210831113933/https:/www.gastearsivi.com/gazete/cumhuriyet/1935-07-08/1">arşivlendi</a>. Erişim tarihi:&nbsp;13 Nisan&nbsp;2022.</span></p>

<p>Görsel, <span style="color:#0563c1"><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Atat..adresinden"><span style="color:#000000">https://tr.wikipedia.org/wiki/Atat..adresinden</span></a></span> alınmıştır.</p>

<p><span style="color:#0563c1"><a href="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/e/e1/Weihnachtsstern_-_gro%C3%9F.jpg/250px-Weihnachtsstern_-_gro%C3%9F.jpg"><span style="color:#000000">https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/e/e1/Weihnachtsstern_-_gro%C3%9F.jpg/250px-Weihnachtsstern_-_gro%C3%9F.jpg</span></a></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 May 2026 16:21:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETÖ’NÜN BİRİNCİ ABANT TOPLANTISI</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/fetonun-birinci-abant-toplantisi-653</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/fetonun-birinci-abant-toplantisi-653</guid>
                <description><![CDATA[FETÖ’NÜN BİRİNCİ ABANT TOPLANTISI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">1992 yılında düzenlenen “<strong><em>Günümüzde Alevîlik ve Bektaşîlik</em></strong>” sempozyumuna bir bildiri sunan Sünni ilahiyatçı akademisyen Abdülkadir Sezgin, Alevilere yönelik önyargı ve hurafeleri içeren bir sunum yapmıştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sezgin’in sunumunda halk arasından derlediğini vurguladığı ön yargılar içerisinde şöyle ifadeler var:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “<em><strong>Alevinin müslüman olması için, önce ayağının altına bir tuğla yada kiremit alması ve öyle yakınması lazım imiş. Ayağının altında kiremit erirse adam müslüman olur.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “<strong><em>Alevinin müslüman olması için, önce hıristiyan olması lazım imiş.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “<em><strong>Alevinin kestiği yenir mi?</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “<em><strong>Aleviler yemek ikram ederken içine tükürür.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Abdülkadir Sezgin hayatı boyunca Alevi ve Sünnileri bir araya getirmek için uğraştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Önce, Suriye’de yönetimin değişmesi ve ardından İran’a İsrail ve ABD tarafından saldırı başlatılması Alevilere yönelik büyük bir nefret dalgasını da beraberinde getirdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şam’da yönetimi bırakan Beşir Esad’ın Nusayrî Alevîsi olması, İran’ın Şiî olması; yani Hacı Bektaş Velî’nin kurduğu Alevî yolundan bambaşka inanç özelliklerine sahip olmaları nefret silahlarını kuşanan sosyal medya silahşörleri için önemli değildi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">8 Ağustos 2024 tarihinde, “<em><strong>asimetrik</strong></em>” saldırılardan bunalan Alevi Vakıflar Federasyonu Genel Başkanı Dr. Haydar Baki Doğan Facebook hesabından şu satırları paylaştı:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>... bizim gördüğümüz, bize yoldan, Alevi değerlerinden bahseden ama bizim anladığımız Hakk Muhammed Ali Yolu’nun Aleviliğini değil, sosyopolitik bir Alevilik savunan bu gruplar boğazlarına kadar siyasete batmış durumdadırlar. </em></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><em>Tüm kurumlar önce bağırsaklarını temizlemelidirler. </em></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><em>Hem dede, hem belediye meclis üyesi, hem cemevi başkanı mı dersiniz? </em></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><em>Hem dede, hem kurum başkanı, hem milletvekili mi dersiniz?</em></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><em>Hem ABKCB’nı eleştirip, hem iktidar partisinin belediyelerinden, hem muhalefet parti belediyelerinden maaş alan federasyon başkanları mı dersiniz? </em></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><em>Hem devrimcilikten dem vurup, hem Sivas Katliamı davasındaki sanık avukatlarının büyük boy resimlerini cemevlerine asan federasyon başkanları mı dersiniz? </em></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><em>Hem eski bakan Süleyman Soylu’nun bakanlık döneminde kurulan ABKCB’nı reddettiğini söyleyip, hem de kendi üyelerinden ve tüm Alevi toplumundan gizlice Soylu’dan gizlice milyonlarca TL alan kurum başkanları mı dersiniz? </em></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><em>Her sene iktidar partisi belediyesinden 7-8 milyon TL proje desteği alan bir federasyon, cemevi yönetimi mi dersiniz? </em></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><em>Açık açık, “</em></strong><em>biz her ay İçişleri Bakanlığına düzenli rapor veriyoruz</em><strong><em>”, diyen kurum başkanları mı dersiniz?</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her iki örneği bir kontrast yaratmak için verdim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir yanda, ister Alevi Bektaşi veya Sünni meşrepli olsun; kardeşliği tesis etmek için çırpınan “<strong><em>Canlar</em></strong>”, diğer yanda ise, var olan kaotik ortamın içinden şahsi menfaatleri için rant üretmeye odaklı insancıklar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki, neden?</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Benim bu konuyla ilgili bir açıklamam, emperyalistlerin bölgesel politikaları ile ilgili.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Emperyalistler bölgeye hakim olabilmek için yerel işbirlikçilerini çoğunluk arasından seçerler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Böl-parçala-yönet</em></strong>” ilkesi çerçevesinde kuracakları hakimiyet/iktidar ilişkilerinde ise düşmanlaştırabilecekleri bir topluluğa ihtiyaç duyarlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye’de bu Alevîlerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fethullahçı Terör Örgütü’nün Alevi Bektaşilere yönelik çalışmalarını bu çerçevede değerlendirmez isek, ya mezhepçilik batağında veya terörizm batağında, ama; yine emperyalizme ve siyonizme payanda oluruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durumda, Alevi Bektaşilerin her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı gibi, onurlu ve başı dik, bir arada barış içerisinde yaşama arzusu da hayal olmaktan öteye gidemez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Konuyu şuraya getirmek istiyorum:</span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ’nün Alevi Bektaşilere yönelik çalışmalarında izlediği yolun çeşitlilik arz ettiğini, bir yandan doğrudan Alevi Bektaşileri etkilemeye yönelik çalışmalar sürerken, diğer yandan devletin üst kademelerinde hizmet eden Alevi Bektaşi meşrepli memur ve subayları tasfiye etmek üzere projeler hayata geçirdiğini, yine aynı zaman diliminde Alevi Bektaşiler arasından kendisine hizmetkâr devşirdiğini bilmek zorundayız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim, bir FETÖ projesi olan Abant Platformu, bazı çevrelerde öne sürüldüğü gibi, “<strong><em>Alevi Açılımı</em></strong>”nın akamete uğraması sonrasında Alevilerle ilgili aktif olmamıştı. FETÖ’nün Alevilere ilgisi bir yana, Abant Platformu da, “<strong><em>Aleviler</em></strong>” üst başlığı ile ilk toplantısını 2007 yılında İstanbul’da, Grand Cevahir Otel’de düzenlemişti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Prof. Dr. Mete Tunçay'ın açış konuşmasıyla başlayan “<strong><em>Tarihî, Kültürel, Folklorik ve Aktüel Boyutlarıyla Alevilik</em></strong>” başlıklı toplantı, 45 konuşmacı ve 100 katılımcı ile 18 ve 19 Mart 2007 tarihlerinde yapıldı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zaman gazetesinden Habibe Demircan’ın haberine göre, Abant Platformu’nun 13. Toplantısı olan bu buluşmada düzenlenen 3 oturuma sırasıyla Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, kısa bir süre önce Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) tarafından “<strong><em>Bilim Ödülü</em></strong>” verilen Prof. Dr. Niyazi Öktem ve Türkiye’de din eğitimi alanında tartışmasız yön verici etkiye sahip olduğu bilinen Prof. Dr. Beyza Bilgin başkanlık etmişti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Prof. Dr. Ocak’ın başkanlığındaki oturumun konuşmacıları Prof. Dr. Mustafa Öz, Doç. Dr. İlyas Üzüm ve şimdilerde Avusturya’nın Alevilik eğitimine yön veren Rıza Yıldırım, Prof. Dr. Beyza Bilgin'in yöneteceği üçüncü oturumda ise Doç. Dr. Osman Eğri, Dr. Ali Yaman ve Reha Çamuroğlu konuşmacı olarak yer almışlardı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ve Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar dışında siyaset dünyasının ilgi göstermediği toplantıya, Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın başında bulunduğu Cem Vakfı, Almanya Alevi Federasyonları ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği gibi örgütler de katılmadı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">2007 yılında Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri olan Turan Eser, Aleviler için başlık açılmasını “<em><strong>Abant platformu”&nbsp;kendiliğinde oluşan ya da farklı görüşlerden, çevrelerden yan yana gelen bir kaç, aydın, yazar ve gazetecinin oluşturduğu bir proje değildir</strong></em>” sözleri ile eleştirerek, oluşumun arkasında Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu “<em><strong>Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı</strong></em>”nın varlığını vurgularken, “<em><strong>Bu kesime yeni dönemin, yeni politik stratejileri gereği, sözüm ana&nbsp;“</strong>sol<strong>”&nbsp;ve sözüm ona ,&nbsp;“</strong>Alevi kanaat önderi<strong>”&nbsp;sıfatları ile yeni takviyeler yapılıyor</strong></em>” şeklinde dikkati çekmişti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Abant platformu için, fikri bulanmış birkaç Alevi&nbsp;“<em><strong>aydınının</strong></em>”&nbsp; “<strong><em>özgürlükçü, demokrasiden ve eşitlikten yana&nbsp; çağdaş insan haklarına saygılı bir platform</em></strong>”&nbsp;diye söz etmesini bir “<em><strong>cehalet göstergesi</strong></em>” olarak değerlendiren Turan Eser toplantıyı “<strong><em>Alevileri ABD eksenli Ilımlı İslam Projesinin bir parçası yapma oyunu</em></strong>” olarak nitelendirmişti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eser’in ABD/FETÖ eksenine dikkati çektiği toplantıya konuşmacı olarak katılan Ali Yaman ise, &nbsp;sorunun AB’ye taşınmadan ülke içinde çözülmesi gerektiğini vurgulayarak “<strong><em>Etnik ve dinsel kimliğimizi ön plana çıkarmadan kendi içimizde sorunumuzu çözebiliriz</em></strong>” önerisinde bulunuyordu!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Turan Eser’in tartışmaya yer vermeyecek netlikteki duruşuna karşın, sonraki dönemde HDP Milletvekili de olan Ali Kenanoğlu ise, Evrensel gazetesindeki köşesinde şöyle yazıyordu: “<strong><em>Abant Platformu toplantısı sonuç bildirgesinde; Alevilik tanımı anlamına gelebilecek hiçbir cümleye yer verilmemesi, devletin inançları düzenlemesinin ve tanımlamasının kesin bir cümleyle reddedilmesi, devletin inanç farklılıklarını Anayasal eşitlik temelinde güvence altına alması, cemevlerinin ibadethane olmasının kabul edilmesi, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu ders olmaktan çıkartılması, Diyanet İşleri Başkanlığının kapatılması veya bütçesiyle birlikte özerkleştirilmesi, Alevilerin kamuda yaşadığı ayrımcılığın giderilmesi gibi maddeler yer aldı.</em></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><em>Bunları okuduğumda çok şaşırdım. Yıllarca bizim dile getirdiğimiz taleplerdi bunlar.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">2007 Abant Toplantısına katılan Aleviler içerisinden herhangi birisi Ali Bulaç’ın densizce sarfettiği “<strong><em>Alevilerin her ağızlarını açtıklarında önce iyi - doğru insan olmak lazım demeleri de doğru değildir; iyi ve doğru insan olmak için, önce Müslüman olmak gerekir.</em></strong>” sözlerine itiraz etti mi, bilmiyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün nedamet getirse de, FETÖ’nün o günlerdeki “<strong><em>entelektüel kadrosu</em></strong>”nun içerisinde en popüler şahsiyetler arasında gösterilen Ali Bulaç’ın ifadelerine kendi mahallesinde de itiraz gelmeyişinden hareketle, “<strong><em>Müslüman olmayan Alevileri yola getirmek</em></strong>” arka planlı bir etkinlik amacının var olduğunu öne sürebiliriz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yine, dönemin Alevi Vakıflar Federasyon Başkanı Doğan Bermek’in “<strong><em>Türkiye'de yapay olarak Alevilik sorunu oluşturulmaya çalışıldığını</em></strong>” öne sürmesine de itiraz geldiğini hatırlamıyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öte yandan, toplantıya katılan dönemin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez ise, Aleviliğin doğru tanıtılmamasında Diyanet’in ihmallerinin bulunduğuna işaret ederek “<em><strong>Alevilerin isteklerini, şikayet ve taleplerini dinlememiz gerekirdi.</strong></em>” diyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ’nün Alevilik Bektaşilik çalışmalarının bilimsel ayağının “<em><strong>imamı</strong></em>” konumundaki Doç. Dr. Osman Eğri ise, konuşmasında adeta planlarını ifşa etti: “<em><strong>Diyanet, 6 Alevi dedesini eğitim için Almanya'ya gönderdi. Sünni din adamlarını Ehl-i Beyt ve Alevilik hakkında bilgilendiriyor. Alevi ve Bektaşi kaynaklarından orijinal el yazması eserlerini yayınlıyor. Bu çalışmalar Alevilik konusunda tarihi adımlardır.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak, 18-19 Mart 2007 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen Abant Toplantısı’nın bir fikir toplama ve durum tespiti amacıyla yapıldığını söyleyebiliriz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğitim, yayıncılık, Diyanet’in rolü vb konularda Alevi Bektaşilerin tepkilerinin test edildiğini, konu başlıkları ve toplantının liderlerinin konuşmalarında yaptıkları vurgulardan anlayabiliyoruz.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 May 2026 18:50:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DÖNEK “SOLCULAR” VE YENİ İDRİS-İ BİTLİSİ’CİLER</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/donek-solcular-ve-yeni-idris-i-bitlisiciler-652</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/donek-solcular-ve-yeni-idris-i-bitlisiciler-652</guid>
                <description><![CDATA[DÖNEK “SOLCULAR” VE YENİ İDRİS-İ BİTLİSİ’CİLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Seksenden önce kalma bazı “solcular” ideolojik zeminlerini kaybedince, kendilerine taban yaratmak için Alevi dernek ve vakıflara çöreklenerek mevkiler, makamlar elde ettiler. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Alevi inancıyla ve yoluyla ilgisi olmayan bu çevrelerin amacı Alevi kitlesini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktır. Bu faaliyetlerini yaparlarken, Avrupalı bazı dostlarından da parasal destek almaktadırlar. Bunu gizlemeye bile gerek görmemektedirler. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bu çevrelerin beslendikleri ana kaynak hep Avrupa ülkeleri ve ABD olmuştur. </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Yani kısaca emperyalizmle ittifak içindedirler. </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Bu ittifakı da gizlemeyerek “taktik” icabı</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">olarak göstermektedirler. Bu sözde solcular ideolojilerinden koptukları için solculuğun birinci ve esas şartı olan anti-emperyalist olma ilkesini de gizlemeye ve unutturmaya çalışmaktadırlar.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;Ancak Alevi kitlesinin büyük çoğunluğu, solculuğun bu ilkesini bilmediği için kendilerini gizleyebilmektedirler. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bu tabansız dönekler, tüm politikalarını din tüccarlarının yaptıkları gibi insanların inançlarını istismar etmek üzerine kurmuşlardır.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">&nbsp;Bu dönekler aslında Alevi inancını hem bilmezler hem inanmazlar.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;Slogan bazında bazı sözleri tekrar etmekten başka bir şey yapmazlar. Yani ne Alevi inancından haberdardırlar ne de tarihinden. Çünkü okumazlar ve araştırmazlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bütün bilgileri yüzeysel ve slogancılık üzerinedir. Alevi önderlerin isimlerini ağızlarından düşürmezler, ama o önderlerin &nbsp;Alevi İslam inancından ve kültüründen beslendiğinden habersizdirler. Çünkü okumamışlardır. Pir Sultan’dan, Şah Hatayi’den deyiş okurlar ama, onların sözlerinin nereden geldiğini ve ne içerdiğini tam olarak bilmezler. </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Yani, ozanların deyişlerindeki sözlerin ana kaynağının Kur’an’ı Kerim’deki ayetlere ve ayetlerin gerekçesi olan olaylara dayandığını bilmezler. Kısaca bu dönekler “kurnaz” cahillerle aynı yöntemleri kullanmaktadırlar. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bu siyasi dönekler, Alevilerin bilincinde kötü bir şöhrete sahip olan yeni İdris-i Bitlisi’lerle ortak hareket etmektedirler. Alevi kitlesini etnik milliyetçilik temelinde Şeyh Said ve Nuri Dersimi savunucularına eklemlemek amacındadırlar. Bu da aslında savundukları ile uyumlu bir politikadır. Zira, bu eski “solcular” anti-emperyalist olma ilkesini bırakıp, emperyalizmle </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“taktik”</span></span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;ittifak kurdukları için amaçlarına ulaşmak için her şeyi mübah görmektedirler. </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Çünkü savundukları ve örnek aldıkları örgütler ve şahsiyetler hayatları boyunca emperyalistlerle işbirliği içinde olmuşlardır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bu döneklerin diğer bir amacı da Alevi kitlesini etnik bir kimlikle eşitlemek olmuştur. Oysa, Aleviler etnik kimliğe bakmazlar. </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Zira Alevi inancı etnik bir inanç değil, evrenseldir.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;Yani içinde her türlü milletten ve ırktan insanlar bulunmaktadır. Alevi inancında ırk, renk ayrımı yoktur. Yetmiş iki millete aynı gözle bakar. </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Meşru savunma dışında şiddetin her türlüsüne karşıdır. Düsturu, incinsen de incitmedir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Alevi kitlesi, her daim yaşadığı ülkenin birliğinden, dirliğinden ve bağımsızlığından yana olmuştur. Anadolu’nun Moğol işgaline en şiddetli direnişi Alevi aşiretleri göstermiştir. Karamanoğlu ve Ağaçeri aşiretlerinin direnişi buna örnektir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Yine aynı şekilde birinci dünya savaşında doğu cephesinde Rus işgaline karşı cansiperane &nbsp;savaşan Alevi-Bektaşi alayları olmuştur. Kurtuluş savaşı sırasında Mustafa Kemal’e destek verenlerin başında yine Alevi kitlesi yer almıştır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Dolayısıyla; hiç kimse Alevileri ülkemizin aleyhine kullanamaz, emperyalistlere piyon yapamaz. </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Zira, Aleviler tarihleri boyunca zalimin yanında değil, mazlumun yanında, işgalcinin ve zorbanın değil, ülkesinin ve halkının yanında olmuştur. </span></span></span>&nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 May 2026 23:56:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİLİK SİYASİ BİR APARAT DEĞİLDİR!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevilik-siyasi-bir-aparat-degildir-651</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevilik-siyasi-bir-aparat-degildir-651</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİLİK SİYASİ BİR APARAT DEĞİLDİR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Geçtiğimiz günlerde Londra’da Avrupa Alevî Birlikleri Konfederasyonu tarafından düzenlenen “<em><strong>Aleviliğin geleceği</strong></em>” konulu toplantı, Alevî toplumunda ciddi tartışmaları beraberinde getirmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü bu toplantıda dikkat çeken en önemli nokta; Aleviliği anlatan, tanımlayan ve yön vermeye çalışan isimlerin büyük bölümünün siyasal kimlikleriyle ön plana çıkan kişiler olmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kadar geniş bir inanç dünyasına, binlerce yıllık bir yol erkânına sahip Alevilikte hiç mi Alevî dedesi, yol önderi, araştırmacı, akademisyen, pir kalmadı da bu inancı siyasetçiler tanımlamaya başladı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Empati yapalım…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün Kürt kimliğini, Kürt toplumunun sorunlarını çıkıp Alevî dedeleri veya farklı inanç önderleri anlatsa, buna ilk tepkiyi yine aynı çevreler göstermez mi? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü herkes bilir ki her toplumun, her inancın kendi sözcüsü, kendi hafızası ve kendi hakikat dili vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte mesele tam da burada düğümlenmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik bir siyasi hareketin, ideolojik grubun ya da etnik hesapların aparatı değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; insanı merkeze alan, rızalık esasına dayanan, hak ve hakikat yoludur. Bu yol hiçbir partinin arka bahçesi olmadığı gibi, hiçbir siyasi hesabın taşıyıcısı da olamaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne yazık ki son yıllarda bazı çevrelerin Aleviliği kendi siyasal hedefleri doğrultusunda şekillendirmeye çalıştığı açıkça görülmektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimi bunu sol siyasetin içine hapsetmeye çalışıyor, kimi etnik kimlik üzerinden tarif ediyor, kimi de toplumsal öfke üretmenin zemini hâline getirmek istiyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa Alevilik; kinle değil irfanla, ayrıştırmayla değil birlikle yürüyen bir yoldur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolun özünde “<strong><em>eline, diline, beline sahip olmak</em></strong>” vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolun özünde hak yememek, insanı ötekileştirmemek, inancı çıkar aracı yapmamak vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kim olursa olsun; ister siyasetçi, ister dernek başkanı, ister kanaat önderi… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer Aleviliği kişisel kariyerine, siyasi hesabına veya ideolojik ajandasına malzeme yapıyorsa, bu toplumun vicdanında sorgulanır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevî toplumu artık kullanılmak değil, özüyle ve hakikatiyle temsil edilmek istemektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik ne devletin masa başında tanımlayacağı bir inançtır ne de belli siyasi yapıların şekillendireceği bir kimliktir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolun sahibi siyasiler değil; pirlerdir, dedelerdir, analardır, taliplerdir ve bu yolu yüzyıllardır bedel ödeyerek yaşatan canlardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimse bu yolu kendi hesabına çevirmeye kalkmasın.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevilik; günübirlik siyasetin değil, kadim bir hakikat arayışının adıdır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 May 2026 17:43:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>LONDRA\&#039;DAKİ TEZGAH - ESKİ İHANETİN YENİ SÜRÜMÜ</title>
                <category>Mustafa Fırat</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/londradaki-tezgah-eski-ihanetin-yeni-surumu-650</link>
                <author>mfirat65@gmail.com (Mustafa Fırat)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/londradaki-tezgah-eski-ihanetin-yeni-surumu-650</guid>
                <description><![CDATA[LONDRA\'DAKİ TEZGAH - ESKİ İHANETİN YENİ SÜRÜMÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Milli bilincimizin örsünde dövüle dövüle Ulusal Kurtuluş Mücadelesine dönüşen o kutlu direnişin, Anadolu ve Ortadoğu halklarını ortak kader, din kardeşliği ve yurt sevgisiyle birleştirdiği günlerin anısını taşır Mayıs ayı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim için mayıs; Horasan’dan akan Türkistan mayasının, işçi bayramıyla, Hıdırellez'le ve nihayet 19 Mayıs’la kenetlendiği bir kimlik manifestosudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak ne hazindir ki, Kurtuluş Savaşı’nın o çetin günlerinde emperyalizmin gölgesinde boy gösteren kirli bir çizgi, bugün hâlâ aynı ihanet senaryosunu tedavüle sokmaya çalışmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) küresel emperyalizmin başkenti Londra’da düzenlediği sözde <em><strong>"Birlik, Yol ve Gelecek"</strong></em> toplantısı, tam olarak bu eski tezgahın yeni nesil bir sürümü olarak karşımıza çıkıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Söz konusu tezgahın yarattığı kırılmayı analiz edemeden duramıyor insan.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Horasan Mayasından "Devlet Dini" Kırılmasına</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu coğrafyanın hakikatini anlamak için köklere bakmak gerekir. Kimse bu topraklarda zorla Müslüman ya da zorla Türkleştirilmedi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Horasan’dan Anadolu’ya uzanan o büyük göç dalgasında Türkler; Emevilerin ırkçı, kavmiyetçi ve baskıcı resmi "<em><strong>devlet dinine</strong></em>" karşı, Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği özgün inancı kendi mülkiyet rejimleri, üretim ilişkilerine dayalı sosyal gerçeklikleri üzerinden yeniden inşa ettiler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yetmiş iki millete aynı nazardan bakarak, ırkçılığı red eden; <em><strong>“gelme gelme, gelenin malı gidenin canı”</strong></em> diyerek kollektif mülkiyeti, beytül malı savunan bu anlayışın inşa ettiği islam; dayanışmacı, devrimci bir “halk islamı”ydı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkistan coğrafyasının harmanladığı bu Halk İslamı, Emevi zihniyetine karşı Yesevilik çatısı altında "<em><strong>Ehlibeyt sevgisi ve taraftarlığı</strong></em>" ile boy verdi; Nakşibendiliğin "<strong><em>Ehlisünnet</em></strong>" yorumuyla da Anadolu ve Mezopotamya halklarının din kardeşliğinin temel taşını döşedi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu topraklarda “<em><strong>Ehlisünnet</strong></em>” anlayışı; Nakşibendiliğin Türki yorumuyla bütünleşirken; Yesevilik, Horasan Erenlerinin elinde Kızılbaşlık ve Bektaşilik formunda boy vererek Anadolu’nun kadim halklarının İslamlaşmasının ve Türkleşmesinin manevi harcı oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu iki damar, devletin baskıcı aygıtlarına karşı halkın inancını korumakla kalmıyor, aynı zamanda bu coğrafyada yaşayan halkların varlıklarını korumasının sosyal ve siyasal koşullarını yaratıyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öyle ki, Tuğrul ve Çağrı Beyler, dinin bir asimilasyon aracına dönmesini engellemek için halifeliği siyasal alanın dışında tutmaya özen gösterdiler; din ve devlet işlerini ayırarak Abbasi halifelerinin günlük pratiğe müdahalesini önleyerek, dini siyasete alet etmenin ortaya çıkardığı kirlenmekten korudular</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat bu asil gelenek, Yavuz Sultan Selim döneminde Şah İsmail ile girilen amansız mücadele sürecinde terk edildi. Dinin siyasete alet edilmesiyle yeni bir "<strong><em>devlet dini</em></strong>" doğdu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nakşibendilik, bir etnik kimlik olmamasına rağmen, ilk çıkış kaynağının Türkistan ve yayılım alanının Kürt toplulukların yaşadığı bölge olması ve yine bu bölgelerde toplumsal tabanı oldukça güçlü olan Kadirilikle de uyumlu olması, dini siyasaya alet etmek isteyen Yavuz Sultan Selim’in işini kolaylaştırıyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">II. Bayezit’le başlayıp Yavuz’la zirveye çıkan bu süreçte, göç yollarında inşa edilen o duru Halk İslamı bir kenara itildi; Nakşibendilik sarayın kurumsal "<strong><em>devlet dini</em></strong>" haline getirilerek siyasal alanın merkezine oturtuldu. Kızılbaşlık ise tamamen sistemin dışına itilerek bir "tehdit" unsuru olarak kodlandı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nihayet, Kürd İdrisi Bitlisi vasıtasıyla, din üzerinden Kürt topluluklarıyla kurulan siyasal ilişkiler, din ve din siyasetini öne çıkardı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı devlet yönetimine hakim olan devşirmeler, Nakşi ve Kadiri şeyhleri üzerinden Kürt toplulukları kontrol etmekte iken, iskan politikaları sonucu yerleşik hayata geçirdiği topluluklar ile önemli merkezlerde yer alan esnaf örgütleri üzerinde, Bektaşi kontrol mekanizmaları kurdular. Kızılbaşlığı ise tamamen siyasal sitemin dışına iterek onu bir tehdit olarak gördüler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Böylece göçebe, yarı göçebe toplulukların İslamlaşma eğilimi ve yorumu, onlar için Sultan Sencer’e karşı gelişen Oğuz isyanlarından beri bir tehdit olarak kalmaya devam etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenledir ki, Nakşibendilik üzerinden siyasal alana hakim olan devşirmeler, Kızılbaşlığı, ahlaksız, sapkın bir mezhep olarak sunarak, söz konusu propagandalarla “<em><strong>Kızılbaş</strong></em>” tehditi üzerinden toplumu kontrol altında tuttular. Yüzyıllarca süren bu tehdit algısı, ne yazık ki Cumhuriyet kurulduğunda bile siyasal iklime hakim olmuş ve bu nedenle, Bektaşi tekkeleri kapatılmış; Alevilerin inançları gereği yaptıkları ibadetleri; baba, pir, dede üzerinden toplumsal kontrol mekanizmaları yasaklanmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türk islam topraklarının emperyalist güçler tarafından işgal edildiği ve paylaşıma tabi tutulduğu tarihsel kesitte; İstanbul Hükümetiyle işbirliği içinde olan ve aynı zamanda Şurayı Devlet başkanı olan Seyid Abdulkadir önemli bir Nakşi Şeyhi idi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Seyid Abdülkadir’in kurduğu Kürdistan Teali Cemiyeti büyük oranda Osmanlı bürokrasisi içinde yer alan Kürt aşiret liderleri ve şeyhlerinden oluşuyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu cemiyet, Kürdlerin çoğunlukta olduğu yerlerde, Yavuz Sultan devrinde olduğu gibi Sultana ve Halifeye bağlı yarı özerk bir Kürd otonomisi kurmayı amaç ediniyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Teşkilatı Mahsusa’nın da desteklediği bu hareket, Kurtuluş Savaşı mücadelesinde kuvvayı milliye hareketine karşı Kürt toplulukları, İşgalci İtilaf devletlerinin politikalarıyla uyumlu hareket etmesini sağlamak üzere, Mustafa Kemal’in desteğini aldığı Dersim bölgesindeki aşiretler arasında da bir takım operasyonlar yürütmekteydi. Seyid Abdülkadir’in de önermesiyle Koçkiri hareketinin ve daha sonra Dersim olaylarının baş aktörü, Nuri Dersimi özel bir görevle Dersim’e gönderilmiş ve bu şahsın yaptığı çalışmalar sonucu, bölgedeki aşiretler arasında Kuvvayı Milliye hareketine karşı bir muhalefet örgütlenmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle devlet bürokrasisi içinde yer alan Kuvvayı Milliye karşıtı bu çevrelerin çabaları, her ne kadar Dersim bölgesinde minimal düzeyde bir karşılık bulmuş ise de, Hasan Hayri, Diyap Ağa, Karerli Mehmet Efendi, Mehmet Şerif Fırat, Mehmet Hulusi Yurtsever, Küçük Ağa gibi yerel aktörlerin çalışmalarıyla bu çabalar istenen sonucu vermemiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kürt halkı da özellikle İzmir’in işgalinden sonra gerek İtilaf Devletlerine, İstanbul Hükümetine ve gerekse Heyeti Temsiliye’ye çektiği telgraflarda, işgale karşı çıkmışlar ve işgallere karşı, Kuvvayı Milliye hareketinin yanında yer alacaklarını açıkça beyan etmişlerdir. Kürtlerin çoğunlukta olduğu şehir merkezlerinden, Kürt ileri gelenlerinin işgallere karşı Kuvvayı Milliye hareketine verdiği bu destek hiç kuşkusuz ki Türklerin Kürtlerle kurduğu kader birliği ve ortak tarihsel hafızanın bir ifadesi ve yansımasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yaşanan gelişmeler ve tarihi olaylar bize şunu açıkça göstermektedir ki, gerek Kurtuluş Savaşı sürecinde ve gerekse Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Kürt toplumu ile Kürt siyasetçileri, emperyalizmin Anadolu ve Mezopotamya üzerindeki siyasetleri karşısında, ayrı düşmüşlerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kürt toplumu, ortak dini duygular ve değerlerin yükselttiği zemin üzerinden, Türklerle kader birliği içindeyken; Kürt siyasetçileri Kurtuluş Savaşı sürecinde ortaya çıkan emperyalist güçlerle işbirliği yapma kulvarı üzerinden yürümeye devam etmektedirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şeyh Sait hareketi, Ağrı isyanı ve Hoybun hareketi bir Kürt hareketi değil; aksine toplumsal tabanıyla ayrı kulvarlara sürüklenmiş Kürt siyasetçileri ile emperyalistlerin söz konusu hareketler üzerinden Türk siyasi sistemini dengelemek üzere kullandıkları girişimlerdir. Bu nedenledir ki bu gün olduğu gibi Kürt toplumunda taban bulamamıştır, bulamayacaktır da</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Çok Partili Siyasal Hayata Geçiş ve Tarikatların Korunaklı Kaleleri, </strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Yukarıda sıralanan isyan girişimlerine karşın Kürt toplumunun Türklerle birllikte yaşama ve ortak bir gelecek inşa etme geleneği, 1946’da çok partili hayata geçişle ve Soğuk Savaş rüzgarlarıyla daha da derinleşti ve kökleşti. Türk siyasal sistemi Sovyet yayılmacılığının Türkiye üzerindeki tehditlerini karşılamak üzere etnik ve dini kimlikleri ortak dini değerler üzerinden konsolide etme yoluna gitti. Öyle ki Kürt toplumunda önemli bir karizmatik kişiliği sahip olan Sadi-i Nursi’nin ev hapsi ve gözetim altında tutulduğu bir dönemde yazdığı Risale-i Nur külliyatı bizzat devletin gözetimi ve denetimi altında talebelerine ulaştırılıyor ve koruma görüyordu. Büyük Doğu dergisinde mazlum halkları işleyen Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu’nun İslam’la ve din kardeşliğiyle yeniden doğacağını ümit ediyor, Hatta Said-i Nursi’yi ziyaret planları yapmakta iken, ülkede büyükçe bir antikomünist dalga, dini ve milli değerlerle yükseliyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat CHP iktidarındaki devlet, madalyonun diğer yüzünde ise Alevi toplumunun ibadet ve ritüellerini sıkı bir takibata uğratıyor, cem olan insanları cezai kovuşturmalarla zindanlara atıyor, iktidar Demokrat Partiye devredildiğinde bile, büyük oranda Alevilerden oy alan DP iktidarı, Alevilere aynı perspektifle yaklaşmaya devam ediyordu. Yanı sıra, tıpkı Koçkiri ve Dersim olaylarında olduğu gibi, siyasal sistemle entegre olan tarikatçı yapılar, kendi mevkilerini sağlamlaştırmak adına Alevileri devlete "<em><strong>tehdit</strong></em>" olarak sunmaya devam ettiler. Devlet bürokrasisine ve siyaset kurumlarına sızan bu odaklar, "<strong><em>Alevilik-komünizm</em></strong>" ve "<strong><em>Alevilik-dinsizlik</em></strong>" kara propagandası üzerinden kendilerine kurumsal kaleler inşa ettiler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk’ün ölümünden sonra Cumuhurbaşkanlığına yükselen İsmet İnönü, 1974’te yerini bıraktığı Bülen Ecevit ve nihayet 12 Eylül Darbesinden sonra ANAP’ın genel başkanı olan Turgut Özal gibi Cumhuriyet tarihinin önemli siyasi kimlikleri, anılan kaleleri tahkim eden Kürt orjinli birer siyasi figürler idi. Öyle ki, bu aktörleri sarmalayan tarikatçı yapı, devlet bürokrasisindeki yerini yeterli görmemiş olacak ki, siyasi iktidarı ele geçirmek üzere, iktidara darbe girişiminde bulunacak kadar aşırılığa savrulmuş bulunmaktadırlar. Söz konusu kalelerden beslenen yapının FETÖ marifetiyle başlattıkları darbe girişimi Türkiye’ye ve Türk milletinin milli ve manevi değerlerine yönelik küresel operasyonun bir parçası haline geldiklerinin açık bir göstergesidir. Bu kalelere dokunulmuş mudur, buradaki mihraklar kurtulmuş mudur bilinmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat küresel senaryo ve Türkiye planları henüz bitmemiştir. Söz konusu yapının paralelleri ise “<strong><em>demokrasi, özgürlükler, etnik ve dini kimlikler</em></strong>” üzerinden küresel emperyalizmin merkezi Londra’da yeni bir projenin peşinde koşmaktadırlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Alevi Aydınların "Alisiz Alevilik" ve Bölücülük İsyanı</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Londra'daki bu sinsi mühendislik girişimi, bizzat Alevi toplumunun aklıselim sahibi aydınlarının, dedelerinin ve yazarlarının da çok sert tepkisiyle karşılaşmıştır. Toplantının hemen ardından seslerini yükselten Alevi aydınlar, organizasyonun "<strong><em>Alevilik hak mücadelesi</em></strong>" ile uzaktan yakından ilgisi olmadığını açıkça ilan etmişlerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi kanaat önderleri ve aydınları, yaptıkları açıklamalarda şu temel noktalara parmak basarak Londra'daki oyunu adeta deşifre etmişlerdir</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">İnancımız Etnik Siyasete Malzeme Yapılamaz.</span></p>
	</li>
</ul>

<p><span style="color:#000000">Aydınlar, Aleviliğin evrensel insan sevgisine ve Ehlibeyt irfanına dayanan bir inanç olduğunu vurgulayarak, bu duru inancın etnik milliyetçiliğe ve bölücü siyasi ajandalara bir "<em><strong>arka bahçe</strong></em>" yapılmak istenmesine şiddetle karşı çıkmışlardır.</span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Alisiz Alevilik" Dayatmasına Reddiye</span></p>
	</li>
</ul>

<p><span style="color:#000000">Londra'da geliştirilen ve Aleviliğin köklerini kurutarak İslam dışı, köksüz bir <em><strong>"etnik azınlık"</strong></em> gibi sunmaya çalışan <strong>"Alisiz Alevilik"</strong> projesine tepki gösteren aydınlar; <em><strong>"Bizim yolumuz Horasan erenlerinin, Hacı Bektaş Veli'nin yoludur. Bu inancın köklerini Avrupa başkentlerinde yeniden yazmaya çalışanlar, küresel güçlerin taşeronudur"</strong></em> diyerek, AABK yönetimine adeta muhtıra vermişlerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Tarihin Çıplak İtirafı: Halkların Et-Tırnak Ayrılmazlığına Karşı Siyasetçilerin İhanet Koridoru!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Tüm bu tarihsel serüvenin önümüze serdiği sarsıcı hakikat, coğrafyanın kaderi ile siyasetin ihaneti arasındaki o derin uçurumdur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu topraklarda Kürt halkı, her türlü asimilasyoncu ve tarikatçı baskıya rağmen ortak mukaddesat, sarsılmaz değerler ve ortak tarihsel hafıza üzerinden Türk milletiyle bir ve bütündür. Kürt toplumunun mayası, bu ülkeyle etle tırnak gibi kenetlenmiş bir kader birliği iradesidir. Kürt halkının bu asil duruşu, yüzyıllık emperyalist saldırılara rağmen bugün de dimdik ayaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak tarihin en büyük trajedisi tam da burada başlamaktadır. Halkın bu sarsılmaz sadakatine karşılık, Kürt siyasetçileri her dönem kendi toplumunun iradesine ihanet ederek emperyalizmin kulvarına gönüllü yazılmışlardır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dün, Osmanlı bürokrasisindeki o ayrıcalıklı yerlerini ve feodal mevkilerini kaybetmemek adına İstanbul Hükümetiyle ve işgalci İtilaf devletleriyle kapalı kapılar ardında otonomi pazarlığı yapan sinsi zihniyet neyse, bugün Londra’da Alevi maskesiyle arz-ı endam eden zihniyet aynıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dün kendi mevkilerini sağlamlaştırmak, devletten yeni tavizler koparmak için Alevileri "tehdit, komünist ve dinsiz" ilan edip sağ iktidarların değirmenine su taşıyan Kürt siyasetçileri, bugün aynı koltukları korumak için saf değiştirip Marksist-Leninist bir terör aygıtının söylemlerine sığınmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dün Alevileri ezerek köşe kapmaya çalışan bu omurgasız çizgi, bugün Alevilerin tarihsel yaralarını ve mağduriyetlerini sömürerek onları devlete karşı kışkırtma küstahlığına soyunmuştur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dünün işbirlikçi misyoneri Nuri Dersimi’nin o meşum ruhu, bugün AABK Başkanı Hüseyin Mat’ın şahsında, bu kez "<strong><em>Alevi</em></strong>" maskeli bir ihanet aparatı olarak hortlatılmaktadır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Amaç; Alevi toplumunun inançsal duyarlılıklarını küresel efendilerin Ortadoğu ve Anadolu harita planlarına meze etmektir. Kendi halkına yabancılaşmış Kürt siyasetçilerinin ve onların Avrupalı ortaklarının bu sinsi mühendisliği, Alevi toplumunun o yüksek feraset duvarına çarpıp darmadağın olmaya mahkumdur.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Alevi Toplumu Bu Oyunu Yutmaz!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’nin görseli önünde poz verip arkada <strong>"<em>Alisiz Alevilik</em>"</strong> projesine taşeronluk yapanlar, Alevileri devlete karşı kışkırtarak köşe kapma stratejisinden artık vazgeçmelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi aydınlarının da gür bir sesle haykırdığı gibi; Alevi toplumu bu tezgahın farkındadır ve bir kez daha bu oyuna gelmeyecektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Çözüm Londra’da Değil, Ankara’da!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Sözün özü; eğer bu toprakların kadim bir unsuru olan Alevi toplumunun geleceği konuşulacaksa, bunun yeri küresel emperyalizmin merkezi Londra değil; emperyalist işgale karşı göğsünü siper eden Türk milletinin direniş kalesi, Ankara’dır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çözüm, batı patentli projelerde değil; Aleviliğin özü olan Ehlibeyt sevgisinde, Horasan Erenlerinin irfanında ve Türk-Kürt kardeşliğini kapsayan geniş tabanlı bir "<em><strong>Anayasal Eşitlik</strong></em>" zeminindedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cumhuriyetin ikinci yüzyılı, Brüksel veya Londra koridorlarından üflenen "<em><strong>etnik azınlık</strong></em>" masallarına değil, bu sarsılmaz kader birliğine muhtaçtır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 May 2026 17:33:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/mustafa-firat-1776968548.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ATATÜRK SEVGİSİ EVRENSELDİR</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ataturk-sevgisi-evrenseldir-649</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ataturk-sevgisi-evrenseldir-649</guid>
                <description><![CDATA[ATATÜRK SEVGİSİ EVRENSELDİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Tatlı bir mutluluk duyarım hep, Atatürk’ü çok sevebildiğim için…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Atatürk, Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük devlet adamların başında gelir çünkü Cumhuriyete, Türk Diline ve birçok şeye onun devrimiyle kavuştuk. </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Dünya haritasını önüme serip, diğer ülkelerle karşılaştırma yaptığımda, Atatürk farkını görebildiğim için, içimde sonsuz bir saygı, sevgi belirir…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Çünkü Türk Tarihinde ATATÜRK bir yenilik, bir ilk, yeni bir sayfadır…</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Cumhuriyeti kurup, bir çocuğu büyütür gibi, besler, büyütür, nasıl olması gerektiğine karar verir, Türk Özünü şekillendirir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Üstelik her şeyiyle…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">*</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Sözün bittiği yerdir </span><strong><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Atatürk</span></strong><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Neler yaptı, değil,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Neyi yapmadı ki?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Söylemediği, değinmediği hangi konu var ki?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yok…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Eksiksiz inşa etmiştir Cumhuriyetimizi…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Atatürk,</span></strong><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Dünya’da eşi olmayan tek devlet adamdır çünkü yaptığı her şeyi evrensel düzeyde yapmıştır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Atatürk demek, Türkiye demektir…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Atatürk’ü sevmek, vatanı sevmektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Atatürk’ü sevmek tüm şehitlerimizi sevmek demektir çünkü Atatürk bir kişi ismi değildir vatanın bütününü temsil eder.&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Üstelik Atatürk kadar saygı gören başka bir lider yoktur tüm Dünya’da…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bu anlamda yine Atatürk tek adamdır.&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">*</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bilimsel bilgi her şeydir çünkü içinde sevgiyi evrensel düzeyde barındıran tek unsur bilgidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bilgisiz sevginin süresi çok kısadır, kıymetsizdir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Atatürk dediğimiz bir kişi ismi değil, <strong>Atatürk</strong> bir düşünce sistemidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bilime uzanan bir aydınlanma ışığıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">İşte bu yüzden <strong>Atatürk sevgisi evrensel sevgidir.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yaptığı devrimlerle 20. yüzyılın en modern sistemini kurmuştur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ülkenin hiçbir şeyini eksik etmemiş, her şeyi yeniden inşa etmiştir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Giyimini, kuşamını, okulunu, dilini, fabrikasını, eğitimini…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Tüm Dünya’ya örnek olmuş, heykelleri birçok yurt dışında dikilmiş, örnek alınmış, yazdığı kitaplar ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu anlamda <strong>Yüce Türk Atatürk, Türk Tarihinin En Büyük Lideridir.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ölümün ardından tüm Dünya’da hüzün olmuştur. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ardından tüm Dünya’da övgüler yazılmıştır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yaptığı her şey takdirle karşılanmıştır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Çünkü yaptığı her şeyi bilimsel ve adalet ışığında yapmıştır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ve insanlık tarihinde tarihin hiçbir döneminde<strong> Hiçbir Lider Kadın Hakları Konusunda Atatürk Kadar Uğraş Vermemiştir.</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Modern Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, asrın dev düşünce ve devrimcisi, özgürlük ve bağımsızlığın temeli, bilimsel aydınlanmanın başlangıcı, devrimleriyle yepyeni bir devlet kuran,<strong>Atamız Atatürk…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Dünyada en çok sevilip saygı gören tek <strong>Türk Lider…</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">*</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:black">Mustafa Kemal Atatürk'ün tarihteki rolünü, değerini, ileri görüşlülüğünü, liderliğini anlatmaya gerek yoktur! Çünkü bunu Dünya bilir…</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><strong><em><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">*</span></span></em></strong><span style="font-family:&quot;Candara&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Görsel insanbul.org.tr adresinden izin alınarak kullanılmıştır. </span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 May 2026 09:55:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİNGÖL SEMPOZYUMU KONUŞMAM</title>
                <category>Türkoğuz Kılıçgedik</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/bingol-sempozyumu-konusmam-648</link>
                <author>ilk.vapur.1@gmail.com (Türkoğuz Kılıçgedik)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/bingol-sempozyumu-konusmam-648</guid>
                <description><![CDATA[BİNGÖL SEMPOZYUMU KONUŞMAM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">(İlk oturum dışındaki oturumlar, Online üzerinden gerçekleşen Bingöl üniversitesinin gerçekleştirdiği “Bingöl: Tarih, Kültür ve Medeniyet Sempozyumun” online ikinci oturumundaki konuşmam”)</span></span></span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Kıymetli konuklarhepiniz hoş gelmişsiniz. Hepinizi sevgi ve saygıylarımla selamlıyorum. “<span style="background-color:white"><span style="color:#333333">Bingöl: Tarih, Kültür ve Medeniyet Sempozyumunu”</span></span> gerçekleştiren Bingöl Üniversitesi ve Bingöl Gazeteciler Cemiyetine çok teşekkür ederim.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bildiri başlığım, “Karêr Tarihi, </span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ulusal Bağımsızlık Savaşı ve Cumhuriyet”</span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">çalışmasından da anlaşıldığı gibi benim konuşmam daha çok bu amaçlıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karêr/Hormek toplumun Bingöl Kiğı tarihindeki yeri, Tunceli'nin Nazımiye ilçesine bağlı Civarik-Sarıyayla köyünden 1786 yılında Kiğı'ya göç etmeleri ile başlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karêr/Hormek toplumun soy kökeni 1071 yılında başkenti Erzurum’da kurulan Saltıklular Beyliğinden gelir. Geleneksel yazılı tarih kaynaklarında Saltuklular, 1232 tarihli Derviş Gewr şeceresinde Hürrem Began, 1597 tarihli ŞerfhanŞerafname kitabında Melkişiler olarak kaydedilen bu toplumun tarihi, 1534 tarihli Hormek Aşiret şecere isimleri ile karşılaştırılarak Hormek Aşiretin Saltuklularla soy bağlantısı tespit edilmiştir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Toplumun Alevi kimliği ise, İslam'ın erken döneminde, Dört Kapı olarak tanımlanan, Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat Kapı öğretisi ve sistemi olan Velâyet yönetimin Hak tarafından Hz. Ali’ye vermesi meşruiyetinden gelmektedir. Bu meşruiyet, uzun bir tarihe sahip çok sayıda Alevi şecerelerin Hz. Ali ile olan soy bağlantısıyla ve Aleviliğin yazılı tarih kaynaklarında, Dört Kapı Kırk Makam öğretisiyle tespit edilmiştir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Geleneksel yazılı kaynaklara göre,Saltuklular Beyliği 1071’de Büyük Selçuklular Devleti himayesinde kurulmuş. Anadolu Sultanı ikinci Rükneddin Süleyman Şah tarafından 1202 yılında bu beyliğe son verilmiştir. Ancak, Şeref Han Şerefname kitabı bu beyliğin devamını, Tunceli Çemişgezek Eyaletinde 32 kale 16 nahiye olmak üzere geniş bir coğrafyayı 1597 tarihine kadar yönettiğini belirtir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">&nbsp;1473 ile 1503 yılları arasında,Çemişgezek’te üç kola ayrılan bu beyliğin bir kolu Şeyh Hasan ismi üzerinden anılıp Çemişgezek Eyaletini 1473 ile 1597 yılları arasındayönetmeye devam etmiş. Alhas adındaki kol Kahramanmaraş’a göç etmiş. Diğer kol ise Hormek adı altında, Tunceli Nazımiye ilçesi Melkişler köyüne yerleşmiş.1786 yılında Tunceli’de aşiretler arası çatışmalarda, bu kol bölgeden göç edip dağılmış.Bunlardan yaklaşık kırk aile ise Kığı Zeynel Mezrasına yerleşmiştir. Ancak o dönemde, Kığı yönetiminde olan Osmanlı yerel yönetimi bu ailelerin Zeynel mezrasında yerleşmesine izin vermediği için bu aileler diğer yıleski ismi Darebi olan Karêr Sütlüce Köyüne yerleşmişler.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karêr coğrafyası, tarihsel olarak Kiğı’ya bağlı, dokuz köyden müteşekkil bir yerleşimken daha sora Adaklı içilesine bağlanmıştır.Karêr, kendi ismini, bölgeye hâkim olan yüksek bir dağda bulunan Karêr Baba adındaki Ziyaretten alır. Dolayısıyla, zamanla bu dokuz köye Karêr denilmişken, toplumuna da Karêrliler denilmiştir. Karêr coğrafyasında, Karêr Baba, Heser Baba ve farklı isimde çok sayıda eski yatır konumunda ziyaret yeri olması,Karêr’in Saltuklular döneminde yaylak olarak kullanıldığı düşünülmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karêrlilerin eski yurdu Tunceli’den göç edip yerleştiği yeni yurtlarında,“karşılaştığı ilk büyük sınavı,” Kiğı’yı yöneten Osmanlı yerel ailesi Yazıcıoğulları ile olan gerilimli ilişkiler olur. 1786 yılından başlayarak 1800 yılların ortalarına kadar süren bu gerilim, yazılı kaynaklara göre, Yazıcıoğullarınsebepsiz yere insanların mallarına el koyma, insanları göçe zorlama ve bazı ağır cezalarla cezalandırma gibi keyfi uygulamaları karşısında Karêrlilerin buna direnişi şeklinde gerçekleşmiştir. Bu çatışmalar birkaç ölümlü olayla sonuçlandığı için, ikinci. Mahmud’un fermanıyla Muş Beylerbeyi Emin Paşa komutasında bölgeden toplanan 4.000 kişilik bir kuvvetin Sütlüce köyünü bir ay kuşatmasıyla zirveye ulaşır. Köye giremeyeceğini anlayan Emin Paşaarabulucular yoluyla, daha fazlacan kaybını önlemekiçin Karêrlilerin köyü kısa süreliğine terk etmesi koşuluyla bir anlaşmaya varılır. Anlaşma gereği köy terk edilir. Ancak, Emin Paşa köye girer girmez, anlaşma dışına çıkarak köylülerin çoğu mallarını talan ettikten sonra kalan tüm yaşam varlıklarını yakıp tahrip ederek köyü yaşanmaz hale getirdikten sonra bölgeyi terk eder. Aradan geçen yıllar içinde bazı ailelerin Muş, Varto’ya göç etmesi koşuluyla Yazıcıoğulları ve Karêrliler arasında barış sağlanır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Daha bu yaralar sarılmadan, 1891 yılında kurulan Hamidiye Alayları bölgede yeni bir tehdit unsuru olarak ortaya çıkmıştır. Erzurum ve çevre illerden temel ihtiyaçları Karêr’e taşıyan köylülerin kervanları bu Alayların saldırılarına uğruyor ve talan ediliyordu. Benzer olaylardan biri, Mikail Ağanın komutasında Adaklı Cunan/Çevreli köyünde yol alan Karêr kervanına Hamidiye Alayından Sabri Bey ve birkaç adamı tarafından saldırılmış. Talan edilecek bir şey bulamayınca Mikail Ağanın silahını gasp etmek isteyince, Mikail Ağa “silah benim namusumdurvermeyeceğim” diyerek direnmiş.Sabri Bey,Mikail Ağanın canına kast edecek şekilde diretince, Sabri Beyi öldürmek zorunda kalmıştır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Hamidiye Alaylarının Karêr üzerindeki baskısını daha da şiddetlendiren bu olay, ancak Karêrlerinuzun bir süre taviz vermesiyle ve sayısız hatırı sayılı kişilerin girişimden sonra barışçıl bir şekilde sona ermiştir. Benzer olayların her geçen gün yaygınlaştığı bu bölgede, kendilerini iktidar gücü ve bölge asayişini sağlama unsuru olarak görenler bölge toplumları için bir tehdit unsuru haline gelmiştir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Dolayısıyla, Ulusal Kurtuluş Savaşı,bölge milletin varlığını ve bağımsızlığını tehdit edenOsmanlının yerel yönetimleri, Hamidiye Alayları ve buistikrarsız ortamı fırsat bilen Rus işgali gibi sorunların, uzun bir birikim ve dayanılmaz bir noktaya ulaşması sonucunda ortaya çıkan tarihsel bir harekettir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Yaşanan tüm bu süreçte, Karêr toplumu bir yalnızlığa sürüklendiği gibi, toplum kendi içine kenetlenmesine neden olmuş ve kendi ayakları üzerinde durmayı öğretmiştir. Rus işgalin bölgede yoğunlaştığı 1916 yılı Temmuz ayında kimi kaynağa göre üç yüz, kimi kaynağa göre beşyüz kişilik bir milis kuvveti oluşturarak Ruslara karşı savaşmıştır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Türk Osmanlı askerin bölgeye gelmesiyle bu milis kuvvetleri düzenli orduya katılmış. </span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karêr dağlarında, Kiğı, Sancak, Karlıova, Sığı Boğazı ve Solhan Şeref Meydanlarında Türk askeriyle beraber Ruslar karşısında sıcak temasta,başarı sağlayan çatışmalarda Rusları topraklarından kovmayı başarmışlar. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">&nbsp;Böylece, bu savaşın başarısı ve ardından kurulan Cumhuriyet rejimine geçiş, yalnızca merkezi bir liderlik ve ordu hareketi değil, aynı zamanda Anadolu’nun dört bir yanında, yerel düzeyde yıllardır süren farklı birçok kesimin ortak mücadelelerin yarattığı hazırlığın bir sonucu olarak başarı kazanmıştır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">1786 yılından başlayarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna uzanan yereldeki </span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karêr</span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">toplumun mücadelesi bölgede tehdit oluşturan unsurlara karşı 1926 yıllarına kadar devam etmiş. Bu süreçte, Karêr toplumu, Osmanlı yerel yönetimine, Hamidiye Alayları’na, Rus işgaline ve bazı isyanlara karşı verdiği mücadeleler, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın yereldeki anlamını ve Cumhuriyet’in bu toplum için ifade ettiği “kurtuluş” ve “yeni başlangıç” değerini yaşayarak somutlaştırmıştır. Karêr örneği, ülkenin birçok bölgesinde benzer süreçlerin yaşandığını göstererek, ulusal başarının yerel direnişlerin birikimi ile inşa edildiğini anlamamıza olanak sağlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra,Karêrlilerin girişimiyle 1926 yılında</span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"> Karêr Sütlüce köyünde açılan okul, Karêr toplumun medeniyet ve Cumhuriyetle erken tanışmasına yol açmış. Bu okulda ders gören çoğu kişi,öğrenimlerine devam ederekdoktor, öğretmen, encümen, milletvekili gibi görevleri üstlenmiştir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karêr/Hormek toplumun Hz. Ali ve AnadoluSaltuklularla olansoy kökeni, bu amaçla İslam ve Anadolu tarihindeki yeri, Kurtuluş Savaşında verdiği mücadele ve Cumhuriyet ile erken dönemde kurduğu medeniyet bağları, bu toplumun Alevi kimliğini İslam’ın, Anadolu’nun ve Türkiye Cumhuriyetin asli unsuru ve ayrılmaz bir parçası olduğunu ispatlayan örneklerden sadece biridir. Bu yapısına rağmen tarih boyunca Anadolu coğrafyasında Alevilere yapılan katliamlar, iftiralar sistematik olarak günümüze değin devam etmiştir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Çağın ve toplumların ulaştığı bu modern ve medeniyette, halen Alevilere karşı oluşan bu önyargıların kırılmaması, Alevilerin ötekileşmesi, inançları yasal statüde yer almaması ve iftiralara maruz kalması,tarihten gelen kronikbir hastalığa ve çağınen büyük ayıbına dönüşmüştür. Osmanlı kayıtları başta olmak üzere, günümüzde çok sayıda okunmuş birçok kitapta, sosyal medyada ve bazı birebir konuşmalarda bu önyargılara, ötekileşmeye ve ağır iftiralara rastlamak mümkündür. Bu iftiralar birçok konuda yapılmakla birlikte, en ağır olanı ise toplumun inanç, namus ve şerefine yönelik olanlardır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Zaman zaman kulağımıza kadar gelen esef verici ve hiçbir şekilde insanlığa sığmayan bu iftiraların inandırıcı olması için hatırı sayılır kişilerce akıllıca planlanmış, yayınlık kazanması için çok sayıda kişiye aşılanmış bu zihniyetin oluşturduğu baskıcı, kinve nefret söylemlerineAlevilerin maruz kalmasıhem kul hakkına girmektedir. Hem de toplumları birbirinden uzaklaştıran,birlikteliği tehdit eden ulusal bir sorun oluşturmaktadır.</span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bu sorunların halen Osmanlı dönemindeki gibi devam etmesi, Cumhuriyet’in demokratik, laik ve eşit yurttaşlık temelindeki ulus/devlet kuruluşu ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Dolayısıyla, ulusal kurtuluş savaşı, omuz omuza vererek savaş alanlarında kazanılmış olsa bile, ulus içinde iftira yayan, fitne çıkaran ve çatışmayı körükleyenlere karşı mücadelede halen hiçbir kazanım elde etmemesi, ulusun kendi içindeki en büyük yenilgisidir. Bu amaçla verilecek ulusal mücadele ve başarı, ancak, tıpkı savaşta olduğu gibi omuz omuzavererek kapsayıcı bir zihniyet değişikliğiyle ve karşılıklı güven tahsis etmeklemümkün olacaktır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ayrıca, ulusal eğitim sistemleri, özellikle üniversiteler, bu ülkenin ayrılmaz bir parçası olan Aleviliğin tarihini, kültürünü, inançlarını ve sosyal kimliğini, ilgili bölümlerde özgün haliyle ve evrensel ilkeler doğrultusunda açıklama sorumluluğunu eksiksiz olarak yerine getirmek zorundadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bu konuda, araştırmacı yazarlara ve medyaya da büyük bir sorumluluk düşmektedir.Tarihsel kaynakları incelerken, iftiralara dayalı ifadelere itibar etmeyerek, tarihi doğru anlaşılacak şekilde, Alevi tarihini ve kimliğini kapsayan tarafsız ilkelerle önyargısız yayınlar yapmalarıgerekir. AyrıcaAlevilerBingöl’de yoğun bir nüfusa sahip oldukları halde halen Bingöl merkezde bir Cem Evin olmaması da buötekileşmenin bir ürünüdür. Kısacası, Alevilikle ilgili bu toplumsal ve ulusal sorunlar ve ilgili çözümü, başta devlet kurumları olmak üzere herkesin omuzlarında olan ulusal, evrensel ve vicdani bir sorumluluktur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sonuç olarak, Tarihsel yaraların sarılması ve kapsayıcı bir toplumsal mutabakatın inşası, çok boyutlu ve kolektif bir çaba gerektirir. Nihai çözüm, hukuki düzenlemeler ve toplumsal zihniyet dönüşümüne bağlıdır. Farklı sosyal yapıya sahip sivil toplum kuruluşları,farklı inanç guruplarıve yerel yönetimler arasında karşılıklı saygı, hoşgörü ve güveni tesis edecek diyalog ve ortak projeler geliştirilmelidir. Geçmişte yaşanan acılar, bir suçlama ve ayrışma aracı değil, ortak bir hafıza ve ders alma zemini olarak ele alınmalıdır.Özelikle devlet ve yasalarulusal bütünlüğü korumak adına,bu konudaki çözümlere gerekli tüm imkânı sağlayıp teminat olmak zorundadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Değerli katılımcılar, beni sabırla dinlediğiniz için hepinize çok teşekkür eder saygılarımı sunarım. Sağolun var olun…</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 22:08:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/10/turkoguz-kilicgedik-1760541606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALLAH’A İMAN HAKİKATİ NEDİR? -2</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/allaha-iman-hakikati-nedir-2-647</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/allaha-iman-hakikati-nedir-2-647</guid>
                <description><![CDATA[ALLAH’A İMAN HAKİKATİ NEDİR? -2]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Müslüman alimler 1400 yıldan bu tarafa inancın zati bir şey olduğundan gafil olmuş ve Yunan felsefesi tercüme edildiğinde Aristo’nun “hak gerçekle mutabık olan şeydir!” sözünün etkisinde kalmışlardır! Zannetmişlerdir ki tevhit (Allah) ve nübüvvet (peygamberlik) de haricî varlıklardır ve bunlar da harici gerçeklerle mutabık olmalıdır! Bunlar da aynen bir ağaç vs. gibi harici varlığı bulunan şeylerdir! Şayet insanlar aklî veri ve delilleri ile Allah hakikatini tutturabilirlerse, O’nu ispat etmiş ve haklı çıkmış olurlar, tutturamadıkları taktirde de batıl olduklarını ve yenildiklerini kabul etmek zorundadırlar! Oysaki Aristo’nun bu kıyası, fiziksel varlıklar için geçerli bir kıyastır! Aristo bu sözü, tabiattaki olaylar için söylemiştir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sosyologlar tarafından ilmî olarak inanç meselesinin insanın kültürü, zihin yapısı, çevresi, eğitimi, aile ve toplumsal yapısı, çocukluğu, soyu, duygusu, geçirdiği süreçleri vb. şeyler ile ilgili olduğu ispat edilmiştir! İnsanlar bu esaslardan da nemalanan itikatlarını “din” diye zannetmişlerdir! Oysaki din, “itikat” da değildir! Örneğin bir insan Şii bir ortamda büyürse Şii, Sünni, Hristiyan, Budist, Zerdüşt vs. bir ortamda büyürse onlardan olur. Dolayısıyla din ve iman, aklî delillere de dayanmazlar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanlarda hem nazari ve hem de ameli akıl vardır! Teröristlerin din adına yaptıkları (yani ameli akılları) bütünüyle dinin zıddınadır! Her ne kadar o terörist muvahhit, ehl-i namaz, hafız-ı Kuran, oruç tutan, geceleri teheccüt namazı kılan vs. olsa da onun işlediği cinayetler, amelen dinin zıddınadır! Çünkü onun yaptığı ve ameli aklı ile işlediği şeyler, dinin ona verdiği nazarî akıl ile ters düşmektedir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buraya kadar söylediklerimiz, itikat ile ilgili konulardır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“İman” Meselesine Gelince: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Iman’ın, insanoğlunun Allah’a olan ihtiyacı olduğunu söylemiştik! Yani biz insanların gayb ile irtibat kurmaya ihtiyacımız vardır! Bizler için bu ihtiyaçlar, belki de Allah’tan daha önemli olabilirler! O da Allah’ın sevgisi ve O’na iman etmek ihtiyacıdır! Zira insanın kalbinde Allah’a karşı sevgi olmazsa, Allah’ı kabullenmek tek başına bir işe yaramaz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Diyoruz ki Allah vardır, dinozoru yaratmıştır, evreni ve ondakileri yoktan var etmiştir! Peki bunun insana ne faydası vardır? Dolayısıyla biz, bizi seven ve bizim de kendisini sevdiğimiz bir Allah’tan bahsetmemiz lazım! Allah’ın bizi yaratması bir şey değildir, çünkü biz Ona bizi yarat demedik ki!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Demek ki Allah’ın ilahlığı, O’nun yaratıcılığı değildir! Peygamberler de insanlara Allah’ın yaratıcılığını duyurmak için gelmediler! Onun Rabbaniyetini (eğiticiliğini) bildirmek ve Onun Rablığı/eğiticiliği doğrultusunda insanları eğitmek için gelmişlerdir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nebiler bizlere günde beş kez “Hamd/övgü, alemlerin eğiticisine hastır!” sözünü söyletiyorlar. Yani bizlere gerçekte şunu diyorlar: “Allah ile irtibat kurun, O’na yönelin, Onunla birlikte olun, O’nu sevin, O da sizi sevsin, O’nun yolunun ihya edilmesine yardımcı olun, O da sizin insanlığınızın kemale ermesinde size yardımcı olsun!” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kısaca söylemek gerekirse, nebiler böyle bir Allah’ı tanıtmışlardır ve insanlardan böyle bir Allah’a iman etmelerini istemişlerdir, yaratıcı olan Allah’ı değil! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatta Allah ezeli olup yaratıcı olmasa da olur! Bizim için Allah’ın yaratıcılığı değil, eğiticiliği önemlidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İtikat ile imanın üçüncü farkı da şudur: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “İtikat, aklî deliller ile ispat edilmektedir, aklî deliller ise oynaktır! Oysaki iman, kesin olan deliller ile ispat edilmektedir! O da şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “İnsanın Allah’a ihtiyacı vardır! Diğer bir tabirle; insan “ihtiyaç” a açtır! Yani birisi “ben açım” dediği zaman, kimse kalkıp da ona “senin aç olduğuna dair delilin nedir?” dediği taktirde, ona “Benim delilim yoktur! Yalnızca açlığımı hissediyorum o kadar!” der! Buna “huzurî ilim” derler! Fakat kelam alimleri, fakihler ve filozofların ilimleri, zihindeki “husulî ilim” dir! Müminlerdeki ilim ise “huzurî ilimdir”! Yani Allah, o müminin kalbinde hazırdır! Ve olması gereken de budur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevgi de böyledir. Örneğin “ben seviyorum” dersin. Senden kimse “sevdiğine dair delilin nedir?” diye sormaz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kısacası felsefi ilimlerde “huzurî ilimler” yüzde yüz doğru olarak kabul edilir! Bundan dolayı da delil talep edilmez ve bu sebepledir ki Kuran’da Allah’ın varlığına dair delil göremezsiniz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kuran, Allah hakkında şöyle buyuruyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe olur mu?” (İbrahim :10) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu ayet, ariflerin kalbindeki huzurî ilahî varlığı beyan ediyor! Oysaki dindarların kalbindeki Allah’a dair birçok şüpheler vardır! Bu ve bunun gibi ayetler, arifler ve Allah’ın huzurî varlığını kalbinde hissedenler için buyurulmuş ayetlerdir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yine şöyle buyuruluyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Göklerde ve yerde ne varsa, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir.” (Casiye: 13)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yine:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Biz, gökten tertemiz su (yağmur) indirdik…” (Furkan: 48) diyor! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Söz konusu bu ayetler, Allah’ın varlığına değil, onun vermiş olduğu şeylere vurgu yapmak içindir! Yani bu ayetler ile insanların Allah ile irtibata geçmesi isteniyor! Nebiler de buna vurgu yapıyorlar. Aslında nebilerin getirmiş oldukları dinin ve kendilerinin günümüze kadar devam edebilmelerinin sebebi de insanların Allah ile irtibata geçmiş olmalarıdır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">İki- üç bin yıl önceden gelmiş olan nebilerin yol ve çizgileri hala dahi insanların arasında yaşarken, filozofların görüşleri büyük çoğunlukta silinip gitmiştir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Diğer bir ifadeyle, filozofların teorileri yok olup giderken, nebilerin dinleri baki kalmıştır! Çünkü onların getirdikleri din, insanların ihtiyaçlarını kesin bir biçimde doyurmakta ve çözüme kavuşturmaktadır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Kemalat ve mükemmelliği talep etmeyen var mıdır?” diye sorulsa, her kesin ona ihtiyaç duyduğu söylenir! Peki kamalat Allah’tan başka bir şey midir? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tabi ki değildir, yalnızca mükemmel varlık Allah’tır! Demek ki, “benim kemalata ihtiyacım vardır” diyen birisi, gerçekte “benim Allah’a ihtiyacım vardır” demek istiyor!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve yine Allah “mutlak hayırdır!” Acaba yer yüzünde “hayrı sevmeyen” biri bulunur mu? Hayrı seven de gerçekte Allah’ı sevmiş bulunur! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dolayısıyla diyebiliriz ki, insanın şiddetle kemale ve hayra ihtiyacı vardır! İman da insanda kesin olan ruhî ve nefsî ihtiyaçlardan ibarettir! Demek oluyor ki iman, “ihtiyaçlar bütünüdür!” Diğer bir ifadeyle iman “harekettir!” Sürekli bir şekilde sahibini Allah’a doğru hareket ettirir! Bundan olsa gerek Kuran bizlere günde en az beş kez fatiha suresinde “İhdinas’- Sırate’l-Müstakim/ Bizleri doğru yola yönlendir” diye Allah’tan böyle bir talepte bulunmamızı söylüyor! Ayet: “Bizleri Allah’a kavuşmaya yönelt” demiyor, “yola yönelt” diyor! Çünkü yolun ve hareketin kendisi “iman” dır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“İman”, mutlak doğru harekettir! Kemale taraf harekettir! Bilerek ya da bilmeyerek tüm insanlar, “kemale” doğru hareket halindedirler! “Ey insan! Rabbine varıncaya kadar sürekli didinip çaba göstereceksin ve sonunda O’na kavuşacaksın!” (İnşikak: 6) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat kimi insanlar kemalin makam, mal, ilim, güç vs. de olduğunu zannediyor! Bazıları (müminler) de kemalin Allah’a kavuşmakta olduğunu tasavvur ediyor! Kısacası, ama doğru ama yanlış, her insan kemale kavuşacağı ve mükemmelliği yakalayacağı zannıyla bir tarafa doğru hareket ediyor! Hatta en zalim yöneticiler dahi, kâmil yöneticiliği elde etme zannıyla zulmediyorlar! Daha açık bir ifadeyle, her kes Allah’ı seviyordur, fakat cehaleti o sevgisini perdelemiştir! Şayet bir insan hakiki kemalin ne olduğunu anlayabilse, fani/geçici kemalin pişince koşmaz! Demek oluyor ki “iman”, insanın kendisi için kesin ihtiyaç gördüğü şeylerin peşince hareket etmesidir! “İtikat” ise, zayıf delillerden müteşekkil zihnî bilgilerdir! “İtikat”, hiçbir zaman kesin delilden (yani imandan) güçlü olamaz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“İman” ile “itikat” ın Arasındaki Dördüncü Fark da Şudur&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şayet bizler “iman” ın hareket ve yol olduğunu kabul eder isek, o taktirde onun (imanın) değişme ve gelişme kabiliyetinin de olduğunu kabul etmemiz gerekir! Yani müminde değişme kabiliyeti bulunmalıdır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“İtikat” ise don ve durağandır! Yani bizler ta başından günümüze dek itikat olarak Allah’ın bir olduğuna, nübüvvete, imamete, biz Şiilerin 12 imamı bulunduğuna, bunların masum oluşuna, Mehdi’nin varlığına, velayet-i fakih vs. gibi şeylere iman etmişizdir! İnandığımız bu şeylerin tümü de “itikat” tır! Ve bu itikatların tümüne de iman etmemiz istenmiştir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Böylesine itikatlar, donduğumuzu ve değişmezliğimizi ifade eder! Çünkü küçük yaşlardan itibaren bizlere bu itikatların hak olduğunu ve bunlara inanıldığı taktirde cehennem ateşinden kurtulacağımız telkin edilmiştir! Şayet bu akidelerden sapar isek, cehennemde olacağımız söylenmiştir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ehl-i Sünnet de şöyle bir telkinde bulunuyor: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Şayet Ehl-i Beyt ’e taraf gider iseniz, müşrik olursunuz! Ve Cehennem de yanarsınız! Dolayısıyla “itikat” insanın beynini dondurur ve sabit fikirli eder! “İman” ise insanı harekete yönlendirir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Örneğin ilim havzalarında, dini kurumlarda, el- Ezher’de, vb. yerlerde itikatlar ile ilgili sorular sormak yasaktır ve onlar kırmızı çizgilerdir! Necef ve Kum ilim havzasına gidip de oradakilere, “Kuran’ın Allah kelamı olduğunu kim söylemiştir?” diye bir soru sorduğunuzda, sizi hemen dışlar ve sapıklığınıza hükmederler! Dolayısıyla “itikat” soru sormayı yasaklarken, “iman” soru sormayı gerekli görür!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte “iman” ile “itikat” ın farklarından biri de budur! Yani şayet dindar bir topluluktan “imam Mehdi’nin var olduğunu kim söylemiştir, deliliniz nedir?” diye sorsanız, hiç birisi sizi ikna edici bir delil getirmez ve derhal size “küfre girme, sen sapıksın, böyle bir soru soramazsın, git inancını güçlendir, namaz kılıp oruç tutmakla itikadını sağlamlaştır” gibi sözler ile dışlamaya başlarlar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kısacası itikat ile ilgili hangi soruyu sorsan öyle derler! Çünkü itikatları kumdandır ve şifrelidir! Hafif bir dokunuş ile ya da birinin şifresini çözmenizle itikat binalarının çökmesinden korkuyorlar! Zira ellerinde güçlü delilleri yoktur! Şia ya da Sünni diye bir ismin kalmamasından çekiniyorlar! Çünkü bu iki isim üzerinden Krallıklarını kurmuş ve dünyayı sömürme mekanizmasını bu tefrikalaşma üzerinden yürütüyorlar! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aslında din sistemi kesin ve sabit delilleri kabul etmez, çünkü kesin ve sabit olan delillerden çekinir! Fakat “iman” öyle değildir, “iman” soru ve sualler üzerine kuruludur! Çünkü “iman”, sorudan korkmaz, iman “hareket ve değişim” dir! Şayet insan değişimci değilse, mümin değildir demektir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bazıları yıllarca o eski ve sabit inancını terk edip yeni bir inanca veya ideolojiye geçiyor. Böyle birisi, o eski ve koflaşmış, durağan ve sabitleşmiş inancına bağlı kalandan daha fazla taktire şayandır! Çünkü bunda olan şey, aklî harekettir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Din, aslında sabit esaslar üzerine kurulmamıştır! Sonradan onları sabitleştiren bizler olmuşuz! Kuran müminin sıfatını açıklarken şöyle buyuruyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “O kullar ki, onlar sözü dikkatle dinlerler sonra onun en güzeline tabi olurlar!” (Zümer: 18) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani Kuran bize şunu diyor: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Sen önce Şia’yı, Sünni’yi, Liberali, Demokratı, Laiki, Sosyalisti, Komünisti, Hümanisti, Hindu vs. yi dinle, sonra da onların sözlerinin içerisinden en güzel olanını al ve ona uy!” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizden istenen budur! Mümin insan tüm düşünce ve görüşleri dinlemeli, doğru olanını alıp uygulamalı ve asla korkmamalıdır. Çünkü korku onu içinden çökertir! Ayrıca müminin rabbi, “alemlerin rabbidir!” Yani evrensel bir rabdir. Bundan dolayı mümin, o Rabbin emirlerini tüm dünyaya anlatacağı ve kabul ettireceği için zihin kapısını dünyanın tüm doğu, batı, güney ve kuzey topluluklarına açıp onları dinlemeli ve onların inanç ve düşüncelerini tanımalıdır! Çünkü ancak bu taktirde imanı güç kazanır! Ve bundan dolayıdır ki mümin soru sorulmayı, mübahaseden yana olmayı ve marifet sahibi bulunmayı sever ve tercih eder!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanın marifeti arttıkça imanı da artar! Fakat dindar halk böyle değildir! Onların itikatlarından ne kadar soru sorulursa, o oranda da itikatları zayıflar! Çünkü bilgileri, yalnızca cami kürsülerinden yapılan telkinler üzere kurulan dindarlıktır! Kendi mektep ve mezheplerinin dışındaki mektep ve meşreplerden haberdar oldukça, görüşleri değişir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dolayısıyla bizler cesur ve güçlü olmalıyız! Büyüklerimiz ne derler ona bakmamalıyız! Bizler, delillerin peşince koşup, güçlü olanını almalıyız! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Beşinci Farkı da Şudur </span></p>

