<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Alevi Haberleri Sitesi</title>
        <link>https://www.alevihaberler.com.tr/</link>
        <description>Alevi Haberler, Son dakika Alevi haberleri, Alevi haberleri, Cemevi haberleri, Bektaşi haberleri, Aleviler</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>CEMEVİ BAŞKANLIĞI BİZİ YARALADI</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/cemevi-baskanligi-bizi-yaraladi-643</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/cemevi-baskanligi-bizi-yaraladi-643</guid>
                <description><![CDATA[CEMEVİ BAŞKANLIĞI BİZİ YARALADI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Tarih 4 Mayıs…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dersim’in dağlarında yankılanan ağıtların başlangıç günü…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Analardan koparılan çocukların, kurşuna dizilen masumların, sürgün yollarında yok edilen bir halkın acısının yıldönümü…</span></p>

<p><span style="color:#000000">1937–38 Dersim kıyımı, bu coğrafyanın en büyük toplumsal yaralarından biridir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">O acının izleri hâlâ canlıdır... </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü o günden sonra sadece insanlar öldürülmedi; ocaklar söndürüldü, inanç merkezleri dağıtıldı, kimlikler inkâr edildi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nice canın mezar yeri bile bilinmiyor bugün. Analar hâlâ evlatlarının bir taşına dahi hasret…,</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte böyle bir günde, toplumun vicdanını temsil etmesi gereken Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Başkan Esma Ersin tarafından Dersim’de yapılan etkinlik, birçok Alevi canın yüreğini yeniden yaralamıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü yapılan etkinlikte Dersim’de katledilen canlarımız anılmamış, günün anlam ve önemine dair birkaç cümle dahi kurulmamış, acılarımıza dair bir lokma vicdan gösterilmemiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Üstelik toplumda karşılığı tartışmalı olan bazı kişilerin “<em><strong>dede</strong></em>” diye öne çıkarılması da ayrı bir kırgınlık yaratmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevilikte temsil makamı, sadece bir sıfat taşımakla değil; halkın gönlünde, vicdanında ve yol erkânındaki karşılığıyla olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Neden 4 Mayıs?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu tarih bilinçli mi seçildi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kadar hassas bir günde böyle bir program yapılırken hiç mi düşünülmedi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hiç kimse “<em><strong>Bugün Dersim’in yas günü</strong></em>” demedi mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bu tarih bilinmeden seçildiyse, bu büyük bir liyakatsizliktir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yok eğer bilinerek seçildiyse, o zaman bu durum çok daha ağır bir vicdan problemidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Dersim sadece bir şehir değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dersim, Alevi toplumunun hafızasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dersim, acının adıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dersim, hâlâ kapanmayan bir yaradır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Böylesine ağır bir tarihte yapılması gereken şey; gösterişli programlar değil, saygı duruşudur. Sessizliktir. Lokmadır. Duadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kaybedilen canların hatırası önünde eğilmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sayın Başkanlık yetkilileri…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yaklaşık iki binin üzerinde cemevinin tadilat ve tefrişatını yaptığınızı söylüyorsunuz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette cemevlerinin eksiklerinin giderilmesi önemlidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak Alevilik sadece bina yapmakla, sandalye koymakla, halı sermekle, tabela asmakla yaşatılmaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik hafızadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik vicdandır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik yol erkânıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik acıya sahip çıkmaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siz Dersim gibi Alevi hafızasının en derin yaralarından birinin yıldönümünde, yüz civarında dede ve kurum başkanını, başkanlığınızın personelini bir araya getiriyorsunuz; fakat ortada ne Dersim kıyımına dair anma var, ne toplumsal hafızaya saygı var, ne de toplantı sonrası kamuoyuna açıklanmış bir sonuç bildirgesi var.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki bu toplantı neden yapıldı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne konuşuldu?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi toplumunun hangi derdine çare üretildi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hangi talepler kayıt altına alındı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hangi sorunlara çözüm iradesi ortaya konuldu?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yoksa bütün mesele fotoğraf vermek, görüntü oluşturmak, “<em><strong>biz toplandık</strong></em>” demek miydi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendisine “<em><strong>Aleviyim, dede kızıyım</strong></em>” diyen Sayın Esma Başkan bilmelidir ki, Alevilikte asıl olan söz değil, duruştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dede kızı olmak, Alevi toplumunun acısını anlamayı, yasına saygı göstermeyi, tarihsel hafızasına sahip çıkmayı gerektirir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne yazık ki bu olayda Alevi toplumunun vicdanı incinmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizleri yaraladınız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bu sınavda sınıfta kaldınız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün Alevi toplumu devlete ve bu başkanlığa şunu sormaktadır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Madem bu başkanlık Alevi toplumunun sorunlarıyla ilgilenmek için kuruldu, o halde neden toplumun en hassas olduğu günde toplumsal hafızayı yok sayan bir görüntü verilmiştir?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilerin acısını anlamayan, yasına ortak olmayan bir anlayışın topluma güven vermesi mümkün değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizler kin değil, saygı bekliyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnkâr değil, empati bekliyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gösteri değil, samimiyet bekliyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Dersim’de yitirdiğimiz canlar sıradan bir tarih başlığı değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Onlar bizim canlarımızdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Mezar taşı bile olmayan canlarımızın acısı üzerinden kimsenin siyasî ya da bürokratik hesap yapmaya hakkı yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son sözümüz şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dersim’in acısı hâlâ tazeyken, o acının yıldönümünde yapılan her sorumsuz davranış Alevi toplumunun vicdanında derin bir yara bırakır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet kurumlarında görev yapan herkes, özellikle de Alevi toplumunu temsil iddiasındaki makamlar, tarihsel hafızaya ve toplumsal yaslara karşı çok daha dikkatli olmak zorundadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü bazen söylenmeyen bir söz bile toplumun yüreğinde ağır bir kırgınlığa dönüşür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bu yazıyı Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın sözüyle bitirelim:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Bizi düşmanın attığı taş değil,<br />
dostun attığı gül yaraladı.</strong></em>”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 09 May 2026 15:38:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİLER DE TÜRK VE MÜSLÜMANDIR HAMASETİ</title>
                <category>Mustafa Fırat</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/aleviler-de-turk-ve-muslumandir-hamaseti-642</link>
                <author>mfirat65@gmail.com (Mustafa Fırat)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/aleviler-de-turk-ve-muslumandir-hamaseti-642</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİLER DE TÜRK VE MÜSLÜMANDIR HAMASETİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><em>Türk siyasal sistemi Alevi toplumunun sorunlarını çözmek noktasında <strong>“Alevilerin de Türk ve Müslüman olduğu”</strong> gibi hamasi söylemler üzerinden&nbsp; oyalamaya devam mı edecek, yoksa meseleyi&nbsp; bütün boyutlarıyla ele alarak çözüme mi kavuşturacak?</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu gün Türkiye’deki Alevi toplumu inanç erozyonu başta olmak üzere, Pirlik taliplik ilişkisinin sürdürülebilirliği, mürşit ocaklar ile talip ocaklar arasındaki geleneksel ilişkilerin çözülmesi,&nbsp; inanç önderlerinin nitelikleri, inançları gereğince gerçekleştirilen ibadetlerin giderek folklorik, kültürel bir mahiyet alması, Alevilik ve süreklerinin egemen dini anlayışlar ile resmi&nbsp; ideolojik yaklaşımlar nedeniyle özgün kimlikleriyle ifade bulamaması, gibi yapısal sorunlar ile kurumsal yoksunluk, Anayasanın&nbsp; vatandaşlara tanıdığı temel hak ve özgürlüklerden diğer vatandaşların yararlandığı oranda yararlanmamak, inanç kurumlarının yasal düzlemde tanınmaması, çocuklarını inançları doğrultusunda yetiştirememe gibi sosyal ve siyasal sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadırlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat tüm bu temel sorunlara rağmen Alevi toplumunun bugün karşı karşıya kaldığı en önemli sorun, küresel güçlerin Ortadoğu ve Türkiye’de hayata geçirmek istediği politikaların, Türk siyasal sisteminde yarattığı gerilimler bağlamında politika aracı haline getirilerek; siyasal sistemi onların&nbsp; etnik, dini kültürel ve siyasal kimlikleri üzerinden küresel güçlerin politikalarıyla uyumlu hareket etmesine dönük dinamikleri harekete geçirmektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Öyle ki bir taraftan, Suriye’de iktidara taşıdığı selefi guruplar üzerinden buradaki Alevi toplumunun güvenlik kaygılarını yükseltiyorken, diğer taraftan İsrail üzerinden Dürzi ve Nusayrilerin koruyuculuğuna soyunmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye’de&nbsp; ise Alevi toplumunu,&nbsp; <strong><em>“Kürtçülük”</em></strong> hareketiyle entegre ederek Suriye’deki Dürzi ve Nusayri katliam girişimlerinin Alevi toplumunda meydana getirdiği hassasiyet üzerinden Suriye’deki iktidara karşı bir direnç ve denge oluşturmakla birlikte, bir taraftan&nbsp; da Türkiye’deki&nbsp; Alevi toplumunu, dini değerleri ve hassasiyetleri referans alarak toplumsal birlik ve bütünlüğü sağlama çabası içinde olan mevcut iktidara karşı, <strong><em>muhalif blokta tutmaktadır</em></strong>. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi diyeceksiniz ki bunların her biri birer komplo teorisi. Hatta&nbsp; yahu her şeyi de emperyalizme bağlamak gibi bir kolaycılığa kaçıyorsunuz diyebilirsiniz. Varsayımsal olarak bu mümkün olduğu gibi,&nbsp; özellikle sosyal bilimlerin&nbsp; nesnesi olan olguları&nbsp; anlama ve açıklama metodolojisi, bize bunun mümkün olabileceğini söylüyor.&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Zira uluslararası alanda tekelleşen sermaye gibi devasa bir güçle karşı karşıya olduğumuz gerçekliği bağlamında düşünüldüğünde, işlerin öyle planlananların dışında geliştiğini söyleyemeyiz. Öyle ise Ortadoğu’da gelişen her eylemin,&nbsp; amaçlanan sonuçları doğuracak bir dizi senaryonun ürünü olarak ortaya çıktığını öngörmemek rasyonel olmadığı gibi bilimsel de değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yaşanan olgular da hakikati tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim&nbsp; PKK terörünün artış ve ivme kazandığı 1990 ila&nbsp; 2015 yılları arasında hem Alevilik konusundaki bilimsel ve politik çalışmalarda&nbsp; ve hem de Alevi örgütlenmelerinde dikkat çekici düzeyde bir artış görülmekte iken; PKK 1995 yılındaki&nbsp; 5.kongresinde&nbsp; Türkiye’deki Alevi toplumu ve inançlarını PKK’nın eylemleri doğrultusunda yönlendirme kararı almış ve anılan karar gereğince <strong><em>“Kürdistan Yurtsever Aleviler Birliği”</em></strong> ile <strong><em>”Kürdistan Aleviler Birliği”</em></strong>ni kurmuştur. Bu kuruluşlar, daha sonra <strong><em>Demokratik Aleviler Federasyonu(FEDA),</em></strong>&nbsp; son şekliyle&nbsp;<strong><em>Demokratik Alevi Federasyonu</em></strong> ismini almış ve aynı zamanda&nbsp;<strong><em>Türkiye’de&nbsp; Demokratik Alevi Dernekleri</em></strong> adı altında örgütlenmişlerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">PKK’nın aldığı kararlar doğrultusunda&nbsp; Avrupa ve Türkiye’de faaliyet gösteren başta <strong><em>Avrupa Alevi Birlikleri&nbsp; Federasyonu</em></strong> ve bu federasyonla aynı politik hatta faaliyet gösteren <strong><em>Demokratik Alevi Dernekleri</em></strong> ve <strong><em>Alevi&nbsp;</em></strong></span><span style="color:#000000"><strong><em>Dernekleri Federasyonu</em></strong>; Aleviliği Kürtlerin İslam öncesi dini olan Zerdüştlüğün kalıntısı, eski cağın inançlarını koruyan ve sürüden bir inanç sistemi olarak görmekte, Aleviliğin İslam’la bir ilişkisinin olmadığını ifade etmektedirler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Öyle ki, <strong><em>Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu</em></strong>&nbsp;eski başkanı <strong><em>Turgut Öker</em></strong> ve yeni başkanı <strong><em>Hüseyin Mat</em></strong>, Aleviliğin&nbsp; İslam’la bir ilişkisinin olmadığını, Alevilerin de Müslüman olmadığını defaten ifade ekmektedirler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yanısıra <strong><em>Alevi Dernekler Federasyonu</em></strong>&nbsp; eski başkanı&nbsp; ve ayın zamanda DEM milletvekili olan <strong><em>Celal Fırat,</em></strong> “<strong><em>Alevi</em></strong>” kelimesinin “<strong><em>alev</em></strong>”den geldiğini iddia ederek, Alevileri <strong><em>“ateşe tapanlar”</em></strong> olarak tanımlamak suretiyle, Aleviliğin <strong><em>Zerdüştlük</em></strong> ve dolayısıyla <strong><em>Kürtlükle</em></strong> ilişkisini kurmaktadır.&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Benzer şekilde <strong><em>Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri</em></strong> ile <strong><em>Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonları</em></strong> yöneticileri ile&nbsp; bağlı bazı kuruluşların temsilcilerinin sosyal medya paylaşımları ve basın açıklamalarında Alevi toplumunu inanç ve siyasi gelenekleri bakımından İslam ve Devlet karşıtı gibi gösterme&nbsp; çabaları, küresel emperyalist güçlerin Türkiye ve Ortadoğu’daki&nbsp; operasyonlarında Alevi toplumu ve Alevilik inancının araçsallaştırıldığına ilişkin güçlü emarelere temel oluşturmaktadır.&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sosyal mecralarada <strong><em>“Alevilikte Öze Dönüş Hareketi”</em></strong> vb adlarla yapılan paylaşımlar, Aleviliğin <strong><em>İslam’la </em></strong>&nbsp;<strong><em>Hz Ali, Hz Fatma</em></strong> ve <strong><em>ehlibeytle</em></strong> bir ilişkilerinin olmadığını, Aleviliğin <strong><em>“kendine özgü ayrı bir inanç”</em></strong> olduğunu ifade etmektedirler. Öyle ki, AABF’nin çabalarıyla Almanya ‘da bir çok eyalette Alevilik <strong><em>“ayrı bir din”</em></strong> olarak kabul edilmiş bulunmaktadır.&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Başını AABF’nin çektiği ve Türkiye’deki&nbsp; uzantıları olan Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaşı Veli, Alevi Kültür Dernekleri gibi örgütlerin de&nbsp; ortaklaştığı söz konusu <strong><em>Alisiz Alevilik </em></strong>&nbsp;propagandacıları, geleneksel&nbsp; Aleviliğin kutsal değerleri ile inanç önderlerine saldırarak ve&nbsp; Aleviliğin kutsal şahsiyetlerini itibarsızlaştırarak yeni bir tür Alevilik inşa etmektedirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşin ilginç tarafı, devletin Aleviliği asimile ettiğini iddia eden bu çevreler, daha sistematik propagandalarla, geleneksel Aleviliği tahrif etmekte ve Aleviliği asimile ve politize eden küresel bir senaryonun parçası, hatta öznesi haline gelmektedirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Meselenin özüne dönecek olur isek, Türkiye’deki Alevi toplumu ve inançlarının, etnik, ayrılıkçı terör örgütlerinin kontrolünde, Türkiye ve Ortadoğu’daki küresel operasyonların bir aracı haline getirilmesi, Türk siyasal sisteminin meseleye yaklaşımında bir güvenlik perspektifini kaçınılmaz hale getirmektedir. Bu nedenledir ki Türk siyasal sistemi meselenin görünür, zahiri sonuçlarına odaklanmakta, meselenin esastan çözülmesi için gereken adımları atmakta zorlanmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Böyle olunca da hamaset kaçınılmaz olmaktadır.&nbsp; </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hele, İsrail ve ABD’nin&nbsp; Ortadoğu’da&nbsp; yürüttüğü operasyonların Türkiye’ye yönelik riskleri söz konusu olduğunda, hiç olmaz ise mevcudu elde tutmak üzere <strong><em>“Alevilerin de Türk ve Müslüman olduğu” </em></strong>söylemi ile Alevilerin sorunlarını çözme duyarlığıyla kurduğu Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığını söz konusu çevrelerle asgari&nbsp; müştereklerde&nbsp; uzlaşıya vardırma çabası dışında, somut bir adım atamamaktadır. &nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Böyle olunca ve bu durum <strong><em>“Terörsüz Türkiye”</em></strong> politikalarıyla da uyumlu olduğundan, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın kurucu başkanı olan Sayın Ali Arif Özzeybek Alisiz Aleviliğin savunucusu ve Alevilerin&nbsp; aslen Kürt olduğunu iddia eden DEM milletvekili Celal Fırat’la&nbsp; görüntü vermekten beis görmemektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz de bir beis görmüyoruz ama, eğer Kürt toplumuyla Alevi toplumunun birlik ve bütünlüğünü ortak dini değerler üzerinden sağlama ve bir uzlaşı arama söz konusuysa bu, Alisiz Alevicilerle ve dahi Alevileri “<em><strong>Kürtçülük</strong></em>” hareketinin peşine takma gayretinde olanlarla değil, gerçek derdi ehlibeyt sevgisi ve bağlılığı üzerinden inançlarını ifade etmek olan Alevi toplumunun &nbsp;gerçek temsilcileri muhatap almakla mümkün olabilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tüm derdi, ortak dini inançlar ve değerler üzerinden Türk milletinin birliği ve bütünlüğünü sağlamak derdi olanların da hamasi söylemlerle de olsa, en azından bir kerecik olsun meselenin esasına inerek, ehlibeyt sevgisi ve saygısına öteden beri sahip, samimi Müslüman Kürt ve Türk toplumlarıyla “islamın Özü” olduğunu iddia eden Alevi toplumunun din kardeşliğini görünür hale getirmek olmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yoksa maazallah bu dinsiz, ateistlerden çekeceğimiz var demektir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 09 May 2026 12:59:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/mustafa-firat-1776968548.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DERSİM İSYANININ NEDENİ NEYDİ?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dersim-isyaninin-nedeni-neydi-641</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dersim-isyaninin-nedeni-neydi-641</guid>
                <description><![CDATA[DERSİM İSYANININ NEDENİ NEYDİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Türkiye gündemine sık sık getirilen Dersim olayının ya da diğer deyimle “Dersim katliamı”nın nedeni neydi? Bu makalemizde devletin &nbsp;hiçbir resmi belgesini kullanmadan olayı açıklamaya çalışacağız. Kaynağımız, hem Koçgiri hem de Dersim isyanları içinde olan ve isyanların teorisyenliğini yapan Veteriner Hekim Nuri Dersimi’nin kaleme aldığı &nbsp;</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“DERSİM VE KÜRT MİLLİ MÜCADELESİNE DAİR HATIRATIM” ile “KÜRDİSTAN TARİHİNDE DERSİM”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;adlı kitapları olacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Nuri Dersimi’nin de kitabında başlık olarak kullandığı isimden de anlaşılacağı gibi, “Alevi İsyanı” yada “Alevi Tarihi” denilmemektedir. Zaten, Nuri Dersimi’ye ait her iki kitap yakından incelendiğinde; isyanın Alevilikle ilgisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. O halde; Nuri Dersimi kimdir? Kısaca özetlemekte yarar var.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Nuri Dersimi, İstanbul Yüksek Baytar Mektebi mezunu olup, birinci dünya savaşında Osmanlı ordusunda baytar olarak görev almıştır. Rus ordularının Erzurum’a kadar gelmeleri üzerine oluşturulan Alevi-Bektaşi alaylarında Hacı Bektaş Postnişini Çelebi Cemalletin Efendi’nin danışmanı olarak görev yapmıştır. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Savaştan sonra Dersim, Sivas, Erzincan vilayetlerinde veteriner hekim olarak görev almıştır. Ancak bu görevleri sırasında kendi ifadesi ile her daim “Kürt Milliyetçiliği”ni önde tutmuştur. Yani, Nuri Dersimi’nin Alevilik ya da Alevilerin haklarını savunmak gibi bir amacı bulunmamaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Nuri Dersimi, İstanbul’da öğrenci iken, 1912’de kurulan “Kürdistan Muhiban (sevenler) Cemiyeti” nin genel sekreterliğini yapar. Kurtuluş savaşının devam ettiği 1921 yılında Sivas-Zara bölgesinde “Kürt Devleti” kurmak için ayaklanan Koçgiri isyanına destek verir. Bu nedenle de idam cezasına çarptırılır. Ancak daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan bir kanunla bu cezası affedilir. Veteriner hekimlik mesleğine ise, 1936 yılına kadar devam eder. Ancak, “Kürt Devleti” kurmak amacından hiçbir zaman vazgeçmez. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Nuri Dersimi’nin amacına ulaşmak için neler yaptığını kendi yazdığı kitabındaki bilgilerle anlatalım: 1918 yılında görev yaptığı Sivas’taki faaliyetlerini şöyle anlatmaktadır:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">KOÇGİRİ İSYANI</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Zara</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Divriği</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Kangal</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Hafik ilçeleri arasında temaslara geçilerek, </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Kü</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">rt nüfus kesafeti</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;(yoğunluğu)</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">, bulunan Ümraniye Beypinar</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Celalli</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Sincan</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Hamo-Zmara ve Domurca nahiyeleri merkezlerinde birer</span></span>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>«Kürdistan Teali Cemiyeti»</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>şubesi açılarak </strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>K</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ürtle</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">r</span></span></span>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>arasında kuvetli bir milli cereyan meydana getirmeğe muvaffak olmuştum</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Aynı şekilde Dersimde</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">de Alişer vasıtasıyla teşkilat yapılmasına devam olunuyordu.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” </span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>(Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa, 122)</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Nuri Dersimi’nin bahsettiği dönemde; Osmanlı Devleti ile İtilaf devletleri İngiltere ve Fransa arasında Sevr anlaşması imzalanmış ve anlaşma gerekçe gösterilerek, doğu Anadolu’da “Bağımsız Kürdistan Devleti” kurulması amaçlanıyordu. Kürdistan Teali Cemiyeti de “Kürt” devletini kurmak için itilaf devletleri ile işbirliği içinde bulunuyordu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Nuri Dersimi, bu işbirliğini şöyle anlatmaktadır:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Dersimliler adına mufassal</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;(özet)</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;bir rapor tanzim ederek, Kürdistan Teali Cemiyeti vasıtasıyla İtilaf Devletleri mümesillerine gönderdik. Bu raporda, Ankara hükümetinin</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>tâzyikiyle çektirilen ve mahiyeti</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>yukarda yazılı telgrafta bahis konusu olan iddiayı red ve tekzip etmekle beraber, bağımsız bir Kürdistan yaratılmasını istedik.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;(Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa, 125</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Koçgiri isyanın hazırlandığı 1921 yılında işgalci Yunan ordusu ile Kütahya ve Eskişehir muharebeleri yapılmaktadır. Durumun ciddiyetini haber alan Mustafa Kemal, isyanın ele başlarından olan Nuri Dersimi ve Alişan Beye milletvekilliği teklif eder. Nuri Dersimi ilgili kitabında bunu şöyle anlatmaktadır:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Tehlikeyi sezmiş olduğumuzdan, Alişan Sivas mebusluğu</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>aday</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>lı</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ğından çekildi. Ben dahi, Mustafa Kema</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>l</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;başkanlığındaki temsil heyeti hükümetine iştirak edemiyeceğimi Sivas</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>vilayet mektupçusu Divrikli Ayan bey oğlu vasıtasıyla bildirdim. Çünkü,</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Dersimdeki teşkilatımızın inkişafı</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">(gelişmesi)</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;ümitlerimizi</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>kuvetlendiriyordu.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” </span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>( Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa, 125)</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Kürt devleti kurmak için isyan hareketini örgütleyen Nuri Dersimi, bölge insanın inancını istismar etmekten de kaçınmaz. İsyana destek sağlamak amacıyla Alevi aşiretlerle toplantı düzenleyerek, Tekke’de yemin ettirir. Bu olay kitabında şöyle ifade edilmektedir:</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Kürt milli teşkilatına iştirak eden aşiretler arasında, </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>T</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ürk</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ç</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>e konuşan alevi köylüler dahi vardı ve bunlar mükemmelen</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>silahlandırılmışlardı.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">336</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;(1920)</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;yı</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">lı</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;başlangıcında, Kangal ilçesinin Yellice nahiyesinin Hüseyin Aptal tekkesinde önem</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">li</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;bir toplantı yaptırmıştım. Bu toplantıya Canbegan, Kürmeşan ve diğer aşiretler ve </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">o</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;mıntıkadaki bütün </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">K</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">ürtler iştirak etmişti.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ed7d31"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Toplantıda hazır bulunanların cümlesi and</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>içerek: Sevr</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>muahedesinin </strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>(anlaşmasının)</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>tatbikini ve</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Diyarbekir, Van, Bitlis, Elaziz</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>-</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Dersim</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>-</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Koçkiri mıntıkalarını ihtiva eden bağımsız</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>bir Kürdistan</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;teşkilini başarmak için silaha sarılmağa ve bu</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>uğurda sonuna kadar savaşmağa tam bir ittifakla karar verdiler.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” </span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>(Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa, 126)</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Nuri Dersimi, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gönderilen nasihat heyetinin tüm ısrarlarına rağmen, isyan kararından vazgeçmez. İsyan, cepheden çekilen ordu birlikleri ve Topal Osman’nın milis güçlerinin desteği ile bastırılır. Bastırılma sırasında silahlı-silahsız, ayırımı yapılmadan çok sayıda insan hayatını kaybeder. </strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi iç barışı sağlamak açısından Koçgiri İsyanında yer alanları affeden bir kanun çıkarır. Daha sonra bu affa Nuri Dersimi de dahil edilir.</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>DERSİM İSYANI</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Ancak, bu olaylardan ders almayan Nuri Dersimi, daha sonra Dersim bölgesinde faaliyetlerine devam eder. Amacı bağımsız bir Kürt devleti kurmaktır. Bölgedeki faaliyetlerini şöyle anlatmaktadır:</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Dersim'de son derecede</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>mevki kazanmıştım. Aşiretler arasında, kalemimden bir çok defalar</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>kan damladığını gördüklerini iddia ederlerdi. Bu münasebetle de</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>her tarafta kadın, kız ve umum Dersim gençleri büyük bir sevgiyle</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>beni karşılarlardı. Ve aşiret reisleri birer bahaneyle beni Seyit</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Rıza'dan almak ve kendileriyle münasebet tesis etmek fikrini izhar</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ederlerdi.. Böyle olmakla beraber molla ve hoca değil, çok büyük akıl</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ve zekâ sahibi olmaklığımla beraber</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;Koçgiri Kürt istiklâl Savaşı'nda</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>büyük bir rol oynadığımı düşünerek, harpçı, cesur bir şahıs</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>olduğuma inanmışlardı. Ve bu noktay</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>ı</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;nazardan her tarafta büyük</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>sevgi ve muhabbetle karşılıyorlardı.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” &nbsp;</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">(Hatıratım, Sayfa, 121)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Dersimdeki isyancı aşiretlerin lideri olan Seyit Rıza, yetkilerini Nuri Dersimi’ye devreder. Hatıratım adlı kitabında bunu şöyle yazmaktadır:</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Se</span></span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>yit Rıza, </strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Dersimliler namına bütün selahiyeti</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;(yetkiyi)</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;Türk</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>hükümetine müteveccih</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;(yönelik-İlgili)</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;olmak üzere bana tevdi etmişti.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;(Hatıratım, Sayfa, 113)</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu yetkiden de anlaşılacağı üzere, isyan hareketinin tüm faaliyetlerini yönetme ve yürütme görevi Nuri Dersimi’ye devredilmiş bulunuluyor. Bu yetkilerle donatılan Nuri Dersimi, tüm aracıların, nasihat heyetlerinin önerilerini reddederek, isyan hazırlıklarana Alişer ile birlikte devam eder.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Nuri Dersimi kitabında Alşer hakkında şu bilgileri vermektedir:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Alişer, Koçgiri isyanında yöneticilik yapmış, bütün silahlı milisleri yönetmiş birisidir. Birinci dünya savaşı sırasında Rus orduları ile işbirliği içinde olup, onların himayesinde bir “Kürdistan” kurmayı amaç edinmiş bir kişidir. Dersim isyanı sırasında bir kısım isyancı kuvvetlere de liderlik yapmıştır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Hükümet; bütün iyi niyetine rağmen isyancıların eylemlerine ve karakol baskınlarına devam ettiğini görünce, kapsamlı bir askeri harekata karar verir. 1937 ilk baharında hazırlıklara başlanır. Bu durumu gören Seyit Rıza, bölge valisi ve sıkıyönetim komutanı general Abdullah Alpdoğan’a bir aracı gönderir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Nuri Dersimi bu görüşmeyi şöyle anlatmaktadır:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Türk hükümeti, Batı vilayetlerinde mevzii seferberlik ilan</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">ederek, 26</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">,</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;28 doğumluları silah allına almış ve general</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İsmet İnönü, Dersimdeki kıtaları teftişe gelmişti.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Seit Riza, general Alpdoğana bilvasıta yeniden başvurmuş</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ve</strong></span></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Kü</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>rt milli haklarına saygı gösterilmek</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;ve oğlunun katilleriyle</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>müşevvikleri kanun pençesine teslim olunmak şartiyla&nbsp;</strong></span></span></span></strong></span><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>askeri kuvvetlerden müsadere edilen harp teçhizatını ve esir</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>edilen subay ve er</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>l</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>eri geri</strong></span></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>döndürmeğe razi olacağını bildirmişti</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>.</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Alpdoğan ise</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>,</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;bu teklife karşı, Sei</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>t</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;Riza ile müttefiklerinin 80 bin mavzeri hamilen kaytsız şartsız teslim olmalarından başka çare olmadığı</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>nı</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;bildirmişti.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” </span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">(Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa, 274)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Bu görüşmelerden bir netice çıkmayınca ordu harekete geçer. Uçak dahil, tüm ağır silahlarla bastırma harekatı başlar. Ancak bu bastırma harekatı sırasında binlerce masum insan da hayatını kaybeder. Hatta isyana katılmayan aşiret mensuplarına karşı da şiddete başvurularak binlerce insan katledilir. </strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Nuri Dersimi, çatışan iki güç arasında isyancıların yenileceğini anlamıştır. Zira kendisi de aynı zamanda savaş ve çatışmalarda bulunmuş bir askerdir. Seyyid Rıza da durumun farkındadır. Nuri Dersimi’yi yurt dışında destek istemekle görevlendirir. &nbsp;Dersimi, bunu şöyle anlatmaktadır:</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">Meseleyi pek yakından tetkik etmiş ve neticede başarı elde edilemeyeceğini&nbsp;</span></span></span></span><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">biliyordum. Seyit Rıza tarafından Elaziz'e</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">gönderilmiş olan hususi ve gizli bir adamıyla temasımızda; dış devletlerden</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">bir yardım talebi ümid ediyor ve bu ödevi de bana tevcih&nbsp;</span></span></span></span><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000">etmiş bulunuyordu.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“....</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Artık vaziyetten</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">emin değildim. Harb bütün şiddetiyle devam ediyordu.</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Ordu</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">zabitanından bazıları ve hassaten müfettişlik baytarı, meslektaşı</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">m</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">....tarafından aldığım haberlerde pek yakında çiftliğimde</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">imha edileceğim ve Elaziz merkezinde diğer bazı Kürt zümresininde Elaziz'de bu imha listesine dahil edildikleri bize ihbar edilmiş ve</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">hakikate vakıf olmuştum. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Dış devletlere müracat etmek üzere</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>ülkeden ayrılacağımı da Seyit Rıza'ya bildirmiştim.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;(Hatıratım, Sayfa, 184)</span></span>&nbsp;</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Nuri Dersimi 1937’de Suriye’ye kaçar ve orada faaliyetlerine devam eder. İngiliz, Fransız ve diğer Avrupalı istihbaratçı ve diplomatlara Kürt hareketi hakkında bilgi verir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Nuri Dersimi bu görüşmelerinden birini şöyle ifade etmektedir:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>12 Ekim 1946'da Şark </strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Ingiliz İstihbarat yüzbaşısı Leon Muradyon</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>beni istediğinden</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Halep'te evine giderek bazı suallerine kafi</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>cevap vermiştim.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;Ve her Kürt'ün Kürdistan milli gayesi</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>uğrunda her türlü tehlikeyi gözönüne alarak çalışmak</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>mecburiyetinde olduğunu da ilave etmiştim.</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” </span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">(Hatıratım, Sayfa, 212)</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Nuri Dersimi’nin iki kitabında kendi yazdıklarını özetledik. Yazdıklarından da görüleceği gibi, bütün hayatı boyunca Kürt devleti kurmak hayaliyle hareket ettiği görülmektedir. Yani, Alevilik ile ilgili bir talebi ya da bu doğrultuda bir amacı bulunmamaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İkincisi, Kürt devletini kurmak için hayatı boyunca emperyalist ülkelerle işbirliği içinde olduğu anlaşılmaktadır. Yüzyıllarca birlikte yaşadığı Türkleri düşmanlaştırarak, yabancılarla dost olmaya özen gösterdiği görülmektedir.</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;Bu doğrultuda Türkler için</strong></span></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“düşman”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;diyebilmekte ve hakaret içeren ifadeler kullanmaktadır. Biz buraya o kelimeleri almadık. Zira, o ifadeleri ancak ırkçı birisi kullanabilir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Sonuç olarak, Dersim isyanı bir katliamla sonuçlanmıştır. Bu doğrudur. </strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Ancak buna</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Alevi Katliamı” denemez.</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>&nbsp;Zira, isyancıların amacının Alevilikle bir ilgisi bulunmamaktadır. Eğer Dersim olayları Alevi katliamı olsaydı, Karadenizde, Egede, kısaca Türkiye’nin her yerindeki Aleviler katledilirdi. </strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Kendi memleketim olan Amasya’dan örnek verecek olursam, Amasya’daki Alevi-Bektaşilerin nüfusu Tunceli’deki toplam nüfustan fazladır. Bu örnekler de Dersim’de yaşananların Alevilikle bir ilgisinin bulunmadığını gösterir. Ancak, inanç istisimarcıları olayı çarpıtarak buradan rant elde etmek istemektedirler. Nasıl ki, kendi emellerini gerçekleştirmek için insanları tekke ve zaviyelerde kutsallar üzerine yemin ettirerek kandırmışlarsa, aynı tezgahı devam ettirmek istemektedirler. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Bu inanç tüccarlarına buradan seslenmek istiyorum:</strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><strong>Seksen yıldır Alevi kitlesini inanç üzerinden sömürüyorsunuz. İnin artık Alevilerin sırtından!&nbsp;&nbsp;</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 May 2026 00:58:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DARAĞACINDA 3 FİDAN VE CHP’NİN SINAVI</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/daragacinda-3-fidan-ve-chpnin-sinavi-640</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/daragacinda-3-fidan-ve-chpnin-sinavi-640</guid>
                <description><![CDATA[DARAĞACINDA 3 FİDAN VE CHP’NİN SINAVI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye siyasi tarihine “<em><strong>Üç Fidan</strong></em>” olarak geçen bu üç genç, yalnızca üç insanın idamı değil; bir dönemin vicdanının darağacına çekilmesiydi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Onlar; bağımsızlık, eşitlik, özgürlük ve anti-emperyalist bir Türkiye hayali kurdular. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Gençtiler, inançlıydılar, kararlıydılar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hataları, eksikleri, yöntemleri elbette tartışılabilir; fakat bir gerçek var ki, idamları hukuktan çok dönemin siyasal intikam anlayışının sonucuydu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu idam kararları yalnızca mahkeme salonlarında alınmadı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Son söz TBMM’de söylendi. Meclis’te yapılan oylamada sağ partilerin büyük çoğunluğu idamlara “<strong><em>evet</em></strong>” dedi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat asıl sorgulanması gerekenlerden biri de CHP’nin o günkü tutumudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü CHP içinde de idamlara onay verenler oldu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir kısmı oylamaya katılmadı. Bir kısmı ise karşı çıktı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün kendisini solcu, devrimci, halkçı, demokrat olarak tanımlayanların bu tarihi gerçekliği görmezden gelmesi mümkün değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Soru şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">O gün CHP içinde bu idamlara “<em><strong>evet</strong></em>” diyen milletvekilleri nasıl unutuldu?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün CHP’de siyaset yapan solcular, devrimciler, demokratlar, Aleviler, emekçiler bu tarihi yüzleşmeyi hiç sorguladı mı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Denizlerin darağacına giden yolunda yalnızca sağ siyaset yoktu; susanlar, çekimser kalanlar, oylamaya katılmayanlar ve “<em><strong>evet</strong></em>” diyenler de vardı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tarih yalnızca alkışlanacak miraslardan ibaret değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tarih, aynı zamanda yüzleşilmesi gereken acı sayfalardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün CHP, demokrasi, hukuk, özgürlük ve adalet diyorsa; geçmişindeki bu ağır sınavla da yüzleşmek zorundadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü yüzleşilmeyen tarih, geleceğin vicdanını yaralar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Üç Fidan darağacında can verdi; ama fikirleri, cesaretleri ve gençlikleri bu ülkenin hafızasında yaşamaya devam ediyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Asıl mesele şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Darağacına gönderilen üç gençten değil, o darağacına giden yola taş döşeyen siyasetten hesap sormaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bu hesap, yalnızca geçmişe değil; bugünün siyasetçilerine de sorulmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Denizler ölmedi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama onları asan zihniyetle yüzleşmeyen siyaset hâlâ eksiktir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 May 2026 23:19:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DÜNYA’YA, DÜNYA DİYE ADINI KİM VERDİ?</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dunyaya-dunya-diye-adini-kim-verdi-639</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dunyaya-dunya-diye-adini-kim-verdi-639</guid>
                <description><![CDATA[DÜNYA’YA, DÜNYA DİYE ADINI KİM VERDİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Dünya’ya adını kim verdi?<br />
Gezegenlerin adları nereden geliyor…<br />
Tarihe kısaca bir bakalım:<br />
Binlerce yıl öncesinde insanlar parlak gezegenleri biliyorlardı. Bunlar Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn’dür. Bu gezegenlerin isimleri ise Roma isimlerinden geliyordu. Bunun nedeni Avrupa’daki ilk astronomların Latince yazmasıydı ve Latince Roma İmparatorluğu’nun diliydi.&nbsp;<br />
Eski çağlarda gök cisimleri, isimlerini mitolojik efsanelerin kahramanlarından- hayvan ya da eşya adlarından, çeşitli varlıklardan alırlar ve bunlar çoğunlukla Latince, Yunanca ve Arapça kökenli olurdu.<br />
Gezegenlerin adları nereden geliyor…<br />
Merkür gezegeni adını Yunan tanrısı, tanrıların habercisi Hermes’ten alır.<br />
Venüs gezegeni Romalıların güzellik tanrıçasından alır.<br />
Gezegen isimleri Yunancadan gelirken, yıldız isimlerinin çoğu ise Arapça kökenlidir.<br />
Eski Yunanlılar ilk yıldız haritalarını oluşturmuşlar ve gökyüzünü belli bölgelere ayırarak 48 takımyıldız ismini vermişlerdir.<br />
Teleskop veya ırakgörür, 1608 yılında İngiliz Hans Lippershey tarafından icat edilmiş, 1609 yılında Galileo tarafından ilk defa gökyüzü gözlemleri için kullanılmıştır.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">Yıldızlara kim isim verdi?</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Yıldızların isimlendirilmesi ile ilgili ilk sistematik yöntem Johann Bayer tarafından 1603 yılında geliştirilmiştir. Bu yöntemde takımyıldızlarda bulunan yıldızlar, takımyıldızın isminin başına Yunan alfabesindeki isimler eklenerek isimlendirilmiş, harfler en parlak yıldızdan başlanarak sırayla verilmiştir. (alfa, beta, gama gibi) Johannes Bayer kendine göre bir isimlendirme sistemi kurmuştur. Yıldızların büyüklerin ve parlaklarına göre Yunan alfabesindeki harflerle sırayla veren bilim insanı olmuştur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Burçların adları da 12 takımyıldızından gelmektedir. Bir takım yıldızı olan Andremoda'nın adı Yunan mitolojisindeki bir prensesten gelmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Dünya adı nereden gelmektedir?</strong><br />
&nbsp;<br />
Dünya, yazılı sözcük tarihte ilk olarak 1069 yılında yazılan Kutadgu Bilig'de "bu dunyā yaġı ol bu nafsiŋ yaġı [bu dünya düşmandır, nefsin de düşman]" olarak geçmektedir, İslam'ın kutsal kitabı Kuran'da da "dünya" ve "ākhira" sözcükleri zamansal (şimdi ve sonra gibi), konumsal (aşağı ve yukarı gibi) ve ahlaki (kötü ve iyi gibi) zıtlıklardan bahsederken kullanılmaktadır. Bize yakın olan Dünya, diğer uzak cisimlerden ayırt edilebilmesi için bu ismi almıştır.<br />
Dünya hariç tüm gezegenler, Yunan ve Roma tanrıları ve tanrıçalarından sonra adlandırılmıştır. Dünya adı, sadece zemin anlamına gelen bir İngiliz/Alman ismidir. Eski İngilizce 'eor(th)e' ve 'ertha' kelimelerinden gelir. Almanca'da 'erde'dir.<br />
Teleskop tam olarak icat edilene kadar bilinen 5 gezegene (Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn) Romalılar hep kendi tanrılarının isimlerini vermişlerdir. Sonradan keşfedilen gezegenlerden olan Neptün'e de Roma Tanrısının adı verilmiştir.<br />
Dünya, adını Roma ya da Yunan mitolojisinden almayan tek gezegendir. İngilizcedeki "Dünya" anlamına gelen "Earth" sözcüğünün tam olarak nereden geldiği bilinmemektedir; ancak kökenlerinin eski İngilizce ve Germence ye dayandığı düşünülmektedir. Earth, İngilizcede aynı zamanda toprak anlamına da gelmektedir. Fakat Roma Mitolojisinde Toprak Tanrısı Tellus'tur. Yunan Mitolojisinde ise Gaia. Bu nedenle, Roma Mitoloji ‘sinden türetilen bazı sözcüklerde Dünya "terra" olarak da anılmaktadır. Bazı dillerde ve inanışlarda Dünya'dan Gaia olarak da bahsedilmektedir. Örneğin "toprak ana" olarak dilimize geçen kalıbın orijinali terra mater olarak bilinir. Bu karmaşıklıktan ötürü Dünya'nın ismi birçok dilde birçok farklı şekilde anılmaktadır.<br />
Dünya adı en az 1000 yıllıktır. Tam olarak kimin ilk olarak böyle bahsettiğini kimse bilmiyor ama Anglo-Saksonlardan kaynaklandığına inanılıyor.<br />
Antik İskandinavyalıların Erd tanrıçası vardı ve İngilizce "Toprak" da sonunda buradan türemiştir. Keltlerin Echte'si vardı, Romalılar gezegene Tellus adını vermiş, Yunanlılar ise tanrıçaya Gaia adını vermişlerdi. Genel olarak "Dünya" kelimesi ilk kez 1400'lü yıllarda gezegenin adı olarak kullanılmıştır</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Dünya Neden "Dünya?”</strong><br />
&nbsp;<br />
Dünya sözcüğünün etimolojik kökenleri Farsçadaki dony, Arapçadaki dunyā (دنيا) sözcüklerine dayanır. Orijinali Arapça olanıdır; ancak sadece Persçe ve Türkçede değil, Dari, Paşto, Bengalce, Punjabi, Ürdü, Hintçe, Yunanca, Kürtçe, Aramice ve hatta Malezya dili, Endonezya dili ve Nepal dilinde de bu şekilde (ama kimi zaman başka anlamlarda) kullanılmaktadır.&nbsp;<br />
İslam dinine göre de birçok diğer dini inanışta olduğu gibi, insanın 2 hayatı vardır. Biri ölmeden önceki hayat, yani şu anda yaşadığımız hayattır. Diğeri ise öldükten sonraki hayattır. Şu anda yaşadığımız hayat bize daha yakındır. Bu yüzden Arapçadaki "daha yakın" veya "daha alçak" anlamına gelen “dena” fiilinden "Dünya" olarak geçmiştir. Sözcük, Arapçadaki dnw kökünden gelmektedir. Nişanyan Sözlük'e göre:<br />
denī, [yani] "aşağı" sıfatının kıyas hali olan ednā, "daha aşağı" sözcüğünün dişilidir.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">Gezegen isimleri ve kökenleri</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Merkür</strong><br />
Merkür, yörüngesinde saatte 173.300 kilometre hızla ilerler (bu Dünya'nın hızından 1,6 kat fazladır) Bu durum, gökyüzümüzden de hızla geçmesinde neden olmaktadır ve Merkür gezegeni ismini Roma Tanrısı Merkür’den almıştır. Tanrı Merkür'ün, en kurnaz ve en hızlı Tanrı olduğuna inanılırdı. Bu tanrı, aynı zamanda para, seyahat ve hırsızlık tanrısı olarak da bilinirdi. Bu tanrının Yunan mitolojisindeki karşılığı ise Tanrı Hermes'tir. Merkür, Milattan Önce 3. Milenyum'da Sümerler tarafından bile bilinmekteydi.<br />
&nbsp;<br />
<strong>Venüs</strong><br />
Güneş Sistemi'nde Dünya ile Merkür arasında yer alan Venüs, gökyüzünde parlayan bir mücevher gibi göründüğü için adını Aşk ve Güzellik Koruyucusu Tanrısı Venüs’ten almıştır. Venüs bir Roma Tanrıçasıdır ve Yunan Mitolojisindeki karşılığı Afrodit'tir. Babil mitolojisindeki karşılığı ise İştar'dır.<br />
&nbsp;<br />
<strong>Mars</strong><br />
Rengi kızıl olduğundan ve kanı andırdığından dolayı adını Roma Mitolojisinde ki Savaş Tanrısı Mars'tan almıştır. Bu Tanrı'nın Yunan Mitolojisindeki karşılığı Ares'tir.<br />
&nbsp;<br />
<strong>Jüpiter</strong><br />
Jüpiter ise Güneş Sistemi'ndeki en büyük gezegen olduğu için, adını en güçlü Tanrı olan Zeus ile denk olan Jüpiter'den almıştır. Tanrılar Tanrısının adı, gezegenlerin gezegenine verilmiştir. Olympus'un efendisi, Roma devletinin başı... Ancak Jüpiter'in soy ağacındaki üstünlüğü, teleskobun keşfine kadar sürdü. Babasının adı, bir sonra keşfedilen gezegene verilecekti! Jüpiter, Roma tanrılarının kralı olan Jüpiter’den ismini alır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Satürn</strong><br />
Roma mitolojisinde Tarım Tanrısıdır. Yunan mitolojisindeki karşılığı Cronus'tur. Cronus, Zeus'un babasıdır. Yani Satürn, Jüpiter'in babasıdır. Cronus, aynı zamanda Tanrı Uranüs ve Gaia'nın çocuğudur. Yani bir sonraki gezegenimiz ile, Dünya'nın evladıdır.<br />
Ve modern gökbilimciler, teleskopun icadından sonra bulunan 2 gezegen ve 1 cüce gezegene de (cüce olanı bir zamanlar gezegen sanılıyordu) geçmişten gelen kuralı bozmadan Roma Mitolojisinden isimler vermiştir.<br />
&nbsp;<br />
<strong>Uranüs</strong><br />
Uranüs, bir Roma Tanrısı değil, bir Yunan Tanrısıdır. Yunan mitolojisinde, Cennetin Tanrısı olarak bilinir. Bilinen en eski üstün tanrılardandır. Uranüs, Tanrı Gaia'nın hem çocuğu hem de eşidir. Uranüs'ün renkleri Dünya'mızın gökyüzü renklerini anımsattığı için adını, "kozmik bir güce" sahip olduğu inanılan Tanrı Uranüs'ten almıştır. Uranüs Yunan mitolojisinde gökyüzü tanrısı Uranüs'ün adıdır. İlk olarak 1781'de William Herschel tarafından keşfedildiğinde bu isim verilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Neptün<br />
Roma deniz tanrısı Neptün’ün adını alır. 1846’da keşfedilmiştir. Neptün, Deniz Tanrısıdır. Yunan mitolojisindeki karşılığı Poseidon'dur. Neptün gezegeninin renkleri, suyun renklerine benzer olduğu için bu ismi almıştır.&nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Plüton<br />
Karanlık görünümünden dolayı adını Roma Yeraltı Tanrısı Plüton'dan almıştır. Yunan mitolojisindeki karşılığı Hades'tir. Plüton, Roma yeraltı dünyası tanrısı Plüton’dan ismini alır. 1930’da keşfedilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ek bilgi olarak:<br />
Yıl dediğimiz şey Dünya’nın Güneş etrafındaki tam bir tur atması demektir. Şu da 365 gün anlamına geliyor. Eğer gezegeni değiştirsek Marsa gitsek Marsın Güneş Etrafındaki tam turu 687 dünya günüdür. Eğer Dünya’daki insanı 20 yaşında hesaplarsak ve Marsda ise Yaklaşık 11 Yaşında olacaktı.&nbsp;<br />
Merkur, 88 gün, Venüz,225, Jüpiter, 4,332, Satürn, 10,759 günde tamamlarlar dönüşlerini. [Aşk Yazarı Mustafa Çifci- Ekim, 2025]<br />
Yararlanılan Kaynaklar:</span><br />
Dünyanın ismi neden ''Dünya'‘? Gezegenimizin ismini kim koymuştur? | Soru &amp; Cevap- Evrim Ağacı<br />
https://evrimagaci.org/soru/dunyanin-ismi-neden-039039dunya039039-gezegenimizin-ismini-kim-koymustur-22634?srsltid=AfmBOoo-pmn7iDlmDR9pouWDiQ-J7bHqf6joCOej45w0hFJB9JNwyHRA<br />
https://evrimagaci.org/gezegenlerin-isimleri-dunyanin-adi-neden-dunyadir-3220<br />
https://www.quora.com › Who-named-our-planet-Earth...<br />
https://www.canakkalekalem.com/gezegenlerin-isimlendirilmesi/132108<br />
https://www.sondakika.com/teknoloji/haber-yildizlarin-gezegenlerin-isimleri-nereden-geliyor-13566161/<br />
https://www.kozmikanafor.com/yildiz-galaksi-ve-gezegenler-nasil-isimlendiriliyor/<br />
https://www.matematiksel.org/gezegenlerin-isimleri-nereden-geliyor/<br />
https://tr.wikipedia.org/wiki/Teleskop</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 May 2026 11:44:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜNÜMÜZDE PİR SULTAN OLABİLMEK</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/gunumuzde-pir-sultan-olabilmek-638</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/gunumuzde-pir-sultan-olabilmek-638</guid>
                <description><![CDATA[GÜNÜMÜZDE PİR SULTAN OLABİLMEK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Anadolu’nun bağrından kopup gelen, sözüyle yakan, sazıyla direnen bir isimdir Pir Sultan Abdal…<br />
O, yalnızca bir halk ozanı değil; bir vicdanın, bir direnişin, bir hak arayışının sembolüdür.<br />
Yüzyıllar öncesinden bugüne uzanan sesi hâlâ yankılanıyorsa, bu sadece söylediği deyişlerden değil; o sözlerin ardındaki cesaretten, bedel ödemekten kaçınmayan duruşundandır.<br />
Peki bugün…<br />
Günümüzde Pir Sultan olabilmek mümkün mü?<br />
Bu sorunun cevabı aslında her birimizin hayatında gizlidir.<br />
Çünkü Pir Sultan olmak, bir isim değil; bir tavırdır.<br />
Bir yaşam biçimidir.<br />
Bir duruştur.<br />
Bugün çağ değişti…<br />
Teknoloji gelişti…<br />
İletişim hızlandı…<br />
Ama insanın karşı karşıya olduğu sınav değişmedi.<br />
Yine adalet sınanıyor.<br />
Yine eşitlik sınanıyor.<br />
Yine hakikat, çıkarın gölgesinde kalıyor.<br />
İşte tam da bu noktada Pir Sultan olmak,<br />
geçmişte olduğundan daha zor ama bir o kadar da gerekli hâle geliyor.<br />
Günümüzde Pir Sultan olabilmek;<br />
kalabalıkların içinde kaybolmamaktır.<br />
Herkesin aynı şeyi söylediği,<br />
aynı yere baktığı,<br />
aynı korkularla sustuğu bir düzende;<br />
farklı bir söz söyleyebilmek cesaret ister.<br />
Bugün insanlar çoğu zaman doğruyu bilir,<br />
ama söyleyemez.<br />
Görür, ama dile getiremez.<br />
Çünkü kaybedecekleri vardır:<br />
Makam, mevki, çevre, imkân…<br />
Oysa Pir Sultan’ın kaybetmekten korktuğu hiçbir şey yoktu.<br />
Onun tek derdi hakikatti.<br />
Bugün de Pir Sultan olabilmek için<br />
önce bu korkularla yüzleşmek gerekir.<br />
Pir Sultan olmak;<br />
haksızlık karşısında susmamaktır.<br />
Ama bu susmamak, kuru bir karşı çıkış değildir.<br />
Bu, bir bilinçtir…<br />
Bir inançtır…<br />
Bir sorumluluktur.<br />
Bugün haksızlık sadece meydanlarda değil;<br />
kurumlarda, sokakta, siyasette, gündelik hayatın her alanında karşımıza çıkıyor.<br />
Bir işçinin emeği gasp edildiğinde,<br />
bir inanç görmezden gelindiğinde,<br />
bir insan kimliği nedeniyle ötekileştirildiğinde…<br />
İşte tam o anda ya susarsınız,<br />
ya da Pir Sultan olursunuz.<br />
Günümüzde Pir Sultan olabilmek;<br />
yalnız kalmayı göze almaktır.<br />
Çünkü doğruyu söyleyenler çoğu zaman alkışlanmaz.<br />
Aksine dışlanır, eleştirilir, hatta hedef hâline getirilir.<br />
Dün darağacına yürüyen bir irade vardı.<br />
Bugün ise çoğu zaman sosyal baskı, itibarsızlaştırma ve yalnızlaştırma var.<br />
Ama öz değişmedi…<br />
Dün darağacı neyse,<br />
bugün korku odur.<br />
Ve Pir Sultan, her çağda korkuya karşı duranların adıdır.<br />
Pir Sultan olmak;<br />
inancı ticaret konusu yapmamaktır.<br />
Aleviliği, insanlığı, hak ve adalet duygusunu;<br />
kişisel çıkarların, siyasi hesapların aracı hâline getirmemektir.<br />
Bugün en büyük sınavlardan biri de budur.<br />
Dilde Pir Sultan olmak kolaydır…<br />
Ama özde Pir Sultan kalabilmek zordur.<br />
Söz ile öz arasındaki mesafe açıldığında,<br />
yol bozulur…<br />
duruş zedelenir…<br />
inanç yıpranır.<br />
Pir Sultan olmak;<br />
sözün ile özünün bir olmasıdır.<br />
Ve belki de en önemlisi…<br />
Pir Sultan olmak;<br />
korkunun değil, vicdanın tarafında durmaktır.<br />
Bugün insanlar konuşmadan önce hesap yapıyor:<br />
“Bana ne olur?”<br />
“Ne kaybederim?”<br />
“Kim ne der?”<br />
Oysa Pir Sultan’ın hesabı başkaydı:<br />
“Doğru mu?”<br />
“Haklı mı?”<br />
“Vicdanım ne diyor?”<br />
İşte bu fark, bir insanı sıradanlıktan çıkarır;<br />
onu bir duruşun temsilcisi yapar.<br />
Son söz yerine…<br />
Günümüzde Pir Sultan olmak mümkündür…<br />
Ama kolay değildir.<br />
Bu yol; alkışın değil, bedelin yoludur.<br />
Konforun değil, mücadelenin yoludur.<br />
Ya susup düzenin bir parçası olursunuz,<br />
ya da konuşup yalnız kalmayı göze alırsınız.<br />
Unutulmamalıdır ki;<br />
tarih, susanları değil<br />
konuşanları yazar.<br />
Ve her çağın kendi Pir Sultanları vardır…<br />
Mesele, o çağda susanlardan mı olacağız,<br />
yoksa hakikatin yanında duranlardan mı?</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 20:36:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AVCILIK VE BOKS YASAKLANMALI!</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/avcilik-ve-boks-yasaklanmali-637</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/avcilik-ve-boks-yasaklanmali-637</guid>
                <description><![CDATA[AVCILIK VE BOKS YASAKLANMALI!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/avc%C4%B1l%C4%B1k.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p>Yapılan iş her ne olursa olsun, içinde kötü söz ve şiddet çağrıştıran bir durum varsa,</p>

<p>Olmaz olsun!</p>

<p>Tüm canlılara acı veren her şey yerin dibine batsın…</p>

<p>Yasaklansın, kaldırılsın…</p>

<p>* * *</p>

<p>Dağlardaki bir canlıyı öldürmek!</p>

<p>Avcılıkmış!</p>

<p>Spormuş!</p>

<p>Bir canlıyı sırf eğlenmek adına öldürmek!</p>

<p>Spor olabilir mi?</p>

<p>Yaralı halde can çekmesine neden olmak…</p>

<p>Böyle bir acı, böyle bir bencillik insanın gönlüne nasıl sığar!</p>

<p>Sığmaması gerekir!</p>

<p>Çünkü insan olanın gönlüne sığmaz!</p>

<p>Bu nasıl insanlık, bu nasıl sevmektir…</p>

<p><strong>Avcılık, ilkel insanın açlık savaşıydı, o açlık hala devam etmektedir…</strong></p>

<p><strong>Avcılık yasaklanmalıdır! </strong></p>

<p><strong>Tamamen kaldırılmalıdır.</strong></p>

<p>* * *</p>

<p>Hayvanları kanlar içinde dövüştüren acımasız insanoğlu…</p>

<p>Evine aldığı hayvanı bir süre sonra sokağa atan</p>

<p>Ve bir zamanlar <strong>aşkım dediği kadını</strong>,</p>

<p>Yol ortasında bir kurşunla yere düşüren değersiz kişi!</p>

<p>Ne söylesek para etmez, ne desek az gelir…</p>

<p>* * *</p>

<p>Yine iki insanın birbirini dövmesine, karşılıklı yumruklaşmasına…</p>

<p><strong>Spor diyecek kadar zayıftır insanoğlu!</strong></p>

<p>Boks döğüşünü spor olarak gören kör gözler</p>

<p>Sağlığa zarar veren her şey insanın fıtratına ters, onuruna aykırıdır!</p>

<p><strong>Boks hemen kaldırılmalı, hemen yasaklanmalıdır!</strong></p>

<p><strong>Şiddet içeren bir şey spor mu olur mu? </strong></p>

<p><strong>Olmaz! </strong></p>

<p><strong>Olmamalı…</strong></p>

<p><strong>* * *</strong></p>

<p>Aynı şekilde, canlı canlı pişirilen ıstakoz</p>

<p>Bu ne biçim insanlık dışı, onu yiyeceğini git simit ye, kuru ekmek ye!</p>

<p>Ne yapmak lazım, onu pişiren ve yiyenlerin,</p>

<p>İki ellerini de aynı su içinde pişireceksin...</p>

<p>Kürk manto için canlı canlı derisi yüzülen hayvanların acısı ne olacak?</p>

<p>Bunları yapanları da ormanda çırılçıplak bırakacaksın…</p>

<p>* * *</p>

<p><strong>Şiddet, insanlığın hayatından tamamen yok olmadan huzur gelmez!</strong></p>

<p><strong>Şiddetin kadını, erkeği, kızı, hayvanı, ırkı olmaz, hepsi aynı kapıya çıkar…</strong></p>

<p><strong>Bir canlıya, bir çiçeğe, bir kadına el nasıl kalkar!</strong></p>

<p><strong>Mutluluk dediğimiz duygu, bir taraf acı hissederken</strong></p>

<p><strong>Bir tarafın zevk almasından ileri geliyorsa o mutluluk değil, </strong></p>

<p><strong>Çıkmaya hazırlanan yeni bir şiddetin büyümesidir…</strong></p>

<p>* * *</p>

<p>Mesela futbol,</p>

<p>İlgilenmediğim tek konu bu olmuştur, hiç sevmemişimdir</p>

<p>Hiç izlememiş, hiçbir oyuna gitmemişimdir</p>

<p>Çözemediğim konu ise, ortada dönen yuvarlak topun hangi kaleye gideceği,</p>

<p>Seyircilerin hiçbir iradesi, etkisi, faydası yokken,</p>

<p>Sanki yüksek sesle bağırıp çağırınca gol olacakmış gibi!</p>

<p>İnsanlar neden bağırıp çağırılar oralarda?</p>

<p>Sahaya neden cisim atarlar, neden koltukları kırarlar ki?</p>

<p>Orası kavganın, döğüşün, vurup kırmaların yeri mi?</p>

<p>O sahalar meydan savaşı yerleri mi?</p>

<p>Bunun bir mantıklı bir açıklaması var mıdır?</p>

<p><strong><span style="background-color:white">Üstelik çok bağırmakla o takımın kadrosuna girende hiç olmamış!</span></strong></p>

<p>* * *</p>

<p>Benim için tek spor <strong><span style="background-color:white">Artistik&nbsp;Buz Patenidir</span></strong><span style="background-color:white">.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></p>

<p><span style="background-color:white">Spor dediğin budur</span></p>

<p><span style="background-color:white">Dünya’nın en güzel sporudur</span></p>

<p><span style="background-color:white">Kadın erkeğin birbirine uyumu vardır</span></p>

<p><span style="background-color:white">Heyecan vericidir, </span></p>

<p><span style="background-color:white">Büyüleyicidir!</span></p>

<p><strong><span style="background-color:white">İlgi çekicidir, muhteşemdir, harikuladedir…</span></strong></p>

<p><span style="background-color:white">İçinde şiddet yoktur, küfür yoktur, saygısızlık ise hiç yoktur</span></p>

<p><span style="background-color:white">Kavga, dövüş ise hiç görülmemiştir.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Aşk vardır, sevgi vardır, sakinlik vardır, müzik vardır…</span></p>

<p><span style="background-color:white">Dans vardır, kadın- erkek iş birliği vardır</span></p>

<p><span style="background-color:white">İnsanlık vardır…</span></p>

<p>Spor dediğin böyle olur, spor budur!</p>

<p><strong>İçinde şiddeti çağrıştıran hiçbir şey bana göre spor değildir!</strong></p>

<p><strong>Benim için tek spor artistik buz pateni ve danstır.</strong></p>

<p><strong>Gerisi kavga gürültü demektir…</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 14:47:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SÖZDE KALAN ALEVİ SEVGİSİ, SAYGISI</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/sozde-kalan-alevi-sevgisi-saygisi-636</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/sozde-kalan-alevi-sevgisi-saygisi-636</guid>
                <description><![CDATA[SÖZDE KALAN ALEVİ SEVGİSİ, SAYGISI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Bir toplumu var eden; onu ayakta tutan, kök salmasını sağlayan en temel unsur, o toplumu oluşturan tüm yurttaşlara karşı gösterilen eşit muamele, sevgi ve saygıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet dediğimiz yapı da ancak bu anlayışla güç kazanır, bu anlayışla kalıcı olur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve unutulmamalıdır ki devlet sadece merkezi idareden ibaret değildir; belediyelerden, il özel idarelerinden, yani yerel yönetimlerin tamamından oluşan bir bütündür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sözde kalan sevgi, yalnızca dudaklardan dökülen ama hayata yansımayan ifadeler; zamanla inandırıcılığını yitirir. Hele ki konu bir inanç, bir kimlik meselesiyse… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Orada söylenen sözlerin değil, yapılanların bir anlamı vardır. Çünkü insanlar, kendilerine nasıl hitap edildiğine değil; nasıl muamele gördüğüne bakar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün Alevî yurttaşlara yönelik sıkça dile getirilen “<em><strong>sevgi</strong></em>” ve “<em><strong>saygı</strong></em>” söylemleri, ne yazık ki çoğu zaman dilde kalmakta, uygulamada karşılığını bulamamaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa gerçek saygı; sadece özel günlerde hatırlamakla değil, hayatın her alanında eşitliği tesis etmekle mümkündür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemevlerinin statüsünden, kamusal hizmetlere erişime kadar uzanan geniş bir alanda hâlâ çözüm bekleyen meseleler varken; dile getirilen güzel sözler, eksik kalmaya mahkûmdur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devletin asli görevi; hiçbir ayrım gözetmeden, tüm yurttaşlarını eşit görmek ve bu eşitliği sadece anayasal bir metin olarak değil, yaşayan bir gerçeklik hâline getirmektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sorumluluk yalnızca Ankara’daki kurumların değil; mahalledeki belediyeden büyükşehir yönetimlerine kadar yerel yönetimlerin de omuzlarındadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü vatandaş, devleti en çok yerelde hisseder; aldığı hizmette, gördüğü muamelede, kapısını çaldığı kurumda...</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevîlik; özü itibariyle insanı merkeze alan, sevgiyi, paylaşmayı ve adaleti esas alan bir yolun adıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Böylesi bir inanca sahip yurttaşların, kendi devletlerinden beklentisi de çok açık ve nettir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Samimiyet. Adalet. Eşitlik.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevgi, sadece söylenerek değil, hissedilerek ve hissettirilerek anlam kazanır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Saygı, yalnızca ifade edilerek değil, davranışlarla gösterilerek değer bulur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bir toplumda hâlâ insanlar kendilerini eşit hissetmiyorsa, orada sorun dilde değil; uygulamadadır. Ve çözüm de yine sözlerde değil, atılacak somut adımlardadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son söz niyetine:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevî sevgisi dilde kalmamalı…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Merkezde olduğu kadar yerelde de hayat bulmalı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Belediyelerin hizmetinde, kamu kurumlarının yaklaşımında, sokaktaki uygulamada hissedilmeli.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü gerçek sevgi; eşitlikle, gerçek saygı ise adaletle hayat bulur.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 May 2026 20:32:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>LÂ FETA İLLÂ ALİ, LÂ SEFYE İLLÂ ZULFİKÂR!</title>
                <category>Meryem Gülbetekin</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/la-feta-illa-ali-la-sefye-illa-zulfikar-635</link>
                <author>mrymglbtkn76@gmail.com (Meryem Gülbetekin)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/la-feta-illa-ali-la-sefye-illa-zulfikar-635</guid>
                <description><![CDATA[LÂ FETA İLLÂ ALİ, LÂ SEFYE İLLÂ ZULFİKÂR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">İslam irfanının ve tasavvufi derinliğin kalbinde, bir isim ve bir kılıç; tarihin maddesel sınırlarını aşarak manevi birer sembole dönüşür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali (a.s.) ve efsanevi kılıcı Zülfikar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Uhud’un kanlı meydanında yankılanan o semavi nida "<em><strong>Lâ fetâ illâ Ali, lâ seyfe illâ Zülfikâr</strong></em>" sadece bir kahramanlık övgüsü değil, varoluşun ve nefis terbiyesinin en rafine formülüdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nefsin Ejderhasına Karşı İrfan Kılıcı Tasavvufi bir nazarla bakıldığında Zülfikar, iki ucuyla celal ve cemal tecellilerini temsil eder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir ucu dışarıdaki zahiri düşmana (adaletsizliğe), diğer ucu ise içerideki en büyük düşmana, yani nefse yönelmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’nin "<strong><em>Şah-ı Merdan</em></strong>" (Mertlerin Şahı) oluşu, sadece fiziksel gücünden değil, kılıcını hiçbir zaman şahsi bir öfke için çekmemesinden gelir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">"<em><strong>Ben Hakk’ın aslanıyım, nefsimin kulu değilim.</strong></em>"</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu söz, Zülfikar’ın manevi kılıç (seyf-i manevi) olarak işlevini özetler. Mürşid-i Kamil'in elindeki Zülfikar, talibin gönlündeki masivayı (Allah'tan gayrı her şeyi) kesip atan tefekkür ve zikir gücüdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">"<strong><em>Lâ Fetâ</em></strong>": Gençlikten Yiğitliğe</span></p>

<p><span style="color:#000000">"Lâ fetâ" ifadesindeki Feta (genç/yiğit) kavramı, fütüvvet ehlinin temel taşıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ezoterik anlamda fetâ; kendi varlığından vazgeçen, "<strong><em>ben</em></strong>"lik iddiasını Zülfikar’ın keskinliğiyle kurban eden kişidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz Ali’nin varlığı bir makamdır; ilmin kapısı, hikmetin membaıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• İlm-i Ledün: Hz. Peygamber’in "<em><strong>Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır</strong></em>" hadisi, Zülfikar bu kapının anahtarıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Çatal Uçlu Hakikat: Zülfikar’ın iki ucu, "<em><strong>Lâ İlahe</strong></em>" ve "İllallah" (Ancak Allah vardır) vurgusuna işaret eder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Biri reddedişin (nefiy), diğeri kabulün (ispat) keskinliğidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kalbin Fethi ve Zülfikar’ın Sırrı Bugün "<em><strong>Zülfikar</strong></em>" kuşanmak, demir bir kılıç taşımak değil; adaleti, merhameti ve ilmi kuşanmaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’nin kılıcı kınına girdiğinde, onun dili (nutku) bir Zülfikar olur ve cehaleti keser. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Manevi yolculukta her mümin, kendi içindeki "<strong><em>Hayber</em></strong>" kalesini fethetmekle yükümlüdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kalenin kapısını yerinden sökecek olan güç ise pazı kuvveti değil, yakin imanıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Lâ fetâ illâ Ali, bize der ki: Eğer gerçek bir yiğitlik arıyorsan, Ali’nin ahlakına bürün. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bir güç arıyorsan, Zülfikar gibi keskin bir iradeyle nefsinin heveslerini buda. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü hakiki zafer, bir başkasını alt etmekte değil, kendi nefsini Hakk’ın nurunda yok etmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kaynakça ve İleri Okuma:</span></p>

<p><span style="color:#000000">• Attâr, Feridüddin. Tezkiretü'l-Evliyâ. (Nefis terbiyesi ve Hz. Ali’nin manevi makamı üzerine). </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Gölpınarlı, Abdülbaki. Hz. Ali: Hayatı, Şahsiyeti ve Sözleri. Der Yayınları. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Kuşeyrî, Ebü'l-Kasım. Kuşeyrî Risalesi. (Fütüvvet ve Feta kavramlarının tasavvufi tanımı). </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Schimmel, Annemarie. İslam'ın Mitolojik Dünyası. (Zülfikar’ın sembolizmi ve halk inanışlarındaki yeri). </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Taberî. Tarih-i Taberî. (Uhud Gazvesi ve "Lâ fetâ..." nidasının tarihi arka planı).</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 May 2026 20:22:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/07/meryem-gulbetekin-1753709226.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GELECEĞE IŞIK TUTAN ALEVİLİK -2</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/gelecege-isik-tutan-alevilik-2-634</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/gelecege-isik-tutan-alevilik-2-634</guid>
                <description><![CDATA[GELECEĞE IŞIK TUTAN ALEVİLİK -2]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Alevilik…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kökü mazide, özü hakikatte, yönü insanda olan bir yol…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolun en temel direklerinden biri ise tartışmasız biçimde Hz. Ali sevgisi ve Ehl-i Beyt bağlılığıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevilik, sadece bir düşünce sistemi değil; aynı zamanda bir yol erkânı, bir hakikat çizgisidir. Bu çizginin mihenk taşı ise Hakk–Muhammed–Ali anlayışıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu anlayış; ayrılığı değil birliği, şekli değil özü, lafı değil hakikati esas alır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bu yolun izini sürenler için On İki İmam sadece tarihsel şahsiyetler değil; aynı zamanda zulme karşı direnişin, sabrın, ilmin ve adaletin yaşayan sembolleridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kerbela’da susuz bırakılan sadece bedenler değildi…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Orada sınanan, insanlığın vicdanıydı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte Alevilik, o vicdanın tarafında olmanın adıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mazlumun yanında, zalimin karşısında durmanın adıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün bazı çevrelerce dile getirilen ve “<strong><em>Ali’siz Alevilik</em></strong>” gibi yaklaşımlarla ifade edilen düşünceler, bu kadim yolun özüne aykırı bir yön arayışıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu tür yaklaşımlar; Aleviliği tarihinden, köklerinden ve inanç bütünlüğünden koparma çabasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Açık konuşmak gerekir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’yi yok sayarak Alevilik tarif edilemez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ehli Beyt’i dışlayarak bu yol yürünemez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">On İki İmam’ın rehberliği olmadan bu erkân yaşatılamaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu, bir tercih meselesi değil;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu, inancın özüdür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette herkes düşüncesini ifade etmekte özgürdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak bir inancı, kendi köklerinden kopararak yeniden tanımlamak; o inanca hizmet etmek değil, onu parçalamaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizler bu yolu;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne modaya göre,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne siyasete göre,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne de günübirlik tartışmalara göre şekillendiririz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim yolumuz bellidir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hakk’tan gelir, hakikate yürür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle bizler;</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnancımızı marjinalleştirmek isteyenlere karşı,</span></p>

<p><span style="color:#000000">İçini boşaltmaya çalışanlara karşı,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Onu sadece kültürel bir folklor unsuru hâline indirgemek isteyenlere karşı</span></p>

<p><span style="color:#000000">net bir duruş sergileriz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevilik; sadece semah dönmek, sadece deyiş söylemek değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; bir duruştur, bir ahlâktır, bir yaşam biçimidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolun talipleri olarak bizler;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’nin adaletini,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ehl-i Beyt’in sevgisini,</span></p>

<p><span style="color:#000000">On İki İmam’ın direncini</span></p>

<p><span style="color:#000000">yolumuza rehber edinmişizdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bu yolda yürürken;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne kimseyi ötekileştiririz,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne de inancımızın özünden taviz veririz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; hoşgörüdür, ama kimliksizleşmek değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; sevgidir, ama köksüzlük değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; birliktir, ama özünü inkâr etmek hiç değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün yapılması gereken;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kadim yolu tartışma konusu yapmak değil,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Onu doğru anlamak ve doğru anlatmaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Genç nesillere düşen ise;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolu sadece sözle değil, yaşayarak öğrenmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevilik kitaplardan önce gönüllerde yazılır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bizler biliyoruz ki;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yol kolay bir yol değildir.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Ama, hak yoludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama, doğru yoldur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama, kadim bir yoldur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son söz niyetine:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizler;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hakk–Muhammed–Ali yolundan,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ehl-i Beyt sevgisinden,</span></p>

<p><span style="color:#000000">On İki İmam izinden</span></p>

<p><span style="color:#000000">asla vazgeçmeyeceğiz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnancımızı;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Düne sadık,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugüne bilinçli,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yarına umutla taşıyacağız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü biz biliyoruz ki;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kökü derin olanın,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yolu uzun olur…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 22:09:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETÖ, ALEVİ SUBAYLARI NİÇİN FİŞLEDİ?</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/feto-alevi-subaylari-nicin-fisledi-633</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/feto-alevi-subaylari-nicin-fisledi-633</guid>
                <description><![CDATA[FETÖ, ALEVİ SUBAYLARI NİÇİN FİŞLEDİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">FETÖ’nün “<em><strong>Alevilere yönelik ilgisi</strong></em>”nin Abant Toplantıları ile başlamadığını, toplantıların son aşama olduğunu daha önce yazdım.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hain terör örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Alevi inançlı subayları tasfiye etmek için plan dahilinde çalışma yürüttüğünün bir belgesi de 2007 yılında bulunmuştu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yazımda sizlere Alevilerin TSK’nden tasfiye edilmesi ile ilgili planın FETÖ’nün en üst düzeyde kararlaştırılmış olduğu konusunda bir belgeyi ve çevresinde gelişen olayları anlatacağım.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yıl 2006.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İzmir’de yapılan Cumhuriyet Mitingi sonrasında, o dönem KanalTürk Genel Yayın Yönetmeni olan Tuncay Özkan’a yaklaşan bir şahıs, kendisini “<strong><em>eski bir futbol hakemi</em></strong>” olarak tanıtır ve FETÖ’nün TSK yapılanmasını içeren bir belgeyi Özkan’a vermek istediğini belirtir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gazeteci Mehmet Y. Yılmaz’a göre, “<em><strong>o</strong></em>” da “<em><strong>belgeyi bir spor salonunda bulmuş.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Flaş belleği spor salonunda düşürenin şu anda firari durumda olan ve Fetullahçı çetenin Ege bölge imamı olduğu söylenen avukat Bekir Bas olduğu tahmin ediliyor.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>FETÖ’NÜN TSK FİŞLEMESİNDE ALEVİLER</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 25.07.2017 tarihli grup toplantısında söz konusu flash bellek içeriği ile ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştı:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>15 bin subay ve astsubayı içeren bilgi ve belgeler vardı. Altı bin TSK mensubunun özel hayatı, siyasi yapı ve yaşam biçimlerine dair fişleme bilgileri vardı. Dönemin Genelkurmay başkanı Hilmi Özkök dahil, sonradan gelecek genelkurmay başkanlarıyla 86 general hakkında özel fişleme bilgileri vardı. Binlerce Fethullahçı subay ve astsubayın örgütle bağı, himmet ödemeleri ve örgüt ilişkileri vardı. Örgüt içi evliliklerin nasıl yapılacağına dair fotoğraflı evlilik broşürleri vardı. Elemine edilmek istenen TSK mensuplarının nasıl şikayet edileceği, hangi üslup ve yazı tekniklerinin kullanılacağı yazışma örnekleri vardı.</em></strong>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı konuda bilgi veren Saygı Öztürk’ün Sözcü gazetesindeki 28 Temmuz 2017 tarihli yazısından okuyalım:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Bilgisayar birimindekilerin uzun uğraşları sonucu içinde “</em></strong><em>çok gizli</em><strong><em>” bilgiler olduğu belirtilen diskin bir bölümü açılabildi. Bunlar fişleme kayıtlarıydı. “</em></strong><em>Alevi</em><strong><em>”, “</em></strong><em>Kürt</em><strong><em>”, “</em></strong><em>Solcu</em><strong><em>”, “</em></strong><em>Pornocu</em><strong><em>” diye fişlemeler vardı. Bir başka dosya “</em></strong><em>Evlilik</em><strong><em>” adını taşıyor, kimin kiminle evleneceği, evlendirildiği yazıyordu. Bir de “</em></strong><em>Abiler- Ablalar</em><strong><em>” sütunu vardı. Bazılarıyla ilgili aile boyu bilgiler derlenmişti. Örneğin Hacıbektaş Belediye Başkanı emekli asker Ali Rıza Selmanpakoğlu da bunlardan birisiydi. Ancak, bütün dosyaları açmak mümkün olmuyordu. Kriptoyu kırmak için çok uğraştılar ama olmadı.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buradan anlıyoruz ki, hain Fethullahçı Terör Örgütü Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde Alevi subayları fişlemişti!</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>FLASH BELLEK DAĞA KAÇTI, DAĞ NERDE...</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Sözünü ettiğimiz “<em><strong>Flash bellek</strong></em>” Tuncay Özkan tarafından 5 Ocak 2007 tarihinde, o dönem Kara Kuvvetleri Komutanı olan İlker Başbuğ’a ulaştırılmıştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Özkan, daha sonra Hürriyet gazetesinden Damla Güler ile yaptığı röportajda konuya ilişkin şunları söylüyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Belgeleri inceledikten sonra içindeki bilgilerin önemli olduğuna karar verdik. Gerekli işlemlerin yapılması için Ankara’ya Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na giderek dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ’a bizzat verdim. Kendisi de şu an adını hatırlamadığım istihbarattan sorumlu general rütbesinde bir şahsı makamına çağırarak gerekli işlemlerin yapılması için verdi. Ayrıca kendisi benzer bilgileri içeren baka bir flash belleğin İzmir ilinden kendilerine önceden ulaştırıldığını bana söyledi.</em></strong>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Saygı Öztürk, “<em><strong>flash bellek</strong></em>”in sonraki yolculuğunu ise şöyle anlatıyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, kendisine ulaştırılan bu flash belleği Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na gönderdi ve sonuçtan kendilerine bilgi verilmesini istedi.<br />
2007 yılının Ağustos ayına kadar Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert, Kurmay Başkanı Hasan Aksay, İstihbarat Başkanı Erol Özgil'di. 2007 yılının Ağustos ayında Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, Kurmay Başkanlığı'na Korcan Pulatsu, İstihbarat Başkanlığı'na Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanı Tümgeneral Akın Öztürk atandı.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>GÜNEŞ ÇALIŞMA GRUBU</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/Ak%C4%B1n%20%C3%96zt%C3%BCrk.jpg" style="height:800px; width:509px" /></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Flash Bellek içeriği esas olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığı personelini kapsadığı için, “<em><strong>gereğinin yapılması</strong></em>” için komutanlıkta “<em><strong>Güneş Çalışma Grubu</strong></em>” kurulur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">9 Şubat 2009’da nihai raporunu yazan Güneş Çalışma Grubu, flash bellek içeriğinin “<strong><em>TSK’an küskün ayrılan, bu bilgilere nüfuz etmiş ve bu bilgileri halen elinde bulunduran bir personelin... toplum nezdinde TSK’nın itibarını zedelemek, Hv. K.K.lığı ve TSK’dan intikam almak</em></strong>” amacıyla bu bilgileri farklı makamlara göndermiş olabileceği değerlendirmesi ile “<strong><em>araştırma yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı değerlendirilmektedir</em></strong>” şeklinde bir tutanakla konuyu kapattı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani, aslında Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki FETÖ faaliyetlerini incelemesi için oluşturulan Güneş Çalışma Grubu, tam tersine FETÖ aklama grubuna dönüşmüştü!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dönemin İstihbarat Plan Yönetim Daire Başkanı Tuğgeneral Erdoğan Arslantaş, İstihbarat Başkanı Tümgeneral Akın Öztürk, Kurmay Başkanı Korgeneral Korcan Pulatsü ile birlikte Hava İstihbarata Karşı Koyma Şube Müdürü Kurmay Yarbay Emin Mert ve Hava Kuvvetleri Komutanı Aydoğan Babaoğlu’nun hep birlikte üstünü kapattıkları “<strong><em>flash bellek</em></strong>”te hedef alınan Alevilerin nasıl şikayet edileceği örnek yazışma formları ile birlikte vardı!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu rapora “<em><strong>uygundur</strong></em>” şeklinde paraf ederek imza atan Akın Öztürk 2013-2015 yılları arasında Hava Kuvvetleri Komutanlığı yapan, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında Yüksek Askeri Şura üyesi olan, darbe lider kadrosundan olduğu için 141 kez müebbet hapis cezası hükümlüsü olarak cezaevinde yatan kişi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dosyayı örtbas eden subaylardan üçü halen tutuklu. Tutuklulardan Emin Mert ise, “<em><strong>itirafçı</strong></em>” oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>ALEVİ SUBAYLARI NİÇİN FİŞLEDİLER?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Fethullahçı Terör Örgütü ile ilgili araştırma yapan herkesin öncelikle cevaplaması gereken sorulardan birisi de, neden özellikle Alevi subayların fişlendiğidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fişlemelerde Alevi subaylar için ayrı bir başlık açılmış olması üzerinde durulması gereken bir konudur ve FETÖ’nün yapısını anlamak için de hayati derecede önemlidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gazeteci Mehmet Yılmaz, bu konu 2017 yılında gündeme geldiğinde, köşesinde flash bellek içeriği hakkında şu bilgileri vermişti:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Flash bellekte Türkiye’deki bütün il, ilçe ve köylerde yaşayan Alevi yurttaşlarımızın Fetullahçı örgüt tarafından tutulan fişleri var.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>TSK’daki Alevi kökenli bütün subaylar ile ilgili fişlerde de özel hayat bilgileri bulunuyor. Tam 6 bin TSK mensubu subay ve astsubay, özel hayat, siyasi düşünce, yaşam biçimi ve alışkanlıklarıyla fişlenmiş.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Ayrıca, elimine edilmek istenen TSK mensuplarının nasıl şikâyet edileceği, hangi üslup ve yazı tekniklerinin kullanılacağı, nelere yer verileceği yazışma örnekleriyle bu dosyada yer alıyor.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Takip ve takibe karşı koyma, izleme, raporlamaların nasıl yapılacağı dosyada mevcut.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi film yönetmenine film çektiren, Alevi müzisyene müzik besteleten, Alevi STK yöneticisini “<em><strong>suikast mağduru</strong></em>” olarak kullanan FETÖ’nün ordudaki Alevileri tasfiye etmek için özel bir proje uygulamış olması, üzerinde düşünülmesi ve tartışılması gereken bir durum değil mi?</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 15:44:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GELECEĞE IŞIK TUTAN ALEVİLİK</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/gelecege-isik-tutan-alevilik-632</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/gelecege-isik-tutan-alevilik-632</guid>
                <description><![CDATA[GELECEĞE IŞIK TUTAN ALEVİLİK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Alevilik…<br />
Sadece bir inanç olarak tanımlanamayacak kadar derin, sadece bir kültür olarak sınırlandırılamayacak kadar köklü bir yaşam yoludur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüzyılların içinden süzülerek gelen, acıyı, direnci, sevgiyi ve insanlığı aynı potada eriten kadim bir öğretidir. Bu kadimlik, yalnızca geçmişten bugüne ulaşmış olmasından değil; her çağda kendini yenileyerek varlığını sürdürebilmesinden gelir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliğin kökleri Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan uzun bir yolculuğun izlerini taşır. Bu yolculuk, sadece bir göç değil; aynı zamanda bir düşüncenin, bir ahlâkın ve bir insanlık anlayışının taşınmasıdır. Sözlü gelenekle aktarılan nefesler, deyişler, semahlar ve erkânlar; Aleviliğin kitaplardan çok gönüllerde yaşadığının en açık göstergesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadimdir Alevilik…<br />
Çünkü o, zamanın ötesinde bir hakikati taşır. Her dönemde baskıya uğramış, yok sayılmış, ötekileştirilmiş; ancak bütün bu zorluklara rağmen özünden asla vazgeçmemiştir. Çünkü Aleviliğin özü; sevgiye, adalete, eşitliğe ve insan onuruna dayanır. Bu değerler ise hiçbir dönemde anlamını yitirmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilikte insan, merkezdedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak</strong></em>” anlayışı, bu inancın evrensel bakışını ortaya koyar. Ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, herkesi “can” olarak görmek; bu yolun en temel düsturudur. Bu anlayış, sadece bir inanç öğretisi değil; aynı zamanda toplumsal barışın en güçlü teminatıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Eline, beline, diline sahip ol</strong></em>” ilkesi ise bireyin kendisiyle ve toplumla olan ilişkisini düzenleyen bir ahlâk pusulasıdır. Alevilikte ibadet, yalnızca belirli ritüellerle sınırlı değildir. Asıl ibadet; doğru olmak, kul hakkı yememek, adaletli davranmak ve insanı incitmemektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolun en önemli rehberlerinden biri olan Hacı Bektaş-ı Veli’nin sözleri ise Aleviliğin özünü en yalın haliyle ortaya koyar:<br />
“<strong><em>İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu anlayış, Aleviliğin sadece bir inanç değil; aynı zamanda ilmi, bilimi ve aklı esas alan bir yol, bir duruş olduğunu gösterir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilikte bilgi kutsaldır. Cehalet ise karanlığın ta kendisidir. Bu yüzden bu yol; sorgulamayı, öğrenmeyi, kendini geliştirmeyi ve hakikate akıl ile ulaşmayı esas alır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İlimle aydınlanan bir yol, insanı hem kendine hem de topluma faydalı kılar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemevleri ise bu inancın yaşayan kalbidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Orada insanlar bir araya gelir, lokmalar paylaşılır, dertler bölüşülür, gönüller birlenir. Kimsenin kimseye üstün olmadığı, herkesin eşit kabul edildiği bir anlayış hâkimdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yönüyle cemevleri sadece ibadet edilen mekânlar değil; aynı zamanda dayanışmanın, birlik ve beraberliğin en güçlü simgeleridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik aynı zamanda bir direnişin adıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zulmün karşısında boyun eğmeyen, hakkı savunan, adaleti her şeyin üstünde tutan bir duruşun adıdır. Tarih boyunca yaşanan acılar bu inancı zayıflatmamış, aksine daha da güçlendirmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevilik korku üzerine değil; bilinç, inanç ve hakikat üzerine kuruludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne yazık ki günümüzde hâlâ Aleviliği anlamak yerine ötekileştiren yaklaşımlar görmek mümkündür. Oysa bu toprakların zenginliği, farklılıkların bir arada yaşayabilmesinden gelir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliği yok saymak, sadece bir inancı değil; aynı zamanda ortak tarihimizin önemli bir parçasını da inkâr etmek anlamına gelir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün yapılması gereken açıktır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliği tartışmak değil, anlamak…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ötekileştirmek değil, sahip çıkmak…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü Alevilik; sevginin, hoşgörünün, eşitliğin ve ilmin yoludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutulmamalıdır ki;<br />
Kadim olan değerler kolay kolay yok olmaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik de bu toprakların en derin köklerinden biridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve o kökler,<br />
İlimle, irfanla, sevgiyle beslenerek<br />
Geçmişten aldığı güçle bugünü aydınlatmaya,<br />
Geleceğe ışık tutmaya devam edecektir…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 11:30:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KARISINDAN KORKANLAR!</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/karisindan-korkanlar-631</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/karisindan-korkanlar-631</guid>
                <description><![CDATA[KARISINDAN KORKANLAR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Evdeki huzur</strong></p>

<p>Evdeki huzurun temeli kadının mutlu olmasından geçer. Evde kadın mutlu değilse, evde koca da, çocuklar da mutlu değildir.</p>

<p>Toplumsal huzurun yolu da kadınların mutlu olmasında gizlidir. Toplumun kadınları mutlu değilse, yarınlar da mutsuz olacaktır.</p>

<p>Öncelikle kadınları mutlu etmek zorunludur, çünkü bunun başka yolu yoktur.</p>

<p><strong>Ev içindeki başarının sırrı nedir?</strong></p>

<p><strong>Evliliklerde önemli olan mevcut ilişkide kötü giden yönleri düzeltebilmektir.</strong></p>

<p>Bedenler farklı, duygu ve düşünceler de farklıdır.</p>

<p>Bu yüzden eşler, eşinden kendi düşüncesine göre bir davranış beklemesi son derece hatalıdır.</p>

<p>Çünkü eşinin kendisi gibi düşünebilmesi imkânsızdır. Kendini çaresiz gibi hissetmekte yanlıştır çünkü yeryüzünde en iyi anlaşan kadın ve erkektir.</p>

<p>En büyük başarılar bu ikiliden çıkar. Yapılması gereken ilk şey, eşini anlamaya çalışmaktır. Uyumlu çiftler bunu başarmış olanlardır.</p>

<p><strong>Evliliklerde önemli olan nedir?</strong></p>

<p>Evliliklerde en büyük başarı, eşlerin kendi yalnızlıklarını birlikte yok etmiş olmalarıdır.</p>

<p>Mutlu evlilik, sohbet edebilmeleri, bir arkadaş, bir dost gibi her sorunu paylaşabilmelerinden geçer.</p>

<p>Örneğin yatağa girdiğinizde hemen uyumayın, biraz konuşun, dertleşin, özlem duyduklarınızı ve hayallerinizden söz edin. Ve eşiniz için neler yapabileceğinizi kendisine sorun.</p>

<p>Çocukluk anılarınıza dönün. Duygulanın, ağlayın, bazen de bir çocuk gibi nazlanın.</p>

<p><strong>Eşe nasıl davranılmalı?</strong></p>

<p>Gerçek sevgilerde özet şudur: eşin ne istediğini, nelerden hoşlandığını, neye üzüleceğini çok iyi bilip buna göre davranabilmektir.</p>

<p>Bu bir tür dengedir aslında. Bu denge, kendi öz kişiliğinden ödün vermek asla değildir. İnsanın yaşama besini sevgidir ve bu sevgi bir başkasından alınır.</p>

<p>“<strong><em>Seviyorsan adam gibi sev</em></strong>” denen şey aslında değer vermektir.</p>

<p><strong>Adam gibi sevmek, güzel hissetmesini sağlamaktır.</strong> Tek başına fedakârlık değildir.</p>

<p>Tek başına yapılan iyilikler sonrasında pişmanlık doğurur, “<strong><em>ben bunları sana yaptım, sen ne yaptın</em></strong>” denir ki, karşıdan cevap hazırdır; “<strong><em>yapmasaydın</em></strong>” olur.</p>

<p>İnsanlar genelde aldıkları sevgi kadar sevgi verirler, değer gördükleri kadar değer verirler. Bu hiç şaşmaz.</p>

<p>Evlilik, birisiyle birlikte yaşamaya devam edebilmek için biraz eşine benzemesi gerekir. Dışarda çok fazla kişiye sözün geçebilir ama evde sözünüz eşit olmalı.</p>

<p>Ailede mutluluğun kaynağı kararların ortak alınmasından geçer.</p>

<p><strong>Kadın Hanımdır</strong></p>

<p>Türk Tarihinde kadın, “<span style="color:#0f1419"><strong><span style="background-color:#ffffff"><em>Hanımdır</em></span></strong><span style="background-color:#ffffff">”,</span><strong><span style="background-color:#ffffff"> </span></strong></span><span style="color:#0f1419"><span style="background-color:#ffffff">bu kelimenin kökü eski Türkçede, han </span></span><span style="background-color:#ffffff">kelimesinden gelir. </span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff">Türk’ler kadına her zaman değer vermişlerdir. </span><strong><span style="background-color:#ffffff">Mete Han</span></strong><span style="background-color:#ffffff"> bir mecliste eşini göstererek; "<strong><em>Ben sizin hanınızım, bu da benim hanım</em></strong>” demiştir.</span></p>

<p>Hatun (khatun) eski Türkçede kullanılan ve “<em><strong>kraliçe</strong></em>” anlamına gelen kelimedir.</p>

<p>Türk Tarihinde hiçbir zaman kadına “<em><strong>avrat</strong></em>”<strong> </strong>denilmemiştir.</p>

<p>Eski bir efsane de şöyle bir olay anlatılır- bu alan alıntıdır-:</p>

<p>Şehrin yöneticisi, şehrin bütün erkeklerini toplayıp; “<strong><em>Meydana iki çadır kurdurdum, biri siyah biri beyaz. Karısından korkanlar siyah çadıra; karısından korkmayanlar beyaz çadıra</em></strong>” girsin der.</p>

<p>Erkeklerin hepsi siyah çadıra girerler, sadece biri beyaz çadıra girer.</p>

<p>Yönetici sevinir: “<em><strong>Oh be der, bir delikanlı çıktı sonunda, getirin şu yiğidi de tebrik edeyim.</strong></em>”</p>

<p>Adamı getirirler huzura, ona sorar yönetici, “<em><strong>Helal sana, nasıl oldu da girebildin o çadıra?</strong></em>” diye sorar.</p>

<p>Adam, “<em><strong>Karım sıkı sıkı tembih etti. Sakın kalabalığa girme, dedi</strong></em>” der.</p>

<p>Yine başka bir yerde başka bir anekdot anlatılır…</p>

<p>Hoca cemaate seslenir: “<em><strong>Hanımından korkan ayağa kalksın!</strong></em>”</p>

<p><span style="background-color:#ffffff">Herkes kalkar, sadece biri yerinde oturur. </span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff">Hoca sorar: “<em><strong>Sen hanımından korkmuyor musun?</strong></em>” </span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff">Adamın sesi titreyerek “<em><strong>Hanım lafını duyunca dizlerimin bağı çözüldü, kalkamıyorum</strong></em>” der.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 18:14:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HIDIRELLEZ</title>
                <category>Meryem Gülbetekin</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/hidirellez-630</link>
                <author>mrymglbtkn76@gmail.com (Meryem Gülbetekin)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/hidirellez-630</guid>
                <description><![CDATA[HIDIRELLEZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Doğa, her yıl kendini yenilerken aslında bize en büyük sırrını fısıldar: Yaratılışın asıl mayası sevgidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">5 Mayıs gecesi Hızır ile İlyas’ın buluşması, sadece iki bilge ruhun kavuşması değil; sevginin, merhametin ve aşkın yeryüzündeki fiziksel tezahürüdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ezoterik bir bakışla Hıdırellez, evrensel sevginin "<strong><em>Bereket</em></strong>" formuna bürünerek madde dünyasına inişidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hızır ve İlyas, biri karada diğeri denizde olmak üzere dünyayı iki koldan sarmalayan bir koruma kalkanı gibidir. Onların yılda bir kez buluşması, tasavvufta "<strong><em>Vuslat</em></strong>" (kavuşma) kavramını simgeler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• İlahi Aşkın Yansıması: Hızır'ın bastığı yerde çiçeklerin açması, sevginin dokunduğu her yeri güzelleştirmesinin bir metaforudur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Birlik Bilinci: Bu buluşma, ayrılığın (kesretin) sona erdiği, her şeyin aslına, yani sevgideki "<strong><em>Birlik</em></strong>"e (vahdet) döndüğü andır. Eğer kalpte sevgi yoksa, gül ağacına asılan dilek öylece kalır; niyetin can suyu sevgidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Neden dilekler gül ağacının dibine bırakılır? Gül, binlerce yıldır hem ezoterizmde hem de edebiyatta kalbi ve ilahi aşkı temsil eder.</span></p>

<ol>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Gülün Frekansı: Bilimsel olarak en yüksek titreşimli çiçeklerden biri olan gül, sevginin frekansıyla uyumludur. Hıdırellez gecesi dileği bir gül ağacıyla paylaşmak, o niyeti sevgi enerjisiyle mühürlemektir.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Diken ve Çiçek: Tıpkı gerçek sevgi gibi, gül de dikeniyle bir bütündür. Hıdırellez ritüelleri bize sabrı, emeği ve her zorluğun (dikenin) sonunda bir güzelliğin (çiçeğin) saklı olduğunu öğretir.</span></p>
	</li>
</ol>

<p><span style="color:#000000">Sevgiyle Dilemek: "<em><strong>Ben</strong></em>"den "<em><strong>Biz</strong></em>"e Manevi boyutta Hıdırellez dilekleri, sadece bireysel isteklerin listesi değil, evrensel bir iyi niyet beyanıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Gerçekten "<em><strong>Hızır dokunuşu</strong></em>" bekleyen bir ruh, önce kendi içindeki sevgiyi uyandırmalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevgiyle yapılan bir dua, sadece alanı değil, tüm bütünü şifalandırır. Hıdırellez gecesi toprağa çizilen evler, arabalar veya aşk tasvirleri; aslında ruhun bu dünyada deneyimlemek istediği mutluluk ve huzur arayışının sembolik dışavurumudur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu bahar kapımızı çalan Hızır, bize şunu hatırlatır: Sevgi, paylaşıldıkça çoğalan tek hazinedir ve o hazineye sahip olanın her günü Hıdırellez’dir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu Hıdırellez’de kalbinizdeki sevginin, tüm niyetlerinize rehberlik etmesi dileğiyle.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kaynakça ve Okuma Önerileri Sevgi, tasavvuf ve Hıdırellez'in manevi katmanları üzerine derinleşmek için: </span></p>

<p><span style="color:#000000">• İbnü'l-Arabî (2015). Füsûsu'l-Hikem. (Özellikle "İlyas" ve "İshak" bölümleri; sevginin varoluşsal hikmeti üzerine). </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Fromm, E. (2019). Sevme Sanatı. Say Yayınları. (Sevginin bir disiplin ve emek olarak incelenmesi, Hıdırellez’deki "bekleyiş" ve "hazırlık" süreciyle bağdaştırılabilir). </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Schimmel, A. (2004). İslam’ın Mistik Boyutları. Kabalcı Yayınevi. (Gül sembolizmi ve sufizmdeki sevgi kavramı üzerine). </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Gölpınarlı, A. (2006). Tasavvufun Hakikati. (Hızır kültü ve Anadolu’daki manevi karşılıkları). </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Jung, C. G. (2020). Arketipler ve Kolektif Bilinçaltı. (Hızır figürünün bilge yaşlı arketipi ve sevgi odaklı rehberliği üzerine psikolojik analiz).</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 17:55:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/07/meryem-gulbetekin-1753709226.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DİN TÜCCARLARININ BİTMEYEN SERMAYESİ</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/din-tuccarlarinin-bitmeyen-sermayesi-629</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/din-tuccarlarinin-bitmeyen-sermayesi-629</guid>
                <description><![CDATA[DİN TÜCCARLARININ BİTMEYEN SERMAYESİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Dinler ve inançlar, insan hayatı içinde önemli bir yer tutar. Dinler, aynı zamanda manevi değerler içinde belirleyici bir etkiye de sahiptir. Zira ahlaki kuralları, yaşam tarzını, topluma ve doğaya bakışını belirleyen esas güç dinler ve inançlardır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Ancak burada karşımıza iki grup insan çıkmaktadır. Bir tarafta samimi inanan, kalbi temiz, herkesi kendi gibi gören bir kesim, diğer tarafta ise mensubu olduğu dini ve inancı çıkarları için kullanan ve bundan maddi ve manevi kazanç eldenler bulunmaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Samimi inananlar çoğunluğu oluştururken, dini inancı çıkar için kullananlar ise, her daim azınlıkta kalmışlardır. Ancak ne var ki; azınlıkta olan bu kesim her zaman yönetimi ve iktidarı ellerinde tutmuşlardır. Yönetimi eline geçiren bu kesim, iktidarı hiç bir zaman bırakmak istememişlerdir. Zira, iktidar olmanın nimetlerinin tadına varmışlardır. Zevk ve sefa içinde yaşamışlardır. Bu nedenle de iktidarda kalmak için her türlü hokkabazlığı ve iki yüzlülüğü sonsuza kadar kullanmışlardır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Semavi dinlere ait kitaplar ve o dine mensup kral, şah, halife ve sultanların iktidarları yakından incelendiğinde bunu görebiliriz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bu durumu önce kutsal kitaplarda yer alan ayetlerle açıklayacağız. Daha sonra da aynı durumun kralların, halifelerin ve sultanların iktidarlarında nasıl devam ettiğini göreceğiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Önce, din tüccarları hakkında kutsal kitaplarda yer alan ayetleri verelim:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>TEVRAT:</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>Y</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>e</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>şa</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>ya, BÖLÜM </em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>3: 11</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>-12. Ayetleri: </em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>Vay kötülerin haline! Kötülük</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>görecek, yaptıklarının karşılığını alacaklar.</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>Ey halkım, sana yol gösterenler</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>Seni saptırıyor, yolunu şaşırtıyorlar. </em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>Yetkililer halkımı eziyor,</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>tefeciler başa geçti".</em></span></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>Y</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>e</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>şa</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>ya, Bölüm </em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>3: 14-15</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>&nbsp;Ayetleri: </em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>RAB halkının ileri gelenleri ve</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>önderleriyle davasını</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>görecek. &nbsp;RAB onlara diyor ki,</em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>&nbsp;"Bağları yiyip</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>bitiren sizsiniz, </em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>e</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>vleriniz yoksullardan zorla</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>aldığınız malla dolu. Ne hakla halkımı eziyor,</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>&nbsp;y</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>oksulu sömürüyorsunuz?"</em></span></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>Yer</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>emya, bölüm </em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>7: 11</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>. Ayet:</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>Bana ait olan</em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>&nbsp;bu tapınak sizin için bir</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>haydut ini</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>mi oldu? </em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>Ama ben görüyorum neler</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>yaptığınızı! diyor RAB.</em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:LiberationSerif-Bold"><span style="color:#000000">Matta incili 6. BÖLÜM: 1-6. Ayetler: </span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:LiberationSerif-Bold"><span style="color:#000000">Yardım ve Gösteriş</span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Doğruluktan kaynaklanan yardımınızı insanların gözü önünde gösteriş için yapmaktan kaçının.</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Yoksa göklerdeki Babanız’ın katında karşılığınız olmaz. </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Öyleyse birine yardım ederken önünde</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">boru öttürme. İki yüzlülerin sinagoglarda, sokaklarda insanlarca övülmek amacıyla takındıkları</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">tutumdur bu</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">. Doğrusu size derim ki, onlar karşılıklarını aldılar. Birine yardım elini uzatırken, sol elin</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">sağ elinin ne yaptığını bilmesin. Yardımını gizlice yap. Gizlilikte gören Baban da sana yaraşanı</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">verecektir.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:left">Duada gerekli tutum</p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Dua ederken iki yüzlüler gibi davranmayın. Onlar sinagoglarda, sokak köşelerinde dikilip dua</span></span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">etmeyi severler. Amaçları gösteriştir.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;Doğrusu size derim ki, onlar karşılıklarını aldılar. Ama sen dua</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">ederken ‘iç odana çekil, kapını örtüp’ gizlide olan Baban’a ‘dua et.’ Gizlilikte gören Baban da sana</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">yaraşanı verecektir.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:LiberationSerif-Regular"><span style="color:#ff0000">Bölüm 23, 27-28. ayetler:</span></span></span><strong>&nbsp;</strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:LiberationSerif-Bold"><span style="color:#000000">İkiyüzlü Tutum</span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:LiberationSerif-Regular"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:LiberationSerif-Regular">“</span></span></span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><em>Vay sizlere dinsel yorumcular</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><em>&nbsp;(Sadukiler)</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><em>&nbsp;ve Ferisiler. İkiyüzlüler! Çünkü sizler badanalı gömütlere</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#ff0000"><em>benziyorsunuz. Bunlar dıştan parlak görünür, ama içleri ölü kemikleriyle ve her tür iğrençlikle doludur.</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><em>Sizler de bunlar gibi dıştan insanlara doğru görünürsünüz, ama içten ikiyüzlülükle ve kötülükle</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><em>dolusunuz.”</em></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000">KUR’AN’I KERİM </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#ff0000">MAUN SURESİ</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">“ Gördün mü o, dini yalan sayanı ?</span></span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000">İşte odur yetimi itip kakan,</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000">Yoksulu doyurmayı özendirmez o.</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#ff0000">Lanet olsun o namaz kılanlara-dua edenlere ki,</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#ff0000">Namazlarından gaflet içindedir onlar!</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#ff0000">Riyaya sapandır onlar, gösteriş yaparlar</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000">.</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000">Ve onlar, kamu hakkının yerine ulaşmasına-zekata-yardıma-iyiliğe engel olurlar. “</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#ff0000">FECR SURESİ </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#000000">17-20. AYETLER: “Hayır, siz ne yetimi doyuruyorsunuz ne de yoksulu beslemek için birbirinizi teşvik ediyorsunuz. </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Times New Roman'"><span style="color:#ff0000">Mirası hak gözetmeden, helal haram demeden yiyorsunuz. Serveti de pek çok seviyorsunuz. “</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">Yukarıda verdiğimiz ayetler yakından incelendiğinde yönetimi elinde bulunduranlar sömürücü olmakla, iki yüzlü davranmakla, yetimin, yoksulun malını gasp etmekle itham edilmektedirler. Bu ayetler de iktidarlarıın dini istismar edenlerin elinde nasıl çıkar için kullanıldığını ve servet birikimine nasıl aracı yapıldığını göstermektedir. </span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">Din tüccarlarının sömürü ve iki yüzlülüğe dayanan düzenleri ekonomik ve siyasal sistemler değişiklik gösterse de aynen devam ettiğini görmekteyiz. Üç bin yıl önce Yahuda ve İsrail devletini yöneten hakim zümrenin yönetim anlayışının Roma, Emevi ve Abbasi imparatorluklarında devam ettiğini görmekteyiz. </span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">Her üç imparatorluğu yönetenlerin kutsal kitaplarda yer alan ayetlere aykırı olarak, insanların inançlarını çıkarları için kullandıklarına şahit olmaktayız. Eğer inandıkları dinin kutsal kitaplarında yer alan ayetlere göre ülkelerini yönetmiş olsalardı köle isyanları ve köylü ayaklanmaları olur muydu?</span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">Sonuç olarak, bütün dinler ve inançlar yönetimi elinde bulunduranlar tarafından istismar edilmiştir. Ve istismar edilmeye devam edilmektedir.</span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">&nbsp;Çünkü; bu sömürü sistemi sermaye ve emek istemeyen bir sistemdir. Ne kadar harcarsanız harcayın bitmek, tükenmek bilmeyen bir sermayedir. </span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#e74c3c">***</span><span style="color:#000000">Kur’an’ı Kerim’deki ayetler, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün Türkçe çevirisinden, Tevrat’daki ayetler http//ekitap.ayorum.com sitesinden, Matta İncili’nin Türkçe çevirisi ise, nazenin.biz.tr sitesinden alınmıştır.</span></span></span></strong></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 16:28:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETÖ’NÜN HEDEFİNDEKİ ALEVİ SUBAYLAR</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/fetonun-hedefindeki-alevi-subaylar-628</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/fetonun-hedefindeki-alevi-subaylar-628</guid>
                <description><![CDATA[FETÖ’NÜN HEDEFİNDEKİ ALEVİ SUBAYLAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">FETÖ bir yandan devşirdiği Alevilere film, müzik, belgeseller hazırlama, sahte suikast mağduru rolü gibi görevler yüklerken, diğer yandan da devletin yönetici makamlarındaki Alevileri tasfiye etmek için planlı bir girişim yürüttü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ’nün bu planlı girişimini ilk kez eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un Hürriyet Gazetesi’ne verdiği ve FETÖ’nün Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki yapılanma stratejilerini anlattığı o ses getiren röportajda okuduk. </span></p>

<p><span style="color:#000000">12 Şubat 2019’da yayınlanan röportajda Başbuğ’un “<strong><em>FETÖ’nün hedefi TSK’daki Alevilerdi</em></strong>” tespiti, sadece bir mağduriyet hikayesi değil, aynı zamanda devletin sinir uçlarına nasıl sızıldığının ve toplumsal fay hatlarının nasıl birer silaha dönüştürüldüğünün de tespitidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>TASFİYENİN KOD ADI: MEZHEPÇİLİK!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Alevilerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nden temizlenmesine yönelik hedefin öncelikli olduğunu gördük</strong></em>” ifadelerini kullanan Başbuğ’un anlatımlarında en dikkat çekici nokta, FETÖ’nün TSK içinde kendine yer açmak için uyguladığı “<em><strong>tasfiye</strong></em>” yöntemidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ, liyakatli ve Atatürkçü subayları sistem dışına itmek için sahte ihbar mektupları ve kumpas davalarını kullanırken, bu saldırıların merkezine özellikle “<em><strong>Alevi</strong></em>” kimliğini yerleştirmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buradaki amaç iki yönlüdür: Birincisi, TSK içindeki heterojen yapıyı bozarak tek tipleşmek; ikincisi ise muhafazakar tabanda bu tasfiyelere “<strong><em>meşruiyet</em></strong>” kazandırmaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Başbuğ, bu sistematik saldırının aslında Türk ordusunun birleştirici gücüne vurulmuş bir darbe olduğunu şu sözleri ile ifade ediyordu:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>...Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) personel alınırken insanların etnik kökenine bakamazsınız. Böyle bir şey bizde yoktur, aklınızın ucundan bile geçmez, geçmemiştir. Milli orduda mezhepsel farklılıklar da yoktur. Bırakın bir faktör olmasını, bunun düşünülmesi bile bu orduya yapılabilecek en büyük ihanettir. Dolayısıyla Türk ordusuna darbe vurmak istiyorsanız milletle asker arasındaki bu bağı zayıflatmaya, kopartmaya çalışacaksınız. Zaten komploların temel amaçlarından biri de buydu.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">İlker Başbuğ çok çarpıcı bir şekilde, mezhepçilik fitnesinin özünde Alevilik-Sünnilik meselesi olmadığını, ondan çok daha önemli olarak Türk milletinin birliğine saldırı olduğunu ortaya koyuyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim, bugün de tanık olduğumuz mezhepçilik kışkırtmalarının temelinde milli birliğimizin hedefe konulduğunu, meselenin ne Alevilik-Sünnilik ne de İran olduğunu çok iyi idrak etmek zorundayız.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>SAHTE İHBARLARLA HAYATLARI YIKTILAR!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Röportajı yapan İper Özbey’in bir sorusu üzerine, eski Genelkurmak Başkanı Bağbuğ FETÖ’nün TSK içindeki çalışma yöntemine dair önemli bir detaya açıklık getiriyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>FETÖ, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik komploları yaparken özellikle mezhep olayını temel aldı, Aleviliği istismar etmeye çok çalıştı. Bu konuda biz hassasiyet gösterdik, çünkü özellikle bizim dönemimizde ihbarlara baktığınız zaman büyük bölümü mezhepsel olaya dayanıyordu.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani, “<em><strong>isimsiz ihbar mektupları mekanizması</strong></em>”, FETÖ’nün hedef aldığı subayların tasfiyesinde kullanılan bir araçtı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Başbuğ röportajında, o dönemde bu mektupların ciddiye alınması için nasıl bir baskı ortamı oluşturulduğunu anlatırken aslında bir devletin kendi evlatlarını koruyamaz hale getirilişini tarif ediyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başbuğ devamm ediyor: “<em><strong>Alevilerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nden temizlenmesine yönelik hedefin öncelikli olduğunu gördük. Bu çok tehlikeliydi, milli orduyu çökertebilirdi. FETÖ, acımasızca bu konuyu hedef aldı, istismar etmeye çalıştı.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle Alevi subaylara yönelik asılsız iddialar, sadece kişisel kariyerleri bitirmekle kalmamış, aynı zamanda kışla içine nifak tohumları ekmişti. Başbuğ’un “<em><strong>Bu subaylar pırlanta gibiydi</strong></em>” vurgusu, kaybedilenin sadece bireyler değil, liyakat esaslı bir ordu geleneği olduğunun altını çiziyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu noktada, dikkatlerimizden kaçmaması gereken bir diğer noktada, TSK’nın “<strong><em>milli ordu</em></strong>” niteliğinin hedef alınmasında ABD ve AB’nin de “<strong><em>oyuncu</em></strong>” olarak Başbuğ tarafından anılmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>İSTİHBARATIN “KÖR” NOKTASI</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Başbuğ’un özeleştiri sayılabilecek veya sistemin eksikliğine işaret eden en kritik tespiti ise, TSK’ya bu sızmaların neden engellenemediğidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Emniyet ve yargıdaki FETÖ yapılanmasının, askeri istihbaratın önüne nasıl bir duvar ördüğü, bilgilerin nasıl manipüle edildiği bugün daha net görülüyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başbuğ, 2008-2010 yılları arasındaki Genelkurmay Başkanlığı döneminde karşılaştığı direnci ve yargıdaki “<em><strong>paralel devlet</strong></em>” yapılanmasının orduyu nasıl kuşattığını anlatarak, bir devletin kendi içindeki kanserli hücreyi teşhis etse bile, cerrahi müdahale yapmasının nasıl engellendiğini gözler önüne seriyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Belirli bir dönemde, MİT gibi görevi FETÖ gibi zararlı örgütlenmeleri izlemek olan kuruluşların dahi örgütle ilgili TSK’ne bilgi akışı sağlamadığını itiraf etmesi, Başbuğ röportajında bence en trajik açıklamalardan birisi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devleti koruması gereken kurumları yönetenlerin görevlerini yerine getirmemesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ders alınması gereken bir gerçeğidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>SONUÇ: BİR DAHA ASLA!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">İlker Başbuğ’un bu açıklamaları, Türkiye için bir hafıza tazeleme niteliğindedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mezhep veya inanç üzerinden yapılan fişlemelerin, liyakat yerine örgüte sadakatin ikame edilmesinin bir ülkeyi nasıl 15 Temmuz karanlığına sürüklediğinin kanıtıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ’nün bir yandan Alevi devşirirken, diğer yandan TSK ve Emniyet’te Alevileri tasfiye etmesi bu örgütün kimliği ve hedefleri konusunda da önemli bir veridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başbuğ’un “<strong>TSK’daki Alevileri tasfiye ettiler</strong>” vurgusu, aslında TSK’nın her türlü ideolojik ve mezhepsel ayrımın üzerinde, sadece millete ait bir kurum olması gerektiğine dair bir uyarıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün bu röportajı yeniden okumak, devlet yönetiminde liyakatin neden “<strong><em>ekmek ve su</em></strong>” kadar aziz bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 17:21:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KAVGAMIZ YOK, YOLUMUZ VAR!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kavgamiz-yok-yolumuz-var-627</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kavgamiz-yok-yolumuz-var-627</guid>
                <description><![CDATA[KAVGAMIZ YOK, YOLUMUZ VAR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumların kaderini belirleyen şey çoğu zaman yüksek sesler değil, kararlı ve inançlı yürüyüşlerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Benim yolum da tam olarak böyledir…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne bir kavganın içindeyim, ne de bir kin taşıyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü biz öyle bir inancın mensuplarıyız ki; düşmanlıkla değil, muhabbetle yürürüz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Benim kimseyle kavgam, kimseye kinim yok</strong></em>” derken bir cümle kurmuyorum sadece…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yaklaşık 30 yıla dayanan bir ömrün, bir mücadelenin, bir inancın özünü dile getiriyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolculukta hatalarım olmadı mı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette oldu…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yanlışlarım da oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama bizim yolumuz hatada ısrar edenlerin yolu değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim yolumuz, hatasını görenin, kendini dâr’a çekenin, özünü sorgulayanın yoludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Hamdım, piştim</strong></em>” diyebilen bir anlayıştan geliyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendimizle yüzleşmeyi zayıflık değil, erdem sayıyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü biz biliriz ki insanın en büyük sınavı, kendisidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yıllardır tek bir gayem oldu…</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnancıma hizmet etmek.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yoluma sahip çıkmak.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Canlarımızla birlikte bu değerleri yarınlara taşımak.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü bir inanç, ancak yaşatılırsa var olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve yaşatmak; sözle değil, emekle olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bugün tüm gücümüzle sürdürdüğümüz</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam Rızâ Cemevi ve Kültür Merkezi</span></p>

<p><span style="color:#000000">bu emeğin, bu niyetin, bu inancın somut halidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sadece bir bina değildir…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu; birliğin evidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu; dirliğin ocağıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu; gençlerimizin ilimle, irfanla yetişeceği bir gelecektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hakk’a yürüdüğümüzde arkamızda bırakacağımız bir nefes…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir eser…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir izdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama ne yazık ki…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yolda omuz vermesi gereken bazıları, engel olmayı tercih ediyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bilinsin ki; bu engeller bana değil…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yola zarar verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu inanca zarar verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu değerler bütününe zarar verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sormak gerekir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir tuğla koymak varken neden engel olunur?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir nefes olmak varken neden susulur?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Birlik olmak varken neden ayrılık seçilir?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama herkes şunu iyi bilsin…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne yapılırsa yapılsın, bu cemevi yapılacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü bu yol, inançlı insanların yoludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü bu yol, Hakk aşkıyla yürüyenlerin yoludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim yüreğimizde kin yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim yüreğimizde düşmanlık yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim yüreğimizde sevgi vardır…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Merhamet vardır…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hoşgörü vardır…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim hiçbir kişisel hesabımız yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim hesabımız yalnızca Hakk iledir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz kavga etmeye değil…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hizmet etmeye geldik.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bu hizmet…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yarınlara bırakacağımız en kıymetli miras olacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü gerçek iz…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Taşa değil, gönüllere bırakılır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 16:24:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VARTO JES GİRİŞİMİNE YAKLAŞIM NE OLMALI?</title>
                <category>Mustafa Fırat</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/varto-jes-girisimine-yaklasim-ne-olmali-626</link>
                <author>mfirat65@gmail.com (Mustafa Fırat)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/varto-jes-girisimine-yaklasim-ne-olmali-626</guid>
                <description><![CDATA[VARTO JES GİRİŞİMİNE YAKLAŞIM NE OLMALI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><em>“<strong>Yerkürenin derinliklerinden yükselen sıcaklık, Varto’nun geleceğinde kritik bir rol oynayacak.</strong>”</em> </span></p>

<p><span style="color:#000000">Vartolu’lar, geçmiş, bugün ve gelecek ile teknolojik yatırımlar arasındaki dengeyi nasıl kuracak? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dünü ve geleceği arasında tercih yapmak durumunda kaldığı bu kritik eşikte, teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı kötü örnek ve uygulamaların sonuçlarını mı referans alacak, yoksa bilimsel verileri mi? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu soru sadece Varto’nun değil, aynı zamanda Türkiye’nin de hayata geçirmek istediği enerji politikalarında karşı karşıya kaldığı çevre ve halk sağlığı sorunları handikaplarındaki sıkışmışlığını aşmasını sağlayabilecek en kritik soru. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir cevap kuracak ise, bu bilimle olmalı. Kendi özgülünde ortaya çıkan vaka verilerine dayalı olmalı. Yoksa suyu, toprağı, havası, iklimi, beşeri ve kültürel yapısı kendisiyle birebir aynı olmayan bir coğrafyada meydana gelen bir ya da birkaç vakanın ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinden çıkarımlar yapmak, ne kadar doğru?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Verili durumda, Varto’daki Jeotermal kapasitenin, JES kurulumunu gerektirecek nitelikte olmadığı ortada iken, JES’in kötü uygulanması sonucu ortaya çıkan sonuçların Varto için de geçerli olabileceği çıkarımları, maddi temelden yoksun sübjektif kanaatlerden öteye gitmemektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Duygusal ve sübjektif kanaatlere karşı bilim ve bilimin öngörüleri, Vartoluların meseleyi aşması için kritik bir öneme sahip. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Zira, Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin işaret ettiği gibi <em><strong>“İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır</strong></em></span><span style="font-size:12pt">”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öyle ise bilim, jeotermal enerji ve ortaya çıkardığı sorunlar hususunda ne diyor buna bakmak gerek.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bakalım. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Ekonomik Gelişme ve Kalkınmada Enerjinin Rolü</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Jeotermal enerji en genç yenilenebilir enerji türlerinden biri olmasına rağmen, diğer yenilenebilir enerji kaynakları gibi atmosferik koşullardan etkilenmeyen ve gücünü yerkürenin iç sıcaklığından alan jeotermal kaynaklardan üretilen bir enerji türüdür.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Jeotermal kaynaklar, sadece elektrik enerjisi üretiminde değil, aynı zamanda yerin altından çıkarılan su ve çamurun bir takım kimyasal süreçlerden geçirilerek ayrıştırılmasıyla Bor, Lityum gibi stratejik madenlerin elde edilmesi için de bir kaynak niteliğindedir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Bu nedenle bir ülkenin yer altındaki jeotermal kaynaklarının çok yönlü ekonomik değer üretme kapasitesine sahip olduğu söylenebilir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000"><strong>Enerji Üretiminde Yeni Yaklaşımlar</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Günümüzde, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin neden olduğu çevresel sorunlar, insanların fosil yakıtlardan uzaklaşıp, yenilenebilir ve daha çevreci enerji arayışına girmelerine neden olmuş ve jeotermal enerji başta olmak üzere rüzgar, güneş gibi kaynaklardan enerji elde etme çalışmaları hız kazanmıştır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Böylece rüzgar, güneş ve jeotermal kaynaklardan enerji elde etmek üzere bilimsel çalışmalar hız kazanmakla beraber, zikredilen alanların geliştirilmesi için hatırı sayılır kaynaklar da oluşturulmuş bulunmaktadır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Bu konuda dünyada ortaya çıkan eğilim, enerji üretimi ve tüketiminde, çevresel sorunları minimize edecek, bir yaklaşımın benimsenmiş olmasıdır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000"><strong>Türkiye’de JES ve Ekonomik Kalkınma Parametreleri</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de anılan yaklaşımla, fosil yakıtlara alternatif, yenilenebilir enerji üretiminde rüzgar, güneş ve nihayet jeotermal enerji üretimi önem kazanmış bulunmaktadır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Ayrıca Türkiye’nin petrol ve doğalgaz rezervleri bakımından yok denecek kadar sınırlı kaynaklara sahip olması, artan küresel fiyatlar, dışa bağımlılığı azaltmaya yönelik yerli ve milli politikalar, hidroelektrik santraller başta olmak üzere, rüzgâr, güneş ve jeotermal kaynaklardan enerji üretimini zorunlu hale getirmektedir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Bu yönüyle yerli, yerinde kullanılabilir, yenilenebilir ve çevre dostu rüzgar, güneş ve jeotermal kaynaklar, Türkiye’nin en önemli enerji kaynakları olarak ele alınmakta ve değerlendirilmektedir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Anılan alternatif enerji kaynakları içinde Jeotermal kaynaklar, hem elektrik üretimi ve hem de tarım, turizm, sağlık, ısınma gibi alanlardaki işlevleri açısından Türkiye’nin en önemli enerji kaynakları arasında bulunmaktadır. Nitekim jeotermal kaynakların araştırılmasına yönelik yapılan jeolojik incelemeler bu kaynağın ülke ekonomisi açısından son derece önemli olduğunu ortaya koymuştur.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Türkiye, jeotermal sistemlerde yer alan, sıcaklığı 30°C ve üzerinde olan 347 adet jeotermal sahaya sahip bir ülkedir. Gelişen teknoloji, yatırımlar, teşvikler ve araştırmalar ile yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payı da her geçen yıl artmaya başlamıştır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın 2025 yılı verilerine göre, 2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye'nin toplam elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payı yaklaşık %43,25 - %56, civarında gerçekleşerek rekor seviyeye ulaşmıştır. Rüzgâr ve güneş enerjisi toplamı, üretimin beşte birinden fazlasını (%22+) karşılayarak, toplam kurulu güçte %62,3'lük paya ulaşmıştır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Anılan oran içinde Türkiye'nin Jeotermal elektrik üretimi yaklaşık %3 ila %3,8 arasında gerçekleşmiş bulunmaktadır. Mevcut haliyle 2025 sonu itibarıyla toplam 1.786 megavat (MW) kurulu güce sahip 68 jeotermal enerji santralinde 11,66 gigavat saat (GWh) elektrik üretimi gerçekleştirmiştir..</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Söz konusu enerji santralleri, büyük oranda Ege Bölgesi'nde yoğunlaşmıştır. En çok santral bulunan İller sırasıyla Aydın, Denizli, Manisa, Çanakkale, İzmir ve Aksaray illeridir. Bu santrallerden öne çıkan büyük santraller ise kurulu güçlerine göre, Kızıldere III JES, Denizli 8165 MW9, Efeler JES, Aydın (115 MW9, Kızıldere II JES, Denizli 880 MW9, Pamukören JES Aydın (68 MW) santralleridir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Kalkınma, gelişme ve sanayileşmede elektrik üretimi ve tüketimi, bir kalkınma göstergesi olarak alındığında JES’lerin yer aldığı bölgelerin hızla geliştiği ve ekonomik yönden kalkındığı görülmektedir. Söz konusu illerde çıkarılan jeotermal kaynaklar sadece elektrik üretiminde değil; aynı zamanda sera tarımı, ısıtma ve turizm gibi alanlarda kullanılmakta ve bölgedeki kalkınma dinamiklerini büyük oranda etkilemektedir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Peki Doğu Anadolu’da durum böyle mi? </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000"><strong>Doğu Anadolu’da Jeotermal Kaynakların Ekonomik Kalkınma Açısından Değerlendirilmesi</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Doğu Anadolu Bölgesi'nde jeotermal kaynaklar bulunmasına rağmen elektrik üretimi yapan santraller bulunmamakta ve tarım, turizm vb sektörlerde etkili ve verimli bir şekilde kullanıma sokulamamaktadır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi Doğu Anadolu’daki jeotermal kaynaklardan elektrik üretme faaliyetleri Ignis H2 Enerji Şirketi’nin bölge de jeotermal enerji üretme ruhsatı almasıyla gündeme gelmiş bulunmaktadır. Şirketin yaptığı ölçümler, Kayalıpınardaki jeotermal kaynakların ticari ölçekte, JES’e uygun, ancak Varto Güzelkent’te bulunan kaynakların ise ticari nitelikte olmadığı, daha çok ısınma, ve tarım amaçlı kullanıma ugun olduğudur.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Buna rağmen anılan şirketin, Bingöl, Karlıova ve Varto’nun 16 köyünü içeren jeotermal kaynakların elektrik üretme kapasitesine ölçmek amacıyla başlattığı çalışmalar, Ege bölgesindeki jeotermal santrallerin ortaya çıkardığı sorunlar üzerinden yerel halkın tepkisine neden olmaktadır. Ancak söz konusu tepkiler her ne kadar, örneklem olarak kabul edilen JES’lerin ortaya çıkardığı sonuçlardan kaynaklanan kaygılara dayanmakta ise de somut gerçeklikten kopuk ve sübjektif olduğu görülmektedir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">En önemlisi, bütün bir Cumhuriyet tarihi boyunca bölgeye yapılamayan ve yaklaşık elli yılı aşkın bir süredir terör ve güvenlik meseleleri yüzünden aksayan ya da bilinçli bir şekilde engellenen yatırımların, bölgenin ekonomik kalkınması başta olmak üzere yaratacağı sosyal ve siyasal değişimden rahatsızlık duyan bir kesimin, söz konusu kaygıları yönetmek suretiyle <em><strong>mevcut durumu koruma<strong> </strong>ve sürdürme</strong></em> çabasının hakim olduğu görülmektedir. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Ne yazık ki, büyük oranda Türkiye’nin önemli metropollerinde örgütlü halde bulunan Varto Dernekleri Federasyonu’da, anılan kirli ve karanlık oyuna alet olmuş bulunmaktadır. Varto’nun ekonomik yönden kalkınması ve gelişmesi için çaba sarf etmesi gerekirken, ekonomik kalkınma ve gelişmenin, bilim ve teknolojinin karşısında yer almış; JES uygulamalarının ortaya çıkardığı çevre sorunları ile kaygıları bir propaganda malzemesi haline getirerek, projenin karşısında durmuştur. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Bunun sebeplerini bir sonraki yazımda detaylı olarak ele alacağım. Ancak şimdilik ileri sürülen kaygıların haklılık derecesini bilimsel raporlar ışığında ele almakla yetineceğim.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000"><strong>Bilimsel ve Teknik Raporlar Ne Diyor</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Varto’daki JES projesine karşı örneklem olarak kabul edilen JESlerin elektrik üretim süreçlerinde de beliren çevresel sorunlar ve halk sağlığına ilişkin etkiler, hem kamu kurumları hem de akademik çevreler tarafından kapsamlı bir şekilde raporlanmıştır. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Özellikle Ege Bölgesi’ndeki JES’ler üzerine odaklanan çalışmalar, denetim ve uygulama eksikliklerinin ciddi riskler yarattığını ortaya koymaktadır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000"><strong>Çevresel Etkileri</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">1. Hidrojen Sülfür Gazı: Santrallerden salınan bu gaz, çürük yumurta kokusuna benzer bir koku yayar ve hava kalitesini düşürebilir</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">2. Reenjeksiyon Sorunları: Kullanılan sıcak suyun tekrar yer altına basılmaması (veya yanlış yapılması), yer altı su kaynaklarının kirlenmesine ve toprak tuzlanmasına yol açabilir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">3. Akışkan İçeriği: Jeotermal akışkanlar doğal olarak bor, arsenik ve antimon gibi ağır metaller içerebilir. Bu maddelerin tarım arazilerine sızması ürün kalitesini etkileyebilir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">4. Mikro-Sismik Hareketler: Yer altına yüksek basınçlı su basılması, bölgede çok küçük ölçekli sarsıntıları tetikleyebilir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000"><strong>Halk Sağlığı Üzerindeki Etkileri</strong></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">1. Solunum Yolu Problemleri: Hidrojen Sülfür gazına uzun süre maruz kalmak; baş ağrısı, yorgunluk ve kronik solunum yolu rahatsızlıklarına neden olabilir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">2. Tarım ve Gıda Güvenliği: Özellikle Aydın bölgesindeki incir ve zeytin bahçelerinde, santrallerden çıkan buharın nem oranını ve toprak kimyasını değiştirerek verimi düşürdüğü yönünde yerel gözlemler ve akademik çalışmalar mevcuttur.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">3. Psikolojik Etkiler: Bölge halkı arasında gürültü kirliliği ve koku nedeniyle yaşam kalitesini düşebilir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Her ne kadar akademik çalışmalar ve yerel analizler, örneklem olarak kabul edilen bölgelerde, <em>“<strong>ağır metal kirliliği</strong></em>”, “<strong><em>tarım ürünlerinin kalitesi</em></strong>” ile halk sağlığı üzerinde <em>“<strong>yüksek radon değerleri</strong>”</em> ve ağır metal salınımlarının <em>“<strong>uzun vadede kanserojen risk</strong></em>” faktörü oluşturabileceği konulara işaret etmekte ise de Türkiye Bilimler Akademisi’nin “<em><strong>Jeotermal Enerji Teknolojileri Raporu</strong>”</em>; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu “<em><strong>Türkiye Çevre Sorunları ve Öncelikleri Değerlendirme Raporu (2023-2025)</strong>”</em> ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin <em>“<strong>Büyük Menderes Havzası Jeotermal Raporu</strong>”</em> gibi kurumsal raporlar, santrallerde <em>"<strong>kapalı devre</strong></em>”<em> <strong>(binary) sistemler ve tam reenjeksiyon</strong>”</em> kullanıldığı takdirde, söz konusu etkilerin minimalize edilebileceğine; ancak bunun sıkı denetim ve teknolojik standartlara uyulmasıyla mümkün olabileceğine işaret etmektedirler.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Öyle ise sorun JES’lerden değil, elektrik üretiminde<em>"<strong>kapalı devre" (binary) sistemler ve tam reenjeksiyon</strong>”</em> teknolojilerinin kullanılmaması ve denetim aksaklıklarından kaynaklanmaktadır. Öyle ise koparılan yaygaranın nedeni nedir?..</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 14:21:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/mustafa-firat-1776968548.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AİLEDE ÖNCE EŞ, SONRA ÇOCUK GELMELİ!</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ailede-once-es-sonra-cocuk-gelmeli-625</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ailede-once-es-sonra-cocuk-gelmeli-625</guid>
                <description><![CDATA[AİLEDE ÖNCE EŞ, SONRA ÇOCUK GELMELİ!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Mutluluğun kaynağı evde başlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mutlu bir yuva her şey demektir…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evdeki huzurun kadar yaşarsın hayatın güzelliğini</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mutluysan her şey güzeldir; insanlar güzeldir, işler kolaydır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mutsuzsan eğer, her şey kötüdür!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanlar kötüdür, yalancıdır, içten pazarlıklıdır, güvenecek kimse yoktur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dünya yaşanması zor bir yerdir, her şey zordur, güçtür…</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evde önce eş gelmeli, sonra çocuklar…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü hastane odasına düşmeye görün!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Pijamanızı değiştirecek tek kişi eşiniz olacaktır…</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsana en yakını eşi olmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eşinizden sakladığınız bir sır olmasın,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gizli, saklı bir dolap çevirmeye değmez inanın,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Üstelik güvenin yıkımı en acı yıkımdır…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sır olacak işler yapmaya,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüzüne söylenemeyen sözlerin başkasına söylenmesine,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hiç gerek yoktur…</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutma ki, en harika kadın senin karın, senin kocandır</span></p>

<p><span style="color:#000000">En güzel kadın da senin kadınındır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kalbini, gönlünü, gözünü ve ellerini yıkamakla gitmeyecek kadar kirletme</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fayda etmez son pişmanlığın ele güne rezil olursun, değerin düşer ayaklar altına</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevginin ahı bulur sonra seni, peşini bırakmaz</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cefayı çeken de sen, acıyı çeken de sen olursun</span></p>

<p><span style="color:#000000">Vefayı ise ödeyemezsin, borcun kalır…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonra ne unutabilir ne de unutturabilirsin bazı şeyleri,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüreğini de avutamazsın bir boşluk olur avuçlarının içinde</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tutmak istedikçe uzaklaşırsın…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yanında olmak istedikçe kaybedersin</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve unutma, huzur da öyle kolay bulunmaz hiçbir zaman</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimi yoklukta doya doya yaşar sevdasını</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimisi bolluğun içinde bulamaz candan bir seveni…</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevmek,</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanları olduğu gibi kabul edebilmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevgi ve aşk dünyadaki en büyük güçtür,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şiddet, bu duyguların eksikliğinden çıkar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve aşk, tüm insanlara yakışan en güzel duygudur…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Doya doya,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kana kana,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Avuç dolusu bir çeşmeden su içer gibi..</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hepimize kısmet olsun aşkın şerbeti</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve mutlu bir yuva…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 22:47:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İNANÇTA ÇİFTE STANDART, EŞİTLİKTE SINAV</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/inancta-cifte-standart-esitlikte-sinav-624</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/inancta-cifte-standart-esitlikte-sinav-624</guid>
                <description><![CDATA[İNANÇTA ÇİFTE STANDART, EŞİTLİKTE SINAV]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumların gerçek sınavı, farklı inançlara nasıl yaklaştıklarıyla ölçülür. Hele ki mesele Aleviler ve cemevleri olduğunda, yıllardır süren bir eşitlik arayışı karşımıza çıkmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet bizim devletimizdir. Anayasa’ya göre bu ülkenin eşit yurttaşlarıyız. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Vergimizi ödüyor, yurttaşlık sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak sıra Alevilerin taleplerine, cemevlerinin yer tahsisine, yapımına ve desteklenmesine gelince aynı eşitliği görmekte zorlanıyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-28%20at%2021_09_08%20(1).jpeg" style="height:599px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Diyanet İşleri Başkanlığı güçlü bütçesi ve kurumsal yapısıyla hizmet üretirken, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yalnızca adında “<strong><em>Alevi-Bektaşi</em></strong>” geçmesi yeterli değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu başkanlık, hizmette de güçlü olmalı; bütçesiyle, yetkisiyle ve yaptırım gücüyle Alevi kurumlarının gerçek ihtiyaçlarına cevap verebilmelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde sınırlı imkânlarla kalması yerine, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı, güçlü bütçeye ve etkili yetkiye sahip bir yapıya kavuşturulması daha doğru olacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve Sayın Devlet Bahçeli’nin cemevleriyle ilgili verdikleri destek önemlidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak bu desteğin kalıcı ve kurumsal hale gelmesi gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-28%20at%2021_09_08%20(2).jpeg" style="height:459px; width:800px" /> </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilerin beklentisi ayrıcalık değil; eşit yurttaşlık hakkının gereğinin yapılmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemevleri bu ülkenin inanç merkezleridir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler bu devletin asli unsurlarıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Devletin görevi, bütün inançlara eşit mesafede durmak ve hiçbir yurttaşını inancından dolayı eksik hissettirmemektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-28%20at%2021_09_08.jpeg" style="height:402px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Artık mesele ertelenecek bir mesele değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnançta çifte standart bitmeli, eşitlik kâğıt üzerinde değil, hayatın içinde karşılık bulmalıdır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 22:30:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EVLİLİK OKULLARI AÇILMALIDIR!</title>
                <category>Aşk Yazarı Mustafa Çifci</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/evlilik-okullari-acilmalidir-623</link>
                <author>mustafacifci@hotmail.com (Aşk Yazarı Mustafa Çifci)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/evlilik-okullari-acilmalidir-623</guid>
                <description><![CDATA[EVLİLİK OKULLARI AÇILMALIDIR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">İnsanlık tarihinde <strong>evlilik hep kutsal</strong> sayılmıştır ama buna rağmen kadınlar her dönem şiddet görmüş, evli kadınlar daha çok acı çekmiş, zaman zaman köle gibi insanlık dışı uygulamalara maruz kalmışlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Oysa gerçek olan şudur ki: kadınlara eziyet edenleri de bir kadın doğurmuştur. </strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Aile kurumu tekrar ele alınmalı, ailenin daha sağlıklı yarınları için <strong>evlilik okulları açılmalıdır.</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Evlenecek adaylar bu okullarda “<strong>karı- koca</strong>” olmanın anlamını kavrayacak başta duygusal bütünleşme, gebelik, çocuk bakımı, cinsellik, stres yönetimi, yatırım, tasarruf gibi aile olmanın gerektirdiği her şeyi kapsayan bir eğitimden geçmelidir. Evlenecek adaylara <strong>eğitim programı zorunlu olmalıdır. Sadece eğitimi tamamlayanlara evlilik- nikâh izni verilmelidir. </strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Evlilik, harika bir şeydir çünkü </strong>sürekli yanında bir sevdiğin, bir dostun, bir arkadaşın bulunması demektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Evlilik, uyum sağlanan bir eşle hayatı muhteşem kılan bir birliktelik demektir. Tersi olduğunda ise, tüm hayatı olumsuz etkileyen çıkmaz bir sokak gibidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Evlilik, sadece fiziksel güzelliğin ve aşkın gözü körlüğünden kurtarılmalıdır.</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Nişanlılık döneminde tamamen doğal, olduğu gibi olunmalıdır. İnsanı tanımak öyle kolay değildir. Yıllarca evli kalanlar bile bunu başaramazlar. Çünkü insanın gerçek iç yüzü, çıkarlarına zarar gelince, aradaki bağlar kopunca ortaya çıkar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Lüks yerlerde görgü kuraları içinde kibar davranışlarla, süslü püslü giyimlerle, seksi oluşlarla iki kişi birbirini tanıyamaz. Örneğin eller ne kadar narin olursa olsun, evlendikten sonra o eller çocuğun bezini değiştirecektir. Flört dönemi gezmek, eğlenmek değil tamamen eş olacak adayı tanımaya yönelik olmalıdır çünkü her iki tarafta anne baba adayıdır. Duyguların uyuşması ve gelecek planların ortak olması yönünde tanışma en üst seviyede yaşanmadan karar verilmemelidir. Çünkü evlendikten sonra gelin daha güzel görünmeyecek, damat daha yakışıklı olmayacaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Nikahta şahit olma ne işe yarıyor?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Nikâhlarda şahit olma bir işe yaramıyor. Şahit olan, şahit olduğu kişinin az çok ruhsal tarafını tanıdığını, yaşadığı olumsuz olaylarda gösterdiği tepkiyi anlatabildiği birkaç yaşanmış olayını tüm davetlilerin önünde anlatmalıdır. Olaylara nasıl tepki verdiğini, insanlara nasıl yaklaştığını o davette az çok herkesin bir bilgisi olmalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şahit olacak kişinin tanınmış birisinden seçmek ise tam bir çıkmaz sokak gibidir. Şahit olacak kişi tanınmış olunca evliliğe bir katkısı mı olacak? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hayır!<strong> </strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Çünkü nikâhta söz vermekle evlilik devam etmez</strong>. İlişkilerin devamını ve evliliğin geleceğini eşlerin birbirine davranışları, saygılı olmaları ve sadakatleri belirleyecektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Adam olmanın anlamı nedir?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanın değeri bilgiyle ölçülür ama şunu da unutmamak gerekir; toplumda, iş yerlerinde, aile ve akraba çevresinde insanın değeri haddini bilme, hoşgörüsü, terbiyesi, saygı gösterisine göre tayin edilir. Bu saygının diploma ile ilgisi yoktur. Hani derler ya, “okumuş ama adam olamamış” diye, bu yüzden içsel gelişmenin, kişinin olgunlaşması son derece önemlidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aile içinde adam olmak ise, eşine, yuvasına sahip çıkmakla aynı anlama gelir. <strong>Sahip çıkma, duygusal bütünleşmeyle mümkündür.</strong> Bu bütünleşme olmadığı sürece eşler kendi içlerinde yalnızlık çekecekler ve adım adım ayrılığa doğru gideceklerdir. Evlilik okulu bu düşünceyi verebilmelidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Aile nedir?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Aile demek, birbirlerini incitmeden sevebilecek yuva demektir. Eş demek, gidilen her yerde onu da temsil etmek demektir. Eşe gelen olumsuz her davranışta eşin hakkına sahip çıkabilmeyi, aynı safta yer almayı zorunlu kılar. Evlenen kişi kendi anne babası gibi yeni bir kök aile kurmuş demektir. <strong>Ailede sevginin yolu kötü anlarda eşini kırmamaya, hataları kabul etmekle korunabilir</strong>. Eşlerin duygusal zekâya sahip olması ise tüm evliliği kurtarandır. Duygusal zekâ dediğimiz şey ise; eşini anlayabilmek, dinleyebilmek, duygudaşlık yapabilmek ve tepkisine ters tepki vermeden eşinin neden öyle davrandığını anlamaya çalışmaktır. Ve unutmamak lazım gelir ki, <strong>eşlerin birbirlerini sevdiğini hissetmeleri evliliğin en güçlü tarafını oluşturur</strong>. Bu duyguyu hisseden çiftler ne kadar kavga etmiş olsalar da, kavganın sonunda birbirlerine dargınlık gütmezler ve sevginin insana güç veren en büyük etki olduğunu kalplerinde hissederler. <strong>Sevgi iyileştirir</strong> dediğimiz de budur; yalnız olmadığını hisseden çiftin mutluluğu hep sımsıcak olur…</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Evlilik okulu neyi vermeli?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Evlilik okulu; <strong>“Ya benimsin ya da kara toprağın” </strong>mantığının asla aşk olmadığını, kıskançlığın sevgiyle ilgisi olmadığını, ruhsal bir hastalık durumu olduğunu ve tedavi gerektirdiğini, insanın evlenince değişmeyeceğini, kötü giden evliliği çocuk yapınca iyi olmayacağını, bugün iyi olan duyguların yarın tam tersi olabileceğini anlatması esas olmalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğitim sürecinde mutlaka kişilerin görülmez olumsuz ve hastalıklı tarafları ortaya çıkacak, böylece bir tedavi sürecinin de başlamasına vesile olacaktır. Eğitim sonunda konunun uzmanları adayın evliliğe hazır olup olmadığını tespit etmeli, hazır değilse tekrar eğitim alması sağlanmalıdır. Bu yüzden evlilik okulları bir an evvel hayata geçirilmelidir. Hafta içi birkaç saat, hafta sonları tam gün gibi uygulamalar olabilir. Hatta bu okullara eğitim için gidecek çalışanlara izin durumları da yasal haklar içine alınmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evlilik okulları mutlaka kamu tarafından yapılmalıdır. Özel işletmeler bunun anlamını veremez çünkü sonuç topluma hizmet için değil daha çok maddi gelir elde etmeye yönelik olur. Örneğin bizim okula gelecek çiftlere hediyeler verilecek diye olayın özü pazarlamaya yönelme potansiyeli vardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumun huzuru mutlu aileden geçer, mutlu aile mutlu bireylerden oluşabilir. Yarınlar eğitimlerle güvence altına alınmalıdır. Bireyin olgunluk seviyesine ulaşması için eğitim gereklidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Her insan sevgi ve şiddeti kendi yüreğinde taşır. Bu duygularını aile içinde ve eşle nasıl paylaşması gerektiğini bu okullarda verilmesi son derece önemlidir. Çünkü kadınlar, şiddeti en çok evliliğin içinde ve boşanma süreçlerinde yaşadıklarını görüyoruz. Daha mutlu, daha sağlıklı toplum için bireyin eğitimi, yaşamdan tat alması, hayalleri ve sevgiyi hissetmesi yarınlar için çok önemlidir. Kişi, hayatın güzel ya da kötü olduğunu evdeki huzur seviyesi kadar hissedebilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eşinde kusur arayan kişi kendi kusurunu göremez. Eşinin beğenmediği yönlerini sürekli dile getirerek değil, beğendiği yönlerini çoğaltarak aile olunur. Herkesin bir kusuru vardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Ey Yüce Tanrım</strong>, bizleri kıymet bilen, değer veren, merhamet sahibi, aile insanı olan eşlerler karşılaştır. </span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 10:07:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/ask-yazari-mustafa-cifci-1777273645.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VARTO’DA JES GİRİŞİMİ KARŞITLIĞININ FOTOĞRAFI</title>
                <category>Mustafa Fırat</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/vartoda-jes-girisimi-karsitliginin-fotografi-622</link>
                <author>mfirat65@gmail.com (Mustafa Fırat)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/vartoda-jes-girisimi-karsitliginin-fotografi-622</guid>
                <description><![CDATA[VARTO’DA JES GİRİŞİMİ KARŞITLIĞININ FOTOĞRAFI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left:71px">&nbsp;</p>

<p><strong>1. Enerji Üretiminde Küresel Eğilim</strong></p>

<p><span style="color:#000000">Son yıllarda dünya enerji piyasasında jeotermal kaynaklara yönelim giderek artmaktadır. İzlanda’dan ABD Nevada’ya, Kenya’dan İtalya’ya kadar birçok ülke, jeotermali hem temiz enerji üretimi hem de stratejik mineral kaynağı olarak görüyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) raporlarına göre, jeotermal enerji yalnızca elektrik üretiminde değil, aynı zamanda ısıtma, soğutma ve lityum gibi kritik minerallerin üretiminde de öne çıkıyor. Bor ve Lityum gibi stratejik madenler, elektrikli araçların piyasaya girmesiyle birlikte, elektrik enerjisinin depolanması açısından giderek önem kazanmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dünya’da giderek jeotermal enerjiye artan ilgi ve özellikle elektrikli araçların piyasaya girmesiyle birlikte, batarya üretimi için gerekli olan Bor ve Lityum madenlerine duyulan ihtiyaç, jeotermal enerji üretimini çok yönlü bir alternatif enerji haline getirmiş bulunması, Türkiye’nin enerji politikalarını etkilediği gibi, Türkiye’deki yatırımları da doğrudan etkilemektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>2. Türkiye’de Jeotermal Enerji Politikaları </strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">24 ve 25 Nisan tarihlerinde Muş’un Varto ve Bingöl’ün Karlıova ilçelerinde, Jeotermal elektrik üretim çalışmalarına karşı büyük iki kitlesel eylem, çevreci duyarlılığı gündeme getirmiş bulunmakla birlikte; Türkiye’nin jeotermal enerji üretimi konusundaki politikalarını da tartışma alanına sokmuş bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye, jeotermal enerji potansiyeli açısından Avrupa’daki ülkeler içinde en ön sıralarda yer almaktadır. MTA’nın raporlarına göre Batı Anadolu’da olduğu gibi Doğu Anadolu’da da ciddi jeotermal rezervler bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Söz konusu rezervleri dikkate alan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2008’de <em><strong>Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu</strong></em> ile Jeotermal enerji üretimi konusunda özel sektör girişimlerinin önünü açarak, özel sektörün kaynakları ve yatırımlarıyla Jeotermal enerji üretimini geliştirme politikalarını benimsemiş bulunmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Enerji Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’deki jeotermel kaynakların %78’inin Batı Anadolu’da, %9’ unun İç Anadolu, %7’ Marmara bölgesinde ve % 5’i Doğu Anadolu’da bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Doğu Anadolu’da jeotermal enerji üretme girişimi, petrol ve gaz sektöründe önemli bir deneyime sahip Geolog International’ın altyapısını kulanan, uluslararası bir enerji girişimi olan Ignis H2 Enerji Şirketi’nin 2023’te Bingöl Kaynarpınar’da jeotermal enerji üretme ruhsatı almasıyla gündeme gelmiştir.. </span></p>

<p><span style="color:#000000">2030 yılına kadar,1 GW üretilebilir jeotermal rezerv portföyü oluşturmayı hedefleyen şirket 2025’te ilk jeotermal arama kuyusunu başarıyla tamamlamış ve akabinden Varto’da 16 köyü kapsayan jeotermal enerji üretimi için gereken ruhsatı alarak, jeotermal enerji için sondaj hazırlıklarına girişmiş bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şirketin sondaj programı başlatmasıyla birlikte, önümüzdeki ay Varto’da hayata geçirilecek olan sondaj girişimlerine karşı, yerel halk çevrenin zarar göreceği, akarsuların ve toprakların kirleneceği ve dolayısıyla tarım ve hayvancılığın zarar göreceği iddiası ve kaygılarıyla karşı çıkmaktadırlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>3. Jeotermal Enerji Karşıtlığı: </strong><em><strong>“Suyuma, Havama, Toprağıma Karışma”</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Varto’da Projeden etkilenecek köylerin öncülüğünü yapan, ekoloji platformu aktivisti ve aynı zamanda Rakasan(Güzelkent) muhtarı Çayan Dursun’un zikrettiğimiz gerekçeler ve kaygılarla başlattığı girişimler, toplumun tüm kesimleri tarafından sahiplenilir duruma gelmiş bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, köylülerin sivil insiyatifiyle gelişen ve yerel halkın kaygılarını dile getiren, söz konusu duyarlığa, bir kesimin etnik, kültürel, dini ve siyasi motivasyonlarla müdahil olma girişimi, her ne kadar başarısızlıkla sonuçlanmış ise de JES projesine karşıtlık üzerinden gelişen çevreci duyarlığın siyasi, kültürel ve dini boyutları tartışma alanına girmiş bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Allahtan yerinde ve zamanında yaptığımız uyarılar sonuç vermiş ve yerel halkın sivil insiyatifiyle ortaya çıkan JES karşıtlığı, kendi mecrasında kalabilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Varto’da Jeotermal enerji üretimine karşı gerçekleştirilen mitingde en dikkat çeken sloganlar:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Havama, Suyuma, Toprağıma Dokunma”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Non, Torak, Tezek” dövizi</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunları bu yazının devamındaki yazılarımızda ekenomik, sosyal ve siyasal içerikleriyle tartışacağız. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat şimdilik mitingin en önemli fotoğraf karesinin neyi ifade etmekte olduğunun altını çizelim.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>4. Varto’da Jeotermal Enerji Üretimi Karşıtlığının Fotoğrafı</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Varto’da 24 Nisan günü, miting alanından çekilen aşağıdaki fotoğraf, çevreci bir duyarlılığı ifade ettiği gibi, Vartoluların geleceğe dair umutlarını, beklentilerini, çözüm arayışlarındaki yaklaşımlarını da açıkça gözler önüne sermektedir: </span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/Varto.png" style="height:445px; width:800px" /></span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Fotoğraftan da görüleceği gibi, miting alanında Türk bayrakları altında toplanan protestocuların çevreci duyarlılıkları taşıyan pankart, döviz, slogan dışında her hangi bir siyasi parti bayrağı, flaması, sloganının görülmemesi ve duyulmaması; söz konusu çevreci eylem vasıtasıyla Vartoluları devlet ve milletle karşı karşıya getirmek gibi gizli amacı olan bazı karanlık güçlerin oyunlarına gelmediklerini göstermektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir Varto’lu okurumun söz konusu eylemler nedeniyle yazdığım bir yazıya yazdığı şu değerli yorum, oldukça kıymetli: </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em>40 yıldır Varto’nun havasını, suyunu, toprağını Vartolu’ya zehir eden bir anlayışla karşı karşıyayız. Vartolular 40 yıldır hayvancılık ve tarım yapamamaktadır. Köylülerimiz terör nedeniyle hayvanlarını satıp ya Varto da esnaf veya taksici oldular ya da Büyükşehirlere göçtüler. Terör nedeniyle ülkenin en geri ilçelerinden biriyiz. Çarşımız ve pazarımız halen bir köy ölçeğindedir. Bu geriliğin faili sadece devlet olarak açıklanamaz zira terörün sahnede olduğu hiçbir yerde devlet yatırımı olmaz. Ancak nedense 40 yıldır bu duruma ses yükselten olmuyor. Vartolu 40 yıldır zulüm içinde”</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Vartolular ilk kez bu duruma ses yükseltmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi tam da bu noktadan sonra, bundan sonraki yazılarımın merkezini oluşturan JES projesinin yararları, riskleri, çevre üzerindeki etkilerini; uygulanması durumunda, bölgenin kalkınması ve gelişmesi konusunda yapacağı etkileri konusunu enine boyuna ele alıp tartışabiliriz.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 09:22:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/mustafa-firat-1776968548.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VARLIĞIN SON SINIRI: SİDRETÜ\&#039;L-MÜNTEHA</title>
                <category>Meryem Gülbetekin</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/varligin-son-siniri-sidretul-munteha-621</link>
                <author>mrymglbtkn76@gmail.com (Meryem Gülbetekin)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/varligin-son-siniri-sidretul-munteha-621</guid>
                <description><![CDATA[VARLIĞIN SON SINIRI: SİDRETÜ\'L-MÜNTEHA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">İslam kozmolojisinde ve tasavvuf düşüncesinde, aklın durduğu, kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir "eşik" vardır. Bu eşik, Necm Suresi’nde zikredilen ve "son sınır" anlamına gelen Sidretü’l-Münteha’dır. Peki, sadece bir ağaç mıdır bu, yoksa varlığın hakikatine açılan bir kapı mı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nedir Bu "Son Sınır"?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Lügat manasıyla "en uçtaki kiraz/lulu ağacı" anlamına gelen Sidre, Miraç hadisesinin kalbidir. İslam alimlerinin ittifakıyla bu nokta, yaratılmışların bilgisinin tükendiği, melaikenin dahi ötesine geçemediği bir huduttur. Cebrail’in (a.s) Hz. Muhammed’e (s.a.v), "Buradan öteye bir adım daha atarsam yanarım" dediği o muazzam makamdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kozmik ve Metafizik Anlamı</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sidretü’l-Münteha, sadece mekansal bir bitiş çizgisi değil, aynı zamanda bilginin ve amellerin yükseldiği son nokta olarak kabul edilir. Tefsir geleneğinde bu kavram üç temel boyutta ele alınır:</span></p>

<ol>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">İlmin Sınırı: Melaike ve peygamberler dahil, mahlukatın ilmi burada son bulur. Ötesi "Gayb-ı Mutlak"tır; yani sadece Allah’ın bildiği sahadır.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Amellerin Menzili: Dünyadan yükselen salih amellerin ulaştığı ve yukarıdan inen hükümlerin alındığı merkezdir.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Vuslatın Eşiği: Hz. Peygamber’in "imkan" dairesinden çıkıp "vücub" dairesine, yani Allah’ın cemaline en yakın olduğu makamdır.</span></p>
	</li>
</ol>