<p><span style="color:#000000">İslam, Allah’a teslim olmaya davet eder. Yani İslam; “Allah’a teslim olmaktır!”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buna karşın bizlerin fakih ve din büyüklerimiz de bizlerin şeriata teslim olmamızı bizden talep ederler ve şunu derler: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Sen Allah’a teslim olmak istiyor isen, gelip şeriata (fıkha) teslim olacaksın!”</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu durum, büyük bir acıdır! Onlara deseniz ki: “Efendim! Benim kalbim Allah iledir ve ona teslim olmuştur!” Bunu sizden asla kabul etmezler! </span></p>

<p><span style="color:#000000">“Allah’a teslim olmak”, insanın Allah’a iman ettiği ilk yıllarında hasıl olmuyor! Ancak, yıllarca insanın hak yolunda mücadele etmesi ve Allah’ı sevmesi sonucu hasıl oluyor!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Teslim konusu aşamalı olarak gerçekleşen bir şeydir! “Teslimiyet”, insanın ulaşabileceği en üst seviyedir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İbrahim peygamberin birçok mücadelelerden sonra o noktaya ulaştığını görmekteyiz! O noktaya ulaştıktan sonra, </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Ben Müslümanlardanım” (Enam: 163) diye seslendi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim insanlarımız ise, ilk aşamadan itibaren insanların teslim olmalarını talep ediyorlar! “Peki kime teslim olacağız?” diye sorulduğunda da “fakihe, şeriata ve Ehli Beyte” derler. “Ama Ehli- Beyit şu an mevcut değildir!” diye sorulduğunda, “evet! Ehli beyit mevcut değilse de şu anda onların naipleri mevcuttur” derler ve böylece de teslimiyeti, şahıslara ubudiyete/kulluğa dönüştürmüş olurlar! Şahıslara teslim olanın da Allah’a teslimiyeti söz konusu olamaz! İşte buna “itikatta teslimiyet” denir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysaki “iman” ile teslimiyet, hareket sonucu tahakkuk bulan bir teslimiyettir! İman ile teslimiyet, sevgiden sonra teslim olmaktır! Yani Leyla ile Mecnun’un hadisesini gerçekleştirmektir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">İlk önce Mecnun Leyla’ya; “senin kulun, kölenim” demedi, sevgi ve aşkta belirli bir aşamaya geldikten sonra Leyla’ya dair teslimiyeti başladı!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Allah’a teslim olmak da öyledir ve yüce bir mertebedir! Önce sevgide bir mesafe kat edip, daha sonra teslimiyet derecesine ulaşmaktır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Demek ki “iman” ile teslim olmak, sevgiden sonra başlar! Fakat dindarlardaki teslimiyet, şeriata teslimiyettir! Sevgi olsun olmasın, onlar için önemli olan şey, senin teslim olmandır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Altıncı Farkı da Şudur</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mümin ve dindar olan her kes kurtuluş peşindedir! Fakat dindar Cehennem ’den ve ahiret azabından kurtuluşun peşinde iken, mümin, kalbindeki enaniyetin/egonun, nefsanî hakimiyetin ateşinden kurtulmak ister!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Arifler bu ayeti şöyle tefsir ederler: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Sizden o Cehenneme uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır!” (Meryem: 71) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani ariflere göre her kes o ateşe girecektir! Diğer bir ifadeyle ariflerce her kes, yaşadığı zaman içerisinde o cehenneme (kalbindeki enaniyet cehennemine) yakalanacaktır! Bu, kesin ilahî hükümdür!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayette geçen “cehenneme girişi”, dindarlar “ahiret Cehennemi” olarak tefsir ederlerken, müminler bunu “kalpteki enaniyet/bencillik cehennemi” olarak tefsir eder ve bütün gayretleriyle bu enaniyet cehenneminden kurtulmak için mücadele verirler, bundan kurtuluşun da kemalata ulaşmak ile mümkün olabileceğini düşünürler! İşte iman ile itikadın arasındaki farklar, bu saydığımız altı şeylerdir!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 May 2026 09:47:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÖZÜMÜZ, SÖZÜMÜZ BİR OLSUN!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ozumuz-sozumuz-bir-olsun-646</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ozumuz-sozumuz-bir-olsun-646</guid>
                <description><![CDATA[ÖZÜMÜZ, SÖZÜMÜZ BİR OLSUN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Bu yolun en önemli değeri; özünüz ve sözünüzün bir olmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her zaman dediğimiz gibi:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Yol cümleden uludur.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yol öyle bir ulu yoldur ki hiçbir siyasi partinin arka bahçesi ve dolgu malzemesi olamaz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir akarsu gibi içinde kiri, pası ve kirlenmişliği barındırmaz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yol; ne marjinal sol düşüncenin, ne milliyetçi muhafazakâr anlayışın, ne de başka siyasi hesapların içine hapsedilemez. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Böyle yapan, bu yolu kendi siyasi hesaplarına malzeme eden kim olursa olsun; bu kadim yola zarar verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün ne yazık ki bazı Alevi kurumlarının ve yöneticilerinin açıklamaları ve tutumları toplumda ciddi rahatsızlık yaratmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ve benzeri kurum yöneticilerinin zaman zaman kullandıkları ayrıştırıcı dilin, Alevi toplumunun birlik ve beraberliğine katkı sunmadığı yönünde ciddi eleştiriler vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik kimsenin siyasi kariyer basamağı değildir. Bu yol; makam, mevki ve siyasi beklenti yolu değil; hakikat, hizmet ve insanlık yoludur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanların inancını temsil eden kurumlar; toplumu ayrıştıran değil birleştiren bir anlayışla hareket etmek zorundadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu hiçbir siyasi partinin ve hiçbir örgütün arka bahçesi değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacıbektaş Dergâhı’nda yapılan cemevi ve kültür merkezi de sadece belli bir grubun değil; pirini ziyaret etmeye gelen bütün Alevi canlarımızın ortak hizmet alanıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Diğer taraftan, bizleri haksız şekilde eleştirenler önce kendi özlerini dara çekmelidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Canlarımızdan topladıkları lokmaları lüks sofralarda, otellerde tüketmek yerine; dergâhta tapuları kendilerine ait olan yerlere hizmet adına bir eser bırakabilselerdi, bugün çok farklı şeyleri konuşuyor olurduk.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sizlere dün söylediğimiz doğruları bugün de yarın da söylemeye devam edeceğiz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü bizler hiçbir zaman satın alınacak kişiler olmadık. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hakk bildiğimizi söylemekten de geri durmayacağız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve Sayın Devlet Bahçeli’nin Alevi toplumunun taleplerine yönelik verdiği desteklerin önemli ve kıymetli olduğu da görülmelidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yıllarca konuşulmayan meselelerin bugün devlet nezdinde gündeme gelmesi küçümsenecek bir durum değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak bu sürecin samimiyetine zarar verecek ayrıştırıcı söylemlerden herkes kaçınmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü, Alevilikte esas olan; öz ile sözün bir olmasıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Makamlar geçici, koltuklar emanettir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kalıcı olan ise, insanın bıraktığı iz ve Hakk'a verdiği hesaptır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 May 2026 09:35:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALLAH’A İMAN HAKİKATİ NEDİR? -1</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/allaha-iman-hakikati-nedir-1-645</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/allaha-iman-hakikati-nedir-1-645</guid>
                <description><![CDATA[ALLAH’A İMAN HAKİKATİ NEDİR? -1]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Konumuz, Allah’a iman hakikatinin ne olduğudur! Bu konu iki bölümden oluşuyor; biri “iman”, diğeri ise “Allah” konusudur! Her ikisinden de özet bir şekilde söz edeceğiz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Allah’a iman” konusu çok açık bir konu olmasına rağmen, bundan bahsetmemizin nedeni, konuyla ilgili polemik ve itirazlardan uzak en değerli cevabın ne olduğunu bulmaktır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayrıca, görüyoruz ki bütün din ve mezheplerde birleştirici olması gereken “iman”, ayrıştırıcı bir pozisyon sergilemektedir! Dolayısıyla, diyebiliriz ki bizlerin iman konusunda bir sorunumuz vardır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Örneğin Pakistan, Afganistan, Irak, Suriye vs. gibi ülkelerdeki ibadet hanelerde, hem de insanlar ibadet halindeyken intihar saldırıları düzenlenip 50- 60 kişi bir anda katledilmekte ve yüzlercesi de yaralanmaktadır! Ölenler de öldürenler de aynı dine mensup kimselerdirler!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz burada, Sünni, Şii ve İrfan açısından onların “iman” algılarını izah etmeğe gayret sarf edeceğiz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bilindiği üzere her mezhep ve mektebin kendine has usul ve kaideleri vardır! Fakat zahirci mezheplerin düşünsel anlamda pek de derinlemesine bir bakışları söz konusu değildir! Ama irfan mektebinin ve ariflerin derinlemesine düşünce ve bakış açıları (kendini bunlara yamamaya çalışan tasavvuf erbabını ve sofuları bunun dışında tutar isek), pek de fazladır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sofular, genelde ticaret maksatlı, toplum içerisinde saygınlık kazanmak, iş kurmak ve geçim elde etmek için bir araya gelen kimselerdir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Burada işaret edeceğimiz irfan, “nazari irfan” dır, sofilerin uyguladıkları “ameli tasavvuf” değildir! Daha doğrusu irfandan kastım, İbn Arabi’den Sadru’l- Müteellihin’e kadar olan büyük arif ve filozofların bu konudaki kurdukları kâmil “irfan ekolü” dür!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“İman” konusunu anlamak için, her şeyden önce onu anlamamıza engel olan iki hususu vuzuha kavuşturmamız gerek, onlardan birincisi şudur: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Bizler bazen “Allah’a iman ediyorum” diyoruz ve bazen de “Allah’ın varlığına itikat ediyorum” diyoruz! Bu iki cümle bize pek de farklı gözükmeyebilir, fakat gerçekte aralarında önemli ve esaslı fark vardır! Şayet ilk önce bu farklılığı anlar, sonra da (ileride bahsedeceğimiz) “vücudî hal” ile “bilmek halî” ni birbirinden ayrıştırabilir isek, iman konusunu çözmüş olacağız!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çözmemiz gereken ikinci şey de şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Acaba “itikat” ile “iman” arasında bir fark var mıdır?”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu konuyu (iman ve itikat’ı) Kuran’da geçen bir olay üzerinden izah etsek daha anlamlı olur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Bildiğiniz üzere şeytan, Allah’ın varlığına itikat ediyordu. Kuran ondan şöyle söz eder: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “(İblis) kabul etmedi, büyüklük tasladı ve (zaten öncelerden de) kafirlerden idi!” (Bakara: 34) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani (kimi yorumlara göre) şeytan o esnada (Ademe secde emrini yerine getirmediğinde) kafir olmadı, daha önceden de kafir idi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayetten şunu anlıyoruz: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Şeytan Allah’ın varlığına itikat ediyordu, hatta Allah ile konuşacak bir makama da ulaşmıştı. Altmış-yetmiş bin yıl Allah’a ibadet edip namaz kılmıştı. Buna rağmen Kuran ona “Kafirlerden idi” diyor! Demek ki sahip olduğu itikadını, o kadar yıllar namaz kılmasına rağmen “imana” çevirememişti! İşte “Allah’a itikat” etmek ile “Allah’a iman etmek” arasındaki fark budur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Konuyu bir örneklendirme üzerinden izah edelim:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizler ölünün insana herhangi bir zararının dokunmayacağına itikat ediyoruz. Fakat kahır çoğunluktaki insanlar gece vakti tenha bir yerde tek başına bir ölüyle birlikte bulunmaya cesaret edemez! Çünkü, ölünün kesinlikle zararı ya da yararı dokunmayacağına itikadı olan bu insan, o itikadını imana, yani kalbi tasdike dönüştürmediği için, ölüden korkar olmuştur! Demek ki, itikat ile iman, birbirinden farklı şeylerdir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Batılı insanların da birçoğu ve yine müşrikler de Allah’ın varlığına itikat ediyorlar, fakat iman etmiyorlar! Yani Allah ile direkt irtibata geçip itikatlarını imana çeviremiyorlar! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Demek ki bir insan “ben Allah’a iman ediyorum” dediği zaman, yani ben itikadımı imana çeviriyorum ve Onunla direkt olarak irtibata geçiyorum demektedir! Dolayısıyla itikat zihnî (bilgisel), iman ise kalbî (varlıksal) bir meseledir! İnsandan talep edilen şey de imandır! Nitekim tüm kutsal kitaplar ve özellikle de Kuran, Allah’a iman üzerinde ısrar ediyor!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kuran’da “itikat” ile ilgili tek bir kelime dahi geçmez! Hep “iman” kelimesi geçer! Örneğin:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Ey iman edenler! İman ediniz…” (Nisa:136) der. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İlk “iman edenler” sözünden kasıt, aklıyla iman edenlerdir, ikinci “iman ediniz” sözünden kasıt ise, “kalbiyle iman edenlerdir!” Demek ki akli iman (zihinle itikat) yeterli değildir, kalbî iman da gereklidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kalbî iman, Allah sevgisidir, Allah’a tevekkül etmektir. Allah ile irtibat halinde olmaktır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz burada en fazla “iman” ile “itikat” ın üzerinde durup, bunların arasındaki farkları anlatmaya çalışacağız!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Din, “inançlar/itikatlar” toplamından ibarettir! Yani dinin esasları Tevhit (Allah’ın varlığı, birliği ve O’nun sıfatları), Nübüvvet, mead, fıkhî hükümler, ahlakî meseleler ve muamelattan ibarettir! Bunların tümüne “din” derler!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“İman” dinin cevheridir (ruhudur)! Örneğin insan bir ağaca baktığında, yalnızca o ağacın dış görünümünü görüyor, ama onun cevherini (canını) görmüyor! Dolayısıyla iman da dinin canıdır, görünür değildir, onun kalbidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Müslümanlar arasında ilk ve en tehlikeli sapma, “Allah’a iman” hususunda baş göstermiştir! O da imanı, “itikat” a dönüştürmelerde tahakkuk bulmuştur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İslam tarihine bakıldığında ilk dönemlerde “itikat” diye bir şeyden bahsedilmiyordu! Yüz veya yüz elli yıl sonra Müslümanlar arasında itikattan bahsedilmeye başlandı!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mutezile, Eşarî, Maturidi, mürcie, kaderiye, vs. isimleriyle itikat/kelam mezhepleri ortaya çıktı! Fakat gerek nebi ve gerekse de halifeler döneminde hiç kimse Allah’ın sıfatlarından, adaletten, haşirin ruhani mi cismani mi olacağından vs. bahsedip bunları tartışmıyordu! Çünkü her kes iman üzerinde duruyordu!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“İman”; hareket ve mutlak olanı talep etmektir! Ve yine “İman”; sevgi, mutlak olana aşk ve kemale doğru yönelip kâmil olmayı dilemektir! Fakat sonraları bu anlamdaki imanı, bir takım dinî itikatlara dönüştürdüler! </span></p>

<p><span style="color:#000000">“İtikat” ise beşerin dinden elde ettiği algılardan ibarettir! Diğer bir ifadeyle iman, kalbî ve ilahî bir iştir, itikat ise beşerin işidir! İnsan Allah’a iman ettiğinde, onun aklı itikatla harekete geçer!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat şimdiki durum bunun tam tersinedir! İlk önce aklî deliller ile Allah’ın varlığına itikat, sonrasında da iman etmek gerek! Oysaki hakikat bunun tersinedir! İlk önce kalp iman etmeli, akıl ise kalbe tabi olmalıdır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Münkir birinin kalbi iman etmediği için aklı ile Allah’ın varlığına yirmi delil getirebilir, fakat kalbi iman etmez! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüzdeki Müslümanların da birçoğu böyledir! Allah’ın varlığına dair akılları ile onlarca delil getirebilirler, fakat kalpleri akıllarını takip etmemektedir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Demek ki, itikat ile iman arasındaki birinci fark, imanın ilahî, itikadın ise beşerî olduğu konusudur! Çünkü iman, mutlak bir ihtiyaç, mutlak bir hareket ve Allah’ın sesini kalpte duymaktır! Kısacası iman, Allah sevgisi ve kemalata doğru harekettir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunların tümü “vucudî haller” dir ve insandaki duygulardır! Bu durumları Allah, insanın kalbinde dikmiştir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kısacası iman, ilahî bir ruhtur! “Ona ruhumdan üflediğimde” (Hicr: 29)</span></p>

<p><span style="color:#000000">“İman ruhu”, genel insan ve hayvanlarda bulunan bildik ruh değildir! Bu bildik ruh, hayvanî ruhtur! Kuran’ın söylediği “Ona ruhumdan üflediğimde” cümlesinde geçen ruh, insanı hayvandan ayrıştıran ruh olmalıdır! Yani şu andaki yemek, içmek ve hareket etmek için bizlerde bulunan bu ruh ile, hayvandaki ruh aynıdır! Fakat hayvanda ilahî ruh yoktur! Ve yine bu ruh, her insanda da yoktur, yalnızca kalben iman eden insanlarda mevcuttur! Zira ayet şöyle diyor: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Ona (insana) şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!” (Hicr: 29)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayetten şunu anlıyoruz: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Doğru ve tam insan, aklı, fikri, fiziki, organları ve psikolojisiyle kemale ermiş bir insandır! Yaşı 15- 18’e ulaşmış ve söylediğimiz özelliklere sahip olan insana, Allah Teâlâ “iman ruhu” ndan üfler! İşte iman denilen şey, bu ilahî ruhtur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanların bu ruha (ilahi ruha) ihtiyaçları vardır. İhtiyaç; eksik ve yok olan bir şey demektir! Bu ruhu da insana veren Allah’tır! Yani iman, ilahi işlerdendir. Bizler bunu yalnızca Allah’tan talep ederiz. Onu talep etmek için de Allah’a taraf hareket ederiz. Bu hareketin kendisi, imanın insan kalbinde yerleşmesini belirler!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Allah sevgisi de böyledir! İlk başta insanda Allah sevgisi olmaz. Allah sevgisi insanın kalbinde aşamalı olarak oluşur ve gelişir! İnsan ne kadar Allah yolunda hareket ederse, zamanından, rahatlığından ve diğer şeylerinden ne kadar fedakârlık yapıp o yolda yürümeye vakit ayırırsa ve yine ne kadar Allah ile irtibatını geliştirir ise, o kadar da o insanda bu iman (Allah sevgisi) gelişip güçlenir! Dolayısıyla diyebiliriz ki iman birleştiricidir! Yani Yahudi, Hristiyan, Budist, Zerdüşt kim olursa olsun, şayet onda bu söylediğimiz türden bir “iman” varsa, onlar ile bir araya gelinebilir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Arifler tüm din ve mezheplere karşı eşit mesafede dururlar ve asla aralarında ayırım yapmazlar! Örneğin Hristiyan bir arif, Şii, Sünni, Yahudi, Hindu, Mecusi vs. arasında bir ayırım yaratmıyor! Şii arifler de İbn Arabi gibi Sünni ariflere ihtiram gösteriyor! Sünni arifler de Şii ve diğer din mensuplarına karşı öyle davranıyor! Bu şekilde arifler, asla birbirleri arasında farklılık yaratmazlar! Çünkü onların yaptıkları şey, ilahi işlerdendir, ilahi işler ise birleştiricidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat “itikat” ayrıştırıcıdır! Çükü itikat beşerî neticedir! Örneğin İslam’ın ilk sadrındaki insanlar Allah’ın “kahhar/yenen/alt eden”, “Cebbar/zorba”, “müntakim/intikamcı” vs. olduğunu tasavvur ediyorlardı! Onların nezdinde Allah ile ilgili korkunç bir suret oluşmuştu! Çünkü onların toplumsal kültür ve ihtiyaçları korku üzere kuruluydu!&nbsp; Fakat şimdiki toplumsal kültürümüz demokrat kültürü olduğu için, Allah’a bakışımız da değişmiştir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Müslümanlar Allah’ın tek olduğunu, Zerdüştler “hayrın Allah’ı” ve “şerrin Allah’ı” olmak üzere iki olduğunu, Hristiyanlar ise “Baba”, “oğul” ve “kutsal ruh” olmak üzere üç, aynı zamanda da bu üçün tek İlah olduğunu söylerler! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şii ve Sünniler arasında da Allah algısıyla ilgili farklılıklar mevcuttur! Örneğin Şiiler Allah’ın sıfatlarının zatının aynısı olduğuna inanırlarken, Sünniler sıfatların zattan gayri olduğuna iman ederler! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eşari, Mutezile, Maturidiye, İmamiye, Harici, Murcie, Kaderiye vs. gibi birçok ekoller ortaya çıkmıştır! Buralardan bakıldığında itikadi konuların beşerî hasılalar olduğunu söylemek mümkündür! Yani itikatlar, insan ve insanın kültürüyle irtibatlı şeylerdir! Dolayısıyla da itikatlara fazla vurgu yapamayız! Çünkü dediğimiz gibi itikatlar, beşerî mahsullerdirler! Bu da ihtilafların ana kaynağıdır! Sünni-Şii arasındaki ihtilaflar da itikat kaynaklıdır! Şayet biz insanlar itikatlarda ısrar etmez ve “iman” a dönüş yapar isek, tüm insanlık olarak kurtuluşa ermiş bulunuruz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha açıkçası, şayet bir insan Allah’ı seviyorsa, Allah’ı sevmek, tüm insanların hayrını istemektir! O taktirde tüm insanları seven birinin, diğer insanları ötekileştirmesi, terörize etmesi ve hak hukukuna tecavüzde bulunması mümkün olamaz! Şayet “benim Allah’a imanım vardır” diyen birisinin kalbinde Allah sevgisi olmaz ise, tabiatıyla böyle bir insan Vehhabi ve terörist olacaktır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bilindiği üzere Müslümanlar içerisinde Tevhide en fazla vurgu yapanlar, kalbinde Allah sevgisi bulunmayan dindar Vehhabilerdir. Müslümanlar içerisinde en şiddetli cinayetleri işleyen ve terörist yetiştirenler de yine bu Vehhabilerdir! Taliban, el- Kaide, İşit, Boko Haram vs. gibi en zalim ve acımasız terörist gruplar, bunların eseridir! Tabi ki kimileri de itidallidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte, itikat ile iman arasındaki farklılıklardan birisi de bu söylediklerimizdir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İkinci fark da şudur: “İman”, “vücudi/varlık” halidir, “itikat” ise, “bilmek halidir”! İnsandan istenen ise “vücudi haldir”. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevgi, Allah’a tevekkül etmek ve işleri Allah’a bırakmak gibi şeyler, vücudi hallerdir ve insanın bu hallere ihtiyacı vardır ve iman da bunlardır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“İtikat” ise bir takım zihnî bilgilerden ibarettir! Zihnî bilgilerin de aklî delillere dayanması gerekir! “İtikat Usul kitaplarına” baktığımızda, “itikatların aklî deliller ile elde edilmesi gerekir” diye bir tabiri görmekteyiz. Burada şöyle bir soru ile karşılaşılır: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “İnsanların akılları farklı derecelerde olduğuna göre, itikatları da o akıllardan farklı bir şekilde ortaya çıkmaz mı?”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dünyadaki önemli düşünürler (filozoflar) şöyle demişlerdir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Akli deliller ile Allah’ın varlığını ispat etmek mümkün değildir!” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ünlü filozof Kant şöyle der:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Allah’ın varlığına dair getirilen aklî delillerin aynısı, O’nun yokluğuna dair de getirilebilir! Böylece bunun sonu da gelmez!”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Batıdaki lahutî (dindar) düşünürler de şöyle der:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “İtikat ile ilgili delillerin, aklî deliller olmasına gerek yoktur! Yalnızca “makul” deliller olması yeterlidir!”</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Akli delil” ile “makul delil” in farkı şudur; “makulluk” delil getirmenize ihtiyaç duymaz! Yalnızca söylenilen o sözün ve öne sürülen o iddianın, aklın kesin olarak kabul ettiği kıstaslara ters düşmemesine dikkat etmek gerekir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Örneğin birisi; ben Allah’ın varlığına itikat ediyorum da fakat elimde delilim yoktur derse, ona, “evet, senin bu sözün ve öne sürdüğün bu görüşün makuldür, çünkü evrendeki tüm işler illet ve malul (sebep-sonuç) üzerine kurulmuştur! Evren, insan, hayvan ve her şeyin ortaya çıkmasında mutlaka bir illet/sebep söz konusudur!” demelisinizdir. Burada bu adamın bu sözüne karşı, aklî itirazlar önemli değildir! Önemli olan, onun o itikadının “makul” oluşudur (aklî kıstaslara ters düşmemesidir!) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat biz Müslümanlar 1400 yıl öncesinden değil, 2400 yıl önceden ortaya atılan Aristo’nun düşünceleri üzerinden dine bakıyoruz! Yani dinî işlerin de ilmî işler gibi olduğunu düşünüyoruz! Nasıl ki yer yüzünün yuvarlak veya ağacın yeşil olduğunu söyleyip, ilmî deliller ile de bunu ispata çalışıyor isek, aynı şekilde “Allah birdir” dediğimizde O’na dair de ilmî deliller getiriyoruz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kısacası Müslümanlar, itikatların da aynen ilmî konular gibi dış konular olduklarını zannediyorlar! Şayet Allah’ın da bir ağaç ve yer küresi gibi dış konu ve ilmi ilgilendiren bir mesele olduğunu söyler isek, o taktirde hak “tektir” düşüncesi bütünüyle hatadır! Çünkü yer küresi ister yuvarlak ister düz ve ister dörtgen olsun, neticede üç tane değildir! Gerçekte tek bir yer küresi mevcuttur! Fakat itikat zatî bir şeydir, ilmî konular gibi dışsal varlık değildir!</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU</span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 09:45:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“FETÖ’NÜN ALEVİLER VE SİYASET HESAPLARI ÜZERİNE DÜŞÜNMEK”</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/fetonun-aleviler-ve-siyaset-hesaplari-uzerine-dusunmek-644</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/fetonun-aleviler-ve-siyaset-hesaplari-uzerine-dusunmek-644</guid>
                <description><![CDATA[“FETÖ’NÜN ALEVİLER VE SİYASET HESAPLARI ÜZERİNE DÜŞÜNMEK”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, yakın tarihinde en büyük tehditlerden birisini 15 Temmuz gecesi yaşadı. Devletin kurumlarına sinsice yerleşen, yıllarca kendisini farklı kimlikler ve yapılar altında gizleyen FETÖ yapılanmasının nasıl bir tehlike olduğu o gece bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı. Bu nedenle bugün toplumun her kesiminin dikkatli olması, devletin ilgili kurumlarının da her türlü iddiayı ciddiyetle ve hukuk içinde araştırması büyük önem taşımaktadır.<br />
<br />
Son günlerde siyaset kulislerinde ve toplum içinde sıkça dillendirilen bazı iddialar dikkat çekmektedir. Özellikle FETÖ’nün tamamen bitmediği, bazı “uyuyan kadroların” yeniden aktif hale gelmek için farklı alanlarda pozisyon almaya çalıştığı konuşulmaktadır. Bu iddialara göre bazı çevrelerin, doğrudan görünmek yerine farklı siyasi yapılarda etkili olmaya çalıştığı; aynı zamanda toplumsal ve inançsal alanlarda da kendilerine zemin oluşturmaya uğraştığı ileri sürülmektedir.<br />
<br />
Son dönemde alınan bazı duyumlar da dikkatle takip edilmektedir. Özellikle yeni kurulan ya da kurulma aşamasında olduğu ifade edilen bazı Alevi federasyonları, vakıfları ve dernekleri üzerinde bu yapının etkili olmaya çalıştığı; maddî ve manevî destek sağladığı yönünde çeşitli iddialar kamuoyunda konuşulmaktadır. Elbette bu tür iddiaların doğruluğunu ortaya koyacak olan sosyal medya paylaşımları ya da kulis bilgileri değil; devletin ilgili güvenlik, istihbarat ve denetim kurumlarıdır. Bu nedenle devletin ilgili kurumlarının gerekli inceleme ve denetimleri hukuk çerçevesinde titizlikle yapması toplum vicdanı açısından önemlidir.<br />
<br />
Burada çok önemli bir ayrımın altını çizmek gerekir. Ortaya atılan her iddia kesin gerçek gibi kabul edilemez. Bir kişiyi, bir kurumu ya da bir toplumsal yapıyı delil olmadan suçlamak hem hukuken hem vicdanen doğru değildir. Demokratik hukuk devletlerinde hükmü sosyal medya değil, bağımsız hukuk mekanizması verir. Bu nedenle meseleye sağduyuyla yaklaşmak zorundayız.<br />
Ancak geçmişte yaşanan tecrübeler de toplumun dikkatli olmasını zorunlu kılmaktadır. Çünkü FETÖ benzeri yapılanmaların en önemli yöntemi, toplumsal fay hatlarını kullanmak; insanların inançlarını, aidiyetlerini ve duygularını istismar etmektir. Dün başka bir kimlikle ortaya çıkanlar, bugün farklı görüntüler ve farklı söylemler altında toplumun karşısına çıkabilir. Bu yüzden hiçbir kurum, hiçbir toplumsal yapı “bize yaklaşmazlar” rahatlığıyla hareket etmemelidir.<br />
<br />
Alevî toplumu da bu konuda hassas davranmalıdır. Çünkü Alevilik; rızalığı, dürüstlüğü, insan sevgisini ve hakikati esas alan kadim bir yol anlayışıdır. Böyle bir inanç yapısının herhangi bir gizli yapılanmanın arka bahçesi hâline getirilmesine ne Alevî toplumu izin vermeli ne de Alevî kurumları buna göz yummalıdır. İnanç kurumları siyasal mühendisliklerin değil; toplumun birliğinin, kardeşliğinin ve hak mücadelesinin merkezleri olmalıdır.<br />
<br />
Bugün yapılması gereken şey; korku üretmek, insanları hedef göstermek ya da toplumu ayrıştırmak değildir. Tam tersine ihtiyaç duyulan şey; şeffaflık, hukuk, denetim ve toplumsal bilinçtir. Kim olursa olsun, hangi görüşten gelirse gelsin; devlet içinde ya da toplumsal yapılarda gizli ajandalarla hareket eden oluşumlara karşı dikkatli olunmalıdır.<br />
<br />
Türkiye’nin ihtiyacı; birbirine şüpheyle bakan bir toplum değil, hukuk zemininde birlik içinde hareket eden güçlü bir toplumdur. Çünkü unutulmamalıdır ki karanlık yapılar en çok kutuplaşmadan beslenir. Toplum ise ancak sağduyu, demokrasi ve ortak akıl ile ayakta kalır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 19:22:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CEMEVİ BAŞKANLIĞI BİZİ YARALADI</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/cemevi-baskanligi-bizi-yaraladi-643</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/cemevi-baskanligi-bizi-yaraladi-643</guid>
                <description><![CDATA[CEMEVİ BAŞKANLIĞI BİZİ YARALADI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Tarih 4 Mayıs…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dersim’in dağlarında yankılanan ağıtların başlangıç günü…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Analardan koparılan çocukların, kurşuna dizilen masumların, sürgün yollarında yok edilen bir halkın acısının yıldönümü…</span></p>

<p><span style="color:#000000">1937–38 Dersim kıyımı, bu coğrafyanın en büyük toplumsal yaralarından biridir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">O acının izleri hâlâ canlıdır... </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü o günden sonra sadece insanlar öldürülmedi; ocaklar söndürüldü, inanç merkezleri dağıtıldı, kimlikler inkâr edildi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nice canın mezar yeri bile bilinmiyor bugün. Analar hâlâ evlatlarının bir taşına dahi hasret…,</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte böyle bir günde, toplumun vicdanını temsil etmesi gereken Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Başkan Esma Ersin tarafından Dersim’de yapılan etkinlik, birçok Alevi canın yüreğini yeniden yaralamıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü yapılan etkinlikte Dersim’de katledilen canlarımız anılmamış, günün anlam ve önemine dair birkaç cümle dahi kurulmamış, acılarımıza dair bir lokma vicdan gösterilmemiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Üstelik toplumda karşılığı tartışmalı olan bazı kişilerin “<em><strong>dede</strong></em>” diye öne çıkarılması da ayrı bir kırgınlık yaratmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevilikte temsil makamı, sadece bir sıfat taşımakla değil; halkın gönlünde, vicdanında ve yol erkânındaki karşılığıyla olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Neden 4 Mayıs?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu tarih bilinçli mi seçildi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kadar hassas bir günde böyle bir program yapılırken hiç mi düşünülmedi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hiç kimse “<em><strong>Bugün Dersim’in yas günü</strong></em>” demedi mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bu tarih bilinmeden seçildiyse, bu büyük bir liyakatsizliktir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yok eğer bilinerek seçildiyse, o zaman bu durum çok daha ağır bir vicdan problemidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Dersim sadece bir şehir değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dersim, Alevi toplumunun hafızasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dersim, acının adıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dersim, hâlâ kapanmayan bir yaradır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Böylesine ağır bir tarihte yapılması gereken şey; gösterişli programlar değil, saygı duruşudur. Sessizliktir. Lokmadır. Duadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kaybedilen canların hatırası önünde eğilmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sayın Başkanlık yetkilileri…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yaklaşık iki binin üzerinde cemevinin tadilat ve tefrişatını yaptığınızı söylüyorsunuz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette cemevlerinin eksiklerinin giderilmesi önemlidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak Alevilik sadece bina yapmakla, sandalye koymakla, halı sermekle, tabela asmakla yaşatılmaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik hafızadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik vicdandır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik yol erkânıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik acıya sahip çıkmaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siz Dersim gibi Alevi hafızasının en derin yaralarından birinin yıldönümünde, yüz civarında dede ve kurum başkanını, başkanlığınızın personelini bir araya getiriyorsunuz; fakat ortada ne Dersim kıyımına dair anma var, ne toplumsal hafızaya saygı var, ne de toplantı sonrası kamuoyuna açıklanmış bir sonuç bildirgesi var.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki bu toplantı neden yapıldı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne konuşuldu?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi toplumunun hangi derdine çare üretildi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hangi talepler kayıt altına alındı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hangi sorunlara çözüm iradesi ortaya konuldu?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yoksa bütün mesele fotoğraf vermek, görüntü oluşturmak, “<em><strong>biz toplandık</strong></em>” demek miydi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendisine “<em><strong>Aleviyim, dede kızıyım</strong></em>” diyen Sayın Esma Başkan bilmelidir ki, Alevilikte asıl olan söz değil, duruştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dede kızı olmak, Alevi toplumunun acısını anlamayı, yasına saygı göstermeyi, tarihsel hafızasına sahip çıkmayı gerektirir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne yazık ki bu olayda Alevi toplumunun vicdanı incinmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizleri yaraladınız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bu sınavda sınıfta kaldınız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün Alevi toplumu devlete ve bu başkanlığa şunu sormaktadır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Madem bu başkanlık Alevi toplumunun sorunlarıyla ilgilenmek için kuruldu, o halde neden toplumun en hassas olduğu günde toplumsal hafızayı yok sayan bir görüntü verilmiştir?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilerin acısını anlamayan, yasına ortak olmayan bir anlayışın topluma güven vermesi mümkün değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizler kin değil, saygı bekliyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnkâr değil, empati bekliyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gösteri değil, samimiyet bekliyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Dersim’de yitirdiğimiz canlar sıradan bir tarih başlığı değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Onlar bizim canlarımızdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Mezar taşı bile olmayan canlarımızın acısı üzerinden kimsenin siyasî ya da bürokratik hesap yapmaya hakkı yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son sözümüz şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dersim’in acısı hâlâ tazeyken, o acının yıldönümünde yapılan her sorumsuz davranış Alevi toplumunun vicdanında derin bir yara bırakır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet kurumlarında görev yapan herkes, özellikle de Alevi toplumunu temsil iddiasındaki makamlar, tarihsel hafızaya ve toplumsal yaslara karşı çok daha dikkatli olmak zorundadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü bazen söylenmeyen bir söz bile toplumun yüreğinde ağır bir kırgınlığa dönüşür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bu yazıyı Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın sözüyle bitirelim:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Bizi düşmanın attığı taş değil,<br />
dostun attığı gül yaraladı.</strong></em>”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 09 May 2026 15:38:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİLER DE TÜRK VE MÜSLÜMANDIR HAMASETİ</title>
                <category>Mustafa Fırat</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/aleviler-de-turk-ve-muslumandir-hamaseti-642</link>
                <author>mfirat65@gmail.com (Mustafa Fırat)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/aleviler-de-turk-ve-muslumandir-hamaseti-642</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİLER DE TÜRK VE MÜSLÜMANDIR HAMASETİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><em>Türk siyasal sistemi Alevi toplumunun sorunlarını çözmek noktasında <strong>“Alevilerin de Türk ve Müslüman olduğu”</strong> gibi hamasi söylemler üzerinden&nbsp; oyalamaya devam mı edecek, yoksa meseleyi&nbsp; bütün boyutlarıyla ele alarak çözüme mi kavuşturacak?</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu gün Türkiye’deki Alevi toplumu inanç erozyonu başta olmak üzere, Pirlik taliplik ilişkisinin sürdürülebilirliği, mürşit ocaklar ile talip ocaklar arasındaki geleneksel ilişkilerin çözülmesi,&nbsp; inanç önderlerinin nitelikleri, inançları gereğince gerçekleştirilen ibadetlerin giderek folklorik, kültürel bir mahiyet alması, Alevilik ve süreklerinin egemen dini anlayışlar ile resmi&nbsp; ideolojik yaklaşımlar nedeniyle özgün kimlikleriyle ifade bulamaması, gibi yapısal sorunlar ile kurumsal yoksunluk, Anayasanın&nbsp; vatandaşlara tanıdığı temel hak ve özgürlüklerden diğer vatandaşların yararlandığı oranda yararlanmamak, inanç kurumlarının yasal düzlemde tanınmaması, çocuklarını inançları doğrultusunda yetiştirememe gibi sosyal ve siyasal sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadırlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat tüm bu temel sorunlara rağmen Alevi toplumunun bugün karşı karşıya kaldığı en önemli sorun, küresel güçlerin Ortadoğu ve Türkiye’de hayata geçirmek istediği politikaların, Türk siyasal sisteminde yarattığı gerilimler bağlamında politika aracı haline getirilerek; siyasal sistemi onların&nbsp; etnik, dini kültürel ve siyasal kimlikleri üzerinden küresel güçlerin politikalarıyla uyumlu hareket etmesine dönük dinamikleri harekete geçirmektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Öyle ki bir taraftan, Suriye’de iktidara taşıdığı selefi guruplar üzerinden buradaki Alevi toplumunun güvenlik kaygılarını yükseltiyorken, diğer taraftan İsrail üzerinden Dürzi ve Nusayrilerin koruyuculuğuna soyunmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye’de&nbsp; ise Alevi toplumunu,&nbsp; <strong><em>“Kürtçülük”</em></strong> hareketiyle entegre ederek Suriye’deki Dürzi ve Nusayri katliam girişimlerinin Alevi toplumunda meydana getirdiği hassasiyet üzerinden Suriye’deki iktidara karşı bir direnç ve denge oluşturmakla birlikte, bir taraftan&nbsp; da Türkiye’deki&nbsp; Alevi toplumunu, dini değerleri ve hassasiyetleri referans alarak toplumsal birlik ve bütünlüğü sağlama çabası içinde olan mevcut iktidara karşı, <strong><em>muhalif blokta tutmaktadır</em></strong>. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi diyeceksiniz ki bunların her biri birer komplo teorisi. Hatta&nbsp; yahu her şeyi de emperyalizme bağlamak gibi bir kolaycılığa kaçıyorsunuz diyebilirsiniz. Varsayımsal olarak bu mümkün olduğu gibi,&nbsp; özellikle sosyal bilimlerin&nbsp; nesnesi olan olguları&nbsp; anlama ve açıklama metodolojisi, bize bunun mümkün olabileceğini söylüyor.&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Zira uluslararası alanda tekelleşen sermaye gibi devasa bir güçle karşı karşıya olduğumuz gerçekliği bağlamında düşünüldüğünde, işlerin öyle planlananların dışında geliştiğini söyleyemeyiz. Öyle ise Ortadoğu’da gelişen her eylemin,&nbsp; amaçlanan sonuçları doğuracak bir dizi senaryonun ürünü olarak ortaya çıktığını öngörmemek rasyonel olmadığı gibi bilimsel de değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yaşanan olgular da hakikati tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim&nbsp; PKK terörünün artış ve ivme kazandığı 1990 ila&nbsp; 2015 yılları arasında hem Alevilik konusundaki bilimsel ve politik çalışmalarda&nbsp; ve hem de Alevi örgütlenmelerinde dikkat çekici düzeyde bir artış görülmekte iken; PKK 1995 yılındaki&nbsp; 5.kongresinde&nbsp; Türkiye’deki Alevi toplumu ve inançlarını PKK’nın eylemleri doğrultusunda yönlendirme kararı almış ve anılan karar gereğince <strong><em>“Kürdistan Yurtsever Aleviler Birliği”</em></strong> ile <strong><em>”Kürdistan Aleviler Birliği”</em></strong>ni kurmuştur. Bu kuruluşlar, daha sonra <strong><em>Demokratik Aleviler Federasyonu(FEDA),</em></strong>&nbsp; son şekliyle&nbsp;<strong><em>Demokratik Alevi Federasyonu</em></strong> ismini almış ve aynı zamanda&nbsp;<strong><em>Türkiye’de&nbsp; Demokratik Alevi Dernekleri</em></strong> adı altında örgütlenmişlerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">PKK’nın aldığı kararlar doğrultusunda&nbsp; Avrupa ve Türkiye’de faaliyet gösteren başta <strong><em>Avrupa Alevi Birlikleri&nbsp; Federasyonu</em></strong> ve bu federasyonla aynı politik hatta faaliyet gösteren <strong><em>Demokratik Alevi Dernekleri</em></strong> ve <strong><em>Alevi&nbsp;</em></strong></span><span style="color:#000000"><strong><em>Dernekleri Federasyonu</em></strong>; Aleviliği Kürtlerin İslam öncesi dini olan Zerdüştlüğün kalıntısı, eski cağın inançlarını koruyan ve sürüden bir inanç sistemi olarak görmekte, Aleviliğin İslam’la bir ilişkisinin olmadığını ifade etmektedirler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Öyle ki, <strong><em>Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu</em></strong>&nbsp;eski başkanı <strong><em>Turgut Öker</em></strong> ve yeni başkanı <strong><em>Hüseyin Mat</em></strong>, Aleviliğin&nbsp; İslam’la bir ilişkisinin olmadığını, Alevilerin de Müslüman olmadığını defaten ifade ekmektedirler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yanısıra <strong><em>Alevi Dernekler Federasyonu</em></strong>&nbsp; eski başkanı&nbsp; ve ayın zamanda DEM milletvekili olan <strong><em>Celal Fırat,</em></strong> “<strong><em>Alevi</em></strong>” kelimesinin “<strong><em>alev</em></strong>”den geldiğini iddia ederek, Alevileri <strong><em>“ateşe tapanlar”</em></strong> olarak tanımlamak suretiyle, Aleviliğin <strong><em>Zerdüştlük</em></strong> ve dolayısıyla <strong><em>Kürtlükle</em></strong> ilişkisini kurmaktadır.&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Benzer şekilde <strong><em>Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri</em></strong> ile <strong><em>Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonları</em></strong> yöneticileri ile&nbsp; bağlı bazı kuruluşların temsilcilerinin sosyal medya paylaşımları ve basın açıklamalarında Alevi toplumunu inanç ve siyasi gelenekleri bakımından İslam ve Devlet karşıtı gibi gösterme&nbsp; çabaları, küresel emperyalist güçlerin Türkiye ve Ortadoğu’daki&nbsp; operasyonlarında Alevi toplumu ve Alevilik inancının araçsallaştırıldığına ilişkin güçlü emarelere temel oluşturmaktadır.&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sosyal mecralarada <strong><em>“Alevilikte Öze Dönüş Hareketi”</em></strong> vb adlarla yapılan paylaşımlar, Aleviliğin <strong><em>İslam’la </em></strong>&nbsp;<strong><em>Hz Ali, Hz Fatma</em></strong> ve <strong><em>ehlibeytle</em></strong> bir ilişkilerinin olmadığını, Aleviliğin <strong><em>“kendine özgü ayrı bir inanç”</em></strong> olduğunu ifade etmektedirler. Öyle ki, AABF’nin çabalarıyla Almanya ‘da bir çok eyalette Alevilik <strong><em>“ayrı bir din”</em></strong> olarak kabul edilmiş bulunmaktadır.&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Başını AABF’nin çektiği ve Türkiye’deki&nbsp; uzantıları olan Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaşı Veli, Alevi Kültür Dernekleri gibi örgütlerin de&nbsp; ortaklaştığı söz konusu <strong><em>Alisiz Alevilik </em></strong>&nbsp;propagandacıları, geleneksel&nbsp; Aleviliğin kutsal değerleri ile inanç önderlerine saldırarak ve&nbsp; Aleviliğin kutsal şahsiyetlerini itibarsızlaştırarak yeni bir tür Alevilik inşa etmektedirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşin ilginç tarafı, devletin Aleviliği asimile ettiğini iddia eden bu çevreler, daha sistematik propagandalarla, geleneksel Aleviliği tahrif etmekte ve Aleviliği asimile ve politize eden küresel bir senaryonun parçası, hatta öznesi haline gelmektedirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Meselenin özüne dönecek olur isek, Türkiye’deki Alevi toplumu ve inançlarının, etnik, ayrılıkçı terör örgütlerinin kontrolünde, Türkiye ve Ortadoğu’daki küresel operasyonların bir aracı haline getirilmesi, Türk siyasal sisteminin meseleye yaklaşımında bir güvenlik perspektifini kaçınılmaz hale getirmektedir. Bu nedenledir ki Türk siyasal sistemi meselenin görünür, zahiri sonuçlarına odaklanmakta, meselenin esastan çözülmesi için gereken adımları atmakta zorlanmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Böyle olunca da hamaset kaçınılmaz olmaktadır.&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hele, İsrail ve ABD’nin&nbsp; Ortadoğu’da&nbsp; yürüttüğü operasyonların Türkiye’ye yönelik riskleri söz konusu olduğunda, hiç olmaz ise mevcudu elde tutmak üzere <strong><em>“Alevilerin de Türk ve Müslüman olduğu” </em></strong>söylemi ile Alevilerin sorunlarını çözme duyarlığıyla kurduğu Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığını söz konusu çevrelerle asgari&nbsp; müştereklerde&nbsp; uzlaşıya vardırma çabası dışında, somut bir adım atamamaktadır. &nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Böyle olunca ve bu durum <strong><em>“Terörsüz Türkiye”</em></strong> politikalarıyla da uyumlu olduğundan, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın kurucu başkanı olan Sayın Ali Arif Özzeybek Alisiz Aleviliğin savunucusu ve Alevilerin&nbsp; aslen Kürt olduğunu iddia eden DEM milletvekili Celal Fırat’la&nbsp; görüntü vermekten beis görmemektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz de bir beis görmüyoruz ama, eğer Kürt toplumuyla Alevi toplumunun birlik ve bütünlüğünü ortak dini değerler üzerinden sağlama ve bir uzlaşı arama söz konusuysa bu, Alisiz Alevicilerle ve dahi Alevileri “<em><strong>Kürtçülük</strong></em>” hareketinin peşine takma gayretinde olanlarla değil, gerçek derdi ehlibeyt sevgisi ve bağlılığı üzerinden inançlarını ifade etmek olan Alevi toplumunun &nbsp;gerçek temsilcileri muhatap almakla mümkün olabilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tüm derdi, ortak dini inançlar ve değerler üzerinden Türk milletinin birliği ve bütünlüğünü sağlamak derdi olanların da hamasi söylemlerle de olsa, en azından bir kerecik olsun meselenin esasına inerek, ehlibeyt sevgisi ve saygısına öteden beri sahip, samimi Müslüman Kürt ve Türk toplumlarıyla “islamın Özü” olduğunu iddia eden Alevi toplumunun din kardeşliğini görünür hale getirmek olmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yoksa maazallah bu dinsiz, ateistlerden çekeceğimiz var demektir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 09 May 2026 12:59:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/mustafa-firat-1776968548.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DERSİM İSYANININ NEDENİ NEYDİ?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dersim-isyaninin-nedeni-neydi-641</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dersim-isyaninin-nedeni-neydi-641</guid>
                <description><![CDATA[DERSİM İSYANININ NEDENİ NEYDİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Türkiye gündemine sık sık getirilen Dersim olayının ya da diğer deyimle “Dersim katliamı”nın nedeni neydi? Bu makalemizde devletin &nbsp;hiçbir resmi belgesini kullanmadan olayı açıklamaya çalışacağız. Kaynağımız, hem Koçgiri hem de Dersim isyanları içinde olan ve isyanların teorisyenliğini yapan Veteriner Hekim Nuri Dersimi’nin kaleme aldığı &nbsp;</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“DERSİM VE KÜRT MİLLİ MÜCADELESİNE DAİR HATIRATIM” ile “KÜRDİSTAN TARİHİNDE DERSİM”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;adlı kitapları olacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Nuri Dersimi’nin de kitabında başlık olarak kullandığı isimden de anlaşılacağı gibi, “Alevi İsyanı” yada “Alevi Tarihi” denilmemektedir. Zaten, Nuri Dersimi’ye ait her iki kitap yakından incelendiğinde; isyanın Alevilikle ilgisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. O halde; Nuri Dersimi kimdir? Kısaca özetlemekte yarar var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Nuri Dersimi, İstanbul Yüksek Baytar Mektebi mezunu olup, birinci dünya savaşında Osmanlı ordusunda baytar olarak görev almıştır. Rus ordularının Erzurum’a kadar gelmeleri üzerine oluşturulan Alevi-Bektaşi alaylarında Hacı Bektaş Postnişini Çelebi Cemalletin Efendi’nin danışmanı olarak görev yapmıştır. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Savaştan sonra Dersim, Sivas, Erzincan vilayetlerinde veteriner hekim olarak görev almıştır. Ancak bu görevleri sırasında kendi ifadesi ile her daim “Kürt Milliyetçiliği”ni önde tutmuştur. Yani, Nuri Dersimi’nin Alevilik ya da Alevilerin haklarını savunmak gibi bir amacı bulunmamaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Nuri Dersimi, İstanbul’da öğrenci iken, 1912’de kurulan “Kürdistan Muhiban (sevenler) Cemiyeti” nin genel sekreterliğini yapar. Kurtuluş savaşının devam ettiği 1921 yılında Sivas-Zara bölgesinde “Kürt Devleti” kurmak için ayaklanan Koçgiri isyanına destek verir. Bu nedenle de idam cezasına çarptırılır. Ancak daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan bir kanunla bu cezası affedilir. Veteriner hekimlik mesleğine ise, 1936 yılına kadar devam eder. Ancak, “Kürt Devleti” kurmak amacından hiçbir zaman vazgeçmez. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Nuri Dersimi’nin amacına ulaşmak için neler yaptığını kendi yazdığı kitabındaki bilgilerle anlatalım: 1918 yılında görev yaptığı Sivas’taki faaliyetlerini şöyle anlatmaktadır:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">KOÇGİRİ İSYANI</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Zara</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Divriği</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Kangal</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Hafik ilçeleri arasında temaslara geçilerek, </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Kü</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">rt nüfus kesafeti</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;(yoğunluğu)</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">, bulunan Ümraniye Beypinar</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Celalli</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Sincan</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Hamo-Zmara ve Domurca nahiyeleri merkezlerinde birer</span></span>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>«Kürdistan Teali Cemiyeti»</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>şubesi açılarak </strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>K</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ürtle</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">r</span></span></span>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>arasında kuvetli bir milli cereyan meydana getirmeğe muvaffak olmuştum</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Aynı şekilde Dersimde</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">de Alişer vasıtasıyla teşkilat yapılmasına devam olunuyordu.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” </span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>(Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa, 122)</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Nuri Dersimi’nin bahsettiği dönemde; Osmanlı Devleti ile İtilaf devletleri İngiltere ve Fransa arasında Sevr anlaşması imzalanmış ve anlaşma gerekçe gösterilerek, doğu Anadolu’da “Bağımsız Kürdistan Devleti” kurulması amaçlanıyordu. Kürdistan Teali Cemiyeti de “Kürt” devletini kurmak için itilaf devletleri ile işbirliği içinde bulunuyordu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Nuri Dersimi, bu işbirliğini şöyle anlatmaktadır:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Dersimliler adına mufassal</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;(özet)</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;bir rapor tanzim ederek, Kürdistan Teali Cemiyeti vasıtasıyla İtilaf Devletleri mümesillerine gönderdik. Bu raporda, Ankara hükümetinin</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>tâzyikiyle çektirilen ve mahiyeti</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>yukarda yazılı telgrafta bahis konusu olan iddiayı red ve tekzip etmekle beraber, bağımsız bir Kürdistan yaratılmasını istedik.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;(Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa, 125</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Koçgiri isyanın hazırlandığı 1921 yılında işgalci Yunan ordusu ile Kütahya ve Eskişehir muharebeleri yapılmaktadır. Durumun ciddiyetini haber alan Mustafa Kemal, isyanın ele başlarından olan Nuri Dersimi ve Alişan Beye milletvekilliği teklif eder. Nuri Dersimi ilgili kitabında bunu şöyle anlatmaktadır:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Tehlikeyi sezmiş olduğumuzdan, Alişan Sivas mebusluğu</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>aday</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>lı</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ğından çekildi. Ben dahi, Mustafa Kema</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>l</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;başkanlığındaki temsil heyeti hükümetine iştirak edemiyeceğimi Sivas</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>vilayet mektupçusu Divrikli Ayan bey oğlu vasıtasıyla bildirdim. Çünkü,</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Dersimdeki teşkilatımızın inkişafı</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">(gelişmesi)</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;ümitlerimizi</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>kuvetlendiriyordu.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” </span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>( Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa, 125)</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Kürt devleti kurmak için isyan hareketini örgütleyen Nuri Dersimi, bölge insanın inancını istismar etmekten de kaçınmaz. İsyana destek sağlamak amacıyla Alevi aşiretlerle toplantı düzenleyerek, Tekke’de yemin ettirir. Bu olay kitabında şöyle ifade edilmektedir:</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Kürt milli teşkilatına iştirak eden aşiretler arasında, </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>T</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ürk</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ç</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>e konuşan alevi köylüler dahi vardı ve bunlar mükemmelen</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>silahlandırılmışlardı.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">336</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;(1920)</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;yı</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">lı</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;başlangıcında, Kangal ilçesinin Yellice nahiyesinin Hüseyin Aptal tekkesinde önem</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">li</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;bir toplantı yaptırmıştım. Bu toplantıya Canbegan, Kürmeşan ve diğer aşiretler ve </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">o</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;mıntıkadaki bütün </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">K</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">ürtler iştirak etmişti.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ed7d31"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Toplantıda hazır bulunanların cümlesi and</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>içerek: Sevr</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>muahedesinin </strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>(anlaşmasının)</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>tatbikini ve</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Diyarbekir, Van, Bitlis, Elaziz</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>-</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Dersim</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>-</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Koçkiri mıntıkalarını ihtiva eden bağımsız</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>bir Kürdistan</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;teşkilini başarmak için silaha sarılmağa ve bu</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>uğurda sonuna kadar savaşmağa tam bir ittifakla karar verdiler.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” </span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>(Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa, 126)</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Nuri Dersimi, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gönderilen nasihat heyetinin tüm ısrarlarına rağmen, isyan kararından vazgeçmez. İsyan, cepheden çekilen ordu birlikleri ve Topal Osman’nın milis güçlerinin desteği ile bastırılır. Bastırılma sırasında silahlı-silahsız, ayırımı yapılmadan çok sayıda insan hayatını kaybeder. </strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi iç barışı sağlamak açısından Koçgiri İsyanında yer alanları affeden bir kanun çıkarır. Daha sonra bu affa Nuri Dersimi de dahil edilir.</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>DERSİM İSYANI</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Ancak, bu olaylardan ders almayan Nuri Dersimi, daha sonra Dersim bölgesinde faaliyetlerine devam eder. Amacı bağımsız bir Kürt devleti kurmaktır. Bölgedeki faaliyetlerini şöyle anlatmaktadır:</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Dersim'de son derecede</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>mevki kazanmıştım. Aşiretler arasında, kalemimden bir çok defalar</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>kan damladığını gördüklerini iddia ederlerdi. Bu münasebetle de</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>her tarafta kadın, kız ve umum Dersim gençleri büyük bir sevgiyle</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>beni karşılarlardı. Ve aşiret reisleri birer bahaneyle beni Seyit</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Rıza'dan almak ve kendileriyle münasebet tesis etmek fikrini izhar</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ederlerdi.. Böyle olmakla beraber molla ve hoca değil, çok büyük akıl</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ve zekâ sahibi olmaklığımla beraber</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;Koçgiri Kürt istiklâl Savaşı'nda</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>büyük bir rol oynadığımı düşünerek, harpçı, cesur bir şahıs</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>olduğuma inanmışlardı. Ve bu noktay</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>ı</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;nazardan her tarafta büyük</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>sevgi ve muhabbetle karşılıyorlardı.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” &nbsp;</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">(Hatıratım, Sayfa, 121)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Dersimdeki isyancı aşiretlerin lideri olan Seyit Rıza, yetkilerini Nuri Dersimi’ye devreder. Hatıratım adlı kitabında bunu şöyle yazmaktadır:</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Se</span></span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>yit Rıza, </strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Dersimliler namına bütün selahiyeti</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;(yetkiyi)</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;Türk</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>hükümetine müteveccih</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;(yönelik-İlgili)</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;olmak üzere bana tevdi etmişti.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;(Hatıratım, Sayfa, 113)</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu yetkiden de anlaşılacağı üzere, isyan hareketinin tüm faaliyetlerini yönetme ve yürütme görevi Nuri Dersimi’ye devredilmiş bulunuluyor. Bu yetkilerle donatılan Nuri Dersimi, tüm aracıların, nasihat heyetlerinin önerilerini reddederek, isyan hazırlıklarana Alişer ile birlikte devam eder.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Nuri Dersimi kitabında Alişer hakkında şu bilgileri vermektedir:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Alişer, Koçgiri isyanında yöneticilik yapmış, bütün silahlı milisleri yönetmiş birisidir. Birinci dünya savaşı sırasında Rus orduları ile işbirliği içinde olup, onların himayesinde bir “Kürdistan” kurmayı amaç edinmiş bir kişidir. Dersim isyanı sırasında bir kısım isyancı kuvvetlere de liderlik yapmıştır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Hükümet; bütün iyi niyetine rağmen isyancıların eylemlerine ve karakol baskınlarına devam ettiğini görünce, kapsamlı bir askeri harekata karar verir. 1937 ilk baharında hazırlıklara başlanır. Bu durumu gören Seyit Rıza, bölge valisi ve sıkıyönetim komutanı general Abdullah Alpdoğan’a bir aracı gönderir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Nuri Dersimi bu görüşmeyi şöyle anlatmaktadır:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Türk hükümeti, Batı vilayetlerinde mevzii seferberlik ilan</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">ederek, 26</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">,</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;28 doğumluları silah allına almış ve general</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İsmet İnönü, Dersimdeki kıtaları teftişe gelmişti.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Seit Riza, general Alpdoğana bilvasıta yeniden başvurmuş</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ve</strong></span></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Kü</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>rt milli haklarına saygı gösterilmek</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;ve oğlunun katilleriyle</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>müşevvikleri kanun pençesine teslim olunmak şartiyla&nbsp;</strong></span></span></span></strong></span><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>askeri kuvvetlerden müsadere edilen harp teçhizatını ve esir</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>edilen subay ve er</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>l</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>eri geri</strong></span></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>döndürmeğe razi olacağını bildirmişti</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>.</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Alpdoğan ise</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>,</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;bu teklife karşı, Sei</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>t</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;Riza ile müttefiklerinin 80 bin mavzeri hamilen kaytsız şartsız teslim olmalarından başka çare olmadığı</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>nı</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;bildirmişti.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” </span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">(Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa, 274)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Bu görüşmelerden bir netice çıkmayınca ordu harekete geçer. Uçak dahil, tüm ağır silahlarla bastırma harekatı başlar. Ancak bu bastırma harekatı sırasında binlerce masum insan da hayatını kaybeder. Hatta isyana katılmayan aşiret mensuplarına karşı da şiddete başvurularak binlerce insan katledilir. </strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Nuri Dersimi, çatışan iki güç arasında isyancıların yenileceğini anlamıştır. Zira kendisi de aynı zamanda savaş ve çatışmalarda bulunmuş bir askerdir. Seyyid Rıza da durumun farkındadır. Nuri Dersimi’yi yurt dışında destek istemekle görevlendirir. &nbsp;Dersimi, bunu şöyle anlatmaktadır:</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">Meseleyi pek yakından tetkik etmiş ve neticede başarı elde edilemeyeceğini&nbsp;</span></span></span></span><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">biliyordum. Seyit Rıza tarafından Elaziz'e</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">gönderilmiş olan hususi ve gizli bir adamıyla temasımızda; dış devletlerden</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">bir yardım talebi ümid ediyor ve bu ödevi de bana tevcih&nbsp;</span></span></span></span><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">etmiş bulunuyordu.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“....</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Artık vaziyetten</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">emin değildim. Harb bütün şiddetiyle devam ediyordu.</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Ordu</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">zabitanından bazıları ve hassaten müfettişlik baytarı, meslektaşı</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">m</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">....tarafından aldığım haberlerde pek yakında çiftliğimde</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">imha edileceğim ve Elaziz merkezinde diğer bazı Kürt zümresininde Elaziz'de bu imha listesine dahil edildikleri bize ihbar edilmiş ve</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">hakikate vakıf olmuştum. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Dış devletlere müracat etmek üzere</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ülkeden ayrılacağımı da Seyit Rıza'ya bildirmiştim.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;(Hatıratım, Sayfa, 184)</span></span>&nbsp;</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Nuri Dersimi 1937’de Suriye’ye kaçar ve orada faaliyetlerine devam eder. İngiliz, Fransız ve diğer Avrupalı istihbaratçı ve diplomatlara Kürt hareketi hakkında bilgi verir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Nuri Dersimi bu görüşmelerinden birini şöyle ifade etmektedir:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>12 Ekim 1946'da Şark </strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Ingiliz İstihbarat yüzbaşısı Leon Muradyon</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>beni istediğinden</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Halep'te evine giderek bazı suallerine kafi</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>cevap vermiştim.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;Ve her Kürt'ün Kürdistan milli gayesi</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>uğrunda her türlü tehlikeyi gözönüne alarak çalışmak</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>mecburiyetinde olduğunu da ilave etmiştim.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” </span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">(Hatıratım, Sayfa, 212)</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Nuri Dersimi’nin iki kitabında kendi yazdıklarını özetledik. Yazdıklarından da görüleceği gibi, bütün hayatı boyunca Kürt devleti kurmak hayaliyle hareket ettiği görülmektedir. Yani, Alevilik ile ilgili bir talebi ya da bu doğrultuda bir amacı bulunmamaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İkincisi, Kürt devletini kurmak için hayatı boyunca emperyalist ülkelerle işbirliği içinde olduğu anlaşılmaktadır. Yüzyıllarca birlikte yaşadığı Türkleri düşmanlaştırarak, yabancılarla dost olmaya özen gösterdiği görülmektedir.</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;Bu doğrultuda Türkler için</strong></span></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“düşman”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;diyebilmekte ve hakaret içeren ifadeler kullanmaktadır. Biz buraya o kelimeleri almadık. Zira, o ifadeleri ancak ırkçı birisi kullanabilir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Sonuç olarak, Dersim isyanı bir katliamla sonuçlanmıştır. Bu doğrudur. </strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Ancak buna</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Alevi Katliamı” denemez.</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;Zira, isyancıların amacının Alevilikle bir ilgisi bulunmamaktadır. Eğer Dersim olayları Alevi katliamı olsaydı, Karadenizde, Egede, kısaca Türkiye’nin her yerindeki Aleviler katledilirdi. </strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Kendi memleketim olan Amasya’dan örnek verecek olursam, Amasya’daki Alevi-Bektaşilerin nüfusu Tunceli’deki toplam nüfustan fazladır. Bu örnekler de Dersim’de yaşananların Alevilikle bir ilgisinin bulunmadığını gösterir. Ancak, inanç istisimarcıları olayı çarpıtarak buradan rant elde etmek istemektedirler. Nasıl ki, kendi emellerini gerçekleştirmek için insanları tekke ve zaviyelerde kutsallar üzerine yemin ettirerek kandırmışlarsa, aynı tezgahı devam ettirmek istemektedirler. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Bu inanç tüccarlarına buradan seslenmek istiyorum:</strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Seksen yıldır Alevi kitlesini inanç üzerinden sömürüyorsunuz. İnin artık Alevilerin sırtından!&nbsp;&nbsp;</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 May 2026 00:58:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DARAĞACINDA 3 FİDAN VE CHP’NİN SINAVI</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/daragacinda-3-fidan-ve-chpnin-sinavi-640</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/daragacinda-3-fidan-ve-chpnin-sinavi-640</guid>
                <description><![CDATA[DARAĞACINDA 3 FİDAN VE CHP’NİN SINAVI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye siyasi tarihine “<em><strong>Üç Fidan</strong></em>” olarak geçen bu üç genç, yalnızca üç insanın idamı değil; bir dönemin vicdanının darağacına çekilmesiydi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Onlar; bağımsızlık, eşitlik, özgürlük ve anti-emperyalist bir Türkiye hayali kurdular. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Gençtiler, inançlıydılar, kararlıydılar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hataları, eksikleri, yöntemleri elbette tartışılabilir; fakat bir gerçek var ki, idamları hukuktan çok dönemin siyasal intikam anlayışının sonucuydu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu idam kararları yalnızca mahkeme salonlarında alınmadı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Son söz TBMM’de söylendi. Meclis’te yapılan oylamada sağ partilerin büyük çoğunluğu idamlara “<strong><em>evet</em></strong>” dedi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat asıl sorgulanması gerekenlerden biri de CHP’nin o günkü tutumudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü CHP içinde de idamlara onay verenler oldu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir kısmı oylamaya katılmadı. Bir kısmı ise karşı çıktı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün kendisini solcu, devrimci, halkçı, demokrat olarak tanımlayanların bu tarihi gerçekliği görmezden gelmesi mümkün değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Soru şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">O gün CHP içinde bu idamlara “<em><strong>evet</strong></em>” diyen milletvekilleri nasıl unutuldu?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün CHP’de siyaset yapan solcular, devrimciler, demokratlar, Aleviler, emekçiler bu tarihi yüzleşmeyi hiç sorguladı mı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Denizlerin darağacına giden yolunda yalnızca sağ siyaset yoktu; susanlar, çekimser kalanlar, oylamaya katılmayanlar ve “<em><strong>evet</strong></em>” diyenler de vardı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tarih yalnızca alkışlanacak miraslardan ibaret değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tarih, aynı zamanda yüzleşilmesi gereken acı sayfalardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün CHP, demokrasi, hukuk, özgürlük ve adalet diyorsa; geçmişindeki bu ağır sınavla da yüzleşmek zorundadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü yüzleşilmeyen tarih, geleceğin vicdanını yaralar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Üç Fidan darağacında can verdi; ama fikirleri, cesaretleri ve gençlikleri bu ülkenin hafızasında yaşamaya devam ediyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Asıl mesele şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Darağacına gönderilen üç gençten değil, o darağacına giden yola taş döşeyen siyasetten hesap sormaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bu hesap, yalnızca geçmişe değil; bugünün siyasetçilerine de sorulmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Denizler ölmedi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama onları asan zihniyetle yüzleşmeyen siyaset hâlâ eksiktir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 May 2026 23:19:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DÜNYA’YA, DÜNYA DİYE ADINI KİM VERDİ?</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dunyaya-dunya-diye-adini-kim-verdi-639</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dunyaya-dunya-diye-adini-kim-verdi-639</guid>
                <description><![CDATA[DÜNYA’YA, DÜNYA DİYE ADINI KİM VERDİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Dünya’ya adını kim verdi?<br />
Gezegenlerin adları nereden geliyor…<br />
Tarihe kısaca bir bakalım:<br />
Binlerce yıl öncesinde insanlar parlak gezegenleri biliyorlardı. Bunlar Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn’dür. Bu gezegenlerin isimleri ise Roma isimlerinden geliyordu. Bunun nedeni Avrupa’daki ilk astronomların Latince yazmasıydı ve Latince Roma İmparatorluğu’nun diliydi.&nbsp;<br />
Eski çağlarda gök cisimleri, isimlerini mitolojik efsanelerin kahramanlarından- hayvan ya da eşya adlarından, çeşitli varlıklardan alırlar ve bunlar çoğunlukla Latince, Yunanca ve Arapça kökenli olurdu.<br />
Gezegenlerin adları nereden geliyor…<br />
Merkür gezegeni adını Yunan tanrısı, tanrıların habercisi Hermes’ten alır.<br />
Venüs gezegeni Romalıların güzellik tanrıçasından alır.<br />
Gezegen isimleri Yunancadan gelirken, yıldız isimlerinin çoğu ise Arapça kökenlidir.<br />
Eski Yunanlılar ilk yıldız haritalarını oluşturmuşlar ve gökyüzünü belli bölgelere ayırarak 48 takımyıldız ismini vermişlerdir.<br />
Teleskop veya ırakgörür, 1608 yılında İngiliz Hans Lippershey tarafından icat edilmiş, 1609 yılında Galileo tarafından ilk defa gökyüzü gözlemleri için kullanılmıştır.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">Yıldızlara kim isim verdi?</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Yıldızların isimlendirilmesi ile ilgili ilk sistematik yöntem Johann Bayer tarafından 1603 yılında geliştirilmiştir. Bu yöntemde takımyıldızlarda bulunan yıldızlar, takımyıldızın isminin başına Yunan alfabesindeki isimler eklenerek isimlendirilmiş, harfler en parlak yıldızdan başlanarak sırayla verilmiştir. (alfa, beta, gama gibi) Johannes Bayer kendine göre bir isimlendirme sistemi kurmuştur. Yıldızların büyüklerin ve parlaklarına göre Yunan alfabesindeki harflerle sırayla veren bilim insanı olmuştur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Burçların adları da 12 takımyıldızından gelmektedir. Bir takım yıldızı olan Andremoda'nın adı Yunan mitolojisindeki bir prensesten gelmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Dünya adı nereden gelmektedir?</strong><br />
&nbsp;<br />
Dünya, yazılı sözcük tarihte ilk olarak 1069 yılında yazılan Kutadgu Bilig'de "bu dunyā yaġı ol bu nafsiŋ yaġı [bu dünya düşmandır, nefsin de düşman]" olarak geçmektedir, İslam'ın kutsal kitabı Kuran'da da "dünya" ve "ākhira" sözcükleri zamansal (şimdi ve sonra gibi), konumsal (aşağı ve yukarı gibi) ve ahlaki (kötü ve iyi gibi) zıtlıklardan bahsederken kullanılmaktadır. Bize yakın olan Dünya, diğer uzak cisimlerden ayırt edilebilmesi için bu ismi almıştır.<br />
Dünya hariç tüm gezegenler, Yunan ve Roma tanrıları ve tanrıçalarından sonra adlandırılmıştır. Dünya adı, sadece zemin anlamına gelen bir İngiliz/Alman ismidir. Eski İngilizce 'eor(th)e' ve 'ertha' kelimelerinden gelir. Almanca'da 'erde'dir.<br />
Teleskop tam olarak icat edilene kadar bilinen 5 gezegene (Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn) Romalılar hep kendi tanrılarının isimlerini vermişlerdir. Sonradan keşfedilen gezegenlerden olan Neptün'e de Roma Tanrısının adı verilmiştir.<br />
Dünya, adını Roma ya da Yunan mitolojisinden almayan tek gezegendir. İngilizcedeki "Dünya" anlamına gelen "Earth" sözcüğünün tam olarak nereden geldiği bilinmemektedir; ancak kökenlerinin eski İngilizce ve Germence ye dayandığı düşünülmektedir. Earth, İngilizcede aynı zamanda toprak anlamına da gelmektedir. Fakat Roma Mitolojisinde Toprak Tanrısı Tellus'tur. Yunan Mitolojisinde ise Gaia. Bu nedenle, Roma Mitoloji ‘sinden türetilen bazı sözcüklerde Dünya "terra" olarak da anılmaktadır. Bazı dillerde ve inanışlarda Dünya'dan Gaia olarak da bahsedilmektedir. Örneğin "toprak ana" olarak dilimize geçen kalıbın orijinali terra mater olarak bilinir. Bu karmaşıklıktan ötürü Dünya'nın ismi birçok dilde birçok farklı şekilde anılmaktadır.<br />
Dünya adı en az 1000 yıllıktır. Tam olarak kimin ilk olarak böyle bahsettiğini kimse bilmiyor ama Anglo-Saksonlardan kaynaklandığına inanılıyor.<br />
Antik İskandinavyalıların Erd tanrıçası vardı ve İngilizce "Toprak" da sonunda buradan türemiştir. Keltlerin Echte'si vardı, Romalılar gezegene Tellus adını vermiş, Yunanlılar ise tanrıçaya Gaia adını vermişlerdi. Genel olarak "Dünya" kelimesi ilk kez 1400'lü yıllarda gezegenin adı olarak kullanılmıştır</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Dünya Neden "Dünya?”</strong><br />
&nbsp;<br />
Dünya sözcüğünün etimolojik kökenleri Farsçadaki dony, Arapçadaki dunyā (دنيا) sözcüklerine dayanır. Orijinali Arapça olanıdır; ancak sadece Persçe ve Türkçede değil, Dari, Paşto, Bengalce, Punjabi, Ürdü, Hintçe, Yunanca, Kürtçe, Aramice ve hatta Malezya dili, Endonezya dili ve Nepal dilinde de bu şekilde (ama kimi zaman başka anlamlarda) kullanılmaktadır.&nbsp;<br />
İslam dinine göre de birçok diğer dini inanışta olduğu gibi, insanın 2 hayatı vardır. Biri ölmeden önceki hayat, yani şu anda yaşadığımız hayattır. Diğeri ise öldükten sonraki hayattır. Şu anda yaşadığımız hayat bize daha yakındır. Bu yüzden Arapçadaki "daha yakın" veya "daha alçak" anlamına gelen “dena” fiilinden "Dünya" olarak geçmiştir. Sözcük, Arapçadaki dnw kökünden gelmektedir. Nişanyan Sözlük'e göre:<br />
denī, [yani] "aşağı" sıfatının kıyas hali olan ednā, "daha aşağı" sözcüğünün dişilidir.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">Gezegen isimleri ve kökenleri</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Merkür</strong><br />
Merkür, yörüngesinde saatte 173.300 kilometre hızla ilerler (bu Dünya'nın hızından 1,6 kat fazladır) Bu durum, gökyüzümüzden de hızla geçmesinde neden olmaktadır ve Merkür gezegeni ismini Roma Tanrısı Merkür’den almıştır. Tanrı Merkür'ün, en kurnaz ve en hızlı Tanrı olduğuna inanılırdı. Bu tanrı, aynı zamanda para, seyahat ve hırsızlık tanrısı olarak da bilinirdi. Bu tanrının Yunan mitolojisindeki karşılığı ise Tanrı Hermes'tir. Merkür, Milattan Önce 3. Milenyum'da Sümerler tarafından bile bilinmekteydi.<br />
&nbsp;<br />
<strong>Venüs</strong><br />
Güneş Sistemi'nde Dünya ile Merkür arasında yer alan Venüs, gökyüzünde parlayan bir mücevher gibi göründüğü için adını Aşk ve Güzellik Koruyucusu Tanrısı Venüs’ten almıştır. Venüs bir Roma Tanrıçasıdır ve Yunan Mitolojisindeki karşılığı Afrodit'tir. Babil mitolojisindeki karşılığı ise İştar'dır.<br />
&nbsp;<br />
<strong>Mars</strong><br />
Rengi kızıl olduğundan ve kanı andırdığından dolayı adını Roma Mitolojisinde ki Savaş Tanrısı Mars'tan almıştır. Bu Tanrı'nın Yunan Mitolojisindeki karşılığı Ares'tir.<br />
&nbsp;<br />
<strong>Jüpiter</strong><br />
Jüpiter ise Güneş Sistemi'ndeki en büyük gezegen olduğu için, adını en güçlü Tanrı olan Zeus ile denk olan Jüpiter'den almıştır. Tanrılar Tanrısının adı, gezegenlerin gezegenine verilmiştir. Olympus'un efendisi, Roma devletinin başı... Ancak Jüpiter'in soy ağacındaki üstünlüğü, teleskobun keşfine kadar sürdü. Babasının adı, bir sonra keşfedilen gezegene verilecekti! Jüpiter, Roma tanrılarının kralı olan Jüpiter’den ismini alır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Satürn</strong><br />
Roma mitolojisinde Tarım Tanrısıdır. Yunan mitolojisindeki karşılığı Cronus'tur. Cronus, Zeus'un babasıdır. Yani Satürn, Jüpiter'in babasıdır. Cronus, aynı zamanda Tanrı Uranüs ve Gaia'nın çocuğudur. Yani bir sonraki gezegenimiz ile, Dünya'nın evladıdır.<br />
Ve modern gökbilimciler, teleskopun icadından sonra bulunan 2 gezegen ve 1 cüce gezegene de (cüce olanı bir zamanlar gezegen sanılıyordu) geçmişten gelen kuralı bozmadan Roma Mitolojisinden isimler vermiştir.<br />
&nbsp;<br />
<strong>Uranüs</strong><br />
Uranüs, bir Roma Tanrısı değil, bir Yunan Tanrısıdır. Yunan mitolojisinde, Cennetin Tanrısı olarak bilinir. Bilinen en eski üstün tanrılardandır. Uranüs, Tanrı Gaia'nın hem çocuğu hem de eşidir. Uranüs'ün renkleri Dünya'mızın gökyüzü renklerini anımsattığı için adını, "kozmik bir güce" sahip olduğu inanılan Tanrı Uranüs'ten almıştır. Uranüs Yunan mitolojisinde gökyüzü tanrısı Uranüs'ün adıdır. İlk olarak 1781'de William Herschel tarafından keşfedildiğinde bu isim verilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Neptün<br />
Roma deniz tanrısı Neptün’ün adını alır. 1846’da keşfedilmiştir. Neptün, Deniz Tanrısıdır. Yunan mitolojisindeki karşılığı Poseidon'dur. Neptün gezegeninin renkleri, suyun renklerine benzer olduğu için bu ismi almıştır.&nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Plüton<br />
Karanlık görünümünden dolayı adını Roma Yeraltı Tanrısı Plüton'dan almıştır. Yunan mitolojisindeki karşılığı Hades'tir. Plüton, Roma yeraltı dünyası tanrısı Plüton’dan ismini alır. 1930’da keşfedilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ek bilgi olarak:<br />
Yıl dediğimiz şey Dünya’nın Güneş etrafındaki tam bir tur atması demektir. Şu da 365 gün anlamına geliyor. Eğer gezegeni değiştirsek Marsa gitsek Marsın Güneş Etrafındaki tam turu 687 dünya günüdür. Eğer Dünya’daki insanı 20 yaşında hesaplarsak ve Marsda ise Yaklaşık 11 Yaşında olacaktı.&nbsp;<br />
Merkur, 88 gün, Venüz,225, Jüpiter, 4,332, Satürn, 10,759 günde tamamlarlar dönüşlerini. [Aşk Yazarı Mustafa Çifci- Ekim, 2025]<br />
Yararlanılan Kaynaklar:</span><br />
Dünyanın ismi neden ''Dünya'‘? Gezegenimizin ismini kim koymuştur? | Soru &amp; Cevap- Evrim Ağacı<br />
https://evrimagaci.org/soru/dunyanin-ismi-neden-039039dunya039039-gezegenimizin-ismini-kim-koymustur-22634?srsltid=AfmBOoo-pmn7iDlmDR9pouWDiQ-J7bHqf6joCOej45w0hFJB9JNwyHRA<br />
https://evrimagaci.org/gezegenlerin-isimleri-dunyanin-adi-neden-dunyadir-3220<br />
https://www.quora.com › Who-named-our-planet-Earth...<br />
https://www.canakkalekalem.com/gezegenlerin-isimlendirilmesi/132108<br />
https://www.sondakika.com/teknoloji/haber-yildizlarin-gezegenlerin-isimleri-nereden-geliyor-13566161/<br />
https://www.kozmikanafor.com/yildiz-galaksi-ve-gezegenler-nasil-isimlendiriliyor/<br />
https://www.matematiksel.org/gezegenlerin-isimleri-nereden-geliyor/<br />
https://tr.wikipedia.org/wiki/Teleskop</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 May 2026 11:44:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜNÜMÜZDE PİR SULTAN OLABİLMEK</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/gunumuzde-pir-sultan-olabilmek-638</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/gunumuzde-pir-sultan-olabilmek-638</guid>
                <description><![CDATA[GÜNÜMÜZDE PİR SULTAN OLABİLMEK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Anadolu’nun bağrından kopup gelen, sözüyle yakan, sazıyla direnen bir isimdir Pir Sultan Abdal…<br />
O, yalnızca bir halk ozanı değil; bir vicdanın, bir direnişin, bir hak arayışının sembolüdür.<br />
Yüzyıllar öncesinden bugüne uzanan sesi hâlâ yankılanıyorsa, bu sadece söylediği deyişlerden değil; o sözlerin ardındaki cesaretten, bedel ödemekten kaçınmayan duruşundandır.<br />
Peki bugün…<br />
Günümüzde Pir Sultan olabilmek mümkün mü?<br />
Bu sorunun cevabı aslında her birimizin hayatında gizlidir.<br />
Çünkü Pir Sultan olmak, bir isim değil; bir tavırdır.<br />
Bir yaşam biçimidir.<br />
Bir duruştur.<br />
Bugün çağ değişti…<br />
Teknoloji gelişti…<br />
İletişim hızlandı…<br />
Ama insanın karşı karşıya olduğu sınav değişmedi.<br />
Yine adalet sınanıyor.<br />
Yine eşitlik sınanıyor.<br />
Yine hakikat, çıkarın gölgesinde kalıyor.<br />
İşte tam da bu noktada Pir Sultan olmak,<br />
geçmişte olduğundan daha zor ama bir o kadar da gerekli hâle geliyor.<br />
Günümüzde Pir Sultan olabilmek;<br />
kalabalıkların içinde kaybolmamaktır.<br />
Herkesin aynı şeyi söylediği,<br />
aynı yere baktığı,<br />
aynı korkularla sustuğu bir düzende;<br />
farklı bir söz söyleyebilmek cesaret ister.<br />
Bugün insanlar çoğu zaman doğruyu bilir,<br />
ama söyleyemez.<br />
Görür, ama dile getiremez.<br />
Çünkü kaybedecekleri vardır:<br />
Makam, mevki, çevre, imkân…<br />
Oysa Pir Sultan’ın kaybetmekten korktuğu hiçbir şey yoktu.<br />
Onun tek derdi hakikatti.<br />
Bugün de Pir Sultan olabilmek için<br />
önce bu korkularla yüzleşmek gerekir.<br />
Pir Sultan olmak;<br />
haksızlık karşısında susmamaktır.<br />
Ama bu susmamak, kuru bir karşı çıkış değildir.<br />
Bu, bir bilinçtir…<br />
Bir inançtır…<br />
Bir sorumluluktur.<br />
Bugün haksızlık sadece meydanlarda değil;<br />
kurumlarda, sokakta, siyasette, gündelik hayatın her alanında karşımıza çıkıyor.<br />
Bir işçinin emeği gasp edildiğinde,<br />
bir inanç görmezden gelindiğinde,<br />
bir insan kimliği nedeniyle ötekileştirildiğinde…<br />
İşte tam o anda ya susarsınız,<br />
ya da Pir Sultan olursunuz.<br />
Günümüzde Pir Sultan olabilmek;<br />
yalnız kalmayı göze almaktır.<br />
Çünkü doğruyu söyleyenler çoğu zaman alkışlanmaz.<br />
Aksine dışlanır, eleştirilir, hatta hedef hâline getirilir.<br />
Dün darağacına yürüyen bir irade vardı.<br />
Bugün ise çoğu zaman sosyal baskı, itibarsızlaştırma ve yalnızlaştırma var.<br />
Ama öz değişmedi…<br />
Dün darağacı neyse,<br />
bugün korku odur.<br />
Ve Pir Sultan, her çağda korkuya karşı duranların adıdır.<br />
Pir Sultan olmak;<br />
inancı ticaret konusu yapmamaktır.<br />
Aleviliği, insanlığı, hak ve adalet duygusunu;<br />
kişisel çıkarların, siyasi hesapların aracı hâline getirmemektir.<br />
Bugün en büyük sınavlardan biri de budur.<br />
Dilde Pir Sultan olmak kolaydır…<br />
Ama özde Pir Sultan kalabilmek zordur.<br />
Söz ile öz arasındaki mesafe açıldığında,<br />
yol bozulur…<br />
duruş zedelenir…<br />
inanç yıpranır.<br />
Pir Sultan olmak;<br />
sözün ile özünün bir olmasıdır.<br />
Ve belki de en önemlisi…<br />
Pir Sultan olmak;<br />
korkunun değil, vicdanın tarafında durmaktır.<br />
Bugün insanlar konuşmadan önce hesap yapıyor:<br />
“Bana ne olur?”<br />
“Ne kaybederim?”<br />
“Kim ne der?”<br />
Oysa Pir Sultan’ın hesabı başkaydı:<br />
“Doğru mu?”<br />
“Haklı mı?”<br />
“Vicdanım ne diyor?”<br />
İşte bu fark, bir insanı sıradanlıktan çıkarır;<br />
onu bir duruşun temsilcisi yapar.<br />
Son söz yerine…<br />
Günümüzde Pir Sultan olmak mümkündür…<br />
Ama kolay değildir.<br />
Bu yol; alkışın değil, bedelin yoludur.<br />
Konforun değil, mücadelenin yoludur.<br />
Ya susup düzenin bir parçası olursunuz,<br />
ya da konuşup yalnız kalmayı göze alırsınız.<br />
Unutulmamalıdır ki;<br />
tarih, susanları değil<br />
konuşanları yazar.<br />
Ve her çağın kendi Pir Sultanları vardır…<br />
Mesele, o çağda susanlardan mı olacağız,<br />
yoksa hakikatin yanında duranlardan mı?</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 20:36:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AVCILIK VE BOKS YASAKLANMALI!</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/avcilik-ve-boks-yasaklanmali-637</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/avcilik-ve-boks-yasaklanmali-637</guid>
                <description><![CDATA[AVCILIK VE BOKS YASAKLANMALI!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/avc%C4%B1l%C4%B1k.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p>Yapılan iş her ne olursa olsun, içinde kötü söz ve şiddet çağrıştıran bir durum varsa,</p>

<p>Olmaz olsun!</p>

<p>Tüm canlılara acı veren her şey yerin dibine batsın…</p>

<p>Yasaklansın, kaldırılsın…</p>

<p>* * *</p>

<p>Dağlardaki bir canlıyı öldürmek!</p>

<p>Avcılıkmış!</p>

<p>Spormuş!</p>

<p>Bir canlıyı sırf eğlenmek adına öldürmek!</p>

<p>Spor olabilir mi?</p>

<p>Yaralı halde can çekmesine neden olmak…</p>

<p>Böyle bir acı, böyle bir bencillik insanın gönlüne nasıl sığar!</p>

<p>Sığmaması gerekir!</p>

<p>Çünkü insan olanın gönlüne sığmaz!</p>

<p>Bu nasıl insanlık, bu nasıl sevmektir…</p>

<p><strong>Avcılık, ilkel insanın açlık savaşıydı, o açlık hala devam etmektedir…</strong></p>

<p><strong>Avcılık yasaklanmalıdır! </strong></p>

<p><strong>Tamamen kaldırılmalıdır.</strong></p>

<p>* * *</p>

<p>Hayvanları kanlar içinde dövüştüren acımasız insanoğlu…</p>

<p>Evine aldığı hayvanı bir süre sonra sokağa atan</p>

<p>Ve bir zamanlar <strong>aşkım dediği kadını</strong>,</p>

<p>Yol ortasında bir kurşunla yere düşüren değersiz kişi!</p>

<p>Ne söylesek para etmez, ne desek az gelir…</p>

<p>* * *</p>

<p>Yine iki insanın birbirini dövmesine, karşılıklı yumruklaşmasına…</p>

<p><strong>Spor diyecek kadar zayıftır insanoğlu!</strong></p>

<p>Boks döğüşünü spor olarak gören kör gözler</p>

<p>Sağlığa zarar veren her şey insanın fıtratına ters, onuruna aykırıdır!</p>

<p><strong>Boks hemen kaldırılmalı, hemen yasaklanmalıdır!</strong></p>

<p><strong>Şiddet içeren bir şey spor mu olur mu? </strong></p>

<p><strong>Olmaz! </strong></p>

<p><strong>Olmamalı…</strong></p>

<p><strong>* * *</strong></p>

<p>Aynı şekilde, canlı canlı pişirilen ıstakoz</p>

<p>Bu ne biçim insanlık dışı, onu yiyeceğini git simit ye, kuru ekmek ye!</p>

<p>Ne yapmak lazım, onu pişiren ve yiyenlerin,</p>

<p>İki ellerini de aynı su içinde pişireceksin...</p>

<p>Kürk manto için canlı canlı derisi yüzülen hayvanların acısı ne olacak?</p>

<p>Bunları yapanları da ormanda çırılçıplak bırakacaksın…</p>

<p>* * *</p>

<p><strong>Şiddet, insanlığın hayatından tamamen yok olmadan huzur gelmez!</strong></p>

<p><strong>Şiddetin kadını, erkeği, kızı, hayvanı, ırkı olmaz, hepsi aynı kapıya çıkar…</strong></p>

<p><strong>Bir canlıya, bir çiçeğe, bir kadına el nasıl kalkar!</strong></p>

<p><strong>Mutluluk dediğimiz duygu, bir taraf acı hissederken</strong></p>

<p><strong>Bir tarafın zevk almasından ileri geliyorsa o mutluluk değil, </strong></p>

<p><strong>Çıkmaya hazırlanan yeni bir şiddetin büyümesidir…</strong></p>

<p>* * *</p>

<p>Mesela futbol,</p>

<p>İlgilenmediğim tek konu bu olmuştur, hiç sevmemişimdir</p>

<p>Hiç izlememiş, hiçbir oyuna gitmemişimdir</p>

<p>Çözemediğim konu ise, ortada dönen yuvarlak topun hangi kaleye gideceği,</p>

<p>Seyircilerin hiçbir iradesi, etkisi, faydası yokken,</p>

<p>Sanki yüksek sesle bağırıp çağırınca gol olacakmış gibi!</p>

<p>İnsanlar neden bağırıp çağırılar oralarda?</p>

<p>Sahaya neden cisim atarlar, neden koltukları kırarlar ki?</p>

<p>Orası kavganın, döğüşün, vurup kırmaların yeri mi?</p>

<p>O sahalar meydan savaşı yerleri mi?</p>

<p>Bunun bir mantıklı bir açıklaması var mıdır?</p>

<p><strong><span style="background-color:white">Üstelik çok bağırmakla o takımın kadrosuna girende hiç olmamış!</span></strong></p>

<p>* * *</p>

<p>Benim için tek spor <strong><span style="background-color:white">Artistik&nbsp;Buz Patenidir</span></strong><span style="background-color:white">.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></p>

<p><span style="background-color:white">Spor dediğin budur</span></p>

<p><span style="background-color:white">Dünya’nın en güzel sporudur</span></p>

<p><span style="background-color:white">Kadın erkeğin birbirine uyumu vardır</span></p>

<p><span style="background-color:white">Heyecan vericidir, </span></p>

<p><span style="background-color:white">Büyüleyicidir!</span></p>

<p><strong><span style="background-color:white">İlgi çekicidir, muhteşemdir, harikuladedir…</span></strong></p>

<p><span style="background-color:white">İçinde şiddet yoktur, küfür yoktur, saygısızlık ise hiç yoktur</span></p>

<p><span style="background-color:white">Kavga, dövüş ise hiç görülmemiştir.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Aşk vardır, sevgi vardır, sakinlik vardır, müzik vardır…</span></p>

<p><span style="background-color:white">Dans vardır, kadın- erkek iş birliği vardır</span></p>

<p><span style="background-color:white">İnsanlık vardır…</span></p>

<p>Spor dediğin böyle olur, spor budur!</p>

<p><strong>İçinde şiddeti çağrıştıran hiçbir şey bana göre spor değildir!</strong></p>

<p><strong>Benim için tek spor artistik buz pateni ve danstır.</strong></p>

<p><strong>Gerisi kavga gürültü demektir…</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 14:47:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SÖZDE KALAN ALEVİ SEVGİSİ, SAYGISI</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/sozde-kalan-alevi-sevgisi-saygisi-636</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/sozde-kalan-alevi-sevgisi-saygisi-636</guid>
                <description><![CDATA[SÖZDE KALAN ALEVİ SEVGİSİ, SAYGISI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Bir toplumu var eden; onu ayakta tutan, kök salmasını sağlayan en temel unsur, o toplumu oluşturan tüm yurttaşlara karşı gösterilen eşit muamele, sevgi ve saygıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet dediğimiz yapı da ancak bu anlayışla güç kazanır, bu anlayışla kalıcı olur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve unutulmamalıdır ki devlet sadece merkezi idareden ibaret değildir; belediyelerden, il özel idarelerinden, yani yerel yönetimlerin tamamından oluşan bir bütündür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sözde kalan sevgi, yalnızca dudaklardan dökülen ama hayata yansımayan ifadeler; zamanla inandırıcılığını yitirir. Hele ki konu bir inanç, bir kimlik meselesiyse… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Orada söylenen sözlerin değil, yapılanların bir anlamı vardır. Çünkü insanlar, kendilerine nasıl hitap edildiğine değil; nasıl muamele gördüğüne bakar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün Alevî yurttaşlara yönelik sıkça dile getirilen “<em><strong>sevgi</strong></em>” ve “<em><strong>saygı</strong></em>” söylemleri, ne yazık ki çoğu zaman dilde kalmakta, uygulamada karşılığını bulamamaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa gerçek saygı; sadece özel günlerde hatırlamakla değil, hayatın her alanında eşitliği tesis etmekle mümkündür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemevlerinin statüsünden, kamusal hizmetlere erişime kadar uzanan geniş bir alanda hâlâ çözüm bekleyen meseleler varken; dile getirilen güzel sözler, eksik kalmaya mahkûmdur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devletin asli görevi; hiçbir ayrım gözetmeden, tüm yurttaşlarını eşit görmek ve bu eşitliği sadece anayasal bir metin olarak değil, yaşayan bir gerçeklik hâline getirmektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sorumluluk yalnızca Ankara’daki kurumların değil; mahalledeki belediyeden büyükşehir yönetimlerine kadar yerel yönetimlerin de omuzlarındadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü vatandaş, devleti en çok yerelde hisseder; aldığı hizmette, gördüğü muamelede, kapısını çaldığı kurumda...</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevîlik; özü itibariyle insanı merkeze alan, sevgiyi, paylaşmayı ve adaleti esas alan bir yolun adıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Böylesi bir inanca sahip yurttaşların, kendi devletlerinden beklentisi de çok açık ve nettir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Samimiyet. Adalet. Eşitlik.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevgi, sadece söylenerek değil, hissedilerek ve hissettirilerek anlam kazanır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Saygı, yalnızca ifade edilerek değil, davranışlarla gösterilerek değer bulur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bir toplumda hâlâ insanlar kendilerini eşit hissetmiyorsa, orada sorun dilde değil; uygulamadadır. Ve çözüm de yine sözlerde değil, atılacak somut adımlardadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son söz niyetine:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevî sevgisi dilde kalmamalı…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Merkezde olduğu kadar yerelde de hayat bulmalı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Belediyelerin hizmetinde, kamu kurumlarının yaklaşımında, sokaktaki uygulamada hissedilmeli.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü gerçek sevgi; eşitlikle, gerçek saygı ise adaletle hayat bulur.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 May 2026 20:32:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>LÂ FETA İLLÂ ALİ, LÂ SEFYE İLLÂ ZULFİKÂR!</title>
                <category>Meryem Gülbetekin</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/la-feta-illa-ali-la-sefye-illa-zulfikar-635</link>
                <author>mrymglbtkn76@gmail.com (Meryem Gülbetekin)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/la-feta-illa-ali-la-sefye-illa-zulfikar-635</guid>
                <description><![CDATA[LÂ FETA İLLÂ ALİ, LÂ SEFYE İLLÂ ZULFİKÂR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">İslam irfanının ve tasavvufi derinliğin kalbinde, bir isim ve bir kılıç; tarihin maddesel sınırlarını aşarak manevi birer sembole dönüşür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali (a.s.) ve efsanevi kılıcı Zülfikar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Uhud’un kanlı meydanında yankılanan o semavi nida "<em><strong>Lâ fetâ illâ Ali, lâ seyfe illâ Zülfikâr</strong></em>" sadece bir kahramanlık övgüsü değil, varoluşun ve nefis terbiyesinin en rafine formülüdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nefsin Ejderhasına Karşı İrfan Kılıcı Tasavvufi bir nazarla bakıldığında Zülfikar, iki ucuyla celal ve cemal tecellilerini temsil eder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir ucu dışarıdaki zahiri düşmana (adaletsizliğe), diğer ucu ise içerideki en büyük düşmana, yani nefse yönelmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’nin "<strong><em>Şah-ı Merdan</em></strong>" (Mertlerin Şahı) oluşu, sadece fiziksel gücünden değil, kılıcını hiçbir zaman şahsi bir öfke için çekmemesinden gelir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">"<em><strong>Ben Hakk’ın aslanıyım, nefsimin kulu değilim.</strong></em>"</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu söz, Zülfikar’ın manevi kılıç (seyf-i manevi) olarak işlevini özetler. Mürşid-i Kamil'in elindeki Zülfikar, talibin gönlündeki masivayı (Allah'tan gayrı her şeyi) kesip atan tefekkür ve zikir gücüdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">"<strong><em>Lâ Fetâ</em></strong>": Gençlikten Yiğitliğe</span></p>

<p><span style="color:#000000">"Lâ fetâ" ifadesindeki Feta (genç/yiğit) kavramı, fütüvvet ehlinin temel taşıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ezoterik anlamda fetâ; kendi varlığından vazgeçen, "<strong><em>ben</em></strong>"lik iddiasını Zülfikar’ın keskinliğiyle kurban eden kişidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz Ali’nin varlığı bir makamdır; ilmin kapısı, hikmetin membaıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• İlm-i Ledün: Hz. Peygamber’in "<em><strong>Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır</strong></em>" hadisi, Zülfikar bu kapının anahtarıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Çatal Uçlu Hakikat: Zülfikar’ın iki ucu, "<em><strong>Lâ İlahe</strong></em>" ve "İllallah" (Ancak Allah vardır) vurgusuna işaret eder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Biri reddedişin (nefiy), diğeri kabulün (ispat) keskinliğidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kalbin Fethi ve Zülfikar’ın Sırrı Bugün "<em><strong>Zülfikar</strong></em>" kuşanmak, demir bir kılıç taşımak değil; adaleti, merhameti ve ilmi kuşanmaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’nin kılıcı kınına girdiğinde, onun dili (nutku) bir Zülfikar olur ve cehaleti keser. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Manevi yolculukta her mümin, kendi içindeki "<strong><em>Hayber</em></strong>" kalesini fethetmekle yükümlüdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kalenin kapısını yerinden sökecek olan güç ise pazı kuvveti değil, yakin imanıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Lâ fetâ illâ Ali, bize der ki: Eğer gerçek bir yiğitlik arıyorsan, Ali’nin ahlakına bürün. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bir güç arıyorsan, Zülfikar gibi keskin bir iradeyle nefsinin heveslerini buda. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü hakiki zafer, bir başkasını alt etmekte değil, kendi nefsini Hakk’ın nurunda yok etmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kaynakça ve İleri Okuma:</span></p>

<p><span style="color:#000000">• Attâr, Feridüddin. Tezkiretü'l-Evliyâ. (Nefis terbiyesi ve Hz. Ali’nin manevi makamı üzerine). </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Gölpınarlı, Abdülbaki. Hz. Ali: Hayatı, Şahsiyeti ve Sözleri. Der Yayınları. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Kuşeyrî, Ebü'l-Kasım. Kuşeyrî Risalesi. (Fütüvvet ve Feta kavramlarının tasavvufi tanımı). </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Schimmel, Annemarie. İslam'ın Mitolojik Dünyası. (Zülfikar’ın sembolizmi ve halk inanışlarındaki yeri). </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Taberî. Tarih-i Taberî. (Uhud Gazvesi ve "Lâ fetâ..." nidasının tarihi arka planı).</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 May 2026 20:22:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/07/meryem-gulbetekin-1753709226.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GELECEĞE IŞIK TUTAN ALEVİLİK -2</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/gelecege-isik-tutan-alevilik-2-634</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/gelecege-isik-tutan-alevilik-2-634</guid>
                <description><![CDATA[GELECEĞE IŞIK TUTAN ALEVİLİK -2]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Alevilik…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kökü mazide, özü hakikatte, yönü insanda olan bir yol…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolun en temel direklerinden biri ise tartışmasız biçimde Hz. Ali sevgisi ve Ehl-i Beyt bağlılığıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevilik, sadece bir düşünce sistemi değil; aynı zamanda bir yol erkânı, bir hakikat çizgisidir. Bu çizginin mihenk taşı ise Hakk–Muhammed–Ali anlayışıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu anlayış; ayrılığı değil birliği, şekli değil özü, lafı değil hakikati esas alır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bu yolun izini sürenler için On İki İmam sadece tarihsel şahsiyetler değil; aynı zamanda zulme karşı direnişin, sabrın, ilmin ve adaletin yaşayan sembolleridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kerbela’da susuz bırakılan sadece bedenler değildi…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Orada sınanan, insanlığın vicdanıydı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte Alevilik, o vicdanın tarafında olmanın adıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mazlumun yanında, zalimin karşısında durmanın adıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün bazı çevrelerce dile getirilen ve “<strong><em>Ali’siz Alevilik</em></strong>” gibi yaklaşımlarla ifade edilen düşünceler, bu kadim yolun özüne aykırı bir yön arayışıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu tür yaklaşımlar; Aleviliği tarihinden, köklerinden ve inanç bütünlüğünden koparma çabasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Açık konuşmak gerekir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’yi yok sayarak Alevilik tarif edilemez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ehli Beyt’i dışlayarak bu yol yürünemez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">On İki İmam’ın rehberliği olmadan bu erkân yaşatılamaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu, bir tercih meselesi değil;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu, inancın özüdür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette herkes düşüncesini ifade etmekte özgürdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak bir inancı, kendi köklerinden kopararak yeniden tanımlamak; o inanca hizmet etmek değil, onu parçalamaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizler bu yolu;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne modaya göre,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne siyasete göre,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne de günübirlik tartışmalara göre şekillendiririz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim yolumuz bellidir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hakk’tan gelir, hakikate yürür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle bizler;</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnancımızı marjinalleştirmek isteyenlere karşı,</span></p>

<p><span style="color:#000000">İçini boşaltmaya çalışanlara karşı,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Onu sadece kültürel bir folklor unsuru hâline indirgemek isteyenlere karşı</span></p>

<p><span style="color:#000000">net bir duruş sergileriz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevilik; sadece semah dönmek, sadece deyiş söylemek değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; bir duruştur, bir ahlâktır, bir yaşam biçimidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolun talipleri olarak bizler;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’nin adaletini,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ehl-i Beyt’in sevgisini,</span></p>

<p><span style="color:#000000">On İki İmam’ın direncini</span></p>

<p><span style="color:#000000">yolumuza rehber edinmişizdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bu yolda yürürken;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne kimseyi ötekileştiririz,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne de inancımızın özünden taviz veririz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; hoşgörüdür, ama kimliksizleşmek değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; sevgidir, ama köksüzlük değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; birliktir, ama özünü inkâr etmek hiç değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün yapılması gereken;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kadim yolu tartışma konusu yapmak değil,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Onu doğru anlamak ve doğru anlatmaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Genç nesillere düşen ise;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolu sadece sözle değil, yaşayarak öğrenmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevilik kitaplardan önce gönüllerde yazılır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bizler biliyoruz ki;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yol kolay bir yol değildir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Ama, hak yoludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama, doğru yoldur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama, kadim bir yoldur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son söz niyetine:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizler;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hakk–Muhammed–Ali yolundan,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ehl-i Beyt sevgisinden,</span></p>

<p><span style="color:#000000">On İki İmam izinden</span></p>

<p><span style="color:#000000">asla vazgeçmeyeceğiz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnancımızı;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Düne sadık,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugüne bilinçli,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yarına umutla taşıyacağız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü biz biliyoruz ki;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kökü derin olanın,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yolu uzun olur…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 22:09:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETÖ, ALEVİ SUBAYLARI NİÇİN FİŞLEDİ?</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/feto-alevi-subaylari-nicin-fisledi-633</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/feto-alevi-subaylari-nicin-fisledi-633</guid>
                <description><![CDATA[FETÖ, ALEVİ SUBAYLARI NİÇİN FİŞLEDİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">FETÖ’nün “<em><strong>Alevilere yönelik ilgisi</strong></em>”nin Abant Toplantıları ile başlamadığını, toplantıların son aşama olduğunu daha önce yazdım.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hain terör örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Alevi inançlı subayları tasfiye etmek için plan dahilinde çalışma yürüttüğünün bir belgesi de 2007 yılında bulunmuştu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yazımda sizlere Alevilerin TSK’nden tasfiye edilmesi ile ilgili planın FETÖ’nün en üst düzeyde kararlaştırılmış olduğu konusunda bir belgeyi ve çevresinde gelişen olayları anlatacağım.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yıl 2006.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İzmir’de yapılan Cumhuriyet Mitingi sonrasında, o dönem KanalTürk Genel Yayın Yönetmeni olan Tuncay Özkan’a yaklaşan bir şahıs, kendisini “<strong><em>eski bir futbol hakemi</em></strong>” olarak tanıtır ve FETÖ’nün TSK yapılanmasını içeren bir belgeyi Özkan’a vermek istediğini belirtir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gazeteci Mehmet Y. Yılmaz’a göre, “<em><strong>o</strong></em>” da “<em><strong>belgeyi bir spor salonunda bulmuş.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Flaş belleği spor salonunda düşürenin şu anda firari durumda olan ve Fetullahçı çetenin Ege bölge imamı olduğu söylenen avukat Bekir Bas olduğu tahmin ediliyor.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>FETÖ’NÜN TSK FİŞLEMESİNDE ALEVİLER</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 25.07.2017 tarihli grup toplantısında söz konusu flash bellek içeriği ile ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştı:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>15 bin subay ve astsubayı içeren bilgi ve belgeler vardı. Altı bin TSK mensubunun özel hayatı, siyasi yapı ve yaşam biçimlerine dair fişleme bilgileri vardı. Dönemin Genelkurmay başkanı Hilmi Özkök dahil, sonradan gelecek genelkurmay başkanlarıyla 86 general hakkında özel fişleme bilgileri vardı. Binlerce Fethullahçı subay ve astsubayın örgütle bağı, himmet ödemeleri ve örgüt ilişkileri vardı. Örgüt içi evliliklerin nasıl yapılacağına dair fotoğraflı evlilik broşürleri vardı. Elemine edilmek istenen TSK mensuplarının nasıl şikayet edileceği, hangi üslup ve yazı tekniklerinin kullanılacağı yazışma örnekleri vardı.</em></strong>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı konuda bilgi veren Saygı Öztürk’ün Sözcü gazetesindeki 28 Temmuz 2017 tarihli yazısından okuyalım:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Bilgisayar birimindekilerin uzun uğraşları sonucu içinde “</em></strong><em>çok gizli</em><strong><em>” bilgiler olduğu belirtilen diskin bir bölümü açılabildi. Bunlar fişleme kayıtlarıydı. “</em></strong><em>Alevi</em><strong><em>”, “</em></strong><em>Kürt</em><strong><em>”, “</em></strong><em>Solcu</em><strong><em>”, “</em></strong><em>Pornocu</em><strong><em>” diye fişlemeler vardı. Bir başka dosya “</em></strong><em>Evlilik</em><strong><em>” adını taşıyor, kimin kiminle evleneceği, evlendirildiği yazıyordu. Bir de “</em></strong><em>Abiler- Ablalar</em><strong><em>” sütunu vardı. Bazılarıyla ilgili aile boyu bilgiler derlenmişti. Örneğin Hacıbektaş Belediye Başkanı emekli asker Ali Rıza Selmanpakoğlu da bunlardan birisiydi. Ancak, bütün dosyaları açmak mümkün olmuyordu. Kriptoyu kırmak için çok uğraştılar ama olmadı.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buradan anlıyoruz ki, hain Fethullahçı Terör Örgütü Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde Alevi subayları fişlemişti!</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>FLASH BELLEK DAĞA KAÇTI, DAĞ NERDE...</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Sözünü ettiğimiz “<em><strong>Flash bellek</strong></em>” Tuncay Özkan tarafından 5 Ocak 2007 tarihinde, o dönem Kara Kuvvetleri Komutanı olan İlker Başbuğ’a ulaştırılmıştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Özkan, daha sonra Hürriyet gazetesinden Damla Güler ile yaptığı röportajda konuya ilişkin şunları söylüyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Belgeleri inceledikten sonra içindeki bilgilerin önemli olduğuna karar verdik. Gerekli işlemlerin yapılması için Ankara’ya Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na giderek dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ’a bizzat verdim. Kendisi de şu an adını hatırlamadığım istihbarattan sorumlu general rütbesinde bir şahsı makamına çağırarak gerekli işlemlerin yapılması için verdi. Ayrıca kendisi benzer bilgileri içeren baka bir flash belleğin İzmir ilinden kendilerine önceden ulaştırıldığını bana söyledi.</em></strong>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Saygı Öztürk, “<em><strong>flash bellek</strong></em>”in sonraki yolculuğunu ise şöyle anlatıyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, kendisine ulaştırılan bu flash belleği Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na gönderdi ve sonuçtan kendilerine bilgi verilmesini istedi.<br />
2007 yılının Ağustos ayına kadar Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert, Kurmay Başkanı Hasan Aksay, İstihbarat Başkanı Erol Özgil'di. 2007 yılının Ağustos ayında Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, Kurmay Başkanlığı'na Korcan Pulatsu, İstihbarat Başkanlığı'na Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanı Tümgeneral Akın Öztürk atandı.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>GÜNEŞ ÇALIŞMA GRUBU</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/Ak%C4%B1n%20%C3%96zt%C3%BCrk.jpg" style="height:800px; width:509px" /></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Flash Bellek içeriği esas olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığı personelini kapsadığı için, “<em><strong>gereğinin yapılması</strong></em>” için komutanlıkta “<em><strong>Güneş Çalışma Grubu</strong></em>” kurulur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">9 Şubat 2009’da nihai raporunu yazan Güneş Çalışma Grubu, flash bellek içeriğinin “<strong><em>TSK’an küskün ayrılan, bu bilgilere nüfuz etmiş ve bu bilgileri halen elinde bulunduran bir personelin... toplum nezdinde TSK’nın itibarını zedelemek, Hv. K.K.lığı ve TSK’dan intikam almak</em></strong>” amacıyla bu bilgileri farklı makamlara göndermiş olabileceği değerlendirmesi ile “<strong><em>araştırma yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı değerlendirilmektedir</em></strong>” şeklinde bir tutanakla konuyu kapattı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani, aslında Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki FETÖ faaliyetlerini incelemesi için oluşturulan Güneş Çalışma Grubu, tam tersine FETÖ aklama grubuna dönüşmüştü!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dönemin İstihbarat Plan Yönetim Daire Başkanı Tuğgeneral Erdoğan Arslantaş, İstihbarat Başkanı Tümgeneral Akın Öztürk, Kurmay Başkanı Korgeneral Korcan Pulatsü ile birlikte Hava İstihbarata Karşı Koyma Şube Müdürü Kurmay Yarbay Emin Mert ve Hava Kuvvetleri Komutanı Aydoğan Babaoğlu’nun hep birlikte üstünü kapattıkları “<strong><em>flash bellek</em></strong>”te hedef alınan Alevilerin nasıl şikayet edileceği örnek yazışma formları ile birlikte vardı!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu rapora “<em><strong>uygundur</strong></em>” şeklinde paraf ederek imza atan Akın Öztürk 2013-2015 yılları arasında Hava Kuvvetleri Komutanlığı yapan, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında Yüksek Askeri Şura üyesi olan, darbe lider kadrosundan olduğu için 141 kez müebbet hapis cezası hükümlüsü olarak cezaevinde yatan kişi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dosyayı örtbas eden subaylardan üçü halen tutuklu. Tutuklulardan Emin Mert ise, “<em><strong>itirafçı</strong></em>” oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>ALEVİ SUBAYLARI NİÇİN FİŞLEDİLER?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Fethullahçı Terör Örgütü ile ilgili araştırma yapan herkesin öncelikle cevaplaması gereken sorulardan birisi de, neden özellikle Alevi subayların fişlendiğidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fişlemelerde Alevi subaylar için ayrı bir başlık açılmış olması üzerinde durulması gereken bir konudur ve FETÖ’nün yapısını anlamak için de hayati derecede önemlidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gazeteci Mehmet Yılmaz, bu konu 2017 yılında gündeme geldiğinde, köşesinde flash bellek içeriği hakkında şu bilgileri vermişti:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Flash bellekte Türkiye’deki bütün il, ilçe ve köylerde yaşayan Alevi yurttaşlarımızın Fetullahçı örgüt tarafından tutulan fişleri var.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>TSK’daki Alevi kökenli bütün subaylar ile ilgili fişlerde de özel hayat bilgileri bulunuyor. Tam 6 bin TSK mensubu subay ve astsubay, özel hayat, siyasi düşünce, yaşam biçimi ve alışkanlıklarıyla fişlenmiş.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Ayrıca, elimine edilmek istenen TSK mensuplarının nasıl şikâyet edileceği, hangi üslup ve yazı tekniklerinin kullanılacağı, nelere yer verileceği yazışma örnekleriyle bu dosyada yer alıyor.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Takip ve takibe karşı koyma, izleme, raporlamaların nasıl yapılacağı dosyada mevcut.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi film yönetmenine film çektiren, Alevi müzisyene müzik besteleten, Alevi STK yöneticisini “<em><strong>suikast mağduru</strong></em>” olarak kullanan FETÖ’nün ordudaki Alevileri tasfiye etmek için özel bir proje uygulamış olması, üzerinde düşünülmesi ve tartışılması gereken bir durum değil mi?</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 15:44:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GELECEĞE IŞIK TUTAN ALEVİLİK</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/gelecege-isik-tutan-alevilik-632</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/gelecege-isik-tutan-alevilik-632</guid>
                <description><![CDATA[GELECEĞE IŞIK TUTAN ALEVİLİK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Alevilik…<br />
Sadece bir inanç olarak tanımlanamayacak kadar derin, sadece bir kültür olarak sınırlandırılamayacak kadar köklü bir yaşam yoludur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüzyılların içinden süzülerek gelen, acıyı, direnci, sevgiyi ve insanlığı aynı potada eriten kadim bir öğretidir. Bu kadimlik, yalnızca geçmişten bugüne ulaşmış olmasından değil; her çağda kendini yenileyerek varlığını sürdürebilmesinden gelir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliğin kökleri Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan uzun bir yolculuğun izlerini taşır. Bu yolculuk, sadece bir göç değil; aynı zamanda bir düşüncenin, bir ahlâkın ve bir insanlık anlayışının taşınmasıdır. Sözlü gelenekle aktarılan nefesler, deyişler, semahlar ve erkânlar; Aleviliğin kitaplardan çok gönüllerde yaşadığının en açık göstergesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadimdir Alevilik…<br />
Çünkü o, zamanın ötesinde bir hakikati taşır. Her dönemde baskıya uğramış, yok sayılmış, ötekileştirilmiş; ancak bütün bu zorluklara rağmen özünden asla vazgeçmemiştir. Çünkü Aleviliğin özü; sevgiye, adalete, eşitliğe ve insan onuruna dayanır. Bu değerler ise hiçbir dönemde anlamını yitirmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilikte insan, merkezdedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak</strong></em>” anlayışı, bu inancın evrensel bakışını ortaya koyar. Ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, herkesi “can” olarak görmek; bu yolun en temel düsturudur. Bu anlayış, sadece bir inanç öğretisi değil; aynı zamanda toplumsal barışın en güçlü teminatıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Eline, beline, diline sahip ol</strong></em>” ilkesi ise bireyin kendisiyle ve toplumla olan ilişkisini düzenleyen bir ahlâk pusulasıdır. Alevilikte ibadet, yalnızca belirli ritüellerle sınırlı değildir. Asıl ibadet; doğru olmak, kul hakkı yememek, adaletli davranmak ve insanı incitmemektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolun en önemli rehberlerinden biri olan Hacı Bektaş-ı Veli’nin sözleri ise Aleviliğin özünü en yalın haliyle ortaya koyar:<br />
“<strong><em>İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu anlayış, Aleviliğin sadece bir inanç değil; aynı zamanda ilmi, bilimi ve aklı esas alan bir yol, bir duruş olduğunu gösterir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilikte bilgi kutsaldır. Cehalet ise karanlığın ta kendisidir. Bu yüzden bu yol; sorgulamayı, öğrenmeyi, kendini geliştirmeyi ve hakikate akıl ile ulaşmayı esas alır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İlimle aydınlanan bir yol, insanı hem kendine hem de topluma faydalı kılar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemevleri ise bu inancın yaşayan kalbidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Orada insanlar bir araya gelir, lokmalar paylaşılır, dertler bölüşülür, gönüller birlenir. Kimsenin kimseye üstün olmadığı, herkesin eşit kabul edildiği bir anlayış hâkimdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yönüyle cemevleri sadece ibadet edilen mekânlar değil; aynı zamanda dayanışmanın, birlik ve beraberliğin en güçlü simgeleridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik aynı zamanda bir direnişin adıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zulmün karşısında boyun eğmeyen, hakkı savunan, adaleti her şeyin üstünde tutan bir duruşun adıdır. Tarih boyunca yaşanan acılar bu inancı zayıflatmamış, aksine daha da güçlendirmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevilik korku üzerine değil; bilinç, inanç ve hakikat üzerine kuruludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne yazık ki günümüzde hâlâ Aleviliği anlamak yerine ötekileştiren yaklaşımlar görmek mümkündür. Oysa bu toprakların zenginliği, farklılıkların bir arada yaşayabilmesinden gelir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliği yok saymak, sadece bir inancı değil; aynı zamanda ortak tarihimizin önemli bir parçasını da inkâr etmek anlamına gelir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün yapılması gereken açıktır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliği tartışmak değil, anlamak…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ötekileştirmek değil, sahip çıkmak…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevilik; sevginin, hoşgörünün, eşitliğin ve ilmin yoludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutulmamalıdır ki;<br />
Kadim olan değerler kolay kolay yok olmaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik de bu toprakların en derin köklerinden biridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve o kökler,<br />
İlimle, irfanla, sevgiyle beslenerek<br />
Geçmişten aldığı güçle bugünü aydınlatmaya,<br />
Geleceğe ışık tutmaya devam edecektir…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 11:30:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KARISINDAN KORKANLAR!</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/karisindan-korkanlar-631</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/karisindan-korkanlar-631</guid>
                <description><![CDATA[KARISINDAN KORKANLAR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Evdeki huzur</strong></p>

<p>Evdeki huzurun temeli kadının mutlu olmasından geçer. Evde kadın mutlu değilse, evde koca da, çocuklar da mutlu değildir.</p>

<p>Toplumsal huzurun yolu da kadınların mutlu olmasında gizlidir. Toplumun kadınları mutlu değilse, yarınlar da mutsuz olacaktır.</p>

<p>Öncelikle kadınları mutlu etmek zorunludur, çünkü bunun başka yolu yoktur.</p>

<p><strong>Ev içindeki başarının sırrı nedir?</strong></p>

<p><strong>Evliliklerde önemli olan mevcut ilişkide kötü giden yönleri düzeltebilmektir.</strong></p>

<p>Bedenler farklı, duygu ve düşünceler de farklıdır.</p>

<p>Bu yüzden eşler, eşinden kendi düşüncesine göre bir davranış beklemesi son derece hatalıdır.</p>

<p>Çünkü eşinin kendisi gibi düşünebilmesi imkânsızdır. Kendini çaresiz gibi hissetmekte yanlıştır çünkü yeryüzünde en iyi anlaşan kadın ve erkektir.</p>

<p>En büyük başarılar bu ikiliden çıkar. Yapılması gereken ilk şey, eşini anlamaya çalışmaktır. Uyumlu çiftler bunu başarmış olanlardır.</p>

<p><strong>Evliliklerde önemli olan nedir?</strong></p>

<p>Evliliklerde en büyük başarı, eşlerin kendi yalnızlıklarını birlikte yok etmiş olmalarıdır.</p>

<p>Mutlu evlilik, sohbet edebilmeleri, bir arkadaş, bir dost gibi her sorunu paylaşabilmelerinden geçer.</p>

<p>Örneğin yatağa girdiğinizde hemen uyumayın, biraz konuşun, dertleşin, özlem duyduklarınızı ve hayallerinizden söz edin. Ve eşiniz için neler yapabileceğinizi kendisine sorun.</p>

<p>Çocukluk anılarınıza dönün. Duygulanın, ağlayın, bazen de bir çocuk gibi nazlanın.</p>

<p><strong>Eşe nasıl davranılmalı?</strong></p>

<p>Gerçek sevgilerde özet şudur: eşin ne istediğini, nelerden hoşlandığını, neye üzüleceğini çok iyi bilip buna göre davranabilmektir.</p>

<p>Bu bir tür dengedir aslında. Bu denge, kendi öz kişiliğinden ödün vermek asla değildir. İnsanın yaşama besini sevgidir ve bu sevgi bir başkasından alınır.</p>

<p>“<strong><em>Seviyorsan adam gibi sev</em></strong>” denen şey aslında değer vermektir.</p>

<p><strong>Adam gibi sevmek, güzel hissetmesini sağlamaktır.</strong> Tek başına fedakârlık değildir.</p>

<p>Tek başına yapılan iyilikler sonrasında pişmanlık doğurur, “<strong><em>ben bunları sana yaptım, sen ne yaptın</em></strong>” denir ki, karşıdan cevap hazırdır; “<strong><em>yapmasaydın</em></strong>” olur.</p>

<p>İnsanlar genelde aldıkları sevgi kadar sevgi verirler, değer gördükleri kadar değer verirler. Bu hiç şaşmaz.</p>

<p>Evlilik, birisiyle birlikte yaşamaya devam edebilmek için biraz eşine benzemesi gerekir. Dışarda çok fazla kişiye sözün geçebilir ama evde sözünüz eşit olmalı.</p>

<p>Ailede mutluluğun kaynağı kararların ortak alınmasından geçer.</p>

<p><strong>Kadın Hanımdır</strong></p>

<p>Türk Tarihinde kadın, “<span style="color:#0f1419"><strong><span style="background-color:#ffffff"><em>Hanımdır</em></span></strong><span style="background-color:#ffffff">”,</span><strong><span style="background-color:#ffffff"> </span></strong></span><span style="color:#0f1419"><span style="background-color:#ffffff">bu kelimenin kökü eski Türkçede, han </span></span><span style="background-color:#ffffff">kelimesinden gelir. </span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff">Türk’ler kadına her zaman değer vermişlerdir. </span><strong><span style="background-color:#ffffff">Mete Han</span></strong><span style="background-color:#ffffff"> bir mecliste eşini göstererek; "<strong><em>Ben sizin hanınızım, bu da benim hanım</em></strong>” demiştir.</span></p>

<p>Hatun (khatun) eski Türkçede kullanılan ve “<em><strong>kraliçe</strong></em>” anlamına gelen kelimedir.</p>

<p>Türk Tarihinde hiçbir zaman kadına “<em><strong>avrat</strong></em>”<strong> </strong>denilmemiştir.</p>

<p>Eski bir efsane de şöyle bir olay anlatılır- bu alan alıntıdır-:</p>

<p>Şehrin yöneticisi, şehrin bütün erkeklerini toplayıp; “<strong><em>Meydana iki çadır kurdurdum, biri siyah biri beyaz. Karısından korkanlar siyah çadıra; karısından korkmayanlar beyaz çadıra</em></strong>” girsin der.</p>

<p>Erkeklerin hepsi siyah çadıra girerler, sadece biri beyaz çadıra girer.</p>

<p>Yönetici sevinir: “<em><strong>Oh be der, bir delikanlı çıktı sonunda, getirin şu yiğidi de tebrik edeyim.</strong></em>”</p>

<p>Adamı getirirler huzura, ona sorar yönetici, “<em><strong>Helal sana, nasıl oldu da girebildin o çadıra?</strong></em>” diye sorar.</p>

<p>Adam, “<em><strong>Karım sıkı sıkı tembih etti. Sakın kalabalığa girme, dedi</strong></em>” der.</p>

<p>Yine başka bir yerde başka bir anekdot anlatılır…</p>

<p>Hoca cemaate seslenir: “<em><strong>Hanımından korkan ayağa kalksın!</strong></em>”</p>

<p><span style="background-color:#ffffff">Herkes kalkar, sadece biri yerinde oturur. </span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff">Hoca sorar: “<em><strong>Sen hanımından korkmuyor musun?</strong></em>” </span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff">Adamın sesi titreyerek “<em><strong>Hanım lafını duyunca dizlerimin bağı çözüldü, kalkamıyorum</strong></em>” der.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 18:14:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HIDIRELLEZ</title>
                <category>Meryem Gülbetekin</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/hidirellez-630</link>
                <author>mrymglbtkn76@gmail.com (Meryem Gülbetekin)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/hidirellez-630</guid>
                <description><![CDATA[HIDIRELLEZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Doğa, her yıl kendini yenilerken aslında bize en büyük sırrını fısıldar: Yaratılışın asıl mayası sevgidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">5 Mayıs gecesi Hızır ile İlyas’ın buluşması, sadece iki bilge ruhun kavuşması değil; sevginin, merhametin ve aşkın yeryüzündeki fiziksel tezahürüdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ezoterik bir bakışla Hıdırellez, evrensel sevginin "<strong><em>Bereket</em></strong>" formuna bürünerek madde dünyasına inişidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hızır ve İlyas, biri karada diğeri denizde olmak üzere dünyayı iki koldan sarmalayan bir koruma kalkanı gibidir. Onların yılda bir kez buluşması, tasavvufta "<strong><em>Vuslat</em></strong>" (kavuşma) kavramını simgeler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• İlahi Aşkın Yansıması: Hızır'ın bastığı yerde çiçeklerin açması, sevginin dokunduğu her yeri güzelleştirmesinin bir metaforudur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Birlik Bilinci: Bu buluşma, ayrılığın (kesretin) sona erdiği, her şeyin aslına, yani sevgideki "<strong><em>Birlik</em></strong>"e (vahdet) döndüğü andır. Eğer kalpte sevgi yoksa, gül ağacına asılan dilek öylece kalır; niyetin can suyu sevgidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Neden dilekler gül ağacının dibine bırakılır? Gül, binlerce yıldır hem ezoterizmde hem de edebiyatta kalbi ve ilahi aşkı temsil eder.</span></p>

<ol>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Gülün Frekansı: Bilimsel olarak en yüksek titreşimli çiçeklerden biri olan gül, sevginin frekansıyla uyumludur. Hıdırellez gecesi dileği bir gül ağacıyla paylaşmak, o niyeti sevgi enerjisiyle mühürlemektir.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Diken ve Çiçek: Tıpkı gerçek sevgi gibi, gül de dikeniyle bir bütündür. Hıdırellez ritüelleri bize sabrı, emeği ve her zorluğun (dikenin) sonunda bir güzelliğin (çiçeğin) saklı olduğunu öğretir.</span></p>
	</li>
</ol>

<p><span style="color:#000000">Sevgiyle Dilemek: "<em><strong>Ben</strong></em>"den "<em><strong>Biz</strong></em>"e Manevi boyutta Hıdırellez dilekleri, sadece bireysel isteklerin listesi değil, evrensel bir iyi niyet beyanıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Gerçekten "<em><strong>Hızır dokunuşu</strong></em>" bekleyen bir ruh, önce kendi içindeki sevgiyi uyandırmalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevgiyle yapılan bir dua, sadece alanı değil, tüm bütünü şifalandırır. Hıdırellez gecesi toprağa çizilen evler, arabalar veya aşk tasvirleri; aslında ruhun bu dünyada deneyimlemek istediği mutluluk ve huzur arayışının sembolik dışavurumudur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu bahar kapımızı çalan Hızır, bize şunu hatırlatır: Sevgi, paylaşıldıkça çoğalan tek hazinedir ve o hazineye sahip olanın her günü Hıdırellez’dir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu Hıdırellez’de kalbinizdeki sevginin, tüm niyetlerinize rehberlik etmesi dileğiyle.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kaynakça ve Okuma Önerileri Sevgi, tasavvuf ve Hıdırellez'in manevi katmanları üzerine derinleşmek için: </span></p>

<p><span style="color:#000000">• İbnü'l-Arabî (2015). Füsûsu'l-Hikem. (Özellikle "İlyas" ve "İshak" bölümleri; sevginin varoluşsal hikmeti üzerine). </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Fromm, E. (2019). Sevme Sanatı. Say Yayınları. (Sevginin bir disiplin ve emek olarak incelenmesi, Hıdırellez’deki "bekleyiş" ve "hazırlık" süreciyle bağdaştırılabilir). </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Schimmel, A. (2004). İslam’ın Mistik Boyutları. Kabalcı Yayınevi. (Gül sembolizmi ve sufizmdeki sevgi kavramı üzerine). </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Gölpınarlı, A. (2006). Tasavvufun Hakikati. (Hızır kültü ve Anadolu’daki manevi karşılıkları). </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Jung, C. G. (2020). Arketipler ve Kolektif Bilinçaltı. (Hızır figürünün bilge yaşlı arketipi ve sevgi odaklı rehberliği üzerine psikolojik analiz).</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 17:55:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/07/meryem-gulbetekin-1753709226.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DİN TÜCCARLARININ BİTMEYEN SERMAYESİ</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/din-tuccarlarinin-bitmeyen-sermayesi-629</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/din-tuccarlarinin-bitmeyen-sermayesi-629</guid>
                <description><![CDATA[DİN TÜCCARLARININ BİTMEYEN SERMAYESİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Dinler ve inançlar, insan hayatı içinde önemli bir yer tutar. Dinler, aynı zamanda manevi değerler içinde belirleyici bir etkiye de sahiptir. Zira ahlaki kuralları, yaşam tarzını, topluma ve doğaya bakışını belirleyen esas güç dinler ve inançlardır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Ancak burada karşımıza iki grup insan çıkmaktadır. Bir tarafta samimi inanan, kalbi temiz, herkesi kendi gibi gören bir kesim, diğer tarafta ise mensubu olduğu dini ve inancı çıkarları için kullanan ve bundan maddi ve manevi kazanç eldenler bulunmaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Samimi inananlar çoğunluğu oluştururken, dini inancı çıkar için kullananlar ise, her daim azınlıkta kalmışlardır. Ancak ne var ki; azınlıkta olan bu kesim her zaman yönetimi ve iktidarı ellerinde tutmuşlardır. Yönetimi eline geçiren bu kesim, iktidarı hiç bir zaman bırakmak istememişlerdir. Zira, iktidar olmanın nimetlerinin tadına varmışlardır. Zevk ve sefa içinde yaşamışlardır. Bu nedenle de iktidarda kalmak için her türlü hokkabazlığı ve iki yüzlülüğü sonsuza kadar kullanmışlardır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Semavi dinlere ait kitaplar ve o dine mensup kral, şah, halife ve sultanların iktidarları yakından incelendiğinde bunu görebiliriz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bu durumu önce kutsal kitaplarda yer alan ayetlerle açıklayacağız. Daha sonra da aynı durumun kralların, halifelerin ve sultanların iktidarlarında nasıl devam ettiğini göreceğiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Önce, din tüccarları hakkında kutsal kitaplarda yer alan ayetleri verelim:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>TEVRAT:</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>Y</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>e</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>şa</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>ya, BÖLÜM </em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>3: 11</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>-12. Ayetleri: </em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>Vay kötülerin haline! Kötülük</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>görecek, yaptıklarının karşılığını alacaklar.</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>Ey halkım, sana yol gösterenler</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>Seni saptırıyor, yolunu şaşırtıyorlar. </em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>Yetkililer halkımı eziyor,</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>tefeciler başa geçti".</em></span></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>Y</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>e</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>şa</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>ya, Bölüm </em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>3: 14-15</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>&nbsp;Ayetleri: </em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>RAB halkının ileri gelenleri ve</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>önderleriyle davasını</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>görecek. &nbsp;RAB onlara diyor ki,</em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>&nbsp;"Bağları yiyip</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>bitiren sizsiniz, </em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>e</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>vleriniz yoksullardan zorla</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>aldığınız malla dolu. Ne hakla halkımı eziyor,</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>&nbsp;y</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>oksulu sömürüyorsunuz?"</em></span></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>Yer</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>emya, bölüm </em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>7: 11</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>. Ayet:</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>Bana ait olan</em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>&nbsp;bu tapınak sizin için bir</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>haydut ini</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>mi oldu? </em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>Ama ben görüyorum neler</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>yaptığınızı! diyor RAB.</em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:LiberationSerif-Bold"><span style="color:#000000">Matta incili 6. BÖLÜM: 1-6. Ayetler: </span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:LiberationSerif-Bold"><span style="color:#000000">Yardım ve Gösteriş</span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Doğruluktan kaynaklanan yardımınızı insanların gözü önünde gösteriş için yapmaktan kaçının.</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Yoksa göklerdeki Babanız’ın katında karşılığınız olmaz. </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Öyleyse birine yardım ederken önünde</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">boru öttürme. İki yüzlülerin sinagoglarda, sokaklarda insanlarca övülmek amacıyla takındıkları</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">tutumdur bu</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">. Doğrusu size derim ki, onlar karşılıklarını aldılar. Birine yardım elini uzatırken, sol elin</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">sağ elinin ne yaptığını bilmesin. Yardımını gizlice yap. Gizlilikte gören Baban da sana yaraşanı</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">verecektir.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:left">Duada gerekli tutum</p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Dua ederken iki yüzlüler gibi davranmayın. Onlar sinagoglarda, sokak köşelerinde dikilip dua</span></span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">etmeyi severler. Amaçları gösteriştir.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;Doğrusu size derim ki, onlar karşılıklarını aldılar. Ama sen dua</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">ederken ‘iç odana çekil, kapını örtüp’ gizlide olan Baban’a ‘dua et.’ Gizlilikte gören Baban da sana</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">yaraşanı verecektir.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:LiberationSerif-Regular"><span style="color:#ff0000">Bölüm 23, 27-28. ayetler:</span></span></span><strong>&nbsp;</strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:LiberationSerif-Bold"><span style="color:#000000">İkiyüzlü Tutum</span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:LiberationSerif-Regular"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:LiberationSerif-Regular">“</span></span></span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><em>Vay sizlere dinsel yorumcular</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><em>&nbsp;(Sadukiler)</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><em>&nbsp;ve Ferisiler. İkiyüzlüler! Çünkü sizler badanalı gömütlere</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><em>benziyorsunuz. Bunlar dıştan parlak görünür, ama içleri ölü kemikleriyle ve her tür iğrençlikle doludur.</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><em>Sizler de bunlar gibi dıştan insanlara doğru görünürsünüz, ama içten ikiyüzlülükle ve kötülükle</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><em>dolusunuz.”</em></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000">KUR’AN’I KERİM </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#ff0000">MAUN SURESİ</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">“ Gördün mü o, dini yalan sayanı ?</span></span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000">İşte odur yetimi itip kakan,</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000">Yoksulu doyurmayı özendirmez o.</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#ff0000">Lanet olsun o namaz kılanlara-dua edenlere ki,</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#ff0000">Namazlarından gaflet içindedir onlar!</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#ff0000">Riyaya sapandır onlar, gösteriş yaparlar</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000">.</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000">Ve onlar, kamu hakkının yerine ulaşmasına-zekata-yardıma-iyiliğe engel olurlar. “</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#ff0000">FECR SURESİ </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000">17-20. AYETLER: “Hayır, siz ne yetimi doyuruyorsunuz ne de yoksulu beslemek için birbirinizi teşvik ediyorsunuz. </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#ff0000">Mirası hak gözetmeden, helal haram demeden yiyorsunuz. Serveti de pek çok seviyorsunuz. “</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">Yukarıda verdiğimiz ayetler yakından incelendiğinde yönetimi elinde bulunduranlar sömürücü olmakla, iki yüzlü davranmakla, yetimin, yoksulun malını gasp etmekle itham edilmektedirler. Bu ayetler de iktidarlarıın dini istismar edenlerin elinde nasıl çıkar için kullanıldığını ve servet birikimine nasıl aracı yapıldığını göstermektedir. </span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">Din tüccarlarının sömürü ve iki yüzlülüğe dayanan düzenleri ekonomik ve siyasal sistemler değişiklik gösterse de aynen devam ettiğini görmekteyiz. Üç bin yıl önce Yahuda ve İsrail devletini yöneten hakim zümrenin yönetim anlayışının Roma, Emevi ve Abbasi imparatorluklarında devam ettiğini görmekteyiz. </span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">Her üç imparatorluğu yönetenlerin kutsal kitaplarda yer alan ayetlere aykırı olarak, insanların inançlarını çıkarları için kullandıklarına şahit olmaktayız. Eğer inandıkları dinin kutsal kitaplarında yer alan ayetlere göre ülkelerini yönetmiş olsalardı köle isyanları ve köylü ayaklanmaları olur muydu?</span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">Sonuç olarak, bütün dinler ve inançlar yönetimi elinde bulunduranlar tarafından istismar edilmiştir. Ve istismar edilmeye devam edilmektedir.</span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">&nbsp;Çünkü; bu sömürü sistemi sermaye ve emek istemeyen bir sistemdir. Ne kadar harcarsanız harcayın bitmek, tükenmek bilmeyen bir sermayedir. </span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#e74c3c">***</span><span style="color:#000000">Kur’an’ı Kerim’deki ayetler, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün Türkçe çevirisinden, Tevrat’daki ayetler http//ekitap.ayorum.com sitesinden, Matta İncili’nin Türkçe çevirisi ise, nazenin.biz.tr sitesinden alınmıştır.</span></span></span></strong></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 16:28:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETÖ’NÜN HEDEFİNDEKİ ALEVİ SUBAYLAR</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/fetonun-hedefindeki-alevi-subaylar-628</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/fetonun-hedefindeki-alevi-subaylar-628</guid>
                <description><![CDATA[FETÖ’NÜN HEDEFİNDEKİ ALEVİ SUBAYLAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">FETÖ bir yandan devşirdiği Alevilere film, müzik, belgeseller hazırlama, sahte suikast mağduru rolü gibi görevler yüklerken, diğer yandan da devletin yönetici makamlarındaki Alevileri tasfiye etmek için planlı bir girişim yürüttü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ’nün bu planlı girişimini ilk kez eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un Hürriyet Gazetesi’ne verdiği ve FETÖ’nün Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki yapılanma stratejilerini anlattığı o ses getiren röportajda okuduk. </span></p>

<p><span style="color:#000000">12 Şubat 2019’da yayınlanan röportajda Başbuğ’un “<strong><em>FETÖ’nün hedefi TSK’daki Alevilerdi</em></strong>” tespiti, sadece bir mağduriyet hikayesi değil, aynı zamanda devletin sinir uçlarına nasıl sızıldığının ve toplumsal fay hatlarının nasıl birer silaha dönüştürüldüğünün de tespitidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>TASFİYENİN KOD ADI: MEZHEPÇİLİK!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Alevilerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nden temizlenmesine yönelik hedefin öncelikli olduğunu gördük</strong></em>” ifadelerini kullanan Başbuğ’un anlatımlarında en dikkat çekici nokta, FETÖ’nün TSK içinde kendine yer açmak için uyguladığı “<em><strong>tasfiye</strong></em>” yöntemidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ, liyakatli ve Atatürkçü subayları sistem dışına itmek için sahte ihbar mektupları ve kumpas davalarını kullanırken, bu saldırıların merkezine özellikle “<em><strong>Alevi</strong></em>” kimliğini yerleştirmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buradaki amaç iki yönlüdür: Birincisi, TSK içindeki heterojen yapıyı bozarak tek tipleşmek; ikincisi ise muhafazakar tabanda bu tasfiyelere “<strong><em>meşruiyet</em></strong>” kazandırmaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Başbuğ, bu sistematik saldırının aslında Türk ordusunun birleştirici gücüne vurulmuş bir darbe olduğunu şu sözleri ile ifade ediyordu:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>...Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) personel alınırken insanların etnik kökenine bakamazsınız. Böyle bir şey bizde yoktur, aklınızın ucundan bile geçmez, geçmemiştir. Milli orduda mezhepsel farklılıklar da yoktur. Bırakın bir faktör olmasını, bunun düşünülmesi bile bu orduya yapılabilecek en büyük ihanettir. Dolayısıyla Türk ordusuna darbe vurmak istiyorsanız milletle asker arasındaki bu bağı zayıflatmaya, kopartmaya çalışacaksınız. Zaten komploların temel amaçlarından biri de buydu.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">İlker Başbuğ çok çarpıcı bir şekilde, mezhepçilik fitnesinin özünde Alevilik-Sünnilik meselesi olmadığını, ondan çok daha önemli olarak Türk milletinin birliğine saldırı olduğunu ortaya koyuyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim, bugün de tanık olduğumuz mezhepçilik kışkırtmalarının temelinde milli birliğimizin hedefe konulduğunu, meselenin ne Alevilik-Sünnilik ne de İran olduğunu çok iyi idrak etmek zorundayız.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>SAHTE İHBARLARLA HAYATLARI YIKTILAR!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Röportajı yapan İper Özbey’in bir sorusu üzerine, eski Genelkurmak Başkanı Bağbuğ FETÖ’nün TSK içindeki çalışma yöntemine dair önemli bir detaya açıklık getiriyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>FETÖ, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik komploları yaparken özellikle mezhep olayını temel aldı, Aleviliği istismar etmeye çok çalıştı. Bu konuda biz hassasiyet gösterdik, çünkü özellikle bizim dönemimizde ihbarlara baktığınız zaman büyük bölümü mezhepsel olaya dayanıyordu.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani, “<em><strong>isimsiz ihbar mektupları mekanizması</strong></em>”, FETÖ’nün hedef aldığı subayların tasfiyesinde kullanılan bir araçtı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Başbuğ röportajında, o dönemde bu mektupların ciddiye alınması için nasıl bir baskı ortamı oluşturulduğunu anlatırken aslında bir devletin kendi evlatlarını koruyamaz hale getirilişini tarif ediyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başbuğ devamm ediyor: “<em><strong>Alevilerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nden temizlenmesine yönelik hedefin öncelikli olduğunu gördük. Bu çok tehlikeliydi, milli orduyu çökertebilirdi. FETÖ, acımasızca bu konuyu hedef aldı, istismar etmeye çalıştı.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle Alevi subaylara yönelik asılsız iddialar, sadece kişisel kariyerleri bitirmekle kalmamış, aynı zamanda kışla içine nifak tohumları ekmişti. Başbuğ’un “<em><strong>Bu subaylar pırlanta gibiydi</strong></em>” vurgusu, kaybedilenin sadece bireyler değil, liyakat esaslı bir ordu geleneği olduğunun altını çiziyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu noktada, dikkatlerimizden kaçmaması gereken bir diğer noktada, TSK’nın “<strong><em>milli ordu</em></strong>” niteliğinin hedef alınmasında ABD ve AB’nin de “<strong><em>oyuncu</em></strong>” olarak Başbuğ tarafından anılmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>İSTİHBARATIN “KÖR” NOKTASI</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Başbuğ’un özeleştiri sayılabilecek veya sistemin eksikliğine işaret eden en kritik tespiti ise, TSK’ya bu sızmaların neden engellenemediğidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Emniyet ve yargıdaki FETÖ yapılanmasının, askeri istihbaratın önüne nasıl bir duvar ördüğü, bilgilerin nasıl manipüle edildiği bugün daha net görülüyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başbuğ, 2008-2010 yılları arasındaki Genelkurmay Başkanlığı döneminde karşılaştığı direnci ve yargıdaki “<em><strong>paralel devlet</strong></em>” yapılanmasının orduyu nasıl kuşattığını anlatarak, bir devletin kendi içindeki kanserli hücreyi teşhis etse bile, cerrahi müdahale yapmasının nasıl engellendiğini gözler önüne seriyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Belirli bir dönemde, MİT gibi görevi FETÖ gibi zararlı örgütlenmeleri izlemek olan kuruluşların dahi örgütle ilgili TSK’ne bilgi akışı sağlamadığını itiraf etmesi, Başbuğ röportajında bence en trajik açıklamalardan birisi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devleti koruması gereken kurumları yönetenlerin görevlerini yerine getirmemesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ders alınması gereken bir gerçeğidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>SONUÇ: BİR DAHA ASLA!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">İlker Başbuğ’un bu açıklamaları, Türkiye için bir hafıza tazeleme niteliğindedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mezhep veya inanç üzerinden yapılan fişlemelerin, liyakat yerine örgüte sadakatin ikame edilmesinin bir ülkeyi nasıl 15 Temmuz karanlığına sürüklediğinin kanıtıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ’nün bir yandan Alevi devşirirken, diğer yandan TSK ve Emniyet’te Alevileri tasfiye etmesi bu örgütün kimliği ve hedefleri konusunda da önemli bir veridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başbuğ’un “<strong>TSK’daki Alevileri tasfiye ettiler</strong>” vurgusu, aslında TSK’nın her türlü ideolojik ve mezhepsel ayrımın üzerinde, sadece millete ait bir kurum olması gerektiğine dair bir uyarıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün bu röportajı yeniden okumak, devlet yönetiminde liyakatin neden “<strong><em>ekmek ve su</em></strong>” kadar aziz bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 17:21:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KAVGAMIZ YOK, YOLUMUZ VAR!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kavgamiz-yok-yolumuz-var-627</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kavgamiz-yok-yolumuz-var-627</guid>
                <description><![CDATA[KAVGAMIZ YOK, YOLUMUZ VAR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumların kaderini belirleyen şey çoğu zaman yüksek sesler değil, kararlı ve inançlı yürüyüşlerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Benim yolum da tam olarak böyledir…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne bir kavganın içindeyim, ne de bir kin taşıyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü biz öyle bir inancın mensuplarıyız ki; düşmanlıkla değil, muhabbetle yürürüz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Benim kimseyle kavgam, kimseye kinim yok</strong></em>” derken bir cümle kurmuyorum sadece…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yaklaşık 30 yıla dayanan bir ömrün, bir mücadelenin, bir inancın özünü dile getiriyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolculukta hatalarım olmadı mı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette oldu…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yanlışlarım da oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama bizim yolumuz hatada ısrar edenlerin yolu değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim yolumuz, hatasını görenin, kendini dâr’a çekenin, özünü sorgulayanın yoludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Hamdım, piştim</strong></em>” diyebilen bir anlayıştan geliyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendimizle yüzleşmeyi zayıflık değil, erdem sayıyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü biz biliriz ki insanın en büyük sınavı, kendisidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yıllardır tek bir gayem oldu…</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnancıma hizmet etmek.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yoluma sahip çıkmak.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Canlarımızla birlikte bu değerleri yarınlara taşımak.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü bir inanç, ancak yaşatılırsa var olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve yaşatmak; sözle değil, emekle olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bugün tüm gücümüzle sürdürdüğümüz</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam Rızâ Cemevi ve Kültür Merkezi</span></p>

<p><span style="color:#000000">bu emeğin, bu niyetin, bu inancın somut halidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sadece bir bina değildir…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu; birliğin evidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu; dirliğin ocağıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu; gençlerimizin ilimle, irfanla yetişeceği bir gelecektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hakk’a yürüdüğümüzde arkamızda bırakacağımız bir nefes…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir eser…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir izdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama ne yazık ki…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolda omuz vermesi gereken bazıları, engel olmayı tercih ediyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bilinsin ki; bu engeller bana değil…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yola zarar verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu inanca zarar verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu değerler bütününe zarar verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sormak gerekir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir tuğla koymak varken neden engel olunur?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir nefes olmak varken neden susulur?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Birlik olmak varken neden ayrılık seçilir?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama herkes şunu iyi bilsin…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne yapılırsa yapılsın, bu cemevi yapılacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü bu yol, inançlı insanların yoludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü bu yol, Hakk aşkıyla yürüyenlerin yoludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim yüreğimizde kin yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim yüreğimizde düşmanlık yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim yüreğimizde sevgi vardır…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Merhamet vardır…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hoşgörü vardır…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim hiçbir kişisel hesabımız yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim hesabımız yalnızca Hakk iledir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz kavga etmeye değil…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hizmet etmeye geldik.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bu hizmet…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yarınlara bırakacağımız en kıymetli miras olacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü gerçek iz…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Taşa değil, gönüllere bırakılır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 16:24:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VARTO JES GİRİŞİMİNE YAKLAŞIM NE OLMALI?</title>
                <category>Mustafa Fırat</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/varto-jes-girisimine-yaklasim-ne-olmali-626</link>
                <author>mfirat65@gmail.com (Mustafa Fırat)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/varto-jes-girisimine-yaklasim-ne-olmali-626</guid>
                <description><![CDATA[VARTO JES GİRİŞİMİNE YAKLAŞIM NE OLMALI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><em>“<strong>Yerkürenin derinliklerinden yükselen sıcaklık, Varto’nun geleceğinde kritik bir rol oynayacak.</strong>”</em> </span></p>