<p><span style="color:#000000">Kalbe İnen Nurlar</span></p>

<p><span style="color:#000000">Necm Suresi’nde belirtildiği üzere, "Sidre’yi kaplayan kaplıyordu" (Necm, 16). Tasavvufta Sidre, kulun kendi varlığından geçip Hak’ta fani olmaya yaklaştığı son mertebe, "kesretin" (çokluğun) bitip "vahdetin" (tekliğin) başladığı yerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eşiğin Ötesindeki Teslimiyet</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sidretü’l-Münteha bize şunu fısıldar: İnsan ne kadar yükselirse yükselsin, ne kadar keşfederse keşfetsin, bir noktada "dur" denilecek bir sınır vardır. Bu sınır, kibrin bittiği ve mutlak acziyetin başladığı yerdir. Modern dünyanın her şeyi rasyonalize etme çabasına karşın Sidre, evrende hala "sır" olanın ve sadece imanla kavranabilecek olanın varlığını hatırlatır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kaynakça • Kur'an-ı Kerim: Necm Suresi, 13-18. Ayetler. • Taberi, Muhammed b. Cerir: Câmiu’l-Beyân fî Te’vîli’l-Kur’ân, Necm Suresi Tefsiri. • Elmalılı Hamdi Yazır: Hak Dini Kur’an Dili, Azim Dağıtım, İstanbul. • Müslim: Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman (Miraç Hadisi bölümü). • TDV İslam Ansiklopedisi: "Sidretü’l-Münteha" maddesi, Cilt 37.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 22:45:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/07/meryem-gulbetekin-1753709226.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KANADIN KIRILSIN</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kanadin-kirilsin-620</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kanadin-kirilsin-620</guid>
                <description><![CDATA[KANADIN KIRILSIN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Son zamanlarda, ne yazık ki alışık olduğumuz bir tablo yeniden karşımızda:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilere yönelik kin, nefret ve ayrıştırıcı dil…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumu bir arada tutması gereken kalemler, kimi zaman en derin yaraları açan araçlara dönüşüyor. Söz, birleştirmek yerine ayrıştırdığında; fikir, hakikati aramak yerine öfkeyi büyüttüğünde, sadece bir kişiye değil, bir inanca, bir toplumsal hafızaya da zarar verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cumhuriyet yazarı olarak bilinen Mine Kırıkkanat’ın, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında inancı üzerinden kullandığı ifade; eleştirinin sınırlarını aşan, doğrudan bir kimliği hedef alan bir söylem olarak hafızalara kazındı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eleştiri elbette olacaktır. Siyaset, eleştiriyle beslenir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak bir insanın inancı üzerinden hedef alınması; ne gazetecilikle, ne fikir özgürlüğüyle, ne de demokratik kültürle açıklanabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu tür söylemler, yalnızca bir kişiye yönelmiş gibi görünse de, aslında milyonlarca Alevi yurttaşı incitir. Çünkü mesele bir isim değil, bir kimliktir. Bir inancın küçümsenmesi, toplumun ortak vicdanında derin çatlaklar oluşturur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Burada asıl sorulması gereken soru şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyaset kurumu ve özellikle Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi bu tür söylemler karşısında nasıl bir duruş sergileyecek?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha önce çeşitli konularda hızlı refleks gösteren, kamuoyuna net mesajlar veren siyasi irade;<br />
bu olay karşısında da aynı kararlılığı gösterecek mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yoksa sessizlik, bu tür söylemlerin dolaylı bir kabullenilişi olarak mı algılanacak?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumsal barış, sadece büyük sözlerle değil; küçük ama net tavırlarla korunur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir hakaret karşısında gösterilecek duruş, sadece bugünü değil, yarının toplumsal iklimini de belirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi toplumu, tarih boyunca bu ülkenin vicdanı olmuş;<br />
sevgi, hoşgörü ve insan merkezli bir inanç anlayışıyla varlığını sürdürmüştür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle Alevilere yönelik her nefret söylemi;<br />
sadece bir topluluğa değil, bu ülkenin birlik ruhuna yönelmiş bir tehdittir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün ihtiyaç duyulan şey;<br />
daha fazla öfke değil, daha fazla sorumluluktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha fazla ayrıştırma değil, daha güçlü bir toplumsal birliktir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kalemler kırmak için değil, köprü kurmak için vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve unutulmamalıdır ki;<br />
söz yaralar açabilir,<br />
ama doğru söz, o yaraları da iyileştirebilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi herkes için bir sınav zamanı:<br />
Ya susarak bu dili büyüteceğiz,<br />
ya da açık ve net bir duruşla, bu dili tarihe gömeceğiz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son söz:<br />
Kanadı kırık olanlara karşı bizim de sözümüz nettir;<br />
kinle değil, duruşla cevap veririz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama bilinmelidir ki;<br />
kanadı kırık diyene, bizim de cevabımız şudur:<br />
“<em><strong>Kanadın kırılsın.</strong></em>”</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 14:32:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MANEVİ DEĞERLER NEDEN ÖNEMLİDİR?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/manevi-degerler-neden-onemlidir-619</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/manevi-degerler-neden-onemlidir-619</guid>
                <description><![CDATA[MANEVİ DEĞERLER NEDEN ÖNEMLİDİR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Manevi değerlerin insan hayatında çok önemli bir yeri vardır. Özellikle de 5-15 yaş arası dönemde çocuklara ve gençlere ne verdiyseniz onu alırsınız. Eğer eğitimde bireyciliği esas alıp, yardımlaşma ve dayanışmayı ikinci plana koyarsanız insani duyguları yok edersiniz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Siverek ve Maraş’daki okullarda meydana gelen silahlı saldırılar da bunun sonucudur. Elbette; bunda küresel kapitalist kültürün de etkisi var. Zira öyle bir çağda yaşıyoruz ki, olumsuz bir örnek saniyeler içinde bütün dünyaya yayılmaktadır.&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Özellikle de oyun adı altında çocukları ve gençleri hemen etkileyebilecek içerikler her an okuyacağınız haberin başlangıcında, ortasında, sonunda karşınıza çıkmaktadır.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Çocuklara ve gençlere kötü örnek olabilecek bu tür oyunların ya da görsellerin denetimden geçmesi gerekir. RTÜK aracılığı ile televizyonlar denetleniyor da sosyal platformlardaki olumsuz görseller ve filmler neden denetlenmesin?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Çocukları ve gençleri koruyucu önlemler alındıktan sonra hem ailelere hem de çocuklara manevi değerlerin öğretilmesi gerekir.</span><span style="color:#ed7d31"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;</span></span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Ancak manevi değerler derken, bu alanlara hemen tarikat ve cemaatler doldurulmasın.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Onların ailelere, çocuklara ve gençlere verebileceği bir manevi değer yoktur. Din adı altında karşıdaki insanın inancını küçümseyen, dışlayan hatta düşmanlaştıran nesiller yetiştirmeyi amaçlamaktadırlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Çünkü; onların amacı manevi değerleri ya da dini öğretmek değil, kendi sömürü düzenini kurmaktır.&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Onlar için ne kadar fazla “Mürit-taraftar” olursa o kadar para kazanacaklardır. Bunun üzerinden de siyaset makamı ile pazarlık yapıp taraftarlarının oylarını paraya çevireceklerdir.&nbsp;</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Kurdukları şirketlere ihaleler alacaklar, devlet kurumlarına mallarını satacaklar, güvendikleri müritleri de devlet kurumlarında kilit noktalara getireceklerdir. Böylece, tarikat adı altında ticaret-siyaset-menfaat düzenlerini sağlama almış olacaklardır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Bu tarikatların sahibi oldukları şirketlerde karın tokluğuna işçi çalıştırılmaktadır.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Bu işyerlerinde Sendikal haklar, sosyal haklar diye bir şey yoktur.&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Çok koyu bir emek sömürüsü vardır.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Bugün Türkiye’deki tarikat ve cemaatlerin yaptıkları aynen yukarıda anlattığımız gibidir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">İkinci bir yanlış ise, din eğitimi adı altında 5-6 yaş arasındaki çocukların tarikatların elinde bulunan cami ve medrese türü ana okullarına yönlendirilmesidir. Beş-altı yaşındaki bir çocuğa daha doğru dürüst Türkçeyi öğrenmeden Arapça Kur’an sureleri ezberletilmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Beş yaşındaki bir çocuğa bilmediği bir dil üzerinden sözde din eğitimi verilmektedir.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Oysa, bu yaştaki çocukların eğlenmesi, oyun oynaması ve arkadaşları ile paylaşmayı ve yardımlaşmayı öğrenmesi gerekir. Bu çocukların gidecekleri yer medreseler değil, kreşlerdir. Burada yapılması gereken hem devlet kurumlarının hem de belediyelerin kreş ihtiyacını karşılaması ve bu hizmetlerin çok az bir ücret karşılığında yapılmasıdır. Sosyal devlet de bunun için vardır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Çocuklara elbette ki din ve ahlak bilgisi verilmelidir. Ancak bunun ilk önce ailesi tarafından verilmesi gerekir.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Bütün dinler, insanların iyi ahlak sahibi olmasını, anneye ve babaya saygılı olmasını öğütler. Yine aynı şekilde bütün dinler, insan sevgisi, doğa sevgisi ve Tanrı sevgisi üzerine inşa edilmiştir. Ünlü tasavvuf ozanımız Yunus Emre bunu tek bir cümlede özetlemiştir.&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">“Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” demiştir.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Yunus Emre’nin bu sözü, hem Tevrat hem İncil hem de Kur’an’ı Kerim’de yer alan ayetlerin bir sözü ve özüdür.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Bütün kutsal kitaplarda insan öldürmek, yalan söylemek, komşuya ve malına yan gözle bakmak yasaklanmıştır</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">. O halde, “toplumun yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğu” bir ülkede bir çocuk nasıl olur da</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">eline silah alıp sınıf arkadaşlarını katledebilmektedir?</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Burada bir yanlışlık yok mu? Demek ki, dinin özünü ve kadim kültürümüzü çocuklarımıza verememişiz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Yaşadığımız topraklarda&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">“Anadolu irfanı”&nbsp;</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">diye bir deyim vardır. Bu deyim boş yere söylenmiş bir söz değildir. Bu topraklar onlarca medeniyetin kök saldığı bir coğrafyadır. Buradaki medeniyet, Amerika gibi iki yüz yıllık bir geçmişe değil, binlerce yıl öncesine dayanan bir medeniyettir. Bu topraklardaki insanlar paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma gelenekleri ile bugüne gelmişlerdir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Ama, maalesef insanlarımız bu gelenekten kopartılmıştır. Bu geleneğimizin devam ettirilmesi; ancak kültürlü ve bilinçli bir gençliğin yetiştirilmesi ile sağlanabilir. O nedenle çocuklarımıza önce bize ait olan bu ortak kültürümüzü vermemiz gerekir.&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Bu toprakların yetiştirdiği Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Yunus Emre, Abdal Musa gibi manevi, dini</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">önderlerimiz ve ozanlarımız var</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">. Önceliğimiz, Çocuklarımıza bu önderlerimizi anlatmamız ve tanıtmamız gerekir. Bunlar ortak değerlerimizdir.&nbsp;</span><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Anadolu irfanı, bu değerlerin bütünüdür.</span></span><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">&nbsp;Örneğin; Hacı Bektaş Veli’nin insan ve doğa sevgisi ile ilgili sözlerine kim karşı çıkabilir?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Makalemizi Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre’nin veciz sözleri ile tamamlayalım.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">“İNCİNSEN DE İNCİTME”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">“YARADILANI SEVERİZ, YARADANDAN ÖTÜRÜ”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 00:02:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VARTO\&#039;DA JES PROJESİNE KARŞI MIYIM?</title>
                <category>Mustafa Fırat</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/vartoda-jes-projesine-karsi-miyim-618</link>
                <author>mfirat65@gmail.com (Mustafa Fırat)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/vartoda-jes-projesine-karsi-miyim-618</guid>
                <description><![CDATA[VARTO\'DA JES PROJESİNE KARŞI MIYIM?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Berlin Varto Kültür Ve Dayanışma Derneği sayfasında Erkan Tolay’ın şahsıma yönelik çağrıya cevabımdır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Değerli Berlin Varto Kültür ve Dayanışma Derneği sayfası takipçileri, takipçisi olduğunuz sayfada şahsıma bir çağrı yapıldığı için cevap hakkı doğmuş bulunmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat görüyor ve anlıyorum ki, mesele JES projesi ve tepkiler iken, her nedense söz dönüp dolaşıp Mehmet Şerif Fırat'a getiriliyor ve hadsiz bir takım ifadeler kullanılıyor. Merak etmeyin her birine topluca cevap vereceğim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öncelikle Efkan Tolay'ın çağrısı üzerine söyleyeceklerimi ifade edeyim ki konu biribirine karışmasın.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bundan bir kaç gün önce Varto'da hayata geçirilmek istenen JES projesi ile ilgili bir iki paylaşımda bulunmuş idim. Söz konusu paylaşımlarda özetle JES projesine karşı köylülerimizin haklı eylemlerini ve karşı çıkış gerekçelerini bir takım siyasi aktörler tarafından bilinçli olarak, kirli siyasi emellerine alet edildiğini, JES karşıtlığı üzerinden toplumumuzun devletle karşı karşıya getirildiğini, söz konusu karşıtlığın ortaya çıkardığı gerilimler üzerinden, karanlık ve kirli bir siyaset yürütüldüğünü ve hatta CHP'li bir takım siyasi aktörler öne sürülerek Hormek Coğrafyasının PKK ve DEM'e karşı olan direncini kırmak, yönetmek ve nihayet DEM-PKK çizgisine teslim etmek amacı güdüldüğünü yazmış ve bu hususta bölgede iki dönem milletvekili adayı olmam hasebiyle üzerime düşen görev ve halkımıza karşı sorumluluğum gereği anılan kirli siyaseti deşifre etmek, toplumu uyarmak zorunda kaldığımı ifade etmiştim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat öyle anlaşılıyor ki, bunu ifşa etmek bazı insanların hoşuna gitmemiş olacak ki, meseleyi bel altı vurarak, geçmişi kaşıyarak küfrederek, tehdit ederek, başka başka boyutlara taşıyarak meseleyi özünden saptırmaktadırlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buradaki maksat da gayet açıkça anlaşılıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunun temel nedeni, andığım kirli ve karanılık siyaseti ifşa etmiş olmam.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir kez daha madde madde söyleyeyim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">1. Ben söz konusu paylaşımlarımda JES'i olumlu gördüğümü desteklediğimi söylemiyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">2. JES'in çevresel, külütrel tarihi, sosyolojik risklerinin var olduğunu zaten söylüyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">3. Yok eğer uygulanacaksa, Çevresel etkileri dikkate alınarak karar verilmesi gerektiğini,</span></p>

<p><span style="color:#000000">4. Köylülerimizin JES'e karşı tepkilerinin haklı olduğunu ifade ediyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ortalama bir zakanın altındaki her hangi bir insanın söz konusu paylaşımlarımı okurken anlayacağı bu hususlar açıkça ortadayken, neden JES projesini olumlu bulduğum çıkarımlarında bulunuluyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nedeni gayet açık: Proje konusunda yürütülen siyasetin arkasındaki maksadı dilim döndüğünce ifşa ettiğim için... Bu konuda şu anda JES projesine karşı, köylülerimizin kurduğu sivil insiyatifleri üzerine çöken, onların iradesini ve duyarlılığını teslim alan bu siyasi aktörlerin, JES karşıtlığı iki yüzlü, kirli ve maksatlıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Projenin ekolojik denge başta olmak üzere bölgenin tarihini, kültürünü de etkileyecek boyutları olduğu ileri sürülüyor ise, onlara göre Şeyh Sait Hareketinin direnç noktası olan ve bölgedeki Kürt yurttaşlarımız için sembolik anlamı bulunan Abdurrahman Paşa köprüsü HES barajının altında kaldığında niye sesleri çıkmadı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">HES'in ekolojik çevre üzerindeki etkilerini, endemik yapıya, faunaya olan etkileri açıkça bilindiği halde neden HES'e karşı bir direnç oluşturulmadı da, JES Hormek köylerini hedef aldığında yaygarıyı koparmaktalar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Demir Çelik zamannıda taş ocağına çevrilen Seferek köyünün ekolojik dengesi, köyün üstüne çöken metaller söz konusu olduğunda neden sesleri çıkmadı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Goşkar suyu üzerinde baraj yapılırken neredeydiler bu zatlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne oldu da Hormek köyleri söz konusu olduğunda ekoloji, kültür, tarih inanç bu insanların duyarlı olduğu alanlar haline geldi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bütün bunlar ortadayken, bunların samimiyetine nasıl inanalım. Nasıl bu işin içinde başka bir şey mi var diye sormayalım. Biz de haklı olarak soruyoruz ve sorguluyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">1. Neden Vartodaki köylülerimizin kurduğu sivil insiyatiflere çöktünüz. Rakasan Muhtarı'nı diskalifiye ettiniz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">2. Neden köylülerimizin kurdğu sivil insiyatifleri, baskılayarak fotoğraf karelerinin önüne çıktınız</span></p>

<p><span style="color:#000000">3. Neden halkın tepkilerini örgütleyen sanki sizmişsiniz gibi bir algı oluşturdunuz da Projeye haklı tepkileri olan ancak sizin iradenize teslim olmak istemeyen diğer insanların sürece katılmasına engel oldunuz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yaptığımız sorgulamalardan çıkardığımız sonuç, daha vahim. Üstelik kirli..</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cevap veremeyince sosyal medya silahşörleri üzerinden tehdit ediyor, hakaret ediyorlar. Hadlerini aşarak.. Dedem Rahmetli Mehmet Şerif Fırat'ı, kitabını, devletçitutumunu vs karıştırarak ortalığı bulandırmaya, buradan ortaya çıkacak tepkileri kullanarak, olayları manipüle etmeye çalışıyorlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşi öyle bir noktaya getirmiş bulunmaktadırlar ki bu kez, Alevilik konusunda yaptığımız çalışmalarla bağlantısını kurarak, bu konudaki çalışmalarımız ile soruna karşı gösterdiğimiz duyarlılığın JES projesi konusunda ortaya çıkan haklı taleplerle çeliştiğini ifade etmekte ve acaba başka nasıl bir tepki oluştururuz da Mustafa Fırat'ı vururuz hesabına girmektedirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Madem bu konu gündeme getirilmiş, öyle ise cevap vereyim de her kes bilsin.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İçinden çıkageldiğim Alevi toplumunun tarihsel, kültürel sosyal ve siyasal meselelerine vakıf bir insan ve bu gelenek ile inancın bir bireyi olarak;</span></p>

<p><span style="color:#000000">1. Devletin Alevi toplumunun sorunlarına duyarlılık geliştirmesini, Alevi toplumunun muhtelif sorunlarına çözüm arayışını elbette destekliyorum. Desteklemekle kalmıyor, Hükümetin bu konuda attığı adımı, Cumhuriyet tarihi boyunca atılmış en büyük adım olarak görüyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">2. Cemevlerinin Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına bağlanmasını savunmuyorum. Konuya vakıf olduğum için de Başkanlığın böyle bir politikası ve amacının olmadığını da çok iyi biliyorum. 3. Cemevi Başkanlığının, Cumhurbaşkanlığına bağlı özerk bir kurum olarak yapılandırılması gerektiğini savunuyorum. 4.Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının ocak temelli, Pir ve Dedelerden oluşan danışma kurullarıyla yönetilmesi gerektiğini, yönetimsel ve inançsal özerkliklerinin korunması gerektiğini savunuyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">5. Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi gerektiğini 6. Sünni yurttaşlarımızın ibadethanelerine sağlanan imkanların ve kamusal kaynakların, nüfusa orantılı olarak Cemevlerine de sağlanması gerektiğini, savunuyorum ve en önemlisi ve hassasiyetle üzerinde durulmak üzere</span></p>

<p><span style="color:#000000">6. Bir Alevilik tanımı yapılmaksızın, Alevilik inancına, ritüellerine, geleneklerine ve değerlerine yönelik saldırılara karşı gerekli önlemlerin alınması gerektiğini savunuyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Avrupa merkezli bir takım mihrakların "Alisiz Alevilik" şeklinde inşa ettikleri, Aleviliğin tarihi ve geleneğiyle tamamen zıt, yeni bir tür Aleviliğin, toplumumuza dayatılmış olmasına karşı gerekli önlemlerin alınarak geleneksel Aleviliğin korunması ve kendini ifade edebilmesi için gereken koşulların yaratılması gerektiğini savunuyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Konuyu bu noktaya getirdiğiniz için yazıyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Halkımızın JES projesine karşı geliştirmiş olduğu iradeye çöken bu zevat, güya inançlarımız, ziyaret mekanlarımızın zarar göreceğini ifade etmekte iken, İnançlarımıza, değerlerimize ve geleneklerimize en yıkıcı ve en aşağılık saldırıyı yapanlardır. AABF'nin yöneticileri değil miki, biz Müslüman değiliz diyen. JES'e karşı açıklama yapan Celal Fırat değil mi ki Alevileri "Ateşe tapan" diye tanımlayan.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunlar deği mi ki biz ışık insanıyız, Ateşe tapanlarız deyip de, Aleviliğin içini boşaltanlar. Sizin Aleviliğinizi tanımlayan…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hadi diyelim ki Devletin Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nı kurararak Aleviliği asimile ettiği zannıyla bu kuruma karşı çıkıyorsunuz. Anladık da sanki yeni birşey bulmuşcasına Alevileri ateşe tapan, doğacı, ya da ışık insanı diye tanımlayarak Aleviliği asimile eden bu kesime niye bir ses çıkarmıyorsunuz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devamı…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunlar değil mi ki çoluk çocuğunuzun boğazından kesip de deprem zedelere AABF üzerinden gönderdiğiniz yardım paralarını cukkalayıp Varto da gövde gösterisi yapanlarla JES karşıtlığı üzerinden kol kola yürüyen.</span></p>

<p><span style="color:#000000">JES’e destek veren Pir Sultan Abdal dernekleri genel başkanına soruyor musunuz ki, kendi yakın arkadaşlarınız gelen yardım paralarını özel hesabında tutuyor iddiasına bir cevap ver. Kendini akla da öyle gel Vartolu köylülerimizin JES karşıtı eylemine.</span></p>

<p><span style="color:#000000">….</span></p>

<p><span style="color:#000000">Takdir aklı ve vicdanı olanlarındır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 21:23:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/04/mustafa-firat-1776968548.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KİNDAR OLMAYIN!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kindar-olmayin-617</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kindar-olmayin-617</guid>
                <description><![CDATA[KİNDAR OLMAYIN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumların ayakta kalmasını sağlayan en temel değerlerin başında sevgi, saygı ve hoşgörü gelir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanın doğasında var olan bu duygular, bireyi yüceltirken; kin, nefret ve intikam duyguları ise hem bireyi hem de toplumu aşağı çeker. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün gelinen noktada, özellikle toplumsal temsiliyeti olan kişilerin diline ve tavrına baktığımızda, bu değerlerin ne kadar aşındığını görmek zor değil.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kindarlık, sadece bireysel bir zaaf değildir; aynı zamanda toplumsal bir hastalıktır. Çünkü kin tutan insan, sadece karşısındakine zarar vermez, en büyük zararı kendisine verir. Zihnini geçmişin hesaplarıyla meşgul eden, sürekli öfke ve intikam duygusuyla hareket eden bir kişinin sağlıklı karar alması, üretken olması ve başarılı olması mümkün değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hayatın her alanında sevgi varken, kinle hareket etmek insanın kendi doğasına ters düşmesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsan, affettikçe büyür; kin tuttukça küçülür. Bu sadece bireysel ilişkilerde değil, özellikle kamu görevinde, siyasette ve sivil toplumda çok daha belirgin bir şekilde kendini gösterir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir makamda oturuyorsanız, bir topluluğu temsil ediyorsanız, artık sadece kendiniz değilsiniz. Sözünüz, tavrınız ve duruşunuz sadece sizi değil, temsil ettiğiniz kitleyi de bağlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu noktada kinle hareket etmek, kişisel bir tercih olmaktan çıkar; toplumsal bir sorumsuzluğa dönüşür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün yerel yönetimlerde, siyasette ve sivil toplum kuruluşlarında yaşanan birçok sorunun temelinde, kişisel hesaplaşmalar ve kin duygusu yatmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hizmet üretmek yerine hesap görmek, çözüm üretmek yerine geçmişle kavga etmek, ne bireye ne de topluma fayda sağlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutulmamalıdır ki; yanlış, yanlışı doğurur. Kinle verilen kararlar, sağduyudan uzak olur. Sağduyudan uzak her adım ise hatayı büyütür. Bu da hem bireysel itibarı zedeler hem de toplumsal güveni sarsar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa gerçek liderlik; öfkesine yenilmemek, kin tutmamak ve her şartta adaletli olabilmektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Güçlü insan, affedebilen insandır. Zayıf insan ise kinini büyüten, öfkesini besleyen kişidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Topluma örnek olması gerekenlerin dili birleştirici, tavrı kapsayıcı olmalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü toplum, yukarıya bakar ve gördüğünü uygular. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer yukarıda kin varsa, aşağıda huzur olmaz. Eğer yukarıda hoşgörü varsa, aşağıda birlik olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak; kin, insanı küçültür, sevgiyse büyütür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Makamlar, koltuklar, unvanlar geçicidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Geriye kalan ise insanın bıraktığı izdir. O iz ya kinle anılır ya da sevgiyle…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tercih, her zaman olduğu gibi insanın kendisine aittir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 19:36:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ANTİ-EMPERYALİSTLİK SÖZLE Mİ, EYLEMLE Mİ OLUR?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/anti-emperyalistlik-sozle-mi-eylemle-mi-olur-616</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/anti-emperyalistlik-sozle-mi-eylemle-mi-olur-616</guid>
                <description><![CDATA[ANTİ-EMPERYALİSTLİK SÖZLE Mİ, EYLEMLE Mİ OLUR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">ABD ve Siyonist İsrail iktidarının İran’a karşı başlattığı saldırılar ülkemizde ve dünyada safları netleştirdi. Bir tarafta emperyalist saldırının esas sorumlusu olan ABD’yi görmeyip, Netanyahu’yu çok sert sözlerle eleştirenler var. &nbsp;Diğer tarafta esas saldırının sorumlusu ve planlayıcısı olan ABD’ye açıktan tavır alanlar var.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Ülkeler arasında ABD’ye en net tavır alanların başında Sosyalist Parti tarafından yönetilen İspanya gelmektedir. Başbakan Pedro Sanchez, hiçbir Müslüman ülkenin alamadığı kararlar aldı. Ne ülkesindeki üsleri kullandırdı ne hava koridorunu açtı. İşte gerçek anti-emperyalizm budur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Ülkemizde ise, gerek iktidar gerek ana muhalefet partisi esas olarak İsrail’i hedef aldılar. Oysa, ABD olmazsa, İsrail gerek Filistin’de gerek Lübnan’da katliamlarına devam edebilir miydi? İktidar, ülkedeki ekonomik sıkıntılar nedeniyle İspanya Başbakanı Pedro Sanchez kadar sert kararlar alamadı. Ancak, ana muhalefet partisi de sözlü açıklamalar yapmakla yetindi. Oysa, emperyalizme karşı savaşmış, dünyadaki ezilen ülkelere örnek olmuş ve Kuvayı Milliye geleneğinden gelen CHP’den kitlesel protesto eylemleri beklenirdi. &nbsp;Hatta, &nbsp;İran’ın Ankara Büyük elçiliği ziyaret edilerek destek açıklaması yapılabilirdi. Ama maalesef bunların hiç birisi yapılmadı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">CHP’nin gerek milli konularda gerekse emperyalist saldırılara karşı kitlesel eylem yapmaktan ve saldırıya uğrayan ülkelere destek vermekten kaçındığı görülmektedir. Aynı çizgi Kemal Kılıçdaroğlu döneminde de yaşandı. Karabağ savaşında Azerbaycan’a destek verilmedi. Hatta bir yöneticisi radikal dincilerin Azerbaycan’ın yanında savaştığını açıklamıştı. Oysa böyle birşey olmadığı gibi, Azerbaycan otuz yıldır işgal altında bulunan toprakları için savaşıyordu. Biz o dönemde CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na gönderdiğimiz elektronik mektuplarla Azerbaycan’a gidilerek İlham Aliyev’e destek verilmesini önermiştik. Ama ne yazık ki, Kılıçdaroğlu bu ziyareti yapmaktan kaçındı. Bize cevap olarak sadece “teşekkür ederiz” denildi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Şimdi de benzer politikaları Özgür Özel izlemektedir. Diyeceksiniz ki, CHP genel başkanı Özgür Özel, partisine karşı yapılan operasyonlar nedeniyle diğer konulara fırsat bulamadı. İktidarı hedefleyen bir partinin emperyalizme karşı daha net tavır alması gerekirdi. Partiler bu zor dönemlerde denenir ve halktan ona göre puan alır. CHP yönetiminin dış politikaya ve dünyadaki gelişmelere yeterince önem vermediği ve net politikalar belirlemediği anlaşılmaktadır. Halk, CHP’den iktidara geldiğinde ne yapacağını beklemektedir. &nbsp;Siz güven veremezseniz, nasıl iktidar olacaksınız?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Dünyadaki son olaylardan sonra, ülkelerin alacakları tutum; gelecekleri için belirleyici olacaktır. Emperyalist saldırıya net tavır alamayan bir partinin iktidar olma şansı yoktur. Aynı şekilde, Emperyalizme net tavır alamayan iktidarların da iktidarlarını devam ettirme gücü olmayacaktır. Zira dünya öyle bir noktaya gidiyor ki; ya ABD ve İsrail’in yanında olacaksınız ya da karşısında. &nbsp;Bunun orta yolu olmayacak. Yani her iki tarafa karşı tarafsız kalmanın şartları kalmayacak, denge politikası izlemek için manevra alanları da olmayacak.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Onun için; iç cephede birlik ve beraberlik çok önemlidir. Emperyalizmin İran saldırısı bu birlik ve beraberliğin ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. O nedenle İktidardaki Cumhur ittifakının Ana muhalefet partili belediyelere karşı başlattığı operasyonlar iç cephenin bütünlüğüne zarar vermektedir. Eğer gerçekten yolsuzluk ve rüşvet varsa, meclise siyasi ahlak yasası getirlir. Bütün partiler de bunu onaylar. Tarafsız bir yargı oluşturularak, iktidar-muhalefet ayrımı yapılmadan bu soruşturmalar yapılır. Kimin suçlu olup olmadığına da tarafsız mahkemeler karar verir. Bu yapıldığı taktirde hiç kimse de yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarına itiraz edemez. &nbsp;Bu yapılmayıp, aynı politikalara devam edildiği taktirde, emperyalistlere ülke içinde kışkırtma ve bölücülük yapma fırsatları doğacaktır. Bu fırsatların verilmemesi ülkemizin geleceği açısından bir zorunluluk taşımaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Makalemize son verirken, yeni dünya şartlarında emperyalizme net tavır alamayanların ülke yönetiminde görev alma şanslarının olamayacağını tekrar belirtelim. Ülkeyi yönetenlere veya &nbsp;yönetmeye aday olanlara Mustafa Kemal’in mücadelesini örnek olarak verelim. Anadolu’nun emperyalist işgaline net tavır alamayanlar tasfiye olup, bugün adları bile anılmamaktadır. Ama, emperyalizme direnenler başta Mustafa Kemal olmak üzere, sonsuz kadar saygıyla anılmaya devam edileceklerdir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Ek: Karabağ savaşı sırasında CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na gönderilen elektronik posta.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Azerbaycan hk.</span></span></span></span></span></p>

<table cellspacing="0" class="Table" style="border-collapse:collapse; border-color:currentcolor; border-image:initial; border-style:none; border-width:medium; font-family:&quot;Times New Roman&quot;; text-decoration-color:initial; text-decoration-style:initial; text-decoration-thickness:initial">
	<tbody>
		<tr>
			<td style="border-bottom:none; border-left:none; border-right:none; border-top:none; vertical-align:top; width:539px">
			<table cellspacing="0" class="Table" style="border-collapse:collapse; border-color:currentcolor; border-image:initial; border-style:none; border-width:medium">
				<tbody>
					<tr>
						<td style="border-bottom:none; border-left:none; border-right:none; border-top:none; vertical-align:top">
						<p><span style="color:#ff0000"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Hamdullah DEDEOĞLU</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">g</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">mail.com&gt;</span></strong></span></p>
						</td>
					</tr>
				</tbody>
			</table>

			<p><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>
			</td>
			<td style="border-bottom:none; border-left:none; border-right:none; border-top:none; vertical-align:top">
			<p style="text-align:right"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">4 Kas 2020 Çar 16:56</span></span></p>
			</td>
			<td style="border-bottom:none; border-left:none; border-right:none; border-top:none; vertical-align:top">
			<p style="text-align:right"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>
			</td>
			<td rowspan="2" style="border-bottom:none; border-left:none; border-right:none; border-top:none; vertical-align:top">
			<p style="text-align:right"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td colspan="3" style="border-bottom:none; border-left:none; border-right:none; border-top:none; vertical-align:center">
			<table cellspacing="0" class="Table" style="border-collapse:collapse; border-color:currentcolor; border-image:initial; border-style:none; border-width:medium">
				<tbody>
					<tr>
						<td style="border-bottom:none; border-left:none; border-right:none; border-top:none; vertical-align:center">
						<p><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Alıcı: Kemal Kilicdaroglu</span></span></p>

						<p><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:SimSun"><img src="https://www.blogger.com/img/img-grey-rectangle.png" style="cursor:move; height:1px; width:1px" /></span></span></p>
						</td>
					</tr>
				</tbody>
			</table>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Sayın Kılıçdaroğlu,</span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Kamuoyunda Azerbaycan'a yeterli destek vermediğiniz konusunda bir algı bulunmaktadır. Bu algıyı kırmak için sizin de başında bulunduğunuz bir heyetle Azerbaycan'a destek ziyaretinde bulunmanızı öneriyorum.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Selam ve Saygılarımla.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Hamdullah Dedeoğlu</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">04.11.2020.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 10:49:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SÜMERLER  HAKKINDA BİR</title>
                <category>Metin Uysal</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/sumerler-hakkinda-bir-615</link>
                <author>zavaranga@gmail.com (Metin Uysal)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/sumerler-hakkinda-bir-615</guid>
                <description><![CDATA[SÜMERLER  HAKKINDA BİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tarih ; </strong>gerçeklerin değil yazanların anlatımıdır. Her kim eline kalem alıp yazmışsa durup dururken veya sadece bilimsel amaçlar için yapmamıştır .<br />
<br />
Özellikle yazının ve matbaanın olmaması veya yaygınlaşmaması nedeni ile sıradan insanlar için yaşadıkları dönemle ilgili bir şeyler karalamaları mümkün değildi.Unutmayalım o dönemlerde kağıt yoktu ,kağıt ve matbaa çok geç insanlığın faydalandığı gelişmelerdir.Kağıt yerine çok pahalı olan deriden yapılan parşömenler vardı( elbette başka yazılacak nesneler de vardı papirüs gibi) . Yine günümüzde çok ucuza alıp kullandığımız tükenmez kalemler yerine divit ( ve benzerleri) ile özel imal edilmiş mürekkepler kullanılmıştır yani kısacası halkın kitap yazması mümkün değildi. Daha geriye gidersek özellikle Sümer Dönemine , artık sadece halk değil &nbsp;yönetenler dahi yazamazdı ve okumasını bilmeyenler de &nbsp;vardı. Tarihi kitabelere veya diğer devlet evrakları olan yazılanlara <strong>“YAZICI” </strong>denilen kişiler yapardı. Bunlar özel olarak yetiştirilmiştir. Benzeri olayın Çin’de de çok sonraları uygulandığını biliyoruz. Uzatmadan sadece tarih yazımı değil her tür yazı halkın bilgisi ve iradesi dışında gelişmiştir.</p>

<p>Tarihte şimdiye kadar ki bilgilerimize göre yazıyı ilk defa <strong>Sümerler</strong> icat etmiştir.Yazının bulunma sebebi açıkça görülüyor ki “ekonomiktir” .<br />
<br />
İnsanlık malı mülkü ürettiği artınca önce sayma ihtiyacı doğmuş zaten var olan basit sayma işlemi zamanla gelişmiş fakat çeşitli malların tasnifi &nbsp;içinde önceleri resimler yapılarak yapılmaya çalışılmış ancak bu durumun sürmesi mümkün olmadığından adım adım yazı icat edip geliştirilmiştir.</p>

<p>Bu durumda yazıyı icat eden Sümerlerin o tarihlerdeki en ileri toplum olduğu apaçık bellidir.Muhakkak ki dünyada geçerli olan <strong>“ EŞİTSİZ GELİŞİM YASASI “ </strong>bu gelişme içinde geçerli olduğundan bu ileri olma durumunun hayatın tüm safhalarında olması da mümkün değildir.</p>

<p>Sümerlerin geçmişi apayrı bir konudur ancak bu durum aydınlatılmadan bu müthiş gelişmeyi de izah etmek zordur. Bu yazıda bu ilginç olayı ve etkileri ile köklerini açıklamaya gayret edeceğim fakat çok sayıda kişinin kalem oynattığı bu sahada her yapanın maruz kaldığı kişisel gelişim özellikleri ile ait olduğu kültürün etkilerinden sıyrılarak &nbsp;yazmak gerçekten çok zordur . Bu bilinç ile yazıya devam edeyim…<br />
<br />
Tarih ; bildiğimiz kadarı ile var olandır! &nbsp;Hiçkimse bu bilgilerin değişmeyeceğini ve özellikle artmayacağını düşünemez. Fakat tarih her ele alındığı dönemin etkisinde yazılır. Öyle sanıyorum ki bu durum uzun bir süre devam edecektir. Diğer bilim dallarından özünden gelen derin aykırılıkları nedeniyle tarih bilimi her zaman özellikle milletlerin oluşmasından sonra bir ulusun diğer uluslara karşı bir nevi silahıdır bazende kalkanı.</p>

<p>Neden tarih biliminin bu özelliği belirgindir? Çünkü sosyal olayları fizik veya kimya gibi formüle etmek imkansızdır. Matematik gibi hatasız işlem yapmak mümkün değildir. Tarih bilimi bütün bilimler içinde gelecekteki bilgilere en çok ihtiyaç duyanıdır fakat aciliyeti de en fazla olanlarındandır , özellikle yönetici kesim için bu belirgindir. İşte bu çelişik durum ; yani gelecekte ortaya çıkacak gerçekler ile bugünkü &nbsp;meseleleri ; olanla olması gerekenin kavgasıdır.</p>

<p>Artık esas yazımıza girebiliriz…<br />
<br />
Sümerler çok uzun süreler egemen olmasına ve insanlığa muazzam gelişmeler hediye etmesine rağmen iktidardan gitmelerinden bir kaç yüzyıl geçince unutulmaya başlamış hatta bugünkü Batı Medeniyetinin temelini oluşturan Yahudi ve Yunan Kültürlerince de asla varlığı bilinmeden günümüze sadece bize bıraktıkları kalan ( yazı,devlet,okul,resmi kurumlar,Kanun,tarım vb.) öksüz kalmışları ile adı bilinmeden yaşatılmış hayalet halktır. Nasıl ki hayaletler görülemez artık bu halk da görünmez olmuş, ancak onların bize bıraktığı yüzlerce uygulamalar yaşatılmıştır fakat işin acı veren tarafı da vardır. Yaptıkları pek çok &nbsp;icat veya gelişme özellikle Batılılarca başka toplumlara mal edilmiş ve bu durum halen sürüp gitmektedir.Birkaç örnek sıralayalım ;<br />
<br />
<strong>1-)</strong> Batılı bilim insanları ile bunların etkilediği aydınlara göre bütün medeni gelişmeler ya Yunan Uygarlığı ya da İbranilere aittir!</p>

<p><strong>2-) </strong>Yine aynı kişilere göre din denen olgu aynı toplumlar sayesinde vardır!</p>

<p><strong>3-) </strong>Yine aynı kişilere göre matematik,fizik,astronomi,takvim,biyoloji vs.bu toplumların eseridir!</p>

<p><strong>4-) </strong>Yine aynı kişilere göre sanat da aynı şekildedir!</p>

<p>Burada keseyim sanırım meramım anlaşılmıştır.Şimdi her biri için bazı örnekler vererek gerçeği ortaya çıkarmaya çalışalım ;&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">1-)</span> </strong>Yunan Uygarlığı MÖ 400 lü yıllarda ortaya çıkmıştır.Oysa Sümerlerin ortaya çıkışı en az MÖ 3.500 yıllarıdır.Arada yüzyıllar değil bin yıllar mevcuttur.Böyle bir medeniyet nasıl olur da kurucu medeniyet olabilir?</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>2-) </strong></span>Sümer yazıtlarından açıkça görüleceği üzere derli toplu din inançları vardır ve yazılıdır ve Batının iddia ettiği ve semavi din diye yücelttikleri din de bu Sümer inanışlarının sadece devamı durumundadır. Mesela Tufan Destanında bütün semavi dinlerin ana kaynağı olduğunu her okuyan rahatça çıkarabilir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>3-)</strong></span> Sadece tek bir örnek ; sözde Pisagor o meşhur teoremi bulduğu öne sürülür ,insaf yani! Bu adamdan en az iki bin yıl önce yazılmış tabletlerde bu kuram var ve yazılmış…</p>

<p><strong>4-)</strong> Sanat biraz algıya bağlıdır ancak sadece Mısır eski eserlerine şimdi bile bakmak sadece hayranlık uyandırır Batının dayattığı uygarlık ile arada yine binlerce yıl var. Sümerlerin zigguratlarını ve daha yüzlerce bulunan kıymetli eserlerine girmiyorum.</p>

<p>Şimdi bu yazının yanlış anlaşılmasını istemiyorum. Amacım Yunan Uygarlığını sıfırlamak değil.Sadece gerçeğe ulaşmaya çalışıyorum Batının fanatik düşüncelerinin temelsiz olduğunu göstermek istiyorum. Batının en büyük avantajı birkaç yüzyıldır öne geçmiş olmasıdır fakat bu durum onların bütün insanlık tarihini yeni baştan yazmalarını gerektirmez.</p>

<p>NOT: Yazı devam edecek</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 17:33:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/10/metin-uysal-1759859993.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TUNCELİ’Yİ BOĞAN KARANLIK</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/tunceliyi-bogan-karanlik-614</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/tunceliyi-bogan-karanlik-614</guid>
                <description><![CDATA[TUNCELİ’Yİ BOĞAN KARANLIK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Gülistan Doku adlı kızımızın kurbanı olduğu cinayet ile ilgili yeni gerçekler ortaya çıkarken, aslında Tunceli’nin üzerine karabasan gibi çökmüş olan bir karanlığın hepimizi nasıl boğduğuna da tanıklık ediyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Doku’nun başına gelenleri tekil-münferit bir olay olarak değerlendirmek en büyük yanlış olur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha bir ay önce, bayram tatili nedeniyle ziyaretimize gelen konuklarımız bir çırpıda,&nbsp;Tunceli’nin çeşitli ilçelerinden ve yurtdışından 10’a yakın intihar vakasından söz etmişlerdi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Son olarak, yine iki hafta önce, 3 çocuklu Ovacıklı bir anne kendisini Munzur’un soğuk sularına atmıştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tunceli’de gerçekleşen intihar girişimlerinde özellikle de gençlerin sayısı ciddiye almamız gereken bir meseledir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İntiharların arkasında çoğu kez derin bir umutsuzluk, çaresizlik, gelecek beklentisinin yıkıma uğraması ve psikolojik acı duyumu vardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette, bireyi intihara götüren çevresel ve biyolojik faktörler de vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bütün faktörleri bir arada düşündüğümüzde, Tunceli özelinde iyimser konuşmak için neredeyse alan kalmadığını görüyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir yanda, pazar ekonomisinin yarattığı yıkıcı dönüşüm... </span></p>

<p><span style="color:#000000">Diğer yanda ise, siyaset kurumunun ilin sorunlarına çözüm üretmede yetersizliği... </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir yanda terör ve yağmacılığı meslek haline getirmiş küçük para-militer gruplar, diğer yanda ise, uyuşturucu-fuhuş ve benzeri mafyatik-yasadışı ekonomilerin yaygınlaşması...</span></p>

<p><span style="color:#000000">85 bin nüfusu ile Türkiye’nin en küçük ikinci ili olan Tunceli’de, hayatını normal koşullarda olması gerektiği gibi sürdürmek isteyen “<strong><em>sessiz çoğunluk</em></strong>” için dikenli ve engelli bir mekan üretiyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bireyin tek başına çözemeyeceği sorunların baskısı, kentten kaçışın da imkansızlığı karşısında, umutsuzluğu, çaresizliği, çıkışsızlığı her gün hayata kahrederek yaşamayı önce kanıksatıyor. Ardından, herkes kendince itirazını üretmek için yol arıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gülistan kızımızın hayat normal seyrinde yürüse, belki selam bile vermeyeceği bir psikopatla sevgili olmasını da, “<em><strong>kendi itirazını üretmek</strong></em>” başlığı içerisinde değerlendirmek gerektiği kanaatimdeyim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sorumluluktan kaçmadan, başkalarını suçlayarak yükü omuzumuzdan atmaya yönelmeden, gençlerimizi son yıllarda artarak intihara veya benzeri yokoluş süreçlerine sürükleyen durumu nasıl değiştirebileceğimiz üzerine kafa yormak zorunluluğumuz vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>TUNCELİ’DE YANLIŞ OLAN NEDİR?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugünkü il sınırları ile Tunceli ve önceki Mamuratülaziz Vilayeti’ne bağlı Dersim sancağı Murat, Fırat nehirleri ile Peri suyunun, kuzeyde ise Munzur sıradağının doğal sınırlarını oluşturduğu bir bölgedir. 2884 sayılı Tunceli Vilayeti'nin İdaresi Hakkında Kanun ile birlikte Pülümür de il yönetimine katılmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı döneminde bölgeden çıkan, tanınmış herhangi bir aydın yoktur. 2. Abdülhamid’in kurdurduğu ve 1892-1908 yılları arasında faaliyet gösteren “<em><strong>Aşiret Mekteb-i Hümayunu</strong></em>” sayesinde, örneğin bölgenin devletle işbirliğine önem veren aşiretlerinden Hozat’lı Kankozadelerden Hasan Hayri Bey gibi ilk “<em><strong>okumuş</strong></em>” insanlar ortaya çıktı. Nitekim, Mehmet Kemal Işık (Tori) de “<em><strong>Ünlü Kürt Bilgin ve Birinci Kuşak Aydınlar</strong></em>” kitabında Nuri Dersimi dışında bölgeden başka isme yer vermemiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye Cumhuriyeti, ülkenin tüm yoksullarına olduğu gibi, Tunceli insanına da ışık oldu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Parasız eğitim ve yatılı okullar sayesinde Tunceli sadece Türkiye değil, dünya çapında ün kazanan aydınlar yetiştirdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemal Süreya, Vecihi Timuroğlu, Kemal Burkay, İsmet Kemal Karadayı gibi yazarların yanında, Adnan Yücel, Yusuf Hayaloğlu, Mehmet Çetin, Ahmet Can Akyol, Emirali Yağan gibi şairler, Metin ve Kemal Kahraman kardeşler, Hakkı Bulut, Seyfi Doğanay, Rahmi Saltuk, İntizar gibi müzisyenler, Taner Ölmez, İclal Aydın, Nihal Yalçın, Bülent Polat, Onur Buldu gibi oyuncular, Prof. Dr. Şahin Albayrak, Doç. Dr. Erdinç Sezgin, Doç. Dr. Umut Özcan gibi bilim insanları ile birlikte buraya sığamayacak kadar ismini anamadığımız aydınların yetişmesi, kendilerini başarıları ile var ederek, insanlığa katkı sunmaları Cumhuriyet ile mümkün oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüzlerce yıl ortaçağ karanlığına mahkum edilmiş Tunceli, Cumhuriyet sayesinde bilimle ve sanatla buluştu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aydınlandı ve aydınlattı...</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>CUMHURİYET’İN AYDINLIĞINI KİM KARARTTI?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüzlerce yıl tarihte ve coğrafyada yeri bile olmayan bir şehirden, ne mutlu ki, dünya çapında bilimciler, sanatçılar ve aydınlar yetişmişti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ülkemizin her karış toprağı gibi, insan kaynağı yönünden bereketli Tunceli ilimiz, Cumhuriyet’ten aldığını fazlasıyla verdi, diyebiliriz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, sadece Tunceli değil, bütün Türkiye 1945 sonrasında Atlantik emperyalist bloku ile kurulan yeni ittifakın sonucu olarak, yeniden sömürgeleştirilme sürecinin olumsuz etkileri ile karşı karşıya kaldı. Muğla ile Hakkari, Van ile Edirne, Trabzon ile Adana hep birlikte ABD emperyalizminin zorladığı sömürü ve baskı düzeninden zarar gördüler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Uçak, araba, lokomotif üreten Türkiye’yi neredeyse toplu iğneye muhtaç hale getirdiler! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye’yi “<em><strong>Küçük Amerika yapacağız</strong></em>” derken, gerçekte ülkeyi küçülttüler!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türk edebiyatının büyük yazarı Oktay Akbal’ın deyimiyle, “<em><strong>önce ekmekler bozuldu</strong></em>”! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye küçülürken düzen bozuldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte, Tunceli’de tanık olduğumuz kapkara tablonun mimarları da, yağmacı emperyalistler ve onların ülkemizdeki işbirlikçileridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne yazık ki, şu kahredici soruyu da sormak durumundayız:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sadece kendi köyünü, ilçesini, ilini değil, bütün Türkiye’yi “<em><strong>hak ve adalet algısı</strong></em>” ile değişirebileceğini hayal eden bir kuşağın çocukları bugün neden intihar ediyor? </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Büyük</strong></em>” gelecek hayalleri kuran anneler babalar neden çocuklarına bir gelecek ümidi aşılayamadılar?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çözüm üretmeyen “<em><strong>itiraz</strong></em>”, çaresizlik üretir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çözüm üretmeyen “<strong><em>itiraz</em></strong>”, umutsuzluk üretir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çözüm üretmeyen “<strong><em>itiraz</em></strong>”, melankoli üretir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tunceli’de tanık olduğumuz “<strong><em>kurşun gibi ağır hava</em></strong>”nın bir tarafı da, “<strong><em>çözümsüz itirazcılar</em></strong>”dır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu gerçeği de kayda geçirmek zorundayız.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>GÜLİSTAN DOKU DAVASININ SEYRİ NE OLACAK?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Medyaya yansıyan bilgilere baktığımızda, devletin “<em><strong>muktedir eli</strong></em>”nin bu davanın halkın adalet duygusunu karşılayacak şekilde sonuçlanmasına iradesinin varlığından söz edebiliriz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hem, önceki Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu gibi, cinayeti örtbas etmeye yönelik girişimleri engelleyerek, delillerin ortaya çıkmasında kararlı tutum sergileyen yöneticilerimizin varlığı, hem de “<strong><em>siyasi erk</em></strong>”in dirayeti bu dava özelinde adaletin tesis edilmesinde sonuç alabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, bence asıl üzerine düşünülmesi gereken konu, bundan sonra başka Gülistan Doku’ların aynı kaderi paylaşmaması için ne yapılması gerektiğidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İlde ekonomi alanını genişletmeden işsizlik azaltılamayacağına göre, Tuncelili iş insanlarının kendi kentlerinde yatırım yapmasını engelleyen faktörleri açıkça konuşup, önlem alınması için müdahil olacak mıyız?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öğrencilere burs veren kuruluşlar, il sınırlarındaki öğrencilere öncelik vererek, gençlerimizin başını dik tutmasına vesile olmayı gündemlerine alacaklar mı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yasadışı mafyatik oluşumların temizlenmesi için “<strong><em>şeksiz gümansız</em></strong>” işbirliği yapacak mıyız?</span></p>

<p><span style="color:#000000">İlimizdeki cemevleri siyasette kariyer yapmak için o partinin-bu partinin peşinde koşmak yerine, gençlerimiz başta olmak üzere toplumsal sorunların çözümüze aracı olmayı görev olarak benimseyecekler mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüz yıl önce yaşanan zulüm üzerinden üretilen “<strong><em>acı ticareti</em></strong>” ile yaratılan kısır ve fasit bir döngü içine halkı hapsetmek yerine, Tunceli’nin makus talihini yenecek projelerle geleceğimizi kazanmak için çalışacak mıyız?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sorulara vereceğimiz cevaplar, Gülistan Doku’ların bundan sonraki kaderini de belirleyecektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tunceli ya kendisini boğan bu karanlıktan kurtulacak, ya da umutsuzluk, çaresizlik ve çözümsüzlük içinde, intihar eden bir şehir olarak tarihte yok olup gidecektir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 17:40:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR KEMİK UĞRUNA KAPI DEĞİŞTİRENLER!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/bir-kemik-ugruna-kapi-degistirenler-613</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/bir-kemik-ugruna-kapi-degistirenler-613</guid>
                <description><![CDATA[BİR KEMİK UĞRUNA KAPI DEĞİŞTİRENLER!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Rahmetli Süleyman Demirel’in anlattığı o meşhur anı, siyasetin bugününe de ışık tutan ibretlik bir ders niteliğindedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Demirel, kendisini ve partisini sürekli eleştiren bir ismi yanına aldırır. Yetmez, bir de milletvekili yapar. Çevresindekiler tepki gösterir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Efendim, size küfür eden adamı nasıl vekil yaparsınız?</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Demirel’in cevabı nettir ve düşündürücüdür:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Daha önce karşı taraftan bize havlıyordu, şimdi bizim kapıdan karşı tarafa havlıyor.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte, mesele tam da budur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dün bir kapıdan diğerine bağıranlar, bugün başka bir kapının önünde aynı görevi üstlenebiliyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Değişen sadece kapı oluyor, değişmeyen ise zihniyet!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün siyasette de, sivil toplumda da benzer örnekler fazlasıyla karşımıza çıkıyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dün en ağır eleştirileri yapanların, bugün aynı yapıların içinde en ön saflarda yer alması; “<strong><em>duruş</em></strong>” kavramını tartışılır hâle getiriyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette, insan fikir değiştirebilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama, bu değişim ilke ile mi olur, yoksa çıkar ile mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir makam, bir koltuk, küçük bir menfaat uğruna taraf değiştirenler; aslında sadece yer değiştirmez, aynı zamanda itibar da kaybeder.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü toplum şunu çok iyi bilir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Duruşu olan ile rüzgâra göre yön değiştiren bir değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sivil toplum örgütlerinde de durum farklı değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç, kültür ve değerler adına yola çıkanların; bu değerleri bir “<em><strong>basamak</strong></em>” hâline getirmesi, en büyük zararı yine o değerlere verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Rahmetli Demirel’in o sözü aslında bir gerçeği yüzümüze vurur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sorun kapı değiştirmek değil,</span></p>

<p><span style="color:#000000">her kapıda aynı şekilde “<em><strong>havlamaya</strong></em>” devam etmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve yazının özü şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Allah kimseyi bir kemik uğruna kapı köpeği yapmasın.</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü mesele hangi kapıda durduğun değil,</span></p>

<p><span style="color:#000000">o kapının önünde nasıl bir karakter ile durduğundur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">ANLAYANA!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 11:02:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HZ. İSA’YI İŞGALCİ ROMA VALİSİNE KİM ŞİKAYET ETTİ?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/hz-isayi-isgalci-roma-valisine-kim-sikayet-etti-612</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/hz-isayi-isgalci-roma-valisine-kim-sikayet-etti-612</guid>
                <description><![CDATA[HZ. İSA’YI İŞGALCİ ROMA VALİSİNE KİM ŞİKAYET ETTİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Peygamberler tarihi incelendiğinde, peygamberlerin baskıya, haksızlığa, adaletsizliğe ve dini istismar edenlere karşı mücadele ettikleri görülecektir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Örnekleyecek olursak, Hz. İbrahim Nemrut’a karşı, Hz. Musa Firavun’a karşı, Hz. İsa işgalci Roma valisi ile işbirliği içinde olan yerel yöneticilere karşı, Hz. Muhammed de Mekke’li tefeci-tüccar oligarşisine karşı mücadele etmişlerdir. Kısaca, &nbsp;peygamberler zorba ve sömürücü yönetimlere karşı halkın menfaatlerini savunmuşlardır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bugünkü makalemizde Hz. İsa’nın hem yerel yöneticilere hem de işgalci Roma valisi ile işbirliği içinde olan Yahudi din konseyini oluşturan Ferisi ve Saduki mezhebinin temsilcileri olan Hahamlarla olan mücadelesini ele alacağız. Konumuzu daha iyi anlayabilmemiz için; o dönemin kısa bir tarihçesini vermemiz gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bugünkü Filistin ve İsrail toprakları, M.Ö. 63 yılında Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilmişti. Yahudiye devleti, Roma’nın bir eyaleti olmuştu. Eyalet, Roma tarafından atanan bir vali tarafından yönetiliyordu. Ancak yerel krallığın devam edilmesine de izin verilmişti. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Eyalet de yaşayan Musevi inancına mensup olanların kendi aralarındaki anlaşmazlıklarına dini otoriteyi elinde bulunduran ve yetmiş bir üyeden oluşan </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>SANHEDRİN</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;konseyi bakıyordu. Bu konsey de Ferisi ve Saduki mezhebine mensup Museviliğin din adamları olan Hahamlar yer alıyordu. Bu konsey, halk arasındaki davalara Musevi şeriatına göre yargılama yapıyordu. Konseye bağlı yerel silahlı bekçiler de bulunuyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu konseyin suçlulara ceza verme yetkisi bulunuyordu. Ancak idam yetkisi yoktu. Bu yetki eyaleti yöneten Roma valisine ait idi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu kısa özetten sonra , esas konumuza geçebiliriz. Ancak biz burada teolojik-dini tanımlama ve yorumlara girmeyeceğiz. Sadece, Hz. İsa’nın Ferisi ve Sadukilerle olan mücadelesini ele alacağız. Zira bu mezhep temsilcilerinin din anlayışı ile günümüz din istismarcıların din anlayışları benzerlik göstermektedir. Bu benzerlikleri İncil’de yer alan ayetlerle açıklayacağız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Hz. İsa Musevi inancına mensup bir Vaiz-Hahamdı. Yahudiye bölgesini gezerek dini konularda sohbetler yapmakta, konferanslar vermekteydi. Ancak bu konferanslarda Ferisi ve Saduki Hahamları şiddetle eleştiriyordu. Bunların, dinin sadece ibadetlerini esas aldıklarını, adaletten, doğruluktan, insan ve Tanrı sevgisinden yoksun olduklarını anlatıyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yeruşalim’deki (Kudüs) kutsal tapınağın ibadet yapılan bir mekandan çıkartılarak bir ticaret merkezine çevrildiğini ve buradan maddi çıkarlar elde edildiğini, Sanhedrin konsey üyelerinin de bundan nemalandıklarını sık sık tekrar etmekteydi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Hz. İsa’nın bu vaaz ve söylemleri halk tarafından ilgiyle karşılanıyordu. Kısa sürede bölgede tanınan dini bir lider oldu. Ancak bu durum Musevi din konseyini oluşturan Hahamları rahatsız etti. Ve Hz. İsa’ya karşı bir kampanya başlattılar. Bu kampanyanın özünü Hz. İsa’nın kendisini Yahudiye’nin “Kralı” olarak tanıttığını ve halkı yönetime karşı kışkırttığını, Musevi inancına aykırı sözlerde bulunduğunu yaymaya başladılar. Hz. İsa’nın kutsal tapınak içinde bulunan tüccar ve sarraflara ait işyerlerini dağıtması ile eyleme geçtiler. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu olaylar ve Hz. İsa’nın sözleri, Hristiyanlığın kutsal kitabı olan Matta İncilinde şöyle anlatılmaktadır:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">İsa tapınağa girdi ve tapınakta alışverişle uğraşan herkesi dışarı attı. Para değiştirenlerin</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">masalarını, güvercin satıcılarının koltuklarını altüst etti. Onlara, </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Kutsal Kitap’ta yazılmıştır” </span></span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">dedi:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“‘Evime dua evi denecektir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">Ama siz onu eşkıya yatağı yaptınız.’”</span></span></span>&nbsp;&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">(Matta İncili, 21. Bölüm 12-13. Ayetleri)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Hz. İsa, dini kendi çıkarlarına alet eden Ferisi ve Sadukileri çok sert sözlerle eleştirmeye devam eder:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>Vay sizlere dinsel yorumcular ve Ferisiler. İkiyüzlüler! Çünkü göklerin hükümranlığını</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>insanların yüzüne kapatıyorsunuz. Kendiniz girmiyorsunuz, girmek isteyenleri de bırakmıyorsunuz. </em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><em>Dul</em></strong></span></span></span></em></strong>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">kadınların evlerine konuyorsunuz ve gösteriş için</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">uzun uzadıya dua ediyorsunuz. Bu yüzden yargınız daha ağır olacaktır.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Vay sizlere dinsel yorumcular ve Ferisiler. İkiyüzlüler! Çünkü denizde karada dolaşarak tek</span></em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>kişiyi olsun yolunuza çekmek için didiniyorsunuz. Bunu sağlayınca da onu kendinizden iki kat</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>cehennem çocuğu durumuna düşürüyorsunuz.</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Vay sizlere kör yöneticiler! Tapınak üzerine ant içmenin önemi yok, ama tapınaktaki altın</span></em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>üzerine ant içen sorumludur diye yorum yürütenler. Kör akılsızlar! Hangisi</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>üstündür? Altın mı, yoksa</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>altını kutsal kılan tapınak mı? </em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></strong></span></span></span></em></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong><em>Yine diyorsunuz ki, sunak üzerine ant </em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>içmenin önemi yok, ama oradaki</em></strong></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>armağan üzerine ant içen sorumludur. Ne körsünüz! Hangisi üstündür? Sunu mu, yoksa sunuyu kutsal</em></strong></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>kılan sunak mı? Çünkü sunak üzerine ant içen, onun ve ondaki her şeyin üzerine ant içer. Bunun</em></strong></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>gibi, tapınak üzerine ant içen de onun ve ondaki Kişi’nin üzerine ant içmiş olur. </em></strong></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><em>Göğe ant içen ise</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><em>Tanrı tahtına ve onun üstünde oturana ant içer.</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></strong></span></span></span></em></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Vay sizlere dinsel yorumcular ve Ferisiler. İkiyüzlüler! Çünkü nanenin, anasonun,&nbsp;</span></em></strong></span></span></em></strong></span><span style="font-family:Calibri"><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><strong><em>kimyonun ondalığını ödersiniz. </em></strong></span></span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong><em>Ama ruhsal yasanın üstün önem taşıyan konularını bıraktınız: Adaleti,</em></strong></span></span></span></em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>acımayı, içten bağlılığı..</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>&nbsp;Asıl uygulayacağınız işler bunlardı. Evet, ötekileri de bırakmadan.</em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>Kör</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>yöneticiler. Sudan sivrisineği süzenler, öte yandan da deveyi yutanlar.</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>Vay sizlere dinsel yorumcular ve Ferisiler</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>. İkiyüzlüler! Çünkü bardağın, çanağın dışını&nbsp;</em></span></span></em></span><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>temizlersiniz, ama içi soygunculukla, bencil isteklerle doludur. Kör Ferisi! İlkin bardağın içini temizle</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>ki, dışı da temizlenmiş olsun.</em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>Vay sizlere dinsel yorumcular ve Ferisiler. İkiyüzlüler! Çünkü sizler badanalı gömütlere</em></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>benziyorsunuz. Bunlar dıştan parlak görünür, ama içleri ölü kemikleriyle ve her tür iğrençlikle doludur.</em></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em>Sizler de bunlar gibi dıştan insanlara doğru görünürsünüz, ama içten </em></span></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">ikiyüzlülükle ve kötülükle</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">dolusunuz.”</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;(</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Matta İncili, 23. Bölüm,13-28. Ayetleri)</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yukarıdaki ayetlerden de anlaşılacağı üzere, Hz. İsa, Ferisi ve Sadukileri iki yüzlü olmakla, tapınak üzerinden maddi menfaat elde etmekle, halka karşı adaletsiz olmakla, insan ve Tanrı sevgisinden yoksun olmakla suçlamaktadır. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Hz. İSA’NIN TUTUKLANMASI VE ÇARMIHA GERİLİŞİ</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Hz. İsa’nın tutuklanması, yargılanması ve çarmıha gerilmesi ile ilgili ayetler ise şöyledir:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">İsa sözlerini sona erdirince öğrencilerine, </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“İki gün sonra Passah</span></span></span></span>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>(</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">hamursuz</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">bayramı)</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">&nbsp;Kutlayışı</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">olduğunu</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">biliyorsunuz” </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">dedi. </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“İnsanoğlu çarmıha çakılmak için </span></span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><strong>ele verilecektir.” </strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong>Bu sırada</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><strong>başrahiplerle halkın İhtiyarları, adı Kayafa olan </strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">başrahibin sarayında bir araya geldiler. İsa’yı</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000">yakalayıp öldürmek için düzen kurdular.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">&nbsp;<span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Ama bu iş kutlama sırasında olmasın ki, halk arasında</span></span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000">kargaşalığa yol açmasın” diyorlardı.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></span></span></span>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>(</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Matta İncili, 26. Bölüm,1-5. Ayetleri)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Ayetlerin devamında, Hz. İsa’nın tutuklanması ve Roma valisi Pilatus’a getirilişi şöyle anlatılmaktadır:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“O</span></em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>&nbsp;daha sözünü bitirmeden, On İkiler’den biri olan Yahuda geldi. Yanında kılıçlarla sopalarla</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>silahlanmış büyük bir topluluk vardı. Bunları başrahiplerle halkın İhtiyarları göndermişti. İsa’yı ele</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>veren onlara bir işaret gösterdi: “Kimi öpersem aradığınız O’dur; O’nu tutuklayın.”</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><em>(Matta İncili, 26. bölüm 47. ve 48. Ayetleri)</em></span></span></span></em></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#c00000"><strong><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#c00000"><strong>Sabah olunca halkın başrahipleriyle bütün İhtiyarları İsa’yı öldürmek üzere görüşmeye</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#c00000"><strong>koyuldular. O’nu zincire vurarak götürüp vali Pilatus’a teslim ettiler</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#c00000"><strong>.” </strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">(Matta İncili, 27. bölüm 1. ve 2. Ayetleri)</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“</span></em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>İsa vali Pilatus’un önüne dikildi. Vali, “Sen Yahudiler’in Kralı mısın?” diye sordu. İsa,</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#ff0000"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Söylediğin gibidir” </span></em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>dedi. Ama başrahiplerle İhtiyarlar’ın suçlamalarına hiçbir yanıt vermedi.</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>Sonra Pilatus, “Sana karşı yöneltilen bunca tanıklığı duymuyor musun?” dedi.</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>Ama O hiçbir</em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em>konuda ona tek yanıt olsun vermedi. Öyle ki, vali şaşırıp kaldı.</em></span></span></span></em><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><span style="color:#000000"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">”</span></em></span></span></span></em><em>&nbsp;</em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">(Matta İncili, 27. Bölüm, 11-14. Ayetleri)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Bu yargılamalardan sonra İncil’de yer alan ayetlere göre, Vali Pilatus, Musevilerin Hamursuz bayramı nedeniyle Hz. İsa’yı affetmek ister. Ancak Ferisi ve Sadukiler buna karşı çıkarak, sadece adi &nbsp;bir suçlu olan Bar Abbas’ın affedilmesini isterler. Bu ısrar ve tepkiler üzerine, Roma valisi Pilatus, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini onaylar. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">İncildeki ayetlere göre, Hz. İsa öldükten üç gün sonra dirilir ve kırk gün sonra da göğe yükselir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">İncil’deki ayetlerden de anlaşılacağı üzere, din istismarcılarının çıkarlarını korumak için işgalcilerin atadığı vali ile işbirliğinden kaçınmadıkları görülmektedir. Hz. İsa’nın Ferisi ve Sadukilerle olan mücadelesi, tüm dinlerde görülen samimi inananlarla, dini kendi çıkarları için kullanan şekilciler arasındaki ayrımın bugün de devam ettiğini göstermektedir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Çıkarcılar, insanların samimi duygu ve inançlarını bugün de sömürmeye, istismar etmeye ne yazık ki devam ediyorlar. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 18:43:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ATATÜRK’Ü YIPRATMAYIN!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ataturku-yipratmayin-611</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ataturku-yipratmayin-611</guid>
                <description><![CDATA[ATATÜRK’Ü YIPRATMAYIN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir tarihsel figür değil; bir milletin yeniden doğuşunun, bağımsızlık iradesinin ve çağdaşlaşma hedefinin adıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yüzden Atatürk’ün adı, günlük siyasetin dar hesaplarına kurban edilemeyecek kadar büyük; kişisel hataların, yanlışların ve hatta suçların üstünü örtmek için kullanılmayacak kadar değerlidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüze baktığımızda ise üzücü bir tabloyla karşı karşıyayız. Atatürk’ün adı, bazı çevreler tarafından bir “<em><strong>dokunulmazlık zırhı</strong></em>” gibi kullanılmaya başlanmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle siyaset arenasında, sorumluluk sahibi olması gereken bazı isimler; yaptıkları hataları, etik dışı davranışları ya da kamu vicdanını yaralayan eylemleri örtmek adına hemen aynı söyleme sarılıyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Ben Mustafa Kemal’in askeriyim.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki gerçekten öyle mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bir insan kamu malına zarar veriyorsa, görevini kötüye kullanıyorsa, rüşvetle, yolsuzlukla, ahlaki zaaflarla anılıyorsa; onun dilinden düşürmediği bu söz, Atatürk’ü yüceltmez. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tam tersine, Atatürk’ün temsil ettiği değerleri tartışmalı hale getirir, toplum nezdinde aşındırır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün sosyal medyada, televizyon ekranlarında ve siyasi meydanlarda sıkça gördüğümüz bir başka gerçek daha var: Suçüstü yakalanan, hakkında ciddi iddialar bulunan bazı kişilerin, hiçbir şey olmamış gibi Atatürk söylemine sarılması ve bunu bir savunma hattı olarak kullanması… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Üstelik bunu yaparken bir de zafer işaretleri, hamasi söylemler… </span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte tam da bu noktada toplumun vicdanı devreye giriyor ve şu soruyu soruyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Atatürk’ün adı, gerçekten bu kadar kolay mı kullanılmalı?</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk’ün “<strong><em>askeri</em></strong>” olmak; slogan atmakla, kürsüde birkaç cümle kurmakla olmaz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk’ün askeri olmak; dürüst olmaktır, hesap verebilir olmaktır, milletin emanetine sahip çıkmaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Liyakati esas almaktır, adaleti gözetmektir, halkı aldatmamaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk’ün mirası; temiz siyaset, şeffaf yönetim ve ahlaklı duruş demektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu mirası taşıyamayanların, o mirasın arkasına saklanmaya çalışması ise en hafif ifadeyle bir çelişkidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha da önemlisi; bu tür davranışlar sadece bireysel bir yozlaşma değil, aynı zamanda toplumsal bir erozyona da yol açar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü genç nesiller, söylenenlerle yapılanlar arasındaki farkı gördükçe inançlarını kaybeder. Değerlere olan bağlılık zayıflar, güven duygusu sarsılır. Bu da uzun vadede toplumun ortak değerlerine zarar verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gerçek Atatürkçülük; onun adını kullanmak değil, onun ilkelerini yaşatmaktır. “<strong><em>Ben Atatürkçüyüm</em></strong>” diyen birinin önce kendisine şu soruları sorması gerekir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ben görevimi hakkıyla yapıyor muyum?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kamuya karşı sorumluluğumu yerine getiriyor muyum?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Davranışlarım, Atatürk’ün çizdiği yola uygun mu?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bu sorulara verilecek cevaplar samimi değilse, o zaman Atatürk’ün adını ağıza almak da samimiyetsizdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimse kusura bakmasın; Atatürk bu milletin ortak değeridir ve bu değer kimsenin şahsi çıkarlarına alet edilemez. Ne bir siyasi kimliğin, ne bir makamın, ne de bir kişinin arka bahçesi değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sözün özü şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her hatanın, her yanlışın, her suçun üstüne Atatürk’ün adını örtmeye çalışmak; ne o hatayı gizler ne de o kişiyi aklar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aksine, Atatürk’ün hatırasına zarar verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yüzden artık açık ve net konuşmak gerekiyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk’ü sevmek kolaydır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Onun adını anmak da kolaydır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama onun mirasına layık olmak zordur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve o mirasa layık olamayanların yapması gereken tek şey vardır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Atatürk’ü yıpratmayı bırakmak!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 10:21:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI NEREYE BAĞLANMALI?</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-bektasi-kultur-ve-cemevi-baskanligi-nereye-baglanmali-610</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-bektasi-kultur-ve-cemevi-baskanligi-nereye-baglanmali-610</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI NEREYE BAĞLANMALI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Cumhuriyet tarihinde ilk defa Alevî-Bektaşî adını taşıyan bir başkanlığın kurulmuş olması, kuşkusuz önemli bir adımdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu adım, yıllardır görmezden gelindiğini düşünen Alevî toplumuna yönelik bir “<em><strong>tanıma</strong></em>” iradesi olarak değerlendirilmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak mesele sadece bir kurumun kurulması değildir. Asıl mesele, o kurumun ne kadar güçlü, ne kadar etkili ve ne kadar karşılık bulduğudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün gelinen noktada Alevî-Bektaşî Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde, adeta bir genel müdürlük gibi işlev görmesi; hem yetki hem de bütçe açısından sınırlı kalması, beraberinde ciddi tartışmaları da getirmektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle bütçe noktasında, doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olan Diyanet İşleri Başkanlığı ile kıyaslandığında ortaya çıkan fark, bu yapının ne kadar etkisiz bırakıldığını açıkça göstermektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Birçok Alevî kurumu, bu başkanlığın kurulmasını önemli bulmakla birlikte, işleyişine yönelik eleştirilerini açıkça dile getirmektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü sahada karşılık bulmayan, taleplere cevap veremeyen, bürokratik engeller içinde sıkışmış bir yapı; ne kadar iyi niyetle kurulmuş olursa olsun, zamanla güven kaybına yol açar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte tam da bu noktada sorulması gereken soru nettir: </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevî-Bektaşî Kültür ve&nbsp;Cemevi Başkanlığı, neden aracı bir bakanlık bünyesinde tutulmaktadır?</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç hizmeti, sıradan bir kültürel faaliyet değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç, toplumun vicdanıdır, kimliğidir, hafızasıdır. Bu kadar hayati bir alanın, bürokratik katmanlar arasında zayıflatılması kabul edilebilir değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer devlet, Alevî yurttaşlarını gerçekten muhatap almak istiyorsa, bunu güçlü ve doğrudan bir yapı ile göstermelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle açık ve net bir şekilde ifade etmek gerekir ki, Alevî-Bektaşî Kültür ve&nbsp;Cemevi Başkanlığı, doğrudan Cumhurbaşkanı’na bağlanmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aracı bakanlıklar kaldırılmalı, kurum doğrudan karar alma mekanizmasının merkezine yerleştirilmelidir. Ancak bu şekilde hem yetki hem bütçe hem de etki gücü anlamında gerçek bir karşılık oluşturulabilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aksi halde bu yapı, iyi niyetli ama etkisiz bir kurum olarak kalmaya mahkûm olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette mesele sadece idari bağlılık değildir. En az onun kadar önemli olan bir diğer konu da kadro meselesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kurumda görev alacak isimler; Alevî-Bektaşî inancını bilen, bu yolun erkânına hâkim, liyakat sahibi, devlet ciddiyetini taşıyan ve en önemlisi siyasetin günlük hesaplarından uzak kişiler olmalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç kurumu, siyasi kadrolaşmanın alanı olamaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevî toplumu ayrıcalık talep etmemektedir. Talep edilen şey çok nettir: Eşit yurttaşlık, samimi muhataplık ve güçlü temsil!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün yapılması gereken; sembolik adımlar değil, gerçek çözümlerdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bu başkanlık gerçekten tarihî bir ihtiyaca cevap vermek için kurulduysa, o zaman gereği yapılmalı; yetkisi artırılmalı, bütçesi güçlendirilmeli ve en önemlisi doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlanarak etkin bir yapıya kavuşturulmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü yarım bırakılmış her adım, umut olmaktan çıkar; hayal kırıklığına dönüşür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve unutulmamalıdır ki:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumsal güveni adı olan değil, karşılığı olan kurumlar inşa eder.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 22:51:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İHANETÇİ ALEVİ BÜROKRATLAR ÜZERİNE</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ihanetci-alevi-burokratlar-uzerine-609</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ihanetci-alevi-burokratlar-uzerine-609</guid>
                <description><![CDATA[İHANETÇİ ALEVİ BÜROKRATLAR ÜZERİNE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Her inançta olduğu gibi, Alevi inancı içinde de sayıları az da olsa, inancını ve kimliğini kendi çıkarları doğrultusunda kullanan kişiler çıkabilmektedir. Bu durum, sadece bireysel bir zafiyet değil; aynı zamanda toplumsal güveni zedeleyen ciddi bir sorundur. Özellikle bürokrasi içinde yer alan ve temsil sorumluluğu taşıyan kişilerin bu çizgiden sapması, meselenin ciddiyetini daha da artırmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne yazık ki, bazı kişiler sistem içinde hem bürokraside hem de Alevi kurumlarında kendilerine yer bulabilmekte; bu konumlarını ise hizmet için değil, kişisel hesaplar ve siyasi beklentiler için kullanabilmektedir. Oysa bu tür makamlar, bir ayrıcalık değil; ağır bir sorumluluktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi öğretisinde sıkça dile getirilen ve derin anlamlar barındıran bir söz vardır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Her ağacın kurdu kendi içinden çıkar.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu söz, aslında yaşananların en açık ifadesidir. Çünkü dışarıdan gelen baskı kadar, içeriden gelen yozlaşma da topluma zarar verir. Hatta çoğu zaman daha sinsi ve daha yıkıcı olur. Kendi içinden çıkan ve kendi değerlerini zedeleyen bir anlayış, toplumsal birlik duygusunu temelden sarsar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler arasında bu tür kişiler için kullanılan bir benzetme de oldukça dikkat çekicidir: “Kınalı keklikler.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bilindiği üzere, keklik avında bir keklik diğerini tuzağa çekmek için kullanılır. Bu benzetme, kendi toplumunu, kendi değerlerini farkında olarak ya da olmayarak bir araç haline getirenleri anlatmak için yapılır. Bu durum ise sadece bir yanlış değil; aynı zamanda derin bir kırılmanın ifadesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu tür kişilerin dillerinde çoğu zaman Alevilik vardır; ancak mesele çıkar, makam ve menfaat olduğunda sergilenen tavır, söylenen sözlerle örtüşmez. İnanç, sadece dilde taşınan bir söylem değil; yürekle hissedilen ve davranışlarla ortaya konan bir duruştur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün gelinen noktada, toplum olarak asıl yapılması gereken; temsil iddiasında bulunanların sözleri ile eylemleri arasındaki uyumu sorgulamaktır. Çünkü bir inancı temsil etmek, sadece o inancın adını anmakla değil; onun değerlerini yaşamakla mümkündür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutulmamalıdır ki; hiçbir makam, hiçbir unvan, hiçbir siyasi beklenti bir inancın önüne geçemez. Geçmemelidir. İnancını kendi çıkarları için kullananlar, günü kurtarabilir; ancak ne toplum vicdanında ne de tarih önünde hak ettikleri yeri bulabilirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; hak yoludur, erdem yoludur, sorumluluk yoludur. Bu yolda yürüyenlerin yükü ağırdır. Bu yükü taşıyamayanlar ise, hangi makamda olursa olsun, o yolun sahibi değil; sadece geçici yolcularıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">"ANLAYANA"</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 23:52:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KUL SIKIŞMAYINCA, HIZIR YETİŞMEZ!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kul-sikismayinca-hizir-yetismez-608</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kul-sikismayinca-hizir-yetismez-608</guid>
                <description><![CDATA[KUL SIKIŞMAYINCA, HIZIR YETİŞMEZ!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumun hafızasında yer etmiş bazı sözler vardır ki, yalnızca bir atasözü değil; aynı zamanda hayatın içinden süzülmüş derin bir hakikatin ifadesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez</em></strong>” sözü de tam olarak böyledir. Bu söz, insanın en çaresiz anlarında umudun, dayanışmanın ve beklenmedik bir yardımın doğuşunu anlatır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsan hayatı düz bir çizgi değildir. Herkesin yolu zaman zaman daralır, kapılar kapanır, umutlar tükenir gibi olur. İşte tam da bu noktada insan, ya içine kapanır ya da bir çıkış yolu arar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tarih boyunca da görülmüştür ki, insan en zor anlarında ya kendi içindeki gücü keşfeder ya da hiç ummadığı bir el uzanır ona. Bu yüzden bu söz, yalnızca mistik bir anlam taşımaz; aynı zamanda insanın mücadele gücüne de işaret eder.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hızır, inanç dünyasında darda kalanlara yetişen, zor anlarda yol gösteren bir semboldür. Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken nokta şudur: Hızır sadece dışarıdan gelen bir yardım mıdır, yoksa insanın kendi içindeki direncin, sabrın ve inancın bir tezahürü müdür? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Belki de her ikisidir. Çünkü insan sıkışmadan, zorlanmadan ne kendini tanıyabilir ne de gerçek dostu, gerçek dayanışmayı görebilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün yaşadığımız toplumsal olaylara baktığımızda da bu sözün ne kadar geçerli olduğunu açıkça görüyoruz. Ekonomik sıkıntılar, sosyal adaletsizlikler, güven bunalımı… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Tüm bunlar toplumun geniş kesimlerini bir “<strong><em>sıkışmışlık</em></strong>” duygusuna sürüklüyor. Ancak tam da bu noktada dayanışma kültürü, komşuluk ilişkileri, sivil toplumun gücü devreye giriyor. Bir lokmayı paylaşmak, bir el uzatmak, bir yaraya merhem olmak… </span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte modern zamanların “<strong><em>Hızır</em></strong>”ı da budur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne var ki, burada önemli bir tehlikeyi de göz ardı etmemek gerekir. İnsanların sıkışmışlığından faydalanan, bunu fırsata çeviren kişi ve yapılar da yok değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle gerçek Hızır ile sahte kurtarıcıyı ayırt etmek, bireyin ve toplumun en büyük sınavlarından biridir. Çünkü gerçek yardım, karşılık beklemeden yapılan; insanı daha güçlü kılan yardımdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak, “<em><strong>Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez</strong></em>” sözü bize iki önemli mesaj verir: Birincisi, zorluklar hayatın kaçınılmaz bir gerçeğidir ve bu zorluklar insanı olgunlaştırır. İkincisi ise, umut hiçbir zaman tükenmez. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsan, en karanlık anında bile bir ışık bulabilir; yeter ki aramayı bilsin ve inancını kaybetmesin.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutmamak gerekir ki, bazen Hızır bir insanın duasında, bazen bir dostun omzunda, bazen de insanın kendi iradesinde gizlidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve belki de en büyük gerçek şudur: İnsan, başkasının Hızır’ı olabildiği ölçüde insan kalır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 23:12:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SİYONİSTLERİN \&quot;VADEDİLMİŞ TOPRAKLAR\&quot; YALANI</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyonistlerin-vadedilmis-topraklar-yalani-607</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyonistlerin-vadedilmis-topraklar-yalani-607</guid>
                <description><![CDATA[SİYONİSTLERİN \"VADEDİLMİŞ TOPRAKLAR\" YALANI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">İsrail’deki Siyonist iktidarın yayılma ve saldırı politikaları, Musevi'liğin kutsal kitabı olan Tevrat’a mı dayanıyor? Tevrat’ta, Nil’den Fırat’a kadar olan toprakların İsrail oğullarına verileceği belirtiliyor mu? Siyonistlerin bu iddialarını Tevrat'daki ayetlere dayanarak açıklamaya çalışacağız.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Sorunun cevabını baştan verelim. Hz. Musa’ya inen Tevrat da, Nil’den Fırat’a kadar olan toprakların İsrail oğullarına verileceği şeklinde bir ayet bulunmamaktadır. Siyonistlerin, saldırı ve yayılmacı politikalarına alet ettikleri ayet de ilgili toprakların İbrahim oğullarına verileceği belirtilmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Gerek Kur’an’da gerek Tevrat’da Hz. İbrahim’in iki oğlu olduğu belirtilmektedir. İsrail oğulları soylarını Hz. İbrahim’in oğlu İshak’a, Araplar ise, soylarını Hz. İbrahim’in diğer oğlu olan İsmail’e dayandırmaktadırlar. Dolayısıyla, İsrail oğulları ile Araplar kardeş çocukları olmaktadır. Yani akrabadırlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Sitka Small Semibold&quot;">Bu kısa özetten sonra, Tevrat’ta yer alan ilgili bölümleri verebiliriz. İlgili ayetleri verdiğimizde Siyonistlerin yalanı ortaya çıkacaktır. Ancak bu durumu kavrayabilmemiz için ön bilgi olarak bazı ayetlerin verilmesinde yarar görmekteyiz. Önce Tevrat da tufandan ( Nuh Tufanı) önceki ayetleri verelim. Bu ayetlerde Tufanın nedenleri anlatılmaktadır. Bunu verdiğimizde konumuz daha iyi anlaşılacaktır. Zira bu ayetlerde, bugün dünyadaki insanoğlu’nun &nbsp;başlangıcı anlatılmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış, bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">5: 32</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayet :”</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Nuh 500 yıl yaşadıktan sonra Sam,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Ham, Yafet adlı oğulları doğdu.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış, bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">6: 1</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayet: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Yeryüzünde insanlar çoğalmaya</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">başladı, kızlar doğdu.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">6: 3</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayet: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;RAB, "Ruhum insanda sonsuza dek</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">kalmayacak, çünkü o ölümlüdür" dedi, "İnsanın</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">ömrü yüz yirmi yıl olacak."</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm,&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">6:&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">9-10-11-12-13. Ayetler:</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Nuh'un öyküsü şöyledir: Nuh doğru bir</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">insandı. Çağdaşları arasında kusursuz biriydi.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Tanrı yolunda yürüdü.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Üç oğlu vardı: Sam, Ham, Yafet.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Tanrı'nın gözünde yeryüzü</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">bozulmuş, zorbalıkla dolmuştu.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Tanrı yeryüzüne baktı ve her şeyin</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">ne denli bozulduğunu gördü. Çünkü insanlar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yoldan çıkmıştı.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Tanrı Nuh'a, "İnsanlığa son</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">vereceğim" dedi, "Çünkü onlar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yüzünden</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yeryüzü zorbalıkla doldu. Onlarla birlikte</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yeryüzünü de yok edeceğim.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Ayetlerin devamında Tanrı, Nuh peygamberden bir gemi yapmasını isteyerek şöyle hitap eder:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış, bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">6: 18</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-19-20-21-22. Ayetler:</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Ama seninle bir antlaşma yapacağım.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Oğulların, karın, gelinlerinle birlikte gemiye bin.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Sağ kalabilmeleri için her canlı</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">türünden bir erkek, bir dişi olmak</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">üzere birer</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">çifti gemiye al.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">sürüngenler sağ kalmak için çifter</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">çifter sana</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">gelecekler.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yanına hem kendin, hem onlar için</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yenebilecek ne varsa al, ilerde yemek üzere</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">depola."</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Nuh Tanrı'nın bütün buyruklarını</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yerine getirdi.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Ayetlerin devamında tufanla birlikte; yeryüzünde hiçbir canlı sağ kalmaz. Sadece, Nuh peygamberin gemisinde bulunanlar kurtulur. Bu nedenle de yeryüzündeki bütün insanların Nuh peygamberin üç oğlu olan Sam, Ham ve Yafet’den geldiği belirtilerek şöyle devam edilmektedir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm,&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">9: 18</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-19. Ayetler: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Gemiden çıkan</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Nuh'un oğulları Sam, Ham ve Yafet idi. Ham</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Kenan'ın babasıydı.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Nuh'un üç oğlu bunlardı. Yeryüzüne</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yayılan bütün insanlar onlardan üredi.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Yukarıdaki ayetlerde ismi geçen Kenan, Nuh peygamberin Ham isimli oğlundan olan torunudur. Bugünkü İsrail ve Filistin bölgesinin Tevrat’daki “Kenan bölgesi” ismi de buradan gelmektedir. İlerideki ayetlerde belirtileceği üzere, Hz. İbrahim'e vaat edilecek toprakların büyük kısmı da bu bölge olacaktır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Tevrat’da vadedilmiş topraklarla ilgili ayetler ise şöyledir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">12: 1</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-2-3. Ayetleri: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">RAB Avram'a</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(</span></em></strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İbrahim’e)</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">,</span></em><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Ülkeni</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(</span></em></strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Urfa-Harran)</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">,&nbsp;</span></em><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">akrabalarını,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">baba evini bırak</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">,&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;sana</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">göstereceğim ülkeye git"</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">dedi</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">.”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">"Seni büyük bir ulus yapacağım, Seni</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">kutsayacak, sana ün kazandıracağım, Bereket</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">kaynağı olacaksın.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Seni kutsayanları kutsayacak, Seni</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">lanetleyeni lanetleyeceğim. Yer</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yüzündeki</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">bütün halklar Senin aracılığınla kutsanacak."</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış, bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">12: 5</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-6. Ayetler: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Karısı Saray'ı, yeğeni Lut'u,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Harran'da kazandıkları malları, edindikleri</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">uşakları yanına alıp Kenan ülkesine doğru yola</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">çıktı. Oraya vardılar.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Avram ülke boyunca Şekem'deki</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">More meşesine kadar ilerledi.O günlerde orada</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Kenanlılar yaşıyordu.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">” &nbsp;</span></em></strong><span style="font-family:ArialMT">(Nuh peygamberin torunları)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">15: 18-21</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayetler: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;O gün RAB Avram'la antlaşma</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yaparak ona şöyle dedi:</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">"Mısır Irmağı'ndan</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">(Nil)</span></em><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">bu toprakları -Ken, Keniz, Kadmon, Hitit , Periz,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Refa, Amor, Kenan,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Girgaş ve Yevus</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">topraklarını senin soyuna vereceğim."</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(</span></em></strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Bugünkü Filistin, İsrail, Ürdün, Lübnan, Suriye’nin güneyi ve kuzeyi)</span></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Tevrat’daki ayetlerden belirtilenlere göre, İbrahim peygamberin eşi Sara’dan çocuğu olmaz. Bunun üzerine Sara, Hz. İbrahim’i cariyesi Hacer ile evlendirir. İlgili ayetler şöyledir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">16: 15</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-16. Ayetler: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Hacer Avram'a bir erkek çocuk</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">doğurdu. Avram çocuğun adını</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İsmail koydu.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Hacer İsmail'i doğurduğunda,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Avram seksen altı yaşındaydı.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Hacer isimli cariyeden oğlu olan Avram’ın ismi de değişir. İlgili ayet şöyledir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış, bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">17: 5</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-6-7-8. Ayetler:</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Artık adın Avram değil, İbrahim</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">olacak. Çünkü seni</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">birçok ulusun babası</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yapacağım.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">” &nbsp;</span></em></strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">(</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Avram": "Yüce Baba"</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">anlamına gelir. "İbrahim": İbranice</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Avraham, "Çokların babası" anlamına gelir.</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">)</span></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">17: 6</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-7-8. Ayetler: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Seni çok verimli kılacağım.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Soyundan uluslar doğacak,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">krallar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">çıkacak.</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Antlaşmamı seninle ve soyunla</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">kuşaklar boyunca, sonsuza dek</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">sürdüreceğim.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Senin, senden sonra da soyunun Tanrısı</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">olacağım.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Bir yabancı olarak yaşadığın</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">vereceğim. Onların Tanrısı olacağım."</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">İbrahim peygamberin cariyesi Hacer’den sonra eşi Sara’dan da bir oğlu olur. İlgili ayet de şöyledir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">17: 19</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayet: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Tanrı, "Hayır. Ama karın Sara sana</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">bir oğul doğuracak, adını İshak koyacaksın"</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">dedi, "Onunla ve soyuyla antlaşmamı sonsuza</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">dek sürdüreceğim.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Yaratılış bölüm 15, 18-21. ayetler ile 17. bölüm 8. Ayet de de belirtildiği üzere; Tanrı, Kenan bölgesini ve Nil’den Fırat nehirlerine kadar olan toprakları İbrahim peygambere ve soyuna vaat etmektedir. Bu ayetlerde de İsrail oğullarının ismi geçmemektedir. Zira İsrail, İbrahim peygamberin Sara’dan olan İshak’ın oğlu Yakup olup, lakabı İsrail’dir. Yani, Tanrı Nil’den Fırat’a kadar olan toprakları İbrahim peygambere vaat ettiğinde, Torunu Yakup, diğer adıyla İsrail henüz dünyaya gelmemişti. Siyonistlerin Tevrat’a dayandırdıkları “Vadedilmiş topraklar” (Arz-ı Mev'ud) yalanı da bu ayetlerle kanıtlanmaktadır. Zira, İsrail ismi Tevrat’daki vaat edilmiş topraklar ile ilgili ayetlerden çok sonra geçmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Kaldı ki, bugün Nil’den Fırat’a kadar uzanan topraklarda zaten İbrahim peygamberin soyundan gelenler yaşamaktadır. Yani Tevrat’ta vadedilen gerçekleşmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, Siyonistlerin iddiaları bu nedenle de temelsiz kalmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Tevrat da Yakup-İsrail ismi ile ilgili ayetlerde ise, şöyle denilmektedir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılmış, bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">25: 26</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayet: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Sonra kardeşi doğdu. Eliyle Esav'ın</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">topuğunu tutuyordu. Bu</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">yüzden İshak</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">(Hz. İbrahim’in Sara’dan olan oğlu)</span></em><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;ona</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yakup adını verdi. Rebeka doğum</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yaptığında</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İshak altmış yaşındaydı.</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">”</span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yar</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atılış, bölüm&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">32: 28</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayet: “</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Adam, "Artık sana Yakup değil,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İsrail denecek" dedi, "Çünkü Tanrı'yla,</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">insanlarla güreşip yendin."</span></em></strong><strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em></strong><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">(</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İsrail":</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Tanrı'yla güreşir" anlamına gelir.</span></em><em><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">)</span></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Yukarıda verdiğimiz Tevrat ayetlerinden de anlaşılacağı üzere, adını Kudüs’teki Siyon tepesinden-dağından alan radikal dincilerin, kutsal kitaptaki ayetleri istismar ettikleri ve olmayanı varmış gibi göstererek, bir inancı kendi emellerine alet ettikleri anlaşılmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Bu durum, yani yalan ve sahtekarlık, &nbsp;din istismarı yapan her grup için geçerlidir. Zira, bütün radikal dinciler, bunu yapmadan insanları kandıramayacaklarını bilmektedirler. Bunlar aynı zamanda tarihleri boyunca gerçek dindar insanlara yalan söylemişler, onların samimi inançlarını sömürmüşler, çıkarları doğrultusunda kullanmışlardır. Bu radikal dinciler hep güçlüden hep zorbadan yana olmuşlardır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Siyonistlerin tarihi de böyledir. Yirminci yüzyılda İngiliz emperyalizminin yanında yer almışlar ve onlara piyonluk görevi yapmışlardır. İngilizler dünyadaki etkinliğini kaybedince, hemen en güçlü emperyalist olan ABD’nin yanına geçmişlerdir. Zira bu tip küçük azınlıklar kendi güçleri ile bir şey yapamayacaklarını bildikleri için hep bir “büyük” gücün arkasına saklanarak hareket etmişlerdir.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Ancak, bu sefer efendileri güç kaybedince arkasına saklanabilecekleri bir dayanak bulamayacaklar. Zira, bölgenin esas sahibi olan kadim halklar direnişe geçmiş olup, hem piyonları hem de esas ipleri elinde tutanları &nbsp;tarihin çöplüğüne gönderecektir. Bunu yaşayıp göreceğiz.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">***Tevrat’daki ayetler, http//ekitap.ayorum.com sitesinden alınmıştır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 00:38:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SİYASETTE ARINMAK ÖZÜNÜ DÂR\&#039;A ÇEKEBİLENLERİN YOLUDUR</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyasette-arinmak-ozunu-dara-cekebilenlerin-yoludur-606</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyasette-arinmak-ozunu-dara-cekebilenlerin-yoludur-606</guid>
                <description><![CDATA[SİYASETTE ARINMAK ÖZÜNÜ DÂR\'A ÇEKEBİLENLERİN YOLUDUR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Siyaset…<br />
Sadece yönetmek değildir.<br />
Aynı zamanda örnek olmak, sorumluluk almak ve en önemlisi kendinle yüzleşebilmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün siyasetin en büyük açmazı tam da burada başlıyor.<br />
Herkes konuşuyor…<br />
Herkes eleştiriyor…<br />
Ama kimse kendine dönüp bakmıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa gerçek siyaset, önce insanın kendi nefsini sorgulamasıyla başlar.<br />
Alevî inancında “dâr’a çekilmek” dediğimiz o büyük yüzleşme…<br />
İşte siyasetçinin de en çok ihtiyaç duyduğu şey budur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu noktada, yıllar önce bizzat şahit olduğum ve hafızamda yer eden bir anıyı paylaşmak istiyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">2013 yılında, Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı döneminde, bir yurt gezisi sırasında yaşanan bir olay…<br />
Kılıçdaroğlu lavaboda elini yıkadıktan sonra kirli peçeteyi atacak bir çöp kovası bulamaz. O anda yanında bulunan yakın koruması refleksle yaklaşır:<br />
“Efendim, ben alayım.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak aldığı cevap, sıradan bir cevap değildir.<br />
Bir duruşun, bir anlayışın ve bir ahlâkın ifadesidir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Sakın ha! Kimsenin pisliğini eline bulaştırma.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve ardından o kirli peçeteyi başkasına vermek yerine kendi cebine koyar…<br />
Çöpe atmak üzere…</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte tam da burada, Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyaset anlayışı net bir şekilde ortaya çıkar.<br />
Sorumluluğu başkasına yüklemeyen, yükü paylaşırken kirli olanı devretmeyen, en basit anda bile bir ilke ortaya koyan bir yaklaşım…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sadece bir anı değildir.<br />
Bu, siyasetçinin nasıl olması gerektiğine dair somut bir örnektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün siyasette eksik olan şey tam olarak budur.<br />
Hata yapılır ama sahip çıkılmaz.<br />
Yanlış yapılır ama başkasına yüklenir.<br />
Kirlenilir ama temizlenmek yerine örtülür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa siyasetçi dediğin;<br />
Kendi hatasıyla yüzleşebilen,<br />
Kendi yükünü taşıyabilen,<br />
Ve en önemlisi başkasını kirletmeden yürüyebilen insandır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kemal Kılıçdaroğlu’nun o gün verdiği cevap, aslında siyasetin özüne dair bir derstir.<br />
“Kimsenin pisliğini eline bulaştırmamak” sadece bireysel bir hassasiyet değil; aynı zamanda kamusal ahlâkın temelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü siyaset kirlenirse toplum kirlenir.<br />
Siyasetçi arınmazsa toplum nefes alamaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu yüzden, siyasetçinin zaman zaman özünü dâr’a çekmesi gerekir.<br />
Kendine dönmesi, kendini sorgulaması, hatasını kabul etmesi gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Büyük laflar etmek kolaydır…<br />
Ama küçük bir davranışla büyük bir ahlâk ortaya koymak zordur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bazen bir kirli peçete…<br />
Bir siyasetçinin gerçek duruşunu anlatmaya yeter.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutmayalım:<br />
Siyaset makam değil, emanettir.<br />
Ve o emaneti taşıyanlar…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimsenin pisliğini eline bulaştırmadan yürümelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Anlayan’a…</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:39:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD PİYONU SİYONİSTLERİN GELECEĞİ VAR MI?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/abd-piyonu-siyonistlerin-gelecegi-var-mi-603</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/abd-piyonu-siyonistlerin-gelecegi-var-mi-603</guid>
                <description><![CDATA[ABD PİYONU SİYONİSTLERİN GELECEĞİ VAR MI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Kurulduğundan beri emperyalistlere, özellikle de ABD’ye piyonluk yapan Siyonist İsraillilerin amaçlarına ulaşması mümkün olur mu? Bu makalemizde bunu ele alacağız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İsrailoğulları’nın tarihi incelendiğinde yayılmacı ve saldırgan bir politika izlemeye başladıklarında; sonları hep hüsran olmuştur. Birinci işgal ve dağılma, M.Ö. 722 yıllarında İsrail devletinin Asurlular tarafından işgali ve halkının esir edilerek Mezopotamya bölgesine dağınık bir şekilde iskan edilmesidir. İkinci işgal ve sürgün M.Ö. 586 yılında Babil kralı Nebukadnezar tarafından gerçekleştirilmiştir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İki ayrı dönemde gerçekleşen bu işgal ve sürgün olayı, Tevrat’ın bölümlerinde yer almaktadır. Kendilerini </span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“dindar” </span></em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">olarak gören bu Siyonistlerin kutsal kitapları olan Tevrat’ta yer alan bilgileri ya okumadıkları ya da okuduklarından ders almadıkları anlaşılmaktadır. Ancak tarih çok acımasızdır, olaylardan ders almayanlara daha kötüsünü yaşatır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İşte bugün İsrail’de işbaşında olan Siyonist Netanyahu hükümeti de Tevrat’ta anlatılanlardan ders almamış olacak ki; arkasına aldığı büyük bir destekle kendi özgücüyle orantılı olmayan eylem ve saldırılarda bulunmaktadır. Oysa, yaptığı bu saldırı ve katliamların İsrail’de yaşayan Musevilere hiçbir faydası yoktur. Tam tersine, İsrail halkının dünyada tecrit olmasına ve </span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“katliamcı”</span></em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;olarak tanınmasına hizmet etmektedir. Zira, yaptıkları saldırı ve katliamlar efendileri olan ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarına hizmet etmektedir. &nbsp;ABD’nin çıkarı olmasa ne diye milyarlarca para harcasın? Nitekim; Siyonist Netanyahu’nun İran’a karşı başlattığı saldırıların 2009 yılından beri ABD derin devleti tarafından planlandığı görülmektedir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">ABD derin devletinin düşünce kuruluşu olan ve hükümetlerin izleyeceği politikaları belirleyen </span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“BROOKİNGS İNTİTUTİON”</span></em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;&nbsp;isimli kuruluş 20 Haziran 2009’da hazırladığı </span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“İRAN’A GİDEN YOL HANGİSİ”</span></em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;&nbsp;başlıklı raporunun 5. bölümünün başlığı şu şekildedir:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“İsrail’in Askeri Saldırısına İzin Vermek ve Teşvik Etmek-Bibi’nin (Netanyahu’nun) Yapması Gerekenler”</span></em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;başlığı altında şöyle denilmektedir:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>-İsrail saldırısını teşvik etmek ve izin vermek.</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>-İsrail’e destek olarak ABD’nin hava saldırılarına katılmasını sağlamak.</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>-Karadan saldırı düzenlemek.</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>-İran muhaliflerine para ve silah desteği sağlamak.</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>-Buşehir, Natanz, İsfahan ve Tahran’daki nükleer araştırma merkezlerinin ağır bombardıman uçakları ile yok edilmesini sağlamak.</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>-Ağır bombardıman uçaklarının kullanımı için Dieogo Garcia üssünün kullanılmaya hazır hale getirmek.</em></span></span></em></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Raporda yer alan önerilerin birebir aynısı 28 Şubat’tan beri uygulanmaktadır. Yani İran’a karşı başlatılan saldırı ve katliamların TRUMP’ın deliliği ve kişiliği ile ilgisi bulunmamaktadır. İran’ın </span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“Nükler silah yapmasını engellemek”</span></em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;iddiası da tamamen gerçek dışıdır. Esas amaç Petrol, doğalgaz ve değerli madenlerin bulunduğu Ortadoğu bölgesini ele geçirmek ve kontrol altına almaktır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Siyonistler burada piyon görevi yapmaktadır. Aklı başında olan herkes on milyonluk İsrail’in bütün Ortadoğu’yu kontrol altına alamayacağını bilir. Ama radikal </span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em><span style="font-family:Sitka Small Semibold">“dincilik”</span></em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;her yerde olduğu gibi burada da emperyalizmin bir aparatı olmaktadır. Aynen İslam ülkelerinde </span></span><em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'"><em>Radikal dincilerin</em></span></span></em><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">&nbsp;emperyalistler tarafından kullanılması gibi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Bu tespitlerimizden sonra, ABD ve İran arasında sağlanan ateşkes anlaşması devam eder mi? Bizim tahmin ve analizlerimize göre maalesef devam etmeyeceği yönündedir. Zira emperyalist ABD ve onun aparatı olan İsrail hükümeti İran’ın koşulsuz teslimini istemektedir. İran hükümeti de bunu asla kabul etmeyeceğini açıklamıştır. Bu nedenle görüşümüz, bölgemizdeki savaşın ve çatışmaların devam edeceği ve yayılacağı yönündedir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Zira saldırılara gerekçe yapılan İran’ın nükleer silah elde etmesi bir bahanedir. İsrail, dünyada 6. nükleer güce sahip bir ülkedir. Elinde yüzlerce nükleer başlıklı bomba bulunmaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’ne göre, İsrail nükleer başlıklı bombaları hem uçaklardan hem deniz altılardan hem de karadan ateşleyebilecek sistemlere sahip olan bir ülkedir. Dolayısıyla, İran’ın İsrail’i tehdit etmesi mümkün değildir. Ancak, Siyonistler halkını ve kamuoyunu ikna etmek için bu tür yalanlara başvurmaktadırlar. Üstelik İran Nükleer silah üretmeyi ve kullanmayı dini inançlarına aykırı olduğunu da ifade etmektedir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">Sonuç olarak, emperyalist ABD ve onun aparatı olan Siyonist İsrail hükümeti saldırılarına devam edecektir. Zira bölgemizde kendilerine direnen bir ülke ve devlet istememektedirler. &nbsp;Aynen Irak’ta, Libya’da ve Suriye’de olduğu gibi İran’ı da parçalara ayırarak kontrollerinde bulunan devletçikler istemektedirler. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">İran devletinin ve halkının emperyalist saldırıya direnmesi ve başarı kazanması ülkemiz içinde önem arz etmektedir. Zira hedefte ülkemiz de bulunmaktadır. O nedenle din, mezhep ve siyasi görüş ayırmadan hepimizin İran halkının yanında olması elzemdir. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><br />
<span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Sitka Small Semibold'">.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 00:44:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FETÖ, CAN DÜNDAR VE ALEVİLER</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/feto-can-dundar-ve-aleviler-602</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/feto-can-dundar-ve-aleviler-602</guid>
                <description><![CDATA[FETÖ, CAN DÜNDAR VE ALEVİLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">FETÖ terör örgütünün Alevilere yönelik faaliyetlerini daha yakından anlamak için, eski bir yazımı paylaşıyorum. </span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ’nün finanse ettiği “<strong><em>Yolcu</em></strong>” adlı belgesel filmi şimdilerde Berlin’de firari olarak yaşayan Can Dündar hazırlarken, Kalan Müzik şirketinin Tunceli/Alevi kökenli sahibi Hasan Saltık da piyasaya sürülmesini üstlenmişti.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>İşte, o yazım:</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Yıllardır, dedikodusu yapılan, neredeyse şehir efsanesine dönüşen Said Nursi Belgeseli nihayet yayınlandı. “<em><strong>Yolcu</strong></em>” adı altında yayınlanan belgeselin DVD’sini, aynı zamanda Grup Yorum’un da yayıncısı olan Kalan Müzik şirketinin çıkarmasının ilginçliği bir yana, meraklı gözler çok arasa da, ne “<em><strong>yönetmen</strong></em>” ve ne de “<em><strong>yapımcı</strong></em>” bölümünde Can Dündar’ın ismini göremediler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Önce, tarihi biraz geriye, 14 Ağustos 2005’e saralım ve elimize Zaman gazetesinin “<em><strong>Turkuaz</strong></em>” Pazar ekini alalım. O da ne? Can Dündar tamı tamına bir “<em><strong>Said Nursi Belgeseli çekmek”</strong></em>ten söz ediyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Salih Zengin’in yaptığı söyleşinin ilgili bölümlerini önce aktaralım ki, sadece belgeselin değil, “<em><strong>duruş</strong></em>”ların da, zaman içerisinde yaşadığı yolculukları, hep beraber konuşabilelim:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Hangi belgesel üzerine çalışıyorsunuz?</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>Neşet Ertaş belgeseli montaj aşamasında. Mülkiye belgeselini bitirmek üzereyiz. Bu kadar Atatürk lafı edilen bir ülkede Atatürk belgeseli bile henüz yapılamadı. Said-i Nursi üzerine bir teklif var, ona da çalışıyoruz.</em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Bediüzzaman‘ın sizin için belgesel değeri taşıyan özelliği nedir?</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>Ayrıntıları çok tartışmak istemem; ama İslam’ı ele alış biçimi ideolojik olarak beni ilgilendirdi. Medreseden esarete uzanan bir hayatı var, dünyanın neresine gitseniz bu bir belgesel konusudur. Bakıyorsunuz hem I. Meclis‘te var, hem padişahın yanında hem de Adnan Menderes ve askerî dönemde var. Görüşlerini yayış biçimi de önemli. Bugünün internet koşullarında gerçekleştirilebilecek bir şeyi o dönemin zor şartları içinde yapmış birisi. Birçok açıdan bugüne kadar çoktan yapılması gereken bir belgesel. Düşünce sistematiğini anlamak için çok şey okumak lazım. Yazılarına kapandığın zaman da sizi çok ayrı dünyalara götürüyor. Öte yandan ne yaşadığını anlamak için de çok az belge var. Bir yanda onu baş tacı edenler, bir yanda nefret edenler var. Bugünün siyasetine ciddi yansımaları olan birisi. Onu gerçekten yaşadığıyla anlattığınız zaman „vay canına“ dedirtiyor. Kaç kişi onun Meclis‘te konuştuğunu, Atatürk‘le diyaloglarını bilebilir ki? Bugünün Türkiye‘sinde ona inanan insanlar ve devam eden bir gelenek var. Bu açılardan çok etkileri olacağına inanıyorum, yeter ki hakkıyla yapalım.</em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Belgesel şu an hangi aşamada?</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>Bir yıldır görüşüyoruz. Bir ay öncesinde Mardin, Siirt, Urfa ve Van bölgelerini gezdik, mekanları gördük, kabaca çekimlerini yaptık. Doğrusu, bunu yapmayı çok arzu ediyordum. Türkiye‘nin tarihinde önemli bir isim. Fakat efsane ve tevatür çok. Onları ayıklayıp gerçeğe ulaşmada sorunumuz var. Biz de kendi araştırmamızı yapıp kendi gözlemimizi de ortaya koyalım istedik. İlk elden tanıklara ulaşmaya çalışıyoruz. Yaptığımız zaman dört başı mamur, belgeye dayanan bir belgesel olacak.</em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Elinizdeki fiziki şartlarla, Bediüzzaman‘ın yaşadığı metafizik halleri nasıl aktarmayı düşünüyorsunuz?</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>Biyografi yanını ön plana çıkarmaya gayret ediyorum. Ne yaşadığını anlatıp, düşünce sistematiğini, söylediklerini uzmanların da yardımıyla hayat hikayesinin içine yerleştirmeyi amaçlıyorum. Biz burada daha çok yaşadıklarını anlatmak derdindeyiz. Mezarının açıldığı gün orada olan gazeteciden tutun da ölürken başındaki insanın tanıklığına başvurarak gerçek anlamda ne yaşadığını fotoğraflamaya gayret ediyoruz. Biyografide ciddi bir yol aldık. Önümüzdeki yıl hazır olur, biter.</em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>SAİD NURSİ BELGESELİNİN FİNANSÖRÜ KİM?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Görüldüğü gibi, Can Dündar Said Nursi belgeselini bir “<em><strong>iş</strong></em>” olarak aldığını açıkça ifade ediyor: “<em><strong>Said-i Nursi üzerine bir teklif var, ona da çalışıyoruz.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı görüşü, Can Dündar’ın çalışma arkadaşlarından Cemalettin Canlı da, Yeni Asya gazetesi ile yaptığı ve 23.03.2010 tarihinde yayınlanan görüşmesinde ifade ediyor: “<em><strong>Başlangıçta bizim için bir işti…</strong></em>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dolayısıyla, mantıklı olmaya çalışırsak, ortada bir “<em><strong>iş</strong></em>” varsa ve “<em><strong>iş alan</strong></em>” belli ise, o halde, bir de “<em><strong>iş veren</strong></em>” vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, “<em><strong>iş</strong></em>” bu noktaya gelince Can Dündar da, “<em><strong>çalışma arkadaşları</strong></em>” da doğru yanıtı vermekte “<em><strong>ketum</strong></em>” davranıyorlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">6 yıldan uzun bir çalışma süresini kapsayan, içinde birçok yabancı ülkenin de bulunduğu, on binlerce kilometre yol kat edilen, binlerce sayfa belgenin incelenmesini gerektiren bir belgeseli, herhangi bir “<em><strong>ön finansman</strong></em>” olmadan, Can Dündar’ın “<em><strong>kendi cebinden</strong></em>” karşılamış olabileceği eşyanın doğasına aykırı bir durum. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Gerçi, Can Dündar ve çalışma arkadaşları tam olarak bunu da ifade ediyor, değiller. Belgeselin finansmanı konusunda Can Dündar ve çalışma arkadaşları net bilgi vermekten kaçınıyorlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Süperpoligon sitesi 2006 yılında Can Dündar’ın “<em><strong>cemaatle anlaştığını</strong></em>” ve Said Nursi belgeseli hazırlamaya başladığını duyurduğunda, Can Dündar, bunu inkar etmemiş ama, 22.09.2006 yılında kendi sitesinde de yayınladığı şu yanıtla “<em><strong>düzeltme</strong></em>” yoluna gitmişti:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Doğrusu şudur:</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>5 yıldır “</strong>Lanetliler Bahçesi<strong>” adıyla bir dizi hazırlığındayım.<br />
Türkiye’nin “</strong>Hain<strong>” diye karalanmış ya da lanetlenmiş isimlerinin hayat öykülerini, hangi görüşten olduğuna bakmaksızın ekrana getirmek azmindeyim.<br />
Çerkez Ethem’den Enver Paşa’ya, Vahdettin’den Bediüzzaman’a kadar uzanan geniş bir listeyle yola çıktık. Nazım Hikmet belgeselleştirdiğimiz ilk isimdi. Ardından Said Nursi hazırlığına giriştik.<br />
Yani “</strong>sipariş<strong>” yok. Tersine biz talepkar olduk.<br />
Çok iyi bir ekiple 1,5 yıldır çalışıyoruz.<br />
Hiçbir kanal böyle “</strong>lanetli<strong>” bir projeye destek olmaya cesaret edemediği için ve biz de cemaatten maddi destek alıp bağımlı olmak istemediğimiz için belgesel hazırlığını kendi olanaklarımızla ve konunun taraflarının bilgi-belge-teknik desteğiyle sürdürüyoruz.<br />
Belgeselin bu kadar gecikmesi de ondan...<br />
Hem Said Nursi yandaşlarının, hem karşıtlarının görüşlerinin birlikte yeralacağı belgeselin çok yakında yayına hazır olacağını ve her iki kesimi de şaşırtacağını şimdiden duyurmuş olayım.<br />
Bu vesileyle çalışmamızı tanıtma imkanı sunduğunuz için teşekkür ederim.<br />
Dilerim haberinize yorum yazan arkadaşlar da, acele ve peşin hükmün sakıncalarını fark etmişlerdir.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>FİNANSÖRÜN FETÖ OLDUĞUNU KENDİLERİ DE AÇIKLADI!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Cemaate yakın</strong></em>” bir kişi olan, Bugün gazetesi yazarı Nuh Gönültaş, “<em><strong>cemaat tarafından projelendirilen” </strong></em>belgesel için Can Dündar’ın seçilmiş olmasını hemen bir gün sonra şöyle yorumlamış: “<em><strong>Filmi sistem içinde legal birine çektirerek Bediüzzaman’ın sistem açısından legalize olmasına katkı sağlamak isteniyor olabilir. Can Dündar çeşitli Atatürk belgesellerini de çekmiş biri olarak Bediüzzaman Belgeseli’ni de çekerse gaye hasıl olmuş olur. Burada asıl sorulması gereken soru, “</strong></em><em>Niçin Can Dündar?</em><em><strong>” değil, Can Dündar böyle bir projeye niçin imza atıyor, olmalı?</strong></em>” (Bugün, 23.09.2006)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Can Dündar’ın Said Nursi belgeseli projesi üzerine çalıştığının medyaya yansımasının ardından en sert yorum Akşam gazetesi yazarı Oray Eğin’den gelmişti. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oray Eğin, “<em><strong>Mustafa</strong></em>” filmi üzerine süren tartışmalar esnasında şunları yazmıştı: “<em><strong>Biliyorsunuz değil mi Can Dündar, Said-i Nursi belgeseli üzerinde çalışıyor bir süredir. Yani Fethullah Gülen cemaatine göz kırpıyor, kendini buraya entegre ederek oradan rant toplayacak.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>E gerçek bir Atatürkçü film de bunun önünü keserdi.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Ancak kendisi o kadar paragöz ki hem laiklerin hem de Fethullahçılardan parsayı toplama amacıyla yola çıktı... Yazık ki yüzüne gözüne de bulaştırdı…</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Laikler filmi beğenmedi, sponsorlarla çevirdiği oyun medyada aleyhine döndü, tüccarlığı ortaya çıktı...</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Ve sonunda Can Dündar putu hak ettiği şekilde yıkılmaya başladı</strong>.</em><strong>“ </strong>(Akşam, 03.11.2008)</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>GRUP YORUM İLE SAİD NURSİ BELGESELİNİN YAPIMCISI AYNI KİŞİ!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir başka tuhaflık da, FETÖ’nün finanse ettiği hem kendileri ve hem de medyada pek çok kişinin dil getirdiği Said Nursi belgeselinin Hasan Saltık’ın sahibi olduğu Kalan Müzik etiketi ile piyasaya sürülmüş olması.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tunceli kökenli, 1937/38 isyanı sonrasında mecburi iskan yasası ile Balıkesir’e yerleştirilen bir ailenin evladı ve 12 Eylül darbesini düzenleyen 5 orgeneralden birisi olan Haydar Saltık’ın yeğeni olan Hasan Saltık, müzik sektöründeki ününü Grup Yorum’un albümlerini çıkarmasına borçlu idi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kalan Müzik “<em><strong>Yolcu</strong></em>” belgeseli için yayınladığı tanıtım bildirisinde şu ifadelere yer vermiş: “<em><strong>Bazı insanların etkisi, kendilerinden uzun yaşar. Bediüzzaman Said Nursi onlardan biri...</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>3 bölümlük “</strong>Yolcu<strong>” belgeseli, onun peşinden katedilmiş 40 bin kilometre yolun, röportaj yapılan 100’ü aşkın tanığın, geniş bir ekibin 6 yıllık alışmasının ve Güneydoğu köylerinden Makedonya’ya, Suriye’den Volga kıyılarına dek uzanan bir coğrafyada araştırmamıza destek veren insanların ürünüdür.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Yönetmenliğini Yusuf Kenan Beysülen, metin yazarlığını Cemalettin Canlı, seslendirmesini Mahir Günşiray, yapımcılığını ise Kalan Müzik ve Karşı Film üstlendiği “Yolcu” belgeselinde sunulan belge, bilgi ve tanıkların Türkiye’de yeni ve sıcak gündem oluşturması bekleniyor.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>KARANLIKTA BIRAKILAN SORU: BELGESELİ KİM YÖNETTİ?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Evet, yayınlanan belgeselin sıcak bir gündem oluşturacağı açık. Ancak söz konusu “<em><strong>sıcak gündem</strong></em>” Can Dündar ismi etrafında oluşuyor ve oluşmaya da devam edecek. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Belgesel’in ne yapımcısı ve ne de yönetmeni olmadığı halde, tartışmaları niçin alevlendirecek, diye sorarsanız anlatalım: Belgesel’de yönetmen ve metin yazarı olarak adları olan arkadaşlar da çok “<em><strong>tanıdık</strong></em>”, ondan!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yusuf Kenan Beysülen, Can Dündar’ın en az 10 yıldır beraber çalıştığı bir isim. Birçok belgeseli beraber çektiler. Recep Tayyip Erdoğan’ın belgeselinde de beraber çalıştılar! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Can Dündar, kendi sitesinde örneğin, 29.10.2003 tarihinde, Yusuf Kenan Beysülen ile birlikte Tarih Vakfı için bir belgesel çekmeye başlayacaklarını ilan etmiş: <em><strong>“Ayrıca Yusuf Kenan Beysülen ile, Tarih Vakfı için </strong></em>“<em>Türkiye'de İnsan Hakları ve Sivil Toplum”<strong> belgeseline girişiyoruz.</strong>” </em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha sonraları da, örneğin, NTV için Can Dündar tarafından yapılan “<em><strong>Lider Portreleri</strong></em>” belgeselinde de beraber çalıştıklarını, bu kez Milliyet gazetesindeki köşesinde, 18 Temmuz 2007’de yine kendisi açıklamış: “<em><strong>NTV için hazırladığımız “</strong></em><em>Lider Portreleri</em><em><strong>”nin Recep Tayyip Erdoğan bölümü için araştırma yapan arkadaşımız Yusuf Kenan Beysülen’in ulaştığı imam hatip karnesi, Başbakan’ın vasat bir öğrenci olduğunu gösteriyor.</strong></em>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde, Can Dündar’ın yönetmenliğini yaptığı “<em><strong>O Gün</strong></em>” belgeselinde de Yusuf Kenan Beysülen ekip üyelerinden birisi olarak gösterilmiş.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tabii, dikkatli gözlerin hemen fark edebileceği gibi, Yusuf Kenan Beysülen Can Dündar ile beraber çalıştığı tüm projelerde “<em><strong>araştırmacı</strong></em>” kimliği ile yer alırken, Said Nursi belgeseli “<em><strong>Yolcu</strong></em>”da araştırmacı ünvanını korumakla birlikte, yönetmenliğe terfi etmiş. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durum, Can Dündar kendi ismini koyamadığı için mi, uzun yıllardır yol arkadaşlığı yaptığı Beysülen’in ismini yönetmen olarak yazdırdı, sorusunu gündeme getiriyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde, araştırmacı ve metin yazarı olarak ismi geçen Cemalettin Canlı da, Can Dündar ekibinden! Cemalettin Canlı ismi, “<em><strong>Mustafa</strong></em>” filminde de oyuncu ve araştırmacı olarak yer almıştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Said Nursi belgeselinin yapımcılarından birisi olarak gözüken Cemalettin Canlı ile Yeni Asya gazetesi için konuşan Hüseyin Kemal, Can Dündar’ın belgeselle ilişkisi üzerine şunları yazmış: “<em><strong>Can Dündar, çekimine başladığı Said Nursî belgeseli için “</strong></em><em>Onun Meclis’te konuştuğunu, Atatürk’le diyaloglarını </em><em>kim </em><em>bilebilir ki? Bugünün Türkiye’sinde ona inanan insanlar ve devam eden bir gelenek var. Bu açılardan çok etkileri olacağına inanıyorum, yeter ki hakkıyla yapalım</em><em><strong>” diyordu Zaman gazetesindeki röportajında… Ne oldu bilinmez, ama geriye kalan iddialarla tartışılacak olan Can Dündar’ın projeden neden çekildiği. Belki de bunun cevabını kendisine bırakmak gerekir…</strong></em>” (Yeni Asya, 23.03.2010)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öte yandan, Yusuf Kenan Beysülen de, Zaman gazetesi ile görüşmesinde şunları kaydetmiş: “<em><strong>1998 yılından beri yapmayı arzuladığımız bir çalışmaydı. Projeye Can Dündar’la başladık. Can Dündar projeden ayrılmak zorunda kaldı. NTV’de programa başladı. Mustafa projesi karşısına çıktı. Biz de “</strong></em><em>Sen içine giremiyorsun. Bu işi biz sürdürelim<strong>”</strong></em><em><strong> dedik. Projeyi üstlendik.</strong></em>” (Zaman, 18.07.2010) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yeni Asya yazarlarından Latif Salihoğlu, kamuoyunda Said Nursi ile birlikte anılmaya başlayan Can Dündar hakkında şöyle yazmış: “<em><strong>Tâ 2001 yılından beri bu belgesellerin üzerinde çalıştığı anlaşılan sayın Dündar'ın “</strong>çok yakında yayına hazır olacağı<strong>”</strong><strong>nı söylediği tarihin üzerinden de iki seneden fazla bir zaman geçti.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Onun bahsetmiş olduğu “</strong>hem yandaşlarını, hem de karşıtlarını şaşırtacak<strong>” olan Said Nursî belgeseli, anlaşılan o ki, bilinmeyen bazı sebeplerle yayına bir türlü hazır hale getirilemedi.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Doğrusu, şu noktayı merak etmemek elde değil: Sahi, bu nasıl bir çalışmadır ki, bir türlü bitmek bilmiyor? </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Acaba, kim yahut kimler bu çalışmanın önüne takoz koydu? </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Bütün bu sorular, orta yerde duruyor. </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Bunların cevabı verilir, yahut verilmez. O bizim sıkıntımız değil; bundan tâ iki sene evvel çıkıp da “Çok yakında yayına hazır olacak” diyenlerin sorunudur bu. </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>Ancak şu var ki: Dün de ifade ettiğimiz gibi, şayet bu çalışma da “</strong>Mustafa<strong>” belgeseli tarzında olacaksa ve Said Nursî'yi olduğu gibi tanıtmayacaksa, veyahut onu yanlış tanıtacaksa—ki, bu noktada ciddî kuşkular var–bu çalışmanın hiç yayınlanmamasını daha hayırlı bulduğumuzu ve yaşanan gecikmeleri de hayra yorduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyoruz.</strong></em>” (Yeni Asya, 01.11.2008)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evet, dikkatli okurların fark edeceği gibi, Said Nursi belgeselinin başlangıç tarihi sürekli değişiyor. Ancak, konumuz bu değil. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Said Nursi belgeselini kim çekti? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Görünen o ki; Nurcu çevreler için, söz konusu belgeseli Can Dündar’ın çektiğine dair kuşku yok!</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>CAN DÜNDAR, BELGESEL İÇİN FETÖ’DEN PARA ALDI MI?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Said Nursi belgeselini hazırlayanlara baktığımızda tüm yapım, yaratım ve yönetim ekibinin Can Dündar’ın uzun yıllar beraber çalıştığı ekipten olduğu açıkça ortaya çıkıyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durumda, Can Dündar’ın uzunca bir süredir öne sürülen iddiaları çürütmek için, epeyi sıkıntı çekeceğini öne sürmek, pek de mantıksız görünmüyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bakalım, Can Dündar, Said Nursi belgeselinin kendi kontrolünde çekilip çekilmediği, çekildiyse, niçin isminin dışarıda tutulduğu hakkında ne diyecek?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yukarıda alıntıladığımız Latif Salihoğlu’nun yazısından yaklaşık bir hafta sonra Hürriyet gazetesinden Ayşe Arman’ın, “<em><strong>Dubai’den gelip yaptığı</strong></em>” söyleşi bazı şifreleri kırabilir mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Said-i Nursi belgeseli için Fethullah Gülen’den para mı aldınız?</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>- Hay Allah, ne feci laflar bunlar! Mümkün mü böyle bir şey? Benim yazılarıma bak, Fethullah Gülen-Amerikan ilişkisi üzerine en az on tane yazım vardır. Ayıplamaz mı insanlar? Bu soru bile ne kadar ağır geliyor. Elbette böyle bir şey yok.</strong></em>” (Hürriyet, 09.11.2008)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Madem ki, Nuh Gönültaş’ın da belirttiği üzere, “<em><strong>cemaat&nbsp;bir belgesel yaptırmaya karar vermiş</strong></em>”, bunun maliyetini de üstlenecek. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bundan daha doğal ne olabilir? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, kendi kişisel konumuyla ilgili kaygılarla mı, yoksa başka bir saikle mi, anlaşılmaz bir şekilde Can Dündar, para aldığını reddetmekle de kalmıyor, üstüne de, Fethullah Gülen-ABD ilişkisine dair yazılar yazdığını belirtiyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bence, şifreleri kıran cümleyi de tam burada “<em><strong>sarf</strong></em>” ediyor: “<em><strong>Ayıplamaz mı insanlar?</strong></em>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Buradan, Can Dündar’ın ismi, daha 2008’in sonlarına kadar gündemde iken ve neredeyse montaj dahi bitmişken, bir anda isminin ortadan kalkmasının nedenine ulaşabilir miyiz? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fethullah Gülen-Amerikan ilişkisinden söz ettiği için mi, Can Dündar ismini belgeselden çekmek zorunda kaldı? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu soruları ancak Can Dündar yanıtlayabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, 29 Ocak 2016 tarihli Sabah gazetesinde yer alan bir haberden öğreniyoruz ki, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianameye göre “<em><strong>Bu belgesel için Dündar’ın FETÖ’nün vakfından ne kadar para aldığı bilinmiyor ama örgütün finanse ettiği filmin 1.4 milyon euro’ya mal olduğu belirtiliyor.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>ALEVİ KÖKENLİ YAPIMCININ ROLÜ NEDİR?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Öte yandan, uzun yıllar Grup Yorum’un yayıncısı olarak tanınan Kalan Müzik’in, kendi iş alanı olmamasına rağmen, Said Nursi belgeseli yayınlaması ise, müzik çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kalan Müzik şirketinin sahibinin Alevi kökenli olması ise, ilişkiler ağının karmaşıklığını ve karanlığını daha da derinleştiriyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Akşam gazetesi yazarlarından Tuğçe Tatari, Can Dündar’ın müziklerini yapması için götürdüğü teklifi Kalan Müzik şirketinin sahibi Hasan Saltık’ın reddettiğini yazmıştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aradan geçen 1.5 yılda, şirket sahibinin teklifi kabul etmekle kalmayıp, iş alanı olmadığı halde, belgeseli DVD olarak yayınlamayı da üstlenmesini hangi gelişmeye borçluyuz, kestirmek güç.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, DVD’nin arka kapağında, belgeseli tanıtım amaçlı, şu cümlelere yer verilmiş: “<em><strong>Peygamberler şehri Urfa’da, Balıklıgöl’ün hemen yanında bir mezar yeri var. Buranın ortasında ise boş bir mezar. Bir yolcunun kabri burası. Yolculuğunu ölümünden sonra bile sürdürmüş bir yolcunun… Bu belgesel, işte o yolcunun uzun ve meşakkatli yol hikayesini anlatıyor…</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evet, belgeselde bir yolculuk yapıldığı ve bir yolcunun olduğu kesin. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, yolun ve yolcunun kimliğini önümüzdeki günlerde daha açık seçik göreceğiz…</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>DİPNOT: </strong><em>Bu yazım Berfin Bahar dergisinin Ağustos 2010 tarihli 150. sayısında “<strong>YAYINLANAN SAİD NURSİ BELGESELİ CAN DÜNDAR’A MI AİT?</strong>” başlığı ile yayınlanmıştı. Çok küçük birkaç ekleme ve düzeltme yanında başlığını da bu yayın için değiştirdim. En güçlü oldukları dönemde dahi, FETÖ ile mücadeleden kaçmadığımızı ve halkımızı aydınlatmak için çabaladığımızı göstermesi açısından da önemli bir örnek olarak okurlarımla paylaşmayı gerekli gördüm.</em></span></p>

<p><em><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="font-size:12pt"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/Yolcu.png" style="height:760px; width:450px" /></span></span></em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 22:23:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KİRLİ SİYASET MİDE BULANDIRIR</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kirli-siyaset-mide-bulandirir-601</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kirli-siyaset-mide-bulandirir-601</guid>
                <description><![CDATA[KİRLİ SİYASET MİDE BULANDIRIR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Siyasetin gölgesinde kalan toplum ve kaybolan güven<br />
Siyaseti Yazmak Neden Bu Kadar Zorlaştı?<br />
Son dönemde en çok aldığım eleştirilerden biri şu:<br />
“Bu kadar gündem varken neden siyasete girmiyorsun?”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Girmemek değil mesele…<br />
Girdiğiniz anda karşılaştığınız tablo.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün siyaseti yazmak; doğruyu anlatmak değil,<br />
kimin tarafında olduğunuzun sorgulanmasına dönüşmüş durumda.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Doğruyu yazarsınız, “satılmış” olursunuz…<br />
Eleştirirsiniz, “karalama yapıyor” derler…<br />
Susarsınız, “korkuyor” derler…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki bu ortamda hakikatin değeri nerede kalır?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sorun Sadece Siyaset Değil<br />
Asıl tehlike burada başlıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü kirlenen sadece siyaset değil…<br />
Siyasetin temas ettiği her alan aynı kirlilikten payını alıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün sivil toplum kuruluşları da bu durumdan bağımsız değil.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa STK’lar;<br />
toplumun vicdanı olmalı,<br />
hakkın yanında durmalı,<br />
siyasetin üstünde bir çizgide yer almalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama gerçekler farklı bir tabloyu gösteriyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">STK’lar: Toplumun Sesi mi, Siyasetin Arka Bahçesi mi?<br />
Açık konuşmak gerekirse;<br />
bugün birçok STK, olması gereken yerden çok uzakta.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yönetim kadrolarına bakın…<br />
Üyelik yapılarına bakın…<br />
Açıklamalara, tavırlara bakın…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Karşınıza çıkan tablo çoğu zaman şudur:<br />
Sivil toplum değil, siyasi uzantı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durum sadece bir kurumsal sorun değildir.<br />
Bu, doğrudan toplumun güven meselesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü insanlar bir kuruma destek verirken şunu ister:<br />
Tarafsızlık, samimiyet ve adalet.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bir STK, belli bir siyasi çizginin gölgesinde hareket ediyorsa,<br />
artık o yapı toplumun değil, siyasetin temsilcisidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Güven Kaybolursa Her Şey Kaybolur<br />
En büyük zarar burada ortaya çıkar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Güven kaybolur…<br />
İnanç zedelenir…<br />
Toplumsal bağlar gevşer…</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanlar artık yapılan işe değil,<br />
onu yapanın kimliğine bakmaya başlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu da çürümenin en açık göstergesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü güven yoksa;<br />
ne siyaset sağlıklı yürür,<br />
ne sivil toplum ayakta kalır,<br />
ne de toplum huzur bulur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Temiz Siyaset Bir Tercih Değil, Zorunluluktur<br />
Bugün herkesin kendine sorması gereken soru şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz bu düzenin neresindeyiz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kirlenmiş bir yapının parçası mı,<br />
yoksa temiz bir duruşun temsilcisi mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyaset;<br />
makam, güç ve çıkar aracı hâline geldiğinde yozlaşır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sivil toplum;<br />
bağımsızlığını kaybettiğinde anlamını yitirir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yüzden ihtiyaç olan şey çok nettir:<br />
Şeffaflık, hesap verebilirlik ve ilke.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son Söz: Vicdanın Üstünü Örtemezsiniz<br />
Unutulmamalıdır ki;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyaset geçicidir…<br />
Makamlar gelip geçer…<br />
Ama toplumun vicdanı kalıcıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">O vicdan bir kez kirlenirse,<br />
hiçbir güç onu temizlemeye yetmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kirli siyaset günü kurtarır…<br />
Ama temiz siyaset geleceği kurar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve gerçek şu ki:<br />
Mide bulandıran bir düzen,<br />
hiçbir zaman güven veren bir düzen olamaz</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 21:02:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KÜSTÜM: SESSİZ BİR ÇIĞLIĞIN ADI...</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kustum-sessiz-bir-cigligin-adi-600</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kustum-sessiz-bir-cigligin-adi-600</guid>
                <description><![CDATA[KÜSTÜM: SESSİZ BİR ÇIĞLIĞIN ADI...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Bazı kelimeler vardır; kısa, sade ama taşıdığı anlam ağırdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Küstüm</strong></em>” de o kelimelerden biridir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İlk bakışta basit bir duygunun ifadesi gibi görünür. Oysa içinde biriken kırgınlıklar, tutulmamış sözler, karşılık bulmamış beklentiler ve en önemlisi zedelenmiş bir güven vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Küsmek; bir anda ortaya çıkan bir duygu değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir sürecin sonucudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Görülmeyenlerin, duyulmayanların, hissedilmeyenlerin birikimidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsan, doğası gereği kırılgandır. Bir söz, bir tavır, bir ihmal… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bazen küçük gibi görünen şeyler, büyük kırgınlıklara dönüşebilir. Bireyler arasında yaşanan küslükler çoğu zaman konuşularak, gönül alınarak çözülebilir. Çünkü ortada iki kişi vardır ve aradaki mesafe kapatılabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak mesele bireyleri aşar, toplumsal bir boyut kazanırsa…</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte o zaman “<em><strong>küslük</strong></em>” bir duygudan çıkar, bir toplumsal uyarıya dönüşür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir inanç grubu, bir topluluk kendi devletine küsmüşse, bu durum hafife alınacak bir mesele değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü devlet ile vatandaş arasındaki ilişki yalnızca hukuki bir bağ değildir. Bu ilişki; güven, adalet ve eşitlik duygusu üzerine kuruludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet;</span></p>

<p><span style="color:#000000">- Tüm vatandaşlarına eşit mesafede durduğu ölçüde, güçlüdür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">- Eşitliği hissettirdiği ölçüde, adildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">- Adalet sağlandığı ölçüde, güven inşa edilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu üçlüden biri eksildiğinde ise, ortaya kırgınlık çıkar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler, bu ülkenin köklü ve asli unsurlarından biridir. Tarih boyunca bu toprakların savunulmasında, korunmasında ve bugünlere gelmesinde önemli bedeller ödemiştir. Devletine bağlılığı, sadakati ve toplumsal barıştan yana duruşu tartışma götürmez bir gerçektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak buna rağmen, yıllardır dile getirilen bazı taleplerin karşılıksız kalması, verilen sözlerin yerine getirilmemesi ya da eşit yurttaşlık ilkesinin pratikte yeterince hissedilmemesi; bu bağlılığın içinde bir kırgınlık oluşturmuştur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu kırgınlık, zamanla “<em><strong>küslüğe</strong></em>” dönüşür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu küslük; bir isyan değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir kopuş değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlete sırt dönmek hiç değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aksine bu küslük, “<em><strong>Ben buradayım, bu ülkenin bir parçasıyım ama yeterince görülmüyorum</strong></em>” diyen sessiz bir çağrıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">En tehlikeli olan da, bu sessizliktir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü, sesini yükselten bir toplumla konuşabilirsiniz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama susan bir toplumun ne hissettiğini anlamak için çaba göstermeniz gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumsal barış, sadece büyük sözlerle değil; küçük ama samimi adımlarla sağlanır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eşit yurttaşlık ilkesi, sadece anayasal bir hüküm olarak kalmamalı; vatandaşın günlük hayatında hissedebildiği bir gerçek olmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devletin görevi; hiçbir ayrım gözetmeden, tüm inançlara ve tüm kesimlere aynı hassasiyetle yaklaşmaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yaklaşım, bir lütuf değil; anayasal bir zorunluluktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Küslük uzadıkça, mesafe büyür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mesafe büyüdükçe, güven zayıflar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Güven zayıfladıkça ise toplumsal birlik zarar görür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa bu ülkenin en çok ihtiyacı olan şey; birliktir, beraberliktir ve karşılıklı güvendir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yüzden yapılması gereken açıktır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kırgınlıkları görmezden gelmek değil, anlamak…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sessizliği yok saymak değil, duymak…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Verilen sözleri ertelemek değil, yerine getirmek…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü, bir toplumu ayakta tutan en güçlü bağ, güven duygusudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve unutulmamalıdır ki;</span></p>

<p><span style="color:#000000">bir toplumun devlete küsmesi, sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir uyarıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu uyarıyı doğru okumak ve gereğini yapmak ise hem devlet aklının hem de toplumsal sorumluluğun gereğidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü, hiçbir vatandaşın kendini bu ülkeye küsecek kadar yalnız hissetmemesi gerekir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 11:39:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ŞEYTANİ İNANÇLAR BİZİ KANDIRIYOR MU?</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/seytani-inanclar-bizi-kandiriyor-mu-599</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/seytani-inanclar-bizi-kandiriyor-mu-599</guid>
                <description><![CDATA[ŞEYTANİ İNANÇLAR BİZİ KANDIRIYOR MU?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">İman; zihnimize yerleştirmiş oldukları “<em><strong>tevhit</strong></em>”, “<em><strong>adalet</strong></em>”, “<strong><em>nübüvvet</em></strong>”, “<strong><em>imamet</em></strong>” ve “<strong><em>mead</em></strong>” değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ya da, “<strong><em>hayır ve şerrin, kaza ve kaderin Allah'tan olduğuna inanmak</em></strong>” değildir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İman; her zaman hak ile batıl yolları birbirinden ayrıştıracağımız “<strong><em>ZİHİNSEL BİR GÜÇ</em></strong>” olmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günlük olarak “<em><strong>hak</strong></em>” nedir, “<strong><em>batıl</em></strong>” nedir, hangi şey “<strong><em>hayırdır</em></strong>”, hangi şey “<strong><em>şerdir</em></strong>”, hangisi “<strong><em>doğrudur</em></strong>”, hangisi “<strong><em>yanlıştır</em></strong>”, şayet bunların iyi, hak, doğru ve hayır olanlarının üzerine hareket ediyor isen, sen müminsin ve “<strong>iman</strong>” da budur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İman; “<em><strong>seyir</strong></em>” ve “<em><strong>hareket</strong></em>”tir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yalnızca mezhep, meşrep, tarikat vs. gibi zihinsel inançlar, sabit ve durağan şeyler değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsan bunları kafasına yazmakla ve hıfzında tutmakla cennete gidecektir diye bir şey yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yine iman, imam Hüseyin’i sevecek, Kerbela-Hac-Umre- Meşhed ziyaretlerine gidecek, halifelere, imamların masumluğuna ve sahabenin adaletine inanacak ve bunlarla da mümin olup Cennete gidecektir gibi hayali şeyler de değildir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunların tümü Şeytanî tasavvurlardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şeytan, dostlarını bu türden inançlarla saptırmaya çalışıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şeytan sana: “<em><strong>Sen muvahhitsin. Aklında 12 leri ve sahabe-i kiramı tut</strong></em>” diyor!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette ki Şeytan’dan kastım “<em><strong>nefs-i ammare</strong></em>” (kötülüğü emreden nefis) dir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Nefs-i Ammare</em></strong>” her zaman sana, hayır yollardan hareket etmeni zorlaştırır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gerçekten hayır ve hak yolu yürümek çok zordur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunun için Şeytan sana diyor ki, “<em><strong>sen yerinde dur. Bunlara inan ve bir kez de Hüseyin’in ya da Kabe’nin ziyaretine git, artık cennete gireceksin</strong></em>”. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Artık yalan konuşmanın, hırsızlık yapmanın, fitne çıkartmanın, milyarları gasp etmenin, mezhepçilik yapmanın, benden isen haksın, değil isen batılsın demenin hiçbir sakıncası yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Madem ki, senede bir kez Kerbela’ya veya Umreyi ziyarete gidiyorsun ve bir kez de Hüseyin’e ağlıyorsun, hatta ağlamasan ve yalan yere ağlamış gibi yapsan da Cennete giriyorsun.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte, Şeytan melun insanları böyle kandırıyor!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani ağlamasan ve yalan yere ağlar gibi yapsan da cennete girip ebedi olarak keyif çatmak nerede vardır?</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte, bunun için diyorum ki, bu türden inançlar Şeytanî inançlardır ve halkı kandırmaktır!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 21:15:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İNANCIMIZA GÖSTERİLMEYEN SAYGI, VERİLMEYEN DESTEK</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/inancimiza-gosterilmeyen-saygi-verilmeyen-destek-598</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/inancimiza-gosterilmeyen-saygi-verilmeyen-destek-598</guid>
                <description><![CDATA[İNANCIMIZA GÖSTERİLMEYEN SAYGI, VERİLMEYEN DESTEK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir ülkenin hukuk devleti olup olmadığı, sadece yazılı metinlerle değil; o metinlerin hayatta ne kadar karşılık bulduğuyla ölçülür. Anayasa’nın eşitlik ilkesi de bu anlamda en temel güvencelerden biridir. Ancak sahaya bakıldığında, bu ilkenin herkese aynı şekilde uygulanıp uygulanmadığı ciddi bir tartışma konusudur.</p>

<p>Alevî yurttaşların inançlarına, ibadet mekânlarına ve kurumlarına yönelik yaklaşım, bu tartışmanın en somut örneklerinden birini oluşturmaktadır. Kâğıt üzerinde eşitlikten söz edilirken, uygulamada farklı inanç gruplarına sağlanan imkânlarla Alevî kurumlarına sunulan destekler arasındaki fark dikkat çekmektedir. Bu durum, yalnızca bir hizmet eksikliği değil; aynı zamanda bir algı ve güven meselesidir.</p>

<p>Tabelasında “Alevî” yazan, kuruluş amacı bu inanca hizmet etmek olan kurumların varlığı açıkken; bu kurumlara yönelik yaklaşımın mesafeli kalması, verilen desteklerin sınırlı olması ve bazı alanlarda eşitliğin hissedilmemesi, doğal olarak “eşit yurttaşlık” kavramını tartışmaya açmaktadır. Çünkü eşitlik, yalnızca söylemde kaldığında değil, uygulamada hissedildiğinde anlam kazanır.</p>

<p>Alevî toplumu, tarih boyunca bu ülkenin bir parçası olmuş; kültürüyle, emeğiyle ve değerleriyle bu topraklara katkı sunmuştur. Devletine bağlılık, vatanına sahip çıkma ve toplumsal barışa katkı sağlama noktasında daima sorumluluk bilinciyle hareket etmiştir. Bu duruş, herhangi bir ayrıcalık talebinin değil; aksine eşitlik temelinde bir beklentinin ifadesidir.</p>

<p>Ancak bugün gelinen noktada, “eşit yurttaşlık” duygusunun güçlenmesi için yalnızca sözlerin yeterli olmadığı açıktır. Uygulamada görülen farklılıklar, zamanla güven duygusunu zedelemekte ve toplumsal aidiyet hissini sorgulatmaktadır. Oysa güçlü bir devlet, tüm vatandaşlarına eşit mesafede duran ve bu eşitliği hissettiren devlettir.</p>

<p>Alevî inancı; sevgi, hoşgörü, merhamet ve insanı merkeze alan bir anlayışı esas alır. “İncinsen de incitme” düsturuyla hareket eden bu yaklaşım, toplumsal barışın da temel taşlarından biridir. Böylesine kapsayıcı bir inanç geleneğine sahip olan bir toplumun, kendi devletinden de aynı kapsayıcılığı ve eşitliği beklemesi en doğal hakkıdır.</p>

<p>Burada altı çizilmesi gereken en önemli nokta şudur: Eşitlik talebi bir ayrıcalık isteği değildir. Tam tersine, anayasal bir hakkın hayata geçirilmesi çağrısıdır. Alevî yurttaşların beklentisi; inançlarının tanınması, kurumlarının desteklenmesi ve bu süreçlerin diğer inanç gruplarıyla aynı hassasiyetle ele alınmasıdır.</p>

<p>Sonuç olarak; eşitlik ilkesi yalnızca metinlerde kaldığı sürece eksik, uygulamada hayat bulduğu ölçüde anlamlıdır. Toplumsal barışın güçlenmesi, güven duygusunun pekişmesi ve ortak geleceğin sağlam temeller üzerine kurulması için, bu ilkenin herkes için aynı kararlılıkla uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>Çünkü adalet, bir kesime değil; herkese eşit ulaştığında adalet olur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 12:33:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SİYONİSTLER’E TEVRAT’DAKİ AYETLERLE CEVAP</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyonistlere-tevratdaki-ayetlerle-cevap-597</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyonistlere-tevratdaki-ayetlerle-cevap-597</guid>
                <description><![CDATA[SİYONİSTLER’E TEVRAT’DAKİ AYETLERLE CEVAP]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İsrail’de iktidarda bulunan Siyonist hükümet, dünyanın en saldırgan gücü olan ABD emperyalistleri ile birlikte Filistin’e, Lübnan’a ve İran’a bombalar yağdırmakta, binlerce masum insanı katletmeye devam etmektedirler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu makalemizde Siyonistlerin yaptıkları katliamların inanmış oldukları kutsal kitap olan Tevrat’a aykırı olup, olmadığı üzerinde duracağız. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Tevrat’taki ayetlere geçmeden önce; toplumumuzda yanlış olan bazı önyargıları da düzeltmemiz gerekecektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu önyargılardan biri, &nbsp;Musevi inancında olanların hepsinin Siyonist olmadığıdır. Zira Siyonist olanlar, Museviliği (Hz. Musa’nın tebliğ ettiği din) kabul etmekle birlikte, savundukları teolojik inançlarının ve saldırganlıklarının Tevrat’ta yer alan ayetlere aykırı olduğudur.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu durumu bilen gerçek Museviler, Siyonistlerin saldırganlıklarına ve katliamlarına karşı çıkmaktalar. Gerek İsrail’de gerek diğer ülkelerde yaşayan gerçek Museviler bu nedenle Siyonistlerin yaptığı katliamları protesto eden gösterilerde yer almaktadırlar. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Örneklemek gerekirse, Siyonistlerin din anlayışını İŞİD türü terör örgütlerinin “İslam” anlayışına benzetebiliriz. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Zira, gerek Kur’an’da gerek Tevrat’ta gerek İncil’de meşru savunma dışında insan öldürmek yasaklanmıştır.</strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Nasıl ki; İŞİD kendi inancında olmayanları dışlıyor ve ırkçılık yapıyorsa, Siyonistler de aynı paralel inanç içindedirler. </strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Toplumuzdaki diğer bir yanlış algı da Musevilikle, Yahudiliğin aynılaştırılmasıdır.</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;Zira Yahudi terimi Hz. İshak’ın torunlarından Yahuda’dan gelmektedir. &nbsp;Oysa Hz. İshak’ın on bir torunu daha bulunmaktadır. Tevrat’ta yer alan bilgilere göre bunlar; Bünyamin, Ruben, Şimeon, Levi, Dan, Naftali, Gad, Aşer, İssakar, Zevalun ve Yusuf’tur. Bu yüzden, İsrail Oğulları on iki kabile adıyla anılmaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Ancak, Musevi inancını sadece İsrailoğulları temsil etmemektedir. <strong>T</strong></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>ürkler, Samiriler ve diğer halklardan da Musevi inancında olanlar vardır. Örneğin; Miladi 650-950 yıllarında Kafkasya’da hüküm sürmüş olan Hazar Türk Kağanlığı Museviliği resmi din olarak kabul etmişt</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">i. &nbsp;Dolayısıyla, Museviliği sadece Yahudilikle eşitlemek doğru değildir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu kısa özetten sonra, Siyonistlerin yayılmacı ve saldırgan teolojik anlayışının Tevrat’a uygun olup, olmadığına geçebiliriz. Bu konuda Tevrat’da yer alan ayetlerden örnekler verdiğimizde konumuzu daha iyi anlatmış olacağız. Bu ayetlerden bazıları şunlardır:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yar</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">atılış, Bölüm</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">1: 27</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Ayet:</span></span>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Tanrı insanı kendi suretinde yarattı.</strong></span></span></strong>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu.</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yar</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">atılış, bölüm </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">9: 3</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-4-5-6. Ayetler:</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;Bütün canlılar size yiyecek olacak.</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yeşil bitkiler gibi, hepsini size veriyorum.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>"Yalnız kanlı et yemeyeceksiniz,</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>çünkü kan canı içerir.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Sizin de kanınız dökülürse, hakkınızı</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">kesinlikle arayacağım. Her hayvandan</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">hesabını soracağım. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Her insandan, kardeşinin</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>canına kıyan herkesten hakkınızı arayacağım.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>"Kim insan kanı dökerse, Kendi kanı</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>da insan tarafından</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>dökülecektir. Çünkü Tanrı</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>insanı kendi suretinde yarattı.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yas</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">alar, Bölüm </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">5: 17</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">-18-19. Ayetler:</span></span>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>"'Adam öldürmeyeceksin.</strong></span></span></strong>&nbsp;&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Zina</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">etmeyeceksin.</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Çalmayacaksın.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Çık</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">ış, bölüm </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">22: 21</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Ayet:</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;"</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Yabancıya haksızlık ve baskı</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>yapmayacaksınız. Çünkü sizde</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Mısır'da</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>yabancıydınız.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yas</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">alar, bölüm </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">23: 7</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Ayet:</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;"Edomlular'dan iğrenmeyeceksiniz.</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Onlar kardeşinizdir.</span></span>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Mısırlılar'dan da</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>iğrenmeyeceksiniz. Çünkü onların</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Ülkesinde</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>yabancı olarak yaşadınız.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Mik</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">a, bölüm </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">4: 3</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Ayet: </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>RAB halklar arasında yargıçlık</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>edecek, Uzaklardaki güçlü ulusların</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>anlaşmazlıklarını çözecek. İnsanlar kılıçlarını</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>çekiçle dövüp</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>saban demiri, Mızraklarını bağcı</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>bıçağı yapacaklar. Ulus ulusa kılıç</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>kaldırmayacak, Savaş eğitimi yapmayacaklar</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>artık.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yer</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">emya, bölüm </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">7: 11</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Ayet:</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Bana ait olan bu tapınak sizin için bir</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>haydut ini</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>mi oldu? </strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Ama ben görüyorum neler</span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">yaptığınızı! diyor RAB.</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Y</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">e</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">şa</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">ya, bölüm </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">3: 11</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Ayet:</span></span><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Vay kötülerin haline! Kötülük</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>görecek,</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>yaptıklarının karşılığını alacaklar.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yukarıdaki ayetlerden görüleceği gibi, insan öldürmek, katliam yapmak Tevrat’ta yasaklanmış olup, şiddetle kınanmaktadır. Zira ayetlerde belirtildiği üzere, </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Çünkü Tanrı</span></strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>insanı kendi suretinde yarattı.</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” denilerek insanın kutsal bir varlık olduğu vurgulanmaktadır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yine ayetlerde belirtildiği üzere, uluslar arasındaki anlaşmazlıkların barışçı yöntemlerle çözüleceği, komşulara iyi gözle bakılması ifade edilerek, buna uymayanlara sert uyarılarda bulunmakta, </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Bana ait olan bu tapınak sizin için bir haydut ini mi oldu?”</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;denilmektedir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yeşaya bölüm 3, 11. Ayet de gayet açıktır. Tanrı Rab’ın buyruklarına uymayıp, kötülük yapanların karşılığını alacakları belirtilmektedir. Burada kötülük yapan Siyonistlere Tanrı’nın uyarısını tekrar etmekte yarar var:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Bugün dünyanın en zorba gücünü arkanıza alarak bölgede katliamlar yapmanın elbette bir sonu olacaktır. Güvendiğiniz emperyalist kabadayı bir gün bu coğrafya'dan gidecektir. İşte o zaman; Tevrat’ta yer alan ayet'te de belirtildiği gibi,</strong>&nbsp;"</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Kötülük yapanlar karşılığını alacaklardır</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">."</span></span><strong>&nbsp;</strong></span></p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 17:21:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUAVİYE’Yİ KİMLER SEVER?</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/muaviyeyi-kimler-sever-596</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/muaviyeyi-kimler-sever-596</guid>
                <description><![CDATA[MUAVİYE’Yİ KİMLER SEVER?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Esasen, Sünni toplumdan kimselerle dini konularda tartışmaya girmekten kaçınıyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmanım ve itikadımdan şüphem yok, lâkin tartışmanın anlamsız ve hepimize zarar veren kavgaya dönüşmesi ihtimali beni alıkoyan asıl sebebtir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Herkesin birbirine saygı çerçevesinde yaklaşımı ile, itikadî kanaatleri kişinin özgür iradesine bırakmak, ülkemizde toplumsal barışı korumak için de biricik yol olduğuna inanıyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, geçtiğimiz günlerde bu çerçeveyi inciten bir durum meydana geldi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bilimsel Alevilik Bektaşilik çalışmaları için bir üniversite bünyesindeki ilk kuruluş olan Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin Müdürü Prof. Dr. Sadullah Gülten’in bir akademisyen ile birlikte yaptığı video programında Muaviye’den söz ederken “<strong><em>hazret</em></strong>” ifadesini kullanması tepki çekti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı zamanda, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yürütülen Alevilik Bektaşilik Ansiklopedisi (ABA) yöneticisi de olan Prof. Dr. Sadullah Gülten’in konu haberleştikten sonra içine girdiği davranış ise, durumu daha da vahimleştirdi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İsrâ suresinin 15. ayetinde “<em><strong>Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiş olur. Sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Hiçbir günahkâr, bir başka günahkârın yükünü taşımaz.</strong></em>” ifadeleri, her bir bireyin Allah katında sadece kendisinden mesul olduğunu anlatır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu ayete uygun olarak, bizim Prof. Dr. Sadullah Gülten’in kime saygı duyması gerektiğini sorgulamak gibi bir niyetimiz yok.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, “<em><strong>madem ki, Alevilerle bağlantılı bir meslek icra ediyorsun, en azından ekmeğini kazanmana “</strong>vesile<strong>” olana saygı göstermek zorundasın ki, kazancın helal olsun</strong></em>”, demek hakkımızdır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Beklentimiz sadece budur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yazıya başlamadan önce konuyu uzattığımı biliyorum. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Asıl meselemiz şudur: Bazı insanlar nasıl oluyor da, Muaviye’yi savunabiliyor?</span></p>

<p><span style="color:#000000">O halde, şu Muaviye kimdir, bir bakalım mı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Muaviye ve Emevi ailesi ile ilgili her tartışmada öncelikle İsrâ suresinin 60. ayeti gündeme getirilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Sana gösterdiğimiz o rüyayı ve Kur’an’da lanetlenmiş bulunan ağacı (şecere-i mel’une), sadece insanları sınamak için vesile yaptık...</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nüzûl sırasına göre 50. sırada olan İsrâ suresi Mekke’de inmiştir ve Hz. Muhammed’in Mirâç gecesi Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya geceleyin götürülmesini açıklamaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Muhammed geri döndüğünde, gördüklerini insanlara anlattı. Fakat, Mekke’nin en güçlü kişisi olan Muaviye’nin babası Ebu Süfyan başta olmak üzere, müşrikler bunların hiçbirine inanmadılar. Dolayısıyla Miraç ve Peygamberin orada gördükleri bazıları için ciddi bir fitne ve imtihan vesilesi oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim, İsrâ suresi 45. ayetten itibaren gelen ayetler Miraç’a inanmayanlara cevap olarak gelmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">60. ayette ise, Mekke’de Müslümanlara zulmün ve işkencenin lideri, müşriklerin başı lanetlenmiş (soy) ağacı, yani aile olarak nitelendirilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İbn Ebî Hâtim gibi bazı tarihi rivayetlere göre, Mekkeli müşriklerin hakaretlerinden sonra Hz. Peygamber bir rüya görmüştür. Rüyasında, maymunların (veya benzeri varlıkların) kendi minberine çıkıp indiğini görmüş ve buna çok üzülmüştür. Bu rüya üzerine İsra 60. ayetin indiği rivayet edilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Emevi soyunun “<em><strong>lanetli</strong></em>” sıfatla anılması Kerbela Olayı, Hilafeti saltanata dönüştürmeleri ve lüks içinde bir yönetim sergilemeleri ile yaklaşık 80 yıl boyunca cami minberlerinde Hz. Ali’ye resmi olarak lanet okunması nedeniyledir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sünni tefsir dünyasının “<strong><em>reis</em></strong>”i kabul edilen Taberî, “<strong><em>Câmiu’l-Beyân</em></strong>”da İsra Suresi 60. ayetin tefsirinde bu rivayeti zikreder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Peygamber’in rüyasında Ümeyyeoğulları’nı (Emevileri) kendi minberinde maymunlar gibi sıçrarken gördüğünü ve buna çok üzüldüğünü nakleden rivayetlere yer verir. Taberî bunu bir “<strong><em>fitne</em></strong>” olarak nitelendirir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde, büyük Mısır alimi Süyûtî de, “<strong><em>ed-Dürrü’l-Mensûr</em></strong>” adlı eserinde ayetin tefsirinde oldukça açık rivayetler sunar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İbn Ebî Hâtim’den naklen; Hz. Peygamber’in, Hakem b. Ebi’l-Âs (Emevi halifesi Abdülmelik’in babası ve Mervan’ın dedesi) ve soyunun minbere çıktığını gördüğünü ve ayetteki “<strong><em>lanetli ağaç</em></strong>” ifadesinin bu soya işaret ettiğini kaydeder.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fahreddin er-Râzî de “<em><strong>Tefsir-i Kebir</strong></em>” eserinde, Hz. Peygamber'in rüyasında Ebû Süfyan ve soyunu gördüğü yönündeki rivayetleri aktarır. Her ne kadar kendisi Zakkum Ağacı yorumunu öncelese de, Emevi soyuna yönelik bu yorumun İslam alimleri arasında bilinen ve tartışılan bir görüş olduğunu teyit eder.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yemenli büyük alim Şevkânî, “<em><strong>Fethu’l-Kadîr</strong></em>” adlı eserinde İbn Abbas ve Hz. Ayşe’den gelen, bu ayetin Mervan b. Hakem ve babası hakkında indiğine dair iddiaları aktarır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İbn Kesir ve Taberi, Hz. Ayşe’nin bir tartışma sırasında Mervan b. Hakem’e hitaben: “<em><strong>Allah babana lanet ettiğinde sen onun sulbündeydin. Dolayısıyla sen de Allah’ın lanetlediği o parçadan birisin</strong></em>” dediğini aktarırlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Şecere-i Mel’une</em></strong>” (Lanetli Soy/Ağaç) ifadesinin Emevi hanedanına, özellikle de Hakem b. Ebi'l-As ve soyuna işaret ettiğini belirten tefsir ve hadis kaynakları Sünni literatüründe bolca mevcuttur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yukarıda, bu nedenle sadece Sünni ilim dünyasında kabul edilen alimlerin ve sahabelerin yorum ve aktarımlarını verdim. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne mutlu ki, Sünni alimler içerisinde İslam’ı “<strong><em>dosdoğru</em></strong>” yorumlayan alimler de vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">İslam tarihinin en tartışmalı figürlerinden birisi olan Muaviye, İslam’ın ilk yıllarında Müslümanları işkencelerle katleden, Hz. Muhammed’e hakaretler içeren şiirler yazan Mekkeli zenginlerin en önemlilerinden bir tüccar olan Ebu Süfyan’ın oğludur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarını kışkırtan, Müslümanlara karşı paralı askerlerden oluşan ordu kurup yüzlerce Müslüman katleden Ebu Süfyan’ın karısı ve Muaviye’nin annesi Hind bint Utbe de Uhud savaşında Hz. Hamza’yı öldürtüp ciğerini yemesi ile bilinir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu olay, İslam tarihinde vahşetin ve kinin sembolü olarak görülür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hind bint Utbe bununla da yetinmeyip, Uhud savaşından sonra şehit Müslümanların kulak ve burunlarını kesmişti. </span></p>

<p><span style="color:#000000">640 yılında Halife Ömer tarafından Şam’a vali olarak atanan Muaviye’ye Halife Osman da Filistin ve Ürdün’ün yönetimini verdi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şam’da kendine ekonomik ve askeri güç yaratan Muaviye, Halife Osman’ın katledilmesini bahane ederek tüm İslam dünyasının hükümdarı olmak için ilk fitneyi yarattı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ardından, Cemel ve Sıffin savaşları ile Müslümanları birbirine kırdıran Muaviye’nin Hz. Ali’nin katledilmesi için Haricileri kışkırttığı da söylenmektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha sağlığında bile Hz. Ali’ye minberlerde hakaret (sebb) edilmesini emrettiği tüm güvenilir kaynaklarda belirtilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’nin Hakk’a yürümesinin ardından büyük oğlu Hz. Hasan’ı zehirleten, </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ali’ye bağlılığı nedeniyle Hucr bin Adiy’i 6 arkadaşı ile birlikte katlettiren, </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ebû Bekir’in oğlu Muhammed’i katlettirip sonra bir eşek ölüsünün içine koyup yaktıran, </span></p>

<p><span style="color:#000000">İslam tarihinin efsane komutanlarından Malik el-Eşter’i zehirlettiren, </span></p>

<p><span style="color:#000000">Halid bin Velid’in oğlu Abdurrahman’ı zehirlettiren, </span></p>

<p><span style="color:#000000">Peygamber’in en sevdiği sahabelerden 90 yaşındaki Ammar bin Yasir’i Sıffin savaşında katlettiren </span></p>