<p><span style="color:#000000">Vartolu’lar, geçmiş, bugün ve gelecek ile teknolojik yatırımlar arasındaki dengeyi nasıl kuracak? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dünü ve geleceği arasında tercih yapmak durumunda kaldığı bu kritik eşikte, teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı kötü örnek ve uygulamaların sonuçlarını mı referans alacak, yoksa bilimsel verileri mi? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu soru sadece Varto’nun değil, aynı zamanda Türkiye’nin de hayata geçirmek istediği enerji politikalarında karşı karşıya kaldığı çevre ve halk sağlığı sorunları handikaplarındaki sıkışmışlığını aşmasını sağlayabilecek en kritik soru. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir cevap kuracak ise, bu bilimle olmalı. Kendi özgülünde ortaya çıkan vaka verilerine dayalı olmalı. Yoksa suyu, toprağı, havası, iklimi, beşeri ve kültürel yapısı kendisiyle birebir aynı olmayan bir coğrafyada meydana gelen bir ya da birkaç vakanın ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinden çıkarımlar yapmak, ne kadar doğru?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Verili durumda, Varto’daki Jeotermal kapasitenin, JES kurulumunu gerektirecek nitelikte olmadığı ortada iken, JES’in kötü uygulanması sonucu ortaya çıkan sonuçların Varto için de geçerli olabileceği çıkarımları, maddi temelden yoksun sübjektif kanaatlerden öteye gitmemektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Duygusal ve sübjektif kanaatlere karşı bilim ve bilimin öngörüleri, Vartoluların meseleyi aşması için kritik bir öneme sahip. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Zira, Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin işaret ettiği gibi <em><strong>“İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır</strong></em></span><span style="font-size:12pt">”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öyle ise bilim, jeotermal enerji ve ortaya çıkardığı sorunlar hususunda ne diyor buna bakmak gerek.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bakalım. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Ekonomik Gelişme ve Kalkınmada Enerjinin Rolü</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Jeotermal enerji en genç yenilenebilir enerji türlerinden biri olmasına rağmen, diğer yenilenebilir enerji kaynakları gibi atmosferik koşullardan etkilenmeyen ve gücünü yerkürenin iç sıcaklığından alan jeotermal kaynaklardan üretilen bir enerji türüdür.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Jeotermal kaynaklar, sadece elektrik enerjisi üretiminde değil, aynı zamanda yerin altından çıkarılan su ve çamurun bir takım kimyasal süreçlerden geçirilerek ayrıştırılmasıyla Bor, Lityum gibi stratejik madenlerin elde edilmesi için de bir kaynak niteliğindedir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Bu nedenle bir ülkenin yer altındaki jeotermal kaynaklarının çok yönlü ekonomik değer üretme kapasitesine sahip olduğu söylenebilir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000"><strong>Enerji Üretiminde Yeni Yaklaşımlar</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Günümüzde, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin neden olduğu çevresel sorunlar, insanların fosil yakıtlardan uzaklaşıp, yenilenebilir ve daha çevreci enerji arayışına girmelerine neden olmuş ve jeotermal enerji başta olmak üzere rüzgar, güneş gibi kaynaklardan enerji elde etme çalışmaları hız kazanmıştır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Böylece rüzgar, güneş ve jeotermal kaynaklardan enerji elde etmek üzere bilimsel çalışmalar hız kazanmakla beraber, zikredilen alanların geliştirilmesi için hatırı sayılır kaynaklar da oluşturulmuş bulunmaktadır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Bu konuda dünyada ortaya çıkan eğilim, enerji üretimi ve tüketiminde, çevresel sorunları minimize edecek, bir yaklaşımın benimsenmiş olmasıdır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000"><strong>Türkiye’de JES ve Ekonomik Kalkınma Parametreleri</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de anılan yaklaşımla, fosil yakıtlara alternatif, yenilenebilir enerji üretiminde rüzgar, güneş ve nihayet jeotermal enerji üretimi önem kazanmış bulunmaktadır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Ayrıca Türkiye’nin petrol ve doğalgaz rezervleri bakımından yok denecek kadar sınırlı kaynaklara sahip olması, artan küresel fiyatlar, dışa bağımlılığı azaltmaya yönelik yerli ve milli politikalar, hidroelektrik santraller başta olmak üzere, rüzgâr, güneş ve jeotermal kaynaklardan enerji üretimini zorunlu hale getirmektedir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Bu yönüyle yerli, yerinde kullanılabilir, yenilenebilir ve çevre dostu rüzgar, güneş ve jeotermal kaynaklar, Türkiye’nin en önemli enerji kaynakları olarak ele alınmakta ve değerlendirilmektedir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Anılan alternatif enerji kaynakları içinde Jeotermal kaynaklar, hem elektrik üretimi ve hem de tarım, turizm, sağlık, ısınma gibi alanlardaki işlevleri açısından Türkiye’nin en önemli enerji kaynakları arasında bulunmaktadır. Nitekim jeotermal kaynakların araştırılmasına yönelik yapılan jeolojik incelemeler bu kaynağın ülke ekonomisi açısından son derece önemli olduğunu ortaya koymuştur.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Türkiye, jeotermal sistemlerde yer alan, sıcaklığı 30°C ve üzerinde olan 347 adet jeotermal sahaya sahip bir ülkedir. Gelişen teknoloji, yatırımlar, teşvikler ve araştırmalar ile yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payı da her geçen yıl artmaya başlamıştır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın 2025 yılı verilerine göre, 2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye'nin toplam elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payı yaklaşık %43,25 - %56, civarında gerçekleşerek rekor seviyeye ulaşmıştır. Rüzgâr ve güneş enerjisi toplamı, üretimin beşte birinden fazlasını (%22+) karşılayarak, toplam kurulu güçte %62,3'lük paya ulaşmıştır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Anılan oran içinde Türkiye'nin Jeotermal elektrik üretimi yaklaşık %3 ila %3,8 arasında gerçekleşmiş bulunmaktadır. Mevcut haliyle 2025 sonu itibarıyla toplam 1.786 megavat (MW) kurulu güce sahip 68 jeotermal enerji santralinde 11,66 gigavat saat (GWh) elektrik üretimi gerçekleştirmiştir..</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Söz konusu enerji santralleri, büyük oranda Ege Bölgesi'nde yoğunlaşmıştır. En çok santral bulunan İller sırasıyla Aydın, Denizli, Manisa, Çanakkale, İzmir ve Aksaray illeridir. Bu santrallerden öne çıkan büyük santraller ise kurulu güçlerine göre, Kızıldere III JES, Denizli 8165 MW9, Efeler JES, Aydın (115 MW9, Kızıldere II JES, Denizli 880 MW9, Pamukören JES Aydın (68 MW) santralleridir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Kalkınma, gelişme ve sanayileşmede elektrik üretimi ve tüketimi, bir kalkınma göstergesi olarak alındığında JES’lerin yer aldığı bölgelerin hızla geliştiği ve ekonomik yönden kalkındığı görülmektedir. Söz konusu illerde çıkarılan jeotermal kaynaklar sadece elektrik üretiminde değil; aynı zamanda sera tarımı, ısıtma ve turizm gibi alanlarda kullanılmakta ve bölgedeki kalkınma dinamiklerini büyük oranda etkilemektedir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Peki Doğu Anadolu’da durum böyle mi? </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000"><strong>Doğu Anadolu’da Jeotermal Kaynakların Ekonomik Kalkınma Açısından Değerlendirilmesi</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Doğu Anadolu Bölgesi'nde jeotermal kaynaklar bulunmasına rağmen elektrik üretimi yapan santraller bulunmamakta ve tarım, turizm vb sektörlerde etkili ve verimli bir şekilde kullanıma sokulamamaktadır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi Doğu Anadolu’daki jeotermal kaynaklardan elektrik üretme faaliyetleri Ignis H2 Enerji Şirketi’nin bölge de jeotermal enerji üretme ruhsatı almasıyla gündeme gelmiş bulunmaktadır. Şirketin yaptığı ölçümler, Kayalıpınardaki jeotermal kaynakların ticari ölçekte, JES’e uygun, ancak Varto Güzelkent’te bulunan kaynakların ise ticari nitelikte olmadığı, daha çok ısınma, ve tarım amaçlı kullanıma ugun olduğudur.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Buna rağmen anılan şirketin, Bingöl, Karlıova ve Varto’nun 16 köyünü içeren jeotermal kaynakların elektrik üretme kapasitesine ölçmek amacıyla başlattığı çalışmalar, Ege bölgesindeki jeotermal santrallerin ortaya çıkardığı sorunlar üzerinden yerel halkın tepkisine neden olmaktadır. Ancak söz konusu tepkiler her ne kadar, örneklem olarak kabul edilen JES’lerin ortaya çıkardığı sonuçlardan kaynaklanan kaygılara dayanmakta ise de somut gerçeklikten kopuk ve sübjektif olduğu görülmektedir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">En önemlisi, bütün bir Cumhuriyet tarihi boyunca bölgeye yapılamayan ve yaklaşık elli yılı aşkın bir süredir terör ve güvenlik meseleleri yüzünden aksayan ya da bilinçli bir şekilde engellenen yatırımların, bölgenin ekonomik kalkınması başta olmak üzere yaratacağı sosyal ve siyasal değişimden rahatsızlık duyan bir kesimin, söz konusu kaygıları yönetmek suretiyle <em><strong>mevcut durumu koruma<strong> </strong>ve sürdürme</strong></em> çabasının hakim olduğu görülmektedir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Ne yazık ki, büyük oranda Türkiye’nin önemli metropollerinde örgütlü halde bulunan Varto Dernekleri Federasyonu’da, anılan kirli ve karanlık oyuna alet olmuş bulunmaktadır. Varto’nun ekonomik yönden kalkınması ve gelişmesi için çaba sarf etmesi gerekirken, ekonomik kalkınma ve gelişmenin, bilim ve teknolojinin karşısında yer almış; JES uygulamalarının ortaya çıkardığı çevre sorunları ile kaygıları bir propaganda malzemesi haline getirerek, projenin karşısında durmuştur. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Bunun sebeplerini bir sonraki yazımda detaylı olarak ele alacağım. Ancak şimdilik ileri sürülen kaygıların haklılık derecesini bilimsel raporlar ışığında ele almakla yetineceğim.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000"><strong>Bilimsel ve Teknik Raporlar Ne Diyor</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Varto’daki JES projesine karşı örneklem olarak kabul edilen JESlerin elektrik üretim süreçlerinde de beliren çevresel sorunlar ve halk sağlığına ilişkin etkiler, hem kamu kurumları hem de akademik çevreler tarafından kapsamlı bir şekilde raporlanmıştır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Özellikle Ege Bölgesi’ndeki JES’ler üzerine odaklanan çalışmalar, denetim ve uygulama eksikliklerinin ciddi riskler yarattığını ortaya koymaktadır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000"><strong>Çevresel Etkileri</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">1. Hidrojen Sülfür Gazı: Santrallerden salınan bu gaz, çürük yumurta kokusuna benzer bir koku yayar ve hava kalitesini düşürebilir</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">2. Reenjeksiyon Sorunları: Kullanılan sıcak suyun tekrar yer altına basılmaması (veya yanlış yapılması), yer altı su kaynaklarının kirlenmesine ve toprak tuzlanmasına yol açabilir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">3. Akışkan İçeriği: Jeotermal akışkanlar doğal olarak bor, arsenik ve antimon gibi ağır metaller içerebilir. Bu maddelerin tarım arazilerine sızması ürün kalitesini etkileyebilir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">4. Mikro-Sismik Hareketler: Yer altına yüksek basınçlı su basılması, bölgede çok küçük ölçekli sarsıntıları tetikleyebilir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000"><strong>Halk Sağlığı Üzerindeki Etkileri</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">1. Solunum Yolu Problemleri: Hidrojen Sülfür gazına uzun süre maruz kalmak; baş ağrısı, yorgunluk ve kronik solunum yolu rahatsızlıklarına neden olabilir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">2. Tarım ve Gıda Güvenliği: Özellikle Aydın bölgesindeki incir ve zeytin bahçelerinde, santrallerden çıkan buharın nem oranını ve toprak kimyasını değiştirerek verimi düşürdüğü yönünde yerel gözlemler ve akademik çalışmalar mevcuttur.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">3. Psikolojik Etkiler: Bölge halkı arasında gürültü kirliliği ve koku nedeniyle yaşam kalitesini düşebilir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Her ne kadar akademik çalışmalar ve yerel analizler, örneklem olarak kabul edilen bölgelerde, <em>“<strong>ağır metal kirliliği</strong></em>”, “<strong><em>tarım ürünlerinin kalitesi</em></strong>” ile halk sağlığı üzerinde <em>“<strong>yüksek radon değerleri</strong>”</em> ve ağır metal salınımlarının <em>“<strong>uzun vadede kanserojen risk</strong></em>” faktörü oluşturabileceği konulara işaret etmekte ise de Türkiye Bilimler Akademisi’nin “<em><strong>Jeotermal Enerji Teknolojileri Raporu</strong>”</em>; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu “<em><strong>Türkiye Çevre Sorunları ve Öncelikleri Değerlendirme Raporu (2023-2025)</strong>”</em> ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin <em>“<strong>Büyük Menderes Havzası Jeotermal Raporu</strong>”</em> gibi kurumsal raporlar, santrallerde <em>"<strong>kapalı devre</strong></em>”<em> <strong>(binary) sistemler ve tam reenjeksiyon</strong>”</em> kullanıldığı takdirde, söz konusu etkilerin minimalize edilebileceğine; ancak bunun sıkı denetim ve teknolojik standartlara uyulmasıyla mümkün olabileceğine işaret etmektedirler.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Öyle ise sorun JES’lerden değil, elektrik üretiminde<em>"<strong>kapalı devre" (binary) sistemler ve tam reenjeksiyon</strong>”</em> teknolojilerinin kullanılmaması ve denetim aksaklıklarından kaynaklanmaktadır. Öyle ise koparılan yaygaranın nedeni nedir?..</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 14:21:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/mustafa-firat-1776968548.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AİLEDE ÖNCE EŞ, SONRA ÇOCUK GELMELİ!</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ailede-once-es-sonra-cocuk-gelmeli-625</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ailede-once-es-sonra-cocuk-gelmeli-625</guid>
                <description><![CDATA[AİLEDE ÖNCE EŞ, SONRA ÇOCUK GELMELİ!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Mutluluğun kaynağı evde başlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mutlu bir yuva her şey demektir…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evdeki huzurun kadar yaşarsın hayatın güzelliğini</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mutluysan her şey güzeldir; insanlar güzeldir, işler kolaydır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mutsuzsan eğer, her şey kötüdür!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanlar kötüdür, yalancıdır, içten pazarlıklıdır, güvenecek kimse yoktur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dünya yaşanması zor bir yerdir, her şey zordur, güçtür…</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evde önce eş gelmeli, sonra çocuklar…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü hastane odasına düşmeye görün!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Pijamanızı değiştirecek tek kişi eşiniz olacaktır…</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsana en yakını eşi olmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eşinizden sakladığınız bir sır olmasın,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gizli, saklı bir dolap çevirmeye değmez inanın,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Üstelik güvenin yıkımı en acı yıkımdır…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sır olacak işler yapmaya,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüzüne söylenemeyen sözlerin başkasına söylenmesine,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hiç gerek yoktur…</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutma ki, en harika kadın senin karın, senin kocandır</span></p>

<p><span style="color:#000000">En güzel kadın da senin kadınındır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kalbini, gönlünü, gözünü ve ellerini yıkamakla gitmeyecek kadar kirletme</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fayda etmez son pişmanlığın ele güne rezil olursun, değerin düşer ayaklar altına</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevginin ahı bulur sonra seni, peşini bırakmaz</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cefayı çeken de sen, acıyı çeken de sen olursun</span></p>

<p><span style="color:#000000">Vefayı ise ödeyemezsin, borcun kalır…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonra ne unutabilir ne de unutturabilirsin bazı şeyleri,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüreğini de avutamazsın bir boşluk olur avuçlarının içinde</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tutmak istedikçe uzaklaşırsın…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yanında olmak istedikçe kaybedersin</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve unutma, huzur da öyle kolay bulunmaz hiçbir zaman</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimi yoklukta doya doya yaşar sevdasını</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimisi bolluğun içinde bulamaz candan bir seveni…</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevmek,</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanları olduğu gibi kabul edebilmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevgi ve aşk dünyadaki en büyük güçtür,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şiddet, bu duyguların eksikliğinden çıkar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve aşk, tüm insanlara yakışan en güzel duygudur…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Doya doya,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kana kana,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Avuç dolusu bir çeşmeden su içer gibi..</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hepimize kısmet olsun aşkın şerbeti</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve mutlu bir yuva…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 22:47:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İNANÇTA ÇİFTE STANDART, EŞİTLİKTE SINAV</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/inancta-cifte-standart-esitlikte-sinav-624</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/inancta-cifte-standart-esitlikte-sinav-624</guid>
                <description><![CDATA[İNANÇTA ÇİFTE STANDART, EŞİTLİKTE SINAV]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumların gerçek sınavı, farklı inançlara nasıl yaklaştıklarıyla ölçülür. Hele ki mesele Aleviler ve cemevleri olduğunda, yıllardır süren bir eşitlik arayışı karşımıza çıkmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet bizim devletimizdir. Anayasa’ya göre bu ülkenin eşit yurttaşlarıyız. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Vergimizi ödüyor, yurttaşlık sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak sıra Alevilerin taleplerine, cemevlerinin yer tahsisine, yapımına ve desteklenmesine gelince aynı eşitliği görmekte zorlanıyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-28%20at%2021_09_08%20(1).jpeg" style="height:599px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Diyanet İşleri Başkanlığı güçlü bütçesi ve kurumsal yapısıyla hizmet üretirken, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yalnızca adında “<strong><em>Alevi-Bektaşi</em></strong>” geçmesi yeterli değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu başkanlık, hizmette de güçlü olmalı; bütçesiyle, yetkisiyle ve yaptırım gücüyle Alevi kurumlarının gerçek ihtiyaçlarına cevap verebilmelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde sınırlı imkânlarla kalması yerine, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı, güçlü bütçeye ve etkili yetkiye sahip bir yapıya kavuşturulması daha doğru olacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve Sayın Devlet Bahçeli’nin cemevleriyle ilgili verdikleri destek önemlidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak bu desteğin kalıcı ve kurumsal hale gelmesi gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-28%20at%2021_09_08%20(2).jpeg" style="height:459px; width:800px" /> </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilerin beklentisi ayrıcalık değil; eşit yurttaşlık hakkının gereğinin yapılmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemevleri bu ülkenin inanç merkezleridir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler bu devletin asli unsurlarıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Devletin görevi, bütün inançlara eşit mesafede durmak ve hiçbir yurttaşını inancından dolayı eksik hissettirmemektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-28%20at%2021_09_08.jpeg" style="height:402px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Artık mesele ertelenecek bir mesele değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnançta çifte standart bitmeli, eşitlik kâğıt üzerinde değil, hayatın içinde karşılık bulmalıdır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 22:30:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EVLİLİK OKULLARI AÇILMALIDIR!</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/evlilik-okullari-acilmalidir-623</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/evlilik-okullari-acilmalidir-623</guid>
                <description><![CDATA[EVLİLİK OKULLARI AÇILMALIDIR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">İnsanlık tarihinde <strong>evlilik hep kutsal</strong> sayılmıştır ama buna rağmen kadınlar her dönem şiddet görmüş, evli kadınlar daha çok acı çekmiş, zaman zaman köle gibi insanlık dışı uygulamalara maruz kalmışlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Oysa gerçek olan şudur ki: kadınlara eziyet edenleri de bir kadın doğurmuştur. </strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Aile kurumu tekrar ele alınmalı, ailenin daha sağlıklı yarınları için <strong>evlilik okulları açılmalıdır.</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Evlenecek adaylar bu okullarda “<strong>karı- koca</strong>” olmanın anlamını kavrayacak başta duygusal bütünleşme, gebelik, çocuk bakımı, cinsellik, stres yönetimi, yatırım, tasarruf gibi aile olmanın gerektirdiği her şeyi kapsayan bir eğitimden geçmelidir. Evlenecek adaylara <strong>eğitim programı zorunlu olmalıdır. Sadece eğitimi tamamlayanlara evlilik- nikâh izni verilmelidir. </strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Evlilik, harika bir şeydir çünkü </strong>sürekli yanında bir sevdiğin, bir dostun, bir arkadaşın bulunması demektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Evlilik, uyum sağlanan bir eşle hayatı muhteşem kılan bir birliktelik demektir. Tersi olduğunda ise, tüm hayatı olumsuz etkileyen çıkmaz bir sokak gibidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Evlilik, sadece fiziksel güzelliğin ve aşkın gözü körlüğünden kurtarılmalıdır.</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Nişanlılık döneminde tamamen doğal, olduğu gibi olunmalıdır. İnsanı tanımak öyle kolay değildir. Yıllarca evli kalanlar bile bunu başaramazlar. Çünkü insanın gerçek iç yüzü, çıkarlarına zarar gelince, aradaki bağlar kopunca ortaya çıkar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Lüks yerlerde görgü kuraları içinde kibar davranışlarla, süslü püslü giyimlerle, seksi oluşlarla iki kişi birbirini tanıyamaz. Örneğin eller ne kadar narin olursa olsun, evlendikten sonra o eller çocuğun bezini değiştirecektir. Flört dönemi gezmek, eğlenmek değil tamamen eş olacak adayı tanımaya yönelik olmalıdır çünkü her iki tarafta anne baba adayıdır. Duyguların uyuşması ve gelecek planların ortak olması yönünde tanışma en üst seviyede yaşanmadan karar verilmemelidir. Çünkü evlendikten sonra gelin daha güzel görünmeyecek, damat daha yakışıklı olmayacaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Nikahta şahit olma ne işe yarıyor?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Nikâhlarda şahit olma bir işe yaramıyor. Şahit olan, şahit olduğu kişinin az çok ruhsal tarafını tanıdığını, yaşadığı olumsuz olaylarda gösterdiği tepkiyi anlatabildiği birkaç yaşanmış olayını tüm davetlilerin önünde anlatmalıdır. Olaylara nasıl tepki verdiğini, insanlara nasıl yaklaştığını o davette az çok herkesin bir bilgisi olmalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şahit olacak kişinin tanınmış birisinden seçmek ise tam bir çıkmaz sokak gibidir. Şahit olacak kişi tanınmış olunca evliliğe bir katkısı mı olacak? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hayır!<strong> </strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Çünkü nikâhta söz vermekle evlilik devam etmez</strong>. İlişkilerin devamını ve evliliğin geleceğini eşlerin birbirine davranışları, saygılı olmaları ve sadakatleri belirleyecektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Adam olmanın anlamı nedir?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanın değeri bilgiyle ölçülür ama şunu da unutmamak gerekir; toplumda, iş yerlerinde, aile ve akraba çevresinde insanın değeri haddini bilme, hoşgörüsü, terbiyesi, saygı gösterisine göre tayin edilir. Bu saygının diploma ile ilgisi yoktur. Hani derler ya, “okumuş ama adam olamamış” diye, bu yüzden içsel gelişmenin, kişinin olgunlaşması son derece önemlidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aile içinde adam olmak ise, eşine, yuvasına sahip çıkmakla aynı anlama gelir. <strong>Sahip çıkma, duygusal bütünleşmeyle mümkündür.</strong> Bu bütünleşme olmadığı sürece eşler kendi içlerinde yalnızlık çekecekler ve adım adım ayrılığa doğru gideceklerdir. Evlilik okulu bu düşünceyi verebilmelidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Aile nedir?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Aile demek, birbirlerini incitmeden sevebilecek yuva demektir. Eş demek, gidilen her yerde onu da temsil etmek demektir. Eşe gelen olumsuz her davranışta eşin hakkına sahip çıkabilmeyi, aynı safta yer almayı zorunlu kılar. Evlenen kişi kendi anne babası gibi yeni bir kök aile kurmuş demektir. <strong>Ailede sevginin yolu kötü anlarda eşini kırmamaya, hataları kabul etmekle korunabilir</strong>. Eşlerin duygusal zekâya sahip olması ise tüm evliliği kurtarandır. Duygusal zekâ dediğimiz şey ise; eşini anlayabilmek, dinleyebilmek, duygudaşlık yapabilmek ve tepkisine ters tepki vermeden eşinin neden öyle davrandığını anlamaya çalışmaktır. Ve unutmamak lazım gelir ki, <strong>eşlerin birbirlerini sevdiğini hissetmeleri evliliğin en güçlü tarafını oluşturur</strong>. Bu duyguyu hisseden çiftler ne kadar kavga etmiş olsalar da, kavganın sonunda birbirlerine dargınlık gütmezler ve sevginin insana güç veren en büyük etki olduğunu kalplerinde hissederler. <strong>Sevgi iyileştirir</strong> dediğimiz de budur; yalnız olmadığını hisseden çiftin mutluluğu hep sımsıcak olur…</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Evlilik okulu neyi vermeli?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Evlilik okulu; <strong>“Ya benimsin ya da kara toprağın” </strong>mantığının asla aşk olmadığını, kıskançlığın sevgiyle ilgisi olmadığını, ruhsal bir hastalık durumu olduğunu ve tedavi gerektirdiğini, insanın evlenince değişmeyeceğini, kötü giden evliliği çocuk yapınca iyi olmayacağını, bugün iyi olan duyguların yarın tam tersi olabileceğini anlatması esas olmalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğitim sürecinde mutlaka kişilerin görülmez olumsuz ve hastalıklı tarafları ortaya çıkacak, böylece bir tedavi sürecinin de başlamasına vesile olacaktır. Eğitim sonunda konunun uzmanları adayın evliliğe hazır olup olmadığını tespit etmeli, hazır değilse tekrar eğitim alması sağlanmalıdır. Bu yüzden evlilik okulları bir an evvel hayata geçirilmelidir. Hafta içi birkaç saat, hafta sonları tam gün gibi uygulamalar olabilir. Hatta bu okullara eğitim için gidecek çalışanlara izin durumları da yasal haklar içine alınmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evlilik okulları mutlaka kamu tarafından yapılmalıdır. Özel işletmeler bunun anlamını veremez çünkü sonuç topluma hizmet için değil daha çok maddi gelir elde etmeye yönelik olur. Örneğin bizim okula gelecek çiftlere hediyeler verilecek diye olayın özü pazarlamaya yönelme potansiyeli vardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumun huzuru mutlu aileden geçer, mutlu aile mutlu bireylerden oluşabilir. Yarınlar eğitimlerle güvence altına alınmalıdır. Bireyin olgunluk seviyesine ulaşması için eğitim gereklidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Her insan sevgi ve şiddeti kendi yüreğinde taşır. Bu duygularını aile içinde ve eşle nasıl paylaşması gerektiğini bu okullarda verilmesi son derece önemlidir. Çünkü kadınlar, şiddeti en çok evliliğin içinde ve boşanma süreçlerinde yaşadıklarını görüyoruz. Daha mutlu, daha sağlıklı toplum için bireyin eğitimi, yaşamdan tat alması, hayalleri ve sevgiyi hissetmesi yarınlar için çok önemlidir. Kişi, hayatın güzel ya da kötü olduğunu evdeki huzur seviyesi kadar hissedebilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eşinde kusur arayan kişi kendi kusurunu göremez. Eşinin beğenmediği yönlerini sürekli dile getirerek değil, beğendiği yönlerini çoğaltarak aile olunur. Herkesin bir kusuru vardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Ey Yüce Tanrım</strong>, bizleri kıymet bilen, değer veren, merhamet sahibi, aile insanı olan eşlerler karşılaştır. </span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 10:07:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VARTO’DA JES GİRİŞİMİ KARŞITLIĞININ FOTOĞRAFI</title>
                <category>Mustafa Fırat</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/vartoda-jes-girisimi-karsitliginin-fotografi-622</link>
                <author>mfirat65@gmail.com (Mustafa Fırat)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/vartoda-jes-girisimi-karsitliginin-fotografi-622</guid>
                <description><![CDATA[VARTO’DA JES GİRİŞİMİ KARŞITLIĞININ FOTOĞRAFI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left:71px">&nbsp;</p>

<p><strong>1. Enerji Üretiminde Küresel Eğilim</strong></p>

<p><span style="color:#000000">Son yıllarda dünya enerji piyasasında jeotermal kaynaklara yönelim giderek artmaktadır. İzlanda’dan ABD Nevada’ya, Kenya’dan İtalya’ya kadar birçok ülke, jeotermali hem temiz enerji üretimi hem de stratejik mineral kaynağı olarak görüyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) raporlarına göre, jeotermal enerji yalnızca elektrik üretiminde değil, aynı zamanda ısıtma, soğutma ve lityum gibi kritik minerallerin üretiminde de öne çıkıyor. Bor ve Lityum gibi stratejik madenler, elektrikli araçların piyasaya girmesiyle birlikte, elektrik enerjisinin depolanması açısından giderek önem kazanmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dünya’da giderek jeotermal enerjiye artan ilgi ve özellikle elektrikli araçların piyasaya girmesiyle birlikte, batarya üretimi için gerekli olan Bor ve Lityum madenlerine duyulan ihtiyaç, jeotermal enerji üretimini çok yönlü bir alternatif enerji haline getirmiş bulunması, Türkiye’nin enerji politikalarını etkilediği gibi, Türkiye’deki yatırımları da doğrudan etkilemektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>2. Türkiye’de Jeotermal Enerji Politikaları </strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">24 ve 25 Nisan tarihlerinde Muş’un Varto ve Bingöl’ün Karlıova ilçelerinde, Jeotermal elektrik üretim çalışmalarına karşı büyük iki kitlesel eylem, çevreci duyarlılığı gündeme getirmiş bulunmakla birlikte; Türkiye’nin jeotermal enerji üretimi konusundaki politikalarını da tartışma alanına sokmuş bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye, jeotermal enerji potansiyeli açısından Avrupa’daki ülkeler içinde en ön sıralarda yer almaktadır. MTA’nın raporlarına göre Batı Anadolu’da olduğu gibi Doğu Anadolu’da da ciddi jeotermal rezervler bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Söz konusu rezervleri dikkate alan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2008’de <em><strong>Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu</strong></em> ile Jeotermal enerji üretimi konusunda özel sektör girişimlerinin önünü açarak, özel sektörün kaynakları ve yatırımlarıyla Jeotermal enerji üretimini geliştirme politikalarını benimsemiş bulunmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Enerji Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’deki jeotermel kaynakların %78’inin Batı Anadolu’da, %9’ unun İç Anadolu, %7’ Marmara bölgesinde ve % 5’i Doğu Anadolu’da bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Doğu Anadolu’da jeotermal enerji üretme girişimi, petrol ve gaz sektöründe önemli bir deneyime sahip Geolog International’ın altyapısını kulanan, uluslararası bir enerji girişimi olan Ignis H2 Enerji Şirketi’nin 2023’te Bingöl Kaynarpınar’da jeotermal enerji üretme ruhsatı almasıyla gündeme gelmiştir.. </span></p>

<p><span style="color:#000000">2030 yılına kadar,1 GW üretilebilir jeotermal rezerv portföyü oluşturmayı hedefleyen şirket 2025’te ilk jeotermal arama kuyusunu başarıyla tamamlamış ve akabinden Varto’da 16 köyü kapsayan jeotermal enerji üretimi için gereken ruhsatı alarak, jeotermal enerji için sondaj hazırlıklarına girişmiş bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şirketin sondaj programı başlatmasıyla birlikte, önümüzdeki ay Varto’da hayata geçirilecek olan sondaj girişimlerine karşı, yerel halk çevrenin zarar göreceği, akarsuların ve toprakların kirleneceği ve dolayısıyla tarım ve hayvancılığın zarar göreceği iddiası ve kaygılarıyla karşı çıkmaktadırlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>3. Jeotermal Enerji Karşıtlığı: </strong><em><strong>“Suyuma, Havama, Toprağıma Karışma”</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Varto’da Projeden etkilenecek köylerin öncülüğünü yapan, ekoloji platformu aktivisti ve aynı zamanda Rakasan(Güzelkent) muhtarı Çayan Dursun’un zikrettiğimiz gerekçeler ve kaygılarla başlattığı girişimler, toplumun tüm kesimleri tarafından sahiplenilir duruma gelmiş bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, köylülerin sivil insiyatifiyle gelişen ve yerel halkın kaygılarını dile getiren, söz konusu duyarlığa, bir kesimin etnik, kültürel, dini ve siyasi motivasyonlarla müdahil olma girişimi, her ne kadar başarısızlıkla sonuçlanmış ise de JES projesine karşıtlık üzerinden gelişen çevreci duyarlığın siyasi, kültürel ve dini boyutları tartışma alanına girmiş bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Allahtan yerinde ve zamanında yaptığımız uyarılar sonuç vermiş ve yerel halkın sivil insiyatifiyle ortaya çıkan JES karşıtlığı, kendi mecrasında kalabilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Varto’da Jeotermal enerji üretimine karşı gerçekleştirilen mitingde en dikkat çeken sloganlar:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Havama, Suyuma, Toprağıma Dokunma”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Non, Torak, Tezek” dövizi</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunları bu yazının devamındaki yazılarımızda ekenomik, sosyal ve siyasal içerikleriyle tartışacağız. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat şimdilik mitingin en önemli fotoğraf karesinin neyi ifade etmekte olduğunun altını çizelim.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>4. Varto’da Jeotermal Enerji Üretimi Karşıtlığının Fotoğrafı</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Varto’da 24 Nisan günü, miting alanından çekilen aşağıdaki fotoğraf, çevreci bir duyarlılığı ifade ettiği gibi, Vartoluların geleceğe dair umutlarını, beklentilerini, çözüm arayışlarındaki yaklaşımlarını da açıkça gözler önüne sermektedir: </span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/Varto.png" style="height:445px; width:800px" /></span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Fotoğraftan da görüleceği gibi, miting alanında Türk bayrakları altında toplanan protestocuların çevreci duyarlılıkları taşıyan pankart, döviz, slogan dışında her hangi bir siyasi parti bayrağı, flaması, sloganının görülmemesi ve duyulmaması; söz konusu çevreci eylem vasıtasıyla Vartoluları devlet ve milletle karşı karşıya getirmek gibi gizli amacı olan bazı karanlık güçlerin oyunlarına gelmediklerini göstermektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir Varto’lu okurumun söz konusu eylemler nedeniyle yazdığım bir yazıya yazdığı şu değerli yorum, oldukça kıymetli: </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em>40 yıldır Varto’nun havasını, suyunu, toprağını Vartolu’ya zehir eden bir anlayışla karşı karşıyayız. Vartolular 40 yıldır hayvancılık ve tarım yapamamaktadır. Köylülerimiz terör nedeniyle hayvanlarını satıp ya Varto da esnaf veya taksici oldular ya da Büyükşehirlere göçtüler. Terör nedeniyle ülkenin en geri ilçelerinden biriyiz. Çarşımız ve pazarımız halen bir köy ölçeğindedir. Bu geriliğin faili sadece devlet olarak açıklanamaz zira terörün sahnede olduğu hiçbir yerde devlet yatırımı olmaz. Ancak nedense 40 yıldır bu duruma ses yükselten olmuyor. Vartolu 40 yıldır zulüm içinde”</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Vartolular ilk kez bu duruma ses yükseltmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi tam da bu noktadan sonra, bundan sonraki yazılarımın merkezini oluşturan JES projesinin yararları, riskleri, çevre üzerindeki etkilerini; uygulanması durumunda, bölgenin kalkınması ve gelişmesi konusunda yapacağı etkileri konusunu enine boyuna ele alıp tartışabiliriz.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 09:22:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/mustafa-firat-1776968548.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VARLIĞIN SON SINIRI: SİDRETÜ\&#039;L-MÜNTEHA</title>
                <category>Meryem Gülbetekin</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/varligin-son-siniri-sidretul-munteha-621</link>
                <author>mrymglbtkn76@gmail.com (Meryem Gülbetekin)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/varligin-son-siniri-sidretul-munteha-621</guid>
                <description><![CDATA[VARLIĞIN SON SINIRI: SİDRETÜ\'L-MÜNTEHA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">İslam kozmolojisinde ve tasavvuf düşüncesinde, aklın durduğu, kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir "eşik" vardır. Bu eşik, Necm Suresi’nde zikredilen ve "son sınır" anlamına gelen Sidretü’l-Münteha’dır. Peki, sadece bir ağaç mıdır bu, yoksa varlığın hakikatine açılan bir kapı mı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nedir Bu "Son Sınır"?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Lügat manasıyla "en uçtaki kiraz/lulu ağacı" anlamına gelen Sidre, Miraç hadisesinin kalbidir. İslam alimlerinin ittifakıyla bu nokta, yaratılmışların bilgisinin tükendiği, melaikenin dahi ötesine geçemediği bir huduttur. Cebrail’in (a.s) Hz. Muhammed’e (s.a.v), "Buradan öteye bir adım daha atarsam yanarım" dediği o muazzam makamdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kozmik ve Metafizik Anlamı</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sidretü’l-Münteha, sadece mekansal bir bitiş çizgisi değil, aynı zamanda bilginin ve amellerin yükseldiği son nokta olarak kabul edilir. Tefsir geleneğinde bu kavram üç temel boyutta ele alınır:</span></p>

<ol>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">İlmin Sınırı: Melaike ve peygamberler dahil, mahlukatın ilmi burada son bulur. Ötesi "Gayb-ı Mutlak"tır; yani sadece Allah’ın bildiği sahadır.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Amellerin Menzili: Dünyadan yükselen salih amellerin ulaştığı ve yukarıdan inen hükümlerin alındığı merkezdir.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Vuslatın Eşiği: Hz. Peygamber’in "imkan" dairesinden çıkıp "vücub" dairesine, yani Allah’ın cemaline en yakın olduğu makamdır.</span></p>
	</li>
</ol>

<p><span style="color:#000000">Kalbe İnen Nurlar</span></p>

<p><span style="color:#000000">Necm Suresi’nde belirtildiği üzere, "Sidre’yi kaplayan kaplıyordu" (Necm, 16). Tasavvufta Sidre, kulun kendi varlığından geçip Hak’ta fani olmaya yaklaştığı son mertebe, "kesretin" (çokluğun) bitip "vahdetin" (tekliğin) başladığı yerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eşiğin Ötesindeki Teslimiyet</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sidretü’l-Münteha bize şunu fısıldar: İnsan ne kadar yükselirse yükselsin, ne kadar keşfederse keşfetsin, bir noktada "dur" denilecek bir sınır vardır. Bu sınır, kibrin bittiği ve mutlak acziyetin başladığı yerdir. Modern dünyanın her şeyi rasyonalize etme çabasına karşın Sidre, evrende hala "sır" olanın ve sadece imanla kavranabilecek olanın varlığını hatırlatır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kaynakça • Kur'an-ı Kerim: Necm Suresi, 13-18. Ayetler. • Taberi, Muhammed b. Cerir: Câmiu’l-Beyân fî Te’vîli’l-Kur’ân, Necm Suresi Tefsiri. • Elmalılı Hamdi Yazır: Hak Dini Kur’an Dili, Azim Dağıtım, İstanbul. • Müslim: Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman (Miraç Hadisi bölümü). • TDV İslam Ansiklopedisi: "Sidretü’l-Münteha" maddesi, Cilt 37.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 22:45:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/07/meryem-gulbetekin-1753709226.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KANADIN KIRILSIN</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kanadin-kirilsin-620</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kanadin-kirilsin-620</guid>
                <description><![CDATA[KANADIN KIRILSIN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Son zamanlarda, ne yazık ki alışık olduğumuz bir tablo yeniden karşımızda:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilere yönelik kin, nefret ve ayrıştırıcı dil…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumu bir arada tutması gereken kalemler, kimi zaman en derin yaraları açan araçlara dönüşüyor. Söz, birleştirmek yerine ayrıştırdığında; fikir, hakikati aramak yerine öfkeyi büyüttüğünde, sadece bir kişiye değil, bir inanca, bir toplumsal hafızaya da zarar verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cumhuriyet yazarı olarak bilinen Mine Kırıkkanat’ın, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında inancı üzerinden kullandığı ifade; eleştirinin sınırlarını aşan, doğrudan bir kimliği hedef alan bir söylem olarak hafızalara kazındı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eleştiri elbette olacaktır. Siyaset, eleştiriyle beslenir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak bir insanın inancı üzerinden hedef alınması; ne gazetecilikle, ne fikir özgürlüğüyle, ne de demokratik kültürle açıklanabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu tür söylemler, yalnızca bir kişiye yönelmiş gibi görünse de, aslında milyonlarca Alevi yurttaşı incitir. Çünkü mesele bir isim değil, bir kimliktir. Bir inancın küçümsenmesi, toplumun ortak vicdanında derin çatlaklar oluşturur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Burada asıl sorulması gereken soru şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyaset kurumu ve özellikle Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi bu tür söylemler karşısında nasıl bir duruş sergileyecek?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha önce çeşitli konularda hızlı refleks gösteren, kamuoyuna net mesajlar veren siyasi irade;<br />
bu olay karşısında da aynı kararlılığı gösterecek mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yoksa sessizlik, bu tür söylemlerin dolaylı bir kabullenilişi olarak mı algılanacak?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumsal barış, sadece büyük sözlerle değil; küçük ama net tavırlarla korunur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir hakaret karşısında gösterilecek duruş, sadece bugünü değil, yarının toplumsal iklimini de belirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi toplumu, tarih boyunca bu ülkenin vicdanı olmuş;<br />
sevgi, hoşgörü ve insan merkezli bir inanç anlayışıyla varlığını sürdürmüştür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle Alevilere yönelik her nefret söylemi;<br />
sadece bir topluluğa değil, bu ülkenin birlik ruhuna yönelmiş bir tehdittir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün ihtiyaç duyulan şey;<br />
daha fazla öfke değil, daha fazla sorumluluktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha fazla ayrıştırma değil, daha güçlü bir toplumsal birliktir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kalemler kırmak için değil, köprü kurmak için vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve unutulmamalıdır ki;<br />
söz yaralar açabilir,<br />
ama doğru söz, o yaraları da iyileştirebilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi herkes için bir sınav zamanı:<br />
Ya susarak bu dili büyüteceğiz,<br />
ya da açık ve net bir duruşla, bu dili tarihe gömeceğiz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son söz:<br />
Kanadı kırık olanlara karşı bizim de sözümüz nettir;<br />
kinle değil, duruşla cevap veririz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama bilinmelidir ki;<br />
kanadı kırık diyene, bizim de cevabımız şudur:<br />
“<em><strong>Kanadın kırılsın.</strong></em>”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 14:32:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MANEVİ DEĞERLER NEDEN ÖNEMLİDİR?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/manevi-degerler-neden-onemlidir-619</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/manevi-degerler-neden-onemlidir-619</guid>
                <description><![CDATA[MANEVİ DEĞERLER NEDEN ÖNEMLİDİR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Manevi değerlerin insan hayatında çok önemli bir yeri vardır. Özellikle de 5-15 yaş arası dönemde çocuklara ve gençlere ne verdiyseniz onu alırsınız. Eğer eğitimde bireyciliği esas alıp, yardımlaşma ve dayanışmayı ikinci plana koyarsanız insani duyguları yok edersiniz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Siverek ve Maraş’daki okullarda meydana gelen silahlı saldırılar da bunun sonucudur. Elbette; bunda küresel kapitalist kültürün de etkisi var. Zira öyle bir çağda yaşıyoruz ki, olumsuz bir örnek saniyeler içinde bütün dünyaya yayılmaktadır.&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Özellikle de oyun adı altında çocukları ve gençleri hemen etkileyebilecek içerikler her an okuyacağınız haberin başlangıcında, ortasında, sonunda karşınıza çıkmaktadır.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Çocuklara ve gençlere kötü örnek olabilecek bu tür oyunların ya da görsellerin denetimden geçmesi gerekir. RTÜK aracılığı ile televizyonlar denetleniyor da sosyal platformlardaki olumsuz görseller ve filmler neden denetlenmesin?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Çocukları ve gençleri koruyucu önlemler alındıktan sonra hem ailelere hem de çocuklara manevi değerlerin öğretilmesi gerekir.</span><span style="color:#ed7d31"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;</span></span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Ancak manevi değerler derken, bu alanlara hemen tarikat ve cemaatler doldurulmasın.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Onların ailelere, çocuklara ve gençlere verebileceği bir manevi değer yoktur. Din adı altında karşıdaki insanın inancını küçümseyen, dışlayan hatta düşmanlaştıran nesiller yetiştirmeyi amaçlamaktadırlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Çünkü; onların amacı manevi değerleri ya da dini öğretmek değil, kendi sömürü düzenini kurmaktır.&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Onlar için ne kadar fazla “Mürit-taraftar” olursa o kadar para kazanacaklardır. Bunun üzerinden de siyaset makamı ile pazarlık yapıp taraftarlarının oylarını paraya çevireceklerdir.&nbsp;</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Kurdukları şirketlere ihaleler alacaklar, devlet kurumlarına mallarını satacaklar, güvendikleri müritleri de devlet kurumlarında kilit noktalara getireceklerdir. Böylece, tarikat adı altında ticaret-siyaset-menfaat düzenlerini sağlama almış olacaklardır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Bu tarikatların sahibi oldukları şirketlerde karın tokluğuna işçi çalıştırılmaktadır.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Bu işyerlerinde Sendikal haklar, sosyal haklar diye bir şey yoktur.&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Çok koyu bir emek sömürüsü vardır.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Bugün Türkiye’deki tarikat ve cemaatlerin yaptıkları aynen yukarıda anlattığımız gibidir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">İkinci bir yanlış ise, din eğitimi adı altında 5-6 yaş arasındaki çocukların tarikatların elinde bulunan cami ve medrese türü ana okullarına yönlendirilmesidir. Beş-altı yaşındaki bir çocuğa daha doğru dürüst Türkçeyi öğrenmeden Arapça Kur’an sureleri ezberletilmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Beş yaşındaki bir çocuğa bilmediği bir dil üzerinden sözde din eğitimi verilmektedir.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Oysa, bu yaştaki çocukların eğlenmesi, oyun oynaması ve arkadaşları ile paylaşmayı ve yardımlaşmayı öğrenmesi gerekir. Bu çocukların gidecekleri yer medreseler değil, kreşlerdir. Burada yapılması gereken hem devlet kurumlarının hem de belediyelerin kreş ihtiyacını karşılaması ve bu hizmetlerin çok az bir ücret karşılığında yapılmasıdır. Sosyal devlet de bunun için vardır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Çocuklara elbette ki din ve ahlak bilgisi verilmelidir. Ancak bunun ilk önce ailesi tarafından verilmesi gerekir.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Bütün dinler, insanların iyi ahlak sahibi olmasını, anneye ve babaya saygılı olmasını öğütler. Yine aynı şekilde bütün dinler, insan sevgisi, doğa sevgisi ve Tanrı sevgisi üzerine inşa edilmiştir. Ünlü tasavvuf ozanımız Yunus Emre bunu tek bir cümlede özetlemiştir.&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">“Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” demiştir.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Yunus Emre’nin bu sözü, hem Tevrat hem İncil hem de Kur’an’ı Kerim’de yer alan ayetlerin bir sözü ve özüdür.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Bütün kutsal kitaplarda insan öldürmek, yalan söylemek, komşuya ve malına yan gözle bakmak yasaklanmıştır</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">. O halde, “toplumun yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğu” bir ülkede bir çocuk nasıl olur da</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">eline silah alıp sınıf arkadaşlarını katledebilmektedir?</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Burada bir yanlışlık yok mu? Demek ki, dinin özünü ve kadim kültürümüzü çocuklarımıza verememişiz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Yaşadığımız topraklarda&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">“Anadolu irfanı”&nbsp;</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">diye bir deyim vardır. Bu deyim boş yere söylenmiş bir söz değildir. Bu topraklar onlarca medeniyetin kök saldığı bir coğrafyadır. Buradaki medeniyet, Amerika gibi iki yüz yıllık bir geçmişe değil, binlerce yıl öncesine dayanan bir medeniyettir. Bu topraklardaki insanlar paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma gelenekleri ile bugüne gelmişlerdir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Ama, maalesef insanlarımız bu gelenekten kopartılmıştır. Bu geleneğimizin devam ettirilmesi; ancak kültürlü ve bilinçli bir gençliğin yetiştirilmesi ile sağlanabilir. O nedenle çocuklarımıza önce bize ait olan bu ortak kültürümüzü vermemiz gerekir.&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Bu toprakların yetiştirdiği Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Yunus Emre, Abdal Musa gibi manevi, dini</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">önderlerimiz ve ozanlarımız var</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">. Önceliğimiz, Çocuklarımıza bu önderlerimizi anlatmamız ve tanıtmamız gerekir. Bunlar ortak değerlerimizdir.&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Anadolu irfanı, bu değerlerin bütünüdür.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Örneğin; Hacı Bektaş Veli’nin insan ve doğa sevgisi ile ilgili sözlerine kim karşı çıkabilir?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Makalemizi Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre’nin veciz sözleri ile tamamlayalım.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">“İNCİNSEN DE İNCİTME”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">“YARADILANI SEVERİZ, YARADANDAN ÖTÜRÜ”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 00:02:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VARTO\&#039;DA JES PROJESİNE KARŞI MIYIM?</title>
                <category>Mustafa Fırat</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/vartoda-jes-projesine-karsi-miyim-618</link>
                <author>mfirat65@gmail.com (Mustafa Fırat)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/vartoda-jes-projesine-karsi-miyim-618</guid>
                <description><![CDATA[VARTO\'DA JES PROJESİNE KARŞI MIYIM?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Berlin Varto Kültür Ve Dayanışma Derneği sayfasında Erkan Tolay’ın şahsıma yönelik çağrıya cevabımdır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Değerli Berlin Varto Kültür ve Dayanışma Derneği sayfası takipçileri, takipçisi olduğunuz sayfada şahsıma bir çağrı yapıldığı için cevap hakkı doğmuş bulunmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat görüyor ve anlıyorum ki, mesele JES projesi ve tepkiler iken, her nedense söz dönüp dolaşıp Mehmet Şerif Fırat'a getiriliyor ve hadsiz bir takım ifadeler kullanılıyor. Merak etmeyin her birine topluca cevap vereceğim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öncelikle Efkan Tolay'ın çağrısı üzerine söyleyeceklerimi ifade edeyim ki konu biribirine karışmasın.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bundan bir kaç gün önce Varto'da hayata geçirilmek istenen JES projesi ile ilgili bir iki paylaşımda bulunmuş idim. Söz konusu paylaşımlarda özetle JES projesine karşı köylülerimizin haklı eylemlerini ve karşı çıkış gerekçelerini bir takım siyasi aktörler tarafından bilinçli olarak, kirli siyasi emellerine alet edildiğini, JES karşıtlığı üzerinden toplumumuzun devletle karşı karşıya getirildiğini, söz konusu karşıtlığın ortaya çıkardığı gerilimler üzerinden, karanlık ve kirli bir siyaset yürütüldüğünü ve hatta CHP'li bir takım siyasi aktörler öne sürülerek Hormek Coğrafyasının PKK ve DEM'e karşı olan direncini kırmak, yönetmek ve nihayet DEM-PKK çizgisine teslim etmek amacı güdüldüğünü yazmış ve bu hususta bölgede iki dönem milletvekili adayı olmam hasebiyle üzerime düşen görev ve halkımıza karşı sorumluluğum gereği anılan kirli siyaseti deşifre etmek, toplumu uyarmak zorunda kaldığımı ifade etmiştim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat öyle anlaşılıyor ki, bunu ifşa etmek bazı insanların hoşuna gitmemiş olacak ki, meseleyi bel altı vurarak, geçmişi kaşıyarak küfrederek, tehdit ederek, başka başka boyutlara taşıyarak meseleyi özünden saptırmaktadırlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buradaki maksat da gayet açıkça anlaşılıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunun temel nedeni, andığım kirli ve karanılık siyaseti ifşa etmiş olmam.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir kez daha madde madde söyleyeyim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">1. Ben söz konusu paylaşımlarımda JES'i olumlu gördüğümü desteklediğimi söylemiyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">2. JES'in çevresel, külütrel tarihi, sosyolojik risklerinin var olduğunu zaten söylüyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">3. Yok eğer uygulanacaksa, Çevresel etkileri dikkate alınarak karar verilmesi gerektiğini,</span></p>

<p><span style="color:#000000">4. Köylülerimizin JES'e karşı tepkilerinin haklı olduğunu ifade ediyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ortalama bir zakanın altındaki her hangi bir insanın söz konusu paylaşımlarımı okurken anlayacağı bu hususlar açıkça ortadayken, neden JES projesini olumlu bulduğum çıkarımlarında bulunuluyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nedeni gayet açık: Proje konusunda yürütülen siyasetin arkasındaki maksadı dilim döndüğünce ifşa ettiğim için... Bu konuda şu anda JES projesine karşı, köylülerimizin kurduğu sivil insiyatifleri üzerine çöken, onların iradesini ve duyarlılığını teslim alan bu siyasi aktörlerin, JES karşıtlığı iki yüzlü, kirli ve maksatlıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Projenin ekolojik denge başta olmak üzere bölgenin tarihini, kültürünü de etkileyecek boyutları olduğu ileri sürülüyor ise, onlara göre Şeyh Sait Hareketinin direnç noktası olan ve bölgedeki Kürt yurttaşlarımız için sembolik anlamı bulunan Abdurrahman Paşa köprüsü HES barajının altında kaldığında niye sesleri çıkmadı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">HES'in ekolojik çevre üzerindeki etkilerini, endemik yapıya, faunaya olan etkileri açıkça bilindiği halde neden HES'e karşı bir direnç oluşturulmadı da, JES Hormek köylerini hedef aldığında yaygarıyı koparmaktalar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Demir Çelik zamannıda taş ocağına çevrilen Seferek köyünün ekolojik dengesi, köyün üstüne çöken metaller söz konusu olduğunda neden sesleri çıkmadı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Goşkar suyu üzerinde baraj yapılırken neredeydiler bu zatlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne oldu da Hormek köyleri söz konusu olduğunda ekoloji, kültür, tarih inanç bu insanların duyarlı olduğu alanlar haline geldi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bütün bunlar ortadayken, bunların samimiyetine nasıl inanalım. Nasıl bu işin içinde başka bir şey mi var diye sormayalım. Biz de haklı olarak soruyoruz ve sorguluyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">1. Neden Vartodaki köylülerimizin kurduğu sivil insiyatiflere çöktünüz. Rakasan Muhtarı'nı diskalifiye ettiniz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">2. Neden köylülerimizin kurdğu sivil insiyatifleri, baskılayarak fotoğraf karelerinin önüne çıktınız</span></p>

<p><span style="color:#000000">3. Neden halkın tepkilerini örgütleyen sanki sizmişsiniz gibi bir algı oluşturdunuz da Projeye haklı tepkileri olan ancak sizin iradenize teslim olmak istemeyen diğer insanların sürece katılmasına engel oldunuz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yaptığımız sorgulamalardan çıkardığımız sonuç, daha vahim. Üstelik kirli..</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cevap veremeyince sosyal medya silahşörleri üzerinden tehdit ediyor, hakaret ediyorlar. Hadlerini aşarak.. Dedem Rahmetli Mehmet Şerif Fırat'ı, kitabını, devletçitutumunu vs karıştırarak ortalığı bulandırmaya, buradan ortaya çıkacak tepkileri kullanarak, olayları manipüle etmeye çalışıyorlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşi öyle bir noktaya getirmiş bulunmaktadırlar ki bu kez, Alevilik konusunda yaptığımız çalışmalarla bağlantısını kurarak, bu konudaki çalışmalarımız ile soruna karşı gösterdiğimiz duyarlılığın JES projesi konusunda ortaya çıkan haklı taleplerle çeliştiğini ifade etmekte ve acaba başka nasıl bir tepki oluştururuz da Mustafa Fırat'ı vururuz hesabına girmektedirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Madem bu konu gündeme getirilmiş, öyle ise cevap vereyim de her kes bilsin.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İçinden çıkageldiğim Alevi toplumunun tarihsel, kültürel sosyal ve siyasal meselelerine vakıf bir insan ve bu gelenek ile inancın bir bireyi olarak;</span></p>

<p><span style="color:#000000">1. Devletin Alevi toplumunun sorunlarına duyarlılık geliştirmesini, Alevi toplumunun muhtelif sorunlarına çözüm arayışını elbette destekliyorum. Desteklemekle kalmıyor, Hükümetin bu konuda attığı adımı, Cumhuriyet tarihi boyunca atılmış en büyük adım olarak görüyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">2. Cemevlerinin Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına bağlanmasını savunmuyorum. Konuya vakıf olduğum için de Başkanlığın böyle bir politikası ve amacının olmadığını da çok iyi biliyorum. 3. Cemevi Başkanlığının, Cumhurbaşkanlığına bağlı özerk bir kurum olarak yapılandırılması gerektiğini savunuyorum. 4.Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının ocak temelli, Pir ve Dedelerden oluşan danışma kurullarıyla yönetilmesi gerektiğini, yönetimsel ve inançsal özerkliklerinin korunması gerektiğini savunuyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">5. Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi gerektiğini 6. Sünni yurttaşlarımızın ibadethanelerine sağlanan imkanların ve kamusal kaynakların, nüfusa orantılı olarak Cemevlerine de sağlanması gerektiğini, savunuyorum ve en önemlisi ve hassasiyetle üzerinde durulmak üzere</span></p>

<p><span style="color:#000000">6. Bir Alevilik tanımı yapılmaksızın, Alevilik inancına, ritüellerine, geleneklerine ve değerlerine yönelik saldırılara karşı gerekli önlemlerin alınması gerektiğini savunuyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Avrupa merkezli bir takım mihrakların "Alisiz Alevilik" şeklinde inşa ettikleri, Aleviliğin tarihi ve geleneğiyle tamamen zıt, yeni bir tür Aleviliğin, toplumumuza dayatılmış olmasına karşı gerekli önlemlerin alınarak geleneksel Aleviliğin korunması ve kendini ifade edebilmesi için gereken koşulların yaratılması gerektiğini savunuyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Konuyu bu noktaya getirdiğiniz için yazıyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Halkımızın JES projesine karşı geliştirmiş olduğu iradeye çöken bu zevat, güya inançlarımız, ziyaret mekanlarımızın zarar göreceğini ifade etmekte iken, İnançlarımıza, değerlerimize ve geleneklerimize en yıkıcı ve en aşağılık saldırıyı yapanlardır. AABF'nin yöneticileri değil miki, biz Müslüman değiliz diyen. JES'e karşı açıklama yapan Celal Fırat değil mi ki Alevileri "Ateşe tapan" diye tanımlayan.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunlar deği mi ki biz ışık insanıyız, Ateşe tapanlarız deyip de, Aleviliğin içini boşaltanlar. Sizin Aleviliğinizi tanımlayan…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hadi diyelim ki Devletin Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nı kurararak Aleviliği asimile ettiği zannıyla bu kuruma karşı çıkıyorsunuz. Anladık da sanki yeni birşey bulmuşcasına Alevileri ateşe tapan, doğacı, ya da ışık insanı diye tanımlayarak Aleviliği asimile eden bu kesime niye bir ses çıkarmıyorsunuz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devamı…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunlar değil mi ki çoluk çocuğunuzun boğazından kesip de deprem zedelere AABF üzerinden gönderdiğiniz yardım paralarını cukkalayıp Varto da gövde gösterisi yapanlarla JES karşıtlığı üzerinden kol kola yürüyen.</span></p>

<p><span style="color:#000000">JES’e destek veren Pir Sultan Abdal dernekleri genel başkanına soruyor musunuz ki, kendi yakın arkadaşlarınız gelen yardım paralarını özel hesabında tutuyor iddiasına bir cevap ver. Kendini akla da öyle gel Vartolu köylülerimizin JES karşıtı eylemine.</span></p>

<p><span style="color:#000000">….</span></p>

<p><span style="color:#000000">Takdir aklı ve vicdanı olanlarındır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 21:23:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/mustafa-firat-1776968548.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KİNDAR OLMAYIN!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kindar-olmayin-617</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kindar-olmayin-617</guid>
                <description><![CDATA[KİNDAR OLMAYIN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumların ayakta kalmasını sağlayan en temel değerlerin başında sevgi, saygı ve hoşgörü gelir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanın doğasında var olan bu duygular, bireyi yüceltirken; kin, nefret ve intikam duyguları ise hem bireyi hem de toplumu aşağı çeker. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün gelinen noktada, özellikle toplumsal temsiliyeti olan kişilerin diline ve tavrına baktığımızda, bu değerlerin ne kadar aşındığını görmek zor değil.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kindarlık, sadece bireysel bir zaaf değildir; aynı zamanda toplumsal bir hastalıktır. Çünkü kin tutan insan, sadece karşısındakine zarar vermez, en büyük zararı kendisine verir. Zihnini geçmişin hesaplarıyla meşgul eden, sürekli öfke ve intikam duygusuyla hareket eden bir kişinin sağlıklı karar alması, üretken olması ve başarılı olması mümkün değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hayatın her alanında sevgi varken, kinle hareket etmek insanın kendi doğasına ters düşmesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsan, affettikçe büyür; kin tuttukça küçülür. Bu sadece bireysel ilişkilerde değil, özellikle kamu görevinde, siyasette ve sivil toplumda çok daha belirgin bir şekilde kendini gösterir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir makamda oturuyorsanız, bir topluluğu temsil ediyorsanız, artık sadece kendiniz değilsiniz. Sözünüz, tavrınız ve duruşunuz sadece sizi değil, temsil ettiğiniz kitleyi de bağlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu noktada kinle hareket etmek, kişisel bir tercih olmaktan çıkar; toplumsal bir sorumsuzluğa dönüşür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün yerel yönetimlerde, siyasette ve sivil toplum kuruluşlarında yaşanan birçok sorunun temelinde, kişisel hesaplaşmalar ve kin duygusu yatmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hizmet üretmek yerine hesap görmek, çözüm üretmek yerine geçmişle kavga etmek, ne bireye ne de topluma fayda sağlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutulmamalıdır ki; yanlış, yanlışı doğurur. Kinle verilen kararlar, sağduyudan uzak olur. Sağduyudan uzak her adım ise hatayı büyütür. Bu da hem bireysel itibarı zedeler hem de toplumsal güveni sarsar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa gerçek liderlik; öfkesine yenilmemek, kin tutmamak ve her şartta adaletli olabilmektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Güçlü insan, affedebilen insandır. Zayıf insan ise kinini büyüten, öfkesini besleyen kişidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Topluma örnek olması gerekenlerin dili birleştirici, tavrı kapsayıcı olmalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü toplum, yukarıya bakar ve gördüğünü uygular. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer yukarıda kin varsa, aşağıda huzur olmaz. Eğer yukarıda hoşgörü varsa, aşağıda birlik olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak; kin, insanı küçültür, sevgiyse büyütür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Makamlar, koltuklar, unvanlar geçicidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Geriye kalan ise insanın bıraktığı izdir. O iz ya kinle anılır ya da sevgiyle…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tercih, her zaman olduğu gibi insanın kendisine aittir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 19:36:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ANTİ-EMPERYALİSTLİK SÖZLE Mİ, EYLEMLE Mİ OLUR?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/anti-emperyalistlik-sozle-mi-eylemle-mi-olur-616</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/anti-emperyalistlik-sozle-mi-eylemle-mi-olur-616</guid>
                <description><![CDATA[ANTİ-EMPERYALİSTLİK SÖZLE Mİ, EYLEMLE Mİ OLUR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">ABD ve Siyonist İsrail iktidarının İran’a karşı başlattığı saldırılar ülkemizde ve dünyada safları netleştirdi. Bir tarafta emperyalist saldırının esas sorumlusu olan ABD’yi görmeyip, Netanyahu’yu çok sert sözlerle eleştirenler var. &nbsp;Diğer tarafta esas saldırının sorumlusu ve planlayıcısı olan ABD’ye açıktan tavır alanlar var.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Ülkeler arasında ABD’ye en net tavır alanların başında Sosyalist Parti tarafından yönetilen İspanya gelmektedir. Başbakan Pedro Sanchez, hiçbir Müslüman ülkenin alamadığı kararlar aldı. Ne ülkesindeki üsleri kullandırdı ne hava koridorunu açtı. İşte gerçek anti-emperyalizm budur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Ülkemizde ise, gerek iktidar gerek ana muhalefet partisi esas olarak İsrail’i hedef aldılar. Oysa, ABD olmazsa, İsrail gerek Filistin’de gerek Lübnan’da katliamlarına devam edebilir miydi? İktidar, ülkedeki ekonomik sıkıntılar nedeniyle İspanya Başbakanı Pedro Sanchez kadar sert kararlar alamadı. Ancak, ana muhalefet partisi de sözlü açıklamalar yapmakla yetindi. Oysa, emperyalizme karşı savaşmış, dünyadaki ezilen ülkelere örnek olmuş ve Kuvayı Milliye geleneğinden gelen CHP’den kitlesel protesto eylemleri beklenirdi. &nbsp;Hatta, &nbsp;İran’ın Ankara Büyük elçiliği ziyaret edilerek destek açıklaması yapılabilirdi. Ama maalesef bunların hiç birisi yapılmadı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">CHP’nin gerek milli konularda gerekse emperyalist saldırılara karşı kitlesel eylem yapmaktan ve saldırıya uğrayan ülkelere destek vermekten kaçındığı görülmektedir. Aynı çizgi Kemal Kılıçdaroğlu döneminde de yaşandı. Karabağ savaşında Azerbaycan’a destek verilmedi. Hatta bir yöneticisi radikal dincilerin Azerbaycan’ın yanında savaştığını açıklamıştı. Oysa böyle birşey olmadığı gibi, Azerbaycan otuz yıldır işgal altında bulunan toprakları için savaşıyordu. Biz o dönemde CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na gönderdiğimiz elektronik mektuplarla Azerbaycan’a gidilerek İlham Aliyev’e destek verilmesini önermiştik. Ama ne yazık ki, Kılıçdaroğlu bu ziyareti yapmaktan kaçındı. Bize cevap olarak sadece “teşekkür ederiz” denildi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Şimdi de benzer politikaları Özgür Özel izlemektedir. Diyeceksiniz ki, CHP genel başkanı Özgür Özel, partisine karşı yapılan operasyonlar nedeniyle diğer konulara fırsat bulamadı. İktidarı hedefleyen bir partinin emperyalizme karşı daha net tavır alması gerekirdi. Partiler bu zor dönemlerde denenir ve halktan ona göre puan alır. CHP yönetiminin dış politikaya ve dünyadaki gelişmelere yeterince önem vermediği ve net politikalar belirlemediği anlaşılmaktadır. Halk, CHP’den iktidara geldiğinde ne yapacağını beklemektedir. &nbsp;Siz güven veremezseniz, nasıl iktidar olacaksınız?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Dünyadaki son olaylardan sonra, ülkelerin alacakları tutum; gelecekleri için belirleyici olacaktır. Emperyalist saldırıya net tavır alamayan bir partinin iktidar olma şansı yoktur. Aynı şekilde, Emperyalizme net tavır alamayan iktidarların da iktidarlarını devam ettirme gücü olmayacaktır. Zira dünya öyle bir noktaya gidiyor ki; ya ABD ve İsrail’in yanında olacaksınız ya da karşısında. &nbsp;Bunun orta yolu olmayacak. Yani her iki tarafa karşı tarafsız kalmanın şartları kalmayacak, denge politikası izlemek için manevra alanları da olmayacak.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Onun için; iç cephede birlik ve beraberlik çok önemlidir. Emperyalizmin İran saldırısı bu birlik ve beraberliğin ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. O nedenle İktidardaki Cumhur ittifakının Ana muhalefet partili belediyelere karşı başlattığı operasyonlar iç cephenin bütünlüğüne zarar vermektedir. Eğer gerçekten yolsuzluk ve rüşvet varsa, meclise siyasi ahlak yasası getirlir. Bütün partiler de bunu onaylar. Tarafsız bir yargı oluşturularak, iktidar-muhalefet ayrımı yapılmadan bu soruşturmalar yapılır. Kimin suçlu olup olmadığına da tarafsız mahkemeler karar verir. Bu yapıldığı taktirde hiç kimse de yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarına itiraz edemez. &nbsp;Bu yapılmayıp, aynı politikalara devam edildiği taktirde, emperyalistlere ülke içinde kışkırtma ve bölücülük yapma fırsatları doğacaktır. Bu fırsatların verilmemesi ülkemizin geleceği açısından bir zorunluluk taşımaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Makalemize son verirken, yeni dünya şartlarında emperyalizme net tavır alamayanların ülke yönetiminde görev alma şanslarının olamayacağını tekrar belirtelim. Ülkeyi yönetenlere veya &nbsp;yönetmeye aday olanlara Mustafa Kemal’in mücadelesini örnek olarak verelim. Anadolu’nun emperyalist işgaline net tavır alamayanlar tasfiye olup, bugün adları bile anılmamaktadır. Ama, emperyalizme direnenler başta Mustafa Kemal olmak üzere, sonsuz kadar saygıyla anılmaya devam edileceklerdir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Ek: Karabağ savaşı sırasında CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na gönderilen elektronik posta.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Azerbaycan hk.</span></span></span></span></span></p>

<table cellspacing="0" class="Table" style="border-collapse:collapse; border-color:currentcolor; border-image:initial; border-style:none; border-width:medium; font-family:&quot;Times New Roman&quot;; text-decoration-color:initial; text-decoration-style:initial; text-decoration-thickness:initial">
	<tbody>
		<tr>
			<td style="border-bottom:none; border-left:none; border-right:none; border-top:none; vertical-align:top; width:539px">
			<table cellspacing="0" class="Table" style="border-collapse:collapse; border-color:currentcolor; border-image:initial; border-style:none; border-width:medium">
				<tbody>
					<tr>
						<td style="border-bottom:none; border-left:none; border-right:none; border-top:none; vertical-align:top">
						<p><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Hamdullah DEDEOĞLU</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">g</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">mail.com&gt;</span></strong></span></p>
						</td>
					</tr>
				</tbody>
			</table>

			<p><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>
			</td>
			<td style="border-bottom:none; border-left:none; border-right:none; border-top:none; vertical-align:top">
			<p style="text-align:right"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">4 Kas 2020 Çar 16:56</span></span></p>
			</td>
			<td style="border-bottom:none; border-left:none; border-right:none; border-top:none; vertical-align:top">
			<p style="text-align:right"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>
			</td>
			<td rowspan="2" style="border-bottom:none; border-left:none; border-right:none; border-top:none; vertical-align:top">
			<p style="text-align:right"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td colspan="3" style="border-bottom:none; border-left:none; border-right:none; border-top:none; vertical-align:center">
			<table cellspacing="0" class="Table" style="border-collapse:collapse; border-color:currentcolor; border-image:initial; border-style:none; border-width:medium">
				<tbody>
					<tr>
						<td style="border-bottom:none; border-left:none; border-right:none; border-top:none; vertical-align:center">
						<p><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Alıcı: Kemal Kilicdaroglu</span></span></p>

						<p><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:SimSun"><img src="https://www.blogger.com/img/img-grey-rectangle.png" style="cursor:move; height:1px; width:1px" /></span></span></p>
						</td>
					</tr>
				</tbody>
			</table>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Sayın Kılıçdaroğlu,</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Kamuoyunda Azerbaycan'a yeterli destek vermediğiniz konusunda bir algı bulunmaktadır. Bu algıyı kırmak için sizin de başında bulunduğunuz bir heyetle Azerbaycan'a destek ziyaretinde bulunmanızı öneriyorum.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Selam ve Saygılarımla.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Hamdullah Dedeoğlu</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">04.11.2020.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 10:49:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SÜMERLER  HAKKINDA BİR</title>
                <category>Metin Uysal</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/sumerler-hakkinda-bir-615</link>
                <author>zavaranga@gmail.com (Metin Uysal)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/sumerler-hakkinda-bir-615</guid>
                <description><![CDATA[SÜMERLER  HAKKINDA BİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tarih ; </strong>gerçeklerin değil yazanların anlatımıdır. Her kim eline kalem alıp yazmışsa durup dururken veya sadece bilimsel amaçlar için yapmamıştır .<br />
<br />
Özellikle yazının ve matbaanın olmaması veya yaygınlaşmaması nedeni ile sıradan insanlar için yaşadıkları dönemle ilgili bir şeyler karalamaları mümkün değildi.Unutmayalım o dönemlerde kağıt yoktu ,kağıt ve matbaa çok geç insanlığın faydalandığı gelişmelerdir.Kağıt yerine çok pahalı olan deriden yapılan parşömenler vardı( elbette başka yazılacak nesneler de vardı papirüs gibi) . Yine günümüzde çok ucuza alıp kullandığımız tükenmez kalemler yerine divit ( ve benzerleri) ile özel imal edilmiş mürekkepler kullanılmıştır yani kısacası halkın kitap yazması mümkün değildi. Daha geriye gidersek özellikle Sümer Dönemine , artık sadece halk değil &nbsp;yönetenler dahi yazamazdı ve okumasını bilmeyenler de &nbsp;vardı. Tarihi kitabelere veya diğer devlet evrakları olan yazılanlara <strong>“YAZICI” </strong>denilen kişiler yapardı. Bunlar özel olarak yetiştirilmiştir. Benzeri olayın Çin’de de çok sonraları uygulandığını biliyoruz. Uzatmadan sadece tarih yazımı değil her tür yazı halkın bilgisi ve iradesi dışında gelişmiştir.</p>

<p>Tarihte şimdiye kadar ki bilgilerimize göre yazıyı ilk defa <strong>Sümerler</strong> icat etmiştir.Yazının bulunma sebebi açıkça görülüyor ki “ekonomiktir” .<br />
<br />
İnsanlık malı mülkü ürettiği artınca önce sayma ihtiyacı doğmuş zaten var olan basit sayma işlemi zamanla gelişmiş fakat çeşitli malların tasnifi &nbsp;içinde önceleri resimler yapılarak yapılmaya çalışılmış ancak bu durumun sürmesi mümkün olmadığından adım adım yazı icat edip geliştirilmiştir.</p>

<p>Bu durumda yazıyı icat eden Sümerlerin o tarihlerdeki en ileri toplum olduğu apaçık bellidir.Muhakkak ki dünyada geçerli olan <strong>“ EŞİTSİZ GELİŞİM YASASI “ </strong>bu gelişme içinde geçerli olduğundan bu ileri olma durumunun hayatın tüm safhalarında olması da mümkün değildir.</p>

<p>Sümerlerin geçmişi apayrı bir konudur ancak bu durum aydınlatılmadan bu müthiş gelişmeyi de izah etmek zordur. Bu yazıda bu ilginç olayı ve etkileri ile köklerini açıklamaya gayret edeceğim fakat çok sayıda kişinin kalem oynattığı bu sahada her yapanın maruz kaldığı kişisel gelişim özellikleri ile ait olduğu kültürün etkilerinden sıyrılarak &nbsp;yazmak gerçekten çok zordur . Bu bilinç ile yazıya devam edeyim…<br />
<br />
Tarih ; bildiğimiz kadarı ile var olandır! &nbsp;Hiçkimse bu bilgilerin değişmeyeceğini ve özellikle artmayacağını düşünemez. Fakat tarih her ele alındığı dönemin etkisinde yazılır. Öyle sanıyorum ki bu durum uzun bir süre devam edecektir. Diğer bilim dallarından özünden gelen derin aykırılıkları nedeniyle tarih bilimi her zaman özellikle milletlerin oluşmasından sonra bir ulusun diğer uluslara karşı bir nevi silahıdır bazende kalkanı.</p>

<p>Neden tarih biliminin bu özelliği belirgindir? Çünkü sosyal olayları fizik veya kimya gibi formüle etmek imkansızdır. Matematik gibi hatasız işlem yapmak mümkün değildir. Tarih bilimi bütün bilimler içinde gelecekteki bilgilere en çok ihtiyaç duyanıdır fakat aciliyeti de en fazla olanlarındandır , özellikle yönetici kesim için bu belirgindir. İşte bu çelişik durum ; yani gelecekte ortaya çıkacak gerçekler ile bugünkü &nbsp;meseleleri ; olanla olması gerekenin kavgasıdır.</p>

<p>Artık esas yazımıza girebiliriz…<br />
<br />
Sümerler çok uzun süreler egemen olmasına ve insanlığa muazzam gelişmeler hediye etmesine rağmen iktidardan gitmelerinden bir kaç yüzyıl geçince unutulmaya başlamış hatta bugünkü Batı Medeniyetinin temelini oluşturan Yahudi ve Yunan Kültürlerince de asla varlığı bilinmeden günümüze sadece bize bıraktıkları kalan ( yazı,devlet,okul,resmi kurumlar,Kanun,tarım vb.) öksüz kalmışları ile adı bilinmeden yaşatılmış hayalet halktır. Nasıl ki hayaletler görülemez artık bu halk da görünmez olmuş, ancak onların bize bıraktığı yüzlerce uygulamalar yaşatılmıştır fakat işin acı veren tarafı da vardır. Yaptıkları pek çok &nbsp;icat veya gelişme özellikle Batılılarca başka toplumlara mal edilmiş ve bu durum halen sürüp gitmektedir.Birkaç örnek sıralayalım ;<br />
<br />
<strong>1-)</strong> Batılı bilim insanları ile bunların etkilediği aydınlara göre bütün medeni gelişmeler ya Yunan Uygarlığı ya da İbranilere aittir!</p>

<p><strong>2-) </strong>Yine aynı kişilere göre din denen olgu aynı toplumlar sayesinde vardır!</p>

<p><strong>3-) </strong>Yine aynı kişilere göre matematik,fizik,astronomi,takvim,biyoloji vs.bu toplumların eseridir!</p>

<p><strong>4-) </strong>Yine aynı kişilere göre sanat da aynı şekildedir!</p>

<p>Burada keseyim sanırım meramım anlaşılmıştır.Şimdi her biri için bazı örnekler vererek gerçeği ortaya çıkarmaya çalışalım ;&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">1-)</span> </strong>Yunan Uygarlığı MÖ 400 lü yıllarda ortaya çıkmıştır.Oysa Sümerlerin ortaya çıkışı en az MÖ 3.500 yıllarıdır.Arada yüzyıllar değil bin yıllar mevcuttur.Böyle bir medeniyet nasıl olur da kurucu medeniyet olabilir?</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>2-) </strong></span>Sümer yazıtlarından açıkça görüleceği üzere derli toplu din inançları vardır ve yazılıdır ve Batının iddia ettiği ve semavi din diye yücelttikleri din de bu Sümer inanışlarının sadece devamı durumundadır. Mesela Tufan Destanında bütün semavi dinlerin ana kaynağı olduğunu her okuyan rahatça çıkarabilir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>3-)</strong></span> Sadece tek bir örnek ; sözde Pisagor o meşhur teoremi bulduğu öne sürülür ,insaf yani! Bu adamdan en az iki bin yıl önce yazılmış tabletlerde bu kuram var ve yazılmış…</p>

<p><strong>4-)</strong> Sanat biraz algıya bağlıdır ancak sadece Mısır eski eserlerine şimdi bile bakmak sadece hayranlık uyandırır Batının dayattığı uygarlık ile arada yine binlerce yıl var. Sümerlerin zigguratlarını ve daha yüzlerce bulunan kıymetli eserlerine girmiyorum.</p>

<p>Şimdi bu yazının yanlış anlaşılmasını istemiyorum. Amacım Yunan Uygarlığını sıfırlamak değil.Sadece gerçeğe ulaşmaya çalışıyorum Batının fanatik düşüncelerinin temelsiz olduğunu göstermek istiyorum. Batının en büyük avantajı birkaç yüzyıldır öne geçmiş olmasıdır fakat bu durum onların bütün insanlık tarihini yeni baştan yazmalarını gerektirmez.</p>

<p>NOT: Yazı devam edecek</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 17:33:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/10/metin-uysal-1759859993.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TUNCELİ’Yİ BOĞAN KARANLIK</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/tunceliyi-bogan-karanlik-614</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/tunceliyi-bogan-karanlik-614</guid>
                <description><![CDATA[TUNCELİ’Yİ BOĞAN KARANLIK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Gülistan Doku adlı kızımızın kurbanı olduğu cinayet ile ilgili yeni gerçekler ortaya çıkarken, aslında Tunceli’nin üzerine karabasan gibi çökmüş olan bir karanlığın hepimizi nasıl boğduğuna da tanıklık ediyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Doku’nun başına gelenleri tekil-münferit bir olay olarak değerlendirmek en büyük yanlış olur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha bir ay önce, bayram tatili nedeniyle ziyaretimize gelen konuklarımız bir çırpıda,&nbsp;Tunceli’nin çeşitli ilçelerinden ve yurtdışından 10’a yakın intihar vakasından söz etmişlerdi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Son olarak, yine iki hafta önce, 3 çocuklu Ovacıklı bir anne kendisini Munzur’un soğuk sularına atmıştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tunceli’de gerçekleşen intihar girişimlerinde özellikle de gençlerin sayısı ciddiye almamız gereken bir meseledir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İntiharların arkasında çoğu kez derin bir umutsuzluk, çaresizlik, gelecek beklentisinin yıkıma uğraması ve psikolojik acı duyumu vardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette, bireyi intihara götüren çevresel ve biyolojik faktörler de vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bütün faktörleri bir arada düşündüğümüzde, Tunceli özelinde iyimser konuşmak için neredeyse alan kalmadığını görüyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir yanda, pazar ekonomisinin yarattığı yıkıcı dönüşüm... </span></p>

<p><span style="color:#000000">Diğer yanda ise, siyaset kurumunun ilin sorunlarına çözüm üretmede yetersizliği... </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir yanda terör ve yağmacılığı meslek haline getirmiş küçük para-militer gruplar, diğer yanda ise, uyuşturucu-fuhuş ve benzeri mafyatik-yasadışı ekonomilerin yaygınlaşması...</span></p>