<p><span style="color:#000000">ve sahabelere yönelik daha onlarca benzeri suikast ve cinayetle İslam dünyasını kan ve göz yaşına boğan Muaviye’dir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Emevi saltanatı döneminde, Muaviye’nin meşruiyetini sağlamak için “<strong><em>Vahiy Kâtibi</em></strong>” ve “<em><strong>Müminlerin Dayısı</strong></em>” (Hz. Peygamber'in eşi Ümmü Habibe'nin kardeşi olduğu için) sıfatları yoğun bir şekilde propaganda edilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, erken dönem Sünni hadis külliyatlarında vahiy kâtipleri listelenirken Muaviye’nin ismi pek çok listede yer almaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dahası, pek çok Sünni alim de, Muaviye’nin vahiy katibi olduğunu kabul etmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Örneğin, Kütüb-i Sitte yazarlarından biri olan büyük hadis alimi Nesâî, Muaviye’nin vahy kâtibi olduğuna dair rivayetlere oldukça mesafeli durmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatta Şam’da kendisinden Muaviye’nin faziletlerine dair hadis rivayet etmesi istendiğinde, onun hakkında sadece Hz. Peygamber’in “<em><strong>Allah onun karnını doyurmasın</strong></em>”&nbsp;bedduasını bildiğini söylemiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Endülüslü büyük fıkıh ve hadis alimi İbn Abdilberr, sahabe biyografilerini topladığı meşhur eseri “<strong><em>el-İstîâb</em></strong>”da, Muaviye’nin kâtipliği konusuna açıklık getirir. O, Muaviye’nin vahy kâtibi değil, “<em><strong>Resulullah’ın krallara ve kabilelere yazdığı mektupları kaleme alan kâtibi</strong></em>”&nbsp;olduğunu belirtir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Modern dönemde, geleneksel Sünni çizgide olan bazı isimler de bu sıfatı reddeder.&nbsp;Ebu’l-A’lâ el-Mevdûdî,&nbsp;“<strong><em>Hilafet ve Saltanat</em></strong>” adlı eserinde, Muaviye’ye atfedilen birçok faziletin Emevi döneminde siyasi amaçlarla uydurulduğunu savunur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mısırlı alim Taha Hüseyin de&nbsp;“<strong><em>el-Fitnetü’l-Kübrâ</em></strong>” adlı eserinde, Muaviye’nin kâtipliğinin tamamen siyasi ve idari bir sekreterlik olduğunu, vahy kâtipliği gibi dini bir payenin ona sonradan Emevi propagandası tarafından giydirildiğini anlatır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler İslâm’a sahip çıktıkları için, Hz. Muhammed’in miras bıraktığı iki büyük emanetten birisi olan Ehl-i Beyt’e sadakatle bağlı kaldıkları için Muaviye’yi ve Emevileri sevmezler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatta, lanet okurlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Allah’a, Kur’an’a, Resul’a ve Veli’ye bağlı kalan bir mü’min Muaviye’yi ve soyunu sevebilir mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">İster Alevi, ister Sünni olsun...</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ona ve soyuna “<em><strong>hazret</strong></em>” diyebilir mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">O halde, samimiyetle soralım: Muaviye’yi kimler sever?</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 00:29:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HEDEF İLE SONUÇ AYNI ŞEY DEĞİLDİR! -1</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/hedef-ile-sonuc-ayni-sey-degildir-1-595</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/hedef-ile-sonuc-ayni-sey-degildir-1-595</guid>
                <description><![CDATA[HEDEF İLE SONUÇ AYNI ŞEY DEĞİLDİR! -1]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Hedef ile sonucun aynı şeyler olmadığı</strong>”</em> hususunu izah etmeğe geçmeden, onu tam iyi anlaya bilmek için önce, “<em><strong>kanın kılıca galip gelmesi</strong>”</em> meselesini ele alıp incelememiz gerekir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aslında bu düşünce Şii Müslümanlar nezdinde bilinen bir gerçektir. Yani Şii ekolünde Muharrem ayı içerisinde yer alan ve özellikle de <em>“<strong>onuncu gün</strong>”</em> anlamına gelen <strong>“aşura”</strong> gününde, <em>“<strong>kanın kılıca galip gelmesi</strong>”</em> konusu üzerinde hayli durulmaktadır! Onlar derler ki, <em>“<strong>imam Hüseyin kanı ile hayli güç kesp etti ve ondan döktükleri kan, zamanın otoritesinin kılıcına galip geldi!</strong>”</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki <em>“<strong>böyle bir durumun olması mümkün müdür?</strong>”</em> İşte burada bunun üzerinde durup konuyu irfanî boyuttan ele alıp izaha çalışacağız!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>İrfanî</strong></em>” yönden ele alıp incelmeye çalışacağız derken, “<em><strong>fıkıh İslam</strong></em>’ı ile İrfan İslam’ının farklı olduğuna vurgu yapmak istedim. Çünkü fıkıh İslam’ının kimi görüşlerine katılmak mümkün değildir. Zira Fıkıh İslam’ı hayli katı kuralcı bir din algısıdır ve o algıda olanlardan kimilerinde irfan, marifet ve vicdan diye bir şey söz konusu olmuyor! Kimi fıkıh İslam algısında yalnızca kuru kurusuna ahkam/kanun vardır o kadar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatta İran İslam Cumhuriyetini savunmam ve onun dünyada en yüce değer olduğunu söylemedeki gayem, fıkhi yönden eğil, irfanî yöndendir. Çünkü kurucusu merhum imam Humeyni, fakihliğinden ziyade büyük arif ve irfan ilmine sahip bir zattı. Dolayısıyla İran anayasasında kuru şeriat kanunlarının bir kısmının uygunlaştırıldıktan sonra oraya yerleştirildiği görülmektedir! Buna recim konusunu gösterebiliriz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayrıca yer yüzünde Demokrasi vs. ile yönetilen birçok ülkeler, şu anda diktatör ve sömürü ülkesi olurlarken, İran İslam Cumhuriyeti asaletini korumayı başarabilmiştir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Diyebiliriz ki İran İslam Cumhuriyetinin şu anda en fazla istifade ettiği örnek insan, İslam Peygamber’inin sevgili torunu imam Hüseyin (as) dır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bilindiği üzere imam Hüseyin’in Kerbela olayındaki hedefi, dönemin iktidarını ortadan kaldırmak değildi! Çünkü onu ortadan kaldıracak kadar güçlü orduları yoktu. Etrafında, kendisiyle birlikte yalnızca 72 insan vardı. Bununla da çok güçlü bir imparatoru yok etmek mümkün gözükmüyordu! Dolayısıyla, bunların tümü de şehit olmuşlardı!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat imam Hüseyin’in Kerbela hareketi onu çok büyük sonuçlara götürmüştü. Hatta tarihten anlaşıldığı kadarıyla imam Hüseyin’in, yapmış olduğu kıyamının onu bu sonuçlara ulaştıracağını kendisi dahi bilmiyordu! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Onu ve de ele almış bulunduğumuz bu konuyu tanıyabilmek ve anlayabilmek için, bizim önce <em>“<strong>hedef</strong>”</em> ile <em>“<strong>sonucu</strong>”</em> birbirinden ayrıştırmamız lazım! Zira insanlardan birçoğu bunları birbirleriyle karıştırmaktalar! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimi insanların yaptıkları bir işte üstün bir hedefi olabilir, fakat sonucunun ondan daha üstün olabildiğini de görmekteyiz! Kimi zaman da tam tersi olur! Yani hedefi iyi olur, fakat sonucu iyi olmayabilir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Döneminin Sultanı Yezit b. Muaviye, imam Hüseyin’in kıyamına hâkim olmak hedefini taşıyordu ve nitekim de o hedefine ulaştı. Fakat hedefinin sonuçları çok kötü oldu. Yani sonuç onun değil, imam Hüseyin’in çıkarına oldu! Çünkü Yezid, imam Hüseyin ve etrafındakileri katlettikten bir yıl sonra, Medine halkı onun yönetimine baş kaldırdı ve o da Müslim b. Akabe’nin komutasında onların üzerine ordusunu gönderdi. Müslim Medine’yi ele geçirdikten sonra, üç gün ordusuna Medine’de her şeyi mübah kıldı. Onlar da bir taraftan oradaki sahabeden öldürdükleri kadarını öldürdü, ırzlarına tecavüz etti ve hatta tarihin kayıtlarına göre, öldürdükleri insanların cenazeleri Medine etrafındaki kumlar üzerinde çıplak bir vaziyette bırakıldı. Ayrıca Medine’deki yaşayan kadın ve kızlara tecavüz etmeleri sonucu 3 bin kadın babasız çocuk dünyaya getirdi. Sonra da Abdullah b. Zübeyir bu duruma baş kaldırdı, Mekke’ye yürüdü ve orayı işgal etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yezit Mekke’ye de ordu gönderdi, Zübeyir’in oğlu da adamlarıyla birlikte kaçıp Mekke’deki Kabe’ye sığındı. Yezid’in ordusu da kaçıp Kabe’ye sığınanları yok etmek için, mancınıklar ile Kabe’yi dövdü. Kâbe yıkıldı ve kendisi de 3 yıl sonra kendi adamları tarafından öldürüldü. Kısacası babası Muaviye gibi 20 yıl kadar Müslümanları yönetemedi ve o kısa dönemlik yönetimi içerisinde İslam alemine rahat bir gün yüzü göstermedi! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Buralardan bakıldığında diyebiliriz ki, hedef ile varılan sonuç kimi zaman farklı da olabilir!</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>İmam Hüseyin’in kesin kez yönetimi düşürmek diye bir hedefi yoktu!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette ki tarihte konuyla ilgili birçok şeyler söyleniyor. Fakat şunu söyleyeyim ki tarih, çok yönü bulunan bir şeydir! Ama biz burada tarihe değil sonuca bakmaya çalışacağız! Yani İmam Hüseyin’in bu olayının vardığı sonuç, fazlasıyla büyüktür! </span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam Hüseyin, Kerbela’da yapmış olduğu bu kıyamı ile devrimlerin gerçekleşmesi için bir kapı açtı diyebiliriz! Çünkü bu kıyamından bir yıl sonra Süleyman b. Süred’ in öncülüğünde “<em><strong>Tevvabun</strong></em>” hareketi başladı. Peşince Muhtar Sakafi isyanı, ondan sonra Zeyd b. Ali hareketi ve en sonun da da Abbasiler hareketi gerçekleşti ve Emevî yönetimine son verildi. Böylece halk üzerinde imam Hüseyin’in bereketiyle (ruhani etkisiyle) Emevîlerin 80-90 yıllık yönetimi son buldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatta Abbasîler dönemindeki kimi ayaklanmalar dahi, imam Hüseyin’in kıyamı örnek alınarak yapıldı. Abdullah b. Zübeyir’in dahi imam Hüseyin’in başlattığı o kıyamı kendine model kabul ettiğini söylemek mümkündür! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüzde, gördüğümüz şu küçük, zayıf ve yoksul olan Yemen gibi bir ülke dahi, yıllardır Suud, ABD ve İsrail gibi dünyanın en güçlü ülkeleriyle savaşım vermekte ve onların karşısında pes etmemektedir. Bu yapılanların tümü, imam Hüseyin’i örnek almalarındandır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yemenliler durmadan “<em><strong>Bizde boyun eğmek yoktur</strong></em>” sözünü tekrarlayıp duruyorlar! Bu söz bile, imam Hüseyin’in ta o dönemde söylediği sözlerdendir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayrıca imam Hüseyin, Yezit yönetiminin “<strong><em>meşruiyetini</em></strong>” de ortadan kaldırmıştır! Oysaki o dönemde Müslümanların büyük bir çoğunluğu Yezid’den korkuyorlardı. Çünkü onlar, Kuran’ın “<strong><em>İtaat ediniz Allah’a itaat ediniz Resule ve sizden olan ulül emre de</em></strong>” (Nisa: 59) dediğini dillendirip duruyorlardı. O dönemdeki Müslüman alim ve fakihlerin tümü de Yezid’in Allah’ın halifesi olduğunu ve hatta bir emir Allah’a karşı isyan etse dahi, ona itaatin farz olduğunu söylüyorlardı. Hatta günümüzdeki kimi Emevî zihniyetine sahip sözde <em>“<strong>İslam alimleri”</strong></em><strong> dahi, </strong><em><strong>“şayet bir düzenin başındaki yönetici (Suudiler gibi) fasık ve facir olsalar dahi onlara isyan etmenin caiz olmadığını</strong>”</em> söyleyip duruyorlar! Çünkü onların “<strong><em>veliyyi emir</em></strong>” (otorite sahibi) olduklarına inanmaktalar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte imam Hüseyin, zulüm ve Allah’ın düşmanlığı üzerine tesis edilen bu düzenin aleyhine kıyam etti. Bunların yalnızca isimleri <em>“<strong>Müslüman</strong>”</em> değildir, dönemin kimi alimleri <em>“<strong>İslam</strong>”</em> ın değil, <em>“<strong>Sultanların alimleriydi</strong>”</em>. O türden alimlerin ağızlarından yalnızca Sultanlara muhalefet edenlere <em>“<strong>kafirdirler</strong>”</em> sözü ile, “<em><strong>Sultanlara itaat etmek farzdır</strong>”</em> sözünden başka bir şey çıkmıyordu! İşte bu türden söz ve fetvaların ortadan kaldırılması, imam Hüseyin’in hürmetine oldu!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şia’da yöneticide bulunması gereken şart <em>“<strong>adalettir!</strong>”</em> Şayet yönetici <em>“<strong>zalim</strong>”</em> olur ise, “<em><strong>zalime itaat yoktur</strong>”</em>. Ayrıca Şiiler “<em><strong>adaleti</strong>”</em> getirip dinin esasları içerisine yerleştirdiler. Ayrıca yöneticide yalnızca <em>“<strong>adaleti</strong>”</em> değil, <em>“<strong>şecaati</strong>”</em> de şart koştular!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte imam Hüseyin’in Kerbela kıyamının vardığı ikinci bir sonuç da zalim bir yöneticinin <em>“<strong>meşruiyetinin</strong>”</em> ortadan kaldırılması oldu! Kısacası İmam Hüseyin’in Kerbela hareketinin sonuçlarından bir diğeri de tüm dünyadaki Şiilerde, zalim yöneticiye karşı “<em><strong>şecaat</strong>”</em> ruhiyesini oluşturmak oldu! Öleceklerini bilseler dahi öyle olmaları gerektiğine inanmaktalar! Çünkü örnek aldıkları imamları da öyle olduğu için öldürüldü ve “<em><strong>bizde boyun eğmek yoktur</strong></em>” diyerek şehit edildi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şii Müslümanlar için çok önemli bir yere sahip Kerbela hadisesinde imam Hüseyin şöyle diyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “<em><strong>Şu zina zade oğlu zina zade </strong></em>(yani İbn Ziyad)<em><strong> beni iki şeyden birini tercih etme hususunda serbest bırakıyor! Ya ölüm ya da alçaltılmış olarak teslim olmak! Bizde teslim olmak yoktur. Zira bunu bize Allah, Resulü ve göğüslerinden sütünü emdiğimiz annemiz yasak kılmıştır!</strong></em>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani ben, izzetimi korumak için savaşmayı ve öyle ölmeyi tercih ediyorum!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bakınız, dünyada 50’nin üzerinde İslam ülkesi vardır. Bunların hiçbirinde insanlığa ait izzet, şeref, şahsiyet vs. Yoktur. Çünkü çıkarcıdırlar! ABD ve İsrail güçlü oldukları için, <em>“<strong>bize düşen güçlüden yana olmak ya da sessiz kalmaktır</strong>” </em>derler! İşte imam Hüseyni takip edenlerin dünyası ile etmeyenlerin dünyasının farkı budur! İmam Hüseyin’in dünyasında olanların felsefesi şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “<em><strong>Mümin birisinin kendini alçaltmaya salahiyeti yoktur!</strong></em>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Peki Arap ülkeleri ABD ve İsrail’in emri altında değiller mi? Tramp yer yer Körfez ülkelerine gelip o ülkeden milyar bu ülkeden milyonlarca dolar para alıp gidiyor. Suudilerden, Katar vs. den trilyonlarca para toplayıp götürüyor ve bu paralar da Müslümanlara aittir. Bu paraları alıp götürüyor ve bunlar ile ürettiği silahları da birbirlerini katletsinler diye tekrar on katına Müslümanlara yeniden satıyor, bu şekilde de onları kendine bağımlı kılıyor! </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>İran’a işaret etmek istiyorum:</strong> </span></p>

<p><span style="color:#000000">- Acaba İran, imam Hüseyin’den nasıl yararlanıyor? İşte asıl olan bu görüş üzerinde durmak lazım! Yani <em>“<strong>iman ve kanın kılıca galip gelme meselesi</strong>”</em> nasıl bir meseledir?</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Bu konuyu, aslında “irfanî” açıdan ele alıp incelemek lazım! </strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani bu konunun ahlaki boyutu bellidir! Dedik ki imam Hüseyin’in bu konusunu ahlaki açıdan ele alıp incelediğimizde, İmam’ın yaptığı bu kıyamı, ahlaksal olarak şehadeti, zulme karşı kıyam etmeği ve insanlığın şerefini ihya etmek için yaptığı bir kıyamdır! Bu kıyamın, şimdi de İran, Irak, Lübnan, Yemen ve bazı bölgelerdeki insaniyeti ihya ettiğini müşahede etmekteyiz. Kısacası, bağımsızlık uğruna insanın ölüp öldürdüğünü yalnızca buralarda görüyoruz! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz konunun ahlaki boyutunu değil de “<em><strong>irfanî</strong></em>” boyutunu ele alıp inceleyeceğiz ve bunun, çok önemli olduğuna dikkatleri çekmek istiyoruz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Arifler şöyle der:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- Tüm insanlar iki aleme sahipler; Bunlardan biri “<em><strong>mülk</strong></em>”, diğeri de “<em><strong>melekût</strong></em>”<em> </em>alemidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Mülk</strong></em>” aleminden kasıt, tabii, maddi ve fiziki alemdir! “<em><strong>Melekut</strong></em>” aleminden kasıt ise, gayb ve metafizik alemidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanın gözüken tüm davranış, sıfat, söz, eylem, bireysel ve toplumsal ilişkiler gibi her şeyi, “<em><strong>Maddi aleme</strong>”</em> aittirler! Fakat <em>“<strong>melekut</strong>”</em> alemi ise, tüm insanların batınlarında yer almış bir alemdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani her bir insanda <em>“<strong>bâtıni</strong>”</em> alem vardır. Diğer bir ifadeyle, arifler der ki, her insanın batınında hem<em>&nbsp;</em>“<em><strong>nur</strong>”</em> hem de “<em><strong>zulmet</strong>”</em> vardır! <em>“<strong>Nur</strong>”</em> insanı hayra sevk eden güçtür. “<em><strong>Zulmet</strong>”</em> ise onu şerre yönlendirir! Başka bir deyişle, her insanın batınında onu hayra da motive den güç vardır, şerre de motive eden güç vardır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnsanı hayra motive eden güce “<em><strong>ilahi nur</strong>”</em> derler! Şerre yönlendiren güce ise, <em>“<strong>zulmet</strong>”</em> derler. Bu nur ile zulmeti arasında sürekli bir mücadele söz konusudur <em>(yani çatışma vardır)</em> </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Nur</strong>”,</em> yani melekler! <em>“<strong>Zulmet</strong>”</em> ise Şeytanlar demektir! Yani her insanın <em>“<strong>melekut</strong>”</em> aleminde melekler ve şeytanlar mevcuttur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Diğer bir deyişle, her insanda <em>“<strong>hayır</strong>”</em> ve “<em><strong>şer</strong>”</em> diye iki güç mevcuttur. <em>“<strong>Hayır</strong>”</em> gücü insanı ilim talebine, insanlara yardımda bulunmaya, isar ve fazilet sahibi olmaya davet eder. Bunlar hayrın unsurlarıdır! Şer ve Şeytan’ın unsurları ise, insanı kıskanmaya, dünya perestiliğe, kavga ve sürtüşmelere ve yine şehevi şeylere davet eder!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her bir insanda, kimi zaman hayrın unsurları şerrin unsurlarını alt eder ve insanı salih bir kul, arif ve melekûtî bir insan yapar. Kimi zaman da şeytanlar ve şer unsurları, hayır unsurlarına galip gelir ve insanı facir, mücrim ve zalim bir insana dönüştürür! Hasılı zulüm onun tüm varlığına ve hayatına hükümran olur! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette arifler bu söyledikleri tüm sözlerine Kuran ve rivayetlerden de deliller ibraz ederler! Yani delilsiz hiçbir söz söylemezler. Nitekim Enam 75’ten şu delili getirirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “<em><strong>Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk!</strong></em>” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani her kes melekut alemini göremez! Genelde normal insanlar maddi alemde yaşayıp sonra da ölüp gidiyorlar!</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU</span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 22:05:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİ-BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞINDAN KİMLER RAHATSIZ?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-bektasi-kultur-ve-cemevi-baskanligindan-kimler-rahatsiz-594</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-bektasi-kultur-ve-cemevi-baskanligindan-kimler-rahatsiz-594</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİ-BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞINDAN KİMLER RAHATSIZ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Toplumun büyük çoğunluğu tarafından memnuniyetle karşılanan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı etkisizleştirilmek mi isteniyor? </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Son günlerde kamuoyuna yansıyan haberler ve bazı uygulamalar bunun başlangıcı mı? Bunun arka planında ne amaçlanıyor? Hangi kesimler tarafından gündeme getirilmektedir? Ne amaçlanmaktadır?</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Öyle anlaşılıyor ki, bazı çevrelerin toplum içindeki birlikten, kardeşlikten ve barış içinde bir arada yaşamaktan rahatsız oldukları anlaşılmaktadır. Peki bundan kim veya kimler rahatsız olabilir? </strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Türkiye Cumhuriyetinin birliğinden ve bütünlüğünden bir tek emperyalistler rahatsız olabilir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Zira, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren dış mihraklar her türlü bölücülüğü ve kışkırtmaları kullandılar. Bunu yaparlarken elbette içeriden de işbirlikçileri kullandılar. Aynen İstiklal Savaşında etnik ve din maskeli işbirlikçileri kullandıkları gibi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">AK Parti iktidarı yıllardır sorunları çözülmeyen Alevi-Bektaşi kitlesine yönelik çözüm odaklı bir uygulama başlatmıştı. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması Alevi kitlesinin ezici çoğunluğu tarafından olumlu karşılanmıştı. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Karşı çıkan çok küçük bir azınlıktı.</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>&nbsp;Onların da büyük çoğunluğu Avrupa Birliği’nden nemalanan dernek ve vakıflardı</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">. Yani, kendilerine finansal destek veren Avrupalı emperyalistlerin taleplerini yerine getiriyorlardı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Zira, emperyalistler Türkiye Cumhuriyeti topraklarında bir “azınlık” yaratıp ileride ülkede iç çatışmalarda bunu kullanmayı hedefliyorlardı.</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">İşte, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması, emperyalistlerin bu planlarına set çekiyordu. Bu projeyi engellemek için Avrupacı işbirlikçilerini harekete geçirdiler. Bu çevrelerin en büyük propaganda sloganı “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı asimilasyon merkezidir.” Ancak projeleri başarılı olamadı. Alevi kitlesinin büyük çoğunluğu bu propagandalara ilgi göstermedi. Tabanda bir karşılık bulamadılar. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Emperyal güç odaklarının amaçlarına ulaşmak için şimdi de bazı tutucu ve bağnaz kesimleri harekete geçirdikleri görülmektedir. Bu emperyalistlerin yıllardır uyguladıkları ve başvurdukları bir yöntemdir. Zira, onlar tek ata bahis oynamazlar. İki, üç bazen de &nbsp;dört ata oynarlar. Hem de bunu yaparlarken görünüşte birbirine zıt gibi görünenleri kullanırlar. Ancak, hepsinin hedefi emperyalistlerin çıkarına, yaşadıkları ülkenin ise, aleyhine faaliyet yürütmek olmuştur.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Dindar çevrelerde etkili küçük bir grubun Avrupacı işbirlikçiler gibi Alevi inancını </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“İslam dışı”</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">&nbsp;gördüklerini biliyoruz. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Bunlar, Ortaçağ’dan kalma teolojik din anlayışları ile emperyalistlere kendilerini kullanma alanı yaratmaktadırlar. </strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Görünüşte ne kadar “dindar” ve “milliyetçi” görünseler de bu tamamen şekilden ibarettir. Asıl olan sözlerin içi değil, kime hizmet ettikleridir. Hükumet, ABD ve Siyonistlerin saldırılarına karşı çıkarken, aynı güruh mezhepçilik temelinde İran düşmanlığı yapmaktadır. Burada da yine emperyalistlere ve Siyonistlere hizmet etmektedirler.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Aynen daha önce denenmiş olan FETÖ ve benzerlerinin görevlerini yerine getirmektedirler. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Zira, FETÖ de Ergenekon ve Balyoz davalarında Alevileri dışlama ve düşmanlaştırma politikası izlemişti. O döneme ait basın-yayın organları ile görsel ve sosyal medyalar incelendiğinde bu durum net olarak görülecektir.</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Yukarıda yaptığımız tespitleri devleti yönetenlerin göz önünde bulundurarak, 2022 yılında Alevi toplumuna yönelik başlatılan olumlu adımlara devam edilmesi yönünde ısrarcı olmalarında büyük yarar bulunmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>İç cephenin güçlendirilmesi amacıyla başlatılan “Terörsüz Türkiye” projesi için çalışmalar yoğunlaştırılırken, diğer tarafta Alevi kitlesine yönelik olumsuz adımların atılması bu amaca aykırı olmaz mı? </strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Sözün özü, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın etkisini kısıtlayan uygulamalardan vazgeçilmelidir. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Daha önce olumlu bir adım olarak görülen 1/1000 ölçekli planda olduğu gibi Cemevlerinin ibadet merkezi olarak yer alması, kadrolarının Genel İdare Hizmetleri sınıfından değil, teknik ve özel sınıfa yeniden dahil edilmesi sağlanmalıdır</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">. </span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın</span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">&nbsp;görev ve çalışma alanlarının daraltılması değil, tam tersine genişletilmesi ülkemizin birliğine ve dirliğine hizmet edecektir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 22:44:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİLİK-BEKTAŞİLİĞİN YÖNETİM MODELİ</title>
                <category>Türkoğuz Kılıçgedik</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevilik-bektasiligin-yonetim-modeli-593</link>
                <author>ilk.vapur.1@gmail.com (Türkoğuz Kılıçgedik)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevilik-bektasiligin-yonetim-modeli-593</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİLİK-BEKTAŞİLİĞİN YÖNETİM MODELİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>ALEVİLİK-BEKTAŞİLİĞİN DEVLET YÖNETME MODELİ</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>Alevilik-Bektaşiliğin Tarihsel Öğretisi ve Sistemi</strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Peygamberlik sona erip Velayetin başlaması, Velayet öğreti ve sistemin belirlemesi için Hz. Muhammed Hak tarafından Miraca çağrıldı. Bu amaçla Miraç olayı Peygamberliğin sonlandırılıp Velayetin başladığı en üst kademe olan Hakk’ın huzuru ve Hakk’ın huzurunda Velayetle ilgili yeni, kesin, değişmez ve ebediyen sürecek kararların alınmasını teşkil ediyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bu dönem, Hz. Muhammed’in ölümüne yakın bir zamana denk geldiği için, İslam toplumunun yönetimi Peygamberlik dönemini kapsayan Velayet yoluyla belirlenmiştir. Dolayısıyla, Velayet, Miraç sırasında Allah tarafından Hz. Ali'ye verilmiş ve Miraç dönüşü Hz. Ali'nin önderliğinde kırk kişiden oluşan bir meclis kurulmuştur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Hakk’ın Hz. Muhammed’i Miraca çağırması ve Velayetin Miraçta Hz. Ali’ye verilmesi konusu, İmam Cafer Sadık buyruğun içinde yer alan “Kırklar Cemi” başlığı altında; <span style="color:#050505">"Hz Muhammed bir sabah (gece-şafağa doğru) Miraca gittiğini, Miraç da Hak ile Doksan bin söz konuştuğu, bu sözlerden otuz bini Şeriat Kapı üzerine indiği. Doksan bin sözden kalan altmış bin sözün ise Hz. Ali'de sır oldu” şeklinde açıklayarak Hz. Ali’nin Hz. Muhammed’le beraber Miraçta olduğunu ve Dört Kapı ve altmış bin sözle Velayet görevini aldığını vurgulamaktadır, </span>&nbsp;(Vaktıdolu, 2018, 13. “bz.”21-26-27).</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Ayrıca, 1700-1800 yıllarında yaşamış “Hasreti” yazdığı Cönklerinde yer alan “Mirat-i Miraçname”de, <span style="color:#050505">Kırklar Cemi anlatımına benzer olarak “Hakk’ın Hz. Muhammed’i Miraca çağırdığı ve Hak ile görüştüğünü tespit edilmesi için önceden nişan olarak Hz. Muhammed’e ait yüzüğün (hatem) Melek Cebrail vasıtasıyla Hakk’a gönderilmesi emredilmiş. Hz. Muhammed ile Hakk’ın Miraçtaki görüşmesinde Hz. Muhammed Miraçta kendi yüzüğünü Hak elinde görmüş. Aynı yüzük Kırklar Ceminde Hz. Ali parmağında çıkması üzerine, Hakk’ın Miraç da Hz. Ali’de tecelli olduğunu, dolayısıyla Hz. Ali’nin Miraç da olduğu ve bu tecelli sırasında Hakk’ın belirlediği Velayetin tüm öğreti ve sistemin Hz. Ali’ye geçtiğini” </span>(Özmen, 1998, s. 206-208) <span style="color:#050505">sır ve şifreli bir dille açıklamaya çalışmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Bu tecelli ile Velayetin tüm öğreti ve sistemin Hz. Ali’ye geçmesi, Hz. Ali’nin Hakk’ın Velisi konumunda Velayet aldığına vurgu yapmaktadır Pir Sultan gibi ozanlar ve Miraçnameler gibi anlatımların birçoğu Hz. Ali’nin Miraçta Velayet alıp Dört Kapı öğretisi üzerinden görev aldığına sır ve şifreli bir dile açıklama getirmeye çalışıyorlar. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Tüm Alevi yazılı tarihi kayaklarında Hz. Ali’ye verilen Velayet ve ilgili öğreti ve sistemin sır ve şifreli olarak anlatmasının temel nedeni Velayet öğretisi ve yönetim şekli kendi içinde birçok sırlar taşımakla beraber, bu öğreti ve yönetimin Velayet sahipleri dışında yorumlanmaması ve art niyetli kişilerin eline geçmeyip istismar edilmemesi içindir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Özelikle Hz. Muhammed’in ölümünden sonra Velayete karşı ortaya çıkan Halifelik, Velayet için büyük tehlike arz ediyordu. Velayet öğretisi ve sistemi tarih boyunca bu gibi tehlikelere karşı hep sır ve şifreli olarak yazılı kaynaklara geçti. Bu durum Velayet ile Halifeliğin aynı şey olmadığı, arada öğreti ve yönetim farklılığının da olduğunu açıklayan birçok tarihi ayrışma ve çatışmalarla da kanıtlanmış durumdadır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Velayet, Hak ve Hz. Muhammed tarafından Hz. Muhammed daha hayata iken sosyal düzeni ve adaleti sağlayan beli bir öğreti ve sistemle ve ilahi bir kudretle Hz. Ali’ye verilerek bu amaçlı Hz. Ali ve devam soyuna özgü dokunulmazlık zırh ile yürürlüğe girdi. Halifelik ise Hak ve Hz. Muhammed’den habersiz ve Hz. Muhammed’in ölümünden hemen sonra birkaç kişilik beşeri şura toplantısıyla belirlenip egemenlerden yana olan gelişi güzel bir sistemle yürürlüğe girdi. İki başlı bir İslam yönetimine neden olan bu durum tarih boyunca İslam içi bölünme ve çatışmaların temel sebebi ve kaynağını oluşturuyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Ayrıca Velayet ve ilgili öğretisi ve sistemi Hak ve Hz. Muhammed tarafından meşru yollarla Hz. Ali’ye verildiği için Hz. Ali, Ehli Beyti Kırklar ve On İki İmamlara ve devam soyu olan Aleviliğe özgü, özel ve ayrıcalıklı olarak kurumlaştığı için dokunulmaz ve değişmez bir sonsuzluğa sahip iken. Halifelik ise birkaç kişilik şura ile meşru olmayan yoldan kurumsallaştığı için hile, savaş, zor, cebir gibi meşru olmayan yollarla el değiştirebilir ve her el değiştirdikçe öğreti ve tüm unsurlarıyla her defasında değiştirilen bir yapıya sahipti. </span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>Alevi-Bektaşi Öğreti ve Sistemin, Devlet Yönetim Modeli</strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Velayet öğreti ve sistemi tamamen Ahiretlikdüzenden esinlenip dünyanın insan düzeniyle harmanlanarak, bir dünya düzenine dönüştürmeyi hedefleyen bir yapıdır. Bu öğretinin, dünyevi biçiminde karşılığı dört kademeden oluşur. Birinci kademe Peygamberlik öğretisi, ikinci kademe Velayet öğretisi, üçüncü kademe Ariflik (Melek Cebrail) öğretisi, dördüncü kademe Velilik (Hak) öğretisidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bu dört öğretinin dünyevi yapısı, Hz. Hz. Ali’ye verilen Velayet öğretisi ve sistemi olan Dört Kapı ile kademelendirilerek birbirine entegre edilmişler. Ahiretliğin dünyevi karşılığı olarak açıklanan bu öğretinin, Ahiretlik olan batın boyutu, insanların anlayamayacağı kadar farklı olduğu için tamamen sır ve gizli kalmıştır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Hz. Muhammed’in Peygamberlik dönemi olan 22 yıl içinde gelen vahiylerin insanlara tebliği ile farklı inançlardan çok sayıda insan İslam’ı benimsemiş. Bu insanlardan İslam toplumu doğmuştu. Her geçen gün çoğalarak büyüyen İslam nüfusun yasama, yürütme, yargı ve ilgili yönetme şekli Miraçta Velayet üzerinden belirlenip Hz. Muhammed daha hayata iken yürürlüğe girmişti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Alevi-Bektaşi yazılı tarih kaynakları yakından incelenip doğru ve sistematik bir şekilde yorumlandığında, Velayet öğretisi ve sistemi Dört Kapı Kırk Makamla bile çok kolayca tanımlanabilir. Bu öğreti ve sisteme dayalı bir "yasama, yürütme ve yargı" yapısının varlığı çok kolaylıkla gözlemlenebilir. Bunlardan, Hacı Bektaşi Veli’ye ait Makalat eserinde belirtilen Dört Kapı ve ilgili dört kademeli toplum entegrasyonu (Abid, Zahid, Arif, Mühip) ile ilgili açıklamaları ve bu açıklamaları onaylayan diğer birçok Alevi yazılı kayakla beraber önemli bir örnek ve kanıt teşkil etmektedir. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Aynı bağlamda, yasama, yürütme ve yargıyla ilgili İmam Cafer Sadık Buyruğunda Kırklar Cemi başlığı altında yayınlanan Kırklar Meclisin kurumsal varlığı ve ayrıca tarih içinde Alevi ocak, tekke, dergâhların derviş merkezli kurumsal yapısı gibi birçok oluşum, Velayet yönetim biçimini açıklayan önemli örnekler ve deliller olarak hizmet vermişler. Bunlardan en canlı ve çarpıcı örneklerden ve kanıtlardan biri de Alevi-Bektaşi topluluğunun sosyal yapısı, inançları, kültürü ve bunlarla ilgili norm ve ritüelleridir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">İmam Cafer Sadık Velayet öğretisi ve Dört Kapı sistemin yönetim modelin temel kaynağı hakkında kısaca şu bilgiyi veriyor; “Muhammed Mustafa ve Aliyyel Murtaza cümleye rahmet geldiler, dini zahir eylediler. Erkân koydular. Şeriat zahir oldu. Tarikat (Marifet) ve Hakikat sırrı oldu. Şeriat Muhammed’in oldu. Tarikat (Marifet) ve Hakikat Ali’nin şanına geldi”(Vaktıdolu, 2018, 21). Şeyh Safi ve diğer Alevi ozanların eserlerinde "doksan bin söz" ve artı "otuz bin söz" olarak anılan Kur'an ayetlerine ait sözlerin, Dört Kapıya bölünerek yorumlanmasına değinerek, Velayet öğreti, sistemin ve ilgili yasama, yürütme ve yargı yapıları Dört Kapı içinde Kur’an ayetleriyle de desteklenecek şekilde kurumsallaştığı anlaşılmaktadır. Bu konudaki Şeyh Safı açıklaması şu şekildedir. “Muhammed Mustafa Sallahlahüteala aleyhi vesellem Miraca varıncak Hak Celle ve ala hazretleri <span style="color:#050505">doksan bin kelamı</span> söyleşti. Otuz bini şeriatta ve otuz bini tarikatta ve otuz bini hakikatta ya ma’rifet kelamı kanı dirsen…?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Doksan bin kelamın otuz bini şeriat kalidir. Otuz bini tarikat yoludur ve otuz bini hakikat halidir. Ma’rifet sırrı emirdir ve ma’rifetin kelamı Hak teala erenlerin ve Ali’nin kudret nurunda sırritmişdir. Erenlerin sırrını müşahide idüb onlarda görmek gerek” (Koçak, 2004, 67).</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Hak tarafından belirlenen Velayet öğretisi ve sistemi ve ilgili yönetim şekli yasama, yürütme ve yargı yapısını Dört Kapı denilen Şeriat Kapısı, Tarikat Kapısı, Marifet Kapısı ve Hakikat Kapısı öğreti kademelerinden oluşuyordu. Birinci kademe olan Şeriat Kapının yasama, yürütme ve yargı yapısı Müslüman olmuş tüm kesimi kapsayacak şekilde Hz. Muhammed dönemindeki Peygamberlik öğretisi üzerinden düzenlenip kurumsallaşmış. Bu öğreti ve kurumsallaşmanın günümüz dili ile açıklaması Hz. Muhammed bu öğretinin sahibi ve ilgili devletin kurucusu ve başıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">İkinci kademe olan Tarikat Kapının yasama, yürütme ve yargı yapısı, Hz. Ali Vilayeti ve Kırklar Meclisin öğretileriyle belirlenen, devletin kurumsal ve sosyal yapısını oluşturan, devlet kurumun kendisi ve Şeriat Kapı kurumsalın üzerindeki üst yönetimdir. Bu kurumsal yapının günümüz modern karşılığı Meclis ve onun bünyesinde atanan Başbakan, Bakanlar ve bu Bakanlar kabinesi ve bağlı devlet kurumlarıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Birinci (Şeriat Kapısı) ve ikinci kademelerin (Tarikat Kapısı) dünyevi öğretisi Peygamberlik ve Velayet öğretisi üzerinden açıklanırken, bu öğretinin Ahiretlikteki karşılığı sır ve gizli (batın) tutulmuştur. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Üçüncü kademe olan Marifet Kapı yasama, yürütme ve yargı yapısı Melek Cebrail’in Melek konumu ve öğretisi üzerinden düzenlenmiş. Devlet kurumsal yapısından daha bağımsız, dünyevi hırslardan soyutlanmış gönül gözü gelişmiş olarak belirlenerek devlet kurumsalını bağımsız ve tarafsız olarak denetleyen ve düzenleyen bir yapı içinde kurumsallaşmıştır. Dördüncü kademe olan Hakikat Kapı yasama, yürütme ve yargı yapısı Hakk’ın yaratılışa bakışı ve ilgiliöğretisi üzerinden düzenlenmiş. Marifet Kapıyla beraber (Melek ile Hak) koordineli çalışan Hakikat Kapı kurumsalı, devletten bağımsız olarak, devleti, İslam ve İslam olmayan her kesimi ve tüm yaratılışı kapsayacak şekilde geniş bir görev sorumluğuyla en üst yönetim olarak evrensel ilkeler üzerine kurumsallaşmıştır. (Günümüz tabiriyle birleşmiş milletler, Avrupa insan hakları mahkemesi, Anayasa mahkemesi ve benzeri bir yapıya sahiptir).</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bu kurumsal yapının zahir ve dünyevi tanımı Ariflik ve Velilik öğretisiyle açıklanırken, batın ve Ahiretlik tanımı ise insanların anlayamamağı öğreti olan Melek ve Hak öğretisiyle açıklanabilir içerikte kendi içinde sırdır. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Dört Kapın tüm bu sistemi, tüm boyutlarıyla birbirine entegre edilerek kademelendirilmiştir. Yani her kapı kademesi hem kendi içinde kendine özgü ve bağımsız bir yasama, yürütme ve yargı yapısı vardır. Hem de Dört Kapı öğreti ve sistemine göre kademeli ve birbirine bağlı entegrasyonlu bir yasama, yürütme ve yargı yapısı vardır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bu öğreti ve sistem Peygamberlik öğretisini kapsayacak şekilde Velayet üzerinden kurumsallaşıp devletleştiği için “günümüz tabiriyle” Başbakan Hz. Ali’dir. Hz. Muhammed ölümün sonrasındaki süreçte devletin kurucusu ve onursal Başkanıdır. Bakanlar ise ilgili Kırklar Meclisidir ve tüm alt kurumlarıyla Başbakana yani Hz. Ali’ye bağlıdır. Kırklar Meclisi on yedisi kadın, yirmi üçü erkek Bakandan oluşmuş. Kırk Bakan, kadın ve erkek sayısına göre eşit sayıda Dört Kapı içinde bulunan her kapıda onar Bakanla görevlendirilmiş.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Tüm bu tarihsel bilgilere göre, Hz. Muhammed daha hayata iken bu dönemde devletin yönetim ve kurumsal yapısı Hakikat Kapısında (Miraçta) Hak tarafından belirlenmiş. Hz. Muhammed Peygamberliğiyle Şeriat Kapı öğretisiyle bu devletin temelleri atılmış. Hz. Ali Velâyetiyle devletin yasal, kurumsal ve sosyal yapısı Tarikat Kapı öğretisi ve Kırklar Meclisiyle (Alevilik) kurulmuş. Melek Cebrail tarafından bu devlet Marifet Kapı öğretisine göre denetlenip tüm unsurlarıyla yürürlüğe girmiştir. Hz. Ali Hakk’ın Velisi (Velayeti) olduğu için Başbakan ve Kırklar Meclisi Bakanlar kurulu düzeyinde bu devletin Dört Kapı öğretisi ve sistemi olan tüm yasama, yürütme ve yargı bilgisine sahiptir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Yazılı tarih kaynakları, Hz. Muhammed Miraca çıktığında on sekiz bin âlemi gördüğünü belirtir. Miraç görüşmesinde Hak tarafından kurumsallaştırılan Velayet ve Dört Kapı öğretisi ve sistemin Ahiretlik bir yaşamın modelin dünyevi karşılığı olduğu anlaşılmaktadır.<span style="color:#080809"> Buna göre, Ahirette dört kademeli bir sosyal yapı vardır. Bu sosyal yapısının dünyevi toplumsal karşılığı; “Abid (Müslüman), Zahid (Alevi-Bektaşi), Arif (Melek) ve Mühip-Veli (Hak) (</span><span style="color:#050505">Güzel, 2011, 74)</span><span style="color:#080809"> olarak tanımlanıp kademelendirilmiş. Velayet öğretisine göre kişi bu dünyada Dört Kapının hangi kademesinde ise Ahirete de o kademede yer alacağını ve o kademeye göre sorgu sualden geçecektir</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>Şeriat Kapısında, Temel Yapılanma</strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">İslamiyet’in ilk döneminden başlayarak, diğer dinlerden Müslümanlığa geçen insanların, yeni bir düzen olan İslam'a entegre edilmesi süreci, Müslüman ilkeleri çerçevesinde verilen ilk eğitim yoluyla dini ve sosyal yapıya dahil edilmeleri. Ve böylece kendi içinde kurumsal bir örgütlenmenin oluşturulması hayati önem taşımaktaydı. Bu nedenle, Şeriat öğretisi içinde, bu amaca uygun hizmetin sağlanması için bazı önemli başlangıç ​​ve genel ilkeler belirlenmiştir. Bu konuma uygun tutarlı ve öncelikli olan ilkeler, sağlam temeller üzerine, kurumsal ve sosyal bir düzen oluşturulmuş ve bu düzene göre faaliyet yürürmüştür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bu ilkeler kısaca şöyle özetlenebilir;<span style="color:#050505"> “İman, ilim, salat (namaz), zekât, oruç, hac, askerlik, yasak cinsi münasebetten kaçınma, üretim, helal kazanç, faizin yasaklanması, paylaşım, nikâh, aile, toplum, sünnet, musahip, kirve, dünür ilişkilerin gelişimi. Sevgi, saygı, temiz yemek, temiz giyinmek, iyilik, yaramaz işlerden sakınmak” (Güzel, 2011, s. 293-1011) gibi ve benzer ana ilkeler ile belirtilmiştir. </span><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Pir Sultan Abdal bu ilkelerin İslamiyet’in öncelikli yapısıyla ilgili genel bir değerlendirmesini şu dizelerle açıklamaya çalışmıştır. ”Gönül gel karardan şaşma / Sözüm sana meveddettir / (…) Şeriattan edep öğren / ilim ile üstat olur oğlan / Kimi farz kimi sünnettir” </span></span>(<span style="color:#080809">Gölpınarlı-</span><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Boratav. 2010, s. 103-104).</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Özelikle bu ilkelerin önceliğe alınmasının başlıca nedeni bu ilkeler ve içinde yer alan tüm önemli ayrıntılar İslam’dan önce ya hiç yoktu. Ya da egemen yönetimlerin işine gelmediği için hiçbir şekilde önemsenmiyordu. Bundan dolayı bu ilkeler, bir başlangıç olarak belirlenmesi önemli bir değişimi getirmekle beraber, İslam’dan önceki önemli sorunlarında bu öncelikli ilkeler ve ilgili ayrıntılarıyla çözüme kavuşturulması hedeflenmiştir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Bu ilkelerin tüm ayrıntılarının, Hz. Muhammed zamanında Velayet sahibi olanlar tarafından Şeriat Kapı kurumsalı içinde eğitim ve öğretim yoluyla topluma yayılması ve uygulanması amaçlanmıştır. Kırklar Meclisi'nden on Bakanın önderliğinde, bu ilkelerle ilgili sorunları çözmek ve toplumun hızla bu ilkeli düzene uyması için yasama, yürütme ve yargı organların tüm imkânları seferber edilmiş.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Başlangıçta dini okullar (medreseler), Mescitler ve Camiler gibi merkezi yerler kurulmuş ve bu amaçlı kullanılmıştır. Dört Kapı öğreti ve sistemin ilk seviyesi olan Şeriat Kapısında, Hz. Muhammed Müslüman topluluğunun başı olarak Peygamber, yardımcısı Hz. Ali'yi İmam ve Velayet makamın sahibi olarak kabul edilir. Velayetin bu yönetim modeli, Halifelik yönetiminden farklı olduğu için Halifelik yönetimin sert baskılarına rağmen kısmen gizli olarak Velayet öğretisi aracılığıyla On İki İmam döneminde ve sonrasındaki tekke ve dergahlar yoluyla uzun yıllar boyunca devam etmiştir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol start="2">
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>Tarikat Kapısında, Devletin Kurumsal Yapısı ve İşleyişi</strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">İlk kademe olan Şeriat Kapısı öğretisi, <span style="color:#050505">Müslümanlığı</span> kabul eden her sıradan insan için <span style="color:#050505">Müslüman</span> öğreti ve yasalarını askeri düzeyde belirleyip düzenleyen ve yöneten başlangıç ​​ve alt bir kademedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Dört Kapı içinde, ikinci kademe olan Tarikat Kapısı öğretisi ve ilgili aşamaları, devlet düzeyinde özellikle belirleyicidir. Çünkü Tarikat Kapısı sistemi hem devleti yöneten kurumsal bir yapıdır hem de devleti yönetenleri yetiştirmiş ve atamasını yapmış merkezi bir kurumdur. Başka bir deyişle, devlet büyük ölçüde Tarikat Kapısı öğretisi ve sistemine göre yönetilmiştir. Bu nedenle, devletin her kurumunda ve kadrosunda görev yapan her kişinin Tarikat Kapısı'ndan mezun olup Tarikat Kapı öğretisine göre görev yürütmesi gerekiyordu. Bunun en açık örneği, Hz. Ali'nin Velayet görevini almasıyla birlikte, Tarikat Kapısı kurumu içinde yer alan Kırklar Meclisi'nin, Dört Kapı öğreti ve aşamalarıyla oluşturulan devlet yapısı içinde bu günkü deyimiyle Bakanlık düzeyinde görevler yüklemesidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Kırklar Meclisi, Şeriat Kapı öğretisini edinmekle beraber, Tarikat Kapı öğretisi içinde belirlenen ana ilkeler olan; Mürit, musahip, talip, rehber, pir, mürşit kutsal ikrar ve manevi bağ ilişkileri içinde Alevilik esaslarına göre yapılanmıştır. Nefsi duygularından soyutlanmış, Derviş konumunda tamamen hizmet odaklı görevler edinmiş. Tarikat Kapı ibadeti olan Cem ibadet ve toplantılarına eksiksiz katılım sağlamış. Birçok farklı eğitim ve deneyimden geçerek birçok farklı ilimle aydınlanmış. Toplumun her kademesiyle uyum içinde yol gösteren muhabbet sahibi bir görev ve kişilik edinmişler. Bu öğretiyle iç dünyası aşk, şevk, sefa ve ilgili saflığa, fakirliğe (Kılıçgedik, 2025, s 171-179) kavuşarak dünyevi oluşumdan farklı olan Ahiretliğe özgü pişerek olgunlaşmış bir kişiliğe kavuştuklarından, bu kişilere Bakanlık düzeyinde devletin farklı kurumlarında ve üst düzeylerde önemli görevler verilmiş.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Alevi yazılı metinlerinden anlaşıldığı kadarıyla; Tarikat Kapı öğretisi, Kırklar Meclisinde olduğu gibi devlet içinde görev alanları ilk etapta nefsi duygulardan arındıran bir eğitim vererek kişiyi dünyevi isteklerden soyutlamış bir derviş veya rehber, pir konumuma eriştirerek mezun ediyor. Bu konumuyla devlet kurumlarında görev alanlar mülkiyet edinmede muaf tutularak bir Derviş misali yaşam sürmek durumunda görev yürütüyordu. Bu eğitim, okul ve dershane konumunda görev yürüten ocak, tekke ve dergâh yapılanmaları içinde veriliyordu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Böylece ocak, tekke ve dergâhlarda mezun olan Dervişler devletle ilgili aldığı görevlerde altı gurupta görev almıştır. </span>Birinci <span style="color:#050505">gurup, devletin tüm kurumsal mekanizmalarında görev alan kadroyu, Dervişlik kişiliği ve görevine erişene kadar eğitim, öğretimden geçirip mezun ederek eğitim düzeyine göre ihtiyaç duyulan kurumlarda görev veriyordu. Pir Sultan Abdal Tarikat Kapının bu eğitim sistemini kısaca şu dizelerle dile getirmiş. “…Tarikat bir oddur yakar / Kimi ham kimi has çıkar / Çerağın yakan üstadadır / Tarikata kâmil olan / ilim ile âlim olan / Evvel mertebe hizmettir…” (</span><span style="color:#080809">Gölpınarlı-</span><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Boratav</span></span><span style="color:#050505">. 2010, s. 103-104). Tarikat Kapı kurumsalın bu konumundan dolayı, görev verdiği tüm bu kadroyla işbirliği içinde devletin yasama, yürütme, yargı, ekonomik, sosyal düzen, inanç gibi her alanda eşit, adil ve paylaşımcı düzeni oluşturup devam etmeyi sağlayan merkezi bir yapısı vardı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">İkinci gurup, Kırklar Meclisinde olduğu gibi Bakanlık düzeyinde ve ilgili üst kademelerde sabit ve yerleşik görevler alırken. Üçüncü gurup, Devletin askeri ve diğer güvenlik içerikli alanlarında görev alıyordu. Dördüncü gurup, tarım, üretim, esnaf, zanaat, ticaret gibi devleti ayakta tutan ekonomik unsurlar içinde görevlendirilmiş. Beşinci gurup, din, inanç ve kültürel konularında görev almış. Altıncı gurup, devlet adına çok sayıda farklı görevler alarak ulaşım ve haberleşmenin olmadığı bu dönemde bu görevlerini gezgin bir şekilde yürüterek halkın her kesimine ulaşıp halkın sorunlarını çözmeye odalı çalışmıştır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Velayet ve ilgili Dört Kapı öğreti ve sistemine göre kurulan bu devlet modeli, Hz. Muhammed döneminde yürürlüğe girmiş. Hz. Muhammed vefatından hemen sonra, Halifelik devlet yönetimine geçilince, Velayet yönetim modeli devlet dışına itilmiş. Dolayısıyla, bu yönetim modeli sivil ve içe kapalı ocak, tekke, dergâh yapılanması ve sistemi içine girmiş. Halifelik yönetiminden kaçınmayı gerektirecek bir yöntemle varlığını sürdürmeyi sağlamıştır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<ol start="3">
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong><span style="color:#050505">Marifet ve Hakikat </span>Kapı Gereği, Devlet Denetimi ve Düzeni</strong></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Tarikat Kapı öğretisini alıp devletin birçok kurumunda ve kadrosunda, Hak aşkı ile görev alanlar Dört Kapı kuralları içinde gösterdiği çaba, yaptığı hizmetler, edindiği tercüme ve donanımlar oranında içsel ve ruhsal olarak gelişerek, Marifet Kapı kademesine geçiyordu. Daha çok bu hizmetlerle Marifet ve Hakikat Kapı kademesine erişen bu insanların iç duyuları Hakk’ın sevgisiyle dolup, Hakk’ın gözü ve gönlüyle tüm insanlara ve varlığa bir gözle bakan esaslar üzerinde hizmet etme görevi alıyordu. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Eline geçen mülkiyeti ve devlet olanaklarını din, dil, ırk ayırımı yapmadan yoksul ve yardıma muhtaç kesime eşit oranda harcamak ve bu kesimin hayat seviyesini yükselten bu yöneticiler, tamamen Hakk’ın rızası için çalışıyordu. Buradaki amaç, geçici olan dünya hayatından farklı olan sonsuz Ahiretlik yaşam biçimini, bu dünyada yaşayıp tecrübe edinerek Ahirete en iyi şekilde hazırlanmaktır. Velayet devlet yönetimi olan Ahiretlik yaşam biçimi, din, dil, ırk ayırımı yapmadığı için, Velayetin devlet yönetimi altında yaşayan farklı din, inanç ve kültürden insanlar, diğer faklı düzenlere nazaran bu yönetim altında kendini daha fazla emniyete ve huzur içinde bulabiliyordu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Velayet ve ilgili yönetim şekli olan devlet kurumları içinde hizmet çabası içinde olup yaptığı hizmetler, edindiği tercüme ve donanımlar oranında içsel ve ruhsal olarak gelişen insanlar; Marifet Kapı kurumsalı içinde devlet kurumlarını denetleyip toplumun memnuniyetine göre düzenleyen görevliler tarafından belirlenerek, Marifet Kapı kurumsalına dâhil ediliyor. Ve daha çok devlet kurumlarını denetleyip düzenleme üzerinden görev veriliyordu. Böylece Marifet Kapı öğretisine göre yetişen Arif sayısı artıkça Marifet Kapı kurumsalı güçlenip toplumun eğitim seviyesi ve oranı daha çok bu kapıya göre değerlendiriliyordu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Marifet Kapı öğretisine sahip kişi “Bencillik, kin ve garezden uzak durup, edep ve içsel olan içi dünya ilmi gelişmiş. Perhizkârlık (aşırı istekleri sınırlanmış), sabır, kanaat, hayâ, cömertlik, hoşgörü, kendi özünü bilmek” (Güzel, 2011, s. 293-312) gibi ilkeler ve ilgili haller kişide hâsıl olmuş. Ve bu âlemde bir Melek ve Evliya konumuna erişmiş kişilerden belirleniyordu. Bu kişiler devletin yasama, yürütme ve yargı ve her kurumsal organlarını denetleme ve düzenleme yetkisine sahipti.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">En üst kademe olan Hakikat Kapı öğretisine sahip kişi; “Toprak gibi alçak gönüllü olup, kimsenin ayıbını görmemeden, yetmiş iki milleti bir görüp, yapabileceği her türlü iyiliği hiçbir varlıktan esirgemez. Hakk’ın her yarattığını severek, güven verip Hak yolunda itibar görerek, başta kendisi ve tüm insanlar olmak üzere her varlığı birliğe yönlendirme çabası içinde hizmet veren kişiliğe erişmiş. Gerçeği gizlemeden İlahi sır ve manayı bilerek İlahi varlığa ulaşabilme” (Kılıçgedik, 2025, s.193-203) konumuna erişmişse, bu kişilerden oluşan Hakikat Kapı kurulu devlet adına her konuda evrensel içerikte karar alma ve yetki verme konumuna sahipti. Bu karar ve yetkilendirme devletin tüm kurumları üzerinde etkili ve bağlayıcıydı. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Tarafsız ve adıl olan böyle bir kişilik devleti yöneten kurumsal organlarıda aynı tarafsızlıkta ve adalette denetleyip düzenleyerek toplumu refaha kavuşturması için görev yapıyordu. İçsel ve Haksal olan bu durum Marifet Kapısında Meleklerin, Hakikat Kapısında Hakk’ın adına görev alıp bu amaçlı bir yasama, yürütme ve yargı anlayışı içinde oldukları gibi devletin yasama, yürütme ve yargı yapısının da bu seviyede yürütülmesi için çalışıyorlardı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Bu makama ulaşanlara devlet desteğiyle çok daha fazla imkân verilerek, halkın hoşnutluğunu kazandıkları oranda, Meleklerin ve Hakk’ın hoşnutluğu kazanılmış oluyordu. Bu durum evrensel ilkelerin gelişmesi ve yaygınlaşmasına imkân tanıtılıyordu. Böylece yapılan hizmetler ve elde edinilen hoşnutluk, el ele el Hakka desturuyla Hakikat Kapı öğretisinin en üst makamı olan, “Hakk’ın insanda tecelli olduğunun” bir yansıması ve delili olarak değerlendiriliyordu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Hakikat Kapında görev alıp bu kapının öğretiyi eksiksiz uygulayanların başarısı devletin tüm kademelerine yansıyıp eşitlik, hak, hukuk, adalet gibi evrensel ilkelerin yaygınlaşması, insanlarda içselleşmesini ve uygulanmasını garantiye alıyordu. Ahiret yönetim şeklinden tasarlanan ve dünyevi olanaklarla yürütülen bu yönetim şeklin, Ahiretteki karşılığı ruh, Melek ve Hak merkezli bir yönetim modeliydi. Pir Sultan Abdal bu yönetim modelini kısaca şöyle açıklıyordu. “…Hakikat genç-i nihandır / Marifet gevher-i kandır / Yedi yüz yetmiş mizandır / Ötesi ilm-i hikmettir (…) Mürebb’ olan Ali gerek / Dört Kapıda eli gerek / Zira Ali Muhammed’dir”</span>(<span style="color:#080809">Gölpınarlı-</span><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Boratav.2010, s. 103-104).</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="color:red">Kaynakça</span></span></strong></span></span></p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Özmen, İsmail. <em>Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi.</em>Ankara. 1998. Kültür Bakanlığı Yayınları</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white">Koçak, Yunus. <em>Menâkıb-ı Şeyh Safî, İbrahim ocağı’ndan gelen bir Şeyh Safi buyruğu.</em> Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi 30/2004.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="color:#050505">Güzel, Abdurrahman. <em>Hacı Bektaş Veli El Kitabı,</em>Ekçağ basım yayın, 2011. Ankara.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Kılıçgedik, Türkoğuz. <em>Alevilik, Bektaşiliğin Gayb Olan Öğretisi Ve Sistemi</em> 2025. İstanbul. Taş Baskı yayın.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Özdemir Alirıza <em>“Alevi-Bektaşi Yolunda Dört Kapı Kırk Makam”.</em> 2024, Efsus yayınları. İstanbul.</span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Yaman, Mehmet. <em>Makalat ve Müslümanlık, </em>Gülbay yayın, İstanbul. 1985</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Gölpınarlı, Abdulbaki. Boratav, Pertev Nail. <em>Pir Sultan Abdal.</em>2010. İstanbul.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Yaman, Mehmet, <em>Buyruk (Şeyh Seyyid Safi Menakıbı),</em> Cem Vakfı Yayın 2013 İstanbul.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Alşan, Hakan Alşan.<em>Horasan Erenleri.</em> 2012 İstanbul.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Kılıçgedik, Türkoğuz. <em>Seçilmiş Toplum Alevilik</em>(Alevi, Dersim, Xormecık ve</span></span>Karêr<span style="background-color:white"><span style="color:#202124"> Tarihi. 2020.İstanbul. Kahve kültür yayınları.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Bozkurt, Fuat. <em>İmam Cafer Sadık Buyruğu,</em> 2020 İstanbul. Salon yayınları.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Vaktidolu, Ali Adil Atalay. <em>İmam Cafer Sadık Buyruğu,</em> 2018. İstanbul. Can yayınları.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Yaman, Mehmet, <em>Buyruk (Şeyh Seyyid Safi Menakıbı). </em>&nbsp;2013. İstanbul. Cem Vakfı Yayınları.</span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:#202124">Sarıkaya, Mehmet Hazırlayan. <em>Fütüvvetname-i Cafer Sadık,</em> 2008.İstanbul. Horasan yayınları.</span></span></span></span></li>
</ol>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 12:04:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/10/turkoguz-kilicgedik-1760541606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİ AŞİRETLERİN MOĞOL İŞGALİNE DİRENİŞİ</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-asiretlerin-mogol-isgaline-direnisi-592</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-asiretlerin-mogol-isgaline-direnisi-592</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİ AŞİRETLERİN MOĞOL İŞGALİNE DİRENİŞİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Tarihçilerin büyük çoğunluğu Selçuklu devletinin yıkılmasını ve Moğolların Anadolu’yu işgal etmesinin en büyük gerekçelerinden birinin Baba İlyas Horasani’nin 1239-1240 yılındaki isyanına dayandığını iddia etmektedirler. Buna delil olarak da Selçuklu sarayının tarihçisi İbn Bibi’nin verdiği bilgileri göstermektedirler. Ancak, bu değerlendirmeyi yapanlar, Babai isyanını ve Moğol işgalini analiz etmekten de yoksundurlar. Olayların nedenlerini sorgulamamaktadırlar. Sadece resmi belgeleri tekrar etmektedirler. Oysa, işgalden sonra da görülecektir ki, saray çevresi ve yönetici kadroların hemen hemen hepsi işgalcilerle işbirliği yaparken, Babai isyanına katılan ya da destek veren Babai-Alevi aşiretler güçleri oranında Moğol işgaline direnmişler ve çok büyük bedeller ödemişlerdir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Bu konuda detaylı bilgiler Prof. Dr. Faruk Sümer hocanın kaleme aldığı </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>ANADOLU’DA</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>MOĞOLLAR”</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">&nbsp;adlı eseri ile tarihçi Muharrem Uçan’ın </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>ALEVİ DEVLETLERİ</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">” adlı eserinde yer almaktadır. Bu makalemizde ana kaynağımız bu eserler olacaktır. Her iki eserde de Moğol işgaline direnenlerin başında Alevi-Babai inancına sahip olan Karamanoğlu ile Ağaçeri Türkmen aşiretleri gelmektedir. Faruk Sümer hoca eserinin 25. sayfasında Karamanoğlu aşireti hakkında şunları yazmaktadır:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“Kösedağ savaşından (1243) sonra, Ermenek uç bölgesine yerleştirilmiş olan Türkmenler de kendi başlarına buyruk hareket ediyorlardı. Bu Türkmenlerin başında Karaman Bey vardı ki, Avşarlardan olması muhtemeldir. Adeta Anadolu Türklüğünü temsil ederek Moğollara karşı yılmadan sonuna kadar en çetin mücadeleleri bu Türkmenler ve onların başındaki Karaman Bey’in oğulları yapacaklardır.”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“Ağaçerilere gelince, Maraş ve Malatya bölgelerinin ova ve ormanlarında yaşayan ve bundan dolayı da Ağaçeri adını taşıyan bu çok yoğun Türkmen topluluğu daha önce Babai ayaklanmasını çıkarmıştı. Çıkardıkları ayaklanmanın kanlı bir şekilde bastırılmasına rağmen, bunlar kuvvetlerinden pek birşey kaybetmemişlerdi.”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Tarihçi Muharrem Uçan ise, eserinin 215. sayfasında Karamanoğulları hakkında şu bilgileri vermektedir:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“Karaman aşireti ve Karamanoğulları Oğuzların Afşar ulusunun bir boyudur. Diğer Türkmenler gibi Karamanlılar da 13. yüzyılın ilk yarısından itibaren Moğol istilası önünden kaçarak Anadolu’ya gelmiş ve Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat (1220-1237) tarafından Ermenak vilayetine yerleştirilmişlerdir.(1228) Uçlarda bulunan Türklerin çoğunluğunu Karamanlılar teşkil ediyordu. Bu sırada Karaman boyunun reisi Nure Sufi b. Sadeddin idi. Nure Sufi, Anadolu’da yayılmış olan Babailer tarikatına girmiş ve Babailer ile Selçuklular’a karşı savaşmıştı. O bir Babai şeyhi olarak Türkmenler üzerinde nüfuzunu göstermiş ve gazaya çıkarak Hristiyanlara ait Ereğli gibi yerleri zapt etmiş ve arazisini genişletmiştir.”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“</span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>... Karaman Bey’den sonra aşiretin başına büyük oğlu Mehmed (Muhammed) geçti. ...Moğollar aleyhine yardıma çağrılan Memluk Sultanı Baybars’ın (1260-1277) Kayseri’ye kadar ilerleyip geri dönmesine rağmen, Mehmet Bey Konya üzerine yürüdü. Ve Cimri lakabı verilen Alaeddin Siyavuş’u Selçuklu Sultanı ilan etti. Mehmed Bey ve Siyavuş 1277’de Konya’ya girdiler. Mehmed Bey Siyavuş’un veziri oldu. Toplanan divanda Türkçe’den başka dil konuşulmamasına karar verdi.”</strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Yukarıdaki bilgilerden Karamanoğulları’nın, Moğol işgaline karşı oldukları, bu nedenle onlarla işbirliği içinde olan yönetimi devirerek, Selçuklu devletinin bağımsızlığını savunan şehzadeleri başa getirmeye çalıştıkları anlaşılmaktadır. Karamanoğulları aynı zamanda İran kökenli yöneticilerin devlet içindeki etkinliklerini de kırmak istiyordu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Esasında, Babailer de aynı düşünceye sahiptiler. Onlar da kendilerine Anadolu’da oturmaları için imkan sağlayan Selçuklu Sultanı Alaettin Keykubat’ın vasiyetini yerine getirmek istemişlerdi. Zira Sultan Alaettin, Moğol işgaline karşı Mısır’da hüküm süren Eyyubilerin desteğini sağlamak için Eyyubi hanedanına mensup olan eşinden oğlu İzeddin Kılıçaslan’ın (Keykavus) başa geçmesini vasiyet etmişti. Babai isyanın nedenlerinden biri de buydu. Bu amacın Karamanoğlu Mehmed’in, daha sonra da Alaeddin Siyavuşu Sultan yapmak istemesinden de anlaşılmaktadır. Yani, Babailerin amacı Selçuklu devletini yıkmak değil, kendilerine Horasan ve Harezm’de katliamlar yapan Moğollar’a karşı dirayetli yöneticileri işbaşına getirmeyi hedefledikleri görülmektedir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Nitekim, Faruk Sümer hoca bu görüşümüze doğrulayan bilgiler vermektedir. Eserinin 49-50. sayfasında şunları yazmaktadır:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“Mehmed Bey, Moğollara karşı istiklal mücadelesi bayrağını açan, devlet dairesi ve saray halkı arasında Türkçeden başka dil konuşulmasını yasak etmek suretiyle kavmi şuura malik ve milli harsa (kültüre) bağlılığını gösteren bir şahsiyet olarak şüphesiz tarihimizde müstesna bir yere sahiptir. Onun ölümü ile Karamanoğulları, kısa bir zaman için zayıf bir duruma düşmüşlerse de mücadele azimleri hiçbir zaman kırılmamıştı. Mehmed Bey’den sonra &nbsp;yine Karamanoğullarından Güneri bey, İçel’de duruma hakim olarak Karaman Türklerine yeniden güç kazandırmış ve onlar, </span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Selçuklu Devleti’nin idresini ellerine alıp Moğollar ile mücadele etmek şeklindeki gayelerine erişmek için faaliyet ve mücadelelerine devam etmişlerdir.”</strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Babai isyanına katılan aşiretlerden Ağaçerilerin de başından itibaren Moğol işgalcilerine direndikleri görülmektedir. Bu mücadeleleri sırasında binlerce kayıp verdiler. Faruk Sümer Hoca, Ağaçerilerin Moğollarla mücadelesi hakkında sayfa 28’de şu bilgileri vermektedir:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“...Türkmenler Keykavus taraftarı idiler. Onlar Kılıçaslan’ın Moğolların elinde bir vasıta olduğunu açıkça görüyorlardı. Moğollar onun adına hareket eder görünerek geniş çapta yağma &nbsp;ve katliamlar icra edip, kendi hırslarını tatmin etmekten başka birşey düşünmüyorlardı. Baycu da (Moğolların Anadolu’daki işgalci kuvvetlerin komutanı) Bağdat seferine katılıncaya kadar Orta Anadolu’nun doğu bölgelerinde ve ona komşu yerlerde (Kayseri, Sivas, Tokat-Amasya, Maraş, Malatya) Kılıç Arslan’ın hakimiyetini tanımayanlara karşı harekat icra etmekle geçirdi. Yanında Engürek Noyan da vardı. Bu cümleden Moğollar, Elbistan yöresinde yedi bin kişi öldürerek pek çok kan dökmüşler, genç erkek ve kızları tutsak edip götürmüşlerdi ki, bunların çoğunun Ağaçeriler oldukları muhakkaktır.”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Sayfa 42’de ise Moğol Hanı Hülagü’nün M. 1260 yılında Ağaçeriler aşireti üzerine yirmi bin kişilik bir ordu gönderdiğini belirterek şöyle devam etmektedir:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“Bu ordu birçokların öldürmek, birçoklarını tutsak almak ve mühim bir kısmını da Suriye’ye kaçmaya mecbur ederek Ağaçerilerin faaliyetine son verdi. Bu böyle olmakla beraber, onlar Moğollar arasında da öyle bir şöhrete sahip olmuşlardı ki, CAMİUT TEVARİH’TE (Tarihçi Reşüddin’in eseri) Ağaçerilerden eski bir Türk kavmi olarak bahsedilmesi, şüphesiz bununla ilgilidir. Ağaçerilerden mühim bir kısmı eski yurtlarında kalarak varlığını devam ettirmiştir.”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Gerek Karamanoğullarının gerek Ağaçerilerin gerekse de diğer Türkmen aşiretlerinin Moğollara karşı şiddetli bir direniş gösterdikleri anlaşılmaktadır. Çok ağır bedeller ödemelerine rağmen, topraklarına sahip çıktıkları görülmektedir. Memlük devletinin tarihçisi, Türkmenlerin bu mücadelesi hakkında Moğol Hanı Gazan’ın “Karamanlılar ve Türkmenler olmasa, Moğol atlıları güneşin battığı yere dek ulaşırdı” &nbsp;şeklinde konuştuğunu yazmaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Moğol Hanı Gazan’ın sözleri Türkmenlerin mücadelesini özetlemektedir. Türkmenlerin bu mücadelesi yaklaşık olarak seksen yıl devam ettikten sonra Moğolların Anadolu’daki hakimiyetine son verecektir. Karamanoğulları Karaman Beyliğini, Ağaçeriler de Dulkadir Beyliğini kuracaklardır. Her iki beylik de 15. yüzyılın sonuna kadar devam ettikten sonra toprakları 16. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’nin hakimiyetine geçecektir. Babai-Alevi aşiretlerin kurmuş olduğu bu beyliklerin destek vereceği Osmanoğulları, Anadolu’da siyasi birliği sağlayarak, bir imparatorluk kuracaklardır.</strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">Kaynaklar:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">--Prof. Dr. Faruk Sümer, Anadolu’da Moğollar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2024.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial">--Muharrem Uçan, Alevi Devletleri, Can Yayınları, ikinci Basım, 2012.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-family:Calibri">&nbsp;&nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 18:47:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ZİYA GÖKALP VE ALEVİLER</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ziya-gokalp-ve-aleviler-591</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/ziya-gokalp-ve-aleviler-591</guid>
                <description><![CDATA[ZİYA GÖKALP VE ALEVİLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Doğumunun 150. yılı olan&nbsp;2026&nbsp;yılı “<em><strong>Ziya Gökalp Yılı</strong></em>” olarak ilan edildi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın teklifi ve TÜRKSOY Daimî Konseyi’nin oy birliğiyle, 2026 “<strong><em>Ziya Gökalp Anma Yılı</em></strong>” olarak ilan edildi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başta Türk-Eğitim-Sen olmak üzere, bu girişimde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türk milletinin fikir ve kültür hayatına yön vermiş büyük bir aydın ve “<strong><em>düşünce adamı</em></strong>” olan Ziya Gökalp, Alevilik-Bektaşilik konularında da çalışmalara sahiptir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İttihat ve Terakki yönetimi tarafından Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da görevlendirilen Gökalp Alevilik-Bektaşilik konusuna da eğilmiş, bölgedeki Alevi toplulukları ziyaret etmiş, düşünce ve tespitlerini kaleme almıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">En başta ifade etmek gerekirse, Gökalp Aleviliği İslam’ın Türk ruhuna uyarlanmış otantik bir formu olarak değerlendirmiş ve bu toplulukları Türk harsının (kültürünün) yozlaşmamış koruyucuları olarak tanımlamıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ziya Gökalp sosyolojisinde millet, aynı dili konuşan ve aynı kültürü (hars) paylaşan bireylerin toplamıdır. Gökalp, tüm bilimsel arşatırmalarında Osmanlı entelektüel hayatındaki Arap-Fars etkisine karşı, halkın vicdanında saklı kalan saf Türk kültürünü aramıştır. Ülkemizin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün Ziya Gökalp için “<em><strong>fikir babam</strong></em>” nitelemesinin köklerini de işte bu arayışta bulabiliriz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu arayışta Alevilik-Bektaşilik, Gökalp’e göre sadece bir mezhep değil, Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra eski törelerini ve dillerini muhafaza ettikleri sosyolojik bir sığınaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ziya Gökalp’e göre, Alevilik-Bektaşilik Türk halkının kolektif şuurunun bir ürünüdür. Gökalp bu yapıyı dışarıdan dayatılan hukuki bir “<strong><em>teşkilat</em></strong>” olarak değil, içeriden doğan bir “<strong><em>hars</em></strong>” (kültür) unsuru olarak niteler.&nbsp;“<strong><em>Türkçülüğün Esasları</em></strong>”&nbsp;eserinde bu durumu şu şekilde formüle eder:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Bektaşilik, Türklerin kendi toplumsal vicdanlarından çıkardıkları bir tarikat olduğu için, bu tarikatta Türk harsına aykırı hiçbir şey yoktur.</strong>”</em><strong>&nbsp;</strong>(Ziya Gökalp,<strong>&nbsp;</strong>Türkçülüğün Esasları<strong>, </strong>Haz. Mehmet Kaplan, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 2020, Sayfa: 28)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dil ve inanç arasındaki bağları incelediği Alevi aşiretler arasındaki gözlemlerinde de bu konuyu öne çıkarır. Gökalp için dil, harsın (kültürün) en büyük kanıtıdır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Türk Alevileri, ibadetlerini Türkçe yaparlar. Ayin-i cemlerde okunan nefesler, deyişler tamamen öz Türkçedir. Bu durum, onların milli harsı muhafaza ettiklerinin en büyük delilidir.</strong></em>” (Ziya Gökalp,&nbsp;Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler, İstanbul, Sosyal Yayınlar, 1992, Sayfa: 112)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu tespitler üzerinden, Alevilik-Bektaşilik çalışmalarında “<strong><em>Türk kimliği</em></strong>” vurgusunun sosyolojik temellerinin Ziya Gökalp tarafından atıldığını söylemek mümkündür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama, Ziya Gökalp “<em><strong>Alevilik-Bektaşilik</strong></em>”in inanç bağlamı izafe edilerek kültürel bir unsura dönüştürülmesinde de başlangıç referansı olarak gösterilebilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İttihat ve Terakki içerisindeki yaygınlaşan Türk Milliyetçiliği mefkuresinin dönemsel öncelikleri göz önüne alındığında, bu tutum anlaşılabilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimlik tartışmaları ve varlık ideolojisini hızla kaybederek yıkıma sürüklenen bir devlet içerisinde “<strong><em>Türk Milliyetçiliği</em></strong>” fikri ile kimlik ve aidiyet oluşturmaya çalışan aydınların inanç özelliklerini geri plana atmaları, hatta “<strong><em>Türkçeleşme</em></strong>” gayreti içerisinde Türkçe ibadeti de heyecanla karşılamalarını “<strong><em>dönemin düşünsel aurası</em></strong>”nın yarattığı heyecan fırtınası dairesinde değerlendirmek doğru olacaktır, kanaatindeyim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ziya Gökalp’in “<em><strong>milli dindarlık ideali</strong></em>”nin en belirgin özelliği, dinin Arap etkisinden kurtulup Türkçeleşmesi olmuştur. Bu bağlamda, Aleviler arasında gördüğü Türkçe ibadetten esinlendiğini varsayabiliriz. (Ziya Gökalp,&nbsp;Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 2015, Sayfa: 45-50)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öte yandan, Alevilik-Bektaşiliği marjinal bir unsur olmaktan çıkarıp Türk milli kimliğinin kurucu ve asil bir parçası haline getirmesinin ve yine Alevilik-Bektaşiliği Osmanlı devletinde olduğu gibi “<strong><em>teokratik bir tehdit</em></strong>” olmaktan çıkarıp “<strong><em>kültürel bir hazine</em></strong>” olarak tescil etmesinin “<strong><em>Ziya Gökalp sosyolojisi</em></strong>”nin Alevilik-Bektaşilik araştırmalarına en önemli katkısı olarak dikkate almak gerektiği kanaatindeyim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüzde, Alevi kimliği üzerine yürütülen tartışmalarında önümüze çıkan “<strong><em>İslam’ın Anadolu yorumu</em></strong>” veya “<em><strong>Türk Müslümanlığı</strong></em>” kavramlarının da, büyük ölçüde Gökalp’in attığı bu entelektüel temellere dayandığını söyleyebiliriz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak, Gökalp, hem “<em><strong>kültürel milliyetçileri</strong></em>” etkilemiş, hem de “<strong><em>dinin Türkleşmesi</em></strong>” fikrine ilham vermiştir. Her iki alanda da, fikirlerini oluşturmasına Ziya Gökalp’in Aleviler-Bektaşiler arasında yaptığı saha çalışmaları ve gözlemleri dayanak olmuştur, diyebiliriz.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 16:32:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ONURLU DURUŞUN ADI: İRAN</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/onurlu-durusun-adi-iran-590</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/onurlu-durusun-adi-iran-590</guid>
                <description><![CDATA[ONURLU DURUŞUN ADI: İRAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Dünya bir kez daha büyük bir sınavdan geçiyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir yanda “<strong><em>insan hakları</em></strong>”, “<strong><em>demokrasi</em></strong>” ve “<strong><em>özgürlük</em></strong>” söylemleri; diğer yanda ise yıkılan şehirler, hayatını kaybeden siviller ve derinleşen acılar… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu çelişkinin merkezinde ise uzun yıllardır değişmeyen bir gerçek duruyor: Gücün hukukun önüne geçtiği bir düzen.</span></p>

<p><span style="color:#000000">ABD’nin yıllardır sürdürdüğü müdahaleci politikalar ve İsrail’in bölgede izlediği sert askeri tutum, yalnızca siyasi bir mesele değil, aynı zamanda vicdani bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle sivillerin hedef haline geldiği, masum insanların yaşam hakkının yok sayıldığı her tablo, insanlık adına derin bir yara açmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle dünya kamuoyunda yükselen eleştiriler, yalnızca politik değil, aynı zamanda ahlaki bir tepkinin ifadesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün birçok ülke sessiz kalmayı tercih ederken, bazıları ise açık ya da örtülü desteklerle bu sürecin parçası haline gelmektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte tam da bu noktada, İran’ın sergilediği duruş farklı bir yerde durmaktadır. Tüm baskılara, yaptırımlara ve kuşatmalara rağmen geri adım atmayan bir tavır, bağımsızlık ve direnç söylemiyle öne çıkmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu duruş, yalnızca bir devlet politikası değil; aynı zamanda teslimiyete karşı bir itiraz olarak da okunmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette uluslararası ilişkiler karmaşıktır ve her ülkenin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiği bir gerçektir. Ancak bu durum, sivillerin zarar gördüğü, şehirlerin yerle bir edildiği, çocukların hayatını kaybettiği tabloları meşrulaştıramaz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yüzden emperyalist politikalar ve insan hayatını hiçe sayan yaklaşımlar, dünyanın neresinde olursa olsun eleştirilmeyi hak eder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde, ayrımcı ve baskıcı ideolojiler de insanlığın ortak değerleriyle bağdaşmaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün gelinen noktada, emperyalizmin ve insanı ötekileştiren, yok sayan anlayışların karşısında durmak yalnızca bir siyasi tercih değil, aynı zamanda insani bir sorumluluktur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu anlayışları reddetmek, daha adil ve eşit bir dünya talebinin de ifadesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak, yaşanan tüm gelişmeler bir gerçeği bir kez daha ortaya koymaktadır: Adaletin olmadığı yerde barış olmaz. Ve barışın olmadığı bir dünyada, güçlü olanın değil, haklı olanın sesi yükselmelidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu çerçevede bakıldığında, direnen her toplum gibi İran’ın ortaya koyduğu tavır da birçok kişi için “<strong><em>onurlu bir duruş</em></strong>” olarak görülmekte ve bu yönüyle tartışmaların odağında yer almaktadır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 00:40:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ADEM SIFATINDA ÇOK GELDİM GİTTİM</title>
                <category>Meryem Gülbetekin</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/adem-sifatinda-cok-geldim-gittim-589</link>
                <author>mrymglbtkn76@gmail.com (Meryem Gülbetekin)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/adem-sifatinda-cok-geldim-gittim-589</guid>
                <description><![CDATA[ADEM SIFATINDA ÇOK GELDİM GİTTİM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Varoluşun dikey ekseninde, ruhun maddeye hapsolma ve oradan özgürleşme süreci, insanlık tarihinin en büyük gizemidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kul Nesimi’nin nefes verdiği "<strong><em>Haydar Haydar</em></strong>" deyişi, basit bir halk şiiri olmanın çok ötesinde, ruhun "<strong><em>arketipler</em></strong>" dünyasından kopup form kazandığı o kadim "<strong><em>Devriye</em></strong>" (Emanasyon) kuramının ezoterik bir özetidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>İniş (Kavs-i Nüzul)</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">"<strong><em>Cihan var olmadan canan içinde / Erkan idik bir amele bölündük</em></strong>" dizeleri, Plotinus’tan İbn Arabi’ye uzanan o büyük ontolojik silsileyi işaret eder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ezoterik gelenekte ruh, "<em><strong>Birlik</strong></em>" (Vahid) denizinden ayrılan bir damladır. Henüz zaman ve mekan yokken, "<em><strong>Nur-u Muhammedî</strong></em>" ya da "<strong><em>Logos</em></strong>" olarak adlandırılan o ilk cevherde saklıydık. </span></p>

<p><span style="color:#000000">"<strong><em>Gâhı tecellide güher olduk, gâhı taş</em></strong>" ifadesi, ruhun yoğunlaşarak katılaşmasını tarif eder. Ruh, en saf halinden (Güher/Mücevher) en kesif haline (Taş) doğru iner. Bu iniş, bir düşüş değil, bir "<strong><em>deneyimleme</em></strong>" zorunluluğudur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Maddeyi tanımayan ruh, kendi kudretini idrak edemez.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>"Adem Sıfatında Çok Geldim Gittim"</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Yazımızın başlığı olan bu dize, reenkarnasyon tartışmalarının ötesinde, "<strong><em>Metamorfoz</em></strong>" (Başkalaşım) yasasını da anlatır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">"<em><strong>Adem sıfatı</strong></em>", beşeri formun son durağıdır. Ezoterik öğretiye göre insan, doğadaki tüm krallıkları kendi içinde özetleyen bir "<strong><em>Alemdir</em></strong>". </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Çok geldim gittim: Ruhun kemale ermek için geçmesi gereken binlerce kapı, aşması gereken binlerce "<em><strong>perde</strong></em>" vardır. Her "<em><strong>gidiş</strong></em>" bir ölüm, her "<strong><em>geliş</em></strong>" ise yeni bir bilinç seviyesinde uyanıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Simyasal Dönüşüm: "Kırklar Meydanı"</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Deyişin ilerleyen kısımlarında bahsi geçen "<em><strong>Kırklar meydanına vardım</strong></em>" ifadesi, inisiyatik bir erginlenme sürecini temsil eder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kırklar, evrensel yönetici zekaların veya tekâmülünü tamamlamış "<strong><em>Yüce Meclis</em></strong>"in sembolüdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Burada "<em><strong>bir şerbetin içilmesi</strong></em>", bilginin (gnosis) doğrudan kalbe aktarılmasıdır. Bu, simyacıların "<strong><em>Kurşun’un Altın’a dönüşümü</em></strong>" dediği şeyin ta kendisidir: Nefsin terbiyesiyle ham ruhun "<em><strong>Haydar</strong></em>" (Aslan/Kudret) mertebesine, yani ilahi iradeye teslim olmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Haydar Haydar deyişi, bizlere bir "<strong><em>Gurbet</em></strong>" hikayesi anlatır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizler bu dünyada vatanından uzaklaşmış sürgünler değil, "<em><strong>Mutlak Bir</strong></em>"e dönmek için formdan forma giren yolcularız. "<em><strong>Sırat-ı Müstakim</strong></em>", bu devriyenin farkındalıkla tamamlanmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">• Bizler sadece et ve kemikten ibaret değiliz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Geçmişin bilgeliğiyle geleceğin inşası arasında birer köprüyüz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Her birimiz, "<em><strong>kırklar meydanında</strong></em>" yerini arayan birer yolcuyuz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nesimi’nin sesi, yüzyıllar ötesinden gelip bugün hala kalbimizi titretiyorsa, bunun sebebi hepimizin o "<strong><em>ulu kervan</em></strong>"ın bir parçası olmamızdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu devriye bitmeyecek; ta ki biz, kendimizde olanı "<em><strong>Haydar</strong></em>"da, yani hakikatte bulana dek.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Kaynakça:</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">• Corbin, H. (2011). İslam Felsefesi Tarihi: Başlangıçtan İbn Rüşd'ün Ölümüne Kadar. İstanbul: İletişim Yayınları. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Schimmel, A. (2004). İslamın Mistik Boyutları. İstanbul: Kabalcı Yayınevi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Guenon, R. (2001). İslam Maneviyatı ve Taoculuğa Toplu Bakış. İstanbul: İnsan Yayınları. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Nurbakış, H. (1995). Anadolu Sufizminin Ezoterik Yapısı. İstanbul: Damla Yayınevi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 15:56:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/07/meryem-gulbetekin-1753709226.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜVEN YIKILIRSA...</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/guven-yikilirsa-588</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/guven-yikilirsa-588</guid>
                <description><![CDATA[GÜVEN YIKILIRSA...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumları ayakta tutan görünmeyen ama en güçlü bağ nedir diye sorulsa, verilecek ilk cevaplardan biri şüphesiz “<em><strong>güven</strong></em>” olur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü güven; bir arada yaşamanın, ortak değer üretmenin ve geleceğe umutla bakmanın temelidir. Peki, bu temel sarsılırsa ne olur?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Önce şunu net bir şekilde ifade etmek gerekir: Güven, bir anda oluşan bir duygu değildir. Emek ister, sabır ister, tutarlılık ister. Söylenen söz ile yapılan işin örtüşmesini ister. Adalet ister. Vicdan ister. Ve en önemlisi süreklilik ister. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani güven, sadece verilmez; her gün yeniden inşa edilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günlük hayatımıza baktığımızda bile güvenin etkisini açıkça görürüz. İki insan arasındaki en basit ilişkide bile güven varsa huzur vardır, yoksa huzursuzluk. Aile içinde, dostlukta, komşulukta güven sarsıldığında sevgi bile yara alır. Çünkü güvenin olmadığı yerde insanlar kendini geri çeker, içtenlik kaybolur, yerini şüphe alır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durum, bireysel ilişkilerle sınırlı değildir. Toplum ile devlet arasındaki bağın temelinde de güven vardır. Vatandaş, devletine güven duymak ister. Adaletin eşit uygulanmasını, verilen sözlerin tutulmasını, hakkının korunmasını bekler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet de bu güveni sağladığı ölçüde güçlüdür. Çünkü güven veren bir devlet, sadece yönetmez; aynı zamanda toplumuyla birlikte yürür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tam da bu noktada siyaset devreye girer. Çünkü siyaset, güvenin en görünür olduğu alandır. Seçim meydanlarında verilen sözler, yapılan vaatler, çizilen projeler aslında toplumla kurulan bir güven sözleşmesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Vatandaş oy verirken sadece bir tercih yapmaz; aynı zamanda bir emaneti teslim eder. Eğer siyaset kurumu bu emaneti hakkıyla taşıyabilirse güven büyür, aksi halde güven hızla erir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyasette güven kaybı, sadece bir partiye ya da bir kişiye yönelik değildir; zamanla tüm sisteme sirayet eder. İnsanlar kendini temsil edilmemiş hisseder, “<strong><em>nasıl olsa değişmez</em></strong>” düşüncesi yayılır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu da toplumsal aidiyeti zayıflatır, ortak geleceğe olan inancı sarsar. Oysa şeffaflık, hesap verebilirlik ve adalet, siyasetin güven üretmesinin temel şartlarıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı gerçek, sivil toplum kuruluşları için de geçerlidir. Bir STK’nın gücü, tabelasında değil; ona gönül veren insanların inancındadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Üyeler, destek verenler, emek harcayanlar şunu sorgular: “<strong><em>Bu kurum bana güven veriyor mu?</em></strong>” Eğer cevap olumsuzsa, en güçlü görünen yapılar bile içten içe çözülmeye başlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şeffaflık yoksa, adalet yoksa, samimiyet yoksa güven de yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve asıl mesele… İnanç.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç, güvenin en saf ve en derin halidir. Çünkü inançta güven sadece dünyaya değil, aynı zamanda vicdana, hakka ve hakikate duyulan bağlılıktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç önderleri, yol gösterdikleri topluma sadece sözle değil, duruşlarıyla rehberlik eder. Söyledikleri ile yaptıkları bir değilse, adalet zedelenmişse, rızalık gözetilmemişse orada güven sarsılır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi inancında “<em><strong>rızalık</strong></em>” esastır. Rızalık yoksa lokma helal sayılmaz, yol yürünmez. Bu anlayışın temelinde de güven vardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Talip, yol gösterene güven duyar; rehber, o güvene layık olmak zorundadır. Eğer bu bağ zedelenirse sadece bir kişi değil, yolun kendisi tartışılır hale gelir. İşte bu yüzden inançta güven kaybı, diğer alanlardan çok daha derin yaralar açar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Güven duygusu yıkıldığında ortaya çıkan tablo ise oldukça nettir: Şüphe büyür, samimiyet azalır, dayanışma zayıflar. İnsanlar birbirine karşı temkinli hale gelir. Kurumlar içinde huzursuzluk baş gösterir. Toplumlarda kutuplaşma artar. Ve en tehlikelisi, insanlar artık doğruyu değil, kendine yakın olanı savunmaya başlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa güven, sadece bugünü değil, yarını da inşa eder. Güvenin olduğu yerde birlik vardır, üretim vardır, huzur vardır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Güvenin olmadığı yerde ise ne ortak akıl gelişir ne de sağlıklı bir gelecek kurulabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yüzden herkesin kendine şu soruyu sorması gerekir: “<em><strong>Ben bulunduğum yerde güven veriyor muyum?</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü güven, bir kez yıkıldığında sadece bir ilişki değil; bir toplumun umudu, bir yolun itibarı ve bir geleceğin temeli de yara alır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 19:06:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TİLKİ, DEVE VE FARE: GÜNÜMÜZÜN MİZAHİ AYNASI</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/tilki-deve-ve-fare-gunumuzun-mizahi-aynasi-587</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/tilki-deve-ve-fare-gunumuzun-mizahi-aynasi-587</guid>
                <description><![CDATA[TİLKİ, DEVE VE FARE: GÜNÜMÜZÜN MİZAHİ AYNASI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Bir zamanlar anlatılan bir hikâye vardı: tilki, deve ve fare… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama bu hikâye masallarda kalacak türden değil. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugüne uyarladığınızda; siyasette, iş hayatında, hatta sosyal medyada bile karşımıza çıkan bir tabloya dönüşüyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tilki yine bildiğimiz gibi… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kurnaz, laf cambazı, ortamın en akıllısı olduğunu düşünen tip. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Deve, ağır ama sağlam; işin yükünü çeken, sesi az çıkan ama gerektiğinde herkesin dönüp baktığı kişi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fare ise küçük ama iddiası büyük; “<strong><em>ben de varım</em></strong>” diyerek çoğu zaman kapasitesini aşan işlere girenlerden.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Üçü birlikte yola çıkar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Eskiden bu yol çöldeydi, şimdi ise hayatın tam ortası: ihale masası, siyaset sahnesi, STK lar,sosyal medya tartışmaları…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir nehir çıkar karşılarına. Bu nehir artık sadece su değil; kriz, sorumluluk, gerçeklerle yüzleşme.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fare yine öne atılır:<br />
“<em><strong>Ben geçerim!</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tilki hemen devreye girer:<br />
“<em><strong>Tabii geçersin… ama önce bir strateji belirleyelim.</strong></em>”<br />
(Strateji dediği de: “<em><strong>Sen dene, ben bakayım.</strong></em>”)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Deve yine sessizce suya girer. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü bilir ki konuşarak değil, girerek anlaşılır derinlik.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Su devenin dizine kadar gelir.<br />
Deve sakin: “<em><strong>Geçilir.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fare bunu görünce atlar suya… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama sonuç değişmez: Deveye diz olan, fareye boğulacak kadar derin.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başlar bağırmaya:<br />
“<em><strong>Bu iş böyle değildi!</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tilki kenardan yorum yapar:<br />
“<strong><em>Ben zaten riskleri söylemiştim…</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama dikkat edin: Ne suya girer, ne sorumluluk alır. Sadece konuşur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonunda yine deve döner, fareyi kurtarır. Tilki hâlâ kıyıda, “<em><strong>ben demiştim</strong></em>” konforunda.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugünün Hikâyesi...</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu hikâye artık sadece bir masal değil, günümüzün özeti:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tilkiler bugün çok…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her konuda fikri var ama sorumluluk yok.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fareler daha da fazla…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başkalarının sırtına basarak yükselmeye çalışan, ölçüsüz cesaretin temsilcisi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Develer ise sessiz çoğunluk…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yük çeken, işi yapan, krizde ortaya çıkanlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mizahın Altındaki Gerçek...</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aslında en komik taraf şu:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Herkes kendini tilki zanneder.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimse “<em><strong>ben fareyim</strong></em>” demez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama hayatın nehrine gelince herkesin yeri belli olur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir bakarsınız:</span></p>

<p><span style="color:#000000">En çok konuşan ortada yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">En çok iddia eden zor durumdadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">En sessiz olan ise yine yükün altındadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son Söz:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu üçlü aslında hayatın dengesini anlatır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama her üçlü dengeyi kurmaz, her üçlü başarıya götürmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü gerçek şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fare çoğu zaman birilerinin sırtında geçinir, kendini kurtarır gibi görünür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bazen bu üçlü dengede sonuçta kazanan gibi bile durabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama unutulmaması gereken başka bir gerçek daha vardır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her farenin bir de kedisi vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve o kedi geldiğinde;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne tilkinin lafı, ne devenin sabrı…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fareyi kurtarmaya yetmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü hesap yapmadan yükselen,her türlü yalanlarla</span></p>

<p><span style="color:#000000">Başkasının sırtında ilerleyen,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendini olduğundan büyük gören herkes,</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eninde sonunda daha akıllı bir avcının karşısına çıkar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve işte o an, hikâyenin en sessiz ama en kesin cümlesi yazılır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kazandığını zanneden fare bile, akıllı bir kediye yiyecek olmaktan kaçamaz!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 20:34:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EMPERYALİZMLE TAKTİK İTTİFAK MI, İŞBİRLİĞİ Mİ?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/emperyalizmle-taktik-ittifak-mi-isbirligi-mi-586</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/emperyalizmle-taktik-ittifak-mi-isbirligi-mi-586</guid>
                <description><![CDATA[EMPERYALİZMLE TAKTİK İTTİFAK MI, İŞBİRLİĞİ Mİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“Kürtler esas olarak halklarla stratejik ittifaklar kuruyor. Sosyalist güçlerle, ezilen emekçilerle ittifaklar kuruyor. Emperyalist güçlerle ittifakları ise daha taktik. Yani onlara çok güvendikleri için kurmuyorlar bu ilişkileri ya da ittifakları. Ama en nihayetinde Orta Doğu’da bu güçlerle ilişki içerisine girmeden yürümeniz zor. Diplomasinin gereğidir bu.”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#444444"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"><strong>Yukarıdaki sözler HDP eski milletvekili Sebahat Tuncel’e ait. Sebahat Tuncel bu sözleri T24 haber sitesinden Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda söylemiş.</strong></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#444444"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"><strong>Sebahat hanım, bu sözleri öyle basit bir dille söylemiş ki, emperyalistlerle işbirliğini gizlemeye bile gerek görmeden itiraflarda bulunuyor. Emperyalistlerle olan ilişkiyi iki devlet arasındaki diplomatik bir ilişki gibi anlatmış.&nbsp; Sanki, ABD’den milyonlarca dolar para yardımını, binlerce tır silahı başkası almış gibi anlatıyor.</strong></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#444444"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"><strong>Bu para ve silah desteği ile ilgili basında yer alan bir kaç haberin başlığını verdiğimizde sanırım HDP’li eski milletvekilinin ABD işbirlikçiliği daha bir anlam kazanacaktır.</strong></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#e74c3c"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"><strong>“Pentagon (ABD Silahlı Kuvvetleri) 2024 yılında SDG (PKK-YPG) ve bağlantılı gruplara 156 milyon dolar, 2025 yılında 147,9 milyon dolar tahsis etti.”</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#d35400"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“<strong>Suriye’de YPG/PKK’ya desteğini sürdüren ABD yönetimi, terör örgütüne büyük bölümü güvenlik ekipmanlarından oluşan 400 milyon dolar değerinde yardımda bulundu.”</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#e74c3c"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“DSG (YPG-PKK) yetkilisi, “ABD, Deyrizor operasyonu nedeniyle bize 250 tır’la zırhlı Hummer araçları ile ağır silahlar gönderdi. Pikap araçlar da gönderdi.</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"> Son dört gündür silahlar hergün geliyor. Çünkü ihtiyaç var. Deyrizor’un doğusunda IŞİD’e yönelik operasyonumuz devam ediyor. Silahlar ve zırhlı araçlar Kürdistan bölgesinden (Kuzey Irak) karayoluyla Semelka sınır kapısından sokuldu. Oradan da TIR’larla Deyrizor’un doğusuna bırakıldı.”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Etnik milliyetçiler, emperyalistlerden aldıkları para ve silah desteğinin gerekçesini İŞİD’e karşı yaptıkları mücadele nedeniyle verildiğini ileri sürüyorlar. Bu da işbirlikçiliğin başka bir şekilde anlatılmasıdır. Zira, İŞİD gibi örgütlerin ABD’nin istihbarat örgütü CİA tarafından kurulduğunu ve finanse edildiğini kendileri açıkladılar. Bu durumda ABD’nin kurmuş olduğu terör örgütüne karşı ABD’nin desteği ile savaşmak; &nbsp;piyon görevi yapmak değil midir? Bu işbirlikçilik olmuyor mu? Yani emperyalizme paralı askerlik yapmak “taktik” &nbsp;icabı mı oluyor?</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Sebahat hanım, işbirlikçiliği anlatırken solculuktan, sosyalistlikten, ezilen emekçilerden bahsetmeyi de ihmal etmiyor. Sol’un tarihinde emperyalizmle işbirliği olmaz, mücadele olur. Yani sol, ant-emperyalisttir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Bu hanımefendi madem sol-sosyalistlikten bahsediyor. En saldırgan emperyalist ülke ile işbirliği yapana “Solcu” denmez, “işbirlikçi” denir. Emperyalizmle kurulan ittifak da kimseye özgürlük ya da bağımsızlık getirmemiştir. Nitekim işbirliği yaptıkları ABD emperyalistleri de kendilerini terk ettiğini açıklayarak, bölge ülkeleri ile baş başa bırakmıştır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Etnik milliyetçiler, yüz yıl önce de</span></span><strong><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;<span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“kurtuluşu” ve “bağımsızlığı”&nbsp;</span></span></span></strong><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">emperyalistlerin desteği ile kazanacaklarını sanmışlardı. Hınçak ve Taşnak örgütleri, Ermeni etnik milliyetçiliği temelinde emperyalist Rusya ve Fransa ile kurdukları ittifak sonucu hüsrana uğradılar. Hem yaşadıkları ülkeye hem de masum Ermeni halkına onarılmaz yaralar açtılar. Bin yıl bu topraklarda birlikte yaşayan halkları birbirlerine düşman yaptılar.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Ermeni Hınçak ve Taşnak partilerini kendilerine örnek alan Nuri Dersimi de emperyalistlerin desteği ile önce Sivas Zara-Divriği-Kangal bölgesinde </span></span></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">(1921-KOÇGİRİ)</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"> sonra da</span></span></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"> “Dersim”<span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"> </span></span></span></span>(1937)</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;"> bölgesinde “bağımsız bir Kürt” devleti kurmak istemişti. Ancak her iki isyan da kanlı bir şekilde bastırıldı. Ama ne var ki tüm bu &nbsp;olaylarda binlerce masum insan hayatını kaybetti. Emperyalist işgalcilere karşı &nbsp;Kütahya-Eskişehir cephelerinde savaşan kuvayi Milliye güçlerini zayıflatmak için iç cepheyi hedef aldılar.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="color:#4e4e4e"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Gerek Koçgiri gerek Dersim İsyanlarının teorisyenliğini yapan Veteriner hekim Nuri Dersimi ise, kendi hayatını kurtarmak ve emperyalistlerden destek almak adına 1937’de Suriye’ye kaçmıştı. Ve ölene kadar orada yaşadı. O da aynen Sebahat Tuncel gibi Emperyalizmin desteği ile başarılı olacaklarını zannediyordu. Ama emperyalistler onları da yarı yolda bırakmıştı. Sebahat Tuncel gibi o da emperyalistlerin desteğine güvenmişti.</span></span></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Bu işbirliğini kendisinin yazdığı “Hatıratım” ve “Kürdistan Tarihinde Dersim” isimli kitaplarında şöyle anlatmaktadır.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Dersimliler adına mufassal</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;(özet)</span>&nbsp;<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">bir rapor tanzim ederek, Kürdistan Teali Cemiyeti vasıtasıyla İtilaf Devletleri mümesillerine gönderdik. Bu raporda, Ankara hükümetinin tâzyikiyle çektirilen ve mahiyeti</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">yukarda yazılı telgrafta bahis konusu olan iddiayı red ve tekzip etmekle beraber, bağımsız bir Kürdistan yaratılmasını istedik.</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">”</span><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">(Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa,125)</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">336</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;(1920)</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">yı</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">lı</span>&nbsp;<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">başlangıcında,&nbsp;</span><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Kangal ilçesinin Yellice nahiye</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">’</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">sinin Hüseyin Aptal tekkesinde önem</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">li</span></strong><strong>&nbsp;<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">bir toplantı yaptırmıştım</span></strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">. Bu toplantıya Canbegan, Kürmeşan ve diğer aşiretler ve&nbsp;</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">o</span>&nbsp;<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">mıntıkadaki bütün&nbsp;</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">K</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">ürtler iştirak etmişti.</span><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“</span><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Toplantıda hazır bulunanların cümlesi and içerek: SEVR muahedesinin (anlaşmasının) tatbikini</span></strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">ve Diyarbekir, Van, Bitlis, Elaziz, Dersim-Koçgiri mıntıkalarını ihtiva eden bağımsız bir Kürdistan teşkilini başarmak için silaha sarılmağa ve bu uğurda sonuna kadar savaşmağa tam bir ittifakla karar verdiler.”&nbsp;</span></strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">(</span></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa, 126</span></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“Ruslarla Dersimliler arasında Kürdistan teşkilatı hakkında müzakereler başlamıştı. Koçgirili Alişer, Erzincan’a gelmiş ve bu hususta Rus kumandanıyla müzakerede bulunarak Rus subaylarıyla birlikte Koçgiri mıntıkasına dönmüştü.”&nbsp;</span></strong></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">(Kürdistan Tarihinde Dersim, Sayfa, 112)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“Dersimliler, Rus kumandanı Lahof ve Ermeni kumandanı Murat Paşa (Taşnak ve Hınçak partilerin kurdukları silahlı birliklerin komutanı) ile uyuşmuş olduklarından Fırat’ın doğu ve güney mıntıkasıyla, doğu ve batı Dersim ve hussiyle Ovacık mıntıkalarında Kürdistan hakimiyeti altında muvakkat bir siyasi varlık taraflarca tanınmıştı.”&nbsp;</span></strong></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">(Sayfa, 113)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“M</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">üstakil bir Kürdistan yaratmak hususunda İtilaf</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">devletlerinin Sevr</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">’d</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">e hazırladıkları proje,&nbsp;</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Kü</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">rt geniş halk</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">tabakaları içerisinde derin bir si</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">rur (sevinç)</span></strong><strong style="color:#2980b9">&nbsp;<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">ve heyecan yaratmış ve</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">asırlardan be</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">ri</span></strong><strong style="color:#2980b9">&nbsp;<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">ecnebi boyunduruğu altında inleyen bu milleti</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">ayaklandırmış iken, İtilaf devletleri bu ayaklanmalara bigâne</span></strong><strong style="color:#2980b9"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;(ilgisiz)&nbsp;</span></strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong style="color:#2980b9">kalmış ve hiç bir yardımda&nbsp;</strong><span style="color:#000000"><strong>&nbsp;&nbsp;</strong></span><strong style="color:#2980b9">bulunmamıştı.”</strong></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">(Sayfa, 171)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Dersim isyanının yenilgiyle sonuçlanacağını gören Nuri Dersimi 1937 yılında ülkeden ayrılırken, kaçış nedenini şöyle açıklamaktadır:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Meseleyi pek yakından tetkik etmiş ve neticede başarı elde edilemeyeceğini</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">biliyordum. Seyit Rıza tarafından Elaziz'e</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">gönderilmiş olan hususi ve gizli bir adamıyla temasımızda; dış devletlerden</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">bir yardım talebi ümid ediyor ve bu<span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"> </span></strong></span></span>ödevi de bana tevcih&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">etmiş bulunuyordu.</span></strong></span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">”</span></strong></span></span><span style="color:#c0392b"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></strong></span></span><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">(Nuri Dersimi, Hatıratım, Sayfa, 184)</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Nuri Dersimi’nin ifadeleri ile Sebahat Tuncel’in sözleri ne kadar da birbirine benziyor değil mi? İnsan üzerinde yaşadığı topraklardan kopunca iç dünyası da değişiyor. Başarılı olmanın anahtarını işgalcilerden ve emperyalistlerden gelecek desteklere göre değerlendiriyorlar. Ancak tüm bunları yaparken saf ve masum halkın duygularını ve inançlarını istismar etmekten de vazgeçmiyorlar. “</span><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Kürt” devleti kurmak istiyorlar ama, halkın dini duygularını kullanmak için insanlara Alevi tekkesinde yemin ettiriyorlar. Bu yapılan sahtekarlık değil de nedir? Aleviliğin etnik milliyetçilikle ne ilgisi var?</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#c0392b"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Alevi İslam inancında cebir ve şiddete yer yoktur. Yetmiş iki millete aynı gözle bakar. Meşru savunma ve ülkesinin işgale uğraması dışında silaha başvurmaz. Haklarını demokratik yollarla savunur. Ülkesine karşı yabancı bir ülke ile ittifak kurmaz ve onunla işbirliği yapmaz. O nedenle hiç kimse Alevileri kendi işbirlikçi politikalarına alet edemez. Aleviler her daim yaşadıkları ülkelerin birliği ve dirliğinden yanadır. Tersini savunan ya da eylemde bulunanların Alevilikle ilgisi olamaz. Çünkü bu Alevi inancına aykırıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Emperyalistlerin, bölgemizde etnik milliyetçilik temelindeki tezgahı yüz yıl sonra yeniden sahnelenmek isteniyor. Ancak bu projenin gerçekleşmesi mümkün değildir. Zira halkların ezici çoğunluğu barış içinde ve birlikte yaşamaktan yanadır. Bölge halkı, kışkırtmalara gelmeyecek olgunluğa ve ferasete sahip bir halktır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">&nbsp;</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 21:54:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇANAKKALE RUHU VE MUSTAFA KEMAL</title>
                <category>Aşir Kayabaşı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/canakkale-ruhu-ve-mustafa-kemal-585</link>
                <author>kayabasi@gmail.com (Aşir Kayabaşı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/canakkale-ruhu-ve-mustafa-kemal-585</guid>
                <description><![CDATA[ÇANAKKALE RUHU VE MUSTAFA KEMAL]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Mustafa Kemal hakkında Rus Genelkurmayının görüşü şudur: “<em><strong>Cesur, muktedir, azimkâr ve azami derecede müstakil fikir sahibi olup, herkes tarafından itibar görmektedir. &nbsp;Çanakkale’de iki defa durumu kurtarmıştır.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale Savaşı’ndaki dehasına yakından tanık olan Urfalı askerlerden sadece Kısaslı Bakır Erdem Urfa Beykapı Kulesi’nin sahibi Mahmutoğlu, Ali Şelli, Mehmet oğlu Osman, Şeyh Mustafa, Yağo oğlu Ali, Ahmet oğlu Çavuş vd…</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mustafa Kemal Atatürk ile hatırası olan bu yurttaşlardan Kısaslı Hoca Bakır (Bakır Erdem) bir anısında:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Kurtuluş Savaşı gazilerinden olan Hoca Bakır’ın hatıraları Kısas’ta hala dillerdedir. Aşağıdaki ifade Hoca Bakır’ın kendi ağzından aktardığı hatıralarından sadece birisidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">‘Urfa’nın Birecik kazasından taburumuz yürüdü. 21. günde Afyonkarahisar’a vardık. Ben Sıhhıye idim. Savaşın en şiddetli zamanıydı. Atatürk bir konuşma yaptı. Aynen şunları söylüyordu: “<strong><em>Evlatlarım sıkışık durumdayız. Durup dinlenecek zaman yok</em></strong>” dedi. Ve toplu hücum emrini verdi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Ya İstiklâl ya ölüm</strong></em>” Atatürk tahminen 300 metre ileride yürüyordu. Mevzilendikten sonra başımızdan vızır vızır kurşunlar geçiyordu. Biz mevzideyken o ayaktaydı. Öyle bir an geldi ki, ben mevzideyken Atatürk topuklarımın üzerine çıktı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“Evladım topuklarını yatır sonra kurşun değer” dedi. Ben o zaman kafamı çevirip Atatürk’ün yüzüne baktım. Heyecanlandım ve irkildim. Paşam siz ayaktasınız size mermi değmiyor da yattığım yerde bana mı değecek diyecek oldum, fakat cesaret edemedim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Savaş bütün şiddetiyle devam ediyordu. Derken bir asker vuruldu. Atatürk sıhhiyeler diye bağırdı. Mevziden kalkarak yaralı askerin yanına ulaştım. Atatürk vurulan askeri kucağına almış bizi bekliyordu. Yaralıyı hemen oradan aldık ve sedye ile ilk yardıma götürdük. Böylece o büyük insanı yakinen görme şerefine nail oldum” (1) der.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Urfa’nın işgalinde ise İngilizler Beykapısı’ndaki Mahmutoğlu Kulesi’ni stratejik ve güvenli bularak burasını karargâh yapmak ister. Ancak Mahmutoğlu “<strong><em>beğ</em></strong>” lerin kapısının asaletini vurgularcasına burasını İngilizlere vermez. Çünkü, Mahmutoğlu) Atatürk’ün askeridir: “En son olarak Çanakkale savaşlarında Atatürk’ün birliklerinde er olarak savaşmış, cepheden cepheye dolaşmış savaşlarda bulunmuştur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şanlıurfa’nın işgali sırasında dağılan Osmanlı ordusundan, Şanlıurfalı erler dönmeye başlamışlardı. Ali Şelli de bunlardan biriydi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çanakkale’de Atatürk’ün birliğinde bulunan Ali Şelli, Mustafa Kemal Atatürk’ü orada yakından tanımıştı. Şanlıurfa’ya gelince Erzurum ve Sivas Kurultaylarının yapıldığını duyunca Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yurdu kurtaracağına inanıyordu” (2)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mehmet oğlu Osman ve Şeyh Mustafa’nın anlattıklarına göre; “Mustafa Kemal Atatürk de onlarla birlikte savaşmış.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Anafartalar Cephesi’nde savaşın ne denli ateşli geçtiği Atatürk’ün de hatıralarında kayıtlıdır.” Gece demeden, gündüz demeden savaşın devam ettiği günlerde Atatürk de siperlere gelip askerlerle beraber savaşmış.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Her iki askerin de hatırladıkları en önemli unsur Atatürk’ün dizlerine çıkan çizmelerini giyip asker arasında bulunup savaşması imiş. Bir er gibi, en ön safta çekinmeden savaşan Mustafa Kemal, geçen yıllara rağmen askerlerin aklından gitmeyecek ve sürekli anlatılacaktır.” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yağo Oğlu Ali; “Cephedeydik, gökten yağmur yağar gibi mermi yağıyordu. Top mermileri her bir tarafımıza düşüyordu. Etraf toz dumandı. Dumanlar içinde Mustafa Kemal, aslanlarım vurun, korkmayın, diye teşvik ediyordu. O anlar ve kır atıyla Mustafa Kemal aklımdan çıkmıyor.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ahmet Hamdi Çavuş; “Büyük yoksulluklar içinde savaştık. Atatürk yüzbaşı iken birlikleri kontrol ediyordu. Gözü pek bir insandı. Çanakkale savaşında sürünmekten dizlerimiz kan irin bağlamıştı. Elbiselerimizin dizi paramparça olhuştu.” (3)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu önsezi ve güvene dayanan inançta “yurttaşlık” var, ayrımcılık yoktu, Atatürk böyle bir düşünceye sahip olduğu için Urfa Ermenilerinden halk hekimi Ohannes (Vanes), onun Sıhhiye Çavuşu idi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“İstanbul’da yaşayan Vanes’in kızlarından Siranuş Özceyhan, babasının Çanakkale Savaşı’nda Sıhhıye Onbaşısı olarak Atatürk’le birlikte olduğunu söyledi.” (4)</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte böylesi bir birleştirici ruha sahip Mustafa Kemal Atatürk hakkında elbette ki herkes bildiğini söyleyecektir. Ancak, söylemek yetmez, Atatürk’ü anlayabilmek için aşağıdaki meçhul asker gibi düşünmek gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Birkaç hafta sonra Anafartalar Cephesi’nde olacağız. Atatürk’ü yakından göreceğim için mutluyum. Bir Osmanlı paşası olarak onu yakından görmek heyecan verici bir şey… Askerlerine nasıl davrandığını, askerlerin ona nasıl baktıklarını merak ediyorum. “Size taarruz etmeyi değil, ölmeyi emrediyorum’ derken yüreği neler hissediyordu acaba? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Mehmetçiği ölüme göndermek bu kadar kolay mıydı? Ama şunu da düşünmeden edemiyorum. Acaba o gün bu emri vermeseydi ne olurdu. Biz bugün yaşıyor olabilir miydik?” (5)</span></p>

<p><span style="color:#000000">“57. Alay, tümen komutanları başlarında olduğu halde hızla yürüyüşe geçti… Mustafa Kemal olayı, aylar sonra gazeteci Ruşen Eşrefe şöyle anlatacaktı:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Takip ettiğimiz dereden bizi Kocaçimen’e götürecek belli bir yol olmadığından başka, Kocaçimen’e varmak için geçmek zorunda olduğumuz alan da pek çok fundalık, geçilmesi güç kayalıklı derelerle dolu idi.” Zorlukla ve 1,5 saatlik yürüyüş sonunda Kocaçimen’e varılır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Şimdi Kocaçimen Tepesi’ni gözünüzün önüne getirin: Kocaçimen, yarımadanın en yüksek tepesidir. Fakat Arıburnu ölü açı içinde kaldığından buradan görülmüyor. Bu nedenle, orada denizdeki gemilerden ve zırhlılardan başka bir şey göremedim. Düşmanın karaya çıkmış piyadesinin henüz uzaklarda olduğunu anladım”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mustafa Kemal, Alay komutanına, birliğe 10 dakikalık bir dinlenme vermesini emreder, kendisi atını az ilerdeki Conkbayırı’na sürer, buradan plajı görebilecektir. Fakat sarp arazi atların geçişini engeller. Atından inerek yaya yürümeğe başlar; yanında yaveri, emir subayı, tümenin başhekimi ve topçu tabur komutanı vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mustafa Kemal şöyle devam eder:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Conkbayırı’na vardık. Şimdi burada karşılaştığımız sahne, en ilginç bir sahnedir ve olayın en önemli ânı, bence budur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sırada Conkbayırı’nın güneyindeki 261 rakımlı tepeden, kıyının gözetleme ve emniyeti ile görevlendirilmiş olarak orada bulunan bir kısım erlerin Conkbayırı’na doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm. Size bu konuşmayı aynen okuyacağım:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendim erlerin önüne çıkarak:</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Ne kaçıyorsunuz? Dedim</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Efendim, düşman, dediler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Nerede?</span></p>

<p><span style="color:#000000">-İşte, diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler. Gerçekten düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış, rahat rahat ileriye doğru yürüyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi durumu düşünün, ben kuvvetlerimi bırakmışım, erler 10 dakika dinlensinler diye. Düşman da bu tepeye gelmiş. Demek ki, düşman bana benim askerlerimden daha yakın ve düşman benim bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek fena bir duruma düşecekti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">O zaman, artık bunu biliyorum, bir mantık muhakemesi midir, yoksa içgüdü ile midir, bilmiyorum. Kaçan erlere:</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Düşmandan kaçılmaz, dedim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Cephanemiz kalmadı, dediler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">-Cephaneniz yoksa süngünüz var, dedim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve bağırarak onlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı’na doğru ilerlemekte olan Alay ile topçu bataryasının yetişebilen erlerinin Marş! Marş! İle benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki emir subayımı geriye gönderdim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu erler süngü takıp yere yatınca, düşman erleri de yere yattı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kazandığımız an, bu andır.” (6)</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Bu ruhu” Mustafa Kemal Atatürk; “Çanakkale zaferi Türk askerindeki ruh kudretini gösteren şayân-ı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olunuz ki, Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek rûhtur.” (7) der.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte Mustafa Kemal’in söylediği; “artık bunu biliyorum, bir mantık muhakemesi midir, yoksa içgüdü ile midir, bilmiyorum” dediği bu ruhu askerlere de aşılayarak hücuma geçirir, anlayana aşk olsun.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çanakkale’ye “Bir gün Türkler bu geçidi tuttular, dünyayı buradan öte aşmağa bırakmadılar.” gibi ölmez bir mana kazandırmak ne yüce himmettir!” (8)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz yazdık, onlar yaşadılar. Mustafa Kemal’in askerleriydi, onlar tarihe sığmadılar. &nbsp;&nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ruhları Şad Olsun.</span></p>

<p><span style="color:#000000">*****</span></p>

<p><span style="color:#000000">1- Halil Atılgan-Mehmet Acet, “Harran’da Bir Türkmen Köyü Kısas”, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları: 2713 Ankara, 2001, s.113.</span></p>

<p><span style="color:#000000">2- Selim Ak, “Şanlı Urfa”, Bayrak Yayımcılık-Matbaacılık Koll. Şti., İstanbul, 1988, s.209-214</span></p>

<p><span style="color:#000000">3- Ali Sözer, “Şanlıurfa’nın Çanakkale Kahramanları”, Yarımada Yayınları, İstanbul, 2007, s.51-54-59</span></p>

<p><span style="color:#000000">4- Mehmet Faraç, “Son Gâvur”, Günizi Yayıncılık, İstanbul, 2004, s.63</span></p>

<p><span style="color:#000000">5- Mahmut Öztürk, “Çanakkale Yeniden Diriliş”, Elif Matbaası, Şanlıurfa, 2012, s.52); Zehra’nin Günlüğü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">6- İbrahim Artuç, “1915 Çanakkale Savaşı”,Kastaş Yayınevi, İstanbul, 2016, s.174-175-176; * Aspinall Oglander, “Çanakkale’ye Tarsus’tan Bakmak”, Skylife Sayı: ISSUE 344, İstanbul, 2012, s.34 </span></p>

<p><span style="color:#000000">7- Sadri Karakoyunlu, “Türk Askeri İçin Savaş Şiirlerinden Seçmeler 1915-1918”, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara, 1991, s.VII </span></p>

<p><span style="color:#000000">8- Ruşen Eşref, “Mustafa Kemal ile Mülâkat”, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları:3397, Ankara, 2001, s.9-10-11- Çanakkale’yi geçilmez kılan bu himmet; “Bir Türk dünyaya bedeldir.” Deyişinin kaynağını oluşturmuştur. * Recep Şükrü Apuhan, “Çanakkale Geçilmez”, Timaş Yayınları, İstanbul, 2012, s.184-185-57-58; * Selâhaddin Çiller, “Atatürk İçin Diyorlar ki”, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1978, s.112; Süleyman Nazif, “Atatürk ’ün Nükteleri-Fıkraları-Hâtıraları”,1963, s.14; * Günümüzde de İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan “Hürmüz Boğazı’nı tutuyor. İslam âlemi de bu manzarayı seyrediyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 17:55:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2023/04/asir-kayabasi-1682264691.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİ İNANCI SİYASETİN ÜSTÜNDEDİR!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-inanci-siyasetin-ustundedir-584</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-inanci-siyasetin-ustundedir-584</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİ İNANCI SİYASETİN ÜSTÜNDEDİR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Anadolu’nun bin yıllık inanç ve kültür mirası içinde Alevilik yalnızca bir inanç sistemi değil; aynı zamanda bir ahlakın, bir vicdanın ve insan merkezli bir yaşam felsefesinin adıdır. Bu nedenle Alevi inancı ve kültürü hiçbir zaman siyasetin arka bahçesi olmamış, olmamalıdır. Alevilik; günübirlik siyasi hesapların, oy devşirme çabalarının ve dar politik çıkarların çok ötesinde, kökleri tarihimizin derinliklerine uzanan kadim bir yolun adıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüzyıllardır bu inanca mensup canlarımız, inançlarından dolayı yok sayılmış, ötekileştirilmiş, baskılara maruz kalmış ve kimi zaman büyük acılarla sınanmıştır. Ancak bütün bu zorluklara rağmen Aleviler hiçbir zaman zalime boyun eğmemiş, haksızlığa rıza göstermemiştir. Çünkü Alevi yolu; hakka bağlılığın, adaletin, ilmin ve insan sevgisinin yoludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-16%20at%2020_29_05.jpeg" style="height:491px; width:746px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; karanlığa karşı aydınlığı, cehalete karşı ilmi ve zulme karşı adaleti savunan bir öğretidir. Bu nedenle Alevi toplumu tarih boyunca ilimden, bilimden ve çağdaşlıktan vazgeçmemiştir. Devletine zaman zaman sitem etmiş, gönül koymuş olabilir; ancak hiçbir zaman devletine düşman olmamıştır. Çünkü Aleviler bu ülkenin asli unsurlarından biridir; bu toprakların kültüründe, emeğinde ve vicdanında Alevilerin büyük katkısı vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi toplumunun talebi hiçbir zaman ayrıcalık olmamıştır. Talep edilen yalnızca eşit yurttaşlık hakkıdır. İnançlarının tanınması, saygı görmesi ve anayasal güvence altında olmasıdır. Bu noktada en önemli meselelerden biri de cemevlerinin statüsüdür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemevleri Aleviler için yalnızca bir yapı ya da toplantı yeri değildir. Cemevleri; cem ibadetinin yürütüldüğü, lokmanın paylaşıldığı, rızalık kültürünün yaşatıldığı, gençlerin inanç ve kültür eğitimi aldığı kutsal mekânlardır. Aynı zamanda toplumsal dayanışmanın, paylaşmanın ve kardeşliğin merkezidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle Alevi toplumunun en temel taleplerinden biri cemevlerinin resmî ibadethane statüsüne kavuşmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devletin görevi, vatandaşlarının inançları arasında ayrım yapmak değil; hepsine eşit mesafede durmaktır. Nasıl ki camiler, kiliseler ve havralar devlet tarafından tanınıyor ve destekleniyorsa, cemevleri de aynı şekilde tanınmalı ve desteklenmelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle yeni yapılacak cemevlerinin inşasında devletin,kurumlarının ve belediyelerin destek vermesi, eşit yurttaşlık ilkesinin ve anayasal hakların doğal bir gereğidir. Çünkü bu talep bir ayrıcalık değil; inanç özgürlüğünün ve demokratik hukuk devletinin bir sonucudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/653785668_1450623853237434_9014028555645588124_n.jpg" style="height:554px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet kurumlarının ve yerel yönetimlerin cemevlerinin yapımına katkı sağlaması; yer tahsisi, proje desteği ve gerekli kolaylıkları sunması toplumsal barışa da büyük katkı sağlayacaktır. Bu yaklaşım, Türkiye’nin çok kültürlü ve çok inançlı yapısına yakışan adil ve kapsayıcı bir anlayışın göstergesi olacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutulmamalıdır ki Aleviler bu ülkenin ayrılmaz bir parçasıdır. Aleviler devletten yalnızca hakkını istemiştir; adalet istemiştir, eşitlik istemiştir ve inançlarına saygı gösterilmesini talep etmiştir. Bu da her vatandaş gibi onların en doğal ve en meşru hakkıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün yapılması gereken şey Aleviliği siyasetin dar kalıpları içinde tartışmak değil; onu Anadolu’nun kadim bir inancı ve kültürü olarak görmek ve hak ettiği saygıyı göstermektir. Çünkü Alevilik hiçbir siyasi hesabın malzemesi değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik;<br />
insanı merkeze alan bir inançtır,<br />
adaleti savunan bir duruştur,<br />
kardeşliği büyüten bir kültürdür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve herkes bilmelidir ki:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi inancı da, Alevi kültürü de siyasetin çok üstündedir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 16:11:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>3 OYLA KAZANILAN KOLTUK, KAYBEDİLEN GÜVEN!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/3-oyla-kazanilan-koltuk-kaybedilen-guven-583</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/3-oyla-kazanilan-koltuk-kaybedilen-guven-583</guid>
                <description><![CDATA[3 OYLA KAZANILAN KOLTUK, KAYBEDİLEN GÜVEN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Alevilik, tarih boyunca hiçbir gücün arka bahçesi olmamıştır.</p>

<p>Hiçbir siyasi hesabın, hiçbir kişisel kariyer planının dolgu malzemesi de olmamalıdır.</p>

<p>Bu yol; hakikatin, adaletin ve rızalığın yoludur.</p>

<p>Bu yolda koltuk değil, hizmet esastır.</p>

<p>Ancak son günlerde bir Alevi kurumunda yapılan olağanüstü genel kurul, bizlere bir gerçeği bir kez daha açık şekilde göstermiştir:</p>

<p>Sorun sandıkta değil, anlayıştadır.</p>

<p>Yaklaşık bin delegesi bulunan bir kurumda, genel kurula katılımın yarı seviyesinde kalması bile başlı başına bir uyarıdır.</p>

<p>Bu tablo, tabanın yönetime olan güveninde ciddi bir aşınma olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Buna rağmen, çok sınırlı katılımla ve yalnızca üç oy farkla elde edilen bir sonucun “<em><strong>güven tazelemek</strong></em>” olarak sunulması, hakikatle bağdaşmayan bir algı çabasından başka bir şey değildir.</p>

<p>Üç oy farkla kazanılan bir koltuk, gerçekte kaybedilen güvenin üzerini örtmez.</p>

<p>Aksine, o koltuğun ne kadar tartışmalı hale geldiğini gösterir.</p>

<p>Kamuoyunda konuşulanlar, kulislerde dillendirilenler ve süreç boyunca ortaya çıkan tablo; Alevi kurumlarının bazı çevreler tarafından siyasetin gölgesine çekilmek istendiğine dair ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.</p>

<p>Bu noktada asıl mesele kişiler değil, zihniyettir.</p>

<p>Alevilik; hiçbir partinin arka bahçesi değildir.</p>

<p>Alevilik; hiçbir makamın basamak taşı değildir.</p>

<p>Bir inancı temsil iddiasında olanların, o inancı kişisel siyasi hedeflerle yan yana getirmesi; bu yola yapılabilecek en büyük haksızlıktır.</p>

<p>Hele ki bu süreçte çeşitli beklentilerin, sözlerin ve destek arayışlarının konuşuluyor olması, Alevi kurumlarının bağımsızlığı açısından ciddi bir tartışma yaratmaktadır.</p>

<p>Bugün “<em><strong>güven tazeledim</strong></em>” diyenlerin önce şu gerçekle yüzleşmesi gerekir:</p>

<p>Bu sonuç, bir güç göstergesi değil; bir zayıflık işaretidir.</p>

<p>Alevi yolunda bir ölçü vardır: Dara durmak.</p>

<p>Yani önce kendinle yüzleşmek, önce kendini sorgulamak…</p>

<p>Sayın “<strong><em>üç oyluk genel başkan</em></strong>”;</p>

<p>Önce özüne dön, dara dur, kendini tart.</p>

<p>Sonra çıkıp Alevileri ve temsil ettiğin kurumu konuş.</p>

<p>Bulunduğun yapıda yola yakışmayan durumlar var mı?</p>

<p>Yol düşkünlüğü tartışmaları var mı?</p>

<p>Varsa, bunun gereğini yapmak senin sorumluluğundur.</p>

<p>Eğer bunu yapmazsan, bu yola gerçekten inanan canlar gereğini yapar.</p>

<p>Çünkü Alevilik; sessiz kalmayı değil, hakikati söylemeyi emreder.</p>

<p>Alevilik; biat etmeyi değil, sorgulamayı öğretir.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki:</p>

<p>Bu yol kimsenin şahsi kariyer alanı değildir.</p>

<p>Bu yol, Hakk yoludur.</p>

<p>Ve Hakk yolunda hiçbir koltuk, hakikatin üstünde değildir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Mar 2026 18:16:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VAAT EDİLMİŞ TOPRAKLAR VE SİYONİZMİN KÖKENİ</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/vaat-edilmis-topraklar-ve-siyonizmin-kokeni-582</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/vaat-edilmis-topraklar-ve-siyonizmin-kokeni-582</guid>
                <description><![CDATA[VAAT EDİLMİŞ TOPRAKLAR VE SİYONİZMİN KÖKENİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İsrail, kurulduğu 1948 yılından bu yana, topraklarını genişletme ve yayılma politikası izlemektedir. İsrail bu yayılma politikasını, Musevilerin kutsal kitabı olan Tevrat’daki ayetlere dayandırmaktadır. Bugünkü makalemizde bu ayetlerde ne deniliyor? Tevrat’da vaat edilmiş topraklar ve Siyonizm’den bahsediliyor mu? Bunun üzerinde duracağız.&nbsp;&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Önce, Siyonistlerin vadedilmiş topraklarla ilgili olarak ileri sürdükleri Tervrat'daki bölümlerden ayetler verelim:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Tevrat,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Yar</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">atılış bölümü,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">15: 18-21</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">. Ayetler,</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">O gün RAB Avram'la antlaşma</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">yaparak ona şöyle dedi:</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">"Mısır Irmağı'ndan</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">bu</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">toprakları -Ken, Keniz,</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Kadmon, Hitit , Periz,</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Refa, Amor, Kenan,</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Girgaş ve Yevus</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">topraklarını senin soyuna vereceğim."</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Yar</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">atılış, bölüm,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">17: 2&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;<span style="font-family:ArialMT">“</span></span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Seninle yaptığım antlaşmayı</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">sürdürecek, soyunu</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">alabildiğine</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">çoğaltacağım."</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Yaratılış, bölüm,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">17: 4</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">-5</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;"Seninle yaptığım antlaşma şudur"</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">dedi, "Birçok</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">ulusun babası</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">olacaksın.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;Artık adın Avram değil, İbrahim</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">olacak. Çünkü seni</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">birçok ulusun babası</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">yapacağım.</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Yar</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">atılış, bölüm,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">17: 6</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">-7 &nbsp;“</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;Seni çok verimli kılacağım.</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Soyundan uluslar doğacak,</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">krallar çıkacak.</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Antlaşmamı seninle ve soyunla</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">kuşaklar boyunca, sonsuza</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">dek</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">sürdüreceğim.</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Senin, senden sonra da soyunun Tanrısı</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">olacağım.</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Çık</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">ış bölüm,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">20: 23&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Benim yanımsıra başka ilahlar</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">yapmayacaksınız, altın ya da gümüş ilahlar</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">dökmeyeceksiniz.</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Lev</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">ililer, bölüm&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">20: 23&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;<span style="font-family:ArialMT">“</span></span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Önünüzden kovacağım ulusların</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">törelerine göre yaşamayacaksınız. Çünkü</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">onlar bütün bu kötülükleri</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;(put perestliği-ahlaksızlığı-çirkinliği-adaletsizliği)&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">yaptılar. Bu yüzden</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">onlardan nefret ettim.</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Ayetlerde ne denildiğini anlamak için; adı geçen bölgelerin neresi olduğunu belirtmemiz gerekiyor:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Kenan:&nbsp;</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Filistin, İsrail, Lübnan, Ürdün ve Suriye’nin güney kısmını kapsayan bölge. Bu bölgeye yerleşenlerin Nuh peygamberin torunu Kenan’ın soyundan gelenler olduğu belirtilmektedir. Bu bilgi, Tevrat’da da yer almaktadır. Yani, İsrail oğulları ile aynı soydan gelmekteler ve akrabalar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Keniz:</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Filistin bölgesinde yaşayan bir kabile.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Kadmon</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">: İsrail’in doğusu, Arap yarım adasının kuzeyindeki çöl bölgesi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Hitit:</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Kuzey Suriye’de Hititlerden kalma şehir devletleri. (Tevrat’ın Hz. Musa’ya indiği tarihte, Hitit İmparatorluğu dağılmıştı.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Refa</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">: Ürdün’ün doğusunda yaşayan bir kabile. Tevrat’daki bilgilere göre İsrail oğulları ile akraba olan bir halk.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Amorlular:</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Ürdün Nehrinin doğusu ve batısında yaşayan Sami dil (Arapça) konuşan putperest bir halk. (Onlar da İsrail oğulları ile akraba)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Girgaş</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">: Ürdün’de Taberya Gölü civarı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yevus</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">: Kudüs ve çevresini içine alan bölgede yaşayan Nuh peygamberin torunlarının soyundan olan bir kabile. Yani, İsrail oğulları ile akraba bir topluluk. Ancak, Tevrat’daki bilgilerden putperest oldukları belirtilmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Ayetlerde belirtilen bölgeleri tanıttıktan sonra diğer bölümlere geçebiliriz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Avram, İbrahim Peygamberdir. Daha sonraki ayetlerde de belirtilmektedir. Tevrat ve Kuran’da yer alan ayetlere göre, İbrahim peygamber, Hz. İsmail ve Hz. İshak’ın babasıdır. Hz. İsmail Hacer İsimli eşinden, İshak ise, Sara adlı eşinden olan çocuklarıdır. Dolayısıyla, ayetlerdeki toprakların sadece İshak’ın soyundan gelenlere verileceği belirtilmiyor. Tam tersine Hz. İbrahim’in tüm soyu kast ediliyor.</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Adı geçen bölgelerde zaten Hz. İbrahim’in soyundan ya da Nuh peygamberin soyundan gelenler oturmaktadır.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Yani, Arap kavmi Hz. İsmail’in soyundan, İsrail oğulları İse, Hz. Ishak’ın soyundan gelmekteler. Dolayısıyla, Museviliğin kutsal kitabı Tevrad’da Hz. İbrahim soyuna vaat edilmiş topraklar taahhüdü gerçekleşmiş bulunmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Tevrat’da, İbrahim peygamberin soyuna vaat edilen topraklarda yaşayanların tek Tanrı’ya değil, çok tanrılı bir dine mensup oldukları, ahlaki değerlerden ve adaletten yoksun oldukları belirtilmektedir. Topraklarının İbrahim soyuna vaat edilmesinin nedeni de bu olduğu anlaşılmaktadır. Zira, İbrahim peygamber tek Tanrı’ya inanmaktadır. Bugün adı geçen topraklarda yaşayanlar da putperest değil, tek tanrıya inanan insanlardır. Ayrıca, Tevrat’da belirtilen ahlak ve adalet dışı uygulamalardan da uzaktırlar. Zira, hem Tevrat’ın kutsal bir kitap olduğuna hem de Hz. Musa’nın peygamberliğine inanmaktalar. Dolayısıyla, Siyonistlerin bu gerekçesi de ortadan kalkmıştır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Kur’an’da ve Tevrat da Hz. İbrahim oğulları olan İsmail ve İshak peygamberlerle ilgili ayetler ise, şöyledir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Kur’an’ı Kerim, İBRAHİM SURESİ, 39. Ayet:&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">"İhtiyar yaşımda bana, İsmail ve İshak'ı bağışlayan Allah'a ham</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">d</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;olsun! Benim Rabbim, duayı gerçekten çok iyi duyar."&nbsp;&nbsp;</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">ALİ İMRAN SURESİ&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">84</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. Ayet&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">:&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">De ki: "Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına indirilmiş olana, Mûsa'ya, İsa'ya ve diğer nebilere Rablerinden verilmiş bulunana inandık. Onlardan hiçbirini ötekinden ayırmayız. Biz O'na teslim olanlarız."</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Tevrat&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Yar</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">atılış bölümü,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">16: 15</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">. Ayet: “</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;Hacer Avram'a bir erkek çocuk</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">doğurdu. Avram çocuğun adını</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">İsmail koydu</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">.”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">Yar</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">atılış bölümü,&nbsp;</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">17: 19</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">. ve 20. Ayetleri</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">Tanrı, "Hayır. Ama karın Sara sana</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">bir oğul doğuracak, adını İshak koyacaksın"</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">dedi, "Onunla ve soyuyla antlaşmamı sonsuza</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">dek sürdüreceğim.</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">İsmail'e gelince, seni işittim. Onu</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">kutsayacak, verimli kılacak, soyunu</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">alabildiğine çoğaltacağım. On iki beyin babası</span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-family:ArialMT">olacak. Soyunu büyük bir ulus yapacağım.</span></strong><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Gerek Kur’an’da gerekse Tevrat’da yer alan ayetlerden anlaşıldığı üzere, yayılmacı ve saldırgan bir politika izleyen Siyonistlerin ileri sürdükleri gerekçelerin bir dayanağı bulunmamaktadır. Zira, İsmail’in de İshak’ın da Hz. İbrahim’in çocukları oldukları belirtilmektedir. Ancak, Siyonistlerin esas amacının küçümseme ve ayrımcılık olduğu anlaşılmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Şöyle ki; Tevrat’daki ayetlerde İsmail’in Hz. İbrahim’in Mısırlı cariyesi Hacer’den, İshak’ın ise, Hz. İbrahim’in ilk eşi olan Sara’dan olduğu belirtilmektedir.</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;İsrail oğulları da soylarını İshak’a dayandırdıkları için; kendilerinin daha “asil” ve “soylu” olduklarını idda etmektedirler.&nbsp;</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Hz. Muhammed’i peygamber olarak ve tebliğ ettiği İslam dinini kabul etmemelerinin nedenlerinden birinin bu olduğu anlaşılmaktadır.</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Yani, peygamberlik görevini, ancak İshak’ın soyundan gelenlerin yapabileceğini ileri sürmektedirler. Bu anlayışın temelinde de ayrımcı ve küçümseyici bir bakış açısına sahip oldukları anlaşılmaktadır.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Siyonist kelimesine gelince</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">; Tevrat’daki anlatımlara göre, Siyon, Yeruşalim (Kudüs) de bir dağın (yüksekliği 765 metre) ismidir. Yeruşalim, İsrail Kralı Davut tarafından fethedilmeden önce burada yaşayan Yevuslular tarafından Siyon dağına yaptıkları kalenin de ismidir. Bu isim daha sonra Yeruşalm (Kudüs) için "Kutsal Kent" anlamında kullanılmıştır. Radikal Musevilerin (Siyonistler) Kral Davut’un bu fetihçi geleneğinden ilham almak için kendilerine bu ismi verdikleri anlaşılmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Siyonistlerin bu aşırı dincilik anlayışı ile İŞİD ve benzeri örgütlerin savunmuş olduğu “din” anlayışının benzerliği dikkat çekmekte</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">dir. Zira, her iki anlayış da kutsal kitaplarda yer alan ayetleri çarpıtarak, saldırgan ve ırkçı ideolojilerine bir dayanak yaptıkları anlaşılmaktadır.&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İşid de aynen Siyonistler gibi, Kur’an ayetlerindeki “Cihad edin” sözlerini anlamından kopartarak saldırı ve katliamlarına gerekçe yapmaktadır.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">İŞİD ve benzeri örgütlerin Siyonist ve Evanjelistler tarafından kurulması da bu görüşümüzü doğrulamaktadır.&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Zira gerek Siyonistler gerek Evanjelistler, İşid ve türevi örgütlerin kendileri tarafından kurulduğunu ve finanse edildiğini itiraf etmişlerdir.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Zaten bu örgütler Siyonistlere ve emperyalistlere karşı değil, masum ve mazlum Müslüman kitlesine karşı savaşmaktadırlar.&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Amaçları, İslam’ı “terörist bir din” gibi göstermek ve dünya kamuoyundan tecrit etmektir.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Kısaca, Siyonistlere ve emperyalistlere hizmet etmekten başka bir görev yapmamışlardır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Sonuç olarak, hiç bir din meşru savunma dışında insan öldürmeyi onaylamamıştır. Kur’an’daki İsra Suresi 33, Enam Suresinin 151. Ayetleri buna örnektir. &nbsp;Museviliğin kutsal kitabı Tevrat’da da insan öldürmek yasaklanmıştır. Çıkış, Bölüm 12: 13. Ayette “Adam öldürmeyeceksin” denilmektedir. Bu ayetler de hem İŞİD’in hem de Siyonistlerin &nbsp;saldırı ve katliamlarının Kur’an’a ve Tevrat’a aykırı olduğunu göstermektedir.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Sözün özü: Dinler ve inançlar insanların kutsalıdır. Siyasete alet edilemez.</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Saldırı ve katliamlara gerekçe yapılamaz.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Kaynaklar:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:ArialMT">Kur’an’daki ayetler, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün Türkçe çevirisinden, Tevrat’daki ayetler ise, kutsalkitap.org ve http//ekitap.ayorum.com sitesinden alınmıştır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 17:58:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>OSMANLI PADİŞAHLARI HANGİ TARİKATLARA BAĞLIYDI?</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/osmanli-padisahlari-hangi-tarikatlara-bagliydi-581</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/osmanli-padisahlari-hangi-tarikatlara-bagliydi-581</guid>
                <description><![CDATA[OSMANLI PADİŞAHLARI HANGİ TARİKATLARA BAĞLIYDI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<span style="color:#000000">Osmanlı devletinin kuruluşundan itibaren Anadolu’da faaliyet gösteren dinî tarikat örgütlenmeleri ile sıkı ilişkileri oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Amerikalı tarihçi <span style="background-color:#ffffff">Herbert Adams&nbsp;Gibbons tarafından ilk öne sürülen (Osmanlı devletinin)</span><em><span style="background-color:#ffffff"> “</span></em><strong><em>yerli rumlar arasından tedârik edildiği, Osmanlılaşmış rumlar ile Bizans’ta görülen teşkilât üzerine devletin ikâme edildiği</em></strong>” tezi hâlâ tartışılsa da, Osmanoğullarının İslâm tarikatları ile çok yakın ilişkileri de apaçık bir gerçektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son dönemde kimi çevrelerin Osmanlı padişahlarının tarikat aidiyetleri ile ilgili bilinçli bir çarpıtma faaliyetine giriştikleri de, tanık olduğumuz ilginç bir durumdur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı devletinin sözde mirasçılarının padişahların tarikat aidiyetlerini değiştirme gayretinin arkasında yatan ne olabilir, sorusunu siyaset erbâbına ve sosyal bilimcilere bırakıp, elimizdeki, konuya değin yazılmış en eski çalışmalardan birisi olan, Enver Behnan Şapolyo tarafından hazırlanan “<strong><em>Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi</em></strong>” (1964 – Türkiye Yayınevi) kitabında verilen bilgilere bakalım.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şapolyo, kitabının 439 ve 440. sayfalarında Osmanlı padişahlarının mensup oldukları tarikatları şöyle sıralıyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>OSMANLI PADİŞAHLARININ MENSUP OLDUKLARI TARİKATLAR</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">1 - Sultan Osman Gazi - Ahî tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">2 - Sultan Orhan Gazi - Ahî tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">3 - Sultan Murad-ı Hüdavendigar - Ahî tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">4 - Sultan Yıldırım Bayezid - Zeynîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">5 - Çelebi Sultan Mehmet - Zeynîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">6 - Sultan İkinci Murat - Bayramîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">7 - Sultan Fatih Mehmet - Bayramîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">8 - Sultan Bayezid Veli - Cemalîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">9 - Sultan Yavuz Selim - Sünbülîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">10 - Sultan Kanuni Süleyman - Gülşenîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">11 - Sultan Sarı Selim - Halvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">12 - Sultan Üçüncü Murat - Uşşakîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">13 - Sultan Üçüncü Mehmet - Halvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">14 - Sultan Birinci Ahmet - Celvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">15 - Sultan Birinci Mustafa - Celvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">16 - Sultan Genç Osman - Celvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">17 - Sultan Dördüncü Murad - Celvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">18 - Sultan Birinci İbrahim - Halvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">19 - Sultan Avcı Mehmet - Halvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">20 - Sultan İkinci Süleyman - Halvetîyye tarikatı ·</span></p>

<p><span style="color:#000000">21 - Sultan İkinci Ahmet - Halvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">22 - Sultan İkinci Mustafa - Halvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">23 - Sultan Üçüncü Ahmet - Cerrahîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">24 - Sultan Birinci Mahmut - Halvetîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">25 - Sultan Üçüncü Osman - Rufaîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">26 - Sultan Üçüncü Mustafa - Cerrahîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">27 - Sultan Birinci Abdülhamit - Nakşîbendîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">28 - Sultan Üçüncü Selim - Mevlevî tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">29 - Sultan Dördüncü Mustafa - Nakşîbendîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">30 - Sultan İkinci Mahmut - Cerrahîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">31 - Sultan Abdülmecit - Cerrahîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">32 - Sultan Abdülaziz - Mevlevî ve Bektaşî tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">33 - Sultan Beşinci Murat - Bahaîyye tariki (Mason)</span></p>

<p><span style="color:#000000">34 - Sultan İkinci Abdülhamit - Şazelîyye tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">35 - Sultan Mehmet Reşat - Mevlevî tarikatı</span></p>

<p><span style="color:#000000">36 - Sultan Mehmet Vahdettin -Bilinmiyor-</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şapolyo’nun verdiği bilgilere göre; </span></p>

<p><span style="color:#000000">36 padişahın 8’i Halvetîyye tarikatı üyesi idi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Celvetîyye ve Cerrahîyye tarikatlarına üye 4’er padişah bulunuyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kurucu ilk 3 padişah ise Ahîlik tarikatına bağlı idi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayrıca 2 Zeynîyye, 2 Bayramîyye, 2 Mevlevîyye, 2 Nakşibendîyye dışında, 1 Cemalîyye, 1 Sünbülîyye, 1 Gülşenîyye, 1 Uşakîyye, 1 Rufaîyye, 1 Bektaşîyye, 1 Şazelîyye tarikatına mensup padişah vardı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sultan 5. Murat’ın mason üyeliği dışında, son padişah Vahdettin’in tarikat mensubiyeti konusunda da fikir birliği yoktur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Vahdettin’i Mevlevî tarikatına sayanlar olsa da, Gümüşhanevî tekkesi üzerinden Nakşibendîyye mensubiyeti konusunda da iddialar vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>PADİŞAHLARIN TARİKATLARININ SİLSİLELERİ</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı padişahlarının mensubu oldukları tarikatların silsileleri, onların İslâm içerisindeki konumlanmaları hakkında bir fikir sahibi olmamızı sağlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Padişahların ait oldukları tarikatların silsilelerini incelediğimizde, bunların hemen hepsinin kendilerini İslâm Peygamberi Hz. Muhammed’in amcaoğlu ve damadı Hz. Ali’ye bağladığını görürüz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı devletinin kurucuları Osman Gazi, Orhan Gazi ve 1. Murat Vefaîyye tarikatının Ahîlik koluna bağlı idiler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ahî Şeyhi Ede Balî Osman Gazi’ye kızını vermişti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yıldırım Bayezid ve 1. Mehmet ise, yine Vefaî tarikatının bir kolu olan Zeynîyye mensubu idiler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı devletinin kurucusu ilk padişahlar, görüldüğü gibi, silsilelerini Hz. Ali’ye bağlayan tarikatların üyeleri idiler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonra gelen 2. Murad ve Fatih Sultan Mehmet ise Bayramîyye tarikatı üyeleriydi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacı Bayram Velî’nin adına kurulan bu tarikat da silsilesini Hz. Ali’ye bağlamaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacı Bayram Velî, Safevîyye tarikatını kuran Şeyh Safüyiddin Erdebilî’nin Erdebil şehrindeki tekkesinde yetişmiş bir Horasan erenidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fatih’in oğlu Bayezid’i Velî Cemalîyye, Yavuz Selim Sünbülîyye ve onun oğlu Kanunî Sultan Süleyman ise, Gülşenîyye tarikatları üyesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu tarikatlar Halvetî tarikatının kollarıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sultan 3. Mehmet de Halvetî tarikatına mensuptur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonra gelen 1. Ahmet, 1. Mustafa, Genç Osman ve 4. Murat Celvetîyye tarikatına bağlıdırlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Celvetîlik de Bayramîyye tarikatının alt koludur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha sonra padişah tahtına oturan 1. İbrahim, Avcı Mehmet, 2. Süleyman, 2. Ahmet ve 2. Mustafa’nın ise, Halvetî tarikatına bağlandıklarını görüyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde, 3. Ahmet Cerahîyye, 1. Mahmut Halvetîyye ve 3. Osman da Rufaîyye tarikatına bağlanmışlardır ki, Cerahîyye ve Rufaîyye de Halvetî tarikatının alt kollarıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>HALVETÎLİK NEDİR?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Horasan’dan Hazar denizinin batı kıyısında bulunan Gilan’a gelen tasavvuf alimi <span style="background-color:#ffffff">İbrâhim Zâhid-i Geylânî Türk tarikatları içerisinde Halvetîlik, Safevîlik ve Bayramîlik üzerinde büyük etkisi olan bir isimdir.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Vladimir Minorsky’e göre İbrâhim Zâhid’in ataları bölgeyi fethederek müslümanlaştıran hükümdarlardı. (The Turks, Iran and Caucasus in the Middle Ages, s. 518, 524)</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">İbrâhim Zâhid-i Geylânî’nin halifesi Ömer el-Halvetî tarafından kurulan bir Türk tarikatı olan Halvetîlik, Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî ile büyüyerek Türk-İslâm dünyasının en büyük tarikatlarından birisine dönüşmüştür.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Halvetîyye tarikatı Azerbaycan’da kurulmuş, gelişmiş ve buradan Anadolu’ya, Anadolu’dan da Balkanlar, Suriye, Mısır, Kuzey Afrika, Sudan, Habeşistan ve Güney Asya’ya yayılmıştır. (İslam Ansiklopedisi, Halvetîyye maddesi)</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Halvetîliğe göre, “<strong><em>Allah ile kulu arasında bazısı zulmetten, bazısı nurdan yetmiş bin perde vardır. Yedi makamdan her birine on bin perde düşer. Müridin bir üst makama geçebilmesi için on bin perdeyi aşması gerekir.</em></strong>”</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Halvetîyye’nin birçok kolu Muhyiddin&nbsp;İbnü’l-Arabî’nin vahdet-i vücûd görüşünden etkilenmiş, bu etki Niyâzî-i Mısrî’de en ileri dereceye ulaşmıştır.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><span style="background-color:#ffffff">HALVETÎLİK SİLSİLESİ</span></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Halvetîlik silsilesini Hz. Ali’ye bağlayan bir tarikattır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Enver Behnan Şapolyo’nun Mezhepler ve Tarikatlar adlı eserinin 452. Sayfasında verildiği şekliyle Halvetî silsilesi şöyledir:</span></span></p>

<p><span style="color:#000000">1-Hazreti İmam Ali, </span></p>

<p><span style="color:#000000">2- Hazreti Hasan Basri, </span></p>

<p><span style="color:#000000">3- Hazreti Habib Acemî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">4- Hazreti Davud’ül-Taî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">5- Hazreti Maruf’ül-Kerhî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">6- Hazreti Seri’ül-Sakatî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">7- Hazreti Cüneyd Bağdadî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">8- Şeyh Mümşd’ül-deynurî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">9- Şeyh Mehmet Bekrî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">10- Şeyh Vecühiddin’ül-Kadı, </span></p>

<p><span style="color:#000000">11- Şeyh Ömer Bekrî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">12- Şeyh Ebülnecib’ül-Süherverdî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">13- Şeyh Kutbiddin’ül-Ebherî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">14- Şeyh Rükniddin Mehmet Necasî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">15- Şeyh Şahabettin Mehmet Tebrizî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">16- Şeyh Seyid Cemaleddin Tebrizî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">17- Şeyh İbrahim Zadidül-Geylanî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">18- Şeyh Ahi Mehmet bin Nurulhalvetî, </span></p>