<p><span style="color:#000000">85 bin nüfusu ile Türkiye’nin en küçük ikinci ili olan Tunceli’de, hayatını normal koşullarda olması gerektiği gibi sürdürmek isteyen “<strong><em>sessiz çoğunluk</em></strong>” için dikenli ve engelli bir mekan üretiyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bireyin tek başına çözemeyeceği sorunların baskısı, kentten kaçışın da imkansızlığı karşısında, umutsuzluğu, çaresizliği, çıkışsızlığı her gün hayata kahrederek yaşamayı önce kanıksatıyor. Ardından, herkes kendince itirazını üretmek için yol arıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gülistan kızımızın hayat normal seyrinde yürüse, belki selam bile vermeyeceği bir psikopatla sevgili olmasını da, “<em><strong>kendi itirazını üretmek</strong></em>” başlığı içerisinde değerlendirmek gerektiği kanaatimdeyim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sorumluluktan kaçmadan, başkalarını suçlayarak yükü omuzumuzdan atmaya yönelmeden, gençlerimizi son yıllarda artarak intihara veya benzeri yokoluş süreçlerine sürükleyen durumu nasıl değiştirebileceğimiz üzerine kafa yormak zorunluluğumuz vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>TUNCELİ’DE YANLIŞ OLAN NEDİR?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugünkü il sınırları ile Tunceli ve önceki Mamuratülaziz Vilayeti’ne bağlı Dersim sancağı Murat, Fırat nehirleri ile Peri suyunun, kuzeyde ise Munzur sıradağının doğal sınırlarını oluşturduğu bir bölgedir. 2884 sayılı Tunceli Vilayeti'nin İdaresi Hakkında Kanun ile birlikte Pülümür de il yönetimine katılmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı döneminde bölgeden çıkan, tanınmış herhangi bir aydın yoktur. 2. Abdülhamid’in kurdurduğu ve 1892-1908 yılları arasında faaliyet gösteren “<em><strong>Aşiret Mekteb-i Hümayunu</strong></em>” sayesinde, örneğin bölgenin devletle işbirliğine önem veren aşiretlerinden Hozat’lı Kankozadelerden Hasan Hayri Bey gibi ilk “<em><strong>okumuş</strong></em>” insanlar ortaya çıktı. Nitekim, Mehmet Kemal Işık (Tori) de “<em><strong>Ünlü Kürt Bilgin ve Birinci Kuşak Aydınlar</strong></em>” kitabında Nuri Dersimi dışında bölgeden başka isme yer vermemiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye Cumhuriyeti, ülkenin tüm yoksullarına olduğu gibi, Tunceli insanına da ışık oldu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Parasız eğitim ve yatılı okullar sayesinde Tunceli sadece Türkiye değil, dünya çapında ün kazanan aydınlar yetiştirdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemal Süreya, Vecihi Timuroğlu, Kemal Burkay, İsmet Kemal Karadayı gibi yazarların yanında, Adnan Yücel, Yusuf Hayaloğlu, Mehmet Çetin, Ahmet Can Akyol, Emirali Yağan gibi şairler, Metin ve Kemal Kahraman kardeşler, Hakkı Bulut, Seyfi Doğanay, Rahmi Saltuk, İntizar gibi müzisyenler, Taner Ölmez, İclal Aydın, Nihal Yalçın, Bülent Polat, Onur Buldu gibi oyuncular, Prof. Dr. Şahin Albayrak, Doç. Dr. Erdinç Sezgin, Doç. Dr. Umut Özcan gibi bilim insanları ile birlikte buraya sığamayacak kadar ismini anamadığımız aydınların yetişmesi, kendilerini başarıları ile var ederek, insanlığa katkı sunmaları Cumhuriyet ile mümkün oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüzlerce yıl ortaçağ karanlığına mahkum edilmiş Tunceli, Cumhuriyet sayesinde bilimle ve sanatla buluştu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aydınlandı ve aydınlattı...</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>CUMHURİYET’İN AYDINLIĞINI KİM KARARTTI?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüzlerce yıl tarihte ve coğrafyada yeri bile olmayan bir şehirden, ne mutlu ki, dünya çapında bilimciler, sanatçılar ve aydınlar yetişmişti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ülkemizin her karış toprağı gibi, insan kaynağı yönünden bereketli Tunceli ilimiz, Cumhuriyet’ten aldığını fazlasıyla verdi, diyebiliriz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, sadece Tunceli değil, bütün Türkiye 1945 sonrasında Atlantik emperyalist bloku ile kurulan yeni ittifakın sonucu olarak, yeniden sömürgeleştirilme sürecinin olumsuz etkileri ile karşı karşıya kaldı. Muğla ile Hakkari, Van ile Edirne, Trabzon ile Adana hep birlikte ABD emperyalizminin zorladığı sömürü ve baskı düzeninden zarar gördüler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Uçak, araba, lokomotif üreten Türkiye’yi neredeyse toplu iğneye muhtaç hale getirdiler! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye’yi “<em><strong>Küçük Amerika yapacağız</strong></em>” derken, gerçekte ülkeyi küçülttüler!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türk edebiyatının büyük yazarı Oktay Akbal’ın deyimiyle, “<em><strong>önce ekmekler bozuldu</strong></em>”! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye küçülürken düzen bozuldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte, Tunceli’de tanık olduğumuz kapkara tablonun mimarları da, yağmacı emperyalistler ve onların ülkemizdeki işbirlikçileridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne yazık ki, şu kahredici soruyu da sormak durumundayız:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sadece kendi köyünü, ilçesini, ilini değil, bütün Türkiye’yi “<em><strong>hak ve adalet algısı</strong></em>” ile değişirebileceğini hayal eden bir kuşağın çocukları bugün neden intihar ediyor? </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Büyük</strong></em>” gelecek hayalleri kuran anneler babalar neden çocuklarına bir gelecek ümidi aşılayamadılar?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çözüm üretmeyen “<em><strong>itiraz</strong></em>”, çaresizlik üretir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çözüm üretmeyen “<strong><em>itiraz</em></strong>”, umutsuzluk üretir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çözüm üretmeyen “<strong><em>itiraz</em></strong>”, melankoli üretir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tunceli’de tanık olduğumuz “<strong><em>kurşun gibi ağır hava</em></strong>”nın bir tarafı da, “<strong><em>çözümsüz itirazcılar</em></strong>”dır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu gerçeği de kayda geçirmek zorundayız.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>GÜLİSTAN DOKU DAVASININ SEYRİ NE OLACAK?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Medyaya yansıyan bilgilere baktığımızda, devletin “<em><strong>muktedir eli</strong></em>”nin bu davanın halkın adalet duygusunu karşılayacak şekilde sonuçlanmasına iradesinin varlığından söz edebiliriz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hem, önceki Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu gibi, cinayeti örtbas etmeye yönelik girişimleri engelleyerek, delillerin ortaya çıkmasında kararlı tutum sergileyen yöneticilerimizin varlığı, hem de “<strong><em>siyasi erk</em></strong>”in dirayeti bu dava özelinde adaletin tesis edilmesinde sonuç alabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, bence asıl üzerine düşünülmesi gereken konu, bundan sonra başka Gülistan Doku’ların aynı kaderi paylaşmaması için ne yapılması gerektiğidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İlde ekonomi alanını genişletmeden işsizlik azaltılamayacağına göre, Tuncelili iş insanlarının kendi kentlerinde yatırım yapmasını engelleyen faktörleri açıkça konuşup, önlem alınması için müdahil olacak mıyız?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öğrencilere burs veren kuruluşlar, il sınırlarındaki öğrencilere öncelik vererek, gençlerimizin başını dik tutmasına vesile olmayı gündemlerine alacaklar mı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yasadışı mafyatik oluşumların temizlenmesi için “<strong><em>şeksiz gümansız</em></strong>” işbirliği yapacak mıyız?</span></p>

<p><span style="color:#000000">İlimizdeki cemevleri siyasette kariyer yapmak için o partinin-bu partinin peşinde koşmak yerine, gençlerimiz başta olmak üzere toplumsal sorunların çözümüze aracı olmayı görev olarak benimseyecekler mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüz yıl önce yaşanan zulüm üzerinden üretilen “<strong><em>acı ticareti</em></strong>” ile yaratılan kısır ve fasit bir döngü içine halkı hapsetmek yerine, Tunceli’nin makus talihini yenecek projelerle geleceğimizi kazanmak için çalışacak mıyız?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sorulara vereceğimiz cevaplar, Gülistan Doku’ların bundan sonraki kaderini de belirleyecektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tunceli ya kendisini boğan bu karanlıktan kurtulacak, ya da umutsuzluk, çaresizlik ve çözümsüzlük içinde, intihar eden bir şehir olarak tarihte yok olup gidecektir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 17:40:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR KEMİK UĞRUNA KAPI DEĞİŞTİRENLER!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/bir-kemik-ugruna-kapi-degistirenler-613</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/bir-kemik-ugruna-kapi-degistirenler-613</guid>
                <description><![CDATA[BİR KEMİK UĞRUNA KAPI DEĞİŞTİRENLER!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Rahmetli Süleyman Demirel’in anlattığı o meşhur anı, siyasetin bugününe de ışık tutan ibretlik bir ders niteliğindedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Demirel, kendisini ve partisini sürekli eleştiren bir ismi yanına aldırır. Yetmez, bir de milletvekili yapar. Çevresindekiler tepki gösterir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Efendim, size küfür eden adamı nasıl vekil yaparsınız?</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Demirel’in cevabı nettir ve düşündürücüdür:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Daha önce karşı taraftan bize havlıyordu, şimdi bizim kapıdan karşı tarafa havlıyor.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte, mesele tam da budur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dün bir kapıdan diğerine bağıranlar, bugün başka bir kapının önünde aynı görevi üstlenebiliyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Değişen sadece kapı oluyor, değişmeyen ise zihniyet!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün siyasette de, sivil toplumda da benzer örnekler fazlasıyla karşımıza çıkıyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dün en ağır eleştirileri yapanların, bugün aynı yapıların içinde en ön saflarda yer alması; “<strong><em>duruş</em></strong>” kavramını tartışılır hâle getiriyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette, insan fikir değiştirebilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama, bu değişim ilke ile mi olur, yoksa çıkar ile mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir makam, bir koltuk, küçük bir menfaat uğruna taraf değiştirenler; aslında sadece yer değiştirmez, aynı zamanda itibar da kaybeder.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü toplum şunu çok iyi bilir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Duruşu olan ile rüzgâra göre yön değiştiren bir değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sivil toplum örgütlerinde de durum farklı değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç, kültür ve değerler adına yola çıkanların; bu değerleri bir “<em><strong>basamak</strong></em>” hâline getirmesi, en büyük zararı yine o değerlere verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Rahmetli Demirel’in o sözü aslında bir gerçeği yüzümüze vurur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sorun kapı değiştirmek değil,</span></p>

<p><span style="color:#000000">her kapıda aynı şekilde “<em><strong>havlamaya</strong></em>” devam etmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve yazının özü şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Allah kimseyi bir kemik uğruna kapı köpeği yapmasın.</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü mesele hangi kapıda durduğun değil,</span></p>

<p><span style="color:#000000">o kapının önünde nasıl bir karakter ile durduğundur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">ANLAYANA!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 11:02:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HZ. İSA’YI İŞGALCİ ROMA VALİSİNE KİM ŞİKAYET ETTİ?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/hz-isayi-isgalci-roma-valisine-kim-sikayet-etti-612</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/hz-isayi-isgalci-roma-valisine-kim-sikayet-etti-612</guid>
                <description><![CDATA[HZ. İSA’YI İŞGALCİ ROMA VALİSİNE KİM ŞİKAYET ETTİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Peygamberler tarihi incelendiğinde, peygamberlerin baskıya, haksızlığa, adaletsizliğe ve dini istismar edenlere karşı mücadele ettikleri görülecektir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Örnekleyecek olursak, Hz. İbrahim Nemrut’a karşı, Hz. Musa Firavun’a karşı, Hz. İsa işgalci Roma valisi ile işbirliği içinde olan yerel yöneticilere karşı, Hz. Muhammed de Mekke’li tefeci-tüccar oligarşisine karşı mücadele etmişlerdir. Kısaca, &nbsp;peygamberler zorba ve sömürücü yönetimlere karşı halkın menfaatlerini savunmuşlardır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bugünkü makalemizde Hz. İsa’nın hem yerel yöneticilere hem de işgalci Roma valisi ile işbirliği içinde olan Yahudi din konseyini oluşturan Ferisi ve Saduki mezhebinin temsilcileri olan Hahamlarla olan mücadelesini ele alacağız. Konumuzu daha iyi anlayabilmemiz için; o dönemin kısa bir tarihçesini vermemiz gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bugünkü Filistin ve İsrail toprakları, M.Ö. 63 yılında Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilmişti. Yahudiye devleti, Roma’nın bir eyaleti olmuştu. Eyalet, Roma tarafından atanan bir vali tarafından yönetiliyordu. Ancak yerel krallığın devam edilmesine de izin verilmişti. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Eyalet de yaşayan Musevi inancına mensup olanların kendi aralarındaki anlaşmazlıklarına dini otoriteyi elinde bulunduran ve yetmiş bir üyeden oluşan </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>SANHEDRİN</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;konseyi bakıyordu. Bu konsey de Ferisi ve Saduki mezhebine mensup Museviliğin din adamları olan Hahamlar yer alıyordu. Bu konsey, halk arasındaki davalara Musevi şeriatına göre yargılama yapıyordu. Konseye bağlı yerel silahlı bekçiler de bulunuyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu konseyin suçlulara ceza verme yetkisi bulunuyordu. Ancak idam yetkisi yoktu. Bu yetki eyaleti yöneten Roma valisine ait idi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu kısa özetten sonra , esas konumuza geçebiliriz. Ancak biz burada teolojik-dini tanımlama ve yorumlara girmeyeceğiz. Sadece, Hz. İsa’nın Ferisi ve Sadukilerle olan mücadelesini ele alacağız. Zira bu mezhep temsilcilerinin din anlayışı ile günümüz din istismarcıların din anlayışları benzerlik göstermektedir. Bu benzerlikleri İncil’de yer alan ayetlerle açıklayacağız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Hz. İsa Musevi inancına mensup bir Vaiz-Hahamdı. Yahudiye bölgesini gezerek dini konularda sohbetler yapmakta, konferanslar vermekteydi. Ancak bu konferanslarda Ferisi ve Saduki Hahamları şiddetle eleştiriyordu. Bunların, dinin sadece ibadetlerini esas aldıklarını, adaletten, doğruluktan, insan ve Tanrı sevgisinden yoksun olduklarını anlatıyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yeruşalim’deki (Kudüs) kutsal tapınağın ibadet yapılan bir mekandan çıkartılarak bir ticaret merkezine çevrildiğini ve buradan maddi çıkarlar elde edildiğini, Sanhedrin konsey üyelerinin de bundan nemalandıklarını sık sık tekrar etmekteydi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Hz. İsa’nın bu vaaz ve söylemleri halk tarafından ilgiyle karşılanıyordu. Kısa sürede bölgede tanınan dini bir lider oldu. Ancak bu durum Musevi din konseyini oluşturan Hahamları rahatsız etti. Ve Hz. İsa’ya karşı bir kampanya başlattılar. Bu kampanyanın özünü Hz. İsa’nın kendisini Yahudiye’nin “Kralı” olarak tanıttığını ve halkı yönetime karşı kışkırttığını, Musevi inancına aykırı sözlerde bulunduğunu yaymaya başladılar. Hz. İsa’nın kutsal tapınak içinde bulunan tüccar ve sarraflara ait işyerlerini dağıtması ile eyleme geçtiler. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu olaylar ve Hz. İsa’nın sözleri, Hristiyanlığın kutsal kitabı olan Matta İncilinde şöyle anlatılmaktadır:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">İsa tapınağa girdi ve tapınakta alışverişle uğraşan herkesi dışarı attı. Para değiştirenlerin</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">masalarını, güvercin satıcılarının koltuklarını altüst etti. Onlara, </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Kutsal Kitap’ta yazılmıştır” </span></span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">dedi:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“‘Evime dua evi denecektir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Ama siz onu eşkıya yatağı yaptınız.’”</span></span></span>&nbsp;&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">(Matta İncili, 21. Bölüm 12-13. Ayetleri)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Hz. İsa, dini kendi çıkarlarına alet eden Ferisi ve Sadukileri çok sert sözlerle eleştirmeye devam eder:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>Vay sizlere dinsel yorumcular ve Ferisiler. İkiyüzlüler! Çünkü göklerin hükümranlığını</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>insanların yüzüne kapatıyorsunuz. Kendiniz girmiyorsunuz, girmek isteyenleri de bırakmıyorsunuz. </em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><em>Dul</em></strong></span></span></span></em></strong>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">kadınların evlerine konuyorsunuz ve gösteriş için</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">uzun uzadıya dua ediyorsunuz. Bu yüzden yargınız daha ağır olacaktır.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Vay sizlere dinsel yorumcular ve Ferisiler. İkiyüzlüler! Çünkü denizde karada dolaşarak tek</span></em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>kişiyi olsun yolunuza çekmek için didiniyorsunuz. Bunu sağlayınca da onu kendinizden iki kat</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>cehennem çocuğu durumuna düşürüyorsunuz.</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Vay sizlere kör yöneticiler! Tapınak üzerine ant içmenin önemi yok, ama tapınaktaki altın</span></em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>üzerine ant içen sorumludur diye yorum yürütenler. Kör akılsızlar! Hangisi</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>üstündür? Altın mı, yoksa</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>altını kutsal kılan tapınak mı? </em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></strong></span></span></span></em></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>Yine diyorsunuz ki, sunak üzerine ant </em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>içmenin önemi yok, ama oradaki</em></strong></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>armağan üzerine ant içen sorumludur. Ne körsünüz! Hangisi üstündür? Sunu mu, yoksa sunuyu kutsal</em></strong></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>kılan sunak mı? Çünkü sunak üzerine ant içen, onun ve ondaki her şeyin üzerine ant içer. Bunun</em></strong></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>gibi, tapınak üzerine ant içen de onun ve ondaki Kişi’nin üzerine ant içmiş olur. </em></strong></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><em>Göğe ant içen ise</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><em>Tanrı tahtına ve onun üstünde oturana ant içer.</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></strong></span></span></span></em></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Vay sizlere dinsel yorumcular ve Ferisiler. İkiyüzlüler! Çünkü nanenin, anasonun,&nbsp;</span></em></strong></span></span></em></strong></span><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>kimyonun ondalığını ödersiniz. </em></strong></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><em>Ama ruhsal yasanın üstün önem taşıyan konularını bıraktınız: Adaleti,</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>acımayı, içten bağlılığı..</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>&nbsp;Asıl uygulayacağınız işler bunlardı. Evet, ötekileri de bırakmadan.</em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>Kör</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>yöneticiler. Sudan sivrisineği süzenler, öte yandan da deveyi yutanlar.</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>Vay sizlere dinsel yorumcular ve Ferisiler</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>. İkiyüzlüler! Çünkü bardağın, çanağın dışını&nbsp;</em></span></span></em></span><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>temizlersiniz, ama içi soygunculukla, bencil isteklerle doludur. Kör Ferisi! İlkin bardağın içini temizle</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>ki, dışı da temizlenmiş olsun.</em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>Vay sizlere dinsel yorumcular ve Ferisiler. İkiyüzlüler! Çünkü sizler badanalı gömütlere</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>benziyorsunuz. Bunlar dıştan parlak görünür, ama içleri ölü kemikleriyle ve her tür iğrençlikle doludur.</em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>Sizler de bunlar gibi dıştan insanlara doğru görünürsünüz, ama içten </em></span></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">ikiyüzlülükle ve kötülükle</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">dolusunuz.”</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;(</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Matta İncili, 23. Bölüm,13-28. Ayetleri)</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yukarıdaki ayetlerden de anlaşılacağı üzere, Hz. İsa, Ferisi ve Sadukileri iki yüzlü olmakla, tapınak üzerinden maddi menfaat elde etmekle, halka karşı adaletsiz olmakla, insan ve Tanrı sevgisinden yoksun olmakla suçlamaktadır. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Hz. İSA’NIN TUTUKLANMASI VE ÇARMIHA GERİLİŞİ</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Hz. İsa’nın tutuklanması, yargılanması ve çarmıha gerilmesi ile ilgili ayetler ise şöyledir:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">İsa sözlerini sona erdirince öğrencilerine, </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“İki gün sonra Passah</span></span></span></span>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>(</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">hamursuz</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">bayramı)</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">&nbsp;Kutlayışı</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">olduğunu</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">biliyorsunuz” </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">dedi. </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“İnsanoğlu çarmıha çakılmak için </span></span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>ele verilecektir.” </strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong>Bu sırada</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong>başrahiplerle halkın İhtiyarları, adı Kayafa olan </strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">başrahibin sarayında bir araya geldiler. İsa’yı</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">yakalayıp öldürmek için düzen kurdular.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">&nbsp;<span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Ama bu iş kutlama sırasında olmasın ki, halk arasında</span></span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">kargaşalığa yol açmasın” diyorlardı.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></span></span></span>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>(</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Matta İncili, 26. Bölüm,1-5. Ayetleri)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Ayetlerin devamında, Hz. İsa’nın tutuklanması ve Roma valisi Pilatus’a getirilişi şöyle anlatılmaktadır:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“O</span></em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>&nbsp;daha sözünü bitirmeden, On İkiler’den biri olan Yahuda geldi. Yanında kılıçlarla sopalarla</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>silahlanmış büyük bir topluluk vardı. Bunları başrahiplerle halkın İhtiyarları göndermişti. İsa’yı ele</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>veren onlara bir işaret gösterdi: “Kimi öpersem aradığınız O’dur; O’nu tutuklayın.”</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><em>(Matta İncili, 26. bölüm 47. ve 48. Ayetleri)</em></span></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#c00000"><strong><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#c00000"><strong>Sabah olunca halkın başrahipleriyle bütün İhtiyarları İsa’yı öldürmek üzere görüşmeye</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#c00000"><strong>koyuldular. O’nu zincire vurarak götürüp vali Pilatus’a teslim ettiler</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#c00000"><strong>.” </strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">(Matta İncili, 27. bölüm 1. ve 2. Ayetleri)</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>İsa vali Pilatus’un önüne dikildi. Vali, “Sen Yahudiler’in Kralı mısın?” diye sordu. İsa,</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Söylediğin gibidir” </span></em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>dedi. Ama başrahiplerle İhtiyarlar’ın suçlamalarına hiçbir yanıt vermedi.</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>Sonra Pilatus, “Sana karşı yöneltilen bunca tanıklığı duymuyor musun?” dedi.</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>Ama O hiçbir</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>konuda ona tek yanıt olsun vermedi. Öyle ki, vali şaşırıp kaldı.</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">(Matta İncili, 27. Bölüm, 11-14. Ayetleri)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Bu yargılamalardan sonra İncil’de yer alan ayetlere göre, Vali Pilatus, Musevilerin Hamursuz bayramı nedeniyle Hz. İsa’yı affetmek ister. Ancak Ferisi ve Sadukiler buna karşı çıkarak, sadece adi &nbsp;bir suçlu olan Bar Abbas’ın affedilmesini isterler. Bu ısrar ve tepkiler üzerine, Roma valisi Pilatus, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini onaylar. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">İncildeki ayetlere göre, Hz. İsa öldükten üç gün sonra dirilir ve kırk gün sonra da göğe yükselir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">İncil’deki ayetlerden de anlaşılacağı üzere, din istismarcılarının çıkarlarını korumak için işgalcilerin atadığı vali ile işbirliğinden kaçınmadıkları görülmektedir. Hz. İsa’nın Ferisi ve Sadukilerle olan mücadelesi, tüm dinlerde görülen samimi inananlarla, dini kendi çıkarları için kullanan şekilciler arasındaki ayrımın bugün de devam ettiğini göstermektedir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Çıkarcılar, insanların samimi duygu ve inançlarını bugün de sömürmeye, istismar etmeye ne yazık ki devam ediyorlar. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 18:43:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ATATÜRK’Ü YIPRATMAYIN!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ataturku-yipratmayin-611</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ataturku-yipratmayin-611</guid>
                <description><![CDATA[ATATÜRK’Ü YIPRATMAYIN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir tarihsel figür değil; bir milletin yeniden doğuşunun, bağımsızlık iradesinin ve çağdaşlaşma hedefinin adıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yüzden Atatürk’ün adı, günlük siyasetin dar hesaplarına kurban edilemeyecek kadar büyük; kişisel hataların, yanlışların ve hatta suçların üstünü örtmek için kullanılmayacak kadar değerlidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüze baktığımızda ise üzücü bir tabloyla karşı karşıyayız. Atatürk’ün adı, bazı çevreler tarafından bir “<em><strong>dokunulmazlık zırhı</strong></em>” gibi kullanılmaya başlanmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle siyaset arenasında, sorumluluk sahibi olması gereken bazı isimler; yaptıkları hataları, etik dışı davranışları ya da kamu vicdanını yaralayan eylemleri örtmek adına hemen aynı söyleme sarılıyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Ben Mustafa Kemal’in askeriyim.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki gerçekten öyle mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bir insan kamu malına zarar veriyorsa, görevini kötüye kullanıyorsa, rüşvetle, yolsuzlukla, ahlaki zaaflarla anılıyorsa; onun dilinden düşürmediği bu söz, Atatürk’ü yüceltmez. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tam tersine, Atatürk’ün temsil ettiği değerleri tartışmalı hale getirir, toplum nezdinde aşındırır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün sosyal medyada, televizyon ekranlarında ve siyasi meydanlarda sıkça gördüğümüz bir başka gerçek daha var: Suçüstü yakalanan, hakkında ciddi iddialar bulunan bazı kişilerin, hiçbir şey olmamış gibi Atatürk söylemine sarılması ve bunu bir savunma hattı olarak kullanması… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Üstelik bunu yaparken bir de zafer işaretleri, hamasi söylemler… </span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte tam da bu noktada toplumun vicdanı devreye giriyor ve şu soruyu soruyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Atatürk’ün adı, gerçekten bu kadar kolay mı kullanılmalı?</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk’ün “<strong><em>askeri</em></strong>” olmak; slogan atmakla, kürsüde birkaç cümle kurmakla olmaz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk’ün askeri olmak; dürüst olmaktır, hesap verebilir olmaktır, milletin emanetine sahip çıkmaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Liyakati esas almaktır, adaleti gözetmektir, halkı aldatmamaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk’ün mirası; temiz siyaset, şeffaf yönetim ve ahlaklı duruş demektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu mirası taşıyamayanların, o mirasın arkasına saklanmaya çalışması ise en hafif ifadeyle bir çelişkidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha da önemlisi; bu tür davranışlar sadece bireysel bir yozlaşma değil, aynı zamanda toplumsal bir erozyona da yol açar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü genç nesiller, söylenenlerle yapılanlar arasındaki farkı gördükçe inançlarını kaybeder. Değerlere olan bağlılık zayıflar, güven duygusu sarsılır. Bu da uzun vadede toplumun ortak değerlerine zarar verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gerçek Atatürkçülük; onun adını kullanmak değil, onun ilkelerini yaşatmaktır. “<strong><em>Ben Atatürkçüyüm</em></strong>” diyen birinin önce kendisine şu soruları sorması gerekir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ben görevimi hakkıyla yapıyor muyum?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kamuya karşı sorumluluğumu yerine getiriyor muyum?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Davranışlarım, Atatürk’ün çizdiği yola uygun mu?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bu sorulara verilecek cevaplar samimi değilse, o zaman Atatürk’ün adını ağıza almak da samimiyetsizdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimse kusura bakmasın; Atatürk bu milletin ortak değeridir ve bu değer kimsenin şahsi çıkarlarına alet edilemez. Ne bir siyasi kimliğin, ne bir makamın, ne de bir kişinin arka bahçesi değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sözün özü şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her hatanın, her yanlışın, her suçun üstüne Atatürk’ün adını örtmeye çalışmak; ne o hatayı gizler ne de o kişiyi aklar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aksine, Atatürk’ün hatırasına zarar verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yüzden artık açık ve net konuşmak gerekiyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk’ü sevmek kolaydır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Onun adını anmak da kolaydır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama onun mirasına layık olmak zordur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve o mirasa layık olamayanların yapması gereken tek şey vardır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk’ü yıpratmayı bırakmak!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 10:21:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI NEREYE BAĞLANMALI?</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-bektasi-kultur-ve-cemevi-baskanligi-nereye-baglanmali-610</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-bektasi-kultur-ve-cemevi-baskanligi-nereye-baglanmali-610</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI NEREYE BAĞLANMALI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Cumhuriyet tarihinde ilk defa Alevî-Bektaşî adını taşıyan bir başkanlığın kurulmuş olması, kuşkusuz önemli bir adımdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu adım, yıllardır görmezden gelindiğini düşünen Alevî toplumuna yönelik bir “<em><strong>tanıma</strong></em>” iradesi olarak değerlendirilmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak mesele sadece bir kurumun kurulması değildir. Asıl mesele, o kurumun ne kadar güçlü, ne kadar etkili ve ne kadar karşılık bulduğudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün gelinen noktada Alevî-Bektaşî Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde, adeta bir genel müdürlük gibi işlev görmesi; hem yetki hem de bütçe açısından sınırlı kalması, beraberinde ciddi tartışmaları da getirmektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle bütçe noktasında, doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olan Diyanet İşleri Başkanlığı ile kıyaslandığında ortaya çıkan fark, bu yapının ne kadar etkisiz bırakıldığını açıkça göstermektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Birçok Alevî kurumu, bu başkanlığın kurulmasını önemli bulmakla birlikte, işleyişine yönelik eleştirilerini açıkça dile getirmektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü sahada karşılık bulmayan, taleplere cevap veremeyen, bürokratik engeller içinde sıkışmış bir yapı; ne kadar iyi niyetle kurulmuş olursa olsun, zamanla güven kaybına yol açar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte tam da bu noktada sorulması gereken soru nettir: </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevî-Bektaşî Kültür ve&nbsp;Cemevi Başkanlığı, neden aracı bir bakanlık bünyesinde tutulmaktadır?</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç hizmeti, sıradan bir kültürel faaliyet değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç, toplumun vicdanıdır, kimliğidir, hafızasıdır. Bu kadar hayati bir alanın, bürokratik katmanlar arasında zayıflatılması kabul edilebilir değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer devlet, Alevî yurttaşlarını gerçekten muhatap almak istiyorsa, bunu güçlü ve doğrudan bir yapı ile göstermelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle açık ve net bir şekilde ifade etmek gerekir ki, Alevî-Bektaşî Kültür ve&nbsp;Cemevi Başkanlığı, doğrudan Cumhurbaşkanı’na bağlanmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aracı bakanlıklar kaldırılmalı, kurum doğrudan karar alma mekanizmasının merkezine yerleştirilmelidir. Ancak bu şekilde hem yetki hem bütçe hem de etki gücü anlamında gerçek bir karşılık oluşturulabilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aksi halde bu yapı, iyi niyetli ama etkisiz bir kurum olarak kalmaya mahkûm olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette mesele sadece idari bağlılık değildir. En az onun kadar önemli olan bir diğer konu da kadro meselesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kurumda görev alacak isimler; Alevî-Bektaşî inancını bilen, bu yolun erkânına hâkim, liyakat sahibi, devlet ciddiyetini taşıyan ve en önemlisi siyasetin günlük hesaplarından uzak kişiler olmalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç kurumu, siyasi kadrolaşmanın alanı olamaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevî toplumu ayrıcalık talep etmemektedir. Talep edilen şey çok nettir: Eşit yurttaşlık, samimi muhataplık ve güçlü temsil!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün yapılması gereken; sembolik adımlar değil, gerçek çözümlerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bu başkanlık gerçekten tarihî bir ihtiyaca cevap vermek için kurulduysa, o zaman gereği yapılmalı; yetkisi artırılmalı, bütçesi güçlendirilmeli ve en önemlisi doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlanarak etkin bir yapıya kavuşturulmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü yarım bırakılmış her adım, umut olmaktan çıkar; hayal kırıklığına dönüşür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve unutulmamalıdır ki:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumsal güveni adı olan değil, karşılığı olan kurumlar inşa eder.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 22:51:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İHANETÇİ ALEVİ BÜROKRATLAR ÜZERİNE</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ihanetci-alevi-burokratlar-uzerine-609</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ihanetci-alevi-burokratlar-uzerine-609</guid>
                <description><![CDATA[İHANETÇİ ALEVİ BÜROKRATLAR ÜZERİNE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Her inançta olduğu gibi, Alevi inancı içinde de sayıları az da olsa, inancını ve kimliğini kendi çıkarları doğrultusunda kullanan kişiler çıkabilmektedir. Bu durum, sadece bireysel bir zafiyet değil; aynı zamanda toplumsal güveni zedeleyen ciddi bir sorundur. Özellikle bürokrasi içinde yer alan ve temsil sorumluluğu taşıyan kişilerin bu çizgiden sapması, meselenin ciddiyetini daha da artırmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne yazık ki, bazı kişiler sistem içinde hem bürokraside hem de Alevi kurumlarında kendilerine yer bulabilmekte; bu konumlarını ise hizmet için değil, kişisel hesaplar ve siyasi beklentiler için kullanabilmektedir. Oysa bu tür makamlar, bir ayrıcalık değil; ağır bir sorumluluktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi öğretisinde sıkça dile getirilen ve derin anlamlar barındıran bir söz vardır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Her ağacın kurdu kendi içinden çıkar.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu söz, aslında yaşananların en açık ifadesidir. Çünkü dışarıdan gelen baskı kadar, içeriden gelen yozlaşma da topluma zarar verir. Hatta çoğu zaman daha sinsi ve daha yıkıcı olur. Kendi içinden çıkan ve kendi değerlerini zedeleyen bir anlayış, toplumsal birlik duygusunu temelden sarsar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler arasında bu tür kişiler için kullanılan bir benzetme de oldukça dikkat çekicidir: “Kınalı keklikler.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bilindiği üzere, keklik avında bir keklik diğerini tuzağa çekmek için kullanılır. Bu benzetme, kendi toplumunu, kendi değerlerini farkında olarak ya da olmayarak bir araç haline getirenleri anlatmak için yapılır. Bu durum ise sadece bir yanlış değil; aynı zamanda derin bir kırılmanın ifadesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu tür kişilerin dillerinde çoğu zaman Alevilik vardır; ancak mesele çıkar, makam ve menfaat olduğunda sergilenen tavır, söylenen sözlerle örtüşmez. İnanç, sadece dilde taşınan bir söylem değil; yürekle hissedilen ve davranışlarla ortaya konan bir duruştur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün gelinen noktada, toplum olarak asıl yapılması gereken; temsil iddiasında bulunanların sözleri ile eylemleri arasındaki uyumu sorgulamaktır. Çünkü bir inancı temsil etmek, sadece o inancın adını anmakla değil; onun değerlerini yaşamakla mümkündür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutulmamalıdır ki; hiçbir makam, hiçbir unvan, hiçbir siyasi beklenti bir inancın önüne geçemez. Geçmemelidir. İnancını kendi çıkarları için kullananlar, günü kurtarabilir; ancak ne toplum vicdanında ne de tarih önünde hak ettikleri yeri bulabilirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; hak yoludur, erdem yoludur, sorumluluk yoludur. Bu yolda yürüyenlerin yükü ağırdır. Bu yükü taşıyamayanlar ise, hangi makamda olursa olsun, o yolun sahibi değil; sadece geçici yolcularıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">"ANLAYANA"</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 23:52:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KUL SIKIŞMAYINCA, HIZIR YETİŞMEZ!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kul-sikismayinca-hizir-yetismez-608</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kul-sikismayinca-hizir-yetismez-608</guid>
                <description><![CDATA[KUL SIKIŞMAYINCA, HIZIR YETİŞMEZ!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumun hafızasında yer etmiş bazı sözler vardır ki, yalnızca bir atasözü değil; aynı zamanda hayatın içinden süzülmüş derin bir hakikatin ifadesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez</em></strong>” sözü de tam olarak böyledir. Bu söz, insanın en çaresiz anlarında umudun, dayanışmanın ve beklenmedik bir yardımın doğuşunu anlatır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsan hayatı düz bir çizgi değildir. Herkesin yolu zaman zaman daralır, kapılar kapanır, umutlar tükenir gibi olur. İşte tam da bu noktada insan, ya içine kapanır ya da bir çıkış yolu arar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tarih boyunca da görülmüştür ki, insan en zor anlarında ya kendi içindeki gücü keşfeder ya da hiç ummadığı bir el uzanır ona. Bu yüzden bu söz, yalnızca mistik bir anlam taşımaz; aynı zamanda insanın mücadele gücüne de işaret eder.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hızır, inanç dünyasında darda kalanlara yetişen, zor anlarda yol gösteren bir semboldür. Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken nokta şudur: Hızır sadece dışarıdan gelen bir yardım mıdır, yoksa insanın kendi içindeki direncin, sabrın ve inancın bir tezahürü müdür? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Belki de her ikisidir. Çünkü insan sıkışmadan, zorlanmadan ne kendini tanıyabilir ne de gerçek dostu, gerçek dayanışmayı görebilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün yaşadığımız toplumsal olaylara baktığımızda da bu sözün ne kadar geçerli olduğunu açıkça görüyoruz. Ekonomik sıkıntılar, sosyal adaletsizlikler, güven bunalımı… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tüm bunlar toplumun geniş kesimlerini bir “<strong><em>sıkışmışlık</em></strong>” duygusuna sürüklüyor. Ancak tam da bu noktada dayanışma kültürü, komşuluk ilişkileri, sivil toplumun gücü devreye giriyor. Bir lokmayı paylaşmak, bir el uzatmak, bir yaraya merhem olmak… </span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte modern zamanların “<strong><em>Hızır</em></strong>”ı da budur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne var ki, burada önemli bir tehlikeyi de göz ardı etmemek gerekir. İnsanların sıkışmışlığından faydalanan, bunu fırsata çeviren kişi ve yapılar da yok değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle gerçek Hızır ile sahte kurtarıcıyı ayırt etmek, bireyin ve toplumun en büyük sınavlarından biridir. Çünkü gerçek yardım, karşılık beklemeden yapılan; insanı daha güçlü kılan yardımdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak, “<em><strong>Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez</strong></em>” sözü bize iki önemli mesaj verir: Birincisi, zorluklar hayatın kaçınılmaz bir gerçeğidir ve bu zorluklar insanı olgunlaştırır. İkincisi ise, umut hiçbir zaman tükenmez. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsan, en karanlık anında bile bir ışık bulabilir; yeter ki aramayı bilsin ve inancını kaybetmesin.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutmamak gerekir ki, bazen Hızır bir insanın duasında, bazen bir dostun omzunda, bazen de insanın kendi iradesinde gizlidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve belki de en büyük gerçek şudur: İnsan, başkasının Hızır’ı olabildiği ölçüde insan kalır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 23:12:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SİYONİSTLERİN \&quot;VADEDİLMİŞ TOPRAKLAR\&quot; YALANI</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyonistlerin-vadedilmis-topraklar-yalani-607</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyonistlerin-vadedilmis-topraklar-yalani-607</guid>
                <description><![CDATA[SİYONİSTLERİN \"VADEDİLMİŞ TOPRAKLAR\" YALANI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">İsrail’deki Siyonist iktidarın yayılma ve saldırı politikaları, Musevi'liğin kutsal kitabı olan Tevrat’a mı dayanıyor? Tevrat’ta, Nil’den Fırat’a kadar olan toprakların İsrail oğullarına verileceği belirtiliyor mu? Siyonistlerin bu iddialarını Tevrat'daki ayetlere dayanarak açıklamaya çalışacağız.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Sorunun cevabını baştan verelim. Hz. Musa’ya inen Tevrat da, Nil’den Fırat’a kadar olan toprakların İsrail oğullarına verileceği şeklinde bir ayet bulunmamaktadır. Siyonistlerin, saldırı ve yayılmacı politikalarına alet ettikleri ayet de ilgili toprakların İbrahim oğullarına verileceği belirtilmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Gerek Kur’an’da gerek Tevrat’da Hz. İbrahim’in iki oğlu olduğu belirtilmektedir. İsrail oğulları soylarını Hz. İbrahim’in oğlu İshak’a, Araplar ise, soylarını Hz. İbrahim’in diğer oğlu olan İsmail’e dayandırmaktadırlar. Dolayısıyla, İsrail oğulları ile Araplar kardeş çocukları olmaktadır. Yani akrabadırlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Bu kısa özetten sonra, Tevrat’ta yer alan ilgili bölümleri verebiliriz. İlgili ayetleri verdiğimizde Siyonistlerin yalanı ortaya çıkacaktır. Ancak bu durumu kavrayabilmemiz için ön bilgi olarak bazı ayetlerin verilmesinde yarar görmekteyiz. Önce Tevrat da tufandan ( Nuh Tufanı) önceki ayetleri verelim. Bu ayetlerde Tufanın nedenleri anlatılmaktadır. Bunu verdiğimizde konumuz daha iyi anlaşılacaktır. Zira bu ayetlerde, bugün dünyadaki insanoğlu’nun &nbsp;başlangıcı anlatılmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış, bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">5: 32</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayet :”</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Nuh 500 yıl yaşadıktan sonra Sam,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Ham, Yafet adlı oğulları doğdu.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış, bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">6: 1</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayet: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Yeryüzünde insanlar çoğalmaya</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">başladı, kızlar doğdu.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">6: 3</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayet: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;RAB, "Ruhum insanda sonsuza dek</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">kalmayacak, çünkü o ölümlüdür" dedi, "İnsanın</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">ömrü yüz yirmi yıl olacak."</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm,&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">6:&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">9-10-11-12-13. Ayetler:</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Nuh'un öyküsü şöyledir: Nuh doğru bir</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">insandı. Çağdaşları arasında kusursuz biriydi.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Tanrı yolunda yürüdü.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Üç oğlu vardı: Sam, Ham, Yafet.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Tanrı'nın gözünde yeryüzü</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">bozulmuş, zorbalıkla dolmuştu.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Tanrı yeryüzüne baktı ve her şeyin</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">ne denli bozulduğunu gördü. Çünkü insanlar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yoldan çıkmıştı.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Tanrı Nuh'a, "İnsanlığa son</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">vereceğim" dedi, "Çünkü onlar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yüzünden</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yeryüzü zorbalıkla doldu. Onlarla birlikte</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yeryüzünü de yok edeceğim.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Ayetlerin devamında Tanrı, Nuh peygamberden bir gemi yapmasını isteyerek şöyle hitap eder:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış, bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">6: 18</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-19-20-21-22. Ayetler:</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Ama seninle bir antlaşma yapacağım.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Oğulların, karın, gelinlerinle birlikte gemiye bin.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Sağ kalabilmeleri için her canlı</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">türünden bir erkek, bir dişi olmak</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">üzere birer</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">çifti gemiye al.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">sürüngenler sağ kalmak için çifter</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">çifter sana</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">gelecekler.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yanına hem kendin, hem onlar için</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yenebilecek ne varsa al, ilerde yemek üzere</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">depola."</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Nuh Tanrı'nın bütün buyruklarını</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yerine getirdi.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Ayetlerin devamında tufanla birlikte; yeryüzünde hiçbir canlı sağ kalmaz. Sadece, Nuh peygamberin gemisinde bulunanlar kurtulur. Bu nedenle de yeryüzündeki bütün insanların Nuh peygamberin üç oğlu olan Sam, Ham ve Yafet’den geldiği belirtilerek şöyle devam edilmektedir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm,&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">9: 18</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-19. Ayetler: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Gemiden çıkan</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Nuh'un oğulları Sam, Ham ve Yafet idi. Ham</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Kenan'ın babasıydı.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Nuh'un üç oğlu bunlardı. Yeryüzüne</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yayılan bütün insanlar onlardan üredi.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Yukarıdaki ayetlerde ismi geçen Kenan, Nuh peygamberin Ham isimli oğlundan olan torunudur. Bugünkü İsrail ve Filistin bölgesinin Tevrat’daki “Kenan bölgesi” ismi de buradan gelmektedir. İlerideki ayetlerde belirtileceği üzere, Hz. İbrahim'e vaat edilecek toprakların büyük kısmı da bu bölge olacaktır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Tevrat’da vadedilmiş topraklarla ilgili ayetler ise şöyledir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">12: 1</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-2-3. Ayetleri: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">RAB Avram'a</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(</span></em></strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İbrahim’e)</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">,</span></em><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Ülkeni</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(</span></em></strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Urfa-Harran)</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">,&nbsp;</span></em><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">akrabalarını,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">baba evini bırak</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">,&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;sana</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">göstereceğim ülkeye git"</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">dedi</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">.”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">"Seni büyük bir ulus yapacağım, Seni</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">kutsayacak, sana ün kazandıracağım, Bereket</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">kaynağı olacaksın.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Seni kutsayanları kutsayacak, Seni</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">lanetleyeni lanetleyeceğim. Yer</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yüzündeki</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">bütün halklar Senin aracılığınla kutsanacak."</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış, bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">12: 5</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-6. Ayetler: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Karısı Saray'ı, yeğeni Lut'u,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Harran'da kazandıkları malları, edindikleri</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">uşakları yanına alıp Kenan ülkesine doğru yola</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">çıktı. Oraya vardılar.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Avram ülke boyunca Şekem'deki</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">More meşesine kadar ilerledi.O günlerde orada</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Kenanlılar yaşıyordu.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">” &nbsp;</span></em></strong><span style="font-family:ArialMT">(Nuh peygamberin torunları)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">15: 18-21</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayetler: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;O gün RAB Avram'la antlaşma</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yaparak ona şöyle dedi:</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">"Mısır Irmağı'ndan</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">(Nil)</span></em><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">bu toprakları -Ken, Keniz, Kadmon, Hitit , Periz,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Refa, Amor, Kenan,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Girgaş ve Yevus</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">topraklarını senin soyuna vereceğim."</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(</span></em></strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Bugünkü Filistin, İsrail, Ürdün, Lübnan, Suriye’nin güneyi ve kuzeyi)</span></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Tevrat’daki ayetlerden belirtilenlere göre, İbrahim peygamberin eşi Sara’dan çocuğu olmaz. Bunun üzerine Sara, Hz. İbrahim’i cariyesi Hacer ile evlendirir. İlgili ayetler şöyledir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">16: 15</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-16. Ayetler: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Hacer Avram'a bir erkek çocuk</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">doğurdu. Avram çocuğun adını</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İsmail koydu.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Hacer İsmail'i doğurduğunda,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Avram seksen altı yaşındaydı.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Hacer isimli cariyeden oğlu olan Avram’ın ismi de değişir. İlgili ayet şöyledir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış, bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">17: 5</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-6-7-8. Ayetler:</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Artık adın Avram değil, İbrahim</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">olacak. Çünkü seni</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">birçok ulusun babası</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yapacağım.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">” &nbsp;</span></em></strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">(</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Avram": "Yüce Baba"</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">anlamına gelir. "İbrahim": İbranice</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Avraham, "Çokların babası" anlamına gelir.</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">)</span></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">17: 6</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-7-8. Ayetler: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Seni çok verimli kılacağım.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Soyundan uluslar doğacak,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">krallar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">çıkacak.</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Antlaşmamı seninle ve soyunla</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">kuşaklar boyunca, sonsuza dek</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">sürdüreceğim.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Senin, senden sonra da soyunun Tanrısı</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">olacağım.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Bir yabancı olarak yaşadığın</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">vereceğim. Onların Tanrısı olacağım."</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">İbrahim peygamberin cariyesi Hacer’den sonra eşi Sara’dan da bir oğlu olur. İlgili ayet de şöyledir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">17: 19</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayet: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Tanrı, "Hayır. Ama karın Sara sana</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">bir oğul doğuracak, adını İshak koyacaksın"</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">dedi, "Onunla ve soyuyla antlaşmamı sonsuza</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">dek sürdüreceğim.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Yaratılış bölüm 15, 18-21. ayetler ile 17. bölüm 8. Ayet de de belirtildiği üzere; Tanrı, Kenan bölgesini ve Nil’den Fırat nehirlerine kadar olan toprakları İbrahim peygambere ve soyuna vaat etmektedir. Bu ayetlerde de İsrail oğullarının ismi geçmemektedir. Zira İsrail, İbrahim peygamberin Sara’dan olan İshak’ın oğlu Yakup olup, lakabı İsrail’dir. Yani, Tanrı Nil’den Fırat’a kadar olan toprakları İbrahim peygambere vaat ettiğinde, Torunu Yakup, diğer adıyla İsrail henüz dünyaya gelmemişti. Siyonistlerin Tevrat’a dayandırdıkları “Vadedilmiş topraklar” (Arz-ı Mev'ud) yalanı da bu ayetlerle kanıtlanmaktadır. Zira, İsrail ismi Tevrat’daki vaat edilmiş topraklar ile ilgili ayetlerden çok sonra geçmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Kaldı ki, bugün Nil’den Fırat’a kadar uzanan topraklarda zaten İbrahim peygamberin soyundan gelenler yaşamaktadır. Yani Tevrat’ta vadedilen gerçekleşmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, Siyonistlerin iddiaları bu nedenle de temelsiz kalmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Tevrat da Yakup-İsrail ismi ile ilgili ayetlerde ise, şöyle denilmektedir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılmış, bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">25: 26</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayet: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Sonra kardeşi doğdu. Eliyle Esav'ın</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">topuğunu tutuyordu. Bu</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yüzden İshak</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">(Hz. İbrahim’in Sara’dan olan oğlu)</span></em><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;ona</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yakup adını verdi. Rebeka doğum</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yaptığında</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İshak altmış yaşındaydı.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış, bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">32: 28</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayet: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Adam, "Artık sana Yakup değil,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İsrail denecek" dedi, "Çünkü Tanrı'yla,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">insanlarla güreşip yendin."</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">(</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İsrail":</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Tanrı'yla güreşir" anlamına gelir.</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">)</span></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Yukarıda verdiğimiz Tevrat ayetlerinden de anlaşılacağı üzere, adını Kudüs’teki Siyon tepesinden-dağından alan radikal dincilerin, kutsal kitaptaki ayetleri istismar ettikleri ve olmayanı varmış gibi göstererek, bir inancı kendi emellerine alet ettikleri anlaşılmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Bu durum, yani yalan ve sahtekarlık, &nbsp;din istismarı yapan her grup için geçerlidir. Zira, bütün radikal dinciler, bunu yapmadan insanları kandıramayacaklarını bilmektedirler. Bunlar aynı zamanda tarihleri boyunca gerçek dindar insanlara yalan söylemişler, onların samimi inançlarını sömürmüşler, çıkarları doğrultusunda kullanmışlardır. Bu radikal dinciler hep güçlüden hep zorbadan yana olmuşlardır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Siyonistlerin tarihi de böyledir. Yirminci yüzyılda İngiliz emperyalizminin yanında yer almışlar ve onlara piyonluk görevi yapmışlardır. İngilizler dünyadaki etkinliğini kaybedince, hemen en güçlü emperyalist olan ABD’nin yanına geçmişlerdir. Zira bu tip küçük azınlıklar kendi güçleri ile bir şey yapamayacaklarını bildikleri için hep bir “büyük” gücün arkasına saklanarak hareket etmişlerdir.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Ancak, bu sefer efendileri güç kaybedince arkasına saklanabilecekleri bir dayanak bulamayacaklar. Zira, bölgenin esas sahibi olan kadim halklar direnişe geçmiş olup, hem piyonları hem de esas ipleri elinde tutanları &nbsp;tarihin çöplüğüne gönderecektir. Bunu yaşayıp göreceğiz.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">***Tevrat’daki ayetler, http//ekitap.ayorum.com sitesinden alınmıştır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 00:38:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SİYASETTE ARINMAK ÖZÜNÜ DÂR\&#039;A ÇEKEBİLENLERİN YOLUDUR</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyasette-arinmak-ozunu-dara-cekebilenlerin-yoludur-606</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyasette-arinmak-ozunu-dara-cekebilenlerin-yoludur-606</guid>
                <description><![CDATA[SİYASETTE ARINMAK ÖZÜNÜ DÂR\'A ÇEKEBİLENLERİN YOLUDUR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Siyaset…<br />
Sadece yönetmek değildir.<br />
Aynı zamanda örnek olmak, sorumluluk almak ve en önemlisi kendinle yüzleşebilmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün siyasetin en büyük açmazı tam da burada başlıyor.<br />
Herkes konuşuyor…<br />
Herkes eleştiriyor…<br />
Ama kimse kendine dönüp bakmıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa gerçek siyaset, önce insanın kendi nefsini sorgulamasıyla başlar.<br />
Alevî inancında “dâr’a çekilmek” dediğimiz o büyük yüzleşme…<br />
İşte siyasetçinin de en çok ihtiyaç duyduğu şey budur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu noktada, yıllar önce bizzat şahit olduğum ve hafızamda yer eden bir anıyı paylaşmak istiyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">2013 yılında, Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı döneminde, bir yurt gezisi sırasında yaşanan bir olay…<br />
Kılıçdaroğlu lavaboda elini yıkadıktan sonra kirli peçeteyi atacak bir çöp kovası bulamaz. O anda yanında bulunan yakın koruması refleksle yaklaşır:<br />
“Efendim, ben alayım.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak aldığı cevap, sıradan bir cevap değildir.<br />
Bir duruşun, bir anlayışın ve bir ahlâkın ifadesidir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Sakın ha! Kimsenin pisliğini eline bulaştırma.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve ardından o kirli peçeteyi başkasına vermek yerine kendi cebine koyar…<br />
Çöpe atmak üzere…</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte tam da burada, Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyaset anlayışı net bir şekilde ortaya çıkar.<br />
Sorumluluğu başkasına yüklemeyen, yükü paylaşırken kirli olanı devretmeyen, en basit anda bile bir ilke ortaya koyan bir yaklaşım…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sadece bir anı değildir.<br />
Bu, siyasetçinin nasıl olması gerektiğine dair somut bir örnektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün siyasette eksik olan şey tam olarak budur.<br />
Hata yapılır ama sahip çıkılmaz.<br />
Yanlış yapılır ama başkasına yüklenir.<br />
Kirlenilir ama temizlenmek yerine örtülür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa siyasetçi dediğin;<br />
Kendi hatasıyla yüzleşebilen,<br />
Kendi yükünü taşıyabilen,<br />
Ve en önemlisi başkasını kirletmeden yürüyebilen insandır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kemal Kılıçdaroğlu’nun o gün verdiği cevap, aslında siyasetin özüne dair bir derstir.<br />
“Kimsenin pisliğini eline bulaştırmamak” sadece bireysel bir hassasiyet değil; aynı zamanda kamusal ahlâkın temelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü siyaset kirlenirse toplum kirlenir.<br />
Siyasetçi arınmazsa toplum nefes alamaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu yüzden, siyasetçinin zaman zaman özünü dâr’a çekmesi gerekir.<br />
Kendine dönmesi, kendini sorgulaması, hatasını kabul etmesi gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Büyük laflar etmek kolaydır…<br />
Ama küçük bir davranışla büyük bir ahlâk ortaya koymak zordur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bazen bir kirli peçete…<br />
Bir siyasetçinin gerçek duruşunu anlatmaya yeter.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutmayalım:<br />
Siyaset makam değil, emanettir.<br />
Ve o emaneti taşıyanlar…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimsenin pisliğini eline bulaştırmadan yürümelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Anlayan’a…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:39:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD PİYONU SİYONİSTLERİN GELECEĞİ VAR MI?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/abd-piyonu-siyonistlerin-gelecegi-var-mi-603</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/abd-piyonu-siyonistlerin-gelecegi-var-mi-603</guid>
                <description><![CDATA[ABD PİYONU SİYONİSTLERİN GELECEĞİ VAR MI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Kurulduğundan beri emperyalistlere, özellikle de ABD’ye piyonluk yapan Siyonist İsraillilerin amaçlarına ulaşması mümkün olur mu? Bu makalemizde bunu ele alacağız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İsrailoğulları’nın tarihi incelendiğinde yayılmacı ve saldırgan bir politika izlemeye başladıklarında; sonları hep hüsran olmuştur. Birinci işgal ve dağılma, M.Ö. 722 yıllarında İsrail devletinin Asurlular tarafından işgali ve halkının esir edilerek Mezopotamya bölgesine dağınık bir şekilde iskan edilmesidir. İkinci işgal ve sürgün M.Ö. 586 yılında Babil kralı Nebukadnezar tarafından gerçekleştirilmiştir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İki ayrı dönemde gerçekleşen bu işgal ve sürgün olayı, Tevrat’ın bölümlerinde yer almaktadır. Kendilerini </span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“dindar” </span></em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">olarak gören bu Siyonistlerin kutsal kitapları olan Tevrat’ta yer alan bilgileri ya okumadıkları ya da okuduklarından ders almadıkları anlaşılmaktadır. Ancak tarih çok acımasızdır, olaylardan ders almayanlara daha kötüsünü yaşatır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İşte bugün İsrail’de işbaşında olan Siyonist Netanyahu hükümeti de Tevrat’ta anlatılanlardan ders almamış olacak ki; arkasına aldığı büyük bir destekle kendi özgücüyle orantılı olmayan eylem ve saldırılarda bulunmaktadır. Oysa, yaptığı bu saldırı ve katliamların İsrail’de yaşayan Musevilere hiçbir faydası yoktur. Tam tersine, İsrail halkının dünyada tecrit olmasına ve </span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“katliamcı”</span></em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;olarak tanınmasına hizmet etmektedir. Zira, yaptıkları saldırı ve katliamlar efendileri olan ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarına hizmet etmektedir. &nbsp;ABD’nin çıkarı olmasa ne diye milyarlarca para harcasın? Nitekim; Siyonist Netanyahu’nun İran’a karşı başlattığı saldırıların 2009 yılından beri ABD derin devleti tarafından planlandığı görülmektedir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">ABD derin devletinin düşünce kuruluşu olan ve hükümetlerin izleyeceği politikaları belirleyen </span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“BROOKİNGS İNTİTUTİON”</span></em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;&nbsp;isimli kuruluş 20 Haziran 2009’da hazırladığı </span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“İRAN’A GİDEN YOL HANGİSİ”</span></em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;&nbsp;başlıklı raporunun 5. bölümünün başlığı şu şekildedir:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“İsrail’in Askeri Saldırısına İzin Vermek ve Teşvik Etmek-Bibi’nin (Netanyahu’nun) Yapması Gerekenler”</span></em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;başlığı altında şöyle denilmektedir:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>-İsrail saldırısını teşvik etmek ve izin vermek.</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>-İsrail’e destek olarak ABD’nin hava saldırılarına katılmasını sağlamak.</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>-Karadan saldırı düzenlemek.</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>-İran muhaliflerine para ve silah desteği sağlamak.</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>-Buşehir, Natanz, İsfahan ve Tahran’daki nükleer araştırma merkezlerinin ağır bombardıman uçakları ile yok edilmesini sağlamak.</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>-Ağır bombardıman uçaklarının kullanımı için Dieogo Garcia üssünün kullanılmaya hazır hale getirmek.</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Raporda yer alan önerilerin birebir aynısı 28 Şubat’tan beri uygulanmaktadır. Yani İran’a karşı başlatılan saldırı ve katliamların TRUMP’ın deliliği ve kişiliği ile ilgisi bulunmamaktadır. İran’ın </span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Nükler silah yapmasını engellemek”</span></em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;iddiası da tamamen gerçek dışıdır. Esas amaç Petrol, doğalgaz ve değerli madenlerin bulunduğu Ortadoğu bölgesini ele geçirmek ve kontrol altına almaktır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Siyonistler burada piyon görevi yapmaktadır. Aklı başında olan herkes on milyonluk İsrail’in bütün Ortadoğu’yu kontrol altına alamayacağını bilir. Ama radikal </span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“dincilik”</span></em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;her yerde olduğu gibi burada da emperyalizmin bir aparatı olmaktadır. Aynen İslam ülkelerinde </span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>Radikal dincilerin</em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;emperyalistler tarafından kullanılması gibi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bu tespitlerimizden sonra, ABD ve İran arasında sağlanan ateşkes anlaşması devam eder mi? Bizim tahmin ve analizlerimize göre maalesef devam etmeyeceği yönündedir. Zira emperyalist ABD ve onun aparatı olan İsrail hükümeti İran’ın koşulsuz teslimini istemektedir. İran hükümeti de bunu asla kabul etmeyeceğini açıklamıştır. Bu nedenle görüşümüz, bölgemizdeki savaşın ve çatışmaların devam edeceği ve yayılacağı yönündedir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Zira saldırılara gerekçe yapılan İran’ın nükleer silah elde etmesi bir bahanedir. İsrail, dünyada 6. nükleer güce sahip bir ülkedir. Elinde yüzlerce nükleer başlıklı bomba bulunmaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’ne göre, İsrail nükleer başlıklı bombaları hem uçaklardan hem deniz altılardan hem de karadan ateşleyebilecek sistemlere sahip olan bir ülkedir. Dolayısıyla, İran’ın İsrail’i tehdit etmesi mümkün değildir. Ancak, Siyonistler halkını ve kamuoyunu ikna etmek için bu tür yalanlara başvurmaktadırlar. Üstelik İran Nükleer silah üretmeyi ve kullanmayı dini inançlarına aykırı olduğunu da ifade etmektedir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Sonuç olarak, emperyalist ABD ve onun aparatı olan Siyonist İsrail hükümeti saldırılarına devam edecektir. Zira bölgemizde kendilerine direnen bir ülke ve devlet istememektedirler. &nbsp;Aynen Irak’ta, Libya’da ve Suriye’de olduğu gibi İran’ı da parçalara ayırarak kontrollerinde bulunan devletçikler istemektedirler. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İran devletinin ve halkının emperyalist saldırıya direnmesi ve başarı kazanması ülkemiz içinde önem arz etmektedir. Zira hedefte ülkemiz de bulunmaktadır. O nedenle din, mezhep ve siyasi görüş ayırmadan hepimizin İran halkının yanında olması elzemdir. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><br />
<span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 00:44:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETÖ, CAN DÜNDAR VE ALEVİLER</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/feto-can-dundar-ve-aleviler-602</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/feto-can-dundar-ve-aleviler-602</guid>
                <description><![CDATA[FETÖ, CAN DÜNDAR VE ALEVİLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">FETÖ terör örgütünün Alevilere yönelik faaliyetlerini daha yakından anlamak için, eski bir yazımı paylaşıyorum. </span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ’nün finanse ettiği “<strong><em>Yolcu</em></strong>” adlı belgesel filmi şimdilerde Berlin’de firari olarak yaşayan Can Dündar hazırlarken, Kalan Müzik şirketinin Tunceli/Alevi kökenli sahibi Hasan Saltık da piyasaya sürülmesini üstlenmişti.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>İşte, o yazım:</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Yıllardır, dedikodusu yapılan, neredeyse şehir efsanesine dönüşen Said Nursi Belgeseli nihayet yayınlandı. “<em><strong>Yolcu</strong></em>” adı altında yayınlanan belgeselin DVD’sini, aynı zamanda Grup Yorum’un da yayıncısı olan Kalan Müzik şirketinin çıkarmasının ilginçliği bir yana, meraklı gözler çok arasa da, ne “<em><strong>yönetmen</strong></em>” ve ne de “<em><strong>yapımcı</strong></em>” bölümünde Can Dündar’ın ismini göremediler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Önce, tarihi biraz geriye, 14 Ağustos 2005’e saralım ve elimize Zaman gazetesinin “<em><strong>Turkuaz</strong></em>” Pazar ekini alalım. O da ne? Can Dündar tamı tamına bir “<em><strong>Said Nursi Belgeseli çekmek”</strong></em>ten söz ediyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Salih Zengin’in yaptığı söyleşinin ilgili bölümlerini önce aktaralım ki, sadece belgeselin değil, “<em><strong>duruş</strong></em>”ların da, zaman içerisinde yaşadığı yolculukları, hep beraber konuşabilelim:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Hangi belgesel üzerine çalışıyorsunuz?</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>Neşet Ertaş belgeseli montaj aşamasında. Mülkiye belgeselini bitirmek üzereyiz. Bu kadar Atatürk lafı edilen bir ülkede Atatürk belgeseli bile henüz yapılamadı. Said-i Nursi üzerine bir teklif var, ona da çalışıyoruz.</em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Bediüzzaman‘ın sizin için belgesel değeri taşıyan özelliği nedir?</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>Ayrıntıları çok tartışmak istemem; ama İslam’ı ele alış biçimi ideolojik olarak beni ilgilendirdi. Medreseden esarete uzanan bir hayatı var, dünyanın neresine gitseniz bu bir belgesel konusudur. Bakıyorsunuz hem I. Meclis‘te var, hem padişahın yanında hem de Adnan Menderes ve askerî dönemde var. Görüşlerini yayış biçimi de önemli. Bugünün internet koşullarında gerçekleştirilebilecek bir şeyi o dönemin zor şartları içinde yapmış birisi. Birçok açıdan bugüne kadar çoktan yapılması gereken bir belgesel. Düşünce sistematiğini anlamak için çok şey okumak lazım. Yazılarına kapandığın zaman da sizi çok ayrı dünyalara götürüyor. Öte yandan ne yaşadığını anlamak için de çok az belge var. Bir yanda onu baş tacı edenler, bir yanda nefret edenler var. Bugünün siyasetine ciddi yansımaları olan birisi. Onu gerçekten yaşadığıyla anlattığınız zaman „vay canına“ dedirtiyor. Kaç kişi onun Meclis‘te konuştuğunu, Atatürk‘le diyaloglarını bilebilir ki? Bugünün Türkiye‘sinde ona inanan insanlar ve devam eden bir gelenek var. Bu açılardan çok etkileri olacağına inanıyorum, yeter ki hakkıyla yapalım.</em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Belgesel şu an hangi aşamada?</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>Bir yıldır görüşüyoruz. Bir ay öncesinde Mardin, Siirt, Urfa ve Van bölgelerini gezdik, mekanları gördük, kabaca çekimlerini yaptık. Doğrusu, bunu yapmayı çok arzu ediyordum. Türkiye‘nin tarihinde önemli bir isim. Fakat efsane ve tevatür çok. Onları ayıklayıp gerçeğe ulaşmada sorunumuz var. Biz de kendi araştırmamızı yapıp kendi gözlemimizi de ortaya koyalım istedik. İlk elden tanıklara ulaşmaya çalışıyoruz. Yaptığımız zaman dört başı mamur, belgeye dayanan bir belgesel olacak.</em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Elinizdeki fiziki şartlarla, Bediüzzaman‘ın yaşadığı metafizik halleri nasıl aktarmayı düşünüyorsunuz?</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>Biyografi yanını ön plana çıkarmaya gayret ediyorum. Ne yaşadığını anlatıp, düşünce sistematiğini, söylediklerini uzmanların da yardımıyla hayat hikayesinin içine yerleştirmeyi amaçlıyorum. Biz burada daha çok yaşadıklarını anlatmak derdindeyiz. Mezarının açıldığı gün orada olan gazeteciden tutun da ölürken başındaki insanın tanıklığına başvurarak gerçek anlamda ne yaşadığını fotoğraflamaya gayret ediyoruz. Biyografide ciddi bir yol aldık. Önümüzdeki yıl hazır olur, biter.</em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>SAİD NURSİ BELGESELİNİN FİNANSÖRÜ KİM?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Görüldüğü gibi, Can Dündar Said Nursi belgeselini bir “<em><strong>iş</strong></em>” olarak aldığını açıkça ifade ediyor: “<em><strong>Said-i Nursi üzerine bir teklif var, ona da çalışıyoruz.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı görüşü, Can Dündar’ın çalışma arkadaşlarından Cemalettin Canlı da, Yeni Asya gazetesi ile yaptığı ve 23.03.2010 tarihinde yayınlanan görüşmesinde ifade ediyor: “<em><strong>Başlangıçta bizim için bir işti…</strong></em>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dolayısıyla, mantıklı olmaya çalışırsak, ortada bir “<em><strong>iş</strong></em>” varsa ve “<em><strong>iş alan</strong></em>” belli ise, o halde, bir de “<em><strong>iş veren</strong></em>” vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, “<em><strong>iş</strong></em>” bu noktaya gelince Can Dündar da, “<em><strong>çalışma arkadaşları</strong></em>” da doğru yanıtı vermekte “<em><strong>ketum</strong></em>” davranıyorlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">6 yıldan uzun bir çalışma süresini kapsayan, içinde birçok yabancı ülkenin de bulunduğu, on binlerce kilometre yol kat edilen, binlerce sayfa belgenin incelenmesini gerektiren bir belgeseli, herhangi bir “<em><strong>ön finansman</strong></em>” olmadan, Can Dündar’ın “<em><strong>kendi cebinden</strong></em>” karşılamış olabileceği eşyanın doğasına aykırı bir durum. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Gerçi, Can Dündar ve çalışma arkadaşları tam olarak bunu da ifade ediyor, değiller. Belgeselin finansmanı konusunda Can Dündar ve çalışma arkadaşları net bilgi vermekten kaçınıyorlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Süperpoligon sitesi 2006 yılında Can Dündar’ın “<em><strong>cemaatle anlaştığını</strong></em>” ve Said Nursi belgeseli hazırlamaya başladığını duyurduğunda, Can Dündar, bunu inkar etmemiş ama, 22.09.2006 yılında kendi sitesinde de yayınladığı şu yanıtla “<em><strong>düzeltme</strong></em>” yoluna gitmişti:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Doğrusu şudur:</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>5 yıldır “</strong>Lanetliler Bahçesi<strong>” adıyla bir dizi hazırlığındayım.<br />
Türkiye’nin “</strong>Hain<strong>” diye karalanmış ya da lanetlenmiş isimlerinin hayat öykülerini, hangi görüşten olduğuna bakmaksızın ekrana getirmek azmindeyim.<br />
Çerkez Ethem’den Enver Paşa’ya, Vahdettin’den Bediüzzaman’a kadar uzanan geniş bir listeyle yola çıktık. Nazım Hikmet belgeselleştirdiğimiz ilk isimdi. Ardından Said Nursi hazırlığına giriştik.<br />
Yani “</strong>sipariş<strong>” yok. Tersine biz talepkar olduk.<br />
Çok iyi bir ekiple 1,5 yıldır çalışıyoruz.<br />
Hiçbir kanal böyle “</strong>lanetli<strong>” bir projeye destek olmaya cesaret edemediği için ve biz de cemaatten maddi destek alıp bağımlı olmak istemediğimiz için belgesel hazırlığını kendi olanaklarımızla ve konunun taraflarının bilgi-belge-teknik desteğiyle sürdürüyoruz.<br />
Belgeselin bu kadar gecikmesi de ondan...<br />
Hem Said Nursi yandaşlarının, hem karşıtlarının görüşlerinin birlikte yeralacağı belgeselin çok yakında yayına hazır olacağını ve her iki kesimi de şaşırtacağını şimdiden duyurmuş olayım.<br />
Bu vesileyle çalışmamızı tanıtma imkanı sunduğunuz için teşekkür ederim.<br />
Dilerim haberinize yorum yazan arkadaşlar da, acele ve peşin hükmün sakıncalarını fark etmişlerdir.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>FİNANSÖRÜN FETÖ OLDUĞUNU KENDİLERİ DE AÇIKLADI!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Cemaate yakın</strong></em>” bir kişi olan, Bugün gazetesi yazarı Nuh Gönültaş, “<em><strong>cemaat tarafından projelendirilen” </strong></em>belgesel için Can Dündar’ın seçilmiş olmasını hemen bir gün sonra şöyle yorumlamış: “<em><strong>Filmi sistem içinde legal birine çektirerek Bediüzzaman’ın sistem açısından legalize olmasına katkı sağlamak isteniyor olabilir. Can Dündar çeşitli Atatürk belgesellerini de çekmiş biri olarak Bediüzzaman Belgeseli’ni de çekerse gaye hasıl olmuş olur. Burada asıl sorulması gereken soru, “</strong></em><em>Niçin Can Dündar?</em><em><strong>” değil, Can Dündar böyle bir projeye niçin imza atıyor, olmalı?</strong></em>” (Bugün, 23.09.2006)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Can Dündar’ın Said Nursi belgeseli projesi üzerine çalıştığının medyaya yansımasının ardından en sert yorum Akşam gazetesi yazarı Oray Eğin’den gelmişti. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oray Eğin, “<em><strong>Mustafa</strong></em>” filmi üzerine süren tartışmalar esnasında şunları yazmıştı: “<em><strong>Biliyorsunuz değil mi Can Dündar, Said-i Nursi belgeseli üzerinde çalışıyor bir süredir. Yani Fethullah Gülen cemaatine göz kırpıyor, kendini buraya entegre ederek oradan rant toplayacak.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>E gerçek bir Atatürkçü film de bunun önünü keserdi.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Ancak kendisi o kadar paragöz ki hem laiklerin hem de Fethullahçılardan parsayı toplama amacıyla yola çıktı... Yazık ki yüzüne gözüne de bulaştırdı…</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Laikler filmi beğenmedi, sponsorlarla çevirdiği oyun medyada aleyhine döndü, tüccarlığı ortaya çıktı...</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Ve sonunda Can Dündar putu hak ettiği şekilde yıkılmaya başladı</strong>.</em><strong>“ </strong>(Akşam, 03.11.2008)</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>GRUP YORUM İLE SAİD NURSİ BELGESELİNİN YAPIMCISI AYNI KİŞİ!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir başka tuhaflık da, FETÖ’nün finanse ettiği hem kendileri ve hem de medyada pek çok kişinin dil getirdiği Said Nursi belgeselinin Hasan Saltık’ın sahibi olduğu Kalan Müzik etiketi ile piyasaya sürülmüş olması.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tunceli kökenli, 1937/38 isyanı sonrasında mecburi iskan yasası ile Balıkesir’e yerleştirilen bir ailenin evladı ve 12 Eylül darbesini düzenleyen 5 orgeneralden birisi olan Haydar Saltık’ın yeğeni olan Hasan Saltık, müzik sektöründeki ününü Grup Yorum’un albümlerini çıkarmasına borçlu idi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kalan Müzik “<em><strong>Yolcu</strong></em>” belgeseli için yayınladığı tanıtım bildirisinde şu ifadelere yer vermiş: “<em><strong>Bazı insanların etkisi, kendilerinden uzun yaşar. Bediüzzaman Said Nursi onlardan biri...</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>3 bölümlük “</strong>Yolcu<strong>” belgeseli, onun peşinden katedilmiş 40 bin kilometre yolun, röportaj yapılan 100’ü aşkın tanığın, geniş bir ekibin 6 yıllık alışmasının ve Güneydoğu köylerinden Makedonya’ya, Suriye’den Volga kıyılarına dek uzanan bir coğrafyada araştırmamıza destek veren insanların ürünüdür.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Yönetmenliğini Yusuf Kenan Beysülen, metin yazarlığını Cemalettin Canlı, seslendirmesini Mahir Günşiray, yapımcılığını ise Kalan Müzik ve Karşı Film üstlendiği “Yolcu” belgeselinde sunulan belge, bilgi ve tanıkların Türkiye’de yeni ve sıcak gündem oluşturması bekleniyor.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>KARANLIKTA BIRAKILAN SORU: BELGESELİ KİM YÖNETTİ?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Evet, yayınlanan belgeselin sıcak bir gündem oluşturacağı açık. Ancak söz konusu “<em><strong>sıcak gündem</strong></em>” Can Dündar ismi etrafında oluşuyor ve oluşmaya da devam edecek. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Belgesel’in ne yapımcısı ve ne de yönetmeni olmadığı halde, tartışmaları niçin alevlendirecek, diye sorarsanız anlatalım: Belgesel’de yönetmen ve metin yazarı olarak adları olan arkadaşlar da çok “<em><strong>tanıdık</strong></em>”, ondan!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yusuf Kenan Beysülen, Can Dündar’ın en az 10 yıldır beraber çalıştığı bir isim. Birçok belgeseli beraber çektiler. Recep Tayyip Erdoğan’ın belgeselinde de beraber çalıştılar! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Can Dündar, kendi sitesinde örneğin, 29.10.2003 tarihinde, Yusuf Kenan Beysülen ile birlikte Tarih Vakfı için bir belgesel çekmeye başlayacaklarını ilan etmiş: <em><strong>“Ayrıca Yusuf Kenan Beysülen ile, Tarih Vakfı için </strong></em>“<em>Türkiye'de İnsan Hakları ve Sivil Toplum”<strong> belgeseline girişiyoruz.</strong>” </em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha sonraları da, örneğin, NTV için Can Dündar tarafından yapılan “<em><strong>Lider Portreleri</strong></em>” belgeselinde de beraber çalıştıklarını, bu kez Milliyet gazetesindeki köşesinde, 18 Temmuz 2007’de yine kendisi açıklamış: “<em><strong>NTV için hazırladığımız “</strong></em><em>Lider Portreleri</em><em><strong>”nin Recep Tayyip Erdoğan bölümü için araştırma yapan arkadaşımız Yusuf Kenan Beysülen’in ulaştığı imam hatip karnesi, Başbakan’ın vasat bir öğrenci olduğunu gösteriyor.</strong></em>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde, Can Dündar’ın yönetmenliğini yaptığı “<em><strong>O Gün</strong></em>” belgeselinde de Yusuf Kenan Beysülen ekip üyelerinden birisi olarak gösterilmiş.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tabii, dikkatli gözlerin hemen fark edebileceği gibi, Yusuf Kenan Beysülen Can Dündar ile beraber çalıştığı tüm projelerde “<em><strong>araştırmacı</strong></em>” kimliği ile yer alırken, Said Nursi belgeseli “<em><strong>Yolcu</strong></em>”da araştırmacı ünvanını korumakla birlikte, yönetmenliğe terfi etmiş. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durum, Can Dündar kendi ismini koyamadığı için mi, uzun yıllardır yol arkadaşlığı yaptığı Beysülen’in ismini yönetmen olarak yazdırdı, sorusunu gündeme getiriyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde, araştırmacı ve metin yazarı olarak ismi geçen Cemalettin Canlı da, Can Dündar ekibinden! Cemalettin Canlı ismi, “<em><strong>Mustafa</strong></em>” filminde de oyuncu ve araştırmacı olarak yer almıştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Said Nursi belgeselinin yapımcılarından birisi olarak gözüken Cemalettin Canlı ile Yeni Asya gazetesi için konuşan Hüseyin Kemal, Can Dündar’ın belgeselle ilişkisi üzerine şunları yazmış: “<em><strong>Can Dündar, çekimine başladığı Said Nursî belgeseli için “</strong></em><em>Onun Meclis’te konuştuğunu, Atatürk’le diyaloglarını </em><em>kim </em><em>bilebilir ki? Bugünün Türkiye’sinde ona inanan insanlar ve devam eden bir gelenek var. Bu açılardan çok etkileri olacağına inanıyorum, yeter ki hakkıyla yapalım</em><em><strong>” diyordu Zaman gazetesindeki röportajında… Ne oldu bilinmez, ama geriye kalan iddialarla tartışılacak olan Can Dündar’ın projeden neden çekildiği. Belki de bunun cevabını kendisine bırakmak gerekir…</strong></em>” (Yeni Asya, 23.03.2010)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öte yandan, Yusuf Kenan Beysülen de, Zaman gazetesi ile görüşmesinde şunları kaydetmiş: “<em><strong>1998 yılından beri yapmayı arzuladığımız bir çalışmaydı. Projeye Can Dündar’la başladık. Can Dündar projeden ayrılmak zorunda kaldı. NTV’de programa başladı. Mustafa projesi karşısına çıktı. Biz de “</strong></em><em>Sen içine giremiyorsun. Bu işi biz sürdürelim<strong>”</strong></em><em><strong> dedik. Projeyi üstlendik.</strong></em>” (Zaman, 18.07.2010) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yeni Asya yazarlarından Latif Salihoğlu, kamuoyunda Said Nursi ile birlikte anılmaya başlayan Can Dündar hakkında şöyle yazmış: “<em><strong>Tâ 2001 yılından beri bu belgesellerin üzerinde çalıştığı anlaşılan sayın Dündar'ın “</strong>çok yakında yayına hazır olacağı<strong>”</strong><strong>nı söylediği tarihin üzerinden de iki seneden fazla bir zaman geçti.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Onun bahsetmiş olduğu “</strong>hem yandaşlarını, hem de karşıtlarını şaşırtacak<strong>” olan Said Nursî belgeseli, anlaşılan o ki, bilinmeyen bazı sebeplerle yayına bir türlü hazır hale getirilemedi.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Doğrusu, şu noktayı merak etmemek elde değil: Sahi, bu nasıl bir çalışmadır ki, bir türlü bitmek bilmiyor? </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Acaba, kim yahut kimler bu çalışmanın önüne takoz koydu? </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Bütün bu sorular, orta yerde duruyor. </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Bunların cevabı verilir, yahut verilmez. O bizim sıkıntımız değil; bundan tâ iki sene evvel çıkıp da “Çok yakında yayına hazır olacak” diyenlerin sorunudur bu. </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Ancak şu var ki: Dün de ifade ettiğimiz gibi, şayet bu çalışma da “</strong>Mustafa<strong>” belgeseli tarzında olacaksa ve Said Nursî'yi olduğu gibi tanıtmayacaksa, veyahut onu yanlış tanıtacaksa—ki, bu noktada ciddî kuşkular var–bu çalışmanın hiç yayınlanmamasını daha hayırlı bulduğumuzu ve yaşanan gecikmeleri de hayra yorduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyoruz.</strong></em>” (Yeni Asya, 01.11.2008)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evet, dikkatli okurların fark edeceği gibi, Said Nursi belgeselinin başlangıç tarihi sürekli değişiyor. Ancak, konumuz bu değil. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Said Nursi belgeselini kim çekti? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Görünen o ki; Nurcu çevreler için, söz konusu belgeseli Can Dündar’ın çektiğine dair kuşku yok!</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>CAN DÜNDAR, BELGESEL İÇİN FETÖ’DEN PARA ALDI MI?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Said Nursi belgeselini hazırlayanlara baktığımızda tüm yapım, yaratım ve yönetim ekibinin Can Dündar’ın uzun yıllar beraber çalıştığı ekipten olduğu açıkça ortaya çıkıyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durumda, Can Dündar’ın uzunca bir süredir öne sürülen iddiaları çürütmek için, epeyi sıkıntı çekeceğini öne sürmek, pek de mantıksız görünmüyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bakalım, Can Dündar, Said Nursi belgeselinin kendi kontrolünde çekilip çekilmediği, çekildiyse, niçin isminin dışarıda tutulduğu hakkında ne diyecek?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yukarıda alıntıladığımız Latif Salihoğlu’nun yazısından yaklaşık bir hafta sonra Hürriyet gazetesinden Ayşe Arman’ın, “<em><strong>Dubai’den gelip yaptığı</strong></em>” söyleşi bazı şifreleri kırabilir mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Said-i Nursi belgeseli için Fethullah Gülen’den para mı aldınız?</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>- Hay Allah, ne feci laflar bunlar! Mümkün mü böyle bir şey? Benim yazılarıma bak, Fethullah Gülen-Amerikan ilişkisi üzerine en az on tane yazım vardır. Ayıplamaz mı insanlar? Bu soru bile ne kadar ağır geliyor. Elbette böyle bir şey yok.</strong></em>” (Hürriyet, 09.11.2008)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Madem ki, Nuh Gönültaş’ın da belirttiği üzere, “<em><strong>cemaat&nbsp;bir belgesel yaptırmaya karar vermiş</strong></em>”, bunun maliyetini de üstlenecek. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bundan daha doğal ne olabilir? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, kendi kişisel konumuyla ilgili kaygılarla mı, yoksa başka bir saikle mi, anlaşılmaz bir şekilde Can Dündar, para aldığını reddetmekle de kalmıyor, üstüne de, Fethullah Gülen-ABD ilişkisine dair yazılar yazdığını belirtiyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bence, şifreleri kıran cümleyi de tam burada “<em><strong>sarf</strong></em>” ediyor: “<em><strong>Ayıplamaz mı insanlar?</strong></em>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Buradan, Can Dündar’ın ismi, daha 2008’in sonlarına kadar gündemde iken ve neredeyse montaj dahi bitmişken, bir anda isminin ortadan kalkmasının nedenine ulaşabilir miyiz? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fethullah Gülen-Amerikan ilişkisinden söz ettiği için mi, Can Dündar ismini belgeselden çekmek zorunda kaldı? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu soruları ancak Can Dündar yanıtlayabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, 29 Ocak 2016 tarihli Sabah gazetesinde yer alan bir haberden öğreniyoruz ki, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianameye göre “<em><strong>Bu belgesel için Dündar’ın FETÖ’nün vakfından ne kadar para aldığı bilinmiyor ama örgütün finanse ettiği filmin 1.4 milyon euro’ya mal olduğu belirtiliyor.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>ALEVİ KÖKENLİ YAPIMCININ ROLÜ NEDİR?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Öte yandan, uzun yıllar Grup Yorum’un yayıncısı olarak tanınan Kalan Müzik’in, kendi iş alanı olmamasına rağmen, Said Nursi belgeseli yayınlaması ise, müzik çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kalan Müzik şirketinin sahibinin Alevi kökenli olması ise, ilişkiler ağının karmaşıklığını ve karanlığını daha da derinleştiriyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Akşam gazetesi yazarlarından Tuğçe Tatari, Can Dündar’ın müziklerini yapması için götürdüğü teklifi Kalan Müzik şirketinin sahibi Hasan Saltık’ın reddettiğini yazmıştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aradan geçen 1.5 yılda, şirket sahibinin teklifi kabul etmekle kalmayıp, iş alanı olmadığı halde, belgeseli DVD olarak yayınlamayı da üstlenmesini hangi gelişmeye borçluyuz, kestirmek güç.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, DVD’nin arka kapağında, belgeseli tanıtım amaçlı, şu cümlelere yer verilmiş: “<em><strong>Peygamberler şehri Urfa’da, Balıklıgöl’ün hemen yanında bir mezar yeri var. Buranın ortasında ise boş bir mezar. Bir yolcunun kabri burası. Yolculuğunu ölümünden sonra bile sürdürmüş bir yolcunun… Bu belgesel, işte o yolcunun uzun ve meşakkatli yol hikayesini anlatıyor…</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evet, belgeselde bir yolculuk yapıldığı ve bir yolcunun olduğu kesin. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, yolun ve yolcunun kimliğini önümüzdeki günlerde daha açık seçik göreceğiz…</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>DİPNOT: </strong><em>Bu yazım Berfin Bahar dergisinin Ağustos 2010 tarihli 150. sayısında “<strong>YAYINLANAN SAİD NURSİ BELGESELİ CAN DÜNDAR’A MI AİT?</strong>” başlığı ile yayınlanmıştı. Çok küçük birkaç ekleme ve düzeltme yanında başlığını da bu yayın için değiştirdim. En güçlü oldukları dönemde dahi, FETÖ ile mücadeleden kaçmadığımızı ve halkımızı aydınlatmak için çabaladığımızı göstermesi açısından da önemli bir örnek olarak okurlarımla paylaşmayı gerekli gördüm.</em></span></p>

<p><em><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:12pt"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/Yolcu.png" style="height:760px; width:450px" /></span></span></em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 22:23:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KİRLİ SİYASET MİDE BULANDIRIR</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kirli-siyaset-mide-bulandirir-601</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kirli-siyaset-mide-bulandirir-601</guid>
                <description><![CDATA[KİRLİ SİYASET MİDE BULANDIRIR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Siyasetin gölgesinde kalan toplum ve kaybolan güven<br />
Siyaseti Yazmak Neden Bu Kadar Zorlaştı?<br />
Son dönemde en çok aldığım eleştirilerden biri şu:<br />
“Bu kadar gündem varken neden siyasete girmiyorsun?”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Girmemek değil mesele…<br />
Girdiğiniz anda karşılaştığınız tablo.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün siyaseti yazmak; doğruyu anlatmak değil,<br />
kimin tarafında olduğunuzun sorgulanmasına dönüşmüş durumda.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Doğruyu yazarsınız, “satılmış” olursunuz…<br />
Eleştirirsiniz, “karalama yapıyor” derler…<br />
Susarsınız, “korkuyor” derler…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki bu ortamda hakikatin değeri nerede kalır?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sorun Sadece Siyaset Değil<br />
Asıl tehlike burada başlıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü kirlenen sadece siyaset değil…<br />
Siyasetin temas ettiği her alan aynı kirlilikten payını alıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün sivil toplum kuruluşları da bu durumdan bağımsız değil.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa STK’lar;<br />
toplumun vicdanı olmalı,<br />
hakkın yanında durmalı,<br />
siyasetin üstünde bir çizgide yer almalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama gerçekler farklı bir tabloyu gösteriyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">STK’lar: Toplumun Sesi mi, Siyasetin Arka Bahçesi mi?<br />
Açık konuşmak gerekirse;<br />
bugün birçok STK, olması gereken yerden çok uzakta.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yönetim kadrolarına bakın…<br />
Üyelik yapılarına bakın…<br />
Açıklamalara, tavırlara bakın…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Karşınıza çıkan tablo çoğu zaman şudur:<br />
Sivil toplum değil, siyasi uzantı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durum sadece bir kurumsal sorun değildir.<br />
Bu, doğrudan toplumun güven meselesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü insanlar bir kuruma destek verirken şunu ister:<br />
Tarafsızlık, samimiyet ve adalet.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bir STK, belli bir siyasi çizginin gölgesinde hareket ediyorsa,<br />
artık o yapı toplumun değil, siyasetin temsilcisidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Güven Kaybolursa Her Şey Kaybolur<br />
En büyük zarar burada ortaya çıkar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Güven kaybolur…<br />
İnanç zedelenir…<br />
Toplumsal bağlar gevşer…</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanlar artık yapılan işe değil,<br />
onu yapanın kimliğine bakmaya başlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu da çürümenin en açık göstergesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü güven yoksa;<br />
ne siyaset sağlıklı yürür,<br />
ne sivil toplum ayakta kalır,<br />
ne de toplum huzur bulur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Temiz Siyaset Bir Tercih Değil, Zorunluluktur<br />
Bugün herkesin kendine sorması gereken soru şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz bu düzenin neresindeyiz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kirlenmiş bir yapının parçası mı,<br />
yoksa temiz bir duruşun temsilcisi mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyaset;<br />
makam, güç ve çıkar aracı hâline geldiğinde yozlaşır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sivil toplum;<br />
bağımsızlığını kaybettiğinde anlamını yitirir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yüzden ihtiyaç olan şey çok nettir:<br />
Şeffaflık, hesap verebilirlik ve ilke.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son Söz: Vicdanın Üstünü Örtemezsiniz<br />
Unutulmamalıdır ki;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyaset geçicidir…<br />
Makamlar gelip geçer…<br />
Ama toplumun vicdanı kalıcıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">O vicdan bir kez kirlenirse,<br />
hiçbir güç onu temizlemeye yetmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kirli siyaset günü kurtarır…<br />
Ama temiz siyaset geleceği kurar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve gerçek şu ki:<br />
Mide bulandıran bir düzen,<br />
hiçbir zaman güven veren bir düzen olamaz</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 21:02:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KÜSTÜM: SESSİZ BİR ÇIĞLIĞIN ADI...</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kustum-sessiz-bir-cigligin-adi-600</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kustum-sessiz-bir-cigligin-adi-600</guid>
                <description><![CDATA[KÜSTÜM: SESSİZ BİR ÇIĞLIĞIN ADI...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Bazı kelimeler vardır; kısa, sade ama taşıdığı anlam ağırdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Küstüm</strong></em>” de o kelimelerden biridir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İlk bakışta basit bir duygunun ifadesi gibi görünür. Oysa içinde biriken kırgınlıklar, tutulmamış sözler, karşılık bulmamış beklentiler ve en önemlisi zedelenmiş bir güven vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Küsmek; bir anda ortaya çıkan bir duygu değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir sürecin sonucudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Görülmeyenlerin, duyulmayanların, hissedilmeyenlerin birikimidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsan, doğası gereği kırılgandır. Bir söz, bir tavır, bir ihmal… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bazen küçük gibi görünen şeyler, büyük kırgınlıklara dönüşebilir. Bireyler arasında yaşanan küslükler çoğu zaman konuşularak, gönül alınarak çözülebilir. Çünkü ortada iki kişi vardır ve aradaki mesafe kapatılabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak mesele bireyleri aşar, toplumsal bir boyut kazanırsa…</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte o zaman “<em><strong>küslük</strong></em>” bir duygudan çıkar, bir toplumsal uyarıya dönüşür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir inanç grubu, bir topluluk kendi devletine küsmüşse, bu durum hafife alınacak bir mesele değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü devlet ile vatandaş arasındaki ilişki yalnızca hukuki bir bağ değildir. Bu ilişki; güven, adalet ve eşitlik duygusu üzerine kuruludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet;</span></p>

<p><span style="color:#000000">- Tüm vatandaşlarına eşit mesafede durduğu ölçüde, güçlüdür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">- Eşitliği hissettirdiği ölçüde, adildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">- Adalet sağlandığı ölçüde, güven inşa edilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu üçlüden biri eksildiğinde ise, ortaya kırgınlık çıkar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler, bu ülkenin köklü ve asli unsurlarından biridir. Tarih boyunca bu toprakların savunulmasında, korunmasında ve bugünlere gelmesinde önemli bedeller ödemiştir. Devletine bağlılığı, sadakati ve toplumsal barıştan yana duruşu tartışma götürmez bir gerçektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak buna rağmen, yıllardır dile getirilen bazı taleplerin karşılıksız kalması, verilen sözlerin yerine getirilmemesi ya da eşit yurttaşlık ilkesinin pratikte yeterince hissedilmemesi; bu bağlılığın içinde bir kırgınlık oluşturmuştur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu kırgınlık, zamanla “<em><strong>küslüğe</strong></em>” dönüşür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu küslük; bir isyan değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir kopuş değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlete sırt dönmek hiç değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aksine bu küslük, “<em><strong>Ben buradayım, bu ülkenin bir parçasıyım ama yeterince görülmüyorum</strong></em>” diyen sessiz bir çağrıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">En tehlikeli olan da, bu sessizliktir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü, sesini yükselten bir toplumla konuşabilirsiniz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama susan bir toplumun ne hissettiğini anlamak için çaba göstermeniz gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumsal barış, sadece büyük sözlerle değil; küçük ama samimi adımlarla sağlanır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eşit yurttaşlık ilkesi, sadece anayasal bir hüküm olarak kalmamalı; vatandaşın günlük hayatında hissedebildiği bir gerçek olmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devletin görevi; hiçbir ayrım gözetmeden, tüm inançlara ve tüm kesimlere aynı hassasiyetle yaklaşmaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yaklaşım, bir lütuf değil; anayasal bir zorunluluktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Küslük uzadıkça, mesafe büyür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mesafe büyüdükçe, güven zayıflar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Güven zayıfladıkça ise toplumsal birlik zarar görür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa bu ülkenin en çok ihtiyacı olan şey; birliktir, beraberliktir ve karşılıklı güvendir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yüzden yapılması gereken açıktır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kırgınlıkları görmezden gelmek değil, anlamak…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sessizliği yok saymak değil, duymak…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Verilen sözleri ertelemek değil, yerine getirmek…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü, bir toplumu ayakta tutan en güçlü bağ, güven duygusudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve unutulmamalıdır ki;</span></p>

<p><span style="color:#000000">bir toplumun devlete küsmesi, sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir uyarıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu uyarıyı doğru okumak ve gereğini yapmak ise hem devlet aklının hem de toplumsal sorumluluğun gereğidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü, hiçbir vatandaşın kendini bu ülkeye küsecek kadar yalnız hissetmemesi gerekir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 11:39:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ŞEYTANİ İNANÇLAR BİZİ KANDIRIYOR MU?</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/seytani-inanclar-bizi-kandiriyor-mu-599</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/seytani-inanclar-bizi-kandiriyor-mu-599</guid>
                <description><![CDATA[ŞEYTANİ İNANÇLAR BİZİ KANDIRIYOR MU?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">İman; zihnimize yerleştirmiş oldukları “<em><strong>tevhit</strong></em>”, “<em><strong>adalet</strong></em>”, “<strong><em>nübüvvet</em></strong>”, “<strong><em>imamet</em></strong>” ve “<strong><em>mead</em></strong>” değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ya da, “<strong><em>hayır ve şerrin, kaza ve kaderin Allah'tan olduğuna inanmak</em></strong>” değildir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İman; her zaman hak ile batıl yolları birbirinden ayrıştıracağımız “<strong><em>ZİHİNSEL BİR GÜÇ</em></strong>” olmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günlük olarak “<em><strong>hak</strong></em>” nedir, “<strong><em>batıl</em></strong>” nedir, hangi şey “<strong><em>hayırdır</em></strong>”, hangi şey “<strong><em>şerdir</em></strong>”, hangisi “<strong><em>doğrudur</em></strong>”, hangisi “<strong><em>yanlıştır</em></strong>”, şayet bunların iyi, hak, doğru ve hayır olanlarının üzerine hareket ediyor isen, sen müminsin ve “<strong>iman</strong>” da budur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İman; “<em><strong>seyir</strong></em>” ve “<em><strong>hareket</strong></em>”tir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yalnızca mezhep, meşrep, tarikat vs. gibi zihinsel inançlar, sabit ve durağan şeyler değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsan bunları kafasına yazmakla ve hıfzında tutmakla cennete gidecektir diye bir şey yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yine iman, imam Hüseyin’i sevecek, Kerbela-Hac-Umre- Meşhed ziyaretlerine gidecek, halifelere, imamların masumluğuna ve sahabenin adaletine inanacak ve bunlarla da mümin olup Cennete gidecektir gibi hayali şeyler de değildir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunların tümü Şeytanî tasavvurlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şeytan, dostlarını bu türden inançlarla saptırmaya çalışıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şeytan sana: “<em><strong>Sen muvahhitsin. Aklında 12 leri ve sahabe-i kiramı tut</strong></em>” diyor!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette ki Şeytan’dan kastım “<em><strong>nefs-i ammare</strong></em>” (kötülüğü emreden nefis) dir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Nefs-i Ammare</em></strong>” her zaman sana, hayır yollardan hareket etmeni zorlaştırır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gerçekten hayır ve hak yolu yürümek çok zordur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunun için Şeytan sana diyor ki, “<em><strong>sen yerinde dur. Bunlara inan ve bir kez de Hüseyin’in ya da Kabe’nin ziyaretine git, artık cennete gireceksin</strong></em>”. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Artık yalan konuşmanın, hırsızlık yapmanın, fitne çıkartmanın, milyarları gasp etmenin, mezhepçilik yapmanın, benden isen haksın, değil isen batılsın demenin hiçbir sakıncası yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Madem ki, senede bir kez Kerbela’ya veya Umreyi ziyarete gidiyorsun ve bir kez de Hüseyin’e ağlıyorsun, hatta ağlamasan ve yalan yere ağlamış gibi yapsan da Cennete giriyorsun.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte, Şeytan melun insanları böyle kandırıyor!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani ağlamasan ve yalan yere ağlar gibi yapsan da cennete girip ebedi olarak keyif çatmak nerede vardır?</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte, bunun için diyorum ki, bu türden inançlar Şeytanî inançlardır ve halkı kandırmaktır!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 21:15:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İNANCIMIZA GÖSTERİLMEYEN SAYGI, VERİLMEYEN DESTEK</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/inancimiza-gosterilmeyen-saygi-verilmeyen-destek-598</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/inancimiza-gosterilmeyen-saygi-verilmeyen-destek-598</guid>
                <description><![CDATA[İNANCIMIZA GÖSTERİLMEYEN SAYGI, VERİLMEYEN DESTEK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir ülkenin hukuk devleti olup olmadığı, sadece yazılı metinlerle değil; o metinlerin hayatta ne kadar karşılık bulduğuyla ölçülür. Anayasa’nın eşitlik ilkesi de bu anlamda en temel güvencelerden biridir. Ancak sahaya bakıldığında, bu ilkenin herkese aynı şekilde uygulanıp uygulanmadığı ciddi bir tartışma konusudur.</p>

<p>Alevî yurttaşların inançlarına, ibadet mekânlarına ve kurumlarına yönelik yaklaşım, bu tartışmanın en somut örneklerinden birini oluşturmaktadır. Kâğıt üzerinde eşitlikten söz edilirken, uygulamada farklı inanç gruplarına sağlanan imkânlarla Alevî kurumlarına sunulan destekler arasındaki fark dikkat çekmektedir. Bu durum, yalnızca bir hizmet eksikliği değil; aynı zamanda bir algı ve güven meselesidir.</p>

<p>Tabelasında “Alevî” yazan, kuruluş amacı bu inanca hizmet etmek olan kurumların varlığı açıkken; bu kurumlara yönelik yaklaşımın mesafeli kalması, verilen desteklerin sınırlı olması ve bazı alanlarda eşitliğin hissedilmemesi, doğal olarak “eşit yurttaşlık” kavramını tartışmaya açmaktadır. Çünkü eşitlik, yalnızca söylemde kaldığında değil, uygulamada hissedildiğinde anlam kazanır.</p>

<p>Alevî toplumu, tarih boyunca bu ülkenin bir parçası olmuş; kültürüyle, emeğiyle ve değerleriyle bu topraklara katkı sunmuştur. Devletine bağlılık, vatanına sahip çıkma ve toplumsal barışa katkı sağlama noktasında daima sorumluluk bilinciyle hareket etmiştir. Bu duruş, herhangi bir ayrıcalık talebinin değil; aksine eşitlik temelinde bir beklentinin ifadesidir.</p>

<p>Ancak bugün gelinen noktada, “eşit yurttaşlık” duygusunun güçlenmesi için yalnızca sözlerin yeterli olmadığı açıktır. Uygulamada görülen farklılıklar, zamanla güven duygusunu zedelemekte ve toplumsal aidiyet hissini sorgulatmaktadır. Oysa güçlü bir devlet, tüm vatandaşlarına eşit mesafede duran ve bu eşitliği hissettiren devlettir.</p>

<p>Alevî inancı; sevgi, hoşgörü, merhamet ve insanı merkeze alan bir anlayışı esas alır. “İncinsen de incitme” düsturuyla hareket eden bu yaklaşım, toplumsal barışın da temel taşlarından biridir. Böylesine kapsayıcı bir inanç geleneğine sahip olan bir toplumun, kendi devletinden de aynı kapsayıcılığı ve eşitliği beklemesi en doğal hakkıdır.</p>

<p>Burada altı çizilmesi gereken en önemli nokta şudur: Eşitlik talebi bir ayrıcalık isteği değildir. Tam tersine, anayasal bir hakkın hayata geçirilmesi çağrısıdır. Alevî yurttaşların beklentisi; inançlarının tanınması, kurumlarının desteklenmesi ve bu süreçlerin diğer inanç gruplarıyla aynı hassasiyetle ele alınmasıdır.</p>

<p>Sonuç olarak; eşitlik ilkesi yalnızca metinlerde kaldığı sürece eksik, uygulamada hayat bulduğu ölçüde anlamlıdır. Toplumsal barışın güçlenmesi, güven duygusunun pekişmesi ve ortak geleceğin sağlam temeller üzerine kurulması için, bu ilkenin herkes için aynı kararlılıkla uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>Çünkü adalet, bir kesime değil; herkese eşit ulaştığında adalet olur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 12:33:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SİYONİSTLER’E TEVRAT’DAKİ AYETLERLE CEVAP</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyonistlere-tevratdaki-ayetlerle-cevap-597</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyonistlere-tevratdaki-ayetlerle-cevap-597</guid>
                <description><![CDATA[SİYONİSTLER’E TEVRAT’DAKİ AYETLERLE CEVAP]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İsrail’de iktidarda bulunan Siyonist hükümet, dünyanın en saldırgan gücü olan ABD emperyalistleri ile birlikte Filistin’e, Lübnan’a ve İran’a bombalar yağdırmakta, binlerce masum insanı katletmeye devam etmektedirler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu makalemizde Siyonistlerin yaptıkları katliamların inanmış oldukları kutsal kitap olan Tevrat’a aykırı olup, olmadığı üzerinde duracağız. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Tevrat’taki ayetlere geçmeden önce; toplumumuzda yanlış olan bazı önyargıları da düzeltmemiz gerekecektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu önyargılardan biri, &nbsp;Musevi inancında olanların hepsinin Siyonist olmadığıdır. Zira Siyonist olanlar, Museviliği (Hz. Musa’nın tebliğ ettiği din) kabul etmekle birlikte, savundukları teolojik inançlarının ve saldırganlıklarının Tevrat’ta yer alan ayetlere aykırı olduğudur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu durumu bilen gerçek Museviler, Siyonistlerin saldırganlıklarına ve katliamlarına karşı çıkmaktalar. Gerek İsrail’de gerek diğer ülkelerde yaşayan gerçek Museviler bu nedenle Siyonistlerin yaptığı katliamları protesto eden gösterilerde yer almaktadırlar. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Örneklemek gerekirse, Siyonistlerin din anlayışını İŞİD türü terör örgütlerinin “İslam” anlayışına benzetebiliriz. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Zira, gerek Kur’an’da gerek Tevrat’ta gerek İncil’de meşru savunma dışında insan öldürmek yasaklanmıştır.</strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Nasıl ki; İŞİD kendi inancında olmayanları dışlıyor ve ırkçılık yapıyorsa, Siyonistler de aynı paralel inanç içindedirler. </strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Toplumuzdaki diğer bir yanlış algı da Musevilikle, Yahudiliğin aynılaştırılmasıdır.</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;Zira Yahudi terimi Hz. İshak’ın torunlarından Yahuda’dan gelmektedir. &nbsp;Oysa Hz. İshak’ın on bir torunu daha bulunmaktadır. Tevrat’ta yer alan bilgilere göre bunlar; Bünyamin, Ruben, Şimeon, Levi, Dan, Naftali, Gad, Aşer, İssakar, Zevalun ve Yusuf’tur. Bu yüzden, İsrail Oğulları on iki kabile adıyla anılmaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Ancak, Musevi inancını sadece İsrailoğulları temsil etmemektedir. <strong>T</strong></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>ürkler, Samiriler ve diğer halklardan da Musevi inancında olanlar vardır. Örneğin; Miladi 650-950 yıllarında Kafkasya’da hüküm sürmüş olan Hazar Türk Kağanlığı Museviliği resmi din olarak kabul etmişt</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">i. &nbsp;Dolayısıyla, Museviliği sadece Yahudilikle eşitlemek doğru değildir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu kısa özetten sonra, Siyonistlerin yayılmacı ve saldırgan teolojik anlayışının Tevrat’a uygun olup, olmadığına geçebiliriz. Bu konuda Tevrat’da yer alan ayetlerden örnekler verdiğimizde konumuzu daha iyi anlatmış olacağız. Bu ayetlerden bazıları şunlardır:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yar</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">atılış, Bölüm</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">1: 27</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Ayet:</span></span>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Tanrı insanı kendi suretinde yarattı.</strong></span></span></strong>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu.</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yar</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">atılış, bölüm </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">9: 3</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-4-5-6. Ayetler:</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;Bütün canlılar size yiyecek olacak.</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yeşil bitkiler gibi, hepsini size veriyorum.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>"Yalnız kanlı et yemeyeceksiniz,</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>çünkü kan canı içerir.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Sizin de kanınız dökülürse, hakkınızı</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">kesinlikle arayacağım. Her hayvandan</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">hesabını soracağım. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Her insandan, kardeşinin</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>canına kıyan herkesten hakkınızı arayacağım.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>"Kim insan kanı dökerse, Kendi kanı</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>da insan tarafından</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>dökülecektir. Çünkü Tanrı</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>insanı kendi suretinde yarattı.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yas</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">alar, Bölüm </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">5: 17</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-18-19. Ayetler:</span></span>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>"'Adam öldürmeyeceksin.</strong></span></span></strong>&nbsp;&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Zina</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">etmeyeceksin.</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Çalmayacaksın.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Çık</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">ış, bölüm </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">22: 21</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Ayet:</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;"</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Yabancıya haksızlık ve baskı</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>yapmayacaksınız. Çünkü sizde</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Mısır'da</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>yabancıydınız.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yas</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">alar, bölüm </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">23: 7</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Ayet:</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;"Edomlular'dan iğrenmeyeceksiniz.</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Onlar kardeşinizdir.</span></span>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Mısırlılar'dan da</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>iğrenmeyeceksiniz. Çünkü onların</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Ülkesinde</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>yabancı olarak yaşadınız.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Mik</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">a, bölüm </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">4: 3</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Ayet: </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>RAB halklar arasında yargıçlık</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>edecek, Uzaklardaki güçlü ulusların</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>anlaşmazlıklarını çözecek. İnsanlar kılıçlarını</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>çekiçle dövüp</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>saban demiri, Mızraklarını bağcı</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>bıçağı yapacaklar. Ulus ulusa kılıç</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>kaldırmayacak, Savaş eğitimi yapmayacaklar</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>artık.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yer</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">emya, bölüm </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">7: 11</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Ayet:</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Bana ait olan bu tapınak sizin için bir</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>haydut ini</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>mi oldu? </strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Ama ben görüyorum neler</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">yaptığınızı! diyor RAB.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Y</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">e</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">şa</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">ya, bölüm </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">3: 11</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Ayet:</span></span><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Vay kötülerin haline! Kötülük</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>görecek,</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>yaptıklarının karşılığını alacaklar.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yukarıdaki ayetlerden görüleceği gibi, insan öldürmek, katliam yapmak Tevrat’ta yasaklanmış olup, şiddetle kınanmaktadır. Zira ayetlerde belirtildiği üzere, </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Çünkü Tanrı</span></strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>insanı kendi suretinde yarattı.</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” denilerek insanın kutsal bir varlık olduğu vurgulanmaktadır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yine ayetlerde belirtildiği üzere, uluslar arasındaki anlaşmazlıkların barışçı yöntemlerle çözüleceği, komşulara iyi gözle bakılması ifade edilerek, buna uymayanlara sert uyarılarda bulunmakta, </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Bana ait olan bu tapınak sizin için bir haydut ini mi oldu?”</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;denilmektedir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yeşaya bölüm 3, 11. Ayet de gayet açıktır. Tanrı Rab’ın buyruklarına uymayıp, kötülük yapanların karşılığını alacakları belirtilmektedir. Burada kötülük yapan Siyonistlere Tanrı’nın uyarısını tekrar etmekte yarar var:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Bugün dünyanın en zorba gücünü arkanıza alarak bölgede katliamlar yapmanın elbette bir sonu olacaktır. Güvendiğiniz emperyalist kabadayı bir gün bu coğrafya'dan gidecektir. İşte o zaman; Tevrat’ta yer alan ayet'te de belirtildiği gibi,</strong>&nbsp;"</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Kötülük yapanlar karşılığını alacaklardır</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">."</span></span><strong>&nbsp;</strong></span></p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 17:21:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUAVİYE’Yİ KİMLER SEVER?</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/muaviyeyi-kimler-sever-596</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/muaviyeyi-kimler-sever-596</guid>
                <description><![CDATA[MUAVİYE’Yİ KİMLER SEVER?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Esasen, Sünni toplumdan kimselerle dini konularda tartışmaya girmekten kaçınıyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmanım ve itikadımdan şüphem yok, lâkin tartışmanın anlamsız ve hepimize zarar veren kavgaya dönüşmesi ihtimali beni alıkoyan asıl sebebtir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Herkesin birbirine saygı çerçevesinde yaklaşımı ile, itikadî kanaatleri kişinin özgür iradesine bırakmak, ülkemizde toplumsal barışı korumak için de biricik yol olduğuna inanıyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, geçtiğimiz günlerde bu çerçeveyi inciten bir durum meydana geldi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bilimsel Alevilik Bektaşilik çalışmaları için bir üniversite bünyesindeki ilk kuruluş olan Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin Müdürü Prof. Dr. Sadullah Gülten’in bir akademisyen ile birlikte yaptığı video programında Muaviye’den söz ederken “<strong><em>hazret</em></strong>” ifadesini kullanması tepki çekti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı zamanda, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yürütülen Alevilik Bektaşilik Ansiklopedisi (ABA) yöneticisi de olan Prof. Dr. Sadullah Gülten’in konu haberleştikten sonra içine girdiği davranış ise, durumu daha da vahimleştirdi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İsrâ suresinin 15. ayetinde “<em><strong>Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiş olur. Sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Hiçbir günahkâr, bir başka günahkârın yükünü taşımaz.</strong></em>” ifadeleri, her bir bireyin Allah katında sadece kendisinden mesul olduğunu anlatır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu ayete uygun olarak, bizim Prof. Dr. Sadullah Gülten’in kime saygı duyması gerektiğini sorgulamak gibi bir niyetimiz yok.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, “<em><strong>madem ki, Alevilerle bağlantılı bir meslek icra ediyorsun, en azından ekmeğini kazanmana “</strong>vesile<strong>” olana saygı göstermek zorundasın ki, kazancın helal olsun</strong></em>”, demek hakkımızdır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Beklentimiz sadece budur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yazıya başlamadan önce konuyu uzattığımı biliyorum. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Asıl meselemiz şudur: Bazı insanlar nasıl oluyor da, Muaviye’yi savunabiliyor?</span></p>

<p><span style="color:#000000">O halde, şu Muaviye kimdir, bir bakalım mı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Muaviye ve Emevi ailesi ile ilgili her tartışmada öncelikle İsrâ suresinin 60. ayeti gündeme getirilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Sana gösterdiğimiz o rüyayı ve Kur’an’da lanetlenmiş bulunan ağacı (şecere-i mel’une), sadece insanları sınamak için vesile yaptık...</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nüzûl sırasına göre 50. sırada olan İsrâ suresi Mekke’de inmiştir ve Hz. Muhammed’in Mirâç gecesi Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya geceleyin götürülmesini açıklamaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Muhammed geri döndüğünde, gördüklerini insanlara anlattı. Fakat, Mekke’nin en güçlü kişisi olan Muaviye’nin babası Ebu Süfyan başta olmak üzere, müşrikler bunların hiçbirine inanmadılar. Dolayısıyla Miraç ve Peygamberin orada gördükleri bazıları için ciddi bir fitne ve imtihan vesilesi oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim, İsrâ suresi 45. ayetten itibaren gelen ayetler Miraç’a inanmayanlara cevap olarak gelmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">60. ayette ise, Mekke’de Müslümanlara zulmün ve işkencenin lideri, müşriklerin başı lanetlenmiş (soy) ağacı, yani aile olarak nitelendirilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İbn Ebî Hâtim gibi bazı tarihi rivayetlere göre, Mekkeli müşriklerin hakaretlerinden sonra Hz. Peygamber bir rüya görmüştür. Rüyasında, maymunların (veya benzeri varlıkların) kendi minberine çıkıp indiğini görmüş ve buna çok üzülmüştür. Bu rüya üzerine İsra 60. ayetin indiği rivayet edilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Emevi soyunun “<em><strong>lanetli</strong></em>” sıfatla anılması Kerbela Olayı, Hilafeti saltanata dönüştürmeleri ve lüks içinde bir yönetim sergilemeleri ile yaklaşık 80 yıl boyunca cami minberlerinde Hz. Ali’ye resmi olarak lanet okunması nedeniyledir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sünni tefsir dünyasının “<strong><em>reis</em></strong>”i kabul edilen Taberî, “<strong><em>Câmiu’l-Beyân</em></strong>”da İsra Suresi 60. ayetin tefsirinde bu rivayeti zikreder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Peygamber’in rüyasında Ümeyyeoğulları’nı (Emevileri) kendi minberinde maymunlar gibi sıçrarken gördüğünü ve buna çok üzüldüğünü nakleden rivayetlere yer verir. Taberî bunu bir “<strong><em>fitne</em></strong>” olarak nitelendirir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde, büyük Mısır alimi Süyûtî de, “<strong><em>ed-Dürrü’l-Mensûr</em></strong>” adlı eserinde ayetin tefsirinde oldukça açık rivayetler sunar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İbn Ebî Hâtim’den naklen; Hz. Peygamber’in, Hakem b. Ebi’l-Âs (Emevi halifesi Abdülmelik’in babası ve Mervan’ın dedesi) ve soyunun minbere çıktığını gördüğünü ve ayetteki “<strong><em>lanetli ağaç</em></strong>” ifadesinin bu soya işaret ettiğini kaydeder.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fahreddin er-Râzî de “<em><strong>Tefsir-i Kebir</strong></em>” eserinde, Hz. Peygamber'in rüyasında Ebû Süfyan ve soyunu gördüğü yönündeki rivayetleri aktarır. Her ne kadar kendisi Zakkum Ağacı yorumunu öncelese de, Emevi soyuna yönelik bu yorumun İslam alimleri arasında bilinen ve tartışılan bir görüş olduğunu teyit eder.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yemenli büyük alim Şevkânî, “<em><strong>Fethu’l-Kadîr</strong></em>” adlı eserinde İbn Abbas ve Hz. Ayşe’den gelen, bu ayetin Mervan b. Hakem ve babası hakkında indiğine dair iddiaları aktarır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İbn Kesir ve Taberi, Hz. Ayşe’nin bir tartışma sırasında Mervan b. Hakem’e hitaben: “<em><strong>Allah babana lanet ettiğinde sen onun sulbündeydin. Dolayısıyla sen de Allah’ın lanetlediği o parçadan birisin</strong></em>” dediğini aktarırlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Şecere-i Mel’une</em></strong>” (Lanetli Soy/Ağaç) ifadesinin Emevi hanedanına, özellikle de Hakem b. Ebi'l-As ve soyuna işaret ettiğini belirten tefsir ve hadis kaynakları Sünni literatüründe bolca mevcuttur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yukarıda, bu nedenle sadece Sünni ilim dünyasında kabul edilen alimlerin ve sahabelerin yorum ve aktarımlarını verdim. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne mutlu ki, Sünni alimler içerisinde İslam’ı “<strong><em>dosdoğru</em></strong>” yorumlayan alimler de vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">İslam tarihinin en tartışmalı figürlerinden birisi olan Muaviye, İslam’ın ilk yıllarında Müslümanları işkencelerle katleden, Hz. Muhammed’e hakaretler içeren şiirler yazan Mekkeli zenginlerin en önemlilerinden bir tüccar olan Ebu Süfyan’ın oğludur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarını kışkırtan, Müslümanlara karşı paralı askerlerden oluşan ordu kurup yüzlerce Müslüman katleden Ebu Süfyan’ın karısı ve Muaviye’nin annesi Hind bint Utbe de Uhud savaşında Hz. Hamza’yı öldürtüp ciğerini yemesi ile bilinir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu olay, İslam tarihinde vahşetin ve kinin sembolü olarak görülür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hind bint Utbe bununla da yetinmeyip, Uhud savaşından sonra şehit Müslümanların kulak ve burunlarını kesmişti. </span></p>

<p><span style="color:#000000">640 yılında Halife Ömer tarafından Şam’a vali olarak atanan Muaviye’ye Halife Osman da Filistin ve Ürdün’ün yönetimini verdi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şam’da kendine ekonomik ve askeri güç yaratan Muaviye, Halife Osman’ın katledilmesini bahane ederek tüm İslam dünyasının hükümdarı olmak için ilk fitneyi yarattı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ardından, Cemel ve Sıffin savaşları ile Müslümanları birbirine kırdıran Muaviye’nin Hz. Ali’nin katledilmesi için Haricileri kışkırttığı da söylenmektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha sağlığında bile Hz. Ali’ye minberlerde hakaret (sebb) edilmesini emrettiği tüm güvenilir kaynaklarda belirtilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’nin Hakk’a yürümesinin ardından büyük oğlu Hz. Hasan’ı zehirleten, </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ali’ye bağlılığı nedeniyle Hucr bin Adiy’i 6 arkadaşı ile birlikte katlettiren, </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ebû Bekir’in oğlu Muhammed’i katlettirip sonra bir eşek ölüsünün içine koyup yaktıran, </span></p>

<p><span style="color:#000000">İslam tarihinin efsane komutanlarından Malik el-Eşter’i zehirlettiren, </span></p>

<p><span style="color:#000000">Halid bin Velid’in oğlu Abdurrahman’ı zehirlettiren, </span></p>

<p><span style="color:#000000">Peygamber’in en sevdiği sahabelerden 90 yaşındaki Ammar bin Yasir’i Sıffin savaşında katlettiren </span></p>

<p><span style="color:#000000">ve sahabelere yönelik daha onlarca benzeri suikast ve cinayetle İslam dünyasını kan ve göz yaşına boğan Muaviye’dir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Emevi saltanatı döneminde, Muaviye’nin meşruiyetini sağlamak için “<strong><em>Vahiy Kâtibi</em></strong>” ve “<em><strong>Müminlerin Dayısı</strong></em>” (Hz. Peygamber'in eşi Ümmü Habibe'nin kardeşi olduğu için) sıfatları yoğun bir şekilde propaganda edilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, erken dönem Sünni hadis külliyatlarında vahiy kâtipleri listelenirken Muaviye’nin ismi pek çok listede yer almaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dahası, pek çok Sünni alim de, Muaviye’nin vahiy katibi olduğunu kabul etmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Örneğin, Kütüb-i Sitte yazarlarından biri olan büyük hadis alimi Nesâî, Muaviye’nin vahy kâtibi olduğuna dair rivayetlere oldukça mesafeli durmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatta Şam’da kendisinden Muaviye’nin faziletlerine dair hadis rivayet etmesi istendiğinde, onun hakkında sadece Hz. Peygamber’in “<em><strong>Allah onun karnını doyurmasın</strong></em>”&nbsp;bedduasını bildiğini söylemiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Endülüslü büyük fıkıh ve hadis alimi İbn Abdilberr, sahabe biyografilerini topladığı meşhur eseri “<strong><em>el-İstîâb</em></strong>”da, Muaviye’nin kâtipliği konusuna açıklık getirir. O, Muaviye’nin vahy kâtibi değil, “<em><strong>Resulullah’ın krallara ve kabilelere yazdığı mektupları kaleme alan kâtibi</strong></em>”&nbsp;olduğunu belirtir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Modern dönemde, geleneksel Sünni çizgide olan bazı isimler de bu sıfatı reddeder.&nbsp;Ebu’l-A’lâ el-Mevdûdî,&nbsp;“<strong><em>Hilafet ve Saltanat</em></strong>” adlı eserinde, Muaviye’ye atfedilen birçok faziletin Emevi döneminde siyasi amaçlarla uydurulduğunu savunur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mısırlı alim Taha Hüseyin de&nbsp;“<strong><em>el-Fitnetü’l-Kübrâ</em></strong>” adlı eserinde, Muaviye’nin kâtipliğinin tamamen siyasi ve idari bir sekreterlik olduğunu, vahy kâtipliği gibi dini bir payenin ona sonradan Emevi propagandası tarafından giydirildiğini anlatır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler İslâm’a sahip çıktıkları için, Hz. Muhammed’in miras bıraktığı iki büyük emanetten birisi olan Ehl-i Beyt’e sadakatle bağlı kaldıkları için Muaviye’yi ve Emevileri sevmezler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatta, lanet okurlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Allah’a, Kur’an’a, Resul’a ve Veli’ye bağlı kalan bir mü’min Muaviye’yi ve soyunu sevebilir mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">İster Alevi, ister Sünni olsun...</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ona ve soyuna “<em><strong>hazret</strong></em>” diyebilir mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">O halde, samimiyetle soralım: Muaviye’yi kimler sever?</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 00:29:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HEDEF İLE SONUÇ AYNI ŞEY DEĞİLDİR! -1</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/hedef-ile-sonuc-ayni-sey-degildir-1-595</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/hedef-ile-sonuc-ayni-sey-degildir-1-595</guid>
                <description><![CDATA[HEDEF İLE SONUÇ AYNI ŞEY DEĞİLDİR! -1]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Hedef ile sonucun aynı şeyler olmadığı</strong>”</em> hususunu izah etmeğe geçmeden, onu tam iyi anlaya bilmek için önce, “<em><strong>kanın kılıca galip gelmesi</strong>”</em> meselesini ele alıp incelememiz gerekir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aslında bu düşünce Şii Müslümanlar nezdinde bilinen bir gerçektir. Yani Şii ekolünde Muharrem ayı içerisinde yer alan ve özellikle de <em>“<strong>onuncu gün</strong>”</em> anlamına gelen <strong>“aşura”</strong> gününde, <em>“<strong>kanın kılıca galip gelmesi</strong>”</em> konusu üzerinde hayli durulmaktadır! Onlar derler ki, <em>“<strong>imam Hüseyin kanı ile hayli güç kesp etti ve ondan döktükleri kan, zamanın otoritesinin kılıcına galip geldi!</strong>”</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki <em>“<strong>böyle bir durumun olması mümkün müdür?</strong>”</em> İşte burada bunun üzerinde durup konuyu irfanî boyuttan ele alıp izaha çalışacağız!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>İrfanî</strong></em>” yönden ele alıp incelmeye çalışacağız derken, “<em><strong>fıkıh İslam</strong></em>’ı ile İrfan İslam’ının farklı olduğuna vurgu yapmak istedim. Çünkü fıkıh İslam’ının kimi görüşlerine katılmak mümkün değildir. Zira Fıkıh İslam’ı hayli katı kuralcı bir din algısıdır ve o algıda olanlardan kimilerinde irfan, marifet ve vicdan diye bir şey söz konusu olmuyor! Kimi fıkıh İslam algısında yalnızca kuru kurusuna ahkam/kanun vardır o kadar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatta İran İslam Cumhuriyetini savunmam ve onun dünyada en yüce değer olduğunu söylemedeki gayem, fıkhi yönden eğil, irfanî yöndendir. Çünkü kurucusu merhum imam Humeyni, fakihliğinden ziyade büyük arif ve irfan ilmine sahip bir zattı. Dolayısıyla İran anayasasında kuru şeriat kanunlarının bir kısmının uygunlaştırıldıktan sonra oraya yerleştirildiği görülmektedir! Buna recim konusunu gösterebiliriz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayrıca yer yüzünde Demokrasi vs. ile yönetilen birçok ülkeler, şu anda diktatör ve sömürü ülkesi olurlarken, İran İslam Cumhuriyeti asaletini korumayı başarabilmiştir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Diyebiliriz ki İran İslam Cumhuriyetinin şu anda en fazla istifade ettiği örnek insan, İslam Peygamber’inin sevgili torunu imam Hüseyin (as) dır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bilindiği üzere imam Hüseyin’in Kerbela olayındaki hedefi, dönemin iktidarını ortadan kaldırmak değildi! Çünkü onu ortadan kaldıracak kadar güçlü orduları yoktu. Etrafında, kendisiyle birlikte yalnızca 72 insan vardı. Bununla da çok güçlü bir imparatoru yok etmek mümkün gözükmüyordu! Dolayısıyla, bunların tümü de şehit olmuşlardı!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat imam Hüseyin’in Kerbela hareketi onu çok büyük sonuçlara götürmüştü. Hatta tarihten anlaşıldığı kadarıyla imam Hüseyin’in, yapmış olduğu kıyamının onu bu sonuçlara ulaştıracağını kendisi dahi bilmiyordu! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Onu ve de ele almış bulunduğumuz bu konuyu tanıyabilmek ve anlayabilmek için, bizim önce <em>“<strong>hedef</strong>”</em> ile <em>“<strong>sonucu</strong>”</em> birbirinden ayrıştırmamız lazım! Zira insanlardan birçoğu bunları birbirleriyle karıştırmaktalar! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimi insanların yaptıkları bir işte üstün bir hedefi olabilir, fakat sonucunun ondan daha üstün olabildiğini de görmekteyiz! Kimi zaman da tam tersi olur! Yani hedefi iyi olur, fakat sonucu iyi olmayabilir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Döneminin Sultanı Yezit b. Muaviye, imam Hüseyin’in kıyamına hâkim olmak hedefini taşıyordu ve nitekim de o hedefine ulaştı. Fakat hedefinin sonuçları çok kötü oldu. Yani sonuç onun değil, imam Hüseyin’in çıkarına oldu! Çünkü Yezid, imam Hüseyin ve etrafındakileri katlettikten bir yıl sonra, Medine halkı onun yönetimine baş kaldırdı ve o da Müslim b. Akabe’nin komutasında onların üzerine ordusunu gönderdi. Müslim Medine’yi ele geçirdikten sonra, üç gün ordusuna Medine’de her şeyi mübah kıldı. Onlar da bir taraftan oradaki sahabeden öldürdükleri kadarını öldürdü, ırzlarına tecavüz etti ve hatta tarihin kayıtlarına göre, öldürdükleri insanların cenazeleri Medine etrafındaki kumlar üzerinde çıplak bir vaziyette bırakıldı. Ayrıca Medine’deki yaşayan kadın ve kızlara tecavüz etmeleri sonucu 3 bin kadın babasız çocuk dünyaya getirdi. Sonra da Abdullah b. Zübeyir bu duruma baş kaldırdı, Mekke’ye yürüdü ve orayı işgal etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yezit Mekke’ye de ordu gönderdi, Zübeyir’in oğlu da adamlarıyla birlikte kaçıp Mekke’deki Kabe’ye sığındı. Yezid’in ordusu da kaçıp Kabe’ye sığınanları yok etmek için, mancınıklar ile Kabe’yi dövdü. Kâbe yıkıldı ve kendisi de 3 yıl sonra kendi adamları tarafından öldürüldü. Kısacası babası Muaviye gibi 20 yıl kadar Müslümanları yönetemedi ve o kısa dönemlik yönetimi içerisinde İslam alemine rahat bir gün yüzü göstermedi! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Buralardan bakıldığında diyebiliriz ki, hedef ile varılan sonuç kimi zaman farklı da olabilir!</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>İmam Hüseyin’in kesin kez yönetimi düşürmek diye bir hedefi yoktu!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette ki tarihte konuyla ilgili birçok şeyler söyleniyor. Fakat şunu söyleyeyim ki tarih, çok yönü bulunan bir şeydir! Ama biz burada tarihe değil sonuca bakmaya çalışacağız! Yani İmam Hüseyin’in bu olayının vardığı sonuç, fazlasıyla büyüktür! </span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam Hüseyin, Kerbela’da yapmış olduğu bu kıyamı ile devrimlerin gerçekleşmesi için bir kapı açtı diyebiliriz! Çünkü bu kıyamından bir yıl sonra Süleyman b. Süred’ in öncülüğünde “<em><strong>Tevvabun</strong></em>” hareketi başladı. Peşince Muhtar Sakafi isyanı, ondan sonra Zeyd b. Ali hareketi ve en sonun da da Abbasiler hareketi gerçekleşti ve Emevî yönetimine son verildi. Böylece halk üzerinde imam Hüseyin’in bereketiyle (ruhani etkisiyle) Emevîlerin 80-90 yıllık yönetimi son buldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatta Abbasîler dönemindeki kimi ayaklanmalar dahi, imam Hüseyin’in kıyamı örnek alınarak yapıldı. Abdullah b. Zübeyir’in dahi imam Hüseyin’in başlattığı o kıyamı kendine model kabul ettiğini söylemek mümkündür! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüzde, gördüğümüz şu küçük, zayıf ve yoksul olan Yemen gibi bir ülke dahi, yıllardır Suud, ABD ve İsrail gibi dünyanın en güçlü ülkeleriyle savaşım vermekte ve onların karşısında pes etmemektedir. Bu yapılanların tümü, imam Hüseyin’i örnek almalarındandır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yemenliler durmadan “<em><strong>Bizde boyun eğmek yoktur</strong></em>” sözünü tekrarlayıp duruyorlar! Bu söz bile, imam Hüseyin’in ta o dönemde söylediği sözlerdendir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayrıca imam Hüseyin, Yezit yönetiminin “<strong><em>meşruiyetini</em></strong>” de ortadan kaldırmıştır! Oysaki o dönemde Müslümanların büyük bir çoğunluğu Yezid’den korkuyorlardı. Çünkü onlar, Kuran’ın “<strong><em>İtaat ediniz Allah’a itaat ediniz Resule ve sizden olan ulül emre de</em></strong>” (Nisa: 59) dediğini dillendirip duruyorlardı. O dönemdeki Müslüman alim ve fakihlerin tümü de Yezid’in Allah’ın halifesi olduğunu ve hatta bir emir Allah’a karşı isyan etse dahi, ona itaatin farz olduğunu söylüyorlardı. Hatta günümüzdeki kimi Emevî zihniyetine sahip sözde <em>“<strong>İslam alimleri”</strong></em><strong> dahi, </strong><em><strong>“şayet bir düzenin başındaki yönetici (Suudiler gibi) fasık ve facir olsalar dahi onlara isyan etmenin caiz olmadığını</strong>”</em> söyleyip duruyorlar! Çünkü onların “<strong><em>veliyyi emir</em></strong>” (otorite sahibi) olduklarına inanmaktalar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte imam Hüseyin, zulüm ve Allah’ın düşmanlığı üzerine tesis edilen bu düzenin aleyhine kıyam etti. Bunların yalnızca isimleri <em>“<strong>Müslüman</strong>”</em> değildir, dönemin kimi alimleri <em>“<strong>İslam</strong>”</em> ın değil, <em>“<strong>Sultanların alimleriydi</strong>”</em>. O türden alimlerin ağızlarından yalnızca Sultanlara muhalefet edenlere <em>“<strong>kafirdirler</strong>”</em> sözü ile, “<em><strong>Sultanlara itaat etmek farzdır</strong>”</em> sözünden başka bir şey çıkmıyordu! İşte bu türden söz ve fetvaların ortadan kaldırılması, imam Hüseyin’in hürmetine oldu!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şia’da yöneticide bulunması gereken şart <em>“<strong>adalettir!</strong>”</em> Şayet yönetici <em>“<strong>zalim</strong>”</em> olur ise, “<em><strong>zalime itaat yoktur</strong>”</em>. Ayrıca Şiiler “<em><strong>adaleti</strong>”</em> getirip dinin esasları içerisine yerleştirdiler. Ayrıca yöneticide yalnızca <em>“<strong>adaleti</strong>”</em> değil, <em>“<strong>şecaati</strong>”</em> de şart koştular!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte imam Hüseyin’in Kerbela kıyamının vardığı ikinci bir sonuç da zalim bir yöneticinin <em>“<strong>meşruiyetinin</strong>”</em> ortadan kaldırılması oldu! Kısacası İmam Hüseyin’in Kerbela hareketinin sonuçlarından bir diğeri de tüm dünyadaki Şiilerde, zalim yöneticiye karşı “<em><strong>şecaat</strong>”</em> ruhiyesini oluşturmak oldu! Öleceklerini bilseler dahi öyle olmaları gerektiğine inanmaktalar! Çünkü örnek aldıkları imamları da öyle olduğu için öldürüldü ve “<em><strong>bizde boyun eğmek yoktur</strong></em>” diyerek şehit edildi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şii Müslümanlar için çok önemli bir yere sahip Kerbela hadisesinde imam Hüseyin şöyle diyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “<em><strong>Şu zina zade oğlu zina zade </strong></em>(yani İbn Ziyad)<em><strong> beni iki şeyden birini tercih etme hususunda serbest bırakıyor! Ya ölüm ya da alçaltılmış olarak teslim olmak! Bizde teslim olmak yoktur. Zira bunu bize Allah, Resulü ve göğüslerinden sütünü emdiğimiz annemiz yasak kılmıştır!</strong></em>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani ben, izzetimi korumak için savaşmayı ve öyle ölmeyi tercih ediyorum!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bakınız, dünyada 50’nin üzerinde İslam ülkesi vardır. Bunların hiçbirinde insanlığa ait izzet, şeref, şahsiyet vs. Yoktur. Çünkü çıkarcıdırlar! ABD ve İsrail güçlü oldukları için, <em>“<strong>bize düşen güçlüden yana olmak ya da sessiz kalmaktır</strong>” </em>derler! İşte imam Hüseyni takip edenlerin dünyası ile etmeyenlerin dünyasının farkı budur! İmam Hüseyin’in dünyasında olanların felsefesi şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “<em><strong>Mümin birisinin kendini alçaltmaya salahiyeti yoktur!</strong></em>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki Arap ülkeleri ABD ve İsrail’in emri altında değiller mi? Tramp yer yer Körfez ülkelerine gelip o ülkeden milyar bu ülkeden milyonlarca dolar para alıp gidiyor. Suudilerden, Katar vs. den trilyonlarca para toplayıp götürüyor ve bu paralar da Müslümanlara aittir. Bu paraları alıp götürüyor ve bunlar ile ürettiği silahları da birbirlerini katletsinler diye tekrar on katına Müslümanlara yeniden satıyor, bu şekilde de onları kendine bağımlı kılıyor! </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>İran’a işaret etmek istiyorum:</strong> </span></p>