<p><span style="color:#000000">19- Pir Ömer’ül-Halvetî Lahcî.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Horasan’da gelişen Türk tasavvuf ekollerinin tamamının silsilelerinde kendi tarikatlarını Hz. Muhammed’in amcaoğlu ve damadı, Şah-ı Merdan, Şir-i Yezdan Hz. Ali’ye bağlamaları tesadüf değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Emevî ve Abbasî baskılarından bunalan Peygamber soyu kurtuluşu Horasan diyarına giderek Türkler arasına karışmakta bulmuştu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İslâmiyeti kabul eden Türkler İslâm peygamberinin soyuna büyük hürmet göstermiş, ayrıca onların bölgedeki varlığı Türklerin kitleler halinde İslâm dinini kabul etmesini da sağlamıştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türk tarikatlarının bilâ-istisnâ silsilelerini Hz. Ali’ye bağlamalarının en büyük sebebi, Ehl-i Beyt’e bağlılık olarak açıklanabilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durumu, aynı zamanda bu tarikatların Muavîye ile Hz. Ali arasındaki çatışmada taraflarını tartışmaya yer vermeyecek şekilde ifade etmiş olmaları şeklinde de yorumlamak yanlış olmaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim, Osmanlı padişahları da Ehl-i Beyt’e bağlılığı bilinen Türk tarikatlarını her zaman koruyup desteklemişlerdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>GEÇ DÖNEMDE PADİŞAH TARİKATLARI</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı padişahları içerisinde ilk Nakşîbendîyye üyesi 1. Abdülhamit olmuştu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nakşîbendîlik, <span style="background-color:#ffffff">Bahâeddin Nakşibend’e nispet edilir. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">11. Yüzyılda yaşayan Yûsuf el-Hemedânî’nin 4 halifesinden birisi olan Abdülhâlik-ı Gucdüvânî’nin kurduğu “<strong><em>Hâcegan</em></strong>” halkanın devamı olarak kabul edilse de, Bahâeddin Nakşibendî’nin kendisi yaklaşık 300 yıl sonra, 1318 yılında doğmuştur.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Nakşîbendî tarikatının oluşumunu sağlayan Sa‘deddîn-i Kâşgarî 1456, tarikatı asıl yayan ve kurumsallaştıran Abdurrahman Câmî ise 1492 yılında ölmüştür.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Bahâeddin Nakşibendî tarikat kurmamış, ama ilim yaymıştı. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Adına kurulan tarikat ise ölümünden neredeyse 100 yıl sonra ortaya çıkmıştı. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Nakşîbendîyye, silsilesini Hz. Ali’ye değil, ilk halife Ebu Bekir’e bağlayan bir tarikattır.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Nakşîbendîliğin Anadolu’ya gelişi ise, ilk kez Amasya’da 1453 yılında kurulan Yâvedûd Tekkesi ile olmuştu. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Dolayısıyla, Nakşîbendî tarikatı mensuplarının İstanbul’un fethinde rol oynadıkları veya yer aldıkları şeklindeki anlatıların bir efsaneden ibaret olduğunu belirtmek doğru olacaktır.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000">Sultan 1. Abdülhamit’ten sonra gelen 3. Selim’in Mevlevîyye, 4. Mustafa’nın ise dedesi gibi Nakşîbendîye tarikatına bağlı olduklarını görüyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sultan 2. Mahmut ve Sultan Abdülmecit Halvetîliğin kolu olan Cerahîyye tarikatına bağlı iken, Sultan Abdülaziz ise hem Mevlevîliğe hem de Bektaşîliğe bağlıdır.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">2. ABDULHAMİT’İN TARİKATI HANGİSİ?</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Osmanlı padişahları arasında “<strong><em>Mason padişah</em></strong>” olarak bilinen 5. Murat’tan sonra tahta çıkan 2. Abdülhamit ise, <span style="background-color:#ffffff">Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’nin 1224-26 yıllarında Tunus’ta kurduğu Şazelîyye tarikatına bağlıdır. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Şazelîyye tarikatı, ilk kez 1786’da Alibeyköy Şâzelî Dergâhı ile İstanbul’da faaliyetlerine başlamıştı. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Soyu İsmâil b. Ca‘fer es-Sâdık’a ulaşan Ni‘metullāh-ı Velî’nin kurduğu bir Şazelî kolu, İbnü’l-Arabî’nin vahdet-i vücut anlayışını benimsemişti. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Türklerin İslâm’ı benimsemesinde büyük rol oynayan Ni‘metullāh-ı Velî Kahire’de Bektaşî dergâhında 3 yıl yaşamış, Erdebil’de ise, Sadreddîn-i Erdebîlî’den ders almıştı. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Şazelî tarikatının her iki kolu da Ehl-i Beyt’e muhabbete yüksek önem verir.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Sultan 2. Abdülhamit’ten sonra tahta çıkan Sultan Mehmet Reşat’ın Mevlevîyye tarikatına bağlı olduğu belirtilirken, son padişah Vahdettin’in tarikatı konusunda çeşitli rivayetlerin olduğu biliniyor. Vahdettin’in Nakşîbendî tarikatının bir kolu olan </span>Gümüşhanevî tekkesi şeyhi&nbsp;Ziyaeddin Dağıstanî’nin muhibbi olduğu söylenmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>OSMANLI PADİŞAHLARININ EHL-İ BEYT BAĞLILIĞI</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Kuruluşundan yıkılışına kadar tahta çıkan padişahların bir-iki istisna dışında hepsinin Ehl-i Beyt bağlılığı dikkati çekmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Anadolu’da irşad faaliyetleri yürüten tarikatların da ezici çoğunluğunun Ehl-i Beyt’e gönülden bağlı tarikatlar olduğunun da altını çizmek gerekir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Öte yandan, Sünni mezhep dairesi içerisinde değerlendirilse de, Abdurrahman Câmî gibi Nakşîbendîyye tarikatını yayan ilk halifelerde “<span style="background-color:#ffffff"><strong><em>Ehl-i beyt’i sevmenin Kur’an’ın emri olduğu</em></strong>” anlayışı yaygındır.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:#ffffff">Bu bakımdan, Osmanlı toplumunda Ehl-i Beyt sevgisinin yaşatılmasında, padişahların tutumunun da önemli rol oynadığını söylemek yanlış olmaz.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak, hangi tarikat üyesi olurlarsa olsunlar, Osmanlı padişahlarının Hz. Ali sevgisine sahip, Ehl-i Beyt’e bağlı kimseler olduğunu kabul etmek gerekir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">16. yüzyılda ortaya çıkan Osmanlı/Safevî çatışma ekseni her iki ülkede de toplumsal yaşamda bugüne kadar yaşatılan derin bir hafıza yaratmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, bu çatışma dairesinde meydana gelen olayları mezhepçilik zaviyesinden ele alınması doğru değildir.</span>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#000000">Not: Bu makale ilk olarak Horasan Erenleri dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2024 tarihli 1. sayısında yayınlanmıştır.</span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 15:02:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RIZASIZ LOKMA, VİCDAN VE SİYASET</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/rizasiz-lokma-vicdan-ve-siyaset-580</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/rizasiz-lokma-vicdan-ve-siyaset-580</guid>
                <description><![CDATA[RIZASIZ LOKMA, VİCDAN VE SİYASET]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumların ayakta kalmasını sağlayan en önemli değerlerden biri adalet duygusu ve hakka riayet etme bilincidir. Anadolu’nun kadim inanç geleneği olan Alevilikte ise bu anlayış yalnızca bir ahlâk kuralı değil, aynı zamanda inancın temel ölçülerinden biridir. Alevi yol öğretisinde sıkça dile getirilen “rızalık” kavramı, insanın hem Hak ile hem de toplumla kurduğu ilişkinin merkezinde yer alır. Bu yüzden Alevi büyükleri asırlardır aynı uyarıyı tekrar eder: “Rızasız lokma yenmez.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilikte lokma yalnızca bir yiyecek değildir. Lokma; emeğin, paylaşmanın, kardeşliğin ve bereketin sembolüdür. Cemlerde pay edilen lokma, toplumun birlik ve eşitlik anlayışını temsil eder. Bir lokmanın helal sayılabilmesi için o lokmanın içinde kimsenin hakkının bulunmaması gerekir. Yani o lokma kazanılırken kimse mağdur edilmemeli, kimsenin emeği çiğnenmemeli ve kimsenin gönlü kırılmamalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi öğretisine göre rızasız lokma yemek sadece başkasının malını izinsiz almak anlamına gelmez. Başkasının emeğini görmezden gelmek, haksız kazanç elde etmek, kul hakkına girmek ya da gönül kırarak elde edilen bir nimetten faydalanmak da rızasız lokma sayılır. Bu nedenle Alevi yolunda rızasız lokma, yalnızca maddi bir mesele değil, aynı zamanda vicdani ve manevi bir sorumluluktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç açısından bakıldığında rızasız lokmanın karşılığı oldukça ağırdır. Alevi inancında rızasız lokma yiyen kişi kul hakkına girmiş sayılır. Kul hakkı ise yalnızca sözle telafi edilebilecek bir durum değildir. Çünkü Alevi öğretisine göre Hak, kendisine yapılan kusurları affedebilir; fakat kul hakkının affı ancak hakkı yenen kişinin rızası ile mümkündür. Bu nedenle rızasız lokma yiyen kişinin helallik alması, hakkı sahibine iade etmesi ve rızalık istemesi gerektiğine inanılır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi erkânının önemli bir parçası olan rızalık alma geleneği de bu anlayışın en açık göstergelerinden biridir. Cem başlamadan önce topluluk birbirinden rızalık ister. Çünkü kırgınlıkların, hak ihlallerinin ve gönül yaralarının bulunduğu bir ortamda yapılan ibadetin eksik olacağı düşünülür. Rızalık, bu yönüyle Alevi yolunun hem ahlâkî hem de inançsal temelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu kadim anlayış yalnızca bireysel hayatı değil, toplumsal düzeni ve yönetim anlayışını da ilgilendirir. Çünkü toplum adına görev yapanların, kamu gücünü kullananların ve siyaset yapanların sorumluluğu daha büyüktür. Siyaset, halkın emaneti olan yetkinin kullanıldığı bir alandır. Bu nedenle halkın hakkını gözetmeden yapılan her uygulama, emeğin ve hakkın gözetilmediği her karar, inanç açısından bakıldığında rızasız lokma olarak değerlendirilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kamu kaynaklarının adil kullanılmaması, liyakatin yerine kayırmacılığın geçirilmesi, halkın hakkını gözetmeden elde edilen makam ve menfaatler de toplum vicdanında rızasız lokma olarak görülür. Çünkü siyaset makamları bir kazanç kapısı değil, bir emanet ve hizmet sorumluluğu olarak kabul edilir. Emanetin hakkını gözetmeyen her davranış ise yalnızca siyasi bir hata değil, aynı zamanda vicdani bir sorumluluk doğurur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi öğretisi bu noktada yönetenlere ve toplumun her kesimine önemli bir hatırlatma yapar: Yönetim makamları kalıcı değildir, fakat yapılanların hesabı hem toplum vicdanında hem de Hak katında sorulur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugünün dünyasında haksız kazancın, çıkar hesaplarının ve bireysel menfaatlerin giderek öne çıktığı bir dönemde bu kadim öğretinin hatırlattığı gerçek son derece değerlidir. İnsanların birbirinin hakkına saygı duyduğu, emeğin kıymet gördüğü ve rızalığın esas alındığı bir toplumda güven, adalet ve huzur kendiliğinden doğar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi öğretisi bize şunu hatırlatır:<br />
Bir lokmanın değeri yalnızca karın doyurmasında değil, o lokmanın helal ve rızalı olmasındadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak Alevi yolunun öğrettiği hakikat oldukça açıktır. Hak yenmeden, gönül kırılmadan ve herkesin rızasıyla paylaşılan lokma berekettir. Rızasız lokma ise insanın vicdanını ağırlaştıran, toplumsal huzuru zedeleyen bir davranış olarak görülür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle Alevi yolunun kadim nasihati bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 20:53:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PERS KRALININ FEDAKARLIĞI VE İSRAİL’İN NANKÖRLÜĞÜ</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/pers-kralinin-fedakarligi-ve-israilin-nankorlugu-579</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/pers-kralinin-fedakarligi-ve-israilin-nankorlugu-579</guid>
                <description><![CDATA[PERS KRALININ FEDAKARLIĞI VE İSRAİL’İN NANKÖRLÜĞÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İsrail’in, İran’a saldırısı bizi iki bin beş yüz yıl öncesine götürdü. Zira iki bin beş yüz yıl önce, İran coğrafyasının ve ortadoğu’nun hakim devleti Pers İmparatorluğu’nun Kralı &nbsp;Kiros, Babil’de sürgün hayatı yaşayan İsraillileri esaretten kurtarıp, özgürlüklerine kavuşmasını sağlamıştı. İmparator Kiros, bu nedenle İsraillilerin (Musevilerin) kutsal kitabıTevrat’da övgüyle anılmaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bugün ise, İsrail oğulları, kendilerinin Kudüs’e dönmesini ve kutsal tapınağın inşasına destek veren Perslerin torunları üzerine füze ve bombalar yağdırmaktadır. İşte İsrail’in bu nankörlüğünü, tarihi kayıtlar ve Museviliğin kutsal kitabı Tevrat’da yer alan bilgilerle anlatmak istedik. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Önce, İsrail devletinin kısa bir tarihçesini verelim. Tarihte ilk İsrail devletinin kuruluşu M.Ö.1020 yılında gerçekleşmiştir. Devletin kurucusu ve ilk kralı Saul, daha sonra sırasıyla Davut ve Süleyman olmuşlardır. Kral Süleyman zamanında devletin toprakları genişlemiş, bugünkü İsrail’i, Lübnan’ı ve güney Suriye’yi kapsıyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Kral Süleyman zamanında, Tanrı’ya ibadet etmek için Kudüs şehrinin Moriah tepesinde İbranice </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Beyt-ül Makdis” (Kutsal Ev-kutsal Tapınak)</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;&nbsp;inşa edilerek dini bir merkez oluşturuldu. Bu tapınak, İsrail oğulları tarafından Tanrı’nın yeryüzündeki evi olarak kabul ediliyordu. Bu nedenle kutsal bir yönü bulunuyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Birleşik İsrail Krallığı iç çekişmeler nedeniyle M.Ö. 930 yılında ikiye bölündü. Kuzeyde başkenti Samarya olan İsrail, güneyde başkenti Kudüs olan Yahuda devleti. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Kuzey İsrail devleti, M.Ö. 722 yılı civarında Asurlular tarafından yıkılır. Halkın önemli bir kısmı esir alınarak mezopotamya bölgesindeki şehirlerde sürgüne gönderilir. </strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Güneydeki Yahuda devleti ise, dört yüz yıl ayakta kalır. Ancak, M.Ö. 586 yılında Babil Kralı Nebukadnezar tarafından feth edilir. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Kutsal tapınakları yıktırılır, Yahuda kralı, annesi, ülkenin önde gelen yöneticileri ve zenginleri Babil’’e esir olarak götürülür. </strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Pers kralı büyük Kiros, M.Ö. 538 yılında Babil devletine son verir. Babil devletinin topraklarını ele geçiren Kral Büyük Kiros, bir ferman yayınlayarak, Babil’de sürgün hayatı yaşayan İsraillilerin yurtlarına dönmelerine izin verir. Hatta, Kudüs’te yıkılan kutsal tapınağın yeniden inşası için maddi ve manevi desteklerde bulunur. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Kral Kiros’un bu desteği ve yardımları İsraillilerin (Musevilerin) kutsal kitabı Tevrat’da; Tarihler, Yeşeya, Yeremya ve Ezra bölümlerinde şöyle anlatılmaktadır:</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Ta</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>rihler, bölüm </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>36: 22</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>-23</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Pers Kralı Koreş'in krallığının</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>birinci yılında RAB, Yeremya</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>aracılığıyla</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>bildirdiği sözü yerine getirmek amacıyla, Pers</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Kralı Koreş'i</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>harekete geçirdi. Koreş yönetimi</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>altındaki bütün halklara şu yazılı bildiriyi</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>duyurdu:</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;<span style="font-family:ArialMT">“</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Pers Kralı Koreş şöyle diyor:</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">'Göklerin Tanrısı RAB yeryüzünün bütün</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">krallıklarını bana verdi. Beni Yahuda'daki</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Yeruşalim Kenti'nde kendisi için bir tapınak</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">yapmakla görevlendirdi. Aranızda O'nun</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">halkından kim varsa oraya gitsin.Tanrısı RAB</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">onunla olsun!"</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Y</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">e</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">şa</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">ya, bölüm </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">45: 1</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">-2</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">-3-4 -5,</span></span><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;<span style="font-family:ArialMT">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>RAB meshettiği kişiye, </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>s</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>ağ elinden</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>tuttuğu Koreş'e sesleniyor</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>:</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;Uluslara onun</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">önünde baş eğdirecek, Kralları</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">silahsızlandıracak, </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">b</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">ir daha kapanmayacak</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">kapılar açacak. Ona şöyle diyor:</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">"Senin önün</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">sıra gidip </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">d</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">ağları</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">düzleyecek, </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">t</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">unç kapıları kırıp </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">d</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">emir</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">sürgülerini parçalayacağım.</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Seni adınla çağıranın </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">b</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">en RAB,</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">İsrail'in Tanrısı olduğumu</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">anlayasın diye</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;k</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">aranlıkta kalmış hazineleri, </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">g</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">izli yerlerde</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">saklı zenginlikleri</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">sana vereceğim.</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;<span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Sen beni tanımadığın halde </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">k</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">ulum</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Yakup soyu ve seçtiğim</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">İsrail uğruna Seni</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">adınla çağırıp onurlu bir unvan vereceğim</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">RAB benim, başkası yok, </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">b</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">enden</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">başka Tanrı yok. Beni</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">tanımadığın halde seni</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">güçlü kılacağım.</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Ezr</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>a, bölüm </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>1: 5</strong></span></span></strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">,</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Böylece Yahuda ve Benyamin</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">oymaklarının boy</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">başları,</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">kâhinle</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">r, </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;Levililer ve</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">ruhları Tanrı tarafından harekete</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">geçirilen</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">herkes, RAB'bin</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Yeruşalim'deki</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;(Kudüs)</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;Tapınağı'nı</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">yeniden</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">yapmak için gidiş hazırlıklarına girişti</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Ezr</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>a, bölüm, </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>1: 7-8</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>-9-10-11</strong></span></span></strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">,</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;Pers Kralı Koreş de</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">, </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Nebukadnessar'ın</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">&nbsp;(Babil kralı) </span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Yeruşalim'deki RAB'bin</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Tapınağı'ndan alıp kendi ilahının tapınağına</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">koymuş olduğu kapları</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">çıkardı.</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Bunları hazine</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">görevlisi Mitredat'a getirterek sayımını yaptırdı</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">ve Yahuda önderi Şeşbassar'a verdi</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Sayım sonucu şuydu: 30 altın leğen, 1000 gümüş leğen, 29 tas,</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">30 altın tas ve birbirinin benzeri 410</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">gümüş tas,</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">1000 parça değişik</span></span>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">kap.</span></span><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;<strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Altın ve gümüş eşyaların toplamı 5400 parçaydı.</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Sürgünler</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Babil'den Yeruşalim'e</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>dönerken Şeşbassar bunların hepsini birlikte</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>getirdi</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>.”</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Ezr</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>a, bölüm </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>2: 64</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>-65, 67</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Bütün halk toplam</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;(Babil’den İsrail’e dönen)</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;42</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>360 kişiydi.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Ayrıca</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;(İsrail’e dönenler içinde)</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;7</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;337 erkek ve kadın köle,</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>kadınlı erkekli 200 ezgici, 736 at, 245 katır, 435</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>deve, 6 720</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>eşek vardı.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Tevrat’da yer alan bilgilerden de anlaşılacağı üzere, Pers kralı Kiros, İsrailoğullarını hem esaretten kurtarıyor hem de Babil Kralının el koyduğu hazinelerini iade ediyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Pers kralının bu hoşgörü ve fedakarlığına karşılık; İsrailoğulları bugün ne yapyor: Dünyanın en büyük despot ve zorba gücünü arkasına alarak, iki bin beş yüz yıl önce kendilerini esaretten kurtarıp özgürlüğe kavuşturan, kutsal mabedin yeniden inşaasına destek verenlerin torunları üzerine bombalar yağdırıyor, asker-sivil demeden katliamlar, suikastlar düzenliyor. </span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">İsrailoğullarının bu nankörlüklerine, kutsal kitapları Tevrat’daki ayetlerle cevap verelim:</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Y</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>e</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>şa</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>ya, bölüm, </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>3: 11</strong></span></span></strong>&nbsp;<span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><span style="font-family:ArialMT">“</span></span></span><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Vay kötülerin haline! </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>k</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>ötülük</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>görecek, yaptıklarının karşılığını alacaklar</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>.”</strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Yer</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>emya, bölüm, </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>7: 11</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">“</span></strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Bana ait olan bu tapınak sizin için bir</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>haydut ini</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>mi oldu? Ama ben görüyorum neler</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>yaptığınızı! diyor RAB.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>Yer</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>emya, bölüm, </strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>7: 20</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>"Bu yüzden Egemen RAB diyor ki,</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>'Buranın üzerine,</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>insanın,</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>hayvanın, kırdaki</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>ağaçların, toprağın ürününün üzerine</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>kızgın</strong></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>öfkemi yağdıracağım.</strong></span></span></strong><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong><span style="font-family:ArialMT">”</span></strong></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">Not: Nankör kelimesinin açılımı şöyledir:</span></span><strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT"><strong>&nbsp;Nan Farsça da ekmek, kür-kör görmeyen anlamına gelir</strong></span></span></strong><span style="font-size:15,0000pt"><span style="font-family:ArialMT">. Bu söz, kendisine yapılan iyilikleri ve fedakarlıkları inkar edenler için kullanılan bir deyimdir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 13:39:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DEVLET CİDDİYETİ VE GÖNÜL ZERAFETİ: YUSUF KARATAŞ</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/devlet-ciddiyeti-ve-gonul-zerafeti-yusuf-karatas-578</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/devlet-ciddiyeti-ve-gonul-zerafeti-yusuf-karatas-578</guid>
                <description><![CDATA[DEVLET CİDDİYETİ VE GÖNÜL ZERAFETİ: YUSUF KARATAŞ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-10%20at%2015_18_33.jpeg" style="height:447px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Kamu yönetiminde bazı isimler vardır; görevleriyle anılırlar. Bazıları ise görevlerinin ötesine geçer, bulundukları makama ruh katarlar. Antalya Millî Emlak Daire Başkanı Yusuf Karataş, işte bu ikinci grupta yer alan bir bürokrat.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet ciddiyetini temsil ederken insan sıcaklığını kaybetmeyen nadir yöneticilerden biri. Mevzuata hâkimiyeti, dosyalara olan titiz yaklaşımı ve çözüm üretme konusundaki kararlılığı, onu yalnızca “<em><strong>işini yapan</strong></em>” değil, işini bilen ve işine değer katan bir kamu insanı hâline getiriyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Millî Emlak gibi teknik ve çoğu zaman karmaşık süreçleri barındıran bir alanda, hem hukuku hem vicdanı gözetebilmek her idarecinin harcı değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak Yusuf Karataş’ı farklı kılan yalnızca bürokratik yetkinliği değil. O aynı zamanda sanatla ve edebiyatla hemhâl olmuş bir gönül insanı. Kelimelere verdiği değer, kültüre duyduğu saygı ve insana bakışındaki zarafet; makam odasının duvarlarını aşan bir ufka işaret ediyor. Bürokrasiyle sanatı bir arada taşıyabilmek, nadir rastlanan bir denge.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yakın zamanda yapımını hedeflediğimiz İmam Rızâ Cemevi için arsa tahsisi sürecinde gösterdiği hassasiyet ve emek ise ayrıca kayda değerdir. Bu meselede yalnızca bir kamu görevlisi olarak değil; toplumsal barışa, inanç özgürlüğüne ve birlikte yaşama kültürüne gönülden inanan bir dost olarak yanımızda durdu. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sürecin her aşamasında çözüm odaklı yaklaşımı, hukuki zemini titizlikle korurken insani boyutu da göz ardı etmeyen tavrı, takdiri fazlasıyla hak ediyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi toplumunun taleplerine kulak veren, önyargısız ve kapsayıcı bir bakış açısıyla hareket eden bir yönetici profili, ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu anlayışın somut bir örneğidir. “<em><strong>Devlet</strong></em>” ile “<em><strong>millet</strong></em>” arasındaki mesafeyi azaltan da tam olarak bu yaklaşımdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün kamu yönetiminde güven duygusunun yeniden inşası konuşuluyorsa, bunun yolu işini iyi bilen, hukuka sadık, kültüre ve inanca saygılı yöneticilerden geçer. Yusuf Karataş, bu anlayışın Antalya’daki temsilcilerinden biridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bazı insanlar görevleriyle hatırlanır, bazıları ise bıraktıkları izlerle… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yusuf Karataş, hem görevini hakkıyla yerine getiren bir bürokrat hem de gönüllerde yer edinen bir can olarak anılmayı fazlasıyla hak ediyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 22:25:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DEVLET BİZİ GÖRMELİ!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/devlet-bizi-gormeli-577</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/devlet-bizi-gormeli-577</guid>
                <description><![CDATA[DEVLET BİZİ GÖRMELİ!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Türkiye, farklı inançların ve kültürlerin yüzyıllardır bir arada yaşadığı bir coğrafya. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu toprakların en büyük zenginliği de tam olarak budur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı sokakta farklı inançlara sahip insanların kardeşçe yaşaması, aynı sofrada ekmeğini paylaşması ve aynı vatana bağlılık duygusuyla hareket etmesi bu ülkenin temel değerlerinden biridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Konya’nın Ereğli ilçesine bağlı Zengen Mahallesi de bu birlikteliğin güzel örneklerinden biridir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Önceleri belediye olan, yapılan idari düzenlemelerle mahalle statüsüne dönüşen Zengen; Alevi ve Sünni vatandaşlarımızın yıllardır kardeşlik içinde yaşadığı kalabalık ve köklü bir yerleşim yeridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mahallede Sünni vatandaşlarımızın ibadetlerini yerine getirdiği bir cami bulunmaktadır. Bu durum son derece doğal ve olması gereken bir durumdur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde Alevi vatandaşlarımız da inançlarını yaşatmak için kendi imkânlarıyla bir cemevi inşa etmiştir: Zengen Cemevi.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-08%20at%2011_21_59.jpeg" style="height:369px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu cemevinin başkanlığını ise yıllarca devlete hizmet etmiş, hiçbir canı inancından, siyasi kimliğinden dolayı ayrıştırmayan bölge halkının tamamını can olarak kabul eden liyakatli, birikimli,dürüst, sorunları, talepleri çözmek için gecesini,gündüzüne katan, bürokrasiyi iyi tanıyan ve canlara, can oldukları için hizmet etmeye çalışan bir başkan var</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak burada önemli bir gerçek de göz ardı edilmemelidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi Zengen Cemevi’nin de bazı sorunları bulunmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunların başında mülkiyet meselesi, cemevinde hizmet edecek personel eksikliği ve kurumsal destek ihtiyacı gelmektedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-08%20at%2011_25_53.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sorunlar yalnızca bir inanç grubunun sorunu olarak görülmemelidir; aksine bu durum, devletin tüm vatandaşlarına eşit mesafede olmasının bir gereği olarak ele alınmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zengen’de yaşayan Alevi vatandaşlarımızın beklentisi aslında çok basittir: Devleti yanlarında görmek!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devletin en üst düzey temsilcilerinden biri olan Konya Valiliği’nin,</span></p>

<p><span style="color:#000000">yerel yönetimin en büyük kurumu olan Konya Büyükşehir Belediyesi’nin,</span></p>

<p><span style="color:#000000">ve bölgedeki yöneticilerin bu mahalleyi ziyaret ederek vatandaşların sorunlarını dinlemesi, çözüm yolları araması önemli bir mesaj olacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" src="https://www.alevihaberler.com.tr/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-08%20at%2011_30_31.jpeg" style="height:369px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde iktidar partisini temsil eden teşkilatların da sahada daha aktif olması beklenmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Adalet ve Kalkınma Partisi Konya İl Başkanlığı,</span></p>

<p><span style="color:#000000">AK Parti Ereğli İlçe Başkanlığı,</span></p>

<p><span style="color:#000000">ve bölgedeki teşkilat temsilcileri...</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zengen’i ziyaret ederek vatandaşların taleplerini dinleyebilir, sorunların çözümü için köprü olabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü siyaset sadece seçim dönemlerinde kapı çalmak değildir. Siyaset; vatandaşın derdini dinlemek, toplumun tüm kesimleriyle temas kurmak ve devlet ile millet arasındaki bağı güçlendirmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zengen’de yaşayan Alevi vatandaşlarımız “<strong><em>ayrıcalık</em></strong>” istemiyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sadece eşit yurttaşlık hissini yaşamak, devletin kendilerini gördüğünü hissetmek istiyorlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet bazen bir yol yaparak, bazen bir okul açarak, bazen de sadece gidip vatandaşın elini sıkarak varlığını hissettirir. Bir ziyaret bile bazen yılların kırgınlığını onarmaya yetebilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zengen’de yaşayan insanlar bu ülkenin vatandaşıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Vergisini veren, askerlik görevini yapan, gerektiğinde vatanı için canını ortaya koyan insanlardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu nedenle onların beklentisi de aslında çok sade ve insani bir beklentidir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Devlet bizi görsün.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eğer bu ülkenin her vatandaşı eşitse,</span></p>

<p><span style="color:#000000">devletin şefkat eli de Zengen’e kadar uzanmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet büyüklüğü bazen gücüyle değil,</span></p>

<p><span style="color:#000000">vatandaşının gönlünü kazanabilme kabiliyetiyle ölçülür.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 17:51:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD- İSRAİL İTTİFAKININ İRAN KARŞISINDA ŞİMDİLİK YENİLGİSİNE DAİR 20 GÖSTERGE!</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/abd-israil-ittifakinin-iran-karsisinda-simdilik-yenilgisine-dair-20-gosterge-576</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/abd-israil-ittifakinin-iran-karsisinda-simdilik-yenilgisine-dair-20-gosterge-576</guid>
                <description><![CDATA[ABD- İSRAİL İTTİFAKININ İRAN KARŞISINDA ŞİMDİLİK YENİLGİSİNE DAİR 20 GÖSTERGE!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Yani ABD ve İsrail, büyük hesaplarla savaş sahasına girdi; ancak İran’ın gerçekliği onların hesaplarını birer birer bozdu. Görünen o ki bugün, artık kendi düşünce odalarında bile bir “geri dönüş yolu” arama tartışmaları yapılıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">O 20 &nbsp;gösterge şunlardır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;1. Devrim liderinin ortadan kaldırılmasıyla ülkenin ana direğinin çökeceğini sandılar; fakat ayakta duran bir millet ve köklü bir yapının çöküşe izin vermediğini gördüler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;2. Üç günlük bir savaş hayal etmişlerdi; fakat İran direndi ve daha ilk günlerde bu savaşın sonunun kendi ellerinde olmadığını anladılar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;3. Komutanları suikastlarla ortadan kaldırarak ülkenin savunma sütunlarını sarsmak istediler; ancak komuta yapısı düşündüklerinden daha hızlı yeniden kuruldu ve cevaplar daha ağır şekilde devam etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;4. Savaşla eş zamanlı olarak sokakların da alevleneceğini düşündüler; fakat halk akıllıca davrandı ve bu senaryo daha oluşmadan çöktü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;5. Bir kesime korku, diğer kesime cesaret telkin ederek toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmek istediler; ancak savaş, vatanı savunma duygusunu uyandırdı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;6. Ülkenin bazı bölgelerini parçalama hayali kurdular; fakat zamanında yapılan askerî müdahale bu hayali daha başlangıçta gömdü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;7. Direniş cephesinin yorgun ve zayıflamış olduğunu düşündüler; fakat Irak, Hizbullah ve Yemen’den gelen sahadaki cevaplar onları şaşırttı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;8. Emniyet merkezlerine saldırarak şehirlerin güvenliğini çökertmek istediler; fakat zamanında alınan tedbirlerle sadece boş binaları vurabildiler ve halkın güvenliği korundu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;9. Medya savaşıyla bir zafer anlatısı oluşturmak istediler; ancak sahadaki gerçekler o kadar açıktı ki bu iddiaların çoğu çöktü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;10. İran’ın füze kapasitesinin sınırlı olduğunu düşündüler; fakat sahada yeni silahlar ve yeni yöntemlerle karşılaştılar ve adeta donup kaldılar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;11. İran’ın füze<br />
&nbsp;stoklarının kısa sürede tükeneceğini düşündüler; ancak cevapların devam etmesi İran’ın uzun bir savaşa hazır olduğunu gösterdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;12. Savaşı sadece yönetimle bir çatışma gibi göstermek istediler; ancak hastaneler ve insanların evleri hedef alınıp masum öğrencilerin kanı dökülünce bu aldatmaca çöktü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;13. Ülke ekonomisinin çökeceğini ve hizmetlerin aksayacağını umdular; fakat piyasa işleyişi, halkın ihtiyaçlarının karşılanması ve hizmetler devam etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;14. İç siyasi ayrılıkların derinleşmesini beklediler; ancak birçok siyasi akım dış saldırı karşısında yan yana durdu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;15. İran’ın dünyada yalnızlaşacağını düşündüler; fakat İran’ın sesi birçok uluslararası platformda duyuldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;16. İran’a karşı büyük bir ittifak kurulacağını düşündüler; fakat böyle bir uzlaşma hiçbir zaman oluşmadı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;17. Bölge ülkelerinin kendi yanlarında yer alacağını umdular; fakat çoğu ülke savaşın genişlemesinden uzak durdu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;18. Sabotaj ve siber saldırılarla ülke yönetiminde aksama yaratmak istediler; fakat kurumların dayanıklılığı bu planı da etkisiz kıldı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;19. Uluslararası ekonomik etkileri küçümseyebileceklerini düşündüler; fakat küresel piyasaların tepkisi krizin kolayca gizlenemeyeceğini gösterdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;20. Liderliğin ortadan kaldırılması gibi zor anlarda İran’ın karışıklığa düşeceğini sandılar; fakat zamanında alınan kararlar ve Uzmanlar Meclisi gibi önceden öngörülmüş yapılar, velayet sisteminin zor günlere hazır olduğunu gösterdi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 15:17:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SİYASET SİZİN OLSUN, İNANCIMIZA DOKUNMAYIN!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyaset-sizin-olsun-inancimiza-dokunmayin-575</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyaset-sizin-olsun-inancimiza-dokunmayin-575</guid>
                <description><![CDATA[SİYASET SİZİN OLSUN, İNANCIMIZA DOKUNMAYIN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Türkiye’de inanç ile siyaset arasındaki mesafe her zaman hassas olmuştur. Bu mesafe korunduğunda toplumsal barış güçlenir; ihlal edildiğinde ise gerilim kaçınılmaz hâle gelir. Özellikle Alevi toplumu söz konusu olduğunda bu hassasiyet daha da önem kazanır. Çünkü Alevilik yalnızca bir kimlik değil; bir inanç, bir yol, bir irfan geleneğidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">T.C. yasalarına göre kurulan ve statüsü sivil toplum kuruluşu olan dernekler ile cemevleri, hukuken siyasi faaliyette bulunamaz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu durum yalnızca teknik bir mevzuat meselesi değil; aynı zamanda inancın siyaset karşısındaki bağımsızlığını koruyan bir çerçevedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ne var ki son yıllarda bazı Alevi üst kurumlarının söylem ve tutumları, bu sınırların bulanıklaştığı yönünde ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hiç kimse Alevi yurttaşların siyaset yapmasına karşı değildir. Tam tersine; her bireyin siyasi tercih hakkı kutsaldır. Alevi canlarımız diledikleri partide siyaset yapabilir, fikir beyan edebilir, demokratik mücadele verebilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak sorun bireysel tercihler değil; inancın kurumsal yapısının bir siyasi çizginin doğal uzantısı gibi sunulmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik hiçbir partinin arka bahçesi değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hiçbir ideolojinin dolgu malzemesi değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hiçbir siyasi hesabın meşrulaştırıcı aparatı değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnancı temsil makamında bulunan kurumların, toplumu tek bir siyasi eksene mahkûm eden bir dil kullanması hem çoğulculuğa hem de inancın özüne zarar verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemevleri ibadet ve erkân yeridir. Birliğin, lokmanın, muhabbetin mekânıdır. Seçim dönemlerinde verilen mesajların ya da yapılan siyasi çağrıların gölgesinde kalmamalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü inanç mekânı tarafsızlığını kaybettiğinde, o kapıdan giren canların bir kısmı kendini dışlanmış hisseder. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa cemevlerinin kapısı her görüşten, her düşünceden Alevi’ye ve hatta tüm insanlığa açıktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik tarih boyunca adaletin ve hakikatin yanında durmuş; zalime karşı mazlumun sesi olmuştur. Ancak bu tarihsel duruş, herhangi bir siyasi partinin yanında saf tutmak anlamına gelmez. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç; ilkeler üzerinden konuşur, siyaset ise çoğu zaman konjonktür üzerinden hareket eder. İnancın konjonktüre teslim edilmesi, onu zayıflatır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Burada asıl mesele şudur; İnanç kurumları toplumun tamamını temsil eder. İçinde farklı siyasi görüşlerden insanlar vardır. Bir kısmı muhafazakâr olabilir, bir kısmı sosyal demokrat, bir kısmı milliyetçi, bir kısmı apolitik… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kurumsal yapı, bu çeşitliliği kuşatmak zorundadır. Aksi hâlde inancı temsil iddiası zedelenir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç ile siyaset arasındaki sınırın korunması, aslında her iki alanın da sağlığı için gereklidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyaset, inanç üzerinden meşruiyet aramamalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç da siyasetin gündelik tartışmalarına malzeme edilmemelidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü siyaset değişkendir; bugün var olan yarın olmayabilir. Ama inanç, kuşaktan kuşağa taşınan bir emanettir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi toplumu yıllarca ötekileştirme, yok sayılma ve ayrımcılıkla mücadele etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün gelinen noktada en büyük ihtiyaç, kendi içimizde birlik ve sağduyudur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu birlik; bir siyasi çizgi etrafında değil, inancın ortak değerleri etrafında kurulmalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kim siyaset yapmak istiyorsa yapsın. Bu en doğal demokratik haktır. Ancak bunu inancın adını kullanarak, kurumlarını araçsallaştırarak yapmasın. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnancın gücü siyasete yaslanmaktan değil, kendi öz değerlerinden gelir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutulmamalıdır ki inanç siyaset üstüdür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyaset gelip geçicidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç ise kalıcıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyaset sizin olabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama inanç, hepimizin ortak emanetidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve emanet; kişisel ya da kurumsal siyasi hesaplara kurban edilemeyecek kadar değerlidir.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 14:45:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SAVAŞI KİM KAZANIR?</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/savasi-kim-kazanir-574</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/savasi-kim-kazanir-574</guid>
                <description><![CDATA[SAVAŞI KİM KAZANIR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Önce İsrail, ardından ABD askeri kuvvetleri İran’a saldırdı.</p>

<p>Trump ve Netanyahu saldırı gerekçelerini farklı tarihlerde birbirinden bağımsız, farklı şekillerde tanımladılar.</p>

<p>Rejim değişikliği, nükleer silah tehlikesini önlemek, savaşma kapasitesini engellemek, ülkeyi demokratikleştirmek, etnik topluluklara özgürlük vs.</p>

<p>Elbette, bunların hepsi safsatadır ve pınarın üst kısmında durup, kuzuya suyumu bulandırıyorsun diyen kurt kadar ciddiye alınabilir!</p>

<p>5 Mart akşamı Lider Haber TV’de katıldığım Ayşegül Şengül’ün İkna Noktası programında da belirttiğim gibi, İran’a saldırının arkasındaki gerekçenin İsrail’in “<strong><em>güvenlik konsepti</em></strong>” olduğunu düşünüyorum.</p>

<p>İsrail, bölgede varlığını garanti alabilmek için, saldırı gücüne sahip devletleri parçalamak istiyor.</p>

<p>Bölgedeki tüm devletleri parçalayarak savaşma yeteneğini elinden almayı ve böylece varlığını sürdürmeyi planlamak, ciddi sorunları olan bir güvenlik doktrini yaratıyor.</p>

<p>İsrail işbirlikçisi Kürtçü siyasetçilerin pelesenk ettikleri bir cümleyi tersine çevirirsek, tüm bölge halklarının anaları ağlarsa İsrail’in kendisini güvende hissedeceği bir konsept ortaya çıkıyor!</p>

<p>Filistinli analar ağlasın, Suriyeli analar ağlasın, Yemenli analar ağlasın, Libyalı analar ağlasın, İranlı analar ağlasın...</p>

<p>Kısaca; İsrail’in güvenlik doktrini “<em><strong>benim rahat uyumam için herkesin anası ağlasın</strong></em>” diyor!</p>

<p>* * *</p>

<p>Arkasına ABD’nin tüm imkanlarını, Avrupa’nın şahsiyetsiz siyasetçilerini, Ortadoğu’dan devşirdiği paralı askerleri de alsa, İsrail’in bu konsept ile bölgeye ve dünyaya bir “<strong><em>Pax Judaica</em></strong>” dayatabileceği varsayımı hayalden öteye gidemez.</p>

<p>Merkezinde İsrail’in olacağı bir politik ve/veya ekonomik “<em><strong>eksen</strong></em>” yaratma fikri, kendisine kısa süreli işbirlikçiler bulsa da, sonunda tarihin çöplüğüne fırlatılıp atılacak “<strong><em>bir delinin anıları</em></strong>” olarak anılmaya mahkumdur.</p>

<p>* * *</p>

<p>İran’a saldıranlar ve İran’ın parçalanması için planlar yapanların unuttukları iki kritik faktör var.</p>

<p>Birincisi; İran Türk yurdudur.</p>

<p>Türk kültürünün hayatın her alanına sindiği, yoğun sentezlendiği bir ülkedir, İran.</p>

<p>Türkler ise, dünyada en çok savaşçı özellikleri ile bilinirler.</p>

<p>Bunu biz söylemiyoruz. Avrupalılar söylüyor!</p>

<p>Türkleri savaşta üstün kılan özellikleri ise, topları-tüfekleri, teknolojileri vs değildir.</p>

<p>Türkler savaşa güle-oynaya gider!</p>

<p>Davul zurna “<em><strong>asker halayı</strong></em>” çalar!</p>

<p>Analarımız, savaşa gönderdikleri oğullarının saçına kına yakar!</p>

<p>Kınalı kuzularımızdır, savaşan yiğitlerimiz!</p>

<p>İkincisi ise; Türkler, Farslar; bütün Müslümanlar için vatan uğruna savaşarak ölmek şehitlik mertebesine yükselmek anlamına gelir.</p>

<p>İslam’da ölüm bir felaket değil, Allah’a ulaşmaktır.</p>

<p>Şehitlere ise, cennet müjdelenmiştir.</p>

<p>Dolayısı ile, Hem Türk hem de İslam’ı birleştiren bir kuvvetin yaratacağı direnç dünyanın başka bir yerindeki savaşlardan farklı olacaktır.</p>

<p>Bu noktada, İsrail’in ve ABD’nin yapması gereken, devşirme ve paralı askerlerle böyle bir kuvvete karşı zafer kazanma şansını sorgulamak olmalıdır.</p>

<p>* * *</p>

<p>İran’da, 11 Şubat 1979 tarihinde İslam Devrimi ilan edildi.</p>

<p>Daha devleti bile yeniden kuramadan, sadece 19 ay sonra, 25 Eylül 1980’de ABD’nin kışkırttığı Irak lideri Saddam İran’a saldırdı.</p>

<p>İran, en hazırlıksız olduğu dönemde yakalandığı ABD destekli Irak saldırganlığına karşı bile tam 10 yıl direndi.</p>

<p>1 milyona yakın “<em><strong>gönüllü</strong></em>” İran saflarında savaşa katıldı.</p>

<p>Her iki taraftan toplam yaklaşık 1 milyon insan hayatını kaybetti.</p>

<p>Milyonlarca insan savaş yaraları ile gazi oldu.</p>

<p>200 milyar doların üzerinde bir maliyet yaratan savaşta İran’da “<strong><em>halk son nefesine kadar</em></strong>” mücadele kararlılığına sahipken, Irak’ta Kürtler, Şii Araplar vs savaşa katılmak istemediler.</p>

<p>Saddam ABD planı olan İran’la savaş uğruna kendi halkını da katletti.</p>

<p>Buraya yeri gelmişken bir parantez açalım: İsrail arka planlı “<strong><em>sahte Sünni</em></strong>” bazı hesaplar sürekli İran’ın aslında ABD ve İsrail ile işbirliği içinde olduğu iddiasını yayarken, daha devrimin birinci yılında Saddam’ın ABD planı kapsamında İran’a saldırdığını gizlerler.</p>

<p>* * *</p>

<p>Avrupa “<em><strong>gerilla savaşı</strong></em>” kavramını Napolyon Bonapart’ın İspanya’yı işgali ile öğrendi. Guerra/savaş kelimesinden türetilen “<em><strong>Gerilla</strong></em>” İspanyolcada "<em><strong>küçük savaş</strong></em>" anlamına gelir.</p>

<p>Bugün “<em><strong>gayrı nizami harp</strong></em>” da denilen bu savaş türü, Asya’da en az 2000 yıldır biliniyor. Dünya ölçeğinde bu konuyla bağlantılı olarak gündeme gelmesi ise, Hasan Sabbah’ın “<em><strong>Fedailer</strong></em>”i nedeniyle olmuştu.</p>

<p>1124 yılında Alamut kalesinde hayata veda eden Hasan bin Ali bin Muhammed bin Cafer bin Hüseyin bin Sabbah el-Hamari tarafında kurulan “<strong><em>Cennetin Fedaileri</em></strong>”, savaşı orduların çarpışmasında alıp, kalın kale duvarlarının arkasında bulunan saraylarda bireysel hayatın güvensizliğini yaymışlardı.</p>

<p>Bilindiği gibi, hayatını İsmailî öğretisini yaymaya adayan Hasan Sabbah, Selçuklu veziri Nizam’ül Mülk’ün düşmanca yaklaşımı üzerine “<em><strong>Fedailer</strong></em>” teşkilatını kurmuş ve Selçuklu saraylarında İsmailîlere karşı şiddet uygulayan devlet yöneticilerini suikastlerle ortadan kaldırmıştı.</p>

<p>Fedailer, “<em><strong>adanmışlık</strong></em>” ile bağlı oldukları ülküleri için hayatlarını feda etmeye hazır kimselerdir.</p>

<p>* * *</p>

<p>“<strong><em>İnsanlar zalimi görürler de duyarsız kalır onun zulmüne mâni olmazlarsa, hiç şüphe yok ki Allah’ın azabı herkesi kuşatır.</em></strong>”</p>

<p>İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in bu sözü, hepimiz için karşılaştığımız veya tanık olduğumuz zulme karşı nasıl tutum alacağımızı belirleyen temel kriterdir.</p>

<p>Mazlumun dini, dili, ırkı, siyasi fikri bizi ilgilendirmez.</p>

<p>Müslüman olarak görevimiz zulme mani olmaktır. Bunu yapmadığımız takdirde azapla karşılaşacağımız bildirilmiştir.</p>

<p>Bunun da ötesinde, Hz. Peygamber, “<strong><em>En büyük cihat, zalim bir idareci karşısında hiç çekinmeden hakkı söylemektir.</em></strong>” diyor.</p>

<p>Bunun anlamı zulümle savaşmak, cihat etmektir; yani, Allah’ın dinini yaymak, dini emirleri yaşamak ve iyiliği hâkim kılmak için yapılan mücadelenin kendisidir!</p>

<p>Dünyanın en büyük zalimi emperyalizm ve siyonizmdir. Dolayısı ile, emperyalizmin ve siyonizmin zulmüne karşı mücadele etmek bir Müslüman için cihattır.</p>

<p>Cihatı reddemek, İslam’ı reddetmek demektir.</p>

<p>* * *</p>

<p>Dünyanın başka yerlerinde de benzer örnekler olmakla birlikte, hem Çanakkale savaşlarında ve hem de İstiklal Savaşı’mızda gördük ki, savaşları teknolojiler kazanmıyor.</p>

<p>Uçaklar, tanklar, toplar insan olmadığında bir işe yaramıyor.</p>

<p>Savaşları insanlar kazanıyor; halk kazanıyor.</p>

<p>Halk kimin yanında ise, savaşı o kazanıyor.</p>

<p>Mustafa Kemal Atatürk bir savaş dahisi olduğu için değil, ileri teknoloji silahlara sahip olduğu için değil, ancak halkı yanına aldığı için İstiklal Savaşı’na liderlik yapabildi ve sonunda kazandı.</p>

<p>Napolyon da, Hitler de Rusya’da halkı arkasına alamadığı için kaybetti.</p>

<p>İran İslam Devrimi’nin lideri Ruhullah Humeyni 1 Şubat 1979’da Tahran havalimanına geldiğinde yanında tek bir tabanca bile yoktu!</p>

<p>Ama, milyonlarca İranlı onun için orada toplanmıştı.</p>

<p>Bugün de siyonist İsrail ve emperyalist ABD birlikte İran’ı bombalayabilir, büyük tahribatlar, kitlesel katliamlar yapabilirler.</p>

<p>Ama, İran halkının tercihi savaşı kimin kazanacağını belirleyecek olan yegane kıstastır.</p>

<p>Çünkü, bütün savaşları hep halk kazanır!&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 00:00:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TİLKİNİN KUYRUĞU, KURTUN AKLI!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/tilkinin-kuyrugu-kurtun-akli-573</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/tilkinin-kuyrugu-kurtun-akli-573</guid>
                <description><![CDATA[TİLKİNİN KUYRUĞU, KURTUN AKLI!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Siyaset sahnesi, masalların sandığımız kadar uzağında değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bazen kürsülerde, bazen kapalı kapılar ardında, bazen de en masum görünen toplantılarda eski bir hikâye yeniden yazılır: Tilki ile kurt hikâyesi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Keloğlan masallarında olduğu gibi Anadolu anlatılarında tilki hep kurnazdır. İnce hesap yapar. Birini diğerine düşürür, sonra kenara çekilip sonucu izler. </span></p>

<p><span style="color:#000000">En büyük sermayesi zekâsı değil; zekâsını kullanma biçimidir. Fakat çoğu hikâyede gözden kaçan bir ayrıntı vardır: Tilki her planında biraz daha yalnızlaşır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kurt ise başka bir semboldür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Masallarda çoğu zaman serttir, hatta kimi anlatılarda ürkütücüdür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama bir özelliği nettir: Sürüsünü korur. İnce hesapların değil, açık tavrın temsilcisidir. Hilesi az, bedeli çoktur. O yüzden kısa vadede değil, uzun vadede anlaşılır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugünün siyasal ve yönetsel ikliminde de bu iki karaktere rastlamak mümkündür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir tarafta makamı, bulunduğu konumu bir satranç tahtası gibi görenler vardır. İnsanları hamle olarak değerlendirenler… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yetkiyi, güven üretmek için değil üstünlük kurmak için kullananlar… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Onlar için başarı; karşı tarafın zayıflamasıyla ölçülür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Diğer tarafta ise yetkiyi emanet sayanlar vardır. Konuşurken hesap değil sorumluluk düşünenler… </span></p>

<p><span style="color:#000000">İttifak kurarken çıkar değil ilke gözetenler… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Onlar için başarı; birlikte ayakta kalabilmektir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tilki tipi yönetim anlayışı hızlı sonuç verir. Kısa vadede etkileyici görünür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü korku hızlı yayılır, manipülasyon hızlı işler, çıkar ilişkileri hızlı kurulur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat aynı hızla çözülür. İnce hesapların ömrü, güvenin ömründen her zaman daha kısadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kurt tipi duruş ise yavaştır. Güven inşa etmek zaman ister. İnsanları karşı karşıya getirmek kolaydır; bir arada tutmak zordur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama kalıcılık da zaten zorlu olandan doğar.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyaset yalnızca zeka oyunu değildir; karakter sınavıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yetki yalnızca imza atma gücü değildir; emaneti taşıma yüküdür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplum hafızası sandığımızdan daha derindir. Bugün alkışlayan kalabalıklar yarın sorgulayabilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün “<em><strong>en akıllı hamle</strong></em>” diye sunulan taktikler, yarın güven kaybının başlangıcı olabilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü insanlar er ya da geç şunu fark eder: Kendileri bir planın parçası mıydı, yoksa bir değerin öznesi mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Masalların verdiği ders açıktır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tilki çoğu zaman ilk oyunu kazanır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama hikâyenin sonunda kazanan genellikle güven ve kararlılıktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kuyruğuyla övünen, bir gün o kuyruğu kaybedebilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aklını ilkeyle birleştiren ise yalnız kalmaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün dönüp kendimize sormamız gereken soru şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz hangi hikâyenin parçasıyız? </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnce hesapların geçici parıltısının mı, yoksa duruşun kalıcı izinin mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü siyaset günü kurtarma sanatı değil; yarına iz bırakma meselesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve tarih, kurnazları değil, güven verenleri yazar.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 16:33:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KİMSE ALEVİLERE AYAR VERMESİN!</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kimse-alevilere-ayar-vermesin-572</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kimse-alevilere-ayar-vermesin-572</guid>
                <description><![CDATA[KİMSE ALEVİLERE AYAR VERMESİN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Son dönemde, özellikle kamusal görev ve temsil makamlarında bulunan bazı kişilerin, sahip oldukları yetkinin gölgesine sığınarak Alevilere “<strong><em>ya benimlesin ya da değilsin</em></strong>” şeklinde ültimatom vermeye kalkışmaları, yalnızca siyasal nezaket açısından değil; toplumsal barış ve inanç özgürlüğü bakımından da son derece sakıncalıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hiç kimse, aldığı makamı bir inanç topluluğuna ayar verme aracı olarak kullanma hakkına sahip değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevilik; tarih boyunca bedel ödemiş, baskıya rağmen yolundan dönmemiş, vicdanı ve adaleti merkeze alan kadim bir inanç ve yaşam öğretisidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yol; günübirlik siyasi hesaplara, kişisel kariyer planlarına ya da makam hırsına indirgenebilecek kadar sığ değildir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Üç kuruşluk ikbal uğruna yön verilecek, hizaya sokulacak bir toplumsal yapı da değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Makamlar geçicidir. İnançlar ve toplumsal hafıza kalıcıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün bulundukları koltuklardan güç devşirerek topluma üst perdeden konuşanlar şunu unutmamalıdır: O koltuklar şahsi mülk değildir. O makamlar, halkın iradesiyle emanet edilmiştir. Emanet, sahibinin rızasına dayanır; dayatma ile korunmaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendisini toplumun üzerinde konumlandıran her anlayış, eninde sonunda toplumsal vicvandan döner.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliği kendi dar ideolojik kalıplarına göre tanımlamaya kalkışanlar, önce bu yolun tarihsel derinliğini ve felsefi omurgasını anlamak zorundadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu öğreti; rızalığa dayanır, zorbalığa değil. İkrar ile yürür, tehdit ile değil. Yol bir gönül işidir; makam talimatıyla şekillenmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir makam sahibinin görevi, temsil ettiği topluluğa mesafe koymak değil; o topluluğun farklılıklarını kuşatmaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Devlet ciddiyeti ya da kurumsal temsil, ayrıştırıcı bir üslup değil; birleştirici bir dil gerektirir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Benimle değilsen karşımdasın</em></strong>” anlayışı, demokratik olgunluk değil, otoriter refleks göstergesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler, tarih boyunca kendilerine yöneltilen baskılara rağmen kimliklerinden vazgeçmemiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bugün de vazgeçmeyeceklerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hiç kimse, makamının gölgesine saklanarak bir inanç topluluğunu hizaya çekmeye kalkmasın.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şu bilinmelidir ki; o makamların gerçek sahibi halktır. O görevler, kişisel ikbal alanı değil; kamusal sorumluluk alanıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Emaneti veren irade, gerektiğinde o emaneti geri almayı da bilir. Bu, demokrasinin en temel ilkesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumsal barış; saygı ile mümkündür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç özgürlüğü; dayatma ile değil, karşılıklı rıza ile korunur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviliğe ayar vermeye çalışan her anlayış, aslında kendi demokratik sınırlarını zorlamaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Makam geçer. Güç dağılır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama hakikat yerinde durur.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 17:52:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD-SİYONİST SALDIRGANLIĞI ÖNLENEBİLİR Mİ?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/abd-siyonist-saldirganligi-onlenebilir-mi-571</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/abd-siyonist-saldirganligi-onlenebilir-mi-571</guid>
                <description><![CDATA[ABD-SİYONİST SALDIRGANLIĞI ÖNLENEBİLİR Mİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">ABD-Siyonist İsrail ittifakının Ortadoğu’daki saldırganlığı bir atağa daha geçmiş bulunmaktadır. İki binli yılların başında harekete geçen bu şer ittifakı, Irak, Libya, Suriye, Venezuela’dan sonra İran’a karşı topeykun imha saldırılarını başlatmış görünmektedir. Bugünkü makalemize şer ittifakının amacı ve ona karşı ne yapılması gerektiği üzerinde duracağız. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Makalemize başlamadan önce, </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Nato üslerinden ABD’nin yararlandırılmayacağını açıklaması doğru bir karar olmuştur</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Ancak, gerek ülkemizdeki bazı siyasi partiler gerekse de “büyük devletler” olarak bildiğimiz Çin ve Rusya dahil, bu şer ittifakına karşı “ılımlı” ve “tarafsız” açıklamalar yapmaktadırlar. “</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>İki taraf da</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>saldırılarına son vermelidir”</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;&nbsp;şeklinde beyanlarda bulunmaktadırlar. Oysa saldıran taraf ABD ve Siyonist İsrail’dir. Bir tarafta ülkesini savunan İran, diğer tarafta saldıran ABD ve Siyonist İsrail bulunmaktadır. Silah bırakması gereken saldıran taraf olmalıdır. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Peki bu tür açıklamalar, şer ittifakının saldırganlığını durdurabilir mi? Bu soruya tarihteki örneklerle cevap verelim. Adolf Hitler, ikinci dünya savaşını neden başlattı? &nbsp;</strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Almanya Avrupa ülkeleri arasında sanayi devrimine son katılan ülke olduğu için dünya pazarlarındaki paylaşıma geç kalmıştı. Zira dünya pazarları ABD, İngiltere, Fransa arasında paylaşılmıştı. Almanya burjuvazisi pazarlarda kendisine pay istiyordu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Adolf Hitler, Alman burjuvazisinin isteklerini yerine getirmek için seçilmiş bir figürdü. Onların desteği ile iktidara gelmişti. Alman sanayi devlerinin hammadde ve doğal kaynaklara ihtiyacı vardı. Oysa, bu hammaddelerin bulunduğu ülkeler İngiltere ve Fransa’nın denetimi altında bulunuyordu. Bunları alt etmeden bu hammade kaynaklarına ulaşamayacaklarıını biliyorlardı. Fransa, İngiltere hatta o dönem Sovyetler Birliği’nin başında bulunan yöneticileri, Almanya’nın bu taleplerini bilmelerine rağmen, gerekli önlemleri almadılar. Hitler’in önce Çekoslovakya’yı daha sonra da Polonya’yı işgaline sessiz kaldılar. Hatta o dönem Sovyetler Birliği’nin başında bulunan Josef Stalin, Hitler ile saldırmazlık paktı imzalamıştı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İşte o dönem Avrupa ülkelerinde yönetici pozisyonunda bulunanlar, Hitler’in saldırılarına gerekli sert bir tepki vermekten kaçındılar. Yer yer tavizler de verdiler. Ne zaman ki Hitler’in Fransa, Belçika, Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerindeki işgal saldırıları başlayınca kendilerine geldiler.</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;Ancak “Atı alan Üsküdar’ı geçmişti.”</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;Çok geç kalmışlardı. Hitler gerekli hazırlıklarını tamamlamış, Sovyetler Birliği de dahil, bütün Avrupa’yı işgale başlamıştı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Avrupa’daki yöneticilerin Hitler’i yatıştırma ve taviz politikaları çok pahalıya mal oldu. Milyonlarca insan hayatını kaybetti. Yüzlerce şehir ve kasaba yerle bir oldu. Oysa, saldırgana karşı zamanında gerekli tavır ve önlemler alınmış olsaydı, kayıplar en aza indirgenebilirdi. </strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İşte aynı tutum, yani Hitler Almanya’sına gösterilen ikircikli ve yumuşak tepkiler, Donald Trump ve Siyonist İsrail saldırganlığında tekrar edilmektedir. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Bu politikanın sonu ikinci bir Hitler olayına doğru gitmektedir. Zira, Trump’un başında bulunduğu ABD’nin bugünkü amacı ile Hitler Almanya’sının talepleri arasında benzerlikler bulunmaktadır.</strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">ABD’nin hem dünya ticaretindeki payı hem de üretimdeki payı hergün azalmaktadır. Karşılığı olmayan doların etkinliği ve askeri gücün sağladığı haraç düzeni her geçen gün sallanmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Ekonomik ve askeri alandaki eski rakibi doğu bloku çökmüş, onun yerini Çin doldurmaya başlamış. ABD, Çin’in gelişimini engellemek için doğal kaynaklarını temin ettiği ülkeleri askeri eylemlerle denetim almaya çalışmaktadır. Gerek Venezuela gerek İran, Çin’e petrol ve doğalgaz sağlayan ülkelerin başında geliyordu. Venezuela’yı denetim altına aldılar. Şimdi, aynısını İran’da uygulamak istemektedirler. Yani, İran’a yapılan saldırının esas amacı Çin’e giden petrolü engellemek, İran’ın doğal kaynaklarına el koymaktır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Trump’ın başında bulunduğu ABD, sadece petrol ve doğalgaz zengini ülkeleri değil, Kanada ve bir Avrupa ülkesi olan Danimarka’ya ait Grönland’ı da istemektedir. Zira Grönland ve Kanada hem nadir elementler bakımından zegin hem de stratejik açıdan önemli bir konumda bulunmaktadırlar. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yani, kısaca Kanada ile birlikte Avrupa ülkeleri de ABD’nin tehdidi altındadır. Nitekim bu tehlikeyi fark eden İngiltere, ABD’nin İran saldırısına destek vermeyeceğini ve askeri üslerini kullandırtmayacağını açıkladı. İngiltere’nin bu tutumu bir dünya imparatorluğu kurmuş olmasından gelmektedir. ABD’nin amacının ne olduğunu görmüş, şimdiden kendisine ait olan COMMONWEALTH bölgesi ile İngiliz Milletler Topluluğu ülkeleri olan Kanada, Avustralya, Yeni Zelenda’nın koruması altında olduğunu göstermek istemiştir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Avrupa ülkeleri içinde ABD’ye en açık tavrı İngiltere almış gözükmektedir. Ancak Fransa’nın da İngiltere’ye yakın duracağını tahmin edebiliriz. Zira Fransa’nın çıkarları ile ABD’nin çıkarları da çatışmaktadır. Gerek İngiltere’nin gerekse Fransa’nın ABD’den bağımsız politika izlemelerinin dayanağı bulunmaktadır. Hem bir orduları hem de nükleer silahları bulunmaktadır. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>En zor durumda kalacak olan Almanya olacaktır. Zira ne bir ordusu ne de nükleer silahı bulunmaktadır</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Üstelik ABD’nin işgali altındadır. ABD’nin Almanya’da onlarca üssü ve binlerce askeri bulunmaktadır. Dolayısıyla ABD karşıtı bir politika izlemesi mümkün değildir. Diğer Avrupa ülkeleri içinde Polonya’nın ve Finlandiya’nın yeterli olmazsa da bir ordusu bulunmaktadır. Rusya ise, Ukrayna ile uğraşmaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Sonuç olarak, ABD’nin dünyadaki saldırganlığına karşı koyabilecek üç güç ortaya çıkmaktadır. Çin, İngiltere ve Fransa. Eğer bu ülkeler ABD’ye karşı dik durup, kararlı bir duruş gösterirlerse, ABD’yi frenleyebilirler. Aksi taktirde, üçüncü dünya savaşı kaçınılmaz olacaktır. Türkiye bu çatışmalardan mümkün olduğu kadar uzak durmalı ve tarfasızlığını korumalıdır. </strong></span></span></strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 00:14:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NİÇİN MEZHEPÇİ DEĞİLİM?</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/nicin-mezhepci-degilim-570</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/nicin-mezhepci-degilim-570</guid>
                <description><![CDATA[NİÇİN MEZHEPÇİ DEĞİLİM?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Beni mezhepçilikten koparan ayet şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَىٰ كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ ۖ وَمَا نَرَىٰ مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاءُ ۚ لَقَد تَّقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ</span></p>

<p><span style="color:#000000">-“<em><strong>Andolsun ki sizi ilk defa yarattığımız gibi bize teker teker geldiniz. Size verdiğimiz şeyleri arkanızda bıraktınız. Hakkınızda (Allah’a) ortak olduklarını iddia ettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz. Aranızdaki bağlar kopmuş ve iddia ettikleriniz sizden kaybolup gitmiştir.</strong></em>” (Enam: 94)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kuranda geçen Ayetten şunu anladım:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu dünyada onurlu bir insanın onurlu bir yere tutunabilmesi için, önce onun hesabının kendisi tarafından tutulması gerekir ve bunun gerçekleşmesi için de ona fırsat verilmelidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani Allah bu ayette insanlara diyor ki;</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “<em><strong>Her birinizi tek tek hesaba çekeceğiz.</strong></em>” (Enam: 94)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kimse kimseden sorumlu değildir, kimse kimsenin hesabını vermeyecektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu benim akrabamdır, dostumdur, alimimdir, şeyhimdir, seyyidimdir, kavsimdir, mezhebimdir, tarikatımdır, vs. gibi şeyler yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mademki fert fert hesap vereceksek ve bu dünyada teker teker siz ne yaptınız diye sorguya çekileceksek, demezler mi ki o zaman, müsaade edin de bana sorulacak hesabın tarihini, hikayesini benim kendim burada yazayım! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü bir tek kendimin buna karşı kapasitem ve tecrübem vardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayrıca bütün bu akıl ve tecrübemi destekleyecek bir “<em><strong>ilahi vahiy</strong></em>” ve bir Kitab-ı Kerim’de mevcuttur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu üçünü (aklımı-tecrübemi ve kitabı) birbiriyle çatışan değil, birbirini destekleyen bir entegre yapı içerisinde götürdüğümde, zihinsel olarak kesinlik, kalbi olarak da beni tatmin eden bir yaşam felsefesi ve bir dünya görüşüne ulaşmış olurum!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kısacası; evet, hepimiz bir dünya görüşüne, bir mezhebe ve mektebe sahip olabiliriz. Bu dünya görüşüne kelam, hadis, felsefe, tefsir vs. üzerinden bir doktrin ya da bir bilim şeklinde de sahip olabiliriz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani Kur’an ve Sünnetin çizdiği bir ufuk ve onların bir bilimsel tarafı, kendilerini argüman, kanıt ve hüccetleriyle destekledikleri yapıları, bütün bu disiplinlerin dışında yer alan bir dünya görüşüne de sahip olmalıyız.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nihayetinde dünya görüşü dediğimiz şey, hangi din ve mezhepten olursa olsun, bir Müslüman, gayri Müslim ve bir insan içindir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat şunu da unutmamalıyız ki, dünyadaki insanlara saf ve salt mezhep, din ve kültür sunulmamış ve sunulmuyor! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunlardan her biri, bir meta şeklinde ve elbiseye büründürülerek sunuluyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Örneğin her bir inanç ve mezhep, çok güzel vaadler vererek bizlere sunuluyor! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hristiyanlığın verdiği vaadler bir başka, Sünnilik ve Şiiliğin vaadleri bir başkadır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hristiyanlık, İnciller ile birlikte dolarlar, Yahudilik vaad edilmiş topraklar, Sünnilik dünyevi güç ve makam, Şiilik şehadet ve ahiret sunuyor!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kültürlerde öyle! Mesela batı kültürü bizlere bir telefon, uydu, uçak vs. ile geliyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Artık sözlü inanç ve kültürün hiçbir değeri olmuyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Her biri farklı bir ritüel ve farklı bir kiyafetler içerisinde bizlere sunuluyor!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 18:45:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VAAD EDİLENİN TECELLİSİ VE BATI’NIN SONU</title>
                <category>Meryem Gülbetekin</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/vaad-edilenin-tecellisi-ve-batinin-sonu-569</link>
                <author>mrymglbtkn76@gmail.com (Meryem Gülbetekin)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/vaad-edilenin-tecellisi-ve-batinin-sonu-569</guid>
                <description><![CDATA[VAAD EDİLENİN TECELLİSİ VE BATI’NIN SONU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Tarih, dairesel bir yürüyüşün son durağına ulaştığında; Mezopotamya’nın tozlu yollarından yükselen o ilahi nida, Tel Aviv’in beton kulelerini ve Washington’ın mermer sütunlarını temelinden sarstı. Bu savaşta İran, sadece bir ulus devlet olarak değil, "Vadedilmiş Günün" (Yevm-ül Mev’ud) muhafızı olarak kılıç kuşandı.</span></p>

<ol>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><strong>Horasan’ın Siyah Sancakları ve Mehdi’nin Gölgesi</strong></span></p>
	</li>
</ol>

<p><span style="color:#000000">İslami ezoterizmde (özellikle Şii irfanında) Horasan’dan çıkacak olan siyah sancaklıların, Kudüs’e (Kudüs-ü Şerif) ulaşana dek durmayacağı müjdesi, bu savaşın ruhani motoruydu. Batı’nın "Deccal" (Anti-Christ) sistemi olarak kodlanan materyalist hegemonyası, İmam Mehdi’nin manevi tasarrufu altındaki bu ordu karşısında bir illüzyon gibi dağılacaktır. • Ezoterik Sır: Savaş, nükleer başlıklarla değil; Zülfikar’ın manevi frekansı ve gayb aleminden gelen "Rical-ul Gayb" (Görünmez Erler) yardımıyla kazanılacaktır.</span></p>

<ol>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><strong>Fraşokereti: Dünyanın Yenilenmesi</strong></span></p>
	</li>
</ol>

<p><span style="color:#000000">Zerdüşt öğretisinde, iyiliğin kötülüğü nihai olarak mağlup ettiği o büyük ana Fraşokereti denir. İran coğrafyası, bu kadim öğretide "Işığın Ülkesi" (Aryanam Vaejah) olarak tasvir edilir. • ABD ve İsrail’in temsil ettiği "Druj" (Yalan ve Kaos), bu son savaşta "Asha" (Hakikat ve Düzen) karşısında diz çökecektir. • Siyonist ve emperyalist yapılar, kadim metinlerdeki çok başlı ejderha Azi Dahaka gibi, kendi hırslarının ateşinde boğulacaktır.</span></p>

<ol>
	<li>
	<p><span style="color:#000000"><strong>Gnostik Bir Uyanış: Ruhun Maddeye Galebesi</strong></span></p>
	</li>
</ol>

<p><span style="color:#000000">İsrail’in "Demir Kubbe"si, sadece fiziksel bir savunma değil, Batı’nın maddeye olan aşırı güveninin bir simgesiydi. Ancak İran’ın seccadelerden yükselen toplu tefekkürü, bu "demir" ağları ruhsal bir asitle eritti. Ezoterik açıdan bu, Akl-ı Küll’ün (Evrensel Akıl), nefsani ve dünyevi hırslara karşı mutlak galibiyetidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Kaynakça:</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">İslami ve Hadis Kaynakları: </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Bihar’ul Envar (Allame Meclisi): Özellikle "Kitab-ül Gaybe" bölümü; ahir zamanda doğudan (İran/Horasan) gelecek ve hakikati tesis edecek olan orduların vasıfları. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Gaybet-i Numani: İmam Mehdi’nin zuhur alametleri ve Siyonist/materyalist sistemlerin çöküşüne dair gnostik yorumlar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Muhyiddin İbnü'l-Arabî (Fütuhat-ı Mekkiyye): "Vela" (manevi otorite) kavramı ve Doğu’nun ruhani liderliği üzerine metafizik çözümlemeler. Zerdüştî ve Kadim Pers Kaynakları: </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Avesta (Zamyad Yaşt): "Xwarenah" (İlahi Nur/İnayet) kavramı. Bu nurun, layık olan hükümdarlara ve millete geçtiğinde onları yenilmez kıldığına dair anlatılar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Bundahişn: Dünyanın yaratılışı ve son savaştaki (Ragnarok benzeri) ruhsal saflaşma evreleri. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Şahname (Firdevsi): İran’ın "ebedi ruhu"nun (Fravashi), karanlık güçlere karşı her zaman yeniden doğacağına dair epik ve batıni altyapı. Gelenekselci ve Mistik Filozoflar: </span></p>

<p><span style="color:#000000">• Henry Corbin: "İran İslamı’nda Manevi Varlık" (En Islam Iranien) eserindeki "Işık Şehri" ve "Huraqalya" (Misal Alemi) kavramları. </span></p>

<p><span style="color:#000000">• René Guénon (Abdülvahid Yahya): "Modern Dünyanın Bunalımı" ve "Niceliğin Egemenliği" eserlerinde tarif edilen; modern Batı’nın ruhsuz yapısının, geleneksel/manevi bir güç karşısında kaçınılmaz çöküşü.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 13:21:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/07/meryem-gulbetekin-1753709226.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>URFALI ALEVİ-BEKTAŞİ ŞAİRİ: BABA CEMÎ: 2</title>
                <category>Aşir Kayabaşı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/urfali-alevi-bektasi-sairi-baba-cemi-2-568</link>
                <author>kayabasi@gmail.com (Aşir Kayabaşı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/urfali-alevi-bektasi-sairi-baba-cemi-2-568</guid>
                <description><![CDATA[URFALI ALEVİ-BEKTAŞİ ŞAİRİ: BABA CEMÎ: 2]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Türk milli, manevi ve kültürel değerlerinde yer alan “Baba” sıfatı Gök Türk ve Büyük Selçuklu devletinde hem devlet başkanının hem de askerî misyonlu Alp Erenlerin “ocak” kültü açısından inançsal sıfatıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Fergâna’da Türkler kendi şeyhlerine Bab, yâni Baba nâmını veriyorlardı…. Bu suretle eski ozanların yerini, ata veya bab ünvanlı birtakım dervişler almıştı.”1</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Göktürk Kağanlarının “Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım… yoksul milleti zengin ettim, aç halkı doyurdum, çıplak halkı giydirdim, az halkı çoğalttım.” * ifadesi ile beliren eski Türklerdeki “Velayet-i Pederâne” (Baba gibi koruyuculuk) sıfatı Büyük Selçuklu Sultanlarında da mevcut olup, * devletin başında milletine karşı baba mevkiinde bulunmaları, onlara bu göçebe Oğuzlara yurt bulmak vazifesini yüklüyordu.”2.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu milli ve karakteristik özellik yurdu korumak ve yönetmek sorumluluğunda olan devlet başkanı günümüzde “Devlet Baba” deyimiyle ifade edilirken, Alp Eren olarak Alevi-Bektaşi inancında da “Baba” sıfatı olarak yerini almıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu babalardan biri de İmparatorluğun zor gününde gönüllü olarak asker yazılarak Karadağ Savaşı’na katılmış, orada şehit olunca “gayb erenlerine” karışmış, savaşa giderken gördükleri ve yaşadıkları zorlukları dizeleştirdiği şiirleri Urfa Tereke Hakimliğine gönderilmiş, ancak günümüzde Türkçeleştirilerek kamuoyuna ulaştırılmıştır</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Prof. Dr. Fuat Köprülü, Avrupa’da sunduğu bilimsel bildirilerinde bu Anadolu’ya ilk gelenlerin Alevi olduklarını vurgulamaktadır. * Tasavvufu Anadolu’ya getirenlerin de Türk-Türkmenler olduğu bilinmektedir.”3 *</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Özetle denilebilir ki, Anadolu’nun tüm yörelerinde Baba diye anılan dergâh ve yatırlar, Bektaşilik dergâh ve Erenlerinden başka bir şey değildir.”4</span></p>

<p><span style="color:#000000">Urfalı Alevi-Bektaşi Babalarından olan Şair Cemî iyi ki dizelerinde Alevi olduğunu kendisi dile getirmiş. Dizelerdeki “Pirî üstadım” Baba Cemî’nin “pirim ve üstadım” diye vurguladığı Kızıldeli Sultan’ı, Alevi-Bektaşi Yedi Ulu ozanlarından Virani ise şöyle tasvir etmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Ey Virani idamenin elden koma şahın müdam</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ta olasın gün be gün şahın yolunda müstedam</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nur-u Ahmed Haydar-ı Kerrarımız Kızıldeli</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kande baksak dem be dem didarımız Kızıldeli”</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Kızıldeli; “Seyyid Ali Sultan, Bektaşî tarikatının en önde gelen mürşitlerinden birisidir. Dimetoka civarlarında kurmuş olduğu tekkesinin hemen yanından geçen Kızıldeli ırmağı sebebiyle kendisine yakıştırılmış olduğunu tahmin ettiğimiz ‘Kızıldeli’ lakabıyla da anılmaktdır.”5.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Baba Cemî dara düştüğünde ayrıca Urfa’da Hekim Dede ve Şeyh Maksut (Dede-i Horasanî)’yi şöyle imdada çağırır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüklendi ekipler ileri vardı</span></p>

<p><span style="color:#000000">Amik ovasında haymayı kurdu</span></p>

<p><span style="color:#000000">Acemi asker saraldı soldu</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hekim Dede* bize imdad yirisün</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Şeyh Maksud* ile Hızır İlyası</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nüfuzu bizimle bile yirisün</span></p>

<p><span style="color:#000000">Enkara sırası çok hadden aşdı</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biçare neferin beli bürüşdü.”6</span></p>

<p><span style="color:#000000">Urfa manevi atmosferinde önemli bir yeri olan Buluntu Hoca Hac’da; Arafat’ta Urfa’ya doğru üç adım atar ve “Ya Şeyh Mes’ud bize yardıma gel” der. O sırada kendilerine doğru elinde bir bastonla bir ihtiyarın geldiğini gördü. İhtiyar, annesinin nesi olduğunu sordu. Buluntu da birden hastalandığını kalkamadığını söyledi. İhtiyar korkma iyileşir dedi ve gitti. O sırada annesi uyandı ve kalktı, oğlum ben iyileştim dedi. Buluntu Hoca nasıl olduğunu sorduğunda, rüyamda Şeyh Mes’ud gelerek bastonuyla üzerimi meshetti ve hastalığım geçti dedi.”7</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Dede Korkut adındaki “dede” kelimesinin Korkut adı kadar eski olmadığı ve bunun efsanevi Korkut’un yaşlılığını vasıflandırmak için asıl ada sonradan eklendiği şüphesizdir. Oğuz rivayetlerinde Korkut adının bazan dedesiz olarak sadece Korkut, bazan da Korkut Ata şeklinde geçmesi bunu açıkça göstermektedir…”8</span></p>

<p><span style="color:#000000">Urfa, “Şehrindeki bir diğer zâviye Şeyh Mes’ûd Dede-i Horasanî Zaviyesidir. Mes’ûd Dede, adından anlaşılacağı üzere Horasan’dan gelen * şeyhlerden biridir. Zâviyenin, yakınındaki 579/1183 tarihli bir sarnıç kitabesinde kendisi tarafından (“Said oğlu Nişabur’lu Mes’ûd”) yaptırıldığı belirtiliyor”9 *</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Urfa’da Zahid ve abidlerin de varlığını kabul etmek gerekir. Bu böyle olduğu gibi yine, tasavvufi hareketlerin de özellikle görüldüğü şehirlerden biri olduğu da oldukça kabul gördüğü kesindir. Zahid ve sufilerin çok olduğu bölgelerde, tasavvufun, tamamen teşkilatlanarak yerleşmesi XII. Yüzyıl sonları ve XIII. yüzyıl başlarına rastlamaktadır. Urfa’ nın kendi içinde yetişen mutasavvıfları olduğu gibi Urfa dışından gelen mutasavvıflar da bulunmaktadır. Urfa’ya dışardan gelen mutasavvıfların hemen hepsi Horasan taraflarından gelmişlerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunların içinde ehlisünnet olmayan Bektaşiliğe meyilli çok az derviş bulunmakta idi. Halk bu veli kullara azami saygıyı gösteriyor, bir kısmı bunlara intisap ederek tarikatlarına giriyordu. Bunlar Urfa’da tekkeler ve zaviyeler de inşa ederek, kendilerine bir mesken ve ibadethane yapıyorlardı.”10</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç: Şeyh Mesut’un asıl adı ve unvanı “Dede-i Horasanî” * olup, Urfa’ya 1183 yıllarında gelerek zaviyesini kurmuş bir Horasan Erenidir. Geliş yeri Hacı Bektaş Veli’nin doğum yeri Horasan-Nişabur şehridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Baba Cemî’nin Karadağ Savaşı’nda, Buluntu Hoca’nın ise Hacda onu yardıma (himmet) çağırmaları Urfa’nın Alevi-Bektaşi tarihi açısından, “ocak” kültü ehlibeyt bağlamında inanç önderlerin sıfatı “dede” olduğundan aynı zamanda bir “veliler, erenler” * şehri olduğunu ortaya koymaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">*****</span></p>

<p><span style="color:#000000">1- Ord. Prof. Dr. Fuad Köprülü, “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar”, Diyanet İşleri BaşkanlığıYayınları:118, Ankara, 1976, s.18-19</span></p>

<p><span style="color:#000000">2- Oğuz Ünal, “Horasan’dan Anadolu’ya”, Töre Devlet Yayınevi, Ankara, 1980, s.79; * Muharrem Ergin, “Orhun Abideleri”, M.E.B. Yayını, 1000 Temel Eser Serisi, No: 32, İstanbul, 1976, s.23; * Turan, Selçuklu Tarihi”, s.72; * Bahaeddin Öğele, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, C.2, M.E.B. Yayını 1000 Temel Eser, Serii No: 50, İstanbul, 1971, s.69.</span></p>

<p><span style="color:#000000">3- Baki Öz, “Alevilik Tarihinden İzler”, Can Yayınları: 69, İstanbul, 1997, s.96; * Bkz. Baki Öz, “Aleviliğn Tarihsel Konumu”, s.113 v.d.; Baki Öz, Alevilik Nedir?”, Der Yayınları, İstanbul, 1995, s.32 v.d.</span></p>

<p><span style="color:#000000">4- Rıza Yıldırım, “Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) ve Velâyetnâmesi”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2007, s.23-25</span></p>

<p><span style="color:#000000">5- Burhan Kocadağ, “Alevi-Bektaşi Tarihi”, Can Yayınları Anadolu Matbaa, İstanbul, 1996, s.74</span></p>

<p><span style="color:#000000">6- Mahmut Karakaş, “Şanlıurfa Evliya ve Âlimleri”, Şanlıurfa Belediyesi Kültür ve Eğitim Müdürlüğü Yayınları, Şanlıurfa, 1996, s.183</span></p>

<p><span style="color:#000000">7- Mahmut Karakaş, “Şanlıurfa Evliya ve Âlimleri”, Şanlıurfa Belediyesi Kültür ve Eğitim Müdürlüğü Yayınları, Şanlıurfa, 1996, s.183</span></p>

<p><span style="color:#000000">8- Prof. Dr. Muharrem Ergin, “Dede Korkut Kitabı”, Cilt:1, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları: 169, Ankara, 1997, s.1</span></p>

<p><span style="color:#000000">9- Ahmet Nezihi Turan, “XVI. Yüzyılda Ruha (Urfa) Sancağı”, Türk Tarih Kurumu Yayınları: 2, Ankara, 2012,</span></p>