<p><span style="color:#000000">- Acaba İran, imam Hüseyin’den nasıl yararlanıyor? İşte asıl olan bu görüş üzerinde durmak lazım! Yani <em>“<strong>iman ve kanın kılıca galip gelme meselesi</strong>”</em> nasıl bir meseledir?</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Bu konuyu, aslında “irfanî” açıdan ele alıp incelemek lazım! </strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani bu konunun ahlaki boyutu bellidir! Dedik ki imam Hüseyin’in bu konusunu ahlaki açıdan ele alıp incelediğimizde, İmam’ın yaptığı bu kıyamı, ahlaksal olarak şehadeti, zulme karşı kıyam etmeği ve insanlığın şerefini ihya etmek için yaptığı bir kıyamdır! Bu kıyamın, şimdi de İran, Irak, Lübnan, Yemen ve bazı bölgelerdeki insaniyeti ihya ettiğini müşahede etmekteyiz. Kısacası, bağımsızlık uğruna insanın ölüp öldürdüğünü yalnızca buralarda görüyoruz! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz konunun ahlaki boyutunu değil de “<em><strong>irfanî</strong></em>” boyutunu ele alıp inceleyeceğiz ve bunun, çok önemli olduğuna dikkatleri çekmek istiyoruz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Arifler şöyle der:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- Tüm insanlar iki aleme sahipler; Bunlardan biri “<em><strong>mülk</strong></em>”, diğeri de “<em><strong>melekût</strong></em>”<em> </em>alemidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Mülk</strong></em>” aleminden kasıt, tabii, maddi ve fiziki alemdir! “<em><strong>Melekut</strong></em>” aleminden kasıt ise, gayb ve metafizik alemidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanın gözüken tüm davranış, sıfat, söz, eylem, bireysel ve toplumsal ilişkiler gibi her şeyi, “<em><strong>Maddi aleme</strong>”</em> aittirler! Fakat <em>“<strong>melekut</strong>”</em> alemi ise, tüm insanların batınlarında yer almış bir alemdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani her bir insanda <em>“<strong>bâtıni</strong>”</em> alem vardır. Diğer bir ifadeyle, arifler der ki, her insanın batınında hem<em>&nbsp;</em>“<em><strong>nur</strong>”</em> hem de “<em><strong>zulmet</strong>”</em> vardır! <em>“<strong>Nur</strong>”</em> insanı hayra sevk eden güçtür. “<em><strong>Zulmet</strong>”</em> ise onu şerre yönlendirir! Başka bir deyişle, her insanın batınında onu hayra da motive den güç vardır, şerre de motive eden güç vardır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanı hayra motive eden güce “<em><strong>ilahi nur</strong>”</em> derler! Şerre yönlendiren güce ise, <em>“<strong>zulmet</strong>”</em> derler. Bu nur ile zulmeti arasında sürekli bir mücadele söz konusudur <em>(yani çatışma vardır)</em> </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Nur</strong>”,</em> yani melekler! <em>“<strong>Zulmet</strong>”</em> ise Şeytanlar demektir! Yani her insanın <em>“<strong>melekut</strong>”</em> aleminde melekler ve şeytanlar mevcuttur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Diğer bir deyişle, her insanda <em>“<strong>hayır</strong>”</em> ve “<em><strong>şer</strong>”</em> diye iki güç mevcuttur. <em>“<strong>Hayır</strong>”</em> gücü insanı ilim talebine, insanlara yardımda bulunmaya, isar ve fazilet sahibi olmaya davet eder. Bunlar hayrın unsurlarıdır! Şer ve Şeytan’ın unsurları ise, insanı kıskanmaya, dünya perestiliğe, kavga ve sürtüşmelere ve yine şehevi şeylere davet eder!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her bir insanda, kimi zaman hayrın unsurları şerrin unsurlarını alt eder ve insanı salih bir kul, arif ve melekûtî bir insan yapar. Kimi zaman da şeytanlar ve şer unsurları, hayır unsurlarına galip gelir ve insanı facir, mücrim ve zalim bir insana dönüştürür! Hasılı zulüm onun tüm varlığına ve hayatına hükümran olur! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette arifler bu söyledikleri tüm sözlerine Kuran ve rivayetlerden de deliller ibraz ederler! Yani delilsiz hiçbir söz söylemezler. Nitekim Enam 75’ten şu delili getirirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “<em><strong>Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk!</strong></em>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani her kes melekut alemini göremez! Genelde normal insanlar maddi alemde yaşayıp sonra da ölüp gidiyorlar!</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU</span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 22:05:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİ-BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞINDAN KİMLER RAHATSIZ?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-bektasi-kultur-ve-cemevi-baskanligindan-kimler-rahatsiz-594</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-bektasi-kultur-ve-cemevi-baskanligindan-kimler-rahatsiz-594</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİ-BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞINDAN KİMLER RAHATSIZ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Toplumun büyük çoğunluğu tarafından memnuniyetle karşılanan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı etkisizleştirilmek mi isteniyor? </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Son günlerde kamuoyuna yansıyan haberler ve bazı uygulamalar bunun başlangıcı mı? Bunun arka planında ne amaçlanıyor? Hangi kesimler tarafından gündeme getirilmektedir? Ne amaçlanmaktadır?</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Öyle anlaşılıyor ki, bazı çevrelerin toplum içindeki birlikten, kardeşlikten ve barış içinde bir arada yaşamaktan rahatsız oldukları anlaşılmaktadır. Peki bundan kim veya kimler rahatsız olabilir? </strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Türkiye Cumhuriyetinin birliğinden ve bütünlüğünden bir tek emperyalistler rahatsız olabilir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Zira, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren dış mihraklar her türlü bölücülüğü ve kışkırtmaları kullandılar. Bunu yaparlarken elbette içeriden de işbirlikçileri kullandılar. Aynen İstiklal Savaşında etnik ve din maskeli işbirlikçileri kullandıkları gibi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">AK Parti iktidarı yıllardır sorunları çözülmeyen Alevi-Bektaşi kitlesine yönelik çözüm odaklı bir uygulama başlatmıştı. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması Alevi kitlesinin ezici çoğunluğu tarafından olumlu karşılanmıştı. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Karşı çıkan çok küçük bir azınlıktı.</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>&nbsp;Onların da büyük çoğunluğu Avrupa Birliği’nden nemalanan dernek ve vakıflardı</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">. Yani, kendilerine finansal destek veren Avrupalı emperyalistlerin taleplerini yerine getiriyorlardı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Zira, emperyalistler Türkiye Cumhuriyeti topraklarında bir “azınlık” yaratıp ileride ülkede iç çatışmalarda bunu kullanmayı hedefliyorlardı.</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">İşte, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması, emperyalistlerin bu planlarına set çekiyordu. Bu projeyi engellemek için Avrupacı işbirlikçilerini harekete geçirdiler. Bu çevrelerin en büyük propaganda sloganı “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı asimilasyon merkezidir.” Ancak projeleri başarılı olamadı. Alevi kitlesinin büyük çoğunluğu bu propagandalara ilgi göstermedi. Tabanda bir karşılık bulamadılar. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Emperyal güç odaklarının amaçlarına ulaşmak için şimdi de bazı tutucu ve bağnaz kesimleri harekete geçirdikleri görülmektedir. Bu emperyalistlerin yıllardır uyguladıkları ve başvurdukları bir yöntemdir. Zira, onlar tek ata bahis oynamazlar. İki, üç bazen de &nbsp;dört ata oynarlar. Hem de bunu yaparlarken görünüşte birbirine zıt gibi görünenleri kullanırlar. Ancak, hepsinin hedefi emperyalistlerin çıkarına, yaşadıkları ülkenin ise, aleyhine faaliyet yürütmek olmuştur.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Dindar çevrelerde etkili küçük bir grubun Avrupacı işbirlikçiler gibi Alevi inancını </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“İslam dışı”</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">&nbsp;gördüklerini biliyoruz. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Bunlar, Ortaçağ’dan kalma teolojik din anlayışları ile emperyalistlere kendilerini kullanma alanı yaratmaktadırlar. </strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Görünüşte ne kadar “dindar” ve “milliyetçi” görünseler de bu tamamen şekilden ibarettir. Asıl olan sözlerin içi değil, kime hizmet ettikleridir. Hükumet, ABD ve Siyonistlerin saldırılarına karşı çıkarken, aynı güruh mezhepçilik temelinde İran düşmanlığı yapmaktadır. Burada da yine emperyalistlere ve Siyonistlere hizmet etmektedirler.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Aynen daha önce denenmiş olan FETÖ ve benzerlerinin görevlerini yerine getirmektedirler. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Zira, FETÖ de Ergenekon ve Balyoz davalarında Alevileri dışlama ve düşmanlaştırma politikası izlemişti. O döneme ait basın-yayın organları ile görsel ve sosyal medyalar incelendiğinde bu durum net olarak görülecektir.</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Yukarıda yaptığımız tespitleri devleti yönetenlerin göz önünde bulundurarak, 2022 yılında Alevi toplumuna yönelik başlatılan olumlu adımlara devam edilmesi yönünde ısrarcı olmalarında büyük yarar bulunmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>İç cephenin güçlendirilmesi amacıyla başlatılan “Terörsüz Türkiye” projesi için çalışmalar yoğunlaştırılırken, diğer tarafta Alevi kitlesine yönelik olumsuz adımların atılması bu amaca aykırı olmaz mı? </strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Sözün özü, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın etkisini kısıtlayan uygulamalardan vazgeçilmelidir. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Daha önce olumlu bir adım olarak görülen 1/1000 ölçekli planda olduğu gibi Cemevlerinin ibadet merkezi olarak yer alması, kadrolarının Genel İdare Hizmetleri sınıfından değil, teknik ve özel sınıfa yeniden dahil edilmesi sağlanmalıdır</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">. </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">&nbsp;görev ve çalışma alanlarının daraltılması değil, tam tersine genişletilmesi ülkemizin birliğine ve dirliğine hizmet edecektir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 22:44:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİLİK-BEKTAŞİLİĞİN YÖNETİM MODELİ</title>
                <category>Türkoğuz Kılıçgedik</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevilik-bektasiligin-yonetim-modeli-593</link>
                <author>ilk.vapur.1@gmail.com (Türkoğuz Kılıçgedik)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevilik-bektasiligin-yonetim-modeli-593</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİLİK-BEKTAŞİLİĞİN YÖNETİM MODELİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>ALEVİLİK-BEKTAŞİLİĞİN DEVLET YÖNETME MODELİ</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>Alevilik-Bektaşiliğin Tarihsel Öğretisi ve Sistemi</strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Peygamberlik sona erip Velayetin başlaması, Velayet öğreti ve sistemin belirlemesi için Hz. Muhammed Hak tarafından Miraca çağrıldı. Bu amaçla Miraç olayı Peygamberliğin sonlandırılıp Velayetin başladığı en üst kademe olan Hakk’ın huzuru ve Hakk’ın huzurunda Velayetle ilgili yeni, kesin, değişmez ve ebediyen sürecek kararların alınmasını teşkil ediyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bu dönem, Hz. Muhammed’in ölümüne yakın bir zamana denk geldiği için, İslam toplumunun yönetimi Peygamberlik dönemini kapsayan Velayet yoluyla belirlenmiştir. Dolayısıyla, Velayet, Miraç sırasında Allah tarafından Hz. Ali'ye verilmiş ve Miraç dönüşü Hz. Ali'nin önderliğinde kırk kişiden oluşan bir meclis kurulmuştur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Hakk’ın Hz. Muhammed’i Miraca çağırması ve Velayetin Miraçta Hz. Ali’ye verilmesi konusu, İmam Cafer Sadık buyruğun içinde yer alan “Kırklar Cemi” başlığı altında; <span style="color:#050505">"Hz Muhammed bir sabah (gece-şafağa doğru) Miraca gittiğini, Miraç da Hak ile Doksan bin söz konuştuğu, bu sözlerden otuz bini Şeriat Kapı üzerine indiği. Doksan bin sözden kalan altmış bin sözün ise Hz. Ali'de sır oldu” şeklinde açıklayarak Hz. Ali’nin Hz. Muhammed’le beraber Miraçta olduğunu ve Dört Kapı ve altmış bin sözle Velayet görevini aldığını vurgulamaktadır, </span>&nbsp;(Vaktıdolu, 2018, 13. “bz.”21-26-27).</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Ayrıca, 1700-1800 yıllarında yaşamış “Hasreti” yazdığı Cönklerinde yer alan “Mirat-i Miraçname”de, <span style="color:#050505">Kırklar Cemi anlatımına benzer olarak “Hakk’ın Hz. Muhammed’i Miraca çağırdığı ve Hak ile görüştüğünü tespit edilmesi için önceden nişan olarak Hz. Muhammed’e ait yüzüğün (hatem) Melek Cebrail vasıtasıyla Hakk’a gönderilmesi emredilmiş. Hz. Muhammed ile Hakk’ın Miraçtaki görüşmesinde Hz. Muhammed Miraçta kendi yüzüğünü Hak elinde görmüş. Aynı yüzük Kırklar Ceminde Hz. Ali parmağında çıkması üzerine, Hakk’ın Miraç da Hz. Ali’de tecelli olduğunu, dolayısıyla Hz. Ali’nin Miraç da olduğu ve bu tecelli sırasında Hakk’ın belirlediği Velayetin tüm öğreti ve sistemin Hz. Ali’ye geçtiğini” </span>(Özmen, 1998, s. 206-208) <span style="color:#050505">sır ve şifreli bir dille açıklamaya çalışmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Bu tecelli ile Velayetin tüm öğreti ve sistemin Hz. Ali’ye geçmesi, Hz. Ali’nin Hakk’ın Velisi konumunda Velayet aldığına vurgu yapmaktadır Pir Sultan gibi ozanlar ve Miraçnameler gibi anlatımların birçoğu Hz. Ali’nin Miraçta Velayet alıp Dört Kapı öğretisi üzerinden görev aldığına sır ve şifreli bir dile açıklama getirmeye çalışıyorlar. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Tüm Alevi yazılı tarihi kayaklarında Hz. Ali’ye verilen Velayet ve ilgili öğreti ve sistemin sır ve şifreli olarak anlatmasının temel nedeni Velayet öğretisi ve yönetim şekli kendi içinde birçok sırlar taşımakla beraber, bu öğreti ve yönetimin Velayet sahipleri dışında yorumlanmaması ve art niyetli kişilerin eline geçmeyip istismar edilmemesi içindir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Özelikle Hz. Muhammed’in ölümünden sonra Velayete karşı ortaya çıkan Halifelik, Velayet için büyük tehlike arz ediyordu. Velayet öğretisi ve sistemi tarih boyunca bu gibi tehlikelere karşı hep sır ve şifreli olarak yazılı kaynaklara geçti. Bu durum Velayet ile Halifeliğin aynı şey olmadığı, arada öğreti ve yönetim farklılığının da olduğunu açıklayan birçok tarihi ayrışma ve çatışmalarla da kanıtlanmış durumdadır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Velayet, Hak ve Hz. Muhammed tarafından Hz. Muhammed daha hayata iken sosyal düzeni ve adaleti sağlayan beli bir öğreti ve sistemle ve ilahi bir kudretle Hz. Ali’ye verilerek bu amaçlı Hz. Ali ve devam soyuna özgü dokunulmazlık zırh ile yürürlüğe girdi. Halifelik ise Hak ve Hz. Muhammed’den habersiz ve Hz. Muhammed’in ölümünden hemen sonra birkaç kişilik beşeri şura toplantısıyla belirlenip egemenlerden yana olan gelişi güzel bir sistemle yürürlüğe girdi. İki başlı bir İslam yönetimine neden olan bu durum tarih boyunca İslam içi bölünme ve çatışmaların temel sebebi ve kaynağını oluşturuyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Ayrıca Velayet ve ilgili öğretisi ve sistemi Hak ve Hz. Muhammed tarafından meşru yollarla Hz. Ali’ye verildiği için Hz. Ali, Ehli Beyti Kırklar ve On İki İmamlara ve devam soyu olan Aleviliğe özgü, özel ve ayrıcalıklı olarak kurumlaştığı için dokunulmaz ve değişmez bir sonsuzluğa sahip iken. Halifelik ise birkaç kişilik şura ile meşru olmayan yoldan kurumsallaştığı için hile, savaş, zor, cebir gibi meşru olmayan yollarla el değiştirebilir ve her el değiştirdikçe öğreti ve tüm unsurlarıyla her defasında değiştirilen bir yapıya sahipti. </span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>Alevi-Bektaşi Öğreti ve Sistemin, Devlet Yönetim Modeli</strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Velayet öğreti ve sistemi tamamen Ahiretlikdüzenden esinlenip dünyanın insan düzeniyle harmanlanarak, bir dünya düzenine dönüştürmeyi hedefleyen bir yapıdır. Bu öğretinin, dünyevi biçiminde karşılığı dört kademeden oluşur. Birinci kademe Peygamberlik öğretisi, ikinci kademe Velayet öğretisi, üçüncü kademe Ariflik (Melek Cebrail) öğretisi, dördüncü kademe Velilik (Hak) öğretisidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bu dört öğretinin dünyevi yapısı, Hz. Hz. Ali’ye verilen Velayet öğretisi ve sistemi olan Dört Kapı ile kademelendirilerek birbirine entegre edilmişler. Ahiretliğin dünyevi karşılığı olarak açıklanan bu öğretinin, Ahiretlik olan batın boyutu, insanların anlayamayacağı kadar farklı olduğu için tamamen sır ve gizli kalmıştır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Hz. Muhammed’in Peygamberlik dönemi olan 22 yıl içinde gelen vahiylerin insanlara tebliği ile farklı inançlardan çok sayıda insan İslam’ı benimsemiş. Bu insanlardan İslam toplumu doğmuştu. Her geçen gün çoğalarak büyüyen İslam nüfusun yasama, yürütme, yargı ve ilgili yönetme şekli Miraçta Velayet üzerinden belirlenip Hz. Muhammed daha hayata iken yürürlüğe girmişti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Alevi-Bektaşi yazılı tarih kaynakları yakından incelenip doğru ve sistematik bir şekilde yorumlandığında, Velayet öğretisi ve sistemi Dört Kapı Kırk Makamla bile çok kolayca tanımlanabilir. Bu öğreti ve sisteme dayalı bir "yasama, yürütme ve yargı" yapısının varlığı çok kolaylıkla gözlemlenebilir. Bunlardan, Hacı Bektaşi Veli’ye ait Makalat eserinde belirtilen Dört Kapı ve ilgili dört kademeli toplum entegrasyonu (Abid, Zahid, Arif, Mühip) ile ilgili açıklamaları ve bu açıklamaları onaylayan diğer birçok Alevi yazılı kayakla beraber önemli bir örnek ve kanıt teşkil etmektedir. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Aynı bağlamda, yasama, yürütme ve yargıyla ilgili İmam Cafer Sadık Buyruğunda Kırklar Cemi başlığı altında yayınlanan Kırklar Meclisin kurumsal varlığı ve ayrıca tarih içinde Alevi ocak, tekke, dergâhların derviş merkezli kurumsal yapısı gibi birçok oluşum, Velayet yönetim biçimini açıklayan önemli örnekler ve deliller olarak hizmet vermişler. Bunlardan en canlı ve çarpıcı örneklerden ve kanıtlardan biri de Alevi-Bektaşi topluluğunun sosyal yapısı, inançları, kültürü ve bunlarla ilgili norm ve ritüelleridir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">İmam Cafer Sadık Velayet öğretisi ve Dört Kapı sistemin yönetim modelin temel kaynağı hakkında kısaca şu bilgiyi veriyor; “Muhammed Mustafa ve Aliyyel Murtaza cümleye rahmet geldiler, dini zahir eylediler. Erkân koydular. Şeriat zahir oldu. Tarikat (Marifet) ve Hakikat sırrı oldu. Şeriat Muhammed’in oldu. Tarikat (Marifet) ve Hakikat Ali’nin şanına geldi”(Vaktıdolu, 2018, 21). Şeyh Safi ve diğer Alevi ozanların eserlerinde "doksan bin söz" ve artı "otuz bin söz" olarak anılan Kur'an ayetlerine ait sözlerin, Dört Kapıya bölünerek yorumlanmasına değinerek, Velayet öğreti, sistemin ve ilgili yasama, yürütme ve yargı yapıları Dört Kapı içinde Kur’an ayetleriyle de desteklenecek şekilde kurumsallaştığı anlaşılmaktadır. Bu konudaki Şeyh Safı açıklaması şu şekildedir. “Muhammed Mustafa Sallahlahüteala aleyhi vesellem Miraca varıncak Hak Celle ve ala hazretleri <span style="color:#050505">doksan bin kelamı</span> söyleşti. Otuz bini şeriatta ve otuz bini tarikatta ve otuz bini hakikatta ya ma’rifet kelamı kanı dirsen…?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Doksan bin kelamın otuz bini şeriat kalidir. Otuz bini tarikat yoludur ve otuz bini hakikat halidir. Ma’rifet sırrı emirdir ve ma’rifetin kelamı Hak teala erenlerin ve Ali’nin kudret nurunda sırritmişdir. Erenlerin sırrını müşahide idüb onlarda görmek gerek” (Koçak, 2004, 67).</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Hak tarafından belirlenen Velayet öğretisi ve sistemi ve ilgili yönetim şekli yasama, yürütme ve yargı yapısını Dört Kapı denilen Şeriat Kapısı, Tarikat Kapısı, Marifet Kapısı ve Hakikat Kapısı öğreti kademelerinden oluşuyordu. Birinci kademe olan Şeriat Kapının yasama, yürütme ve yargı yapısı Müslüman olmuş tüm kesimi kapsayacak şekilde Hz. Muhammed dönemindeki Peygamberlik öğretisi üzerinden düzenlenip kurumsallaşmış. Bu öğreti ve kurumsallaşmanın günümüz dili ile açıklaması Hz. Muhammed bu öğretinin sahibi ve ilgili devletin kurucusu ve başıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">İkinci kademe olan Tarikat Kapının yasama, yürütme ve yargı yapısı, Hz. Ali Vilayeti ve Kırklar Meclisin öğretileriyle belirlenen, devletin kurumsal ve sosyal yapısını oluşturan, devlet kurumun kendisi ve Şeriat Kapı kurumsalın üzerindeki üst yönetimdir. Bu kurumsal yapının günümüz modern karşılığı Meclis ve onun bünyesinde atanan Başbakan, Bakanlar ve bu Bakanlar kabinesi ve bağlı devlet kurumlarıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Birinci (Şeriat Kapısı) ve ikinci kademelerin (Tarikat Kapısı) dünyevi öğretisi Peygamberlik ve Velayet öğretisi üzerinden açıklanırken, bu öğretinin Ahiretlikteki karşılığı sır ve gizli (batın) tutulmuştur. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Üçüncü kademe olan Marifet Kapı yasama, yürütme ve yargı yapısı Melek Cebrail’in Melek konumu ve öğretisi üzerinden düzenlenmiş. Devlet kurumsal yapısından daha bağımsız, dünyevi hırslardan soyutlanmış gönül gözü gelişmiş olarak belirlenerek devlet kurumsalını bağımsız ve tarafsız olarak denetleyen ve düzenleyen bir yapı içinde kurumsallaşmıştır. Dördüncü kademe olan Hakikat Kapı yasama, yürütme ve yargı yapısı Hakk’ın yaratılışa bakışı ve ilgiliöğretisi üzerinden düzenlenmiş. Marifet Kapıyla beraber (Melek ile Hak) koordineli çalışan Hakikat Kapı kurumsalı, devletten bağımsız olarak, devleti, İslam ve İslam olmayan her kesimi ve tüm yaratılışı kapsayacak şekilde geniş bir görev sorumluğuyla en üst yönetim olarak evrensel ilkeler üzerine kurumsallaşmıştır. (Günümüz tabiriyle birleşmiş milletler, Avrupa insan hakları mahkemesi, Anayasa mahkemesi ve benzeri bir yapıya sahiptir).</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bu kurumsal yapının zahir ve dünyevi tanımı Ariflik ve Velilik öğretisiyle açıklanırken, batın ve Ahiretlik tanımı ise insanların anlayamamağı öğreti olan Melek ve Hak öğretisiyle açıklanabilir içerikte kendi içinde sırdır. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Dört Kapın tüm bu sistemi, tüm boyutlarıyla birbirine entegre edilerek kademelendirilmiştir. Yani her kapı kademesi hem kendi içinde kendine özgü ve bağımsız bir yasama, yürütme ve yargı yapısı vardır. Hem de Dört Kapı öğreti ve sistemine göre kademeli ve birbirine bağlı entegrasyonlu bir yasama, yürütme ve yargı yapısı vardır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bu öğreti ve sistem Peygamberlik öğretisini kapsayacak şekilde Velayet üzerinden kurumsallaşıp devletleştiği için “günümüz tabiriyle” Başbakan Hz. Ali’dir. Hz. Muhammed ölümün sonrasındaki süreçte devletin kurucusu ve onursal Başkanıdır. Bakanlar ise ilgili Kırklar Meclisidir ve tüm alt kurumlarıyla Başbakana yani Hz. Ali’ye bağlıdır. Kırklar Meclisi on yedisi kadın, yirmi üçü erkek Bakandan oluşmuş. Kırk Bakan, kadın ve erkek sayısına göre eşit sayıda Dört Kapı içinde bulunan her kapıda onar Bakanla görevlendirilmiş.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Tüm bu tarihsel bilgilere göre, Hz. Muhammed daha hayata iken bu dönemde devletin yönetim ve kurumsal yapısı Hakikat Kapısında (Miraçta) Hak tarafından belirlenmiş. Hz. Muhammed Peygamberliğiyle Şeriat Kapı öğretisiyle bu devletin temelleri atılmış. Hz. Ali Velâyetiyle devletin yasal, kurumsal ve sosyal yapısı Tarikat Kapı öğretisi ve Kırklar Meclisiyle (Alevilik) kurulmuş. Melek Cebrail tarafından bu devlet Marifet Kapı öğretisine göre denetlenip tüm unsurlarıyla yürürlüğe girmiştir. Hz. Ali Hakk’ın Velisi (Velayeti) olduğu için Başbakan ve Kırklar Meclisi Bakanlar kurulu düzeyinde bu devletin Dört Kapı öğretisi ve sistemi olan tüm yasama, yürütme ve yargı bilgisine sahiptir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Yazılı tarih kaynakları, Hz. Muhammed Miraca çıktığında on sekiz bin âlemi gördüğünü belirtir. Miraç görüşmesinde Hak tarafından kurumsallaştırılan Velayet ve Dört Kapı öğretisi ve sistemin Ahiretlik bir yaşamın modelin dünyevi karşılığı olduğu anlaşılmaktadır.<span style="color:#080809"> Buna göre, Ahirette dört kademeli bir sosyal yapı vardır. Bu sosyal yapısının dünyevi toplumsal karşılığı; “Abid (Müslüman), Zahid (Alevi-Bektaşi), Arif (Melek) ve Mühip-Veli (Hak) (</span><span style="color:#050505">Güzel, 2011, 74)</span><span style="color:#080809"> olarak tanımlanıp kademelendirilmiş. Velayet öğretisine göre kişi bu dünyada Dört Kapının hangi kademesinde ise Ahirete de o kademede yer alacağını ve o kademeye göre sorgu sualden geçecektir</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>Şeriat Kapısında, Temel Yapılanma</strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">İslamiyet’in ilk döneminden başlayarak, diğer dinlerden Müslümanlığa geçen insanların, yeni bir düzen olan İslam'a entegre edilmesi süreci, Müslüman ilkeleri çerçevesinde verilen ilk eğitim yoluyla dini ve sosyal yapıya dahil edilmeleri. Ve böylece kendi içinde kurumsal bir örgütlenmenin oluşturulması hayati önem taşımaktaydı. Bu nedenle, Şeriat öğretisi içinde, bu amaca uygun hizmetin sağlanması için bazı önemli başlangıç ​​ve genel ilkeler belirlenmiştir. Bu konuma uygun tutarlı ve öncelikli olan ilkeler, sağlam temeller üzerine, kurumsal ve sosyal bir düzen oluşturulmuş ve bu düzene göre faaliyet yürürmüştür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bu ilkeler kısaca şöyle özetlenebilir;<span style="color:#050505"> “İman, ilim, salat (namaz), zekât, oruç, hac, askerlik, yasak cinsi münasebetten kaçınma, üretim, helal kazanç, faizin yasaklanması, paylaşım, nikâh, aile, toplum, sünnet, musahip, kirve, dünür ilişkilerin gelişimi. Sevgi, saygı, temiz yemek, temiz giyinmek, iyilik, yaramaz işlerden sakınmak” (Güzel, 2011, s. 293-1011) gibi ve benzer ana ilkeler ile belirtilmiştir. </span><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Pir Sultan Abdal bu ilkelerin İslamiyet’in öncelikli yapısıyla ilgili genel bir değerlendirmesini şu dizelerle açıklamaya çalışmıştır. ”Gönül gel karardan şaşma / Sözüm sana meveddettir / (…) Şeriattan edep öğren / ilim ile üstat olur oğlan / Kimi farz kimi sünnettir” </span></span>(<span style="color:#080809">Gölpınarlı-</span><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Boratav. 2010, s. 103-104).</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Özelikle bu ilkelerin önceliğe alınmasının başlıca nedeni bu ilkeler ve içinde yer alan tüm önemli ayrıntılar İslam’dan önce ya hiç yoktu. Ya da egemen yönetimlerin işine gelmediği için hiçbir şekilde önemsenmiyordu. Bundan dolayı bu ilkeler, bir başlangıç olarak belirlenmesi önemli bir değişimi getirmekle beraber, İslam’dan önceki önemli sorunlarında bu öncelikli ilkeler ve ilgili ayrıntılarıyla çözüme kavuşturulması hedeflenmiştir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Bu ilkelerin tüm ayrıntılarının, Hz. Muhammed zamanında Velayet sahibi olanlar tarafından Şeriat Kapı kurumsalı içinde eğitim ve öğretim yoluyla topluma yayılması ve uygulanması amaçlanmıştır. Kırklar Meclisi'nden on Bakanın önderliğinde, bu ilkelerle ilgili sorunları çözmek ve toplumun hızla bu ilkeli düzene uyması için yasama, yürütme ve yargı organların tüm imkânları seferber edilmiş.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Başlangıçta dini okullar (medreseler), Mescitler ve Camiler gibi merkezi yerler kurulmuş ve bu amaçlı kullanılmıştır. Dört Kapı öğreti ve sistemin ilk seviyesi olan Şeriat Kapısında, Hz. Muhammed Müslüman topluluğunun başı olarak Peygamber, yardımcısı Hz. Ali'yi İmam ve Velayet makamın sahibi olarak kabul edilir. Velayetin bu yönetim modeli, Halifelik yönetiminden farklı olduğu için Halifelik yönetimin sert baskılarına rağmen kısmen gizli olarak Velayet öğretisi aracılığıyla On İki İmam döneminde ve sonrasındaki tekke ve dergahlar yoluyla uzun yıllar boyunca devam etmiştir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol start="2">
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>Tarikat Kapısında, Devletin Kurumsal Yapısı ve İşleyişi</strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">İlk kademe olan Şeriat Kapısı öğretisi, <span style="color:#050505">Müslümanlığı</span> kabul eden her sıradan insan için <span style="color:#050505">Müslüman</span> öğreti ve yasalarını askeri düzeyde belirleyip düzenleyen ve yöneten başlangıç ​​ve alt bir kademedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Dört Kapı içinde, ikinci kademe olan Tarikat Kapısı öğretisi ve ilgili aşamaları, devlet düzeyinde özellikle belirleyicidir. Çünkü Tarikat Kapısı sistemi hem devleti yöneten kurumsal bir yapıdır hem de devleti yönetenleri yetiştirmiş ve atamasını yapmış merkezi bir kurumdur. Başka bir deyişle, devlet büyük ölçüde Tarikat Kapısı öğretisi ve sistemine göre yönetilmiştir. Bu nedenle, devletin her kurumunda ve kadrosunda görev yapan her kişinin Tarikat Kapısı'ndan mezun olup Tarikat Kapı öğretisine göre görev yürütmesi gerekiyordu. Bunun en açık örneği, Hz. Ali'nin Velayet görevini almasıyla birlikte, Tarikat Kapısı kurumu içinde yer alan Kırklar Meclisi'nin, Dört Kapı öğreti ve aşamalarıyla oluşturulan devlet yapısı içinde bu günkü deyimiyle Bakanlık düzeyinde görevler yüklemesidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Kırklar Meclisi, Şeriat Kapı öğretisini edinmekle beraber, Tarikat Kapı öğretisi içinde belirlenen ana ilkeler olan; Mürit, musahip, talip, rehber, pir, mürşit kutsal ikrar ve manevi bağ ilişkileri içinde Alevilik esaslarına göre yapılanmıştır. Nefsi duygularından soyutlanmış, Derviş konumunda tamamen hizmet odaklı görevler edinmiş. Tarikat Kapı ibadeti olan Cem ibadet ve toplantılarına eksiksiz katılım sağlamış. Birçok farklı eğitim ve deneyimden geçerek birçok farklı ilimle aydınlanmış. Toplumun her kademesiyle uyum içinde yol gösteren muhabbet sahibi bir görev ve kişilik edinmişler. Bu öğretiyle iç dünyası aşk, şevk, sefa ve ilgili saflığa, fakirliğe (Kılıçgedik, 2025, s 171-179) kavuşarak dünyevi oluşumdan farklı olan Ahiretliğe özgü pişerek olgunlaşmış bir kişiliğe kavuştuklarından, bu kişilere Bakanlık düzeyinde devletin farklı kurumlarında ve üst düzeylerde önemli görevler verilmiş.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Alevi yazılı metinlerinden anlaşıldığı kadarıyla; Tarikat Kapı öğretisi, Kırklar Meclisinde olduğu gibi devlet içinde görev alanları ilk etapta nefsi duygulardan arındıran bir eğitim vererek kişiyi dünyevi isteklerden soyutlamış bir derviş veya rehber, pir konumuma eriştirerek mezun ediyor. Bu konumuyla devlet kurumlarında görev alanlar mülkiyet edinmede muaf tutularak bir Derviş misali yaşam sürmek durumunda görev yürütüyordu. Bu eğitim, okul ve dershane konumunda görev yürüten ocak, tekke ve dergâh yapılanmaları içinde veriliyordu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Böylece ocak, tekke ve dergâhlarda mezun olan Dervişler devletle ilgili aldığı görevlerde altı gurupta görev almıştır. </span>Birinci <span style="color:#050505">gurup, devletin tüm kurumsal mekanizmalarında görev alan kadroyu, Dervişlik kişiliği ve görevine erişene kadar eğitim, öğretimden geçirip mezun ederek eğitim düzeyine göre ihtiyaç duyulan kurumlarda görev veriyordu. Pir Sultan Abdal Tarikat Kapının bu eğitim sistemini kısaca şu dizelerle dile getirmiş. “…Tarikat bir oddur yakar / Kimi ham kimi has çıkar / Çerağın yakan üstadadır / Tarikata kâmil olan / ilim ile âlim olan / Evvel mertebe hizmettir…” (</span><span style="color:#080809">Gölpınarlı-</span><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Boratav</span></span><span style="color:#050505">. 2010, s. 103-104). Tarikat Kapı kurumsalın bu konumundan dolayı, görev verdiği tüm bu kadroyla işbirliği içinde devletin yasama, yürütme, yargı, ekonomik, sosyal düzen, inanç gibi her alanda eşit, adil ve paylaşımcı düzeni oluşturup devam etmeyi sağlayan merkezi bir yapısı vardı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">İkinci gurup, Kırklar Meclisinde olduğu gibi Bakanlık düzeyinde ve ilgili üst kademelerde sabit ve yerleşik görevler alırken. Üçüncü gurup, Devletin askeri ve diğer güvenlik içerikli alanlarında görev alıyordu. Dördüncü gurup, tarım, üretim, esnaf, zanaat, ticaret gibi devleti ayakta tutan ekonomik unsurlar içinde görevlendirilmiş. Beşinci gurup, din, inanç ve kültürel konularında görev almış. Altıncı gurup, devlet adına çok sayıda farklı görevler alarak ulaşım ve haberleşmenin olmadığı bu dönemde bu görevlerini gezgin bir şekilde yürüterek halkın her kesimine ulaşıp halkın sorunlarını çözmeye odalı çalışmıştır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Velayet ve ilgili Dört Kapı öğreti ve sistemine göre kurulan bu devlet modeli, Hz. Muhammed döneminde yürürlüğe girmiş. Hz. Muhammed vefatından hemen sonra, Halifelik devlet yönetimine geçilince, Velayet yönetim modeli devlet dışına itilmiş. Dolayısıyla, bu yönetim modeli sivil ve içe kapalı ocak, tekke, dergâh yapılanması ve sistemi içine girmiş. Halifelik yönetiminden kaçınmayı gerektirecek bir yöntemle varlığını sürdürmeyi sağlamıştır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol start="3">
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong><span style="color:#050505">Marifet ve Hakikat </span>Kapı Gereği, Devlet Denetimi ve Düzeni</strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Tarikat Kapı öğretisini alıp devletin birçok kurumunda ve kadrosunda, Hak aşkı ile görev alanlar Dört Kapı kuralları içinde gösterdiği çaba, yaptığı hizmetler, edindiği tercüme ve donanımlar oranında içsel ve ruhsal olarak gelişerek, Marifet Kapı kademesine geçiyordu. Daha çok bu hizmetlerle Marifet ve Hakikat Kapı kademesine erişen bu insanların iç duyuları Hakk’ın sevgisiyle dolup, Hakk’ın gözü ve gönlüyle tüm insanlara ve varlığa bir gözle bakan esaslar üzerinde hizmet etme görevi alıyordu. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Eline geçen mülkiyeti ve devlet olanaklarını din, dil, ırk ayırımı yapmadan yoksul ve yardıma muhtaç kesime eşit oranda harcamak ve bu kesimin hayat seviyesini yükselten bu yöneticiler, tamamen Hakk’ın rızası için çalışıyordu. Buradaki amaç, geçici olan dünya hayatından farklı olan sonsuz Ahiretlik yaşam biçimini, bu dünyada yaşayıp tecrübe edinerek Ahirete en iyi şekilde hazırlanmaktır. Velayet devlet yönetimi olan Ahiretlik yaşam biçimi, din, dil, ırk ayırımı yapmadığı için, Velayetin devlet yönetimi altında yaşayan farklı din, inanç ve kültürden insanlar, diğer faklı düzenlere nazaran bu yönetim altında kendini daha fazla emniyete ve huzur içinde bulabiliyordu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Velayet ve ilgili yönetim şekli olan devlet kurumları içinde hizmet çabası içinde olup yaptığı hizmetler, edindiği tercüme ve donanımlar oranında içsel ve ruhsal olarak gelişen insanlar; Marifet Kapı kurumsalı içinde devlet kurumlarını denetleyip toplumun memnuniyetine göre düzenleyen görevliler tarafından belirlenerek, Marifet Kapı kurumsalına dâhil ediliyor. Ve daha çok devlet kurumlarını denetleyip düzenleme üzerinden görev veriliyordu. Böylece Marifet Kapı öğretisine göre yetişen Arif sayısı artıkça Marifet Kapı kurumsalı güçlenip toplumun eğitim seviyesi ve oranı daha çok bu kapıya göre değerlendiriliyordu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Marifet Kapı öğretisine sahip kişi “Bencillik, kin ve garezden uzak durup, edep ve içsel olan içi dünya ilmi gelişmiş. Perhizkârlık (aşırı istekleri sınırlanmış), sabır, kanaat, hayâ, cömertlik, hoşgörü, kendi özünü bilmek” (Güzel, 2011, s. 293-312) gibi ilkeler ve ilgili haller kişide hâsıl olmuş. Ve bu âlemde bir Melek ve Evliya konumuna erişmiş kişilerden belirleniyordu. Bu kişiler devletin yasama, yürütme ve yargı ve her kurumsal organlarını denetleme ve düzenleme yetkisine sahipti.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">En üst kademe olan Hakikat Kapı öğretisine sahip kişi; “Toprak gibi alçak gönüllü olup, kimsenin ayıbını görmemeden, yetmiş iki milleti bir görüp, yapabileceği her türlü iyiliği hiçbir varlıktan esirgemez. Hakk’ın her yarattığını severek, güven verip Hak yolunda itibar görerek, başta kendisi ve tüm insanlar olmak üzere her varlığı birliğe yönlendirme çabası içinde hizmet veren kişiliğe erişmiş. Gerçeği gizlemeden İlahi sır ve manayı bilerek İlahi varlığa ulaşabilme” (Kılıçgedik, 2025, s.193-203) konumuna erişmişse, bu kişilerden oluşan Hakikat Kapı kurulu devlet adına her konuda evrensel içerikte karar alma ve yetki verme konumuna sahipti. Bu karar ve yetkilendirme devletin tüm kurumları üzerinde etkili ve bağlayıcıydı. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Tarafsız ve adıl olan böyle bir kişilik devleti yöneten kurumsal organlarıda aynı tarafsızlıkta ve adalette denetleyip düzenleyerek toplumu refaha kavuşturması için görev yapıyordu. İçsel ve Haksal olan bu durum Marifet Kapısında Meleklerin, Hakikat Kapısında Hakk’ın adına görev alıp bu amaçlı bir yasama, yürütme ve yargı anlayışı içinde oldukları gibi devletin yasama, yürütme ve yargı yapısının da bu seviyede yürütülmesi için çalışıyorlardı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Bu makama ulaşanlara devlet desteğiyle çok daha fazla imkân verilerek, halkın hoşnutluğunu kazandıkları oranda, Meleklerin ve Hakk’ın hoşnutluğu kazanılmış oluyordu. Bu durum evrensel ilkelerin gelişmesi ve yaygınlaşmasına imkân tanıtılıyordu. Böylece yapılan hizmetler ve elde edinilen hoşnutluk, el ele el Hakka desturuyla Hakikat Kapı öğretisinin en üst makamı olan, “Hakk’ın insanda tecelli olduğunun” bir yansıması ve delili olarak değerlendiriliyordu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Hakikat Kapında görev alıp bu kapının öğretiyi eksiksiz uygulayanların başarısı devletin tüm kademelerine yansıyıp eşitlik, hak, hukuk, adalet gibi evrensel ilkelerin yaygınlaşması, insanlarda içselleşmesini ve uygulanmasını garantiye alıyordu. Ahiret yönetim şeklinden tasarlanan ve dünyevi olanaklarla yürütülen bu yönetim şeklin, Ahiretteki karşılığı ruh, Melek ve Hak merkezli bir yönetim modeliydi. Pir Sultan Abdal bu yönetim modelini kısaca şöyle açıklıyordu. “…Hakikat genç-i nihandır / Marifet gevher-i kandır / Yedi yüz yetmiş mizandır / Ötesi ilm-i hikmettir (…) Mürebb’ olan Ali gerek / Dört Kapıda eli gerek / Zira Ali Muhammed’dir”</span>(<span style="color:#080809">Gölpınarlı-</span><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Boratav.2010, s. 103-104).</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="color:red">Kaynakça</span></span></strong></span></span></p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Özmen, İsmail. <em>Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi.</em>Ankara. 1998. Kültür Bakanlığı Yayınları</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white">Koçak, Yunus. <em>Menâkıb-ı Şeyh Safî, İbrahim ocağı’ndan gelen bir Şeyh Safi buyruğu.</em> Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi 30/2004.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Güzel, Abdurrahman. <em>Hacı Bektaş Veli El Kitabı,</em>Ekçağ basım yayın, 2011. Ankara.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Kılıçgedik, Türkoğuz. <em>Alevilik, Bektaşiliğin Gayb Olan Öğretisi Ve Sistemi</em> 2025. İstanbul. Taş Baskı yayın.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Özdemir Alirıza <em>“Alevi-Bektaşi Yolunda Dört Kapı Kırk Makam”.</em> 2024, Efsus yayınları. İstanbul.</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Yaman, Mehmet. <em>Makalat ve Müslümanlık, </em>Gülbay yayın, İstanbul. 1985</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Gölpınarlı, Abdulbaki. Boratav, Pertev Nail. <em>Pir Sultan Abdal.</em>2010. İstanbul.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Yaman, Mehmet, <em>Buyruk (Şeyh Seyyid Safi Menakıbı),</em> Cem Vakfı Yayın 2013 İstanbul.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Alşan, Hakan Alşan.<em>Horasan Erenleri.</em> 2012 İstanbul.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Kılıçgedik, Türkoğuz. <em>Seçilmiş Toplum Alevilik</em>(Alevi, Dersim, Xormecık ve</span></span>Karêr<span style="background-color:white"><span style="color:#202124"> Tarihi. 2020.İstanbul. Kahve kültür yayınları.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Bozkurt, Fuat. <em>İmam Cafer Sadık Buyruğu,</em> 2020 İstanbul. Salon yayınları.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Vaktidolu, Ali Adil Atalay. <em>İmam Cafer Sadık Buyruğu,</em> 2018. İstanbul. Can yayınları.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Yaman, Mehmet, <em>Buyruk (Şeyh Seyyid Safi Menakıbı). </em>&nbsp;2013. İstanbul. Cem Vakfı Yayınları.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Sarıkaya, Mehmet Hazırlayan. <em>Fütüvvetname-i Cafer Sadık,</em> 2008.İstanbul. Horasan yayınları.</span></span></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 12:04:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/10/turkoguz-kilicgedik-1760541606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİ AŞİRETLERİN MOĞOL İŞGALİNE DİRENİŞİ</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-asiretlerin-mogol-isgaline-direnisi-592</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-asiretlerin-mogol-isgaline-direnisi-592</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİ AŞİRETLERİN MOĞOL İŞGALİNE DİRENİŞİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Tarihçilerin büyük çoğunluğu Selçuklu devletinin yıkılmasını ve Moğolların Anadolu’yu işgal etmesinin en büyük gerekçelerinden birinin Baba İlyas Horasani’nin 1239-1240 yılındaki isyanına dayandığını iddia etmektedirler. Buna delil olarak da Selçuklu sarayının tarihçisi İbn Bibi’nin verdiği bilgileri göstermektedirler. Ancak, bu değerlendirmeyi yapanlar, Babai isyanını ve Moğol işgalini analiz etmekten de yoksundurlar. Olayların nedenlerini sorgulamamaktadırlar. Sadece resmi belgeleri tekrar etmektedirler. Oysa, işgalden sonra da görülecektir ki, saray çevresi ve yönetici kadroların hemen hemen hepsi işgalcilerle işbirliği yaparken, Babai isyanına katılan ya da destek veren Babai-Alevi aşiretler güçleri oranında Moğol işgaline direnmişler ve çok büyük bedeller ödemişlerdir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Bu konuda detaylı bilgiler Prof. Dr. Faruk Sümer hocanın kaleme aldığı </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>ANADOLU’DA</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>MOĞOLLAR”</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">&nbsp;adlı eseri ile tarihçi Muharrem Uçan’ın </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>ALEVİ DEVLETLERİ</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">” adlı eserinde yer almaktadır. Bu makalemizde ana kaynağımız bu eserler olacaktır. Her iki eserde de Moğol işgaline direnenlerin başında Alevi-Babai inancına sahip olan Karamanoğlu ile Ağaçeri Türkmen aşiretleri gelmektedir. Faruk Sümer hoca eserinin 25. sayfasında Karamanoğlu aşireti hakkında şunları yazmaktadır:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“Kösedağ savaşından (1243) sonra, Ermenek uç bölgesine yerleştirilmiş olan Türkmenler de kendi başlarına buyruk hareket ediyorlardı. Bu Türkmenlerin başında Karaman Bey vardı ki, Avşarlardan olması muhtemeldir. Adeta Anadolu Türklüğünü temsil ederek Moğollara karşı yılmadan sonuna kadar en çetin mücadeleleri bu Türkmenler ve onların başındaki Karaman Bey’in oğulları yapacaklardır.”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“Ağaçerilere gelince, Maraş ve Malatya bölgelerinin ova ve ormanlarında yaşayan ve bundan dolayı da Ağaçeri adını taşıyan bu çok yoğun Türkmen topluluğu daha önce Babai ayaklanmasını çıkarmıştı. Çıkardıkları ayaklanmanın kanlı bir şekilde bastırılmasına rağmen, bunlar kuvvetlerinden pek birşey kaybetmemişlerdi.”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Tarihçi Muharrem Uçan ise, eserinin 215. sayfasında Karamanoğulları hakkında şu bilgileri vermektedir:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“Karaman aşireti ve Karamanoğulları Oğuzların Afşar ulusunun bir boyudur. Diğer Türkmenler gibi Karamanlılar da 13. yüzyılın ilk yarısından itibaren Moğol istilası önünden kaçarak Anadolu’ya gelmiş ve Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat (1220-1237) tarafından Ermenak vilayetine yerleştirilmişlerdir.(1228) Uçlarda bulunan Türklerin çoğunluğunu Karamanlılar teşkil ediyordu. Bu sırada Karaman boyunun reisi Nure Sufi b. Sadeddin idi. Nure Sufi, Anadolu’da yayılmış olan Babailer tarikatına girmiş ve Babailer ile Selçuklular’a karşı savaşmıştı. O bir Babai şeyhi olarak Türkmenler üzerinde nüfuzunu göstermiş ve gazaya çıkarak Hristiyanlara ait Ereğli gibi yerleri zapt etmiş ve arazisini genişletmiştir.”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“</span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>... Karaman Bey’den sonra aşiretin başına büyük oğlu Mehmed (Muhammed) geçti. ...Moğollar aleyhine yardıma çağrılan Memluk Sultanı Baybars’ın (1260-1277) Kayseri’ye kadar ilerleyip geri dönmesine rağmen, Mehmet Bey Konya üzerine yürüdü. Ve Cimri lakabı verilen Alaeddin Siyavuş’u Selçuklu Sultanı ilan etti. Mehmed Bey ve Siyavuş 1277’de Konya’ya girdiler. Mehmed Bey Siyavuş’un veziri oldu. Toplanan divanda Türkçe’den başka dil konuşulmamasına karar verdi.”</strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Yukarıdaki bilgilerden Karamanoğulları’nın, Moğol işgaline karşı oldukları, bu nedenle onlarla işbirliği içinde olan yönetimi devirerek, Selçuklu devletinin bağımsızlığını savunan şehzadeleri başa getirmeye çalıştıkları anlaşılmaktadır. Karamanoğulları aynı zamanda İran kökenli yöneticilerin devlet içindeki etkinliklerini de kırmak istiyordu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Esasında, Babailer de aynı düşünceye sahiptiler. Onlar da kendilerine Anadolu’da oturmaları için imkan sağlayan Selçuklu Sultanı Alaettin Keykubat’ın vasiyetini yerine getirmek istemişlerdi. Zira Sultan Alaettin, Moğol işgaline karşı Mısır’da hüküm süren Eyyubilerin desteğini sağlamak için Eyyubi hanedanına mensup olan eşinden oğlu İzeddin Kılıçaslan’ın (Keykavus) başa geçmesini vasiyet etmişti. Babai isyanın nedenlerinden biri de buydu. Bu amacın Karamanoğlu Mehmed’in, daha sonra da Alaeddin Siyavuşu Sultan yapmak istemesinden de anlaşılmaktadır. Yani, Babailerin amacı Selçuklu devletini yıkmak değil, kendilerine Horasan ve Harezm’de katliamlar yapan Moğollar’a karşı dirayetli yöneticileri işbaşına getirmeyi hedefledikleri görülmektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Nitekim, Faruk Sümer hoca bu görüşümüze doğrulayan bilgiler vermektedir. Eserinin 49-50. sayfasında şunları yazmaktadır:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“Mehmed Bey, Moğollara karşı istiklal mücadelesi bayrağını açan, devlet dairesi ve saray halkı arasında Türkçeden başka dil konuşulmasını yasak etmek suretiyle kavmi şuura malik ve milli harsa (kültüre) bağlılığını gösteren bir şahsiyet olarak şüphesiz tarihimizde müstesna bir yere sahiptir. Onun ölümü ile Karamanoğulları, kısa bir zaman için zayıf bir duruma düşmüşlerse de mücadele azimleri hiçbir zaman kırılmamıştı. Mehmed Bey’den sonra &nbsp;yine Karamanoğullarından Güneri bey, İçel’de duruma hakim olarak Karaman Türklerine yeniden güç kazandırmış ve onlar, </span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Selçuklu Devleti’nin idresini ellerine alıp Moğollar ile mücadele etmek şeklindeki gayelerine erişmek için faaliyet ve mücadelelerine devam etmişlerdir.”</strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Babai isyanına katılan aşiretlerden Ağaçerilerin de başından itibaren Moğol işgalcilerine direndikleri görülmektedir. Bu mücadeleleri sırasında binlerce kayıp verdiler. Faruk Sümer Hoca, Ağaçerilerin Moğollarla mücadelesi hakkında sayfa 28’de şu bilgileri vermektedir:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“...Türkmenler Keykavus taraftarı idiler. Onlar Kılıçaslan’ın Moğolların elinde bir vasıta olduğunu açıkça görüyorlardı. Moğollar onun adına hareket eder görünerek geniş çapta yağma &nbsp;ve katliamlar icra edip, kendi hırslarını tatmin etmekten başka birşey düşünmüyorlardı. Baycu da (Moğolların Anadolu’daki işgalci kuvvetlerin komutanı) Bağdat seferine katılıncaya kadar Orta Anadolu’nun doğu bölgelerinde ve ona komşu yerlerde (Kayseri, Sivas, Tokat-Amasya, Maraş, Malatya) Kılıç Arslan’ın hakimiyetini tanımayanlara karşı harekat icra etmekle geçirdi. Yanında Engürek Noyan da vardı. Bu cümleden Moğollar, Elbistan yöresinde yedi bin kişi öldürerek pek çok kan dökmüşler, genç erkek ve kızları tutsak edip götürmüşlerdi ki, bunların çoğunun Ağaçeriler oldukları muhakkaktır.”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Sayfa 42’de ise Moğol Hanı Hülagü’nün M. 1260 yılında Ağaçeriler aşireti üzerine yirmi bin kişilik bir ordu gönderdiğini belirterek şöyle devam etmektedir:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“Bu ordu birçokların öldürmek, birçoklarını tutsak almak ve mühim bir kısmını da Suriye’ye kaçmaya mecbur ederek Ağaçerilerin faaliyetine son verdi. Bu böyle olmakla beraber, onlar Moğollar arasında da öyle bir şöhrete sahip olmuşlardı ki, CAMİUT TEVARİH’TE (Tarihçi Reşüddin’in eseri) Ağaçerilerden eski bir Türk kavmi olarak bahsedilmesi, şüphesiz bununla ilgilidir. Ağaçerilerden mühim bir kısmı eski yurtlarında kalarak varlığını devam ettirmiştir.”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Gerek Karamanoğullarının gerek Ağaçerilerin gerekse de diğer Türkmen aşiretlerinin Moğollara karşı şiddetli bir direniş gösterdikleri anlaşılmaktadır. Çok ağır bedeller ödemelerine rağmen, topraklarına sahip çıktıkları görülmektedir. Memlük devletinin tarihçisi, Türkmenlerin bu mücadelesi hakkında Moğol Hanı Gazan’ın “Karamanlılar ve Türkmenler olmasa, Moğol atlıları güneşin battığı yere dek ulaşırdı” &nbsp;şeklinde konuştuğunu yazmaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Moğol Hanı Gazan’ın sözleri Türkmenlerin mücadelesini özetlemektedir. Türkmenlerin bu mücadelesi yaklaşık olarak seksen yıl devam ettikten sonra Moğolların Anadolu’daki hakimiyetine son verecektir. Karamanoğulları Karaman Beyliğini, Ağaçeriler de Dulkadir Beyliğini kuracaklardır. Her iki beylik de 15. yüzyılın sonuna kadar devam ettikten sonra toprakları 16. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’nin hakimiyetine geçecektir. Babai-Alevi aşiretlerin kurmuş olduğu bu beyliklerin destek vereceği Osmanoğulları, Anadolu’da siyasi birliği sağlayarak, bir imparatorluk kuracaklardır.</strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Kaynaklar:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">--Prof. Dr. Faruk Sümer, Anadolu’da Moğollar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2024.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">--Muharrem Uçan, Alevi Devletleri, Can Yayınları, ikinci Basım, 2012.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-family:Calibri">&nbsp;&nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 18:47:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ZİYA GÖKALP VE ALEVİLER</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ziya-gokalp-ve-aleviler-591</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ziya-gokalp-ve-aleviler-591</guid>
                <description><![CDATA[ZİYA GÖKALP VE ALEVİLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Doğumunun 150. yılı olan&nbsp;2026&nbsp;yılı “<em><strong>Ziya Gökalp Yılı</strong></em>” olarak ilan edildi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın teklifi ve TÜRKSOY Daimî Konseyi’nin oy birliğiyle, 2026 “<strong><em>Ziya Gökalp Anma Yılı</em></strong>” olarak ilan edildi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başta Türk-Eğitim-Sen olmak üzere, bu girişimde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türk milletinin fikir ve kültür hayatına yön vermiş büyük bir aydın ve “<strong><em>düşünce adamı</em></strong>” olan Ziya Gökalp, Alevilik-Bektaşilik konularında da çalışmalara sahiptir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İttihat ve Terakki yönetimi tarafından Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da görevlendirilen Gökalp Alevilik-Bektaşilik konusuna da eğilmiş, bölgedeki Alevi toplulukları ziyaret etmiş, düşünce ve tespitlerini kaleme almıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">En başta ifade etmek gerekirse, Gökalp Aleviliği İslam’ın Türk ruhuna uyarlanmış otantik bir formu olarak değerlendirmiş ve bu toplulukları Türk harsının (kültürünün) yozlaşmamış koruyucuları olarak tanımlamıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ziya Gökalp sosyolojisinde millet, aynı dili konuşan ve aynı kültürü (hars) paylaşan bireylerin toplamıdır. Gökalp, tüm bilimsel arşatırmalarında Osmanlı entelektüel hayatındaki Arap-Fars etkisine karşı, halkın vicdanında saklı kalan saf Türk kültürünü aramıştır. Ülkemizin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün Ziya Gökalp için “<em><strong>fikir babam</strong></em>” nitelemesinin köklerini de işte bu arayışta bulabiliriz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu arayışta Alevilik-Bektaşilik, Gökalp’e göre sadece bir mezhep değil, Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra eski törelerini ve dillerini muhafaza ettikleri sosyolojik bir sığınaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ziya Gökalp’e göre, Alevilik-Bektaşilik Türk halkının kolektif şuurunun bir ürünüdür. Gökalp bu yapıyı dışarıdan dayatılan hukuki bir “<strong><em>teşkilat</em></strong>” olarak değil, içeriden doğan bir “<strong><em>hars</em></strong>” (kültür) unsuru olarak niteler.&nbsp;“<strong><em>Türkçülüğün Esasları</em></strong>”&nbsp;eserinde bu durumu şu şekilde formüle eder:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Bektaşilik, Türklerin kendi toplumsal vicdanlarından çıkardıkları bir tarikat olduğu için, bu tarikatta Türk harsına aykırı hiçbir şey yoktur.</strong>”</em><strong>&nbsp;</strong>(Ziya Gökalp,<strong>&nbsp;</strong>Türkçülüğün Esasları<strong>, </strong>Haz. Mehmet Kaplan, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 2020, Sayfa: 28)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dil ve inanç arasındaki bağları incelediği Alevi aşiretler arasındaki gözlemlerinde de bu konuyu öne çıkarır. Gökalp için dil, harsın (kültürün) en büyük kanıtıdır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Türk Alevileri, ibadetlerini Türkçe yaparlar. Ayin-i cemlerde okunan nefesler, deyişler tamamen öz Türkçedir. Bu durum, onların milli harsı muhafaza ettiklerinin en büyük delilidir.</strong></em>” (Ziya Gökalp,&nbsp;Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler, İstanbul, Sosyal Yayınlar, 1992, Sayfa: 112)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu tespitler üzerinden, Alevilik-Bektaşilik çalışmalarında “<strong><em>Türk kimliği</em></strong>” vurgusunun sosyolojik temellerinin Ziya Gökalp tarafından atıldığını söylemek mümkündür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama, Ziya Gökalp “<em><strong>Alevilik-Bektaşilik</strong></em>”in inanç bağlamı izafe edilerek kültürel bir unsura dönüştürülmesinde de başlangıç referansı olarak gösterilebilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İttihat ve Terakki içerisindeki yaygınlaşan Türk Milliyetçiliği mefkuresinin dönemsel öncelikleri göz önüne alındığında, bu tutum anlaşılabilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimlik tartışmaları ve varlık ideolojisini hızla kaybederek yıkıma sürüklenen bir devlet içerisinde “<strong><em>Türk Milliyetçiliği</em></strong>” fikri ile kimlik ve aidiyet oluşturmaya çalışan aydınların inanç özelliklerini geri plana atmaları, hatta “<strong><em>Türkçeleşme</em></strong>” gayreti içerisinde Türkçe ibadeti de heyecanla karşılamalarını “<strong><em>dönemin düşünsel aurası</em></strong>”nın yarattığı heyecan fırtınası dairesinde değerlendirmek doğru olacaktır, kanaatindeyim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ziya Gökalp’in “<em><strong>milli dindarlık ideali</strong></em>”nin en belirgin özelliği, dinin Arap etkisinden kurtulup Türkçeleşmesi olmuştur. Bu bağlamda, Aleviler arasında gördüğü Türkçe ibadetten esinlendiğini varsayabiliriz. (Ziya Gökalp,&nbsp;Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 2015, Sayfa: 45-50)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öte yandan, Alevilik-Bektaşiliği marjinal bir unsur olmaktan çıkarıp Türk milli kimliğinin kurucu ve asil bir parçası haline getirmesinin ve yine Alevilik-Bektaşiliği Osmanlı devletinde olduğu gibi “<strong><em>teokratik bir tehdit</em></strong>” olmaktan çıkarıp “<strong><em>kültürel bir hazine</em></strong>” olarak tescil etmesinin “<strong><em>Ziya Gökalp sosyolojisi</em></strong>”nin Alevilik-Bektaşilik araştırmalarına en önemli katkısı olarak dikkate almak gerektiği kanaatindeyim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüzde, Alevi kimliği üzerine yürütülen tartışmalarında önümüze çıkan “<strong><em>İslam’ın Anadolu yorumu</em></strong>” veya “<em><strong>Türk Müslümanlığı</strong></em>” kavramlarının da, büyük ölçüde Gökalp’in attığı bu entelektüel temellere dayandığını söyleyebiliriz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak, Gökalp, hem “<em><strong>kültürel milliyetçileri</strong></em>” etkilemiş, hem de “<strong><em>dinin Türkleşmesi</em></strong>” fikrine ilham vermiştir. Her iki alanda da, fikirlerini oluşturmasına Ziya Gökalp’in Aleviler-Bektaşiler arasında yaptığı saha çalışmaları ve gözlemleri dayanak olmuştur, diyebiliriz.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 16:32:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ONURLU DURUŞUN ADI: İRAN</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/onurlu-durusun-adi-iran-590</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/onurlu-durusun-adi-iran-590</guid>
                <description><![CDATA[ONURLU DURUŞUN ADI: İRAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Dünya bir kez daha büyük bir sınavdan geçiyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir yanda “<strong><em>insan hakları</em></strong>”, “<strong><em>demokrasi</em></strong>” ve “<strong><em>özgürlük</em></strong>” söylemleri; diğer yanda ise yıkılan şehirler, hayatını kaybeden siviller ve derinleşen acılar… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu çelişkinin merkezinde ise uzun yıllardır değişmeyen bir gerçek duruyor: Gücün hukukun önüne geçtiği bir düzen.</span></p>

<p><span style="color:#000000">ABD’nin yıllardır sürdürdüğü müdahaleci politikalar ve İsrail’in bölgede izlediği sert askeri tutum, yalnızca siyasi bir mesele değil, aynı zamanda vicdani bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle sivillerin hedef haline geldiği, masum insanların yaşam hakkının yok sayıldığı her tablo, insanlık adına derin bir yara açmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle dünya kamuoyunda yükselen eleştiriler, yalnızca politik değil, aynı zamanda ahlaki bir tepkinin ifadesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün birçok ülke sessiz kalmayı tercih ederken, bazıları ise açık ya da örtülü desteklerle bu sürecin parçası haline gelmektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte tam da bu noktada, İran’ın sergilediği duruş farklı bir yerde durmaktadır. Tüm baskılara, yaptırımlara ve kuşatmalara rağmen geri adım atmayan bir tavır, bağımsızlık ve direnç söylemiyle öne çıkmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu duruş, yalnızca bir devlet politikası değil; aynı zamanda teslimiyete karşı bir itiraz olarak da okunmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette uluslararası ilişkiler karmaşıktır ve her ülkenin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiği bir gerçektir. Ancak bu durum, sivillerin zarar gördüğü, şehirlerin yerle bir edildiği, çocukların hayatını kaybettiği tabloları meşrulaştıramaz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yüzden emperyalist politikalar ve insan hayatını hiçe sayan yaklaşımlar, dünyanın neresinde olursa olsun eleştirilmeyi hak eder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde, ayrımcı ve baskıcı ideolojiler de insanlığın ortak değerleriyle bağdaşmaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün gelinen noktada, emperyalizmin ve insanı ötekileştiren, yok sayan anlayışların karşısında durmak yalnızca bir siyasi tercih değil, aynı zamanda insani bir sorumluluktur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu anlayışları reddetmek, daha adil ve eşit bir dünya talebinin de ifadesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak, yaşanan tüm gelişmeler bir gerçeği bir kez daha ortaya koymaktadır: Adaletin olmadığı yerde barış olmaz. Ve barışın olmadığı bir dünyada, güçlü olanın değil, haklı olanın sesi yükselmelidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu çerçevede bakıldığında, direnen her toplum gibi İran’ın ortaya koyduğu tavır da birçok kişi için “<strong><em>onurlu bir duruş</em></strong>” olarak görülmekte ve bu yönüyle tartışmaların odağında yer almaktadır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 00:40:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ADEM SIFATINDA ÇOK GELDİM GİTTİM</title>
                <category>Meryem Gülbetekin</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/adem-sifatinda-cok-geldim-gittim-589</link>
                <author>mrymglbtkn76@gmail.com (Meryem Gülbetekin)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/adem-sifatinda-cok-geldim-gittim-589</guid>
                <description><![CDATA[ADEM SIFATINDA ÇOK GELDİM GİTTİM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Varoluşun dikey ekseninde, ruhun maddeye hapsolma ve oradan özgürleşme süreci, insanlık tarihinin en büyük gizemidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kul Nesimi’nin nefes verdiği "<strong><em>Haydar Haydar</em></strong>" deyişi, basit bir halk şiiri olmanın çok ötesinde, ruhun "<strong><em>arketipler</em></strong>" dünyasından kopup form kazandığı o kadim "<strong><em>Devriye</em></strong>" (Emanasyon) kuramının ezoterik bir özetidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>İniş (Kavs-i Nüzul)</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">"<strong><em>Cihan var olmadan canan içinde / Erkan idik bir amele bölündük</em></strong>" dizeleri, Plotinus’tan İbn Arabi’ye uzanan o büyük ontolojik silsileyi işaret eder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ezoterik gelenekte ruh, "<em><strong>Birlik</strong></em>" (Vahid) denizinden ayrılan bir damladır. Henüz zaman ve mekan yokken, "<em><strong>Nur-u Muhammedî</strong></em>" ya da "<strong><em>Logos</em></strong>" olarak adlandırılan o ilk cevherde saklıydık. </span></p>

<p><span style="color:#000000">"<strong><em>Gâhı tecellide güher olduk, gâhı taş</em></strong>" ifadesi, ruhun yoğunlaşarak katılaşmasını tarif eder. Ruh, en saf halinden (Güher/Mücevher) en kesif haline (Taş) doğru iner. Bu iniş, bir düşüş değil, bir "<strong><em>deneyimleme</em></strong>" zorunluluğudur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Maddeyi tanımayan ruh, kendi kudretini idrak edemez.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>"Adem Sıfatında Çok Geldim Gittim"</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Yazımızın başlığı olan bu dize, reenkarnasyon tartışmalarının ötesinde, "<strong><em>Metamorfoz</em></strong>" (Başkalaşım) yasasını da anlatır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">"<em><strong>Adem sıfatı</strong></em>", beşeri formun son durağıdır. Ezoterik öğretiye göre insan, doğadaki tüm krallıkları kendi içinde özetleyen bir "<strong><em>Alemdir</em></strong>". </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Çok geldim gittim: Ruhun kemale ermek için geçmesi gereken binlerce kapı, aşması gereken binlerce "<em><strong>perde</strong></em>" vardır. Her "<em><strong>gidiş</strong></em>" bir ölüm, her "<strong><em>geliş</em></strong>" ise yeni bir bilinç seviyesinde uyanıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Simyasal Dönüşüm: "Kırklar Meydanı"</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Deyişin ilerleyen kısımlarında bahsi geçen "<em><strong>Kırklar meydanına vardım</strong></em>" ifadesi, inisiyatik bir erginlenme sürecini temsil eder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kırklar, evrensel yönetici zekaların veya tekâmülünü tamamlamış "<strong><em>Yüce Meclis</em></strong>"in sembolüdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Burada "<em><strong>bir şerbetin içilmesi</strong></em>", bilginin (gnosis) doğrudan kalbe aktarılmasıdır. Bu, simyacıların "<strong><em>Kurşun’un Altın’a dönüşümü</em></strong>" dediği şeyin ta kendisidir: Nefsin terbiyesiyle ham ruhun "<em><strong>Haydar</strong></em>" (Aslan/Kudret) mertebesine, yani ilahi iradeye teslim olmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Haydar Haydar deyişi, bizlere bir "<strong><em>Gurbet</em></strong>" hikayesi anlatır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizler bu dünyada vatanından uzaklaşmış sürgünler değil, "<em><strong>Mutlak Bir</strong></em>"e dönmek için formdan forma giren yolcularız. "<em><strong>Sırat-ı Müstakim</strong></em>", bu devriyenin farkındalıkla tamamlanmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">• Bizler sadece et ve kemikten ibaret değiliz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Geçmişin bilgeliğiyle geleceğin inşası arasında birer köprüyüz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Her birimiz, "<em><strong>kırklar meydanında</strong></em>" yerini arayan birer yolcuyuz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nesimi’nin sesi, yüzyıllar ötesinden gelip bugün hala kalbimizi titretiyorsa, bunun sebebi hepimizin o "<strong><em>ulu kervan</em></strong>"ın bir parçası olmamızdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu devriye bitmeyecek; ta ki biz, kendimizde olanı "<em><strong>Haydar</strong></em>"da, yani hakikatte bulana dek.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Kaynakça:</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">• Corbin, H. (2011). İslam Felsefesi Tarihi: Başlangıçtan İbn Rüşd'ün Ölümüne Kadar. İstanbul: İletişim Yayınları. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Schimmel, A. (2004). İslamın Mistik Boyutları. İstanbul: Kabalcı Yayınevi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Guenon, R. (2001). İslam Maneviyatı ve Taoculuğa Toplu Bakış. İstanbul: İnsan Yayınları. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Nurbakış, H. (1995). Anadolu Sufizminin Ezoterik Yapısı. İstanbul: Damla Yayınevi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 15:56:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/07/meryem-gulbetekin-1753709226.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜVEN YIKILIRSA...</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/guven-yikilirsa-588</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/guven-yikilirsa-588</guid>
                <description><![CDATA[GÜVEN YIKILIRSA...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumları ayakta tutan görünmeyen ama en güçlü bağ nedir diye sorulsa, verilecek ilk cevaplardan biri şüphesiz “<em><strong>güven</strong></em>” olur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü güven; bir arada yaşamanın, ortak değer üretmenin ve geleceğe umutla bakmanın temelidir. Peki, bu temel sarsılırsa ne olur?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Önce şunu net bir şekilde ifade etmek gerekir: Güven, bir anda oluşan bir duygu değildir. Emek ister, sabır ister, tutarlılık ister. Söylenen söz ile yapılan işin örtüşmesini ister. Adalet ister. Vicdan ister. Ve en önemlisi süreklilik ister. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani güven, sadece verilmez; her gün yeniden inşa edilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günlük hayatımıza baktığımızda bile güvenin etkisini açıkça görürüz. İki insan arasındaki en basit ilişkide bile güven varsa huzur vardır, yoksa huzursuzluk. Aile içinde, dostlukta, komşulukta güven sarsıldığında sevgi bile yara alır. Çünkü güvenin olmadığı yerde insanlar kendini geri çeker, içtenlik kaybolur, yerini şüphe alır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durum, bireysel ilişkilerle sınırlı değildir. Toplum ile devlet arasındaki bağın temelinde de güven vardır. Vatandaş, devletine güven duymak ister. Adaletin eşit uygulanmasını, verilen sözlerin tutulmasını, hakkının korunmasını bekler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet de bu güveni sağladığı ölçüde güçlüdür. Çünkü güven veren bir devlet, sadece yönetmez; aynı zamanda toplumuyla birlikte yürür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tam da bu noktada siyaset devreye girer. Çünkü siyaset, güvenin en görünür olduğu alandır. Seçim meydanlarında verilen sözler, yapılan vaatler, çizilen projeler aslında toplumla kurulan bir güven sözleşmesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Vatandaş oy verirken sadece bir tercih yapmaz; aynı zamanda bir emaneti teslim eder. Eğer siyaset kurumu bu emaneti hakkıyla taşıyabilirse güven büyür, aksi halde güven hızla erir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyasette güven kaybı, sadece bir partiye ya da bir kişiye yönelik değildir; zamanla tüm sisteme sirayet eder. İnsanlar kendini temsil edilmemiş hisseder, “<strong><em>nasıl olsa değişmez</em></strong>” düşüncesi yayılır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu da toplumsal aidiyeti zayıflatır, ortak geleceğe olan inancı sarsar. Oysa şeffaflık, hesap verebilirlik ve adalet, siyasetin güven üretmesinin temel şartlarıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı gerçek, sivil toplum kuruluşları için de geçerlidir. Bir STK’nın gücü, tabelasında değil; ona gönül veren insanların inancındadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Üyeler, destek verenler, emek harcayanlar şunu sorgular: “<strong><em>Bu kurum bana güven veriyor mu?</em></strong>” Eğer cevap olumsuzsa, en güçlü görünen yapılar bile içten içe çözülmeye başlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şeffaflık yoksa, adalet yoksa, samimiyet yoksa güven de yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve asıl mesele… İnanç.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç, güvenin en saf ve en derin halidir. Çünkü inançta güven sadece dünyaya değil, aynı zamanda vicdana, hakka ve hakikate duyulan bağlılıktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç önderleri, yol gösterdikleri topluma sadece sözle değil, duruşlarıyla rehberlik eder. Söyledikleri ile yaptıkları bir değilse, adalet zedelenmişse, rızalık gözetilmemişse orada güven sarsılır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi inancında “<em><strong>rızalık</strong></em>” esastır. Rızalık yoksa lokma helal sayılmaz, yol yürünmez. Bu anlayışın temelinde de güven vardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Talip, yol gösterene güven duyar; rehber, o güvene layık olmak zorundadır. Eğer bu bağ zedelenirse sadece bir kişi değil, yolun kendisi tartışılır hale gelir. İşte bu yüzden inançta güven kaybı, diğer alanlardan çok daha derin yaralar açar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Güven duygusu yıkıldığında ortaya çıkan tablo ise oldukça nettir: Şüphe büyür, samimiyet azalır, dayanışma zayıflar. İnsanlar birbirine karşı temkinli hale gelir. Kurumlar içinde huzursuzluk baş gösterir. Toplumlarda kutuplaşma artar. Ve en tehlikelisi, insanlar artık doğruyu değil, kendine yakın olanı savunmaya başlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa güven, sadece bugünü değil, yarını da inşa eder. Güvenin olduğu yerde birlik vardır, üretim vardır, huzur vardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Güvenin olmadığı yerde ise ne ortak akıl gelişir ne de sağlıklı bir gelecek kurulabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yüzden herkesin kendine şu soruyu sorması gerekir: “<em><strong>Ben bulunduğum yerde güven veriyor muyum?</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü güven, bir kez yıkıldığında sadece bir ilişki değil; bir toplumun umudu, bir yolun itibarı ve bir geleceğin temeli de yara alır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 19:06:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TİLKİ, DEVE VE FARE: GÜNÜMÜZÜN MİZAHİ AYNASI</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/tilki-deve-ve-fare-gunumuzun-mizahi-aynasi-587</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/tilki-deve-ve-fare-gunumuzun-mizahi-aynasi-587</guid>
                <description><![CDATA[TİLKİ, DEVE VE FARE: GÜNÜMÜZÜN MİZAHİ AYNASI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Bir zamanlar anlatılan bir hikâye vardı: tilki, deve ve fare… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama bu hikâye masallarda kalacak türden değil. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugüne uyarladığınızda; siyasette, iş hayatında, hatta sosyal medyada bile karşımıza çıkan bir tabloya dönüşüyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tilki yine bildiğimiz gibi… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kurnaz, laf cambazı, ortamın en akıllısı olduğunu düşünen tip. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Deve, ağır ama sağlam; işin yükünü çeken, sesi az çıkan ama gerektiğinde herkesin dönüp baktığı kişi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fare ise küçük ama iddiası büyük; “<strong><em>ben de varım</em></strong>” diyerek çoğu zaman kapasitesini aşan işlere girenlerden.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Üçü birlikte yola çıkar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eskiden bu yol çöldeydi, şimdi ise hayatın tam ortası: ihale masası, siyaset sahnesi, STK lar,sosyal medya tartışmaları…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir nehir çıkar karşılarına. Bu nehir artık sadece su değil; kriz, sorumluluk, gerçeklerle yüzleşme.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fare yine öne atılır:<br />
“<em><strong>Ben geçerim!</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tilki hemen devreye girer:<br />
“<em><strong>Tabii geçersin… ama önce bir strateji belirleyelim.</strong></em>”<br />
(Strateji dediği de: “<em><strong>Sen dene, ben bakayım.</strong></em>”)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Deve yine sessizce suya girer. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü bilir ki konuşarak değil, girerek anlaşılır derinlik.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Su devenin dizine kadar gelir.<br />
Deve sakin: “<em><strong>Geçilir.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fare bunu görünce atlar suya… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama sonuç değişmez: Deveye diz olan, fareye boğulacak kadar derin.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başlar bağırmaya:<br />
“<em><strong>Bu iş böyle değildi!</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tilki kenardan yorum yapar:<br />
“<strong><em>Ben zaten riskleri söylemiştim…</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama dikkat edin: Ne suya girer, ne sorumluluk alır. Sadece konuşur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonunda yine deve döner, fareyi kurtarır. Tilki hâlâ kıyıda, “<em><strong>ben demiştim</strong></em>” konforunda.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugünün Hikâyesi...</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu hikâye artık sadece bir masal değil, günümüzün özeti:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tilkiler bugün çok…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her konuda fikri var ama sorumluluk yok.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fareler daha da fazla…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başkalarının sırtına basarak yükselmeye çalışan, ölçüsüz cesaretin temsilcisi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Develer ise sessiz çoğunluk…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yük çeken, işi yapan, krizde ortaya çıkanlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mizahın Altındaki Gerçek...</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aslında en komik taraf şu:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Herkes kendini tilki zanneder.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimse “<em><strong>ben fareyim</strong></em>” demez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama hayatın nehrine gelince herkesin yeri belli olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir bakarsınız:</span></p>

<p><span style="color:#000000">En çok konuşan ortada yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">En çok iddia eden zor durumdadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">En sessiz olan ise yine yükün altındadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son Söz:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu üçlü aslında hayatın dengesini anlatır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama her üçlü dengeyi kurmaz, her üçlü başarıya götürmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü gerçek şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fare çoğu zaman birilerinin sırtında geçinir, kendini kurtarır gibi görünür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bazen bu üçlü dengede sonuçta kazanan gibi bile durabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama unutulmaması gereken başka bir gerçek daha vardır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her farenin bir de kedisi vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve o kedi geldiğinde;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne tilkinin lafı, ne devenin sabrı…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fareyi kurtarmaya yetmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü hesap yapmadan yükselen,her türlü yalanlarla</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başkasının sırtında ilerleyen,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendini olduğundan büyük gören herkes,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eninde sonunda daha akıllı bir avcının karşısına çıkar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve işte o an, hikâyenin en sessiz ama en kesin cümlesi yazılır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kazandığını zanneden fare bile, akıllı bir kediye yiyecek olmaktan kaçamaz!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 20:34:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EMPERYALİZMLE TAKTİK İTTİFAK MI, İŞBİRLİĞİ Mİ?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/emperyalizmle-taktik-ittifak-mi-isbirligi-mi-586</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/emperyalizmle-taktik-ittifak-mi-isbirligi-mi-586</guid>
                <description><![CDATA[EMPERYALİZMLE TAKTİK İTTİFAK MI, İŞBİRLİĞİ Mİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“Kürtler esas olarak halklarla stratejik ittifaklar kuruyor. Sosyalist güçlerle, ezilen emekçilerle ittifaklar kuruyor. Emperyalist güçlerle ittifakları ise daha taktik. Yani onlara çok güvendikleri için kurmuyorlar bu ilişkileri ya da ittifakları. Ama en nihayetinde Orta Doğu’da bu güçlerle ilişki içerisine girmeden yürümeniz zor. Diplomasinin gereğidir bu.”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#444444"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"><strong>Yukarıdaki sözler HDP eski milletvekili Sebahat Tuncel’e ait. Sebahat Tuncel bu sözleri T24 haber sitesinden Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda söylemiş.</strong></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#444444"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"><strong>Sebahat hanım, bu sözleri öyle basit bir dille söylemiş ki, emperyalistlerle işbirliğini gizlemeye bile gerek görmeden itiraflarda bulunuyor. Emperyalistlerle olan ilişkiyi iki devlet arasındaki diplomatik bir ilişki gibi anlatmış.&nbsp; Sanki, ABD’den milyonlarca dolar para yardımını, binlerce tır silahı başkası almış gibi anlatıyor.</strong></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#444444"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"><strong>Bu para ve silah desteği ile ilgili basında yer alan bir kaç haberin başlığını verdiğimizde sanırım HDP’li eski milletvekilinin ABD işbirlikçiliği daha bir anlam kazanacaktır.</strong></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"><strong>“Pentagon (ABD Silahlı Kuvvetleri) 2024 yılında SDG (PKK-YPG) ve bağlantılı gruplara 156 milyon dolar, 2025 yılında 147,9 milyon dolar tahsis etti.”</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#d35400"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“<strong>Suriye’de YPG/PKK’ya desteğini sürdüren ABD yönetimi, terör örgütüne büyük bölümü güvenlik ekipmanlarından oluşan 400 milyon dolar değerinde yardımda bulundu.”</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#e74c3c"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“DSG (YPG-PKK) yetkilisi, “ABD, Deyrizor operasyonu nedeniyle bize 250 tır’la zırhlı Hummer araçları ile ağır silahlar gönderdi. Pikap araçlar da gönderdi.</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"> Son dört gündür silahlar hergün geliyor. Çünkü ihtiyaç var. Deyrizor’un doğusunda IŞİD’e yönelik operasyonumuz devam ediyor. Silahlar ve zırhlı araçlar Kürdistan bölgesinden (Kuzey Irak) karayoluyla Semelka sınır kapısından sokuldu. Oradan da TIR’larla Deyrizor’un doğusuna bırakıldı.”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Etnik milliyetçiler, emperyalistlerden aldıkları para ve silah desteğinin gerekçesini İŞİD’e karşı yaptıkları mücadele nedeniyle verildiğini ileri sürüyorlar. Bu da işbirlikçiliğin başka bir şekilde anlatılmasıdır. Zira, İŞİD gibi örgütlerin ABD’nin istihbarat örgütü CİA tarafından kurulduğunu ve finanse edildiğini kendileri açıkladılar. Bu durumda ABD’nin kurmuş olduğu terör örgütüne karşı ABD’nin desteği ile savaşmak; &nbsp;piyon görevi yapmak değil midir? Bu işbirlikçilik olmuyor mu? Yani emperyalizme paralı askerlik yapmak “taktik” &nbsp;icabı mı oluyor?</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Sebahat hanım, işbirlikçiliği anlatırken solculuktan, sosyalistlikten, ezilen emekçilerden bahsetmeyi de ihmal etmiyor. Sol’un tarihinde emperyalizmle işbirliği olmaz, mücadele olur. Yani sol, ant-emperyalisttir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Bu hanımefendi madem sol-sosyalistlikten bahsediyor. En saldırgan emperyalist ülke ile işbirliği yapana “Solcu” denmez, “işbirlikçi” denir. Emperyalizmle kurulan ittifak da kimseye özgürlük ya da bağımsızlık getirmemiştir. Nitekim işbirliği yaptıkları ABD emperyalistleri de kendilerini terk ettiğini açıklayarak, bölge ülkeleri ile baş başa bırakmıştır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Etnik milliyetçiler, yüz yıl önce de</span></span><strong><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;<span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“kurtuluşu” ve “bağımsızlığı”&nbsp;</span></span></span></strong><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">emperyalistlerin desteği ile kazanacaklarını sanmışlardı. Hınçak ve Taşnak örgütleri, Ermeni etnik milliyetçiliği temelinde emperyalist Rusya ve Fransa ile kurdukları ittifak sonucu hüsrana uğradılar. Hem yaşadıkları ülkeye hem de masum Ermeni halkına onarılmaz yaralar açtılar. Bin yıl bu topraklarda birlikte yaşayan halkları birbirlerine düşman yaptılar.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Ermeni Hınçak ve Taşnak partilerini kendilerine örnek alan Nuri Dersimi de emperyalistlerin desteği ile önce Sivas Zara-Divriği-Kangal bölgesinde </span></span></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">(1921-KOÇGİRİ)</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"> sonra da</span></span></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"> “Dersim”<span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"> </span></span></span></span>(1937)</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"> bölgesinde “bağımsız bir Kürt” devleti kurmak istemişti. Ancak her iki isyan da kanlı bir şekilde bastırıldı. Ama ne var ki tüm bu &nbsp;olaylarda binlerce masum insan hayatını kaybetti. Emperyalist işgalcilere karşı &nbsp;Kütahya-Eskişehir cephelerinde savaşan kuvayi Milliye güçlerini zayıflatmak için iç cepheyi hedef aldılar.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Gerek Koçgiri gerek Dersim İsyanlarının teorisyenliğini yapan Veteriner hekim Nuri Dersimi ise, kendi hayatını kurtarmak ve emperyalistlerden destek almak adına 1937’de Suriye’ye kaçmıştı. Ve ölene kadar orada yaşadı. O da aynen Sebahat Tuncel gibi Emperyalizmin desteği ile başarılı olacaklarını zannediyordu. Ama emperyalistler onları da yarı yolda bırakmıştı. Sebahat Tuncel gibi o da emperyalistlerin desteğine güvenmişti.</span></span></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Bu işbirliğini kendisinin yazdığı “Hatıratım” ve “Kürdistan Tarihinde Dersim” isimli kitaplarında şöyle anlatmaktadır.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Dersimliler adına mufassal</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;(özet)</span>&nbsp;<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">bir rapor tanzim ederek, Kürdistan Teali Cemiyeti vasıtasıyla İtilaf Devletleri mümesillerine gönderdik. Bu raporda, Ankara hükümetinin tâzyikiyle çektirilen ve mahiyeti</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">yukarda yazılı telgrafta bahis konusu olan iddiayı red ve tekzip etmekle beraber, bağımsız bir Kürdistan yaratılmasını istedik.</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">”</span><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">(Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa,125)</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">336</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;(1920)</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">yı</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">lı</span>&nbsp;<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">başlangıcında,&nbsp;</span><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Kangal ilçesinin Yellice nahiye</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">’</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">sinin Hüseyin Aptal tekkesinde önem</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">li</span></strong><strong>&nbsp;<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">bir toplantı yaptırmıştım</span></strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">. Bu toplantıya Canbegan, Kürmeşan ve diğer aşiretler ve&nbsp;</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">o</span>&nbsp;<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">mıntıkadaki bütün&nbsp;</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">K</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">ürtler iştirak etmişti.</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“</span><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Toplantıda hazır bulunanların cümlesi and içerek: SEVR muahedesinin (anlaşmasının) tatbikini</span></strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">ve Diyarbekir, Van, Bitlis, Elaziz, Dersim-Koçgiri mıntıkalarını ihtiva eden bağımsız bir Kürdistan teşkilini başarmak için silaha sarılmağa ve bu uğurda sonuna kadar savaşmağa tam bir ittifakla karar verdiler.”&nbsp;</span></strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">(</span></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa, 126</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“Ruslarla Dersimliler arasında Kürdistan teşkilatı hakkında müzakereler başlamıştı. Koçgirili Alişer, Erzincan’a gelmiş ve bu hususta Rus kumandanıyla müzakerede bulunarak Rus subaylarıyla birlikte Koçgiri mıntıkasına dönmüştü.”&nbsp;</span></strong></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">(Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa, 112)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“Dersimliler, Rus kumandanı Lahof ve Ermeni kumandanı Murat Paşa (Taşnak ve Hınçak partilerin kurdukları silahlı birliklerin komutanı) ile uyuşmuş olduklarından Fırat’ın doğu ve güney mıntıkasıyla, doğu ve batı Dersim ve hussiyle Ovacık mıntıkalarında Kürdistan hakimiyeti altında muvakkat bir siyasi varlık taraflarca tanınmıştı.”&nbsp;</span></strong></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">(Sayfa, 113)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“M</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">üstakil bir Kürdistan yaratmak hususunda İtilaf</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">devletlerinin Sevr</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">’d</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">e hazırladıkları proje,&nbsp;</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Kü</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">rt geniş halk</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">tabakaları içerisinde derin bir si</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">rur (sevinç)</span></strong><strong style="color:#2980b9">&nbsp;<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">ve heyecan yaratmış ve</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">asırlardan be</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">ri</span></strong><strong style="color:#2980b9">&nbsp;<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">ecnebi boyunduruğu altında inleyen bu milleti</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">ayaklandırmış iken, İtilaf devletleri bu ayaklanmalara bigâne</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;(ilgisiz)&nbsp;</span></strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong style="color:#2980b9">kalmış ve hiç bir yardımda&nbsp;</strong><span style="color:#000000"><strong>&nbsp;&nbsp;</strong></span><strong style="color:#2980b9">bulunmamıştı.”</strong></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">(Sayfa, 171)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Dersim isyanının yenilgiyle sonuçlanacağını gören Nuri Dersimi 1937 yılında ülkeden ayrılırken, kaçış nedenini şöyle açıklamaktadır:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Meseleyi pek yakından tetkik etmiş ve neticede başarı elde edilemeyeceğini</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">biliyordum. Seyit Rıza tarafından Elaziz'e</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">gönderilmiş olan hususi ve gizli bir adamıyla temasımızda; dış devletlerden</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">bir yardım talebi ümid ediyor ve bu<span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"> </span></strong></span></span>ödevi de bana tevcih&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">etmiş bulunuyordu.</span></strong></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">”</span></strong></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong></span></span><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">(Nuri Dersimi, Hatıratım, Sayfa, 184)</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Nuri Dersimi’nin ifadeleri ile Sebahat Tuncel’in sözleri ne kadar da birbirine benziyor değil mi? İnsan üzerinde yaşadığı topraklardan kopunca iç dünyası da değişiyor. Başarılı olmanın anahtarını işgalcilerden ve emperyalistlerden gelecek desteklere göre değerlendiriyorlar. Ancak tüm bunları yaparken saf ve masum halkın duygularını ve inançlarını istismar etmekten de vazgeçmiyorlar. “</span><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Kürt” devleti kurmak istiyorlar ama, halkın dini duygularını kullanmak için insanlara Alevi tekkesinde yemin ettiriyorlar. Bu yapılan sahtekarlık değil de nedir? Aleviliğin etnik milliyetçilikle ne ilgisi var?</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#c0392b"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Alevi İslam inancında cebir ve şiddete yer yoktur. Yetmiş iki millete aynı gözle bakar. Meşru savunma ve ülkesinin işgale uğraması dışında silaha başvurmaz. Haklarını demokratik yollarla savunur. Ülkesine karşı yabancı bir ülke ile ittifak kurmaz ve onunla işbirliği yapmaz. O nedenle hiç kimse Alevileri kendi işbirlikçi politikalarına alet edemez. Aleviler her daim yaşadıkları ülkelerin birliği ve dirliğinden yanadır. Tersini savunan ya da eylemde bulunanların Alevilikle ilgisi olamaz. Çünkü bu Alevi inancına aykırıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Emperyalistlerin, bölgemizde etnik milliyetçilik temelindeki tezgahı yüz yıl sonra yeniden sahnelenmek isteniyor. Ancak bu projenin gerçekleşmesi mümkün değildir. Zira halkların ezici çoğunluğu barış içinde ve birlikte yaşamaktan yanadır. Bölge halkı, kışkırtmalara gelmeyecek olgunluğa ve ferasete sahip bir halktır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 21:54:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇANAKKALE RUHU VE MUSTAFA KEMAL</title>
                <category>Aşir Kayabaşı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/canakkale-ruhu-ve-mustafa-kemal-585</link>
                <author>kayabasi@gmail.com (Aşir Kayabaşı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/canakkale-ruhu-ve-mustafa-kemal-585</guid>
                <description><![CDATA[ÇANAKKALE RUHU VE MUSTAFA KEMAL]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Mustafa Kemal hakkında Rus Genelkurmayının görüşü şudur: “<em><strong>Cesur, muktedir, azimkâr ve azami derecede müstakil fikir sahibi olup, herkes tarafından itibar görmektedir. &nbsp;Çanakkale’de iki defa durumu kurtarmıştır.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale Savaşı’ndaki dehasına yakından tanık olan Urfalı askerlerden sadece Kısaslı Bakır Erdem Urfa Beykapı Kulesi’nin sahibi Mahmutoğlu, Ali Şelli, Mehmet oğlu Osman, Şeyh Mustafa, Yağo oğlu Ali, Ahmet oğlu Çavuş vd…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mustafa Kemal Atatürk ile hatırası olan bu yurttaşlardan Kısaslı Hoca Bakır (Bakır Erdem) bir anısında:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Kurtuluş Savaşı gazilerinden olan Hoca Bakır’ın hatıraları Kısas’ta hala dillerdedir. Aşağıdaki ifade Hoca Bakır’ın kendi ağzından aktardığı hatıralarından sadece birisidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">‘Urfa’nın Birecik kazasından taburumuz yürüdü. 21. günde Afyonkarahisar’a vardık. Ben Sıhhıye idim. Savaşın en şiddetli zamanıydı. Atatürk bir konuşma yaptı. Aynen şunları söylüyordu: “<strong><em>Evlatlarım sıkışık durumdayız. Durup dinlenecek zaman yok</em></strong>” dedi. Ve toplu hücum emrini verdi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Ya İstiklâl ya ölüm</strong></em>” Atatürk tahminen 300 metre ileride yürüyordu. Mevzilendikten sonra başımızdan vızır vızır kurşunlar geçiyordu. Biz mevzideyken o ayaktaydı. Öyle bir an geldi ki, ben mevzideyken Atatürk topuklarımın üzerine çıktı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“Evladım topuklarını yatır sonra kurşun değer” dedi. Ben o zaman kafamı çevirip Atatürk’ün yüzüne baktım. Heyecanlandım ve irkildim. Paşam siz ayaktasınız size mermi değmiyor da yattığım yerde bana mı değecek diyecek oldum, fakat cesaret edemedim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Savaş bütün şiddetiyle devam ediyordu. Derken bir asker vuruldu. Atatürk sıhhiyeler diye bağırdı. Mevziden kalkarak yaralı askerin yanına ulaştım. Atatürk vurulan askeri kucağına almış bizi bekliyordu. Yaralıyı hemen oradan aldık ve sedye ile ilk yardıma götürdük. Böylece o büyük insanı yakinen görme şerefine nail oldum” (1) der.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Urfa’nın işgalinde ise İngilizler Beykapısı’ndaki Mahmutoğlu Kulesi’ni stratejik ve güvenli bularak burasını karargâh yapmak ister. Ancak Mahmutoğlu “<strong><em>beğ</em></strong>” lerin kapısının asaletini vurgularcasına burasını İngilizlere vermez. Çünkü, Mahmutoğlu) Atatürk’ün askeridir: “En son olarak Çanakkale savaşlarında Atatürk’ün birliklerinde er olarak savaşmış, cepheden cepheye dolaşmış savaşlarda bulunmuştur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şanlıurfa’nın işgali sırasında dağılan Osmanlı ordusundan, Şanlıurfalı erler dönmeye başlamışlardı. Ali Şelli de bunlardan biriydi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çanakkale’de Atatürk’ün birliğinde bulunan Ali Şelli, Mustafa Kemal Atatürk’ü orada yakından tanımıştı. Şanlıurfa’ya gelince Erzurum ve Sivas Kurultaylarının yapıldığını duyunca Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yurdu kurtaracağına inanıyordu” (2)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mehmet oğlu Osman ve Şeyh Mustafa’nın anlattıklarına göre; “Mustafa Kemal Atatürk de onlarla birlikte savaşmış.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Anafartalar Cephesi’nde savaşın ne denli ateşli geçtiği Atatürk’ün de hatıralarında kayıtlıdır.” Gece demeden, gündüz demeden savaşın devam ettiği günlerde Atatürk de siperlere gelip askerlerle beraber savaşmış.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her iki askerin de hatırladıkları en önemli unsur Atatürk’ün dizlerine çıkan çizmelerini giyip asker arasında bulunup savaşması imiş. Bir er gibi, en ön safta çekinmeden savaşan Mustafa Kemal, geçen yıllara rağmen askerlerin aklından gitmeyecek ve sürekli anlatılacaktır.” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yağo Oğlu Ali; “Cephedeydik, gökten yağmur yağar gibi mermi yağıyordu. Top mermileri her bir tarafımıza düşüyordu. Etraf toz dumandı. Dumanlar içinde Mustafa Kemal, aslanlarım vurun, korkmayın, diye teşvik ediyordu. O anlar ve kır atıyla Mustafa Kemal aklımdan çıkmıyor.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ahmet Hamdi Çavuş; “Büyük yoksulluklar içinde savaştık. Atatürk yüzbaşı iken birlikleri kontrol ediyordu. Gözü pek bir insandı. Çanakkale savaşında sürünmekten dizlerimiz kan irin bağlamıştı. Elbiselerimizin dizi paramparça olhuştu.” (3)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu önsezi ve güvene dayanan inançta “yurttaşlık” var, ayrımcılık yoktu, Atatürk böyle bir düşünceye sahip olduğu için Urfa Ermenilerinden halk hekimi Ohannes (Vanes), onun Sıhhiye Çavuşu idi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“İstanbul’da yaşayan Vanes’in kızlarından Siranuş Özceyhan, babasının Çanakkale Savaşı’nda Sıhhıye Onbaşısı olarak Atatürk’le birlikte olduğunu söyledi.” (4)</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte böylesi bir birleştirici ruha sahip Mustafa Kemal Atatürk hakkında elbette ki herkes bildiğini söyleyecektir. Ancak, söylemek yetmez, Atatürk’ü anlayabilmek için aşağıdaki meçhul asker gibi düşünmek gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Birkaç hafta sonra Anafartalar Cephesi’nde olacağız. Atatürk’ü yakından göreceğim için mutluyum. Bir Osmanlı paşası olarak onu yakından görmek heyecan verici bir şey… Askerlerine nasıl davrandığını, askerlerin ona nasıl baktıklarını merak ediyorum. “Size taarruz etmeyi değil, ölmeyi emrediyorum’ derken yüreği neler hissediyordu acaba? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Mehmetçiği ölüme göndermek bu kadar kolay mıydı? Ama şunu da düşünmeden edemiyorum. Acaba o gün bu emri vermeseydi ne olurdu. Biz bugün yaşıyor olabilir miydik?” (5)</span></p>

<p><span style="color:#000000">“57. Alay, tümen komutanları başlarında olduğu halde hızla yürüyüşe geçti… Mustafa Kemal olayı, aylar sonra gazeteci Ruşen Eşrefe şöyle anlatacaktı:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Takip ettiğimiz dereden bizi Kocaçimen’e götürecek belli bir yol olmadığından başka, Kocaçimen’e varmak için geçmek zorunda olduğumuz alan da pek çok fundalık, geçilmesi güç kayalıklı derelerle dolu idi.” Zorlukla ve 1,5 saatlik yürüyüş sonunda Kocaçimen’e varılır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Şimdi Kocaçimen Tepesi’ni gözünüzün önüne getirin: Kocaçimen, yarımadanın en yüksek tepesidir. Fakat Arıburnu ölü açı içinde kaldığından buradan görülmüyor. Bu nedenle, orada denizdeki gemilerden ve zırhlılardan başka bir şey göremedim. Düşmanın karaya çıkmış piyadesinin henüz uzaklarda olduğunu anladım”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mustafa Kemal, Alay komutanına, birliğe 10 dakikalık bir dinlenme vermesini emreder, kendisi atını az ilerdeki Conkbayırı’na sürer, buradan plajı görebilecektir. Fakat sarp arazi atların geçişini engeller. Atından inerek yaya yürümeğe başlar; yanında yaveri, emir subayı, tümenin başhekimi ve topçu tabur komutanı vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mustafa Kemal şöyle devam eder:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Conkbayırı’na vardık. Şimdi burada karşılaştığımız sahne, en ilginç bir sahnedir ve olayın en önemli ânı, bence budur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sırada Conkbayırı’nın güneyindeki 261 rakımlı tepeden, kıyının gözetleme ve emniyeti ile görevlendirilmiş olarak orada bulunan bir kısım erlerin Conkbayırı’na doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm. Size bu konuşmayı aynen okuyacağım:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendim erlerin önüne çıkarak:</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Ne kaçıyorsunuz? Dedim</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Efendim, düşman, dediler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Nerede?</span></p>

<p><span style="color:#000000">-İşte, diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler. Gerçekten düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış, rahat rahat ileriye doğru yürüyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi durumu düşünün, ben kuvvetlerimi bırakmışım, erler 10 dakika dinlensinler diye. Düşman da bu tepeye gelmiş. Demek ki, düşman bana benim askerlerimden daha yakın ve düşman benim bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek fena bir duruma düşecekti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">O zaman, artık bunu biliyorum, bir mantık muhakemesi midir, yoksa içgüdü ile midir, bilmiyorum. Kaçan erlere:</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Düşmandan kaçılmaz, dedim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Cephanemiz kalmadı, dediler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Cephaneniz yoksa süngünüz var, dedim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bağırarak onlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı’na doğru ilerlemekte olan Alay ile topçu bataryasının yetişebilen erlerinin Marş! Marş! İle benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki emir subayımı geriye gönderdim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu erler süngü takıp yere yatınca, düşman erleri de yere yattı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kazandığımız an, bu andır.” (6)</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Bu ruhu” Mustafa Kemal Atatürk; “Çanakkale zaferi Türk askerindeki ruh kudretini gösteren şayân-ı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olunuz ki, Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek rûhtur.” (7) der.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte Mustafa Kemal’in söylediği; “artık bunu biliyorum, bir mantık muhakemesi midir, yoksa içgüdü ile midir, bilmiyorum” dediği bu ruhu askerlere de aşılayarak hücuma geçirir, anlayana aşk olsun.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çanakkale’ye “Bir gün Türkler bu geçidi tuttular, dünyayı buradan öte aşmağa bırakmadılar.” gibi ölmez bir mana kazandırmak ne yüce himmettir!” (8)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz yazdık, onlar yaşadılar. Mustafa Kemal’in askerleriydi, onlar tarihe sığmadılar. &nbsp;&nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ruhları Şad Olsun.</span></p>

<p><span style="color:#000000">*****</span></p>

<p><span style="color:#000000">1- Halil Atılgan-Mehmet Acet, “Harran’da Bir Türkmen Köyü Kısas”, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları: 2713 Ankara, 2001, s.113.</span></p>

<p><span style="color:#000000">2- Selim Ak, “Şanlı Urfa”, Bayrak Yayımcılık-Matbaacılık Koll. Şti., İstanbul, 1988, s.209-214</span></p>

<p><span style="color:#000000">3- Ali Sözer, “Şanlıurfa’nın Çanakkale Kahramanları”, Yarımada Yayınları, İstanbul, 2007, s.51-54-59</span></p>

<p><span style="color:#000000">4- Mehmet Faraç, “Son Gâvur”, Günizi Yayıncılık, İstanbul, 2004, s.63</span></p>

<p><span style="color:#000000">5- Mahmut Öztürk, “Çanakkale Yeniden Diriliş”, Elif Matbaası, Şanlıurfa, 2012, s.52); Zehra’nin Günlüğü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">6- İbrahim Artuç, “1915 Çanakkale Savaşı”,Kastaş Yayınevi, İstanbul, 2016, s.174-175-176; * Aspinall Oglander, “Çanakkale’ye Tarsus’tan Bakmak”, Skylife Sayı: ISSUE 344, İstanbul, 2012, s.34 </span></p>

<p><span style="color:#000000">7- Sadri Karakoyunlu, “Türk Askeri İçin Savaş Şiirlerinden Seçmeler 1915-1918”, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara, 1991, s.VII </span></p>

<p><span style="color:#000000">8- Ruşen Eşref, “Mustafa Kemal ile Mülâkat”, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları:3397, Ankara, 2001, s.9-10-11- Çanakkale’yi geçilmez kılan bu himmet; “Bir Türk dünyaya bedeldir.” Deyişinin kaynağını oluşturmuştur. * Recep Şükrü Apuhan, “Çanakkale Geçilmez”, Timaş Yayınları, İstanbul, 2012, s.184-185-57-58; * Selâhaddin Çiller, “Atatürk İçin Diyorlar ki”, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1978, s.112; Süleyman Nazif, “Atatürk ’ün Nükteleri-Fıkraları-Hâtıraları”,1963, s.14; * Günümüzde de İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan “Hürmüz Boğazı’nı tutuyor. İslam âlemi de bu manzarayı seyrediyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 17:55:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2023/04/asir-kayabasi-1682264691.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİ İNANCI SİYASETİN ÜSTÜNDEDİR!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-inanci-siyasetin-ustundedir-584</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-inanci-siyasetin-ustundedir-584</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİ İNANCI SİYASETİN ÜSTÜNDEDİR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Anadolu’nun bin yıllık inanç ve kültür mirası içinde Alevilik yalnızca bir inanç sistemi değil; aynı zamanda bir ahlakın, bir vicdanın ve insan merkezli bir yaşam felsefesinin adıdır. Bu nedenle Alevi inancı ve kültürü hiçbir zaman siyasetin arka bahçesi olmamış, olmamalıdır. Alevilik; günübirlik siyasi hesapların, oy devşirme çabalarının ve dar politik çıkarların çok ötesinde, kökleri tarihimizin derinliklerine uzanan kadim bir yolun adıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüzyıllardır bu inanca mensup canlarımız, inançlarından dolayı yok sayılmış, ötekileştirilmiş, baskılara maruz kalmış ve kimi zaman büyük acılarla sınanmıştır. Ancak bütün bu zorluklara rağmen Aleviler hiçbir zaman zalime boyun eğmemiş, haksızlığa rıza göstermemiştir. Çünkü Alevi yolu; hakka bağlılığın, adaletin, ilmin ve insan sevgisinin yoludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-16%20at%2020_29_05.jpeg" style="height:491px; width:746px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; karanlığa karşı aydınlığı, cehalete karşı ilmi ve zulme karşı adaleti savunan bir öğretidir. Bu nedenle Alevi toplumu tarih boyunca ilimden, bilimden ve çağdaşlıktan vazgeçmemiştir. Devletine zaman zaman sitem etmiş, gönül koymuş olabilir; ancak hiçbir zaman devletine düşman olmamıştır. Çünkü Aleviler bu ülkenin asli unsurlarından biridir; bu toprakların kültüründe, emeğinde ve vicdanında Alevilerin büyük katkısı vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi toplumunun talebi hiçbir zaman ayrıcalık olmamıştır. Talep edilen yalnızca eşit yurttaşlık hakkıdır. İnançlarının tanınması, saygı görmesi ve anayasal güvence altında olmasıdır. Bu noktada en önemli meselelerden biri de cemevlerinin statüsüdür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemevleri Aleviler için yalnızca bir yapı ya da toplantı yeri değildir. Cemevleri; cem ibadetinin yürütüldüğü, lokmanın paylaşıldığı, rızalık kültürünün yaşatıldığı, gençlerin inanç ve kültür eğitimi aldığı kutsal mekânlardır. Aynı zamanda toplumsal dayanışmanın, paylaşmanın ve kardeşliğin merkezidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle Alevi toplumunun en temel taleplerinden biri cemevlerinin resmî ibadethane statüsüne kavuşmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devletin görevi, vatandaşlarının inançları arasında ayrım yapmak değil; hepsine eşit mesafede durmaktır. Nasıl ki camiler, kiliseler ve havralar devlet tarafından tanınıyor ve destekleniyorsa, cemevleri de aynı şekilde tanınmalı ve desteklenmelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle yeni yapılacak cemevlerinin inşasında devletin,kurumlarının ve belediyelerin destek vermesi, eşit yurttaşlık ilkesinin ve anayasal hakların doğal bir gereğidir. Çünkü bu talep bir ayrıcalık değil; inanç özgürlüğünün ve demokratik hukuk devletinin bir sonucudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/653785668_1450623853237434_9014028555645588124_n.jpg" style="height:554px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet kurumlarının ve yerel yönetimlerin cemevlerinin yapımına katkı sağlaması; yer tahsisi, proje desteği ve gerekli kolaylıkları sunması toplumsal barışa da büyük katkı sağlayacaktır. Bu yaklaşım, Türkiye’nin çok kültürlü ve çok inançlı yapısına yakışan adil ve kapsayıcı bir anlayışın göstergesi olacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutulmamalıdır ki Aleviler bu ülkenin ayrılmaz bir parçasıdır. Aleviler devletten yalnızca hakkını istemiştir; adalet istemiştir, eşitlik istemiştir ve inançlarına saygı gösterilmesini talep etmiştir. Bu da her vatandaş gibi onların en doğal ve en meşru hakkıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün yapılması gereken şey Aleviliği siyasetin dar kalıpları içinde tartışmak değil; onu Anadolu’nun kadim bir inancı ve kültürü olarak görmek ve hak ettiği saygıyı göstermektir. Çünkü Alevilik hiçbir siyasi hesabın malzemesi değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik;<br />
insanı merkeze alan bir inançtır,<br />
adaleti savunan bir duruştur,<br />
kardeşliği büyüten bir kültürdür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve herkes bilmelidir ki:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi inancı da, Alevi kültürü de siyasetin çok üstündedir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 16:11:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>3 OYLA KAZANILAN KOLTUK, KAYBEDİLEN GÜVEN!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/3-oyla-kazanilan-koltuk-kaybedilen-guven-583</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/3-oyla-kazanilan-koltuk-kaybedilen-guven-583</guid>
                <description><![CDATA[3 OYLA KAZANILAN KOLTUK, KAYBEDİLEN GÜVEN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Alevilik, tarih boyunca hiçbir gücün arka bahçesi olmamıştır.</p>

<p>Hiçbir siyasi hesabın, hiçbir kişisel kariyer planının dolgu malzemesi de olmamalıdır.</p>

<p>Bu yol; hakikatin, adaletin ve rızalığın yoludur.</p>

<p>Bu yolda koltuk değil, hizmet esastır.</p>

<p>Ancak son günlerde bir Alevi kurumunda yapılan olağanüstü genel kurul, bizlere bir gerçeği bir kez daha açık şekilde göstermiştir:</p>

<p>Sorun sandıkta değil, anlayıştadır.</p>

<p>Yaklaşık bin delegesi bulunan bir kurumda, genel kurula katılımın yarı seviyesinde kalması bile başlı başına bir uyarıdır.</p>

<p>Bu tablo, tabanın yönetime olan güveninde ciddi bir aşınma olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Buna rağmen, çok sınırlı katılımla ve yalnızca üç oy farkla elde edilen bir sonucun “<em><strong>güven tazelemek</strong></em>” olarak sunulması, hakikatle bağdaşmayan bir algı çabasından başka bir şey değildir.</p>

<p>Üç oy farkla kazanılan bir koltuk, gerçekte kaybedilen güvenin üzerini örtmez.</p>

<p>Aksine, o koltuğun ne kadar tartışmalı hale geldiğini gösterir.</p>

<p>Kamuoyunda konuşulanlar, kulislerde dillendirilenler ve süreç boyunca ortaya çıkan tablo; Alevi kurumlarının bazı çevreler tarafından siyasetin gölgesine çekilmek istendiğine dair ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.</p>

<p>Bu noktada asıl mesele kişiler değil, zihniyettir.</p>

<p>Alevilik; hiçbir partinin arka bahçesi değildir.</p>

<p>Alevilik; hiçbir makamın basamak taşı değildir.</p>

<p>Bir inancı temsil iddiasında olanların, o inancı kişisel siyasi hedeflerle yan yana getirmesi; bu yola yapılabilecek en büyük haksızlıktır.</p>

<p>Hele ki bu süreçte çeşitli beklentilerin, sözlerin ve destek arayışlarının konuşuluyor olması, Alevi kurumlarının bağımsızlığı açısından ciddi bir tartışma yaratmaktadır.</p>

<p>Bugün “<em><strong>güven tazeledim</strong></em>” diyenlerin önce şu gerçekle yüzleşmesi gerekir:</p>

<p>Bu sonuç, bir güç göstergesi değil; bir zayıflık işaretidir.</p>

<p>Alevi yolunda bir ölçü vardır: Dara durmak.</p>

<p>Yani önce kendinle yüzleşmek, önce kendini sorgulamak…</p>

<p>Sayın “<strong><em>üç oyluk genel başkan</em></strong>”;</p>

<p>Önce özüne dön, dara dur, kendini tart.</p>

<p>Sonra çıkıp Alevileri ve temsil ettiğin kurumu konuş.</p>

<p>Bulunduğun yapıda yola yakışmayan durumlar var mı?</p>

<p>Yol düşkünlüğü tartışmaları var mı?</p>

<p>Varsa, bunun gereğini yapmak senin sorumluluğundur.</p>

<p>Eğer bunu yapmazsan, bu yola gerçekten inanan canlar gereğini yapar.</p>

<p>Çünkü Alevilik; sessiz kalmayı değil, hakikati söylemeyi emreder.</p>

<p>Alevilik; biat etmeyi değil, sorgulamayı öğretir.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki:</p>

<p>Bu yol kimsenin şahsi kariyer alanı değildir.</p>

<p>Bu yol, Hakk yoludur.</p>

<p>Ve Hakk yolunda hiçbir koltuk, hakikatin üstünde değildir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Mar 2026 18:16:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VAAT EDİLMİŞ TOPRAKLAR VE SİYONİZMİN KÖKENİ</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/vaat-edilmis-topraklar-ve-siyonizmin-kokeni-582</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/vaat-edilmis-topraklar-ve-siyonizmin-kokeni-582</guid>
                <description><![CDATA[VAAT EDİLMİŞ TOPRAKLAR VE SİYONİZMİN KÖKENİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İsrail, kurulduğu 1948 yılından bu yana, topraklarını genişletme ve yayılma politikası izlemektedir. İsrail bu yayılma politikasını, Musevilerin kutsal kitabı olan Tevrat’daki ayetlere dayandırmaktadır. Bugünkü makalemizde bu ayetlerde ne deniliyor? Tevrat’da vaat edilmiş topraklar ve Siyonizm’den bahsediliyor mu? Bunun üzerinde duracağız.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Önce, Siyonistlerin vadedilmiş topraklarla ilgili olarak ileri sürdükleri Tervrat'daki bölümlerden ayetler verelim:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Tevrat,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Yar</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">atılış bölümü,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">15: 18-21</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">. Ayetler,</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">O gün RAB Avram'la antlaşma</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">yaparak ona şöyle dedi:</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">"Mısır Irmağı'ndan</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">bu</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">toprakları -Ken, Keniz,</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Kadmon, Hitit , Periz,</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Refa, Amor, Kenan,</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Girgaş ve Yevus</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">topraklarını senin soyuna vereceğim."</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Yar</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">atılış, bölüm,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">17: 2&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;<span style="font-family:ArialMT">“</span></span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Seninle yaptığım antlaşmayı</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">sürdürecek, soyunu</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">alabildiğine</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">çoğaltacağım."</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Yaratılış, bölüm,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">17: 4</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">-5</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;"Seninle yaptığım antlaşma şudur"</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">dedi, "Birçok</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">ulusun babası</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">olacaksın.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;Artık adın Avram değil, İbrahim</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">olacak. Çünkü seni</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">birçok ulusun babası</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">yapacağım.</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Yar</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">atılış, bölüm,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">17: 6</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">-7 &nbsp;“</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;Seni çok verimli kılacağım.</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Soyundan uluslar doğacak,</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">krallar çıkacak.</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Antlaşmamı seninle ve soyunla</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">kuşaklar boyunca, sonsuza</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">dek</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">sürdüreceğim.</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Senin, senden sonra da soyunun Tanrısı</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">olacağım.</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Çık</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">ış bölüm,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">20: 23&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Benim yanımsıra başka ilahlar</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">yapmayacaksınız, altın ya da gümüş ilahlar</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">dökmeyeceksiniz.</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Lev</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">ililer, bölüm&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">20: 23&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;<span style="font-family:ArialMT">“</span></span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Önünüzden kovacağım ulusların</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">törelerine göre yaşamayacaksınız. Çünkü</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">onlar bütün bu kötülükleri</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;(put perestliği-ahlaksızlığı-çirkinliği-adaletsizliği)&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">yaptılar. Bu yüzden</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">onlardan nefret ettim.</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Ayetlerde ne denildiğini anlamak için; adı geçen bölgelerin neresi olduğunu belirtmemiz gerekiyor:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Kenan:&nbsp;</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Filistin, İsrail, Lübnan, Ürdün ve Suriye’nin güney kısmını kapsayan bölge. Bu bölgeye yerleşenlerin Nuh peygamberin torunu Kenan’ın soyundan gelenler olduğu belirtilmektedir. Bu bilgi, Tevrat’da da yer almaktadır. Yani, İsrail oğulları ile aynı soydan gelmekteler ve akrabalar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Keniz:</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Filistin bölgesinde yaşayan bir kabile.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Kadmon</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">: İsrail’in doğusu, Arap yarım adasının kuzeyindeki çöl bölgesi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Hitit:</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Kuzey Suriye’de Hititlerden kalma şehir devletleri. (Tevrat’ın Hz. Musa’ya indiği tarihte, Hitit İmparatorluğu dağılmıştı.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Refa</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">: Ürdün’ün doğusunda yaşayan bir kabile. Tevrat’daki bilgilere göre İsrail oğulları ile akraba olan bir halk.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Amorlular:</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Ürdün Nehrinin doğusu ve batısında yaşayan Sami dil (Arapça) konuşan putperest bir halk. (Onlar da İsrail oğulları ile akraba)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Girgaş</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">: Ürdün’de Taberya Gölü civarı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yevus</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">: Kudüs ve çevresini içine alan bölgede yaşayan Nuh peygamberin torunlarının soyundan olan bir kabile. Yani, İsrail oğulları ile akraba bir topluluk. Ancak, Tevrat’daki bilgilerden putperest oldukları belirtilmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Ayetlerde belirtilen bölgeleri tanıttıktan sonra diğer bölümlere geçebiliriz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Avram, İbrahim Peygamberdir. Daha sonraki ayetlerde de belirtilmektedir. Tevrat ve Kuran’da yer alan ayetlere göre, İbrahim peygamber, Hz. İsmail ve Hz. İshak’ın babasıdır. Hz. İsmail Hacer İsimli eşinden, İshak ise, Sara adlı eşinden olan çocuklarıdır. Dolayısıyla, ayetlerdeki toprakların sadece İshak’ın soyundan gelenlere verileceği belirtilmiyor. Tam tersine Hz. İbrahim’in tüm soyu kast ediliyor.</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Adı geçen bölgelerde zaten Hz. İbrahim’in soyundan ya da Nuh peygamberin soyundan gelenler oturmaktadır.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Yani, Arap kavmi Hz. İsmail’in soyundan, İsrail oğulları İse, Hz. Ishak’ın soyundan gelmekteler. Dolayısıyla, Museviliğin kutsal kitabı Tevrad’da Hz. İbrahim soyuna vaat edilmiş topraklar taahhüdü gerçekleşmiş bulunmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Tevrat’da, İbrahim peygamberin soyuna vaat edilen topraklarda yaşayanların tek Tanrı’ya değil, çok tanrılı bir dine mensup oldukları, ahlaki değerlerden ve adaletten yoksun oldukları belirtilmektedir. Topraklarının İbrahim soyuna vaat edilmesinin nedeni de bu olduğu anlaşılmaktadır. Zira, İbrahim peygamber tek Tanrı’ya inanmaktadır. Bugün adı geçen topraklarda yaşayanlar da putperest değil, tek tanrıya inanan insanlardır. Ayrıca, Tevrat’da belirtilen ahlak ve adalet dışı uygulamalardan da uzaktırlar. Zira, hem Tevrat’ın kutsal bir kitap olduğuna hem de Hz. Musa’nın peygamberliğine inanmaktalar. Dolayısıyla, Siyonistlerin bu gerekçesi de ortadan kalkmıştır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Kur’an’da ve Tevrat da Hz. İbrahim oğulları olan İsmail ve İshak peygamberlerle ilgili ayetler ise, şöyledir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Kur’an’ı Kerim, İBRAHİM SURESİ, 39. Ayet:&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">"İhtiyar yaşımda bana, İsmail ve İshak'ı bağışlayan Allah'a ham</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">d</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;olsun! Benim Rabbim, duayı gerçekten çok iyi duyar."&nbsp;&nbsp;</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">ALİ İMRAN SURESİ&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">84</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayet&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">:&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">De ki: "Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına indirilmiş olana, Mûsa'ya, İsa'ya ve diğer nebilere Rablerinden verilmiş bulunana inandık. Onlardan hiçbirini ötekinden ayırmayız. Biz O'na teslim olanlarız."</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Tevrat&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Yar</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">atılış bölümü,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">16: 15</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">. Ayet: “</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;Hacer Avram'a bir erkek çocuk</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">doğurdu. Avram çocuğun adını</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">İsmail koydu</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">.”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Yar</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">atılış bölümü,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">17: 19</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">. ve 20. Ayetleri</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Tanrı, "Hayır. Ama karın Sara sana</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">bir oğul doğuracak, adını İshak koyacaksın"</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">dedi, "Onunla ve soyuyla antlaşmamı sonsuza</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">dek sürdüreceğim.</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">İsmail'e gelince, seni işittim. Onu</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">kutsayacak, verimli kılacak, soyunu</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">alabildiğine çoğaltacağım. On iki beyin babası</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">olacak. Soyunu büyük bir ulus yapacağım.</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Gerek Kur’an’da gerekse Tevrat’da yer alan ayetlerden anlaşıldığı üzere, yayılmacı ve saldırgan bir politika izleyen Siyonistlerin ileri sürdükleri gerekçelerin bir dayanağı bulunmamaktadır. Zira, İsmail’in de İshak’ın da Hz. İbrahim’in çocukları oldukları belirtilmektedir. Ancak, Siyonistlerin esas amacının küçümseme ve ayrımcılık olduğu anlaşılmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Şöyle ki; Tevrat’daki ayetlerde İsmail’in Hz. İbrahim’in Mısırlı cariyesi Hacer’den, İshak’ın ise, Hz. İbrahim’in ilk eşi olan Sara’dan olduğu belirtilmektedir.</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;İsrail oğulları da soylarını İshak’a dayandırdıkları için; kendilerinin daha “asil” ve “soylu” olduklarını idda etmektedirler.&nbsp;</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Hz. Muhammed’i peygamber olarak ve tebliğ ettiği İslam dinini kabul etmemelerinin nedenlerinden birinin bu olduğu anlaşılmaktadır.</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Yani, peygamberlik görevini, ancak İshak’ın soyundan gelenlerin yapabileceğini ileri sürmektedirler. Bu anlayışın temelinde de ayrımcı ve küçümseyici bir bakış açısına sahip oldukları anlaşılmaktadır.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Siyonist kelimesine gelince</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">; Tevrat’daki anlatımlara göre, Siyon, Yeruşalim (Kudüs) de bir dağın (yüksekliği 765 metre) ismidir. Yeruşalim, İsrail Kralı Davut tarafından fethedilmeden önce burada yaşayan Yevuslular tarafından Siyon dağına yaptıkları kalenin de ismidir. Bu isim daha sonra Yeruşalm (Kudüs) için "Kutsal Kent" anlamında kullanılmıştır. Radikal Musevilerin (Siyonistler) Kral Davut’un bu fetihçi geleneğinden ilham almak için kendilerine bu ismi verdikleri anlaşılmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Siyonistlerin bu aşırı dincilik anlayışı ile İŞİD ve benzeri örgütlerin savunmuş olduğu “din” anlayışının benzerliği dikkat çekmekte</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">dir. Zira, her iki anlayış da kutsal kitaplarda yer alan ayetleri çarpıtarak, saldırgan ve ırkçı ideolojilerine bir dayanak yaptıkları anlaşılmaktadır.&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İşid de aynen Siyonistler gibi, Kur’an ayetlerindeki “Cihad edin” sözlerini anlamından kopartarak saldırı ve katliamlarına gerekçe yapmaktadır.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İŞİD ve benzeri örgütlerin Siyonist ve Evanjelistler tarafından kurulması da bu görüşümüzü doğrulamaktadır.&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Zira gerek Siyonistler gerek Evanjelistler, İşid ve türevi örgütlerin kendileri tarafından kurulduğunu ve finanse edildiğini itiraf etmişlerdir.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Zaten bu örgütler Siyonistlere ve emperyalistlere karşı değil, masum ve mazlum Müslüman kitlesine karşı savaşmaktadırlar.&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Amaçları, İslam’ı “terörist bir din” gibi göstermek ve dünya kamuoyundan tecrit etmektir.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Kısaca, Siyonistlere ve emperyalistlere hizmet etmekten başka bir görev yapmamışlardır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Sonuç olarak, hiç bir din meşru savunma dışında insan öldürmeyi onaylamamıştır. Kur’an’daki İsra Suresi 33, Enam Suresinin 151. Ayetleri buna örnektir. &nbsp;Museviliğin kutsal kitabı Tevrat’da da insan öldürmek yasaklanmıştır. Çıkış, Bölüm 12: 13. Ayette “Adam öldürmeyeceksin” denilmektedir. Bu ayetler de hem İŞİD’in hem de Siyonistlerin &nbsp;saldırı ve katliamlarının Kur’an’a ve Tevrat’a aykırı olduğunu göstermektedir.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Sözün özü: Dinler ve inançlar insanların kutsalıdır. Siyasete alet edilemez.</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Saldırı ve katliamlara gerekçe yapılamaz.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Kaynaklar:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Kur’an’daki ayetler, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün Türkçe çevirisinden, Tevrat’daki ayetler ise, kutsalkitap.org ve http//ekitap.ayorum.com sitesinden alınmıştır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 17:58:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>OSMANLI PADİŞAHLARI HANGİ TARİKATLARA BAĞLIYDI?</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/osmanli-padisahlari-hangi-tarikatlara-bagliydi-581</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/osmanli-padisahlari-hangi-tarikatlara-bagliydi-581</guid>
                <description><![CDATA[OSMANLI PADİŞAHLARI HANGİ TARİKATLARA BAĞLIYDI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<span style="color:#000000">Osmanlı devletinin kuruluşundan itibaren Anadolu’da faaliyet gösteren dinî tarikat örgütlenmeleri ile sıkı ilişkileri oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Amerikalı tarihçi <span style="background-color:#ffffff">Herbert Adams&nbsp;Gibbons tarafından ilk öne sürülen (Osmanlı devletinin)</span><em><span style="background-color:#ffffff"> “</span></em><strong><em>yerli rumlar arasından tedârik edildiği, Osmanlılaşmış rumlar ile Bizans’ta görülen teşkilât üzerine devletin ikâme edildiği</em></strong>” tezi hâlâ tartışılsa da, Osmanoğullarının İslâm tarikatları ile çok yakın ilişkileri de apaçık bir gerçektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son dönemde kimi çevrelerin Osmanlı padişahlarının tarikat aidiyetleri ile ilgili bilinçli bir çarpıtma faaliyetine giriştikleri de, tanık olduğumuz ilginç bir durumdur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı devletinin sözde mirasçılarının padişahların tarikat aidiyetlerini değiştirme gayretinin arkasında yatan ne olabilir, sorusunu siyaset erbâbına ve sosyal bilimcilere bırakıp, elimizdeki, konuya değin yazılmış en eski çalışmalardan birisi olan, Enver Behnan Şapolyo tarafından hazırlanan “<strong><em>Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi</em></strong>” (1964 – Türkiye Yayınevi) kitabında verilen bilgilere bakalım.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şapolyo, kitabının 439 ve 440. sayfalarında Osmanlı padişahlarının mensup oldukları tarikatları şöyle sıralıyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>OSMANLI PADİŞAHLARININ MENSUP OLDUKLARI TARİKATLAR</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">1 - Sultan Osman Gazi - Ahî tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">2 - Sultan Orhan Gazi - Ahî tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">3 - Sultan Murad-ı Hüdavendigar - Ahî tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">4 - Sultan Yıldırım Bayezid - Zeynîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">5 - Çelebi Sultan Mehmet - Zeynîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">6 - Sultan İkinci Murat - Bayramîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">7 - Sultan Fatih Mehmet - Bayramîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">8 - Sultan Bayezid Veli - Cemalîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">9 - Sultan Yavuz Selim - Sünbülîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">10 - Sultan Kanuni Süleyman - Gülşenîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">11 - Sultan Sarı Selim - Halvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">12 - Sultan Üçüncü Murat - Uşşakîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">13 - Sultan Üçüncü Mehmet - Halvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">14 - Sultan Birinci Ahmet - Celvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">15 - Sultan Birinci Mustafa - Celvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">16 - Sultan Genç Osman - Celvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">17 - Sultan Dördüncü Murad - Celvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">18 - Sultan Birinci İbrahim - Halvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">19 - Sultan Avcı Mehmet - Halvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">20 - Sultan İkinci Süleyman - Halvetîyye tarikatı ·</span></p>

<p><span style="color:#000000">21 - Sultan İkinci Ahmet - Halvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">22 - Sultan İkinci Mustafa - Halvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">23 - Sultan Üçüncü Ahmet - Cerrahîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">24 - Sultan Birinci Mahmut - Halvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">25 - Sultan Üçüncü Osman - Rufaîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">26 - Sultan Üçüncü Mustafa - Cerrahîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">27 - Sultan Birinci Abdülhamit - Nakşîbendîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">28 - Sultan Üçüncü Selim - Mevlevî tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">29 - Sultan Dördüncü Mustafa - Nakşîbendîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">30 - Sultan İkinci Mahmut - Cerrahîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">31 - Sultan Abdülmecit - Cerrahîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">32 - Sultan Abdülaziz - Mevlevî ve Bektaşî tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">33 - Sultan Beşinci Murat - Bahaîyye tariki (Mason)</span></p>

<p><span style="color:#000000">34 - Sultan İkinci Abdülhamit - Şazelîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">35 - Sultan Mehmet Reşat - Mevlevî tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">36 - Sultan Mehmet Vahdettin -Bilinmiyor-</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şapolyo’nun verdiği bilgilere göre; </span></p>

<p><span style="color:#000000">36 padişahın 8’i Halvetîyye tarikatı üyesi idi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Celvetîyye ve Cerrahîyye tarikatlarına üye 4’er padişah bulunuyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kurucu ilk 3 padişah ise Ahîlik tarikatına bağlı idi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayrıca 2 Zeynîyye, 2 Bayramîyye, 2 Mevlevîyye, 2 Nakşibendîyye dışında, 1 Cemalîyye, 1 Sünbülîyye, 1 Gülşenîyye, 1 Uşakîyye, 1 Rufaîyye, 1 Bektaşîyye, 1 Şazelîyye tarikatına mensup padişah vardı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sultan 5. Murat’ın mason üyeliği dışında, son padişah Vahdettin’in tarikat mensubiyeti konusunda da fikir birliği yoktur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Vahdettin’i Mevlevî tarikatına sayanlar olsa da, Gümüşhanevî tekkesi üzerinden Nakşibendîyye mensubiyeti konusunda da iddialar vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>PADİŞAHLARIN TARİKATLARININ SİLSİLELERİ</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı padişahlarının mensubu oldukları tarikatların silsileleri, onların İslâm içerisindeki konumlanmaları hakkında bir fikir sahibi olmamızı sağlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Padişahların ait oldukları tarikatların silsilelerini incelediğimizde, bunların hemen hepsinin kendilerini İslâm Peygamberi Hz. Muhammed’in amcaoğlu ve damadı Hz. Ali’ye bağladığını görürüz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı devletinin kurucuları Osman Gazi, Orhan Gazi ve 1. Murat Vefaîyye tarikatının Ahîlik koluna bağlı idiler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ahî Şeyhi Ede Balî Osman Gazi’ye kızını vermişti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yıldırım Bayezid ve 1. Mehmet ise, yine Vefaî tarikatının bir kolu olan Zeynîyye mensubu idiler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı devletinin kurucusu ilk padişahlar, görüldüğü gibi, silsilelerini Hz. Ali’ye bağlayan tarikatların üyeleri idiler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonra gelen 2. Murad ve Fatih Sultan Mehmet ise Bayramîyye tarikatı üyeleriydi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacı Bayram Velî’nin adına kurulan bu tarikat da silsilesini Hz. Ali’ye bağlamaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacı Bayram Velî, Safevîyye tarikatını kuran Şeyh Safüyiddin Erdebilî’nin Erdebil şehrindeki tekkesinde yetişmiş bir Horasan erenidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fatih’in oğlu Bayezid’i Velî Cemalîyye, Yavuz Selim Sünbülîyye ve onun oğlu Kanunî Sultan Süleyman ise, Gülşenîyye tarikatları üyesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu tarikatlar Halvetî tarikatının kollarıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sultan 3. Mehmet de Halvetî tarikatına mensuptur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonra gelen 1. Ahmet, 1. Mustafa, Genç Osman ve 4. Murat Celvetîyye tarikatına bağlıdırlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Celvetîlik de Bayramîyye tarikatının alt koludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha sonra padişah tahtına oturan 1. İbrahim, Avcı Mehmet, 2. Süleyman, 2. Ahmet ve 2. Mustafa’nın ise, Halvetî tarikatına bağlandıklarını görüyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde, 3. Ahmet Cerahîyye, 1. Mahmut Halvetîyye ve 3. Osman da Rufaîyye tarikatına bağlanmışlardır ki, Cerahîyye ve Rufaîyye de Halvetî tarikatının alt kollarıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>HALVETÎLİK NEDİR?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Horasan’dan Hazar denizinin batı kıyısında bulunan Gilan’a gelen tasavvuf alimi <span style="background-color:#ffffff">İbrâhim Zâhid-i Geylânî Türk tarikatları içerisinde Halvetîlik, Safevîlik ve Bayramîlik üzerinde büyük etkisi olan bir isimdir.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Vladimir Minorsky’e göre İbrâhim Zâhid’in ataları bölgeyi fethederek müslümanlaştıran hükümdarlardı. (The Turks, Iran and Caucasus in the Middle Ages, s. 518, 524)</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">İbrâhim Zâhid-i Geylânî’nin halifesi Ömer el-Halvetî tarafından kurulan bir Türk tarikatı olan Halvetîlik, Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî ile büyüyerek Türk-İslâm dünyasının en büyük tarikatlarından birisine dönüşmüştür.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Halvetîyye tarikatı Azerbaycan’da kurulmuş, gelişmiş ve buradan Anadolu’ya, Anadolu’dan da Balkanlar, Suriye, Mısır, Kuzey Afrika, Sudan, Habeşistan ve Güney Asya’ya yayılmıştır. (İslam Ansiklopedisi, Halvetîyye maddesi)</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Halvetîliğe göre, “<strong><em>Allah ile kulu arasında bazısı zulmetten, bazısı nurdan yetmiş bin perde vardır. Yedi makamdan her birine on bin perde düşer. Müridin bir üst makama geçebilmesi için on bin perdeyi aşması gerekir.</em></strong>”</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Halvetîyye’nin birçok kolu Muhyiddin&nbsp;İbnü’l-Arabî’nin vahdet-i vücûd görüşünden etkilenmiş, bu etki Niyâzî-i Mısrî’de en ileri dereceye ulaşmıştır.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><span style="background-color:#ffffff">HALVETÎLİK SİLSİLESİ</span></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Halvetîlik silsilesini Hz. Ali’ye bağlayan bir tarikattır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Enver Behnan Şapolyo’nun Mezhepler ve Tarikatlar adlı eserinin 452. Sayfasında verildiği şekliyle Halvetî silsilesi şöyledir:</span></span></p>

<p><span style="color:#000000">1-Hazreti İmam Ali, </span></p>

<p><span style="color:#000000">2- Hazreti Hasan Basri, </span></p>

<p><span style="color:#000000">3- Hazreti Habib Acemî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">4- Hazreti Davud’ül-Taî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">5- Hazreti Maruf’ül-Kerhî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">6- Hazreti Seri’ül-Sakatî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">7- Hazreti Cüneyd Bağdadî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">8- Şeyh Mümşd’ül-deynurî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">9- Şeyh Mehmet Bekrî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">10- Şeyh Vecühiddin’ül-Kadı, </span></p>

<p><span style="color:#000000">11- Şeyh Ömer Bekrî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">12- Şeyh Ebülnecib’ül-Süherverdî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">13- Şeyh Kutbiddin’ül-Ebherî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">14- Şeyh Rükniddin Mehmet Necasî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">15- Şeyh Şahabettin Mehmet Tebrizî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">16- Şeyh Seyid Cemaleddin Tebrizî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">17- Şeyh İbrahim Zadidül-Geylanî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">18- Şeyh Ahi Mehmet bin Nurulhalvetî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">19- Pir Ömer’ül-Halvetî Lahcî.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Horasan’da gelişen Türk tasavvuf ekollerinin tamamının silsilelerinde kendi tarikatlarını Hz. Muhammed’in amcaoğlu ve damadı, Şah-ı Merdan, Şir-i Yezdan Hz. Ali’ye bağlamaları tesadüf değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Emevî ve Abbasî baskılarından bunalan Peygamber soyu kurtuluşu Horasan diyarına giderek Türkler arasına karışmakta bulmuştu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İslâmiyeti kabul eden Türkler İslâm peygamberinin soyuna büyük hürmet göstermiş, ayrıca onların bölgedeki varlığı Türklerin kitleler halinde İslâm dinini kabul etmesini da sağlamıştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türk tarikatlarının bilâ-istisnâ silsilelerini Hz. Ali’ye bağlamalarının en büyük sebebi, Ehl-i Beyt’e bağlılık olarak açıklanabilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durumu, aynı zamanda bu tarikatların Muavîye ile Hz. Ali arasındaki çatışmada taraflarını tartışmaya yer vermeyecek şekilde ifade etmiş olmaları şeklinde de yorumlamak yanlış olmaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim, Osmanlı padişahları da Ehl-i Beyt’e bağlılığı bilinen Türk tarikatlarını her zaman koruyup desteklemişlerdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>GEÇ DÖNEMDE PADİŞAH TARİKATLARI</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı padişahları içerisinde ilk Nakşîbendîyye üyesi 1. Abdülhamit olmuştu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nakşîbendîlik, <span style="background-color:#ffffff">Bahâeddin Nakşibend’e nispet edilir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">11. Yüzyılda yaşayan Yûsuf el-Hemedânî’nin 4 halifesinden birisi olan Abdülhâlik-ı Gucdüvânî’nin kurduğu “<strong><em>Hâcegan</em></strong>” halkanın devamı olarak kabul edilse de, Bahâeddin Nakşibendî’nin kendisi yaklaşık 300 yıl sonra, 1318 yılında doğmuştur.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Nakşîbendî tarikatının oluşumunu sağlayan Sa‘deddîn-i Kâşgarî 1456, tarikatı asıl yayan ve kurumsallaştıran Abdurrahman Câmî ise 1492 yılında ölmüştür.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Bahâeddin Nakşibendî tarikat kurmamış, ama ilim yaymıştı. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Adına kurulan tarikat ise ölümünden neredeyse 100 yıl sonra ortaya çıkmıştı. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Nakşîbendîyye, silsilesini Hz. Ali’ye değil, ilk halife Ebu Bekir’e bağlayan bir tarikattır.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Nakşîbendîliğin Anadolu’ya gelişi ise, ilk kez Amasya’da 1453 yılında kurulan Yâvedûd Tekkesi ile olmuştu. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Dolayısıyla, Nakşîbendî tarikatı mensuplarının İstanbul’un fethinde rol oynadıkları veya yer aldıkları şeklindeki anlatıların bir efsaneden ibaret olduğunu belirtmek doğru olacaktır.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000">Sultan 1. Abdülhamit’ten sonra gelen 3. Selim’in Mevlevîyye, 4. Mustafa’nın ise dedesi gibi Nakşîbendîye tarikatına bağlı olduklarını görüyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sultan 2. Mahmut ve Sultan Abdülmecit Halvetîliğin kolu olan Cerahîyye tarikatına bağlı iken, Sultan Abdülaziz ise hem Mevlevîliğe hem de Bektaşîliğe bağlıdır.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">2. ABDULHAMİT’İN TARİKATI HANGİSİ?</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı padişahları arasında “<strong><em>Mason padişah</em></strong>” olarak bilinen 5. Murat’tan sonra tahta çıkan 2. Abdülhamit ise, <span style="background-color:#ffffff">Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’nin 1224-26 yıllarında Tunus’ta kurduğu Şazelîyye tarikatına bağlıdır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Şazelîyye tarikatı, ilk kez 1786’da Alibeyköy Şâzelî Dergâhı ile İstanbul’da faaliyetlerine başlamıştı. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Soyu İsmâil b. Ca‘fer es-Sâdık’a ulaşan Ni‘metullāh-ı Velî’nin kurduğu bir Şazelî kolu, İbnü’l-Arabî’nin vahdet-i vücut anlayışını benimsemişti. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Türklerin İslâm’ı benimsemesinde büyük rol oynayan Ni‘metullāh-ı Velî Kahire’de Bektaşî dergâhında 3 yıl yaşamış, Erdebil’de ise, Sadreddîn-i Erdebîlî’den ders almıştı. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Şazelî tarikatının her iki kolu da Ehl-i Beyt’e muhabbete yüksek önem verir.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Sultan 2. Abdülhamit’ten sonra tahta çıkan Sultan Mehmet Reşat’ın Mevlevîyye tarikatına bağlı olduğu belirtilirken, son padişah Vahdettin’in tarikatı konusunda çeşitli rivayetlerin olduğu biliniyor. Vahdettin’in Nakşîbendî tarikatının bir kolu olan </span>Gümüşhanevî tekkesi şeyhi&nbsp;Ziyaeddin Dağıstanî’nin muhibbi olduğu söylenmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>OSMANLI PADİŞAHLARININ EHL-İ BEYT BAĞLILIĞI</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Kuruluşundan yıkılışına kadar tahta çıkan padişahların bir-iki istisna dışında hepsinin Ehl-i Beyt bağlılığı dikkati çekmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Anadolu’da irşad faaliyetleri yürüten tarikatların da ezici çoğunluğunun Ehl-i Beyt’e gönülden bağlı tarikatlar olduğunun da altını çizmek gerekir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Öte yandan, Sünni mezhep dairesi içerisinde değerlendirilse de, Abdurrahman Câmî gibi Nakşîbendîyye tarikatını yayan ilk halifelerde “<span style="background-color:#ffffff"><strong><em>Ehl-i beyt’i sevmenin Kur’an’ın emri olduğu</em></strong>” anlayışı yaygındır.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Bu bakımdan, Osmanlı toplumunda Ehl-i Beyt sevgisinin yaşatılmasında, padişahların tutumunun da önemli rol oynadığını söylemek yanlış olmaz.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak, hangi tarikat üyesi olurlarsa olsunlar, Osmanlı padişahlarının Hz. Ali sevgisine sahip, Ehl-i Beyt’e bağlı kimseler olduğunu kabul etmek gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">16. yüzyılda ortaya çıkan Osmanlı/Safevî çatışma ekseni her iki ülkede de toplumsal yaşamda bugüne kadar yaşatılan derin bir hafıza yaratmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, bu çatışma dairesinde meydana gelen olayları mezhepçilik zaviyesinden ele alınması doğru değildir.</span>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#000000">Not: Bu makale ilk olarak Horasan Erenleri dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2024 tarihli 1. sayısında yayınlanmıştır.</span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 15:02:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RIZASIZ LOKMA, VİCDAN VE SİYASET</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/rizasiz-lokma-vicdan-ve-siyaset-580</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/rizasiz-lokma-vicdan-ve-siyaset-580</guid>
                <description><![CDATA[RIZASIZ LOKMA, VİCDAN VE SİYASET]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumların ayakta kalmasını sağlayan en önemli değerlerden biri adalet duygusu ve hakka riayet etme bilincidir. Anadolu’nun kadim inanç geleneği olan Alevilikte ise bu anlayış yalnızca bir ahlâk kuralı değil, aynı zamanda inancın temel ölçülerinden biridir. Alevi yol öğretisinde sıkça dile getirilen “rızalık” kavramı, insanın hem Hak ile hem de toplumla kurduğu ilişkinin merkezinde yer alır. Bu yüzden Alevi büyükleri asırlardır aynı uyarıyı tekrar eder: “Rızasız lokma yenmez.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilikte lokma yalnızca bir yiyecek değildir. Lokma; emeğin, paylaşmanın, kardeşliğin ve bereketin sembolüdür. Cemlerde pay edilen lokma, toplumun birlik ve eşitlik anlayışını temsil eder. Bir lokmanın helal sayılabilmesi için o lokmanın içinde kimsenin hakkının bulunmaması gerekir. Yani o lokma kazanılırken kimse mağdur edilmemeli, kimsenin emeği çiğnenmemeli ve kimsenin gönlü kırılmamalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi öğretisine göre rızasız lokma yemek sadece başkasının malını izinsiz almak anlamına gelmez. Başkasının emeğini görmezden gelmek, haksız kazanç elde etmek, kul hakkına girmek ya da gönül kırarak elde edilen bir nimetten faydalanmak da rızasız lokma sayılır. Bu nedenle Alevi yolunda rızasız lokma, yalnızca maddi bir mesele değil, aynı zamanda vicdani ve manevi bir sorumluluktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç açısından bakıldığında rızasız lokmanın karşılığı oldukça ağırdır. Alevi inancında rızasız lokma yiyen kişi kul hakkına girmiş sayılır. Kul hakkı ise yalnızca sözle telafi edilebilecek bir durum değildir. Çünkü Alevi öğretisine göre Hak, kendisine yapılan kusurları affedebilir; fakat kul hakkının affı ancak hakkı yenen kişinin rızası ile mümkündür. Bu nedenle rızasız lokma yiyen kişinin helallik alması, hakkı sahibine iade etmesi ve rızalık istemesi gerektiğine inanılır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi erkânının önemli bir parçası olan rızalık alma geleneği de bu anlayışın en açık göstergelerinden biridir. Cem başlamadan önce topluluk birbirinden rızalık ister. Çünkü kırgınlıkların, hak ihlallerinin ve gönül yaralarının bulunduğu bir ortamda yapılan ibadetin eksik olacağı düşünülür. Rızalık, bu yönüyle Alevi yolunun hem ahlâkî hem de inançsal temelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kadim anlayış yalnızca bireysel hayatı değil, toplumsal düzeni ve yönetim anlayışını da ilgilendirir. Çünkü toplum adına görev yapanların, kamu gücünü kullananların ve siyaset yapanların sorumluluğu daha büyüktür. Siyaset, halkın emaneti olan yetkinin kullanıldığı bir alandır. Bu nedenle halkın hakkını gözetmeden yapılan her uygulama, emeğin ve hakkın gözetilmediği her karar, inanç açısından bakıldığında rızasız lokma olarak değerlendirilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kamu kaynaklarının adil kullanılmaması, liyakatin yerine kayırmacılığın geçirilmesi, halkın hakkını gözetmeden elde edilen makam ve menfaatler de toplum vicdanında rızasız lokma olarak görülür. Çünkü siyaset makamları bir kazanç kapısı değil, bir emanet ve hizmet sorumluluğu olarak kabul edilir. Emanetin hakkını gözetmeyen her davranış ise yalnızca siyasi bir hata değil, aynı zamanda vicdani bir sorumluluk doğurur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi öğretisi bu noktada yönetenlere ve toplumun her kesimine önemli bir hatırlatma yapar: Yönetim makamları kalıcı değildir, fakat yapılanların hesabı hem toplum vicdanında hem de Hak katında sorulur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugünün dünyasında haksız kazancın, çıkar hesaplarının ve bireysel menfaatlerin giderek öne çıktığı bir dönemde bu kadim öğretinin hatırlattığı gerçek son derece değerlidir. İnsanların birbirinin hakkına saygı duyduğu, emeğin kıymet gördüğü ve rızalığın esas alındığı bir toplumda güven, adalet ve huzur kendiliğinden doğar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi öğretisi bize şunu hatırlatır:<br />
Bir lokmanın değeri yalnızca karın doyurmasında değil, o lokmanın helal ve rızalı olmasındadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak Alevi yolunun öğrettiği hakikat oldukça açıktır. Hak yenmeden, gönül kırılmadan ve herkesin rızasıyla paylaşılan lokma berekettir. Rızasız lokma ise insanın vicdanını ağırlaştıran, toplumsal huzuru zedeleyen bir davranış olarak görülür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle Alevi yolunun kadim nasihati bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 20:53:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PERS KRALININ FEDAKARLIĞI VE İSRAİL’İN NANKÖRLÜĞÜ</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/pers-kralinin-fedakarligi-ve-israilin-nankorlugu-579</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/pers-kralinin-fedakarligi-ve-israilin-nankorlugu-579</guid>
                <description><![CDATA[PERS KRALININ FEDAKARLIĞI VE İSRAİL’İN NANKÖRLÜĞÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İsrail’in, İran’a saldırısı bizi iki bin beş yüz yıl öncesine götürdü. Zira iki bin beş yüz yıl önce, İran coğrafyasının ve ortadoğu’nun hakim devleti Pers İmparatorluğu’nun Kralı &nbsp;Kiros, Babil’de sürgün hayatı yaşayan İsraillileri esaretten kurtarıp, özgürlüklerine kavuşmasını sağlamıştı. İmparator Kiros, bu nedenle İsraillilerin (Musevilerin) kutsal kitabıTevrat’da övgüyle anılmaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bugün ise, İsrail oğulları, kendilerinin Kudüs’e dönmesini ve kutsal tapınağın inşasına destek veren Perslerin torunları üzerine füze ve bombalar yağdırmaktadır. İşte İsrail’in bu nankörlüğünü, tarihi kayıtlar ve Museviliğin kutsal kitabı Tevrat’da yer alan bilgilerle anlatmak istedik. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Önce, İsrail devletinin kısa bir tarihçesini verelim. Tarihte ilk İsrail devletinin kuruluşu M.Ö.1020 yılında gerçekleşmiştir. Devletin kurucusu ve ilk kralı Saul, daha sonra sırasıyla Davut ve Süleyman olmuşlardır. Kral Süleyman zamanında devletin toprakları genişlemiş, bugünkü İsrail’i, Lübnan’ı ve güney Suriye’yi kapsıyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Kral Süleyman zamanında, Tanrı’ya ibadet etmek için Kudüs şehrinin Moriah tepesinde İbranice </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Beyt-ül Makdis” (Kutsal Ev-kutsal Tapınak)</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;&nbsp;inşa edilerek dini bir merkez oluşturuldu. Bu tapınak, İsrail oğulları tarafından Tanrı’nın yeryüzündeki evi olarak kabul ediliyordu. Bu nedenle kutsal bir yönü bulunuyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Birleşik İsrail Krallığı iç çekişmeler nedeniyle M.Ö. 930 yılında ikiye bölündü. Kuzeyde başkenti Samarya olan İsrail, güneyde başkenti Kudüs olan Yahuda devleti. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Kuzey İsrail devleti, M.Ö. 722 yılı civarında Asurlular tarafından yıkılır. Halkın önemli bir kısmı esir alınarak mezopotamya bölgesindeki şehirlerde sürgüne gönderilir. </strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Güneydeki Yahuda devleti ise, dört yüz yıl ayakta kalır. Ancak, M.Ö. 586 yılında Babil Kralı Nebukadnezar tarafından feth edilir. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Kutsal tapınakları yıktırılır, Yahuda kralı, annesi, ülkenin önde gelen yöneticileri ve zenginleri Babil’’e esir olarak götürülür. </strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Pers kralı büyük Kiros, M.Ö. 538 yılında Babil devletine son verir. Babil devletinin topraklarını ele geçiren Kral Büyük Kiros, bir ferman yayınlayarak, Babil’de sürgün hayatı yaşayan İsraillilerin yurtlarına dönmelerine izin verir. Hatta, Kudüs’te yıkılan kutsal tapınağın yeniden inşası için maddi ve manevi desteklerde bulunur. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Kral Kiros’un bu desteği ve yardımları İsraillilerin (Musevilerin) kutsal kitabı Tevrat’da; Tarihler, Yeşeya, Yeremya ve Ezra bölümlerinde şöyle anlatılmaktadır:</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Ta</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>rihler, bölüm </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>36: 22</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>-23</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Pers Kralı Koreş'in krallığının</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>birinci yılında RAB, Yeremya</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>aracılığıyla</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>bildirdiği sözü yerine getirmek amacıyla, Pers</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Kralı Koreş'i</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>harekete geçirdi. Koreş yönetimi</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>altındaki bütün halklara şu yazılı bildiriyi</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>duyurdu:</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;<span style="font-family:ArialMT">“</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Pers Kralı Koreş şöyle diyor:</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">'Göklerin Tanrısı RAB yeryüzünün bütün</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">krallıklarını bana verdi. Beni Yahuda'daki</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Yeruşalim Kenti'nde kendisi için bir tapınak</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">yapmakla görevlendirdi. Aranızda O'nun</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">halkından kim varsa oraya gitsin.Tanrısı RAB</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">onunla olsun!"</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Y</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">e</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">şa</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">ya, bölüm </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">45: 1</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">-2</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">-3-4 -5,</span></span><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;<span style="font-family:ArialMT">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>RAB meshettiği kişiye, </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>s</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>ağ elinden</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>tuttuğu Koreş'e sesleniyor</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>:</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;Uluslara onun</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">önünde baş eğdirecek, Kralları</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">silahsızlandıracak, </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">b</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">ir daha kapanmayacak</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">kapılar açacak. Ona şöyle diyor:</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">"Senin önün</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">sıra gidip </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">d</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">ağları</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">düzleyecek, </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">t</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">unç kapıları kırıp </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">d</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">emir</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">sürgülerini parçalayacağım.</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Seni adınla çağıranın </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">b</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">en RAB,</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">İsrail'in Tanrısı olduğumu</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">anlayasın diye</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;k</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">aranlıkta kalmış hazineleri, </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">g</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">izli yerlerde</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">saklı zenginlikleri</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">sana vereceğim.</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;<span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Sen beni tanımadığın halde </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">k</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">ulum</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Yakup soyu ve seçtiğim</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">İsrail uğruna Seni</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">adınla çağırıp onurlu bir unvan vereceğim</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">RAB benim, başkası yok, </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">b</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">enden</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">başka Tanrı yok. Beni</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">tanımadığın halde seni</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">güçlü kılacağım.</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Ezr</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>a, bölüm </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>1: 5</strong></span></span></strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">,</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Böylece Yahuda ve Benyamin</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">oymaklarının boy</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">başları,</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">kâhinle</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">r, </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;Levililer ve</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">ruhları Tanrı tarafından harekete</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">geçirilen</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">herkes, RAB'bin</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Yeruşalim'deki</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;(Kudüs)</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;Tapınağı'nı</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">yeniden</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">yapmak için gidiş hazırlıklarına girişti</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Ezr</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>a, bölüm, </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>1: 7-8</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>-9-10-11</strong></span></span></strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">,</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;Pers Kralı Koreş de</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">, </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Nebukadnessar'ın</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;(Babil kralı) </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Yeruşalim'deki RAB'bin</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Tapınağı'ndan alıp kendi ilahının tapınağına</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">koymuş olduğu kapları</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">çıkardı.</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Bunları hazine</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">görevlisi Mitredat'a getirterek sayımını yaptırdı</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">ve Yahuda önderi Şeşbassar'a verdi</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Sayım sonucu şuydu: 30 altın leğen, 1000 gümüş leğen, 29 tas,</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">30 altın tas ve birbirinin benzeri 410</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">gümüş tas,</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">1000 parça değişik</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">kap.</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;<strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Altın ve gümüş eşyaların toplamı 5400 parçaydı.</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Sürgünler</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Babil'den Yeruşalim'e</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>dönerken Şeşbassar bunların hepsini birlikte</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>getirdi</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>.”</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Ezr</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>a, bölüm </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>2: 64</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>-65, 67</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Bütün halk toplam</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;(Babil’den İsrail’e dönen)</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;42</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>360 kişiydi.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Ayrıca</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;(İsrail’e dönenler içinde)</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;7</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;337 erkek ve kadın köle,</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>kadınlı erkekli 200 ezgici, 736 at, 245 katır, 435</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>deve, 6 720</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>eşek vardı.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Tevrat’da yer alan bilgilerden de anlaşılacağı üzere, Pers kralı Kiros, İsrailoğullarını hem esaretten kurtarıyor hem de Babil Kralının el koyduğu hazinelerini iade ediyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Pers kralının bu hoşgörü ve fedakarlığına karşılık; İsrailoğulları bugün ne yapyor: Dünyanın en büyük despot ve zorba gücünü arkasına alarak, iki bin beş yüz yıl önce kendilerini esaretten kurtarıp özgürlüğe kavuşturan, kutsal mabedin yeniden inşaasına destek verenlerin torunları üzerine bombalar yağdırıyor, asker-sivil demeden katliamlar, suikastlar düzenliyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">İsrailoğullarının bu nankörlüklerine, kutsal kitapları Tevrat’daki ayetlerle cevap verelim:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Y</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>e</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>şa</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>ya, bölüm, </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>3: 11</strong></span></span></strong>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Vay kötülerin haline! </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>k</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>ötülük</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>görecek, yaptıklarının karşılığını alacaklar</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>.”</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Yer</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>emya, bölüm, </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>7: 11</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Bana ait olan bu tapınak sizin için bir</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>haydut ini</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>mi oldu? Ama ben görüyorum neler</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>yaptığınızı! diyor RAB.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Yer</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>emya, bölüm, </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>7: 20</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>"Bu yüzden Egemen RAB diyor ki,</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>'Buranın üzerine,</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>insanın,</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>hayvanın, kırdaki</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>ağaçların, toprağın ürününün üzerine</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>kızgın</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>öfkemi yağdıracağım.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Not: Nankör kelimesinin açılımı şöyledir:</span></span><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;Nan Farsça da ekmek, kür-kör görmeyen anlamına gelir</strong></span></span></strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">. Bu söz, kendisine yapılan iyilikleri ve fedakarlıkları inkar edenler için kullanılan bir deyimdir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 13:39:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DEVLET CİDDİYETİ VE GÖNÜL ZERAFETİ: YUSUF KARATAŞ</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/devlet-ciddiyeti-ve-gonul-zerafeti-yusuf-karatas-578</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/devlet-ciddiyeti-ve-gonul-zerafeti-yusuf-karatas-578</guid>
                <description><![CDATA[DEVLET CİDDİYETİ VE GÖNÜL ZERAFETİ: YUSUF KARATAŞ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-10%20at%2015_18_33.jpeg" style="height:447px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Kamu yönetiminde bazı isimler vardır; görevleriyle anılırlar. Bazıları ise görevlerinin ötesine geçer, bulundukları makama ruh katarlar. Antalya Millî Emlak Daire Başkanı Yusuf Karataş, işte bu ikinci grupta yer alan bir bürokrat.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet ciddiyetini temsil ederken insan sıcaklığını kaybetmeyen nadir yöneticilerden biri. Mevzuata hâkimiyeti, dosyalara olan titiz yaklaşımı ve çözüm üretme konusundaki kararlılığı, onu yalnızca “<em><strong>işini yapan</strong></em>” değil, işini bilen ve işine değer katan bir kamu insanı hâline getiriyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Millî Emlak gibi teknik ve çoğu zaman karmaşık süreçleri barındıran bir alanda, hem hukuku hem vicdanı gözetebilmek her idarecinin harcı değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak Yusuf Karataş’ı farklı kılan yalnızca bürokratik yetkinliği değil. O aynı zamanda sanatla ve edebiyatla hemhâl olmuş bir gönül insanı. Kelimelere verdiği değer, kültüre duyduğu saygı ve insana bakışındaki zarafet; makam odasının duvarlarını aşan bir ufka işaret ediyor. Bürokrasiyle sanatı bir arada taşıyabilmek, nadir rastlanan bir denge.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yakın zamanda yapımını hedeflediğimiz İmam Rızâ Cemevi için arsa tahsisi sürecinde gösterdiği hassasiyet ve emek ise ayrıca kayda değerdir. Bu meselede yalnızca bir kamu görevlisi olarak değil; toplumsal barışa, inanç özgürlüğüne ve birlikte yaşama kültürüne gönülden inanan bir dost olarak yanımızda durdu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sürecin her aşamasında çözüm odaklı yaklaşımı, hukuki zemini titizlikle korurken insani boyutu da göz ardı etmeyen tavrı, takdiri fazlasıyla hak ediyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi toplumunun taleplerine kulak veren, önyargısız ve kapsayıcı bir bakış açısıyla hareket eden bir yönetici profili, ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu anlayışın somut bir örneğidir. “<em><strong>Devlet</strong></em>” ile “<em><strong>millet</strong></em>” arasındaki mesafeyi azaltan da tam olarak bu yaklaşımdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün kamu yönetiminde güven duygusunun yeniden inşası konuşuluyorsa, bunun yolu işini iyi bilen, hukuka sadık, kültüre ve inanca saygılı yöneticilerden geçer. Yusuf Karataş, bu anlayışın Antalya’daki temsilcilerinden biridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bazı insanlar görevleriyle hatırlanır, bazıları ise bıraktıkları izlerle… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yusuf Karataş, hem görevini hakkıyla yerine getiren bir bürokrat hem de gönüllerde yer edinen bir can olarak anılmayı fazlasıyla hak ediyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 22:25:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DEVLET BİZİ GÖRMELİ!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/devlet-bizi-gormeli-577</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/devlet-bizi-gormeli-577</guid>
                <description><![CDATA[DEVLET BİZİ GÖRMELİ!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Türkiye, farklı inançların ve kültürlerin yüzyıllardır bir arada yaşadığı bir coğrafya. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu toprakların en büyük zenginliği de tam olarak budur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı sokakta farklı inançlara sahip insanların kardeşçe yaşaması, aynı sofrada ekmeğini paylaşması ve aynı vatana bağlılık duygusuyla hareket etmesi bu ülkenin temel değerlerinden biridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Konya’nın Ereğli ilçesine bağlı Zengen Mahallesi de bu birlikteliğin güzel örneklerinden biridir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Önceleri belediye olan, yapılan idari düzenlemelerle mahalle statüsüne dönüşen Zengen; Alevi ve Sünni vatandaşlarımızın yıllardır kardeşlik içinde yaşadığı kalabalık ve köklü bir yerleşim yeridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mahallede Sünni vatandaşlarımızın ibadetlerini yerine getirdiği bir cami bulunmaktadır. Bu durum son derece doğal ve olması gereken bir durumdur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde Alevi vatandaşlarımız da inançlarını yaşatmak için kendi imkânlarıyla bir cemevi inşa etmiştir: Zengen Cemevi.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-08%20at%2011_21_59.jpeg" style="height:369px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu cemevinin başkanlığını ise yıllarca devlete hizmet etmiş, hiçbir canı inancından, siyasi kimliğinden dolayı ayrıştırmayan bölge halkının tamamını can olarak kabul eden liyakatli, birikimli,dürüst, sorunları, talepleri çözmek için gecesini,gündüzüne katan, bürokrasiyi iyi tanıyan ve canlara, can oldukları için hizmet etmeye çalışan bir başkan var</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak burada önemli bir gerçek de göz ardı edilmemelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi Zengen Cemevi’nin de bazı sorunları bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunların başında mülkiyet meselesi, cemevinde hizmet edecek personel eksikliği ve kurumsal destek ihtiyacı gelmektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-08%20at%2011_25_53.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sorunlar yalnızca bir inanç grubunun sorunu olarak görülmemelidir; aksine bu durum, devletin tüm vatandaşlarına eşit mesafede olmasının bir gereği olarak ele alınmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zengen’de yaşayan Alevi vatandaşlarımızın beklentisi aslında çok basittir: Devleti yanlarında görmek!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devletin en üst düzey temsilcilerinden biri olan Konya Valiliği’nin,</span></p>

<p><span style="color:#000000">yerel yönetimin en büyük kurumu olan Konya Büyükşehir Belediyesi’nin,</span></p>

<p><span style="color:#000000">ve bölgedeki yöneticilerin bu mahalleyi ziyaret ederek vatandaşların sorunlarını dinlemesi, çözüm yolları araması önemli bir mesaj olacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-08%20at%2011_30_31.jpeg" style="height:369px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde iktidar partisini temsil eden teşkilatların da sahada daha aktif olması beklenmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Adalet ve Kalkınma Partisi Konya İl Başkanlığı,</span></p>

<p><span style="color:#000000">AK Parti Ereğli İlçe Başkanlığı,</span></p>

<p><span style="color:#000000">ve bölgedeki teşkilat temsilcileri...</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zengen’i ziyaret ederek vatandaşların taleplerini dinleyebilir, sorunların çözümü için köprü olabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü siyaset sadece seçim dönemlerinde kapı çalmak değildir. Siyaset; vatandaşın derdini dinlemek, toplumun tüm kesimleriyle temas kurmak ve devlet ile millet arasındaki bağı güçlendirmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zengen’de yaşayan Alevi vatandaşlarımız “<strong><em>ayrıcalık</em></strong>” istemiyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sadece eşit yurttaşlık hissini yaşamak, devletin kendilerini gördüğünü hissetmek istiyorlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet bazen bir yol yaparak, bazen bir okul açarak, bazen de sadece gidip vatandaşın elini sıkarak varlığını hissettirir. Bir ziyaret bile bazen yılların kırgınlığını onarmaya yetebilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zengen’de yaşayan insanlar bu ülkenin vatandaşıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Vergisini veren, askerlik görevini yapan, gerektiğinde vatanı için canını ortaya koyan insanlardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle onların beklentisi de aslında çok sade ve insani bir beklentidir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Devlet bizi görsün.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bu ülkenin her vatandaşı eşitse,</span></p>

<p><span style="color:#000000">devletin şefkat eli de Zengen’e kadar uzanmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet büyüklüğü bazen gücüyle değil,</span></p>

<p><span style="color:#000000">vatandaşının gönlünü kazanabilme kabiliyetiyle ölçülür.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 17:51:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD- İSRAİL İTTİFAKININ İRAN KARŞISINDA ŞİMDİLİK YENİLGİSİNE DAİR 20 GÖSTERGE!</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/abd-israil-ittifakinin-iran-karsisinda-simdilik-yenilgisine-dair-20-gosterge-576</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/abd-israil-ittifakinin-iran-karsisinda-simdilik-yenilgisine-dair-20-gosterge-576</guid>
                <description><![CDATA[ABD- İSRAİL İTTİFAKININ İRAN KARŞISINDA ŞİMDİLİK YENİLGİSİNE DAİR 20 GÖSTERGE!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Yani ABD ve İsrail, büyük hesaplarla savaş sahasına girdi; ancak İran’ın gerçekliği onların hesaplarını birer birer bozdu. Görünen o ki bugün, artık kendi düşünce odalarında bile bir “geri dönüş yolu” arama tartışmaları yapılıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">O 20 &nbsp;gösterge şunlardır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;1. Devrim liderinin ortadan kaldırılmasıyla ülkenin ana direğinin çökeceğini sandılar; fakat ayakta duran bir millet ve köklü bir yapının çöküşe izin vermediğini gördüler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;2. Üç günlük bir savaş hayal etmişlerdi; fakat İran direndi ve daha ilk günlerde bu savaşın sonunun kendi ellerinde olmadığını anladılar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;3. Komutanları suikastlarla ortadan kaldırarak ülkenin savunma sütunlarını sarsmak istediler; ancak komuta yapısı düşündüklerinden daha hızlı yeniden kuruldu ve cevaplar daha ağır şekilde devam etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;4. Savaşla eş zamanlı olarak sokakların da alevleneceğini düşündüler; fakat halk akıllıca davrandı ve bu senaryo daha oluşmadan çöktü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;5. Bir kesime korku, diğer kesime cesaret telkin ederek toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmek istediler; ancak savaş, vatanı savunma duygusunu uyandırdı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;6. Ülkenin bazı bölgelerini parçalama hayali kurdular; fakat zamanında yapılan askerî müdahale bu hayali daha başlangıçta gömdü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;7. Direniş cephesinin yorgun ve zayıflamış olduğunu düşündüler; fakat Irak, Hizbullah ve Yemen’den gelen sahadaki cevaplar onları şaşırttı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;8. Emniyet merkezlerine saldırarak şehirlerin güvenliğini çökertmek istediler; fakat zamanında alınan tedbirlerle sadece boş binaları vurabildiler ve halkın güvenliği korundu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;9. Medya savaşıyla bir zafer anlatısı oluşturmak istediler; ancak sahadaki gerçekler o kadar açıktı ki bu iddiaların çoğu çöktü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;10. İran’ın füze kapasitesinin sınırlı olduğunu düşündüler; fakat sahada yeni silahlar ve yeni yöntemlerle karşılaştılar ve adeta donup kaldılar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;11. İran’ın füze<br />
&nbsp;stoklarının kısa sürede tükeneceğini düşündüler; ancak cevapların devam etmesi İran’ın uzun bir savaşa hazır olduğunu gösterdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;12. Savaşı sadece yönetimle bir çatışma gibi göstermek istediler; ancak hastaneler ve insanların evleri hedef alınıp masum öğrencilerin kanı dökülünce bu aldatmaca çöktü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;13. Ülke ekonomisinin çökeceğini ve hizmetlerin aksayacağını umdular; fakat piyasa işleyişi, halkın ihtiyaçlarının karşılanması ve hizmetler devam etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;14. İç siyasi ayrılıkların derinleşmesini beklediler; ancak birçok siyasi akım dış saldırı karşısında yan yana durdu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;15. İran’ın dünyada yalnızlaşacağını düşündüler; fakat İran’ın sesi birçok uluslararası platformda duyuldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;16. İran’a karşı büyük bir ittifak kurulacağını düşündüler; fakat böyle bir uzlaşma hiçbir zaman oluşmadı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;17. Bölge ülkelerinin kendi yanlarında yer alacağını umdular; fakat çoğu ülke savaşın genişlemesinden uzak durdu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;18. Sabotaj ve siber saldırılarla ülke yönetiminde aksama yaratmak istediler; fakat kurumların dayanıklılığı bu planı da etkisiz kıldı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;19. Uluslararası ekonomik etkileri küçümseyebileceklerini düşündüler; fakat küresel piyasaların tepkisi krizin kolayca gizlenemeyeceğini gösterdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;20. Liderliğin ortadan kaldırılması gibi zor anlarda İran’ın karışıklığa düşeceğini sandılar; fakat zamanında alınan kararlar ve Uzmanlar Meclisi gibi önceden öngörülmüş yapılar, velayet sisteminin zor günlere hazır olduğunu gösterdi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 15:17:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