<p><span style="color:#000000">s.175; * Bu hususta bkz. A.Y. Ocak- S. Farûkî, “Zaviye”, s .474; * A. Cihat Kürkçüoğlu, aynı eser, s.23.&nbsp;&nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">10- Mahmut Karakaş, “Urfa’da Tasavvuf İzleri”, Şurkav Şanlıurfa İli Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı Yayınları, Uyum Ajans, Ankara, 2017, s.20-21-22; * Bu gerçek, Urfa’da tasavvuf ereni “Dede Osman Avnî Velî” ye atfedilen sıfatlardan anlaşılmaktadır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 11:31:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2023/04/asir-kayabasi-1682264691.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MAKAM, SAMİMİYET VE İNANÇ</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/makam-samimiyet-ve-inanc-567</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/makam-samimiyet-ve-inanc-567</guid>
                <description><![CDATA[MAKAM, SAMİMİYET VE İNANÇ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumsal yapıları ayakta tutan üç temel sütun vardır: makamın sorumluluğu, samimiyetin ahlâkı ve inancın vicdanı. Bu üçlü arasındaki denge bozulduğunda, yalnızca kurumlar değil; güven duygusu da sarsılır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü makam yetki verir, samimiyet meşruiyet kazandırır, inanç ise davranışa yön verir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Makam, doğası gereği geçicidir. Kurumsal düzen içinde belirli sürelerle tevdi edilen bir görevdir. Ancak geçici olan bu konum, çoğu zaman kalıcı bir güç vehmi üretir. Yetkinin sürekliliği ile kişinin geçiciliği arasındaki fark idrak edilmediğinde, temsil bilinci yerini tahakküm arzusuna bırakır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysa makam, kişisel ikbal alanı değil; emaneti taşıma sorumluluğudur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Samimiyet ise makamın ahlâkî zeminidir. Samimiyet yoksa, söylem ile eylem arasındaki mesafe açılır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kamuoyu önünde adalet, eşitlik ve hizmet vurgusu yapan; ancak karar süreçlerinde dar çevresel çıkarları önceleyen bir anlayış, yalnızca güven erozyonu üretir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Samimiyet, bedel ödeme cesaretiyle ölçülür; konfor alanını koruma refleksiyle değil.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç boyutu ise meselenin en derin katmanıdır. İnanç, yalnızca ritüellerden ibaret değildir; bir ahlâk sistemi ve sorumluluk bilincidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç, kişiye “<em><strong>emaneti ehline verme</strong></em>” ilkesini öğretir. Bu ilke zedelendiğinde, dini ya da manevi referanslar meşruiyet aracı hâline gelir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnanç, makamı kutsamak için değil; makamı dengelemek için vardır. Gücü sınırlamayan bir inanç anlayışı, hakikate değil; güce hizmet eder.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyasette, inanç kurumlarında ve sivil toplum yapılarında gözlemlenen temel sorun tam da bu üç alanın kopuşunda ortaya çıkmaktadır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Liyakat yerine sadakat ağlarının belirleyici olması; makamın bir hizmet alanı olmaktan çıkarak bir borç ödeme mekanizmasına dönüşmesi; samimiyet söyleminin retorikte kalması ve inancın etik denetim işlevini yitirmesi… </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bütün bunlar, kurumsal erozyonun açık göstergeleridir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Unutulmamalıdır ki; makam insanı büyütmez, insan makamı anlamlı kılar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Samimiyet yoksa makam yük olur; inanç yoksa samimiyet zayıflar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu üçlü arasındaki bağ koparsa geriye yalnızca şekil kalır, ruh kaybolur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak mesele, bir göreve gelmek değil; o görevin hakkını vermektir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Makam geçer, unvan silinir, güç dağılır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak samimiyetle taşınmış bir sorumluluk ve inançla korunmuş bir ahlâk, kalıcı bir iz bırakır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Toplumlar da en çok şuna ihtiyaç duyar: Yetkisini emanet bilen, samimiyetini koruyan ve inancını ahlâkî bir pusula olarak yaşayan yöneticilere.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 11:22:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EMPERYALİZMİN İRAN SALDIRISI VE İÇ CEPHENİN ÖNEMİ</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/emperyalizmin-iran-saldirisi-ve-ic-cephenin-onemi-566</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/emperyalizmin-iran-saldirisi-ve-ic-cephenin-onemi-566</guid>
                <description><![CDATA[EMPERYALİZMİN İRAN SALDIRISI VE İÇ CEPHENİN ÖNEMİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Emperyalist güçler yine bahaneler üreterek bölgemizde saldırılarına devam etmektedirler. Irak, Libya ve Suriye’den sonra, bu kez hedefe koydukları İran’a saldırdılar. Bahaneleri her zamanki yalanlarından biri olan “nükleer silah üretmek.” &nbsp;Hegemon güçlere herşey serbest, ancak başkaları yaparsa “suç” oluyor. Bu küstahlığı da sahip oldukları silah ve teknoloji sayesinde gerçekleştirmektedirler. Oysa, bu bahanelerin arkasında esas amaç saldırı düzenledikleri ülkelerin doğal kaynaklarını ele geçirmek bulunmaktadır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Emperyalizm, saldırılarında din ve ırk tanımamaktadır. Bir ay önce Hrıstiyan dinine mensup Venezuela’ya yaptıkları saldırıdan sonra bu kez bir İslam ülkesi olan İran’ı hedefe koydular. Ülkenin siyasi, askeri ve din adamlarına suikastlar yaparlarken, aynı zamanda savunma tesislerine de çok ağır saldırılar düzenlemektedirler.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Emperyalistlerin saldırıları şüphesiz uluslararası hukuka aykırı eylemlerdir. Peki, burada ülkeyi yönetenlerin hiç mi kabahati yok? &nbsp;İki bin beş yüz yıllık bir devlet geleneği olan İran bu duruma nasıl geldi? Eğer ülkelerini iyi yönetmiş olsalardı, emperyalistler bu kadar pervasız saldırılarda bulunabilir miydi? Kesinlikle bulunamazlardı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">O halde bunun nedeni neydi? Bize göre bunun nedeni akıldan, bilimden uzak olmaları ve toplumu adaletten, özgürlükten yoksun bırakmalarıdır. Yedinci yüzyıldaki yaşam tarzını ve hukukunu kendisine rehber edinen, farklı siyasal düşüncelerin örgütlenmesine izin vermeyen ve toplumu baskı altında tutan bir rejim, yirmi birinci yüzyılda sanayi ülkelerinin seviyesine gelebilir mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yine aynı şekilde 7. yüzyıldaki düşünce sistemi ile toplumda refahı sağlayabilir misiniz? Nitekim sağlayamamışlardır. Petrol ve doğalgaz kaynakları bakımından dünyada ilk sıralarda yer alan İran, halkına layık olduğu refahı sağlayamamıştır. Zira kaynaklar iyi değerlendirilmemiş, halkın büyük çoğunluğu yoksulluk içindedir. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Ülkenin kaynakları “CİHAD”</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>adı altında bölgesel güç olma ve sahip olduğu</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>teolojik inancını yayma amaçları doğrultusunda kullanılmıştır. </strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Oysa, akılcı bir politika uygulamış olsaydı bilime, araştırma-geliştirme merkezlerine, savunma sanayisine ve diğer sektörlerin gelişmesine yatırımlar yapılsaydı, emperyalistler bu kadar rahat saldıramazdı. Elli yıl önceki uçaklarla, gemilerle, hava savunma sistemleri ile ülke savunulur mu? Ordunun ve yönetimin en üst kademesini oluşturan yöneticilerin toptan katledilmesi nasıl izah edilebilir? Böyle devlet yönetilir mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Emperyalizmin İran’a yaptığı saldırı ve katliamlar İslam coğrafyasında yer alan ülkelere şunu göstermiştir: </strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">1-Yedinci yüzyıldaki hukuk (şeriat) anlayışı ile 21. yüzyılda devlet ve toplum yönetilemez.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">2- Hamaset ve yapay algılarla bir devletin ve ülkenin devamı sağlanamaz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">3-Adaletin ve özgürlüğün olmadığı bir ülkede gelişme ve kalkınma olmaz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">4-Planlı bir ekonomi uygulanmadan, ülke sorunları çözülemez. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">5-Laiklik olmadan, farklı inançta olan insanların birlik ve beraberliği sağlanamaz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">6-İç cepheyi sağlam tutmadan, dış saldırılara karşı dik durulamaz. (Emperyalizmin Venezuela ve İran saldırısı buna örnektir) </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">7-Başka ülkelerin silah sistemlerine bağlıysanız, bağımsız bir devlet olamazsınız. Saldırı ve tehditlere açık olursunuz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">8-Emperyalizme karşı uluslararası dayanışma ve birlik sağlanmadan başarı elde edilemez. Bunun yolu; emperyalizmin tehditi ve saldırısı altında olan ülkelerin ayrı bir blok kurmasından geçmektedir. Zira, emperyalistler birlikte saldırmaktadırlar. Ezilen ülkelerin, emperyalistlerin bu saldırılarına karşı birlikte direnmekten başka çareleri bulunmamaktadır. Aksi taktirde, emperyalist saldırılara karşı tek başlarına (nükleer silahı olanlar hariç) başarılı olmaları mümkün olmayacaktır. &nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 00:46:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>URFALI ALEVİ-BEKTAŞİ ŞAİRİ: BABA CEMÎ: 1</title>
                <category>Aşir Kayabaşı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/urfali-alevi-bektasi-sairi-baba-cemi-1-565</link>
                <author>kayabasi@gmail.com (Aşir Kayabaşı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/urfali-alevi-bektasi-sairi-baba-cemi-1-565</guid>
                <description><![CDATA[URFALI ALEVİ-BEKTAŞİ ŞAİRİ: BABA CEMÎ: 1]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Urfa İbrahim Halil Zaviyesinde muhib-i ehlibeyt sevgisinin peşinde koşan yurtsever şairlerden biri de gönüllü olarak askere yazılıp, Karadağ Savaşı’na giderek şehit olan Urfalı Baba Cemî’dir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Cemî</strong></em>” mahlasını kullanan şair, Urfalı şairler arasında belki ilk ve son kişi olarak başından geçen tarihi bir macerayı destan halinde manzum olarak yazmış tek şairdir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Edebî değeri zayıf olmakla beraber, tarihi değeri olan bu destan, Urfa’mız için mahalli özellikleri bulunması bakımından da önemlidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Cemî’nin Urfalı bir şair olduğu kesindir. Çünkü orduya Urfa’dan katılmış, Urfa taburunun içinde yer almıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Asıl adının Cuma olduğu, kullandığı mahlasına dayanılarak, sanılmakta ise de üçüncü bölümdeki bir mısrada: “<strong><em>Mustafa Cem’î tezce gel ulaş</em></strong>” demesi, adının Mustafa olduğunu akla getirmektedir. Cem’i kendisinin mahlasıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yalnız Urfa Şerî Mahkeme 1 Şaban 1314 hicri (M. 5 Ocak 1877) tarihli kayıtlarında Baba Cuma ismine rastlanmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">* Kimliği hakkında daha fazla bir bilgimiz bulunmamaktadır. Hakkında bildiklerimiz sadece elimizde bulunan destanında yazdıklarıdır. Şimdiye kadar elimizde olan yazılı kaynaklarda da ismine rastlanmamıştır. Yine destanının başlığında kullandığı şekliyle “<em><strong>Baba Cem’î</strong></em>” diye de kendini tanıtmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cem’î kendisi için “<em><strong>Baba</strong></em>” ismini niçin kullanmıştır? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Destanını kendi el yazısı ile yazdığı kuvvetle muhtemeldir. Bir başkası yazmamıştır. Onun için Baba ismini de bizzat kendisi yazmıştır kanaatindeyiz. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Acaba Cem’î herhangi bir tarikat mensubu mudur? Eğer öyle ise hangi tarikate mensuptur? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü “<em><strong>Baba</strong></em>” ve “<strong><em>Dede</em></strong>” isimlerini bazı tarikat mensuplarının ileri gelenleri kullanmaktadır. Bedelli askerlik, Osmanlı devletinin son devirlerinde ihdas olunmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">1856 yılında “<em><strong>bedel-i asker</strong></em>” adı altında çıkarılan bu kanun, askerliğe alışmamış olan Hrıstiyan tebaadan cizye yerine alınan vergidir. Vergide eşitlik sağlansın diye konulan yeni değişiklikle, askere gitmek istemeyen Hrıstiyan tebaadan askerlik bedeli olarak alınmaya başlanmıştır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Müslümanlar için de uygulanmış olan bu kanun, 1886 tarihine kadar müslümanlardan askere şahsi bedel alınmak suretiyle uygulanırdı. Yani askere gidecek olan kimse para karşılığında bir başkasını kendi yerine askere gönderirdi. Cem’î bu savaşa asker toplanırken, Urfa taburuna başka birinin yerine bedel olarak katıldığını beyitlerinde belirtmiştir. Savaş emri gelmiş ve bu haber herkesi büyük üzüntüye gark etmişti. Cem’î’ye göre Allah’a (c.c.) sığınmaktan ve Allah’tan dostlarını kendilerine yardıma göndermesini istemekten başka bir çare kalmamıştı:</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Hazret-i Ali binsün Düldül’e</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kırklar, yediler, ecma’in bile</span></p>

<p><span style="color:#000000">Haber verilsin Surnem û Zal’e</span></p>

<p><span style="color:#000000">Seyyid-i Kevnen bile yirisin</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yüzden şairimiz Cem’î, bütün Müslümanları ve dünyadan göçmüş islam büyüklerini de yardım için savaşa çağırmaktadır. Bunların içinde Hazreti Ali (r.a.) * Hz. İbrahim (a.s.) * Kırklar, Yediler ve Horasan Erenleri*</span></p>

<p><span style="color:#000000">Harran’da medfun Hz. Ali evlâtlarından İmam Bakır, Urfa’da seçkin olanlar, Hızır ve İlyas (a.s.) * Bağdad’ta medfun olan din büyükleri, Hısn-i Mansur’da (Adıyaman) medfun olan Abuzer Gaffari * ve hatta Seyyid Battal Gazi * bile bu savaşa, yardıma çağrılmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">*Dizelerde Hz. Ali, başta olmak üzere Üçler, Kırklar, Zal-oğlu Rüstem ve bütün seyitleri savaşta yardıma çağırır Hz.Ali: Peygamberimizin (s.a.v) amcası Ebutalib’in oğlu ve peygamberimizin damadı olup, dördüncü halifedir. “Hz. İbrahim (a.s.):Peygamberlerin ceddidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* Kırklar, Yediler ve Horasan Erleri: Tasavvufi bir terimdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* Hızır İlyas: Nebi oldukları söylenen ve hayat iksirini abı hayatı içmiş olup, kıyamete kadar yaşadıklarına inanılan kişilerdir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* Ebuzer Gaffari: Sahebe-i Kiramın (Onyedi Kemerbesten biri) büyüklerinden olup, miladi 652 de Medine civarında Rebeze’de vefat etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* Seyyid Battal Gazi: Malatya’da yaşamış ve Bizans’a devamlı seferler yapmış, Emevi devrinde yaşamış bir kahramanıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* Fergana’da Türkler kendi şeyhlerine Bab, yani Baba nâmını veriyorlardı. Bu suretle eski ozanların yerini, ata veya bab ünvanlı birtakım dervişler almıştı.” (Prof. Dr. Fuad Köprülü, “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar”,s.18;</span></p>

<p><span style="color:#000000">* Baba; Alevi-Bektaşi ayin-i cemî’ni yöneten inanç önderi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu Savaş 1877 tarihinde yapıldığına göre ve Cem’î de 1877’ de 40 yaşında olduğuna göre, demek oluyor ki, Cem’i 1837’de doğmuştur. Savaşta şehit düşenler o kadar çok olmuştu ki, arkadaşlarının bir kısmı mezar kazmaya gidiyor, bir kısmı ise cenazeler için su ısıtmaya gidiyorlardı.</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Bektaşilerden kîfir sorulmaz</span></p>

<p><span style="color:#000000">Binbaşımızdır çün Hasan Ağa</span></p>

<p><span style="color:#000000">Birinci Yüzbaşı Muharrem Ağa</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cendermelike geldik bu Karadağa</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">İkinci Yüzbaşı taburun gülü</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cinan bağında öte bülbülü</span></p>

<p><span style="color:#000000">Düldil-i Kamber Zülfikâr Ali</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ya Rab dinine kuvvet yerisün</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">İrelde rütbe-i nişan yirisün</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tabur kâtibi ehli muhabbet</span></p>

<p><span style="color:#000000">Didarı Ya Rab eylesen kıymet</span></p>

<p><span style="color:#000000">Üçüncü Yüzbaşıya ede bir himmet</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Dördüncü Yüzbaşı tarikat ehli</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmdad yirisün Hazret-i Âli</span></p>

<p><span style="color:#000000">Al-î evlada * demişdir belî</span></p>

<p><span style="color:#000000">Düldülü kanber bile yirisün</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Beşinci Yüzbaşı şaire benzer</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yarın meydanda gösterir hüner</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşkodra’ya kadar eyledi sefer</span></p>

<p><span style="color:#000000">Niyeti oradan geri yirisün</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Altıncı Yüzbaşı ahlakı melül</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmdada yiriş Hazret-i Halil</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hazreti şeyhten imdad bir delil</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nüfusu bizlerle bile yirîsün</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Yedinci Yüzbaşı Alevi yollu</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bende bu yola demişim beli</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biri üstadım O * Kızıl Deli</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tarikat kardaşların cem’i yirisün</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Sekizinci Yüzbaşı Allah emanet</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kazadan sakla kadir-i kuvvet</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tabur imamı eyle kana’at</span></p>

<p><span style="color:#000000">&nbsp;Hakkına daim niyaz yirisün”1</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Baba Cemî yukarıdaki dizelerinde yüzbaşılarını sıralarken, Hacı Bektaş-ı Velî’nin “<em><strong>Eline beline diline sahip ol</strong></em>” düsturunu ilke edinmiş; “<strong><em>Bektaşilerden kîfir sorulmaz</em></strong>” dizesiyle Bektaşilerin “<strong><em>dil</em></strong>” lerine sahip olduklarını, vurgular ve kendisinin de Alevi-Bektaşi olduğunu; “<em><strong>Yedinci Yüzbaşı Alevi yollu - Bende bu yola demişim beli</strong></em>” dizesiyle belirtir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dizelerinde inancını açıklayan şair hakkında yapılan araştırmalarda, O’nun için hangi tarikatten olduğunu tespit edemedik denilerek, günümüzde bile Urfalı araştırmacılar nedense Urfa tarihinde Alevi Bektaşi Tarihi görmezden geliniyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">* Baba Cemî adlı eserini Urfa tarih, kültür ve edebiyatına kazandıran, araştırmacı yazar Mahmut Karakaş’a teşekkür ederim.</span></p>

<p><span style="color:#000000">*****</span></p>

<p><span style="color:#000000">* “Dem be dem”; Urfalı Kuloğlu Mustafa’nın “Kuloğlu dem be dem dolular içer.” Cemî’nin; “Diler bu Cem’îyâ her dem kolay-ı âsıtân eyle” şahlamasındaki “dem” Yunus Emre’deki aşk şarabı ile aynı olması dikkat çeker.</span></p>

<p><span style="color:#000000">1-Mahmut Karakaş, “Urfalı Baba Cemî”, Şanlıurfa Belediyesi Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları:17 Şanlıurfa, 2006, s.13-14-21-47-28-29-57-81; *Al-î Evlad: “Yarab dür eyleme bizi, Evlad-ı Âlî’den - Biz onların bendesiyiz, “Kal’u Belî’den” mersiyesi Urfa Sıra Gecesi’nin vazgeçilmez bir gazeli olarak, yürekten dillendirilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* Cemî’nin, Karadağ Savaşında giderken katılma yeri; Urfa “Millet Hanı; Türkiye’nin en büyük hanlarından olup, Osmanlı döneminde inşa edilen ilk anıtsal yapı özelliği taşımaktadır. Hanın güney cephe fotoğrafı, 1870’li yıllarda Sultan II. Abdulhamid tarafından çektirilen fotoğrafının altındaki Osmanlıca yazıda: “Urfa’da Redif Asker-i Şahanesinin mahsus derunudur”. Yazılıdır.” (Yrd. Doç. Dr. A. Cihat Kürkçüoğlu- Öğr. Gör. S. Sabri Kürkçüoğlu, “Şanlıurfa Çarşıları-Hanları ve El Sanatları”, Şanlıurfa Belediye Başkanlığı Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Yayınları, Atalay Matbaacılık, Ankara, 2011, s.32; Günümüzde Millet Hanı’nın kapısı üzerindeki, muhtemelen Şah İsmail Safavî’nin Urfa’ya hâkim olduğu devrinden kalma iki tane Aslan kabartması yok olmuş, sadece yabancı Seyyahların fotoğraflarında görüntüsü var.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Mar 2026 21:08:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2023/04/asir-kayabasi-1682264691.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ANTALYA\&#039;DAN YÜKSELEN BEKLENTİ</title>
                <category>Ergün Kurt</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/antalyadan-yukselen-beklenti-564</link>
                <author>ergunkurt565@gmail.com (Ergün Kurt)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/antalyadan-yukselen-beklenti-564</guid>
                <description><![CDATA[ANTALYA\'DAN YÜKSELEN BEKLENTİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Toplumları ayakta tutan yalnızca kurumlar değil, aynı zamanda samimiyettir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İnançlar arasındaki saygı, devlet ile vatandaş arasındaki güven ve siyasetin insan merkezli bakışı… </span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte kalıcı toplumsal barışın temeli bunlardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Son yıllarda kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, devletin Alevî toplumuna yönelik kurumsal bir irade ortaya koyduğunu göstermiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu adım önemlidir ve kıymetlidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak uygulamada beklenti, bu iradenin daha güçlü bütçe ve daha geniş yetkiyle desteklenmesidir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle cemevlerinin yapımı konusunda yalnızca tadilat ve tefrişat desteğiyle sınırlı kalınması, sahadaki beklentiyi tam olarak karşılamamaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Antalya’da devlet ile Alevî canların iş birliğiyle planlanan İmam Rızâ Cemevi projesi ise bu anlamda önemli bir eşiktir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu proje yalnızca bir ibadet mekânı değil; aynı zamanda eşit yurttaşlık duygusunun somutlaşacağı bir sembol olabilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Antalya Valisi Hulusi Şahin’in sürece verdiği destek takdire şayandır.&nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sayın Vali’nin yapıcı yaklaşımı, yerel düzeyde devletin kapsayıcı yüzünü göstermektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak böylesine anlamlı bir projede sorumluluğun yalnızca sayın valimize ve valilik makamının omuzlarında kalmaması gerekir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın temsil ettiği siyasi hareketin Antalya teşkilatları ve milletvekilleri de sürece daha güçlü biçimde dâhil olmalıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu destek, yalnızca bürokratik bir katkı değil; aynı zamanda bir gönül mesajı olacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy’un hem Antalyalı, hem de Antalya’yı yakından tanıyan bir isim olması dolayısıyla, sürece aktif katkı sunması kamuoyunda olumlu bir karşılık bulacaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Antalya gibi turizmin başkenti sayılan bir şehirde, inanç turizmi ve kültürel çeşitlilik açısından da böylesi bir projenin desteklenmesi, hem toplumsal hem kültürel açıdan değerli olacaktır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Siyasetin temel noktası insandır. İnsan odaklı siyaset; yalnızca seçim dönemlerinde değil, toplumun her kesiminin hassasiyetine temas edebildiği ölçüde anlam kazanır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevî inancına gösterilen saygının sözle değil, uygulamayla da hissedilmesi gerekir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz Alevîler olarak bunu görmek ve hissetmek isteriz. Çünkü görülmek ve değer verilmek, aidiyeti güçlendirir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eller taşın altına konulduğunda, sorumluluk paylaşıldığında ve destek güçlü biçimde ortaya konduğunda; ortaya çıkan tablo sadece bir cemevi değil, aynı zamanda bir birlik mesajı olacaktır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte siyaset budur: İnsan odaklı olmak, farklılıkları zenginlik görmek ve eşitliği hayata geçirebilmek.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Antalya’dan yükselecek bir dayanışma örneği, Türkiye’nin dört bir yanına umut verebilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü bu ülke hepimizin. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve biz devlet olarak birlikte güçlüyüz.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Mar 2026 20:54:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2026/03/ergun-kurt-1772387586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUAVİYE KİMDİR?</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/muaviye-kimdir-563</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/muaviye-kimdir-563</guid>
                <description><![CDATA[MUAVİYE KİMDİR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Ehl-i Sünnet’in büyük fıkıh âlimlerinden olan Hasan b. Ferhan şöyle der:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ben, “<em><strong>Peygamber’i sevdiklerini iddia eden bazı insanların, ömürlerini Resulullah’a, Ehl-i Beytine ve sahabesine karşı savaşmakla geçiren kişileri övmelerine hayret ediyorum!</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Muaviye, bi’setten beş yıl önce doğdu. Küçüklüğünden itibaren Peygamber’e karşı bir nefretle büyüdü. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Babası Ebu Sufyan bin Harb, annesi ise Hind bint Utbe’dir (Hz. Hamza’nın ciğerini çiğnediği rivayet edilen kişi). </span></p>

<p><span style="color:#000000">Halası ise, Kur’an’da “<em><strong>odun taşıyan kadın</strong></em>” diye anılan kişidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mekke döneminin başlarında Muaviye, Kureyş’in Peygamber’e eziyet etmek için kullandığı gençlerden biriydi. Mekke döneminin geri kalanında da bu gençlerle birlikteydi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonra babasıyla birlikte Peygamber’e karşı yapılan savaşlara katıldı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bedir’de kardeşi Hanzala öldürüldü (onu Ali öldürdü), dedeleri Utbe ve Şeybe ile dayısı Velid de öldürüldü. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Mekke’nin fethi günü ise, nifak üzere Müslüman oldu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Huneyn Gazvesi’ne münafık olarak katıldı. Babasıyla birlikte bir tepeye çekilip “<em><strong>Bugün sihir bozuldu</strong></em>” dediği aktarılır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Huneyn günü babasıyla birlikte Müslüman bir yaşlı kadının devesini çaldıkları, kadının Peygamber’e şikâyette bulunduğu, onların inkâr edip yemin ettikleri, vahyin deveyi sakladıkları yeri bildirdiği, Peygamber’in onları azarlayıp deveyi geri verdiği ve gönüllerini İslam’a ısındırmak için muamelede bulunduğu iddia edilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tebük’te de bulunduğu, babasıyla birlikte Tebük geçidinde Peygamber’e suikast girişiminde bulunduğu, Allah’ın Peygamber’i koruduğu ileri sürülür. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu olayın Kur’an’daki “<strong><em>Başaramadıkları bir şeye yeltendiler</em></strong>” ayetiyle ilgili olduğu söylenir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">On dört kişi oldukları, Peygamber’in onları lanetlediği, aralarında Ebu Sufyan ve oğulları Muaviye ile Utbe’nin de bulunduğu iddia edilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Osman döneminde mal biriktirme, salihlere baskı ve faizle uğraşmakla suçlanır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ali döneminde Sıffin’de 25 Bedir ehlinin ve yaklaşık 200 Rıdvan Biatı sahibinin öldürülmesine sebep olduğu belirtilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kendi hilafeti döneminde minberlerde Ali’ye lanet okuttuğu, Ensar’a baskı yaptığı, Hz. Hamza’nın kabrini açtırdığı, dedesi Utbe’yi öldüren Hamza’nın ayağına vurulmasını emrettiği ve ayağından kan çıktığı iddia edilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Peygamber’in minberini iki kez yıkmak istediği, göğün karardığı için vazgeçtiği; Peygamber’in annesinin kabrini açmak için Ebva’ya gittiği, Allah’ın onu felçle cezalandırdığı iddia edilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonunda Peygamber’in “<strong><em>Muaviye benim milletim üzere ölmeyecek</em></strong>” hadisinin onda gerçekleştiği, hadisin sahih olduğu ve Ümmü’l-Kura Üniversitesi tarafından sahih kabul edildiği ileri sürülür.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayrıca “<em><strong>Debile hadisi</strong></em>”nin de onda gerçekleştiği, sırtında çıkan büyük bir yara ile bir yıl azap çektiği; Sahih Müslim’de geçen Ammar hadisiyle bağlantı kurulur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hastalığı uzayınca bir doktorun ona haç takmasını ve Muhammed’in dininden beri olduğunu ilan etmesini tavsiye ettiği, onun da bunu yaptığı ve öldüğü iddia edilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>İşte, Muaviye budur. Onu övmekle dünyayı doldurdunuz. Ona ‘</strong>Müminlerin dayısı<strong>’ dediniz. Oysa sahih hadiste ‘</strong>Muaviye benim milletim üzere ölmeyecek<strong>’ buyrulmuştur ve bu tek başına kınama için yeterlidir.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">(Ehli Sünnetin büyük fıkıh âlimlerinden biri olan Suudlu Hasan bin Farhan el-Maliki' den nakledilmiştir!)</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 08:47:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>600 BİN TL NEREDE?</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/600-bin-tl-nerede-562</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/600-bin-tl-nerede-562</guid>
                <description><![CDATA[600 BİN TL NEREDE?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Alevi Kültür Dernekleri genel başkanı Seher Şengünlü Yılmaz’a önceki sorularım arasındaydı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dün de, AKD eski genel başkan yardımcısı Ergün Kurt alevihaberler.com.tr sitesinden soruyordu:</span></p>

<p><span style="color:#000000">600 bin TL nerede?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hikayeyi biliyorum. Daha önce de yazdım. Ama, AKD genel başkanı cevap vermemeyi tercih etti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İsterseniz, önce paranın transfer tarihine bakalım.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi Kültür Dernekleri’nin Akbank, Bakanlıklar şubesindeki 123347 nolu hesabına 20 Nisan 2023 tarihi itibariyle geçirilen 600 bin TL tutarında bir “<strong><em>bağış</em></strong>” var.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gönderen kuruluş: Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK)!</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">AABK DELEGELERİNE BU BAĞIŞ HAKKINDA BİLGİ VERİLDİ Mİ?</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">31 Ocak 2026 tarihinde Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletinde yer alan Bühl Cemevi’nde yapılan 8. Olağan Genel Kurulu delegeleri bu bağıştan haberli miydi? Bilmiyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">AABK 8. Olağan Genel Kurulu’ndan bir gün&nbsp;önce, yine Bühl Cemevi’nde toplanan ve Hüseyin Mat ekibini aklayan “<strong><em>canlar</em></strong>” bu ödemeden haberli miydi? Onu da bilmiyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ya, kendilerine sunulmayan ve görmedikleri belgelere rağmen “<em><strong>Genel Kurul, deprem yardımları üzerinden Alevi örgütlülüğünü hedef alan iddiaların tamamen gerçek dışı, kasıtlı ve kötü niyetli olduğunu açıkça ortaya koymuştur.</strong></em>” açıklamasına imza atan AABK delegeleri bu bağıştan haberli miydi? Vallahi, onu da bilmiyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama, deprem mağdurlarına verilmek ve harcanmak üzere toplanan bağışların Alevi Kültür Dernekleri’ne neden gönderildiğini açıklayamayanların “<strong><em>yürütülen spekülasyonların Alevi mücadelesini yıpratma amacı taşıdığı netlik kazanmıştır</em></strong>” iddiası kof bir kibirden başka bir şey değildir. Bunu biliyorum!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Madem ki, Hüseyin Mat yanına aldığı ekibi ile “<strong><em>Bu tür girişimlere karşı daha güçlü ve kararlı bir duruş sergilenecektir</em></strong>” diyor ya; o halde, biz 600 bin TL’nin akıbeti ile ilgili detayları da verelim. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Verelim ki, arkadaşlara “<em><strong>kararlı duruş</strong></em>” göstermeleri için yardımcı olalım!</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">600 BİN TL 3 ÖRGÜTE KARDEŞ PAYI DAĞITILDI!</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Sormaya devam ediyoruz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">600 bin TL’ye ne oldu?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şu soru çok önemli:</span></p>

<p><span style="color:#000000">AABK’nun gönderdiği 600 bin TL AKD, PSAKD ve ABF arasında “<em><strong>kardeş payı</strong></em>” olarak bölüşüldü mü?</span></p>

<p><span style="color:#000000">AABK tarafından AKD’ye gönderilen paradan PSAKD ve ABF’ye 200’er bin TL verildiği iddia ediliyor. Bu doğru mu?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Elimdeki belgelere bakarak biraz daha detaya ineyim:</span></p>

<p><span style="color:#000000">AKD Akbank, Bakanlıklar şubesindeki 123347 nolu hesabından 27 Nisan 2023 günü, saat 12:25’te Ezgi Türkyılmaz’ın şahsi hesabına 200 bin TL gönderildi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ezgi Türkyılmaz, 2023 yılında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği örgütlenme sekreteriydi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi Kültür Dernekleri neden Ezgi Türkyılmaz’ın şahsi hesabına 200 bin TL gönderdi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu para, eğer havale gerekçesinde yazıldığı gibi “<em><strong>bağışın PSAKD derneğine</strong></em>” olduğu doğru ise, o zaman daha önemli soru şu: </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu paranın PSAKD resmi hesabına gönderilmeyişinin sebebi nedir?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu paranın resmi kayıtlara geçmemesi gerekiyorsa, bunun açıklaması nedir?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevi Kültür Dernekleri Akbank Bakanlıklar şubesinden ayrıca Nurullah Esat Ünsal’ın şahsi hesabına da 200 bin TL gönderilmiş.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nurullah Esat Ünsal 2023 yılında Ankara Divriği Kültür Derneği başkanı ve Alevi Bektaşi Federasyonu genel saymanı idi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zaten, AKD tarafından gönderilen para havale makbuzundaki gerekçesinde “<em><strong>ABF’ye bağış</strong></em>” olarak belirtilmiş.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dolayısı ile, Alevi Kültür Dernekleri’ne resmi olarak AABK tarafından gönderilen 600 bin TL, PSAKD ve ABF’ye gayrı resmi olarak “<strong><em>kardeş payı</em></strong>” bölüştürülmüş olduğu anlaşılıyor!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İçişleri Bakanlığı, Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü bu duruma el koyacak mı, bilemiyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, Alevi Bektaşi ahlakı ve erkanı açısından bakarsak, önümüzde son derece sorunlu ve hesap verilebilirliği şüpheli bir para hareketi var!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Avrupa’da binlerce masum ve samimi insanın deprem mağdurlarına ulaşsın diye yaptı bağışlarla ne yaptınız?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kim bize ikna edici bir açıklama yapacak?</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">SORULARIMA KİM CEVAP VERECEK?</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">AABK tarafından cevaplanması gereken sorular şunlar:</span></p>

<p><span style="color:#000000">1- AABK Alevi Kültür Dernekleri’ne neden 600 bin TL gönderdi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">2- AABK havale yaptığı (o günün kuru ile yaklaşık) 28 bin Avro’yu deprem mağdurları için toplanan bağışlardan mı karşıladı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">3- AABK tarafından Alevi Kültür Dernekleri’ne bu havalenin yapılması ile ilgili bir yönetim kurulu kararı var mıdır?</span></p>

<p><span style="color:#000000">4- AABK yönetim kurulu, (yaklaşık) 28 bin Avro havaleyi yaparken, bu paranın “<strong><em>kardeş payı</em></strong>” olarak bölüşüleceğini biliyor muydu?</span></p>

<p><span style="color:#000000">5- AABK, AKD ve diğer “<em><strong>paydaş</strong></em>”lardan gönderdiği bağışın nasıl ve nereye harcandığına dair herhangi bir belge aldı mı?</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">AKD tarafından cevaplanması gereken sorular şunlar:</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">1- AKD’ye havale yapılan “<strong><em>bağış</em></strong>”ın gönderiliş amacı nedir? </span></p>

<p><span style="color:#000000">2- Bu paranın deprem mağdurları için toplanan bağışlardan karşılandığını biliyor musunuz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">3- Size gelen bağışı neden 200’er bin TL olarak şahıs hesaplarına gönderdiniz? Yaptığınız işlemin suç olduğunu biliyor musunuz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">4- Resmi yollarla hesabınıza giren 600 bin TL tutarındaki paradan şahıs hesaplarına gönderdiğiniz 200’er bin TL ile ilgili yönetim kurulu kararı var mıdır?</span></p>

<p><span style="color:#000000">5- Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü’ne 2023 beyannamenizi verirken bu bağışı ve bağışla bağlantılı harcamalarınızı gösterdiniz mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">6- Eşit payla ABF ve PSAKD’ye gönderdiğinizi belirttiğiniz ama şahısların özel hesaplarına gönderdiğiniz miktarları beyannamenizde nasıl işlediniz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">7- AABK’nın deprem mağdurları için toplanan bağışlardan fonladığı bu paranın size kalan 200 bin TL kısmını ne için ve nerede harcadınız?</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">ABF ve PSAKD yöneticilerine sorular:</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">1- Size gönderilen paranın AABK’nın deprem mağdurları için toplanan bağışlardan fonlandığını biliyor musunuz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">2- Alevi Kültür Dernekleri neden sizin resmi hesaplarınıza değil, özel şahsi hesaplara havale yaptı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">3- Şahıs hesaplarına gönderilen bu paralar sizin elinize geçti ise, bu paraları ne için, nerede ve nasıl harcadınız?</span></p>

<p><span style="color:#000000">4- Avrupa’da deprem mağdurları için toplanan bağışlardan size gönderilen para kısmını Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne verdiğiniz 2023 beyannamelerinizde gösterdiniz mi? </span></p>

<p><span style="color:#000000">5- Gösterdi iseniz, resmi giriş işlemi yapmadığınız bir parayı nasıl gösterdiniz?</span></p>

<p><span style="color:#000000">6- Göstermedi iseniz, şahıs hesabına gönderilen bu parayı, örneğin genel kurulunuzda delegelerinize ilan ettiniz mi?</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">DEPREM MAĞDURLARI İÇİN TOPLANAN BAĞIŞLARA NE YAPTINIZ, ALLAHSIZLAR?</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Değerli okurlar;</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gördüğünüz gibi, neresinden tutsanız elinizde kalan bir para trafiği var 4 örgüt arasında.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sadece buz dağının görünen kısmı!</span></p>

<p><span style="color:#000000">AABK delegelerine yalan söyleyen yöneticilerin utanmayacağını biliyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir yılı aşkın süredir belgelerle, olgularla ortaya koyduğum sorulara tek bir cevap dahi veremediler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Karşılık olarak başvurdukları silah iftira oldu, yalan oldu, hakaret oldu.</span></p>

<p>“<strong><em><span style="color:#000000">Devletin ajanı, Türkçü, bizi bölecekler vs.</span></em></strong>”</p>

<p><span style="color:#000000">AKD genel başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ve o dönem genel sayman olan Feryat Bakan’ın bu konularda nasıl hesap vereceklerini merakla bekliyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdiye kadar ağızlarından çıkanlar biliyoruz:&nbsp;</span>“<strong><em><span style="color:#000000">Devletin ajanı, Türkçü, bizi bölecekler vs.</span></em></strong>”</p>

<p><span style="color:#000000">ABF ve PSAKD ise, elbette tabanlarına hesap verecekler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Cuma Erçe ve Mustafa Aslan da aynı nakaratı ezberlemiş olarak tekrar ediyor:&nbsp;</span>“<strong><em><span style="color:#000000">Devletin ajanı, Türkçü, bizi bölecekler vs.</span></em></strong>”</p>

<p><span style="color:#000000">Alevi Bektaşi toplumu arınmak zorunda diye yazdığımda, güvencem elbette bu yöneticiler değildi, ben sadece Allah’a, bir de halkıma güveniyorum.</span></p>

<p><span style="color:#000000">* * *</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yazımı bir Bektaşi fıkrası ile bitiriyorum:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Vaktiyle bir Bektaşi derviş berbere gidip:<strong> </strong>“<em><strong>Vur usturayı berber efendi</strong></em>”, der.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar ve tam diğer tarafa usturayı vuracakken, mahallenin kabadayısı içeri girer.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış tarafına sert bir tokat atarak: “<strong><em>Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım</em></strong>”, diye bağırır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Dövene elsiz, sövene dilsiz</strong></em>” olan, halktan gelen her şeyin Hakk’tan geldiğine inanan Bektaşi derviş, sabreder. Sesini çıkarmaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat kabadayının tıraş esnasında da dili durmaz, sürekli alay eder derviş ile: “<strong><em>Kabak aşağı, kabak yukarı.</em></strong>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, kontrolden çıkan bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelerek kabadayıyı altına alıp sürükler. Kabadayı oracıkta feci şekilde can verir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Berber Bektaşi dervişe bakar, sorar:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bektaşi düşünceli bir şekilde cevap verir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Vallahi ben gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>NOT:</strong> Sözünü ettiğim havale ile ilgili tüm iddialarımın belgeleri elimdedir. Mahkeme veya resmi makamlar talep ettiği takdirde sunmaya hazırım.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 16:22:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SAVUNMA SANAYİNİN ÖNEMİ VE CUMHURİYETİN KAZANIMLARI</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/savunma-sanayinin-onemi-ve-cumhuriyetin-kazanimlari-561</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/savunma-sanayinin-onemi-ve-cumhuriyetin-kazanimlari-561</guid>
                <description><![CDATA[SAVUNMA SANAYİNİN ÖNEMİ VE CUMHURİYETİN KAZANIMLARI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Savunma sanayinin son yıllarda ulaştığı başarılar hepimizi gururlandırmaktadır. Ancak iktidar yanlısı bazı gazete yazarları ve televizyon yorumcuları bunu Ak Partinin başarısı olarak nitelendirmektedirler. Bunları söylerlerken de cumhuriyetin seksen yıllık birikimini ve yatırımlarını da inkar etmektedirler. Hatta daha önce hiçbir şeyin olmadığını dahi iddia ederek, kendilerinin “yerli ve milli” olduklarını hergün tekrar etmektedirler. Peki gerçek böyle mi?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Önce, savunma sanayisinde öne çıkan Aselsan, Roketsan, Havelsan, Aspilsan, Tei gibi Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’na ait olan şirketleri ele alalım:</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı, 1974 Kıbrıs barış harekatından sonra halkın bağışları ile kurulan bir vakıftır. Amerika Birleşik Devletleri Kıbrıs barış harekatından sonra Türkiye’ye silah ambargosu başlattı. Bu olaydan sonra, iktidarda olan CHP-MSP koalisyon hükümeti bağımsız savunma sanayinin geliştirilmesi kararını aldılar. Bülent Ecevit Başbakan, yardımcısı ise, Prof. Dr. Necemettin Erbakan idi.&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Halkın bağışlarıyla 1975 de</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">ilk kurulan şirket Aselsan’dı.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;B</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">u şirket şu anda dünya savunma sanayi şirketlerinde ilk yüz arasındadır. Şirketin 2025 yılı hasılatı 53,7 milyar TL, ihracatı ise, 958 milyon dolar olarak açıklandı.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı, 1981 yılında Aspilsan, 1982 yılında Havelsan,&nbsp; 1985’de Tei, 1988’de Roketsan şirketlerini kurdu. Bu şirketler de dünyadaki savunma şirketleri arasında ilk sıralarda yer almaktadırlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Diğer öne çıkan savunma şirketlerinden Makina Kimya Endüstrisi (MKE) 1950’de,Tubitak 1963’de, Tubitak Sage 1972’de, Tusaş 1973’de devlet tarafından kurulan şirketlerdir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;</span><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Savunma sanayinde öne çıkan özel sektöre ait şirketlerin çoğu da yine Ak Parti iktidarından önce var olan şirketlerdendir.&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Örneğin; OTOKAR 1963, BMC 1964, NUROL 1966, BAYKAR 1984, FNSS 1985.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Şimdi de bu savunma şirketlerinin 2003’den önce ürettikleri savunma sanayi ürünlerinden bazılarını verelim:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Aselsan, 1978’de ilk sırt ve tank telsizlerini, 1980’de ilk el telsizi ve banka alarm sistemlerini, 1985’de sahra telefonlarını, lazer ölçme cihazlarını, 1986’da Termal kamera cihazlarını, 1991’de Radar sistemlerini, 1996’da cep telefonlarını üretmiştir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Roketsan, 1999’da 11-40 kilometre menzilli roketler, Çok Namlulu Roket Atarlar (ÇNRA), Aspilsan firması telsiz ve silah batarya sistemleri, Telekomünükasyon batarya sistemleri, Medikal batarya sistemleri, Makine Kimya Endüstrisi top, tüfek, kapsül ve 1950’de “UĞUR 44” markası ile tek motorlu Türk uçağının üretimini yapmışlardır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Özel şirketler de &nbsp;zırhlı araçlar, sahil güvenlik botu ve gemi üretiminde yer almışlardır. Otokar, FNSS ve Nurol firmaları dünyadaki savunma sanayi firmalarında öne çıkan şirketlerdir. Türkiye dışında çok sayıda fabrikaları ve üretim tesisleri bulunmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Peki, savunma sanayi şirketlerinin üretimde kullandıkları ana maddeler olan demir-çelik, alüminyum ve saçları nereden tedarik etmektedirler. Bu malların üretimi de yine Ak Parti iktidarından önce kurulmuş olan şirketler tarafından yapılmaktadır. Örneğin; Karabük Demir Çelik Fabrikası 1937’de, Ereğli Demir Çelik 1960’da, İskenderun Demir Çelik 1970’de, Sivas Demir Çelik 1987’de, Seydişehir Alüminyum fabrikası 1969’da üretime başlamışlardır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yukarıdaki bilgiler ilgili şirketlerin resmi internet sitesinden alınmış olup, herkese açık bulunmaktadır. Dolayısıyla, “bizden önce hiç bir şey yoktu” gibi içi boş iddialar tamamen propaganda amaçlı olup, esas hedefin cumhuriyeti karalamaya dönük art niyetli sözler olduğu anlaşılmaktadır. Ama ne yazık ki, bu iddialara yeterince cevap verilememektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Aynı çevrelerin “yerli ve milliyiz” sözlerine de cevap vermek yerinde olacaktır. Örneğin milli ve yerli imkanlarla deniz kuvvetlerini 21. yüzyıla taşıyan&nbsp;</span><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“MİLGEM” projelerinin “babası” olarak tanınan oramiral Özden Örnek ve arkadaşlarını hedef alan Ergenekon ve Balyoz davalarına kimler destek verdi? FETÖ operasyonlarına destek verenler şimdi yerli ve milli oldu, operasyonlara karşı çıkan ve mücadele edenler ise “gayri milli” mi oldu?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yine aynı şekilde Fenerbahçe Spor Kulübünün eski başkanı Sayın Aziz Yıldırım’a FETÖ tarafından yapılan operasyonlara bu çevreler sahip oldukları yayın organları ile destek verdiler. Her gün yalan ve iftiraları tekrar ettiler. Aziz Yıldırım’ın sahibi olduğu DEARSAN firması hem TSK hem de yabancı ülkeler için hücum botu ve savaş gemileri üretmektedir. Peki, Sayın Aziz Yıldırım şimdi mi “yerli” ve “Milli” oldu? Daha önce değil miydi?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Bu çevrelerin diğer bir yanlışı da savunma sanayi şirketleri arasında taraflı olması, hatta bazıları hakkında sık sık olumsuz haber yapmalarıdır. Örneğin, Akit gazetesi neredeyse her hafta Koç grubu ya da bağlı şirketler hakkında olumsuz haber ve yorumlarda bulunmaktadır. Bunun sebebi ne olabilir? Koç grubunun Cumhuriyeti ve Atatürk’ü her daim savunmuş olmasından kaynaklanabilir mi? Altay tankına bir milyar dolar harcama yapmasına rağmen, ihalenin bu gruba verilmemesinin altında acaba bu gerekçe olabilir mi ?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Burada şunu da belirtmekte yarar var. Cumhurbaşkanın damadı ve Baykar şirketinin de ortaklarından olan Selçuk Bayraktar’ın geliştirdiği İnsansız Hava Araçları konusundaki başarısı taktire şayandır. Hiç kimse bunun aleyhinde bulunamaz, bulunmamalıdır da. Zira, üretilen Sihalar bu ülkenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Ayrıca yaptıkları ihracat da ülkemiz ekonomisine büyük bir katkı sağlamaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Ancak, Baykar gibi, İnsansız hava araçları üreten Vestel grubuna da aynı destekler veriliyor mu? Eğer verilmeyip, Koç grubunda olduğu gibi ayırım yapılıyorsa, bu da doğru değildir. Zira hepsi bu ülke için katma değer üretmekte ve binlerce insanımıza iş imkanı sağlamaktadırlar. Bu nedenle de hepsi yerli ve Milli'dirler.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; savunma sanayi bir ülkenin hem siyasi hem de ekonomik bağımsızlığı ve gelişimi için olmazsa olmazlardandır. Savunma sanayisinin gelişmesi aynı zamanda diğer sektörlerin gelişmesine de katkı sağlamaktadır. Zira orada kullanılan teknolojiler diğer sektörlere de aktarılmaktadır. Bu nedenle, ülkemizin kalkınması ve gelişimi için ayırım yapılmadan bütün savunma şirketlerine destek verilmelidir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Savunma sanayindeki şirketlerde teknoloji üreten mühendisler ve teknik elemanlar da cumhuriyetin kurmuş olduğu teknik liselerinde ve üniversitelerinde yetişmişlerdir. Eğer, cumhuriyetin getirmiş olduğu eğitim sistemi olmasaydı; bu mühendis ve teknik elemanlar yetişir miydi? Dolayısıyla, şirketlerimizle birlikte bunların hepsi cumhuriyetin &nbsp;kazanımlarıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Son olarak, “Bizden önce hiçbir şey yoktu” diyenlere, şunu sormak gerekir: Yirmi yıl içinde Afganistan’ı veya Uganda’yı Türkiye yapabilir misiniz?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 17:25:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİ-BEKTAŞİ İNANCINA ÖZGÜ KURUMLAŞMA</title>
                <category>Türkoğuz Kılıçgedik</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-bektasi-inancina-ozgu-kurumlasma-560</link>
                <author>ilk.vapur.1@gmail.com (Türkoğuz Kılıçgedik)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-bektasi-inancina-ozgu-kurumlasma-560</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİ-BEKTAŞİ İNANCINA ÖZGÜ KURUMLAŞMA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ALEVİ-BEKTAŞİ İNANCINA ÖZGÜ KURUMLAŞMA</strong></p>

<p><strong>Bir Üst Kurul Adı Altında Kurumlaşma</strong><br />
<br />
Mevcut Alevi-Bektaşi kurumları, ocakları ve toplum içindeki kopukluklardan dolayı Alevilik-Bektaşilik içi, her kuruma ve kesime aynı mesafede duran bir Alevi-Bektaşi üst kurulun oluşturulmasına zorunlu ve büyük bir ihtiyaç vardır. Bu kurul, bazı fedakârlıkları göze alarak Alevi-Bektaşi kurumlar, ocaklar arasında ve toplum içi dağınıklığı giderip birlik beraberliği sağlayan bir çatı misyon üstlenmelidir.<br />
Ayrıca, Alevi-Bektaşi inancını ve toplumunu genel olarak temsil eden ve kabul görerek devletle direk muhatap olan bir kurumun oluşturulmasına da zorunlu ve büyük bir ihtiyaç vardır. Böylesi bir kurum, Alevilik-Bektaşilik kurumları, ocak ve toplum adına devletle istişare içinde Aleviliğin inanç, kültür, eğitim, kurumsallaşma, hizmet gibi konularda doğru adımlar atılar.</p>

<p><strong>Tek Çatı Altıda Kurumsal Kimlik</strong><br />
<br />
Bu amaçla, Alevilik-Bektaşiliğin özüne uygun olarak kurumsallaşması için öncelikle “ANADOLU ALEVİ, BEKTAŞİ İNANÇ VE KÜLTÜR OCAĞI” (AABİKO) adı altında “Hak Muhammed Ali” birliğinde bir “üst ana ocak kurumu” oluşturulmalıdır. Çünkü Alevilik-Bektaşiliğin tarihsel kimliği "Hak Muhammed Ali Yolu" "Ocaklık" ve Anadolu'ya özgü olarak şekillenmiştir.<br />
Bu ocak Aleviliğin kuruluşu olan Kırklar Meclisine özgü, kırk kişilik bir meclis ile temsil edilmeli ve bu meclis Alevi-Bektaşi kuruluşuna özgü olarak “KIRKLAR MECLİSİ” denilmelidir. Dört yılda bir kırk kişilik meclis görevini dönüşümlü olarak kırk kişilik başka isimlere bırakmalı. Aynı şekilde her dört yılda bir, kırk kişiden biri bu meclise başkanlık yapmalıdır.</p>

<p><br />
<strong>Kapsayıcı Görev Dağılımı</strong><br />
<br />
Kırk kişilik mecliste, on kişi günümüz dernek ve Cem evi başkanlarından, on kişi ocaklardan, on kişi yazar ve akademisyenlerden, on kişide toplumun kanaat öncüleri gibi kesimlerden oluşmalıdır.<br />
<br />
On kişilik dernek ve Cem evi başkanları, mevcut dernek ve cem evlerinden ve kuruluşların “Anadolu Alevi, Bektaşi İnanç Ve Kültür Ocakla” ilişkilerinden ve diğer sorunların çözümünde sorumlu olmalıdır.<br />
<br />
On kişilik ocak temsilcileri, Anadolu Alevi ocakların örgütlenmesi ve “Anadolu Alevi, Bektaşi İnanç Ve Kültür Ocağıyla” birlikteliğinden sorumlu olmalıdır.<br />
<br />
On kişilik yazar akademisyen, Alevi-Bektaşi tarih, inanç kültürün yaygınlaşmasından sorumlu olmalıdır.<br />
<br />
On kişilik, toplumun kanaat öncüleri de, toplumun “Anadolu Alevi, Bektaşi İnanç Ve Kültür Ocağı” etrafında örgütlenmesi ve ayrıca Alevilik ve Bektaşiliğe özgü siyasi ve ideolojik alanlardan sorumlu olmalıdır.<br />
<br />
İhtiyaç duyulduğu alanlarda, "Kırklar Meclisin" bu on kişilik üst görevlendirmelerin alt görevlendirmeleri veya kurumların da ayrıca "On İki İmamı" temsilen on iki kişilik görevlendirmeler yapılmalıdır.<br />
<br />
Aynı zamanda bu kırk kişilik meclis Anadolu ve Avrupa’daki Aleviliğin tüm sorunlarını çözmek konumda hem Alevilik-Bektaşilik içi, hem de devletle muhatap konumunda bir “üst kurum” olarak kabul görerek görev yürütmelidir.<br />
<br />
Tüm Anadolu ocakları ve talip toplumu tespit edilip kayıt altına alınarak “Anadolu Alevi, Bektaşi İnanç Ve Kültür Ocağına” bağlı bir dayanışma ortamı, görev dağılımı ve sorumluluk üstlenilmelidir. Uzun yıllara yayılarak gelişip büyüyen bu kurumsal yapılanma ve örgütlenme içinde kırk kişilik meclis dahil, her alanda dönüşümlü olarak iki illa dört yılda bir hak sahibi herkese görev verilecek şekilde düzenlemeler yapılmalıdır.</p>

<p><strong>Aleviliğe Özgü Tanımlama</strong><br />
<br />
Günümüzde Alevi kurumları için kullanılan “Kültür Dernek” isimleri yerine, “İnanç, Kültür Merkezi” federasyon, konferadasyon yerine, “İnanç Kültür ve Cem Evi Birliği” gibi Alevilik-Bektaşiliğe özgü ifade veya kavramlar kullanılmalıdır. İnanç, kültür ve sosyal yapı Dört Kapı öğretisi ve sistemi içinde bir yasal düzene kavuşturularak, Alevilik-Bektaşilik kendi özgün ve ayrıcalıklı kimliğiyle örgütlenme ve eğitilmesine imkân sağlanmalıdır.<br />
<br />
Tüm bu kurumsal yapılanmalar kapsamlı yazılı ilkelerle ve uzlaşmalı ortak yazılı tüzüklerle resmi olarak kayıt altına alınmalıdır.&nbsp;</p>

<p><strong>İnanç, Kültür Görev Ağı</strong><br />
<br />
Alevilik-Bektaşi toplumun geniş kesimleri içinde inanç, kültür, eğitim, sosyal ve siyasi yapılar üzerinden alınan görevlerle bir kurumsal ve toplumsal ağ kurularak her alanda toplumun gelişip ilerleyişi ve temsil edilmesi sağlanmalıdır. Böylesi olumlu bir oluşum zamanla hem Alevi-Bektaşi toplumuna hem de ülkeye ve ulusa da olumlu bir geri dönüşüm sunacaktır.</p>

<p><strong>Alevilik-Bektaşilik Vizyonu ve Misyonu</strong><br />
<br />
“Anadolu Alevi, Bektaşi İnanç Ve Kültür Ocağı” adı altında kurulan üst kurul olan “Kırklar Meclisi” Kırklar Meclisinde olduğu gibi din, dil, ırk ve siyasi ayrımı yapmadan, çıkar ve mevki hesabı yapmadan, Dört Kapı öğreti ve sistemine göre ve özellikle Hakikat Kapı öğreti ve ilkelerine göre Hak, hakikat adına vizyon ve misyon üstlenmelidir. Anadolu’daki tüm faklı toplumlarla ve devletle ilişkilerini “Kazan Kazan pragması” ile yürüterek Anadolu toplumların ve tarihinin ortak aklı olmalıdır.&nbsp;</p>

<p><strong>Muhataplarla İşbirliği&nbsp;</strong><br />
<br />
“Kırklar Meclisi” devletle uzlaşı içinde, günümüzde Alevilik-Bektaşilik adına kurulan Alevi, Bektaşi Kültür ve Cem Evi Başkanlığını Cumhur Başkanlığına bağlanması için çaba sarf ederek bu başkanlıkla ve diğer devlet kurumlarıyla (Milli Eğitim, Valilik, Belediye vb) dayanışma içinde eşit yurttaşlık hakkı üzerinden hizmet almalıdır. Devlettin kurumsal (Milli Eğitim, Valilik, Belediye vb) kaynakların, Alevi, Bektaşi Kültür ve Cem Evi Başkanlığı bütçesi ve Alevi-Bektaşi toplumundan gelen bağışların inanç, kültür, eğitim ve her alanda tasarruflu ve doğru kullanılmasına danışmanlık, rehberlik ve öncülük yapmalıdır.<br />
<br />
Ayrıca, "Kırklar Meclisine" ait bağımsız bir bütçe oluşturularak Kırklar Meclisinde görev yapanların mağdur olmamaları için bu bütçeden uygun miktarda bir maaş bağlanmalıdır.</p>

<p><strong>Yeni Bir Başlangıç</strong><br />
<br />
Bu samimi örgütlenme ve kurumsallaşma Alevi-Bektaşiliğin tüm sorunlarını zamanla çözeceği gibi kendi tarihsel hafızasının da olumlu yönde güncelleyerek Alevi-Bektaşi toplumun, devlet ve diğer Anadolu toplumların hep birlikte kazançlı çıkacağı bir geleceği inşa etmeye yardımcı olacaktır. Tüm farklı toplumsal unsurlarla binlerce yıldır paylaştığımız Anadolu coğrafyasını, sayısızca yıl daha paylaşacağımıza göre huzurlu bir gelecek için bütün bu gelişmeleri karşılıklı olarak kısa sürede yerine getirmek zorundayız.&nbsp;</p>

<p><strong>Dağınıklığı Gidermek</strong><br />
<br />
Evet, belki inanmayacaksınız ama çözüm yolu bu kadar basit. ...Bu Amaçlı Çözüm İçin Tüm Şartlar Hazır Ve Tüm Kolaylıklar Mevcut... Yeter ki hiçbir çıkar gözetmeden, hiçbir art niyet beslemeden, hiçbir şart ileri sürmeden ve hiçbir oluşumun etkisi altında kalmadan, hiçbir şüphe duymadan herkes gerçek anlamda özverili ve gönülden davranıp bu yapılanmaya katkı sağlamalıdır. Alevi, Bektaşi toplumun birlikteliğini ve inancını düşünen gönüllü insanlar bu oluşum içinde görev alıp elinden gelenin en iyisini yapmaya kendini adasınlar. Bu kurumsallaşmayla çok kısa sürede hiç umulmayan, önemli ve pozitif gelişmeler her alanda his edilip yaşanacaktır.<br />
<br />
Günümüzde Alevilik-Bektaşilik adına kurulan dağınık, bütüne hizmet etmediği için istikrarsız, güven vermeyen ve bölünmüş kurumlar, bu yola kendi ve inancın sonunu getirmek yerine, birlikte, istikrarlı ve güven veren “Anadolu Alevi, Bektaşi İnanç Ve Kültür Ocağı" çatısı altındaki oluşumla kendi varlığını ve Alevi inancını devamlı ve daha güçlü hale getirmeye olanak sağlayacaktır.</p>

<p><strong>Özüne Bağlı Olarak Uzlaşma</strong><br />
<br />
Alevilik-Bektaşiliğe özgü bu yapılanma bir yandan özüne sadık kalacak, bir yandan Alevi-Bektaşi inanç, kültür ve sosyal birlikteliğini koruyacak, bir yandan özerk olarak devletle işbirliği ve entegre içinde olacak, bir yandan mevcut kurumların Aleviliğe özgü devamlılığını sağlar. Bir yanda da gönümüz koşullarına ve çağına ayak uydurarak geleceğe daha sağlıklı adımlarla yol almasını sağlayacaktır.</p>

<p><strong>Zorunlu Çıkış Yolu</strong><br />
<br />
En önemlisi de bütün bunların bir arada bulundurulması günümüz çağında artık bir zorunluluktur. Çünkü global ve evrensel oluşum içinde olan günümüz çağında hiçbir kişi, toplum ve ilgili kurum tek başına hiçbir anlam taşımaz. Kişi ve toplum ve ilgili kurum kendi özüne bağlı olarak farklı toplumlarla, devletle ve tüm evrensel gerçeklerle iletişim, dayanışma ve işbirliği içinde olduğunda o kişi, toplum ve ilgili kurum kendine özgü olarak güçlü ve devamlı olur. Bu dayanışma ve işbirliğinden kaçınan ve yoksun olan kişi, toplum ve ilgili kurum yıkılmaya ve yok olmaya mahkûmdur.<br />
Bunun en bariz örneği de, Orta Doğu toplumların yukarıda yazdığım işbirliği ve evrensel değerlere göre tüm farklılıklarıyla birlikte hareket ederek güçlü olmak yerine, din, dil, mezhep, siyasi ayrışma ve çatışmaları tercih edip istikrarsız ve dağılmış haliyle güçsüz hale düşmesidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:35:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/10/turkoguz-kilicgedik-1760541606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DEDE KORKUT HİKAYELERİNDE EHLİBEYT SEVGİSİ</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dede-korkut-hikayelerinde-ehlibeyt-sevgisi-559</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dede-korkut-hikayelerinde-ehlibeyt-sevgisi-559</guid>
                <description><![CDATA[DEDE KORKUT HİKAYELERİNDE EHLİBEYT SEVGİSİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>“Şah-ı merdan (erenlerin şahı) Ali görklü (güzel).</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Ali’nin oğulları, Peygamber’in nevereleri (torunları),</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Kerbela yazında (çölünde) Yezidler elinde şehit oldu.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Hasan’la Hüseyin iki kardaş bile (birlikte) görklü (güzel)”</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;(Oğuzların Diliyle Dedem Korkudun Kitabı, Mustafa S. Kaçalin, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2023, Sayfa, 309-310)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Amasya Belediyesi, 27 Eylül-5 Ekim 2025 tarihleri arasında &nbsp;bir hafta devam eden kitap fuarı düzenlemişti. Amasyalıların kitap fuarına ilgisi çok iyiydi. Fuar alanı hergün kalabalıktı. Amasyalıların yazarların imza günlerine olan ilgileri de yoğundu. Bu, beni oldukça çok memnun etmişti. Zira kitap alanların büyük çoğunluğunu gençler oluşturuyordu. Bu durum, beni ayrıca sevindirmişti. Ben de bu kitap fuarında çok sayıda kitap almıştım. Bunlardan biri de Mustafa S. Kaçalin’in Türkçe çevirisi ile Türk Dil Kurumu tarafından yayınlanan&nbsp;</span></span></span><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“OĞUZLARIN DİLİYLE DEDEM KORKUDUN KİTABI” idi.</span></strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Kitabı incelerken, eserde yer alan destansı şiirlerde ve hikayelerde Hz. Muhammed ve &nbsp;Ehlibeyt sevgisine rastladım. Hikayelerde ayrıca Hızır Aleyhisellam inancına da yer verilmişti. Bu bilgileri önemli bulduğum için okuyucularla paylaşmanın yararlı olacağını düşündüm. Buraya geçmeden önce, Dedem Korkut’u ve eserini tanıtmamız gerekecektir. Zira bunu anlattığımızda, eserde yer alan bilgilerin önemi daha da artacaktır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Konunun uzmanı olan akademisyenler, Dedem Korkut kitabında yer alan hikayelerin 7. ve 8. yüzyılda hüküm süren Göktürk ve Türgiş Hanlığı zamanında meydana gelen çatışma ve savaşları konu edindiğini tespit etmektedirler. Ancak kitabı 14. veya 15. yüzyılda kaleme alan ismi bilinmeyen yazar; bu olayları 11. 12. ve 13. yüzyıldaki savaş ve çatışmalarla birleştirerek, o dönemin yer ve mekan isimlerini vermektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Akademisyenler, eserde yer alan Dedem Korkut hikayelerinin sözlü gelenekten nesilden nesile gelmesinden dolayı, bu ilavelerin yapılmasının normal olduğunu ifade etmektedirler.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Eser hakkında bu kısa bilgilerden sonra, Dedem Korkut hakkında da bilgi vermek yerinde olacaktır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Miladi takvime göre, 670-770 yılları arasında yaşayan Dede Korkut, Kopuzla (sazla) şiirler-destanlar okuyan bilge bir din adamıdır. Aynı zamanda o dönemin Han ve Beyleri ile tanışan ve görüşen bir ozandır. Eserin iki el yazma nüshası bulunmaktadır. Birisi, Vatikan kütüphanesinde altı hikayeden, ikincisi Almanya’nın Dresden Kütüphanesinde bulunmakta olup, on iki hikayeden oluşmaktadır. Dresden kütüphanesinin el yazmasındaki eserin giriş bölümünde Dede Korkut şöyle tanıtılmaktadır:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“ Resul Aleyhi’s-selam (selam ona) zamanına yakın Bayat boyundan Korkut Ata derler bir er koptu (çıktı). Oğuz’un o kişi tamam bilicisiydi, ne derse olurdu, gayipten türlü haber söylerdi. Hak taala onun gönlüne ilham ederdi.”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Korkut Ata eyitti (söyledi) : “Ahır zamanda hanlık (Hakanlık) geri (tekrar) Kayı’ya değe (değecek). Kimse ellerinden alamaya, ahır zaman olup kıyamet kopuncaya kadar.” &nbsp;Bu dediği Osman neslidir, işte sürüp gidiyor. Ve dahi (daha) nice buna benzer söz söyledi.”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Korkut Ata Oğuz kavminin müşkülünü hallederdi (çözerdi). Her ne iş olsa Korkut Ata’ya danışmayınca işlemezlerdi. Her ne ki buyursa kabul ederlerdi, sözünü tutup tamam ederlerdi.” (Sayfa, 307)</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Kitabın Yazarı, bu girişten sonra Dede Korkut’un şiirlerini-destanlarını nakletmektedir. 3. şiirde Hz. Muhammed’in ve diğer ehlibeyt mensuplarının isimleri de geçmektedir. O şiir şöyledir;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;<strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Ağız açıp över olsam.</span></strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Üstümüzde Tanrı görklü.(güzel)</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Tanrı dostu, din serveri, (başbuğu)</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Muhammed Mustafa Görklü. (güzel)</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Muhammed’in sağ yanında namaz kılan,</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Ebu Bekr-i Sıddık görklü. (güzel)</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Yazılıp düzülüp gökten indi.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Tanrı ilmi Kur’an görklü. (güzel)</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Ahır sıpara (en sondaki cüz) başıdır, Amme görklü. (güzel)</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Hecesinleyin (hecesiyle) düz okunsa Yasin görklü. (güzel)</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>O Kur’an’ı yazdı düzdü.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Ulemalar öğrenince (öğreninceye kadar) güydü (bekledi) baktı. (gözledi)</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Alimler serveri Affan oğlu Osman görklü. (güzel)</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Kılıç çaldı, din açtı,</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Şah-ı merdan (erenlerin şahı) Ali görklü. (güzel)</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Ali’nin oğulları, Peygamber’in nevereleri, (torunları)</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Kerbela yazında (çölünde) Yezidler elinde şehit oldu.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Hasan’la Hüseyin iki kardaş bile (birlikte) görklü. (güzel)”</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">(Aynı eser, Sayfa, 309-310)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Eserde, daha sonra hikayeler anlatılmaktadır.&nbsp;</span></span></span><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Salur Kazan’ın evinin (çadırının) yağmalandığı boyu (hikayeyi) beyan eder (anlatır)”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;bölümünde, Salur Kazan’ın obasına yapılan&nbsp;</span></span></span><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Kafir düşman”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">ın saldırısı anlatılmaktadır. Hikayeye göre, Salur Kazan Han ava çıktığı sırada, obası düşman saldırısına uğrar. Eşi Uzun Borla Hatun, oğlu Uruz Bey, kırk genç kız, üç yüz genç savaşçı esir alınır. Salur Kazan Hanın Obası yağmalanır ve tüm mal varlığına düşman tarafından el konulur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Salur Kazan Hanın ava çıktığı bölge, obasına üç günlük mesafededir. Düşman saldırısının olduğu gece rüyasında kuduz kurtların obasına daldığını görür. Bunun üzerine, Konur (kahverengi) atına binen Salur Kazan Han üç günlük yolu bir günde kat ederek obasına gelir. Obasının yağmalandığını gören Salur Kazan Han, düşmana doğru yola çıkar. Önüne bir su (ırmak) çıkar. Düşmanın buradan geçtiğini düşünerek, “suyla haberleşeyim” der ve şöyle hitap eder:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Çağnam çağnam (çağıl çağıl) kayalardan çıkan su.</span></strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Ağaç gemileri oynatan (yürüten) su.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Hasanla Hüseyin'in hasreti su.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Bağın bostanın ziyneti (bezeği) su.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Aişe ile Fatman’nın nikahı su.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Şehbaz (Şahin) atların gelip içtiği su.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Kızıl develerin gelip geçtiği su.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Ak koyunların gelip çevresinde yattığı su.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Ordumun (çadırımın-obamın) haberini bilir misin De bana.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Kara (yalnız) başım kurban olsun, suyum sana.”</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">(Aynı eser, Sayfa, 329)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Hikayenin devamında, Salur Kazan Oğuz boylarına haber verir, bir ordu kurup düşman kalesine doğru yola çıkarlar. Bu sırada düşmanlar, oğlu Uruz Beyi idam etmek üzere bir ağacın yanına getirmişlerdir. Uruz Bey burada ağaca serzenişte bulunur. Ağactan, kendisine bağlanarak asılmasına engel olmasını ister ve şöyle der:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Ağaç ağaç dersem sana, azlanma (azımsama) ağaç.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Mekke ile Medine’nin kapısı ağaç.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Musa Kelim’in asası ağaç.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Büyük büyük suların köprüsü ağaç.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Kara (koca) kara (koca) denizlerin (ırmakların) gemisi ağaç.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Şah-I Merdan (Erenlerin Şahı) Ali’nin Düldülünün eyeri ağaç.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Zül-fekarın kınıyla kabzası ağaç.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Şah Hasan’la Hüseyin’in beşiği ağaç.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Eğer (ister) erdir, eğer (ister)avrattır korkusu ağaç. (sopa)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Başını alıp (tutup) bakar olsam başsız ağaç.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Dibini alıp (tutup) bakar olsam dipsiz ağaç.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Beni sana asarlar, götürme (kaldırma) ağaç.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Götürecek (kaldıracak) olursan yiğitliğim seni tutsun ağaç.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Bizim elde gerek idin, ağaç.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Kara Hindu kullarıma buyuraydım,</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Seni pare pare doğrayalardı, ağaç.”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>(Aynı eser, Sayfa, 334)</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Hikayenin sonunda düşmanlar Uruz Beyi asmak üzereyken, Salur Kazan Han ve ordusu zamanında gelir. Düşmanla savaşa tutuşurlar. Düşman yenilir, kalesi ele geçirilir. Tüm esirler ve yağmalanan hazinesi ve malları geri alınır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Her iki şiir-destanda da Hz. Muhammed ve Ehlibeyt’inin saygıyla anıldığı görülmektedir. Bu da Türk kavimleri arasında Ehlibeyt sevgisinin yaygın olduğunu göstermektedir. Aynı eserde Hızır Aleyhi Sellamdan da bahsedilmektedir. İlgili bölüm şöyle:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>BOZ ATLI HIZIR</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Eserde yer alan “D</span></span></span><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>irse Han oğlu Boğaç Han boyunu (hikayesini) beyan eder (anlatır)”</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;rivayetinde ise,&nbsp;</span></span></span><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Boz atlı Hızır anlatılmaktadır</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">. Dirse Han oğluna bey yetkisi verir.Oba beyleri, oğlunu kıskanırlar ve iftiralarda bulunurlar. Bu suçlara karşılık oğlu Boğaç Beyin öldürülmesi gerektiğini söylerler.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Eşinden çekinen Dirse Han, bir av partisi düzenler. Oğlunun da bu ava katılmasını ister. Amacı oğlunu av sırasında okla vurarak öldürmektir. Dirse Han av sırasında oğlunu okla vurur ve ormanda bırakıp obaya döner. Annesi oğlu Boğaç’ın neden gelmediğini sorar. Dirse Han, oyalayan cevaplar verir. Durumdan şüphelenen anne, yanına yardımcılarını alarak av bölgesine gider. Sonunda oğlunu yaralı olarak bulur. Devamı şöyle anlatılmaktadır:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Ana ağlama, bana bu yaradan ölüm yoktur. Korkma, Boz atlı Hızır bana geldi. Üç kere yaramı sığadı. “Bu yaradan sana ölüm yoktur. Dağ çiçeği (kuşburnu) ananın südü sana merhemdir” dedi. Böyle deyince kırk ince kız yayıldılar, dağ çiçeği (Kuşburnu) devşirdiler (topladlar). Oğlanın anası emciğini (memesini) bir sıktı, südü gelmedi. İki sıktı, südü gelmedi. Üçüncüde kendisine darp eyledi (vurdu), kanı doldu, sıktı, sütle kan karışık geldi. Dağ çiçeğiyle (Kuşburnu) südü oğlanın yarasına vurdular. Oğlanı ata bindirdiler, alıp ordusuna (çadırına) gittiler. Oğlanı hekimlere ısmarlayıp (emanet edip) Dirse Handan sakladılar.” (</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">Sayfa, 320)</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Bu hikayeden de görüleceği gibi, Türk kavimleri arasında Hızır inancının da yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Alevi İslam inancında her yılın Şubat ayı içinde üç gün Hızır orucu tutulmakta, orucun bitiminde lokmalar dağıtılmaktadır. Alevilerin tuttuğu Hızır Orucu da Kur’an’ı Kerim’deki İnsan suresinin 7. 8. ve 9. ayetlerine dayanmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Alevilikteki on iki posttan biri de Hz. Hızır’a aittir. Hz. Hızır bazen Hz. Ali adı ile de anılmaktadır.&nbsp;</span></span></span><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Yetiş Ya Ali</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” buradan gelmektedir. Hz. Hızır, genellikle ak sakallı, nurani yüzlü, merhametli, cana yakın, tatlı dilli bir kimse olarak da tarif edilir. Bazen de yoksul, üstü başı dağınık biri olarak &nbsp;görünür. Hz. Hızır darda kalan insanların imdadına yetişir, onları sıkıntıdan kurtarır. “</span></span></span></span><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Hızır gibi yetişmek” “Kul sıkışmayınca Hızır Yetişmez” deyimleri bu inançla ilgilidir.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Hızır Aleyhisellam’a Mayıs ayının altıncı gününde rastlanacağına inanılır. Altı Mayıs gününe&nbsp;</span></span></span><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Hıdırellez”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;denmesinin nedeni de budur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Dede Korkut hikayelerinin sonunda bir dua mutlaka yer almaktadır. Bu dualardan biri şöyledir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Yerli kara dağların yıkılmasın! </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Gölgelice kaba (koca) ağacın kesilmesin’</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Ak sakallı babanın yeri uçmak (cennet) olsun!</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Ak bürçekli (zülüflü) ananın yeri behişt (cennet) olsun!</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Ahır sonu arı (halis) imandan ayırmasın!</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Ak alnında beş kelime (cümle) dua kıldık, kabul olsun!</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Günahınızı adı görklü (güzel) Muhammed Mustafa!</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Yüzü suyuna bağışlasın.”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Yukarıdaki duanın sözleri ve Dede Korkut hikayelerindeki destanlar incelendiğinde, şiirlerin ve anlatımların, Alevi İslam inancıyla yakından ilgili oldukları anlaşılmaktadır. Zira destanların ve şiirlerin Kopuz (saz) eşliğinde Alevi ozanların diline benzer bir biçimde söylenmesi de bu görüşümüzü doğrulamaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Makalemize burada son verirken,&nbsp;</span></span></span><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Oğuz Türkçesinde Dede kelimesi “Baba” anlamında kullanılıyordu.</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;Yani, “Dede Korkut Hikayeleri” dediğimizde, bugünkü dile çevirdiğimizde “Baba Korkut Hikayeleri” dememiz gerekmektedir. Baba kelimesi de yukarıdaki yorumumuzu desteklemektedir. Z</span></span></span><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>ira, Aleviler, inanç önderlerine “BABA” ön ismiyle hitap</strong></span></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>ediyorlardı</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">.&nbsp;</span></span></span><strong><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Örneğin Baba İlyas gibi.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,5000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Yararlı olması dileği ile.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri">&nbsp;</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 19:45:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KALBİN SİMYASI: SEVGİLİLER GÜNÜ\&#039;NE EZOTERİK BİR BAKIŞ</title>
                <category>Meryem Gülbetekin</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kalbin-simyasi-sevgililer-gunune-ezoterik-bir-bakis-558</link>
                <author>mrymglbtkn76@gmail.com (Meryem Gülbetekin)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/kalbin-simyasi-sevgililer-gunune-ezoterik-bir-bakis-558</guid>
                <description><![CDATA[KALBİN SİMYASI: SEVGİLİLER GÜNÜ\'NE EZOTERİK BİR BAKIŞ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Bugün sokaklar kırmızı güllerle, vitrinler ise maddesel sevgi kanıtlarıyla dolup taşarken; biz gelin, bu günü modern bir tüketim çılgınlığının ötesine, kalbin kadim derinliklerine taşıyalım. Zira Sevgililer Günü, aslında sadece iki insan arasındaki romantik bir bağın kutlaması değil; ruhun kendi eksikliğini tamamlama arzusunun, yani "Bir" olmaya gidişin sembolik bir durağıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eril ve Dişil Dengesi: İçsel Düğün Ezoterik geleneklerde her birey, kendi içinde hem eril hem de dişil enerjiyi barındırır. Simyacıların "Alchemical Marriage" (Simyasal Evlilik) dediği süreç, dışarıda bir "eş" aramadan önce, insanın kendi içindeki bu iki zıt kutbu barıştırmasıdır. • Sol Yanımız (Ay): Sezgilerimiz, duygularımız ve karanlıkta kalan derinliklerimiz. • Sağ Yanımız (Güneş): Mantığımız, eylem gücümüz ve dış dünyaya dönük yüzümüz. Gerçek bir "sevgililik" hali, dışarıdaki birine muhtaç olmaktan ziyade, kendi içimizdeki bu iki kutbun el ele tutuşmasıyla başlar. Dış dünyada seçtiğimiz partner ise aslında iç dünyamızdaki bu dengenin (veya dengesizliğin) bir aynasından başka bir şey değildir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kalp Çakrası: Bir Köprü Olarak Aşk Manevi anatomide kalp, alt dünyalar (madde) ile üst dünyalar (mana) arasındaki altın köprüdür. 14 Şubat’ın enerjisini bir frekans olarak ele alırsak, bu frekans bizi Anahata (kalp merkezi) üzerinden evrensel bir akışa davet eder. Aşk, egonun "ben" sınırlarını ihlal ettiği tek andır. Bir başkasının acısını kendi acın, sevincini kendi sevincin gibi hissetmeye başladığında; ezoterik anlamda "Perde" kalkar. Bu yüzden aşk, manevi yolda en kestirme ama en sarp patikadır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Maddeden Manaya Bugün kendinize ve sevdiğinize bir hediye alırken, şu niyetle bir an duraklayın:</span></p>

<ol>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Aynalık Yasası: Partnerinizde sevdiğiniz her şeyin aslında kendi içinizdeki bir cevher olduğunu fark edin.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Sessiz Bağ: Sadece fiziksel temasla değil, kalbinizden ona doğru akan yeşil bir ışık hayal ederek, ruhsal bir bağ kurun.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span style="color:#000000">Kendini Sevme: Eğer bu günü "yalnız" geçiriyorsanız, unutmayın ki ruhun yalnızlığı, kendisiyle buluşması için verilmiş kutsal bir randevudur.</span></p>
	</li>
</ol>

<p><span style="color:#000000">"Aşk, Tanrı’nın sırlarının usturlabıdır." – Mevlana</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sevgililer Günü, bir takvim yaprağından fazlasıdır; o, evrendeki en güçlü kuvvet olan "Çekim Yasası"nın kutlamasıdır. Maddi hediyelerin geçiciliğinde boğulmak yerine, sevginin dönüştürücü gücüne, o yüce simyaya odaklanmak ruhu özgürleştirir. Sevgiyle..</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Feb 2026 15:39:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/07/meryem-gulbetekin-1753709226.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MÜRCİE EKOLÜ NASIL HANEFİ MEZHEBİ OLDU?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/murcie-ekolu-nasil-hanefi-mezhebi-oldu-557</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/murcie-ekolu-nasil-hanefi-mezhebi-oldu-557</guid>
                <description><![CDATA[MÜRCİE EKOLÜ NASIL HANEFİ MEZHEBİ OLDU?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“ Ehli Sünnet “ mezheplerinin nasıl oluştuğunu daha önceki yazılarımızda açıklamıştık. Bugünkü</span></span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;makalemizde</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;Ehli Sünnet” mezheplerin</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">e dahil edilen</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;Hanefiliğin nasıl ortaya çıktığını </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">ve İslami yorumunu </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">anlatacağız. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Bu konudaki kaynağımız</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">,</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün&nbsp;&nbsp;“İmamı Azam Savunması” adlı eseri ile Prof. Dr. Sönmez Kutlu’nun Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisine yazdığı “ Mürcie “ maddesi olacaktır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Ehli sünnet mezhepleri Abbasi halifesi Kadir Billah döneminde (M. 1029) </span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“ Ehli Sünnet&nbsp; İtikadı “</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;adıyla hazırlanan mutabakatın din adamlarının saraya çağrılarak imzalatılmasıyla oluşturulmuştu. Yetmişin üzerinde olan mezhep sayısı dörtle sınırlandırılmış ve her mezhebe de bir imamın adı verilmişti. Abbasi halifesinin bunu yapmasının nedeni </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">iktidarının devamını sağlamak ve </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;Mısır’da </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">devlet kuran Şiiliğin İsmailiye koluna mensup olan </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Fatimiliği engelleme amacını taşıyordu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Bu mutabakatın din adamlarına</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;zorla</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;imzalatılmasından sonra, diğer mezhepler yasaklandı ve “ İslam dışı” sayıldı. Bu dört mezhepten birisine de İmam Ebu Hanife’nin ismi verilerek </span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“ Hanefi </span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>M</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>ezhebi</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;denildi.&nbsp;&nbsp;Ancak İmam Ebu Hanife (İmamı Azam) bundan 262 yıl önce vefat etmişti. Görüşlerini öğrencileri devam ettiriyordu.</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;Üstelik, Ebu Hanife Abbasi Halifeleri döneminde eziyet görmüş, kırbaçlanmış ve en sonunda saraya çağrılıp zehirletilerek katledilmişti. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Ebu Hanife’nin Küfe’de temsilcisi olduğu mezhep ya da ekolün ismine “</span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>&nbsp;Mürcie” </strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">deniliyordu. Kelimenin içeriği </span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“ Ertelemek” “ Sonraya bırakmak “&nbsp;&nbsp;</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”ümit etmek” </span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">anlam</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">lar</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">ını taşıyordu. Mürcie Mezhebi,&nbsp;&nbsp;İslam coğrafyasında en çok taraftarı olan bir ekoldü. Bunun nedeni diğer mezheplere karşı hoşgörülü olması, ibadetler konusunda zorlayıcı olmamasından kaynaklanıyordu. </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Ehli Sünnet mezheplerine dahil edilmesinin nedeni de buydu. Amaç, bu ekole mensup olanların desteğini almaktı. </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Savundukları görüşlerin özeti şöyleydi:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>-Dinde aklı </strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>kullanmayı </strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>öne alıyordu.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>-İmanın kalple tasdikini ve dil ile ikrarını savunuyordu.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>-Amellerin -İbadetlerin yapılıp, yapılmamasının imanı artırıp ya da azaltmayacağını savunuyordu. Bu görüşünü de ibadetlerin imandan dolayı yapılmasına dayandırıyordu.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>-Büyük günah işleyenlerin Cennet ya da Cehennem’e gidip, gitmeye</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>ceğinin,</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>&nbsp;Allah’ın taktirinde olduğunu savunuyordu.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>-Bütün Müslümanları eşit görüyordu. Mevali – Arap ayırımına karşıydı.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>-Emevi ve Abbasi iktidarlarının Ehlibeyt’e ve Mevali’ye (Arap olmayan Müslümanlar) uyguladıkları baskı ve zulme karşı çıkıyorlardı.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>-Kur’an’ın tercümesiyle namazın kılınabileceğini&nbsp;&nbsp;savunuyorlardı.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>-Emevi ve Abbasi iktidarlarını İslam dışı bir despotizm olarak görüyorlardı.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>- Zeyd bin Ali’nin ve Eba Müslim Horasani’nin isyanlarını bu nedenle haklı bulup, destek ver</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>mişlerdi</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>-Şarap dışındaki içkilerin, sarhoş olmayacak kadar içilmesine ceza verilemeyeceğini savunuyorlardı.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>-Din ile şeriatın eşitlenmesine karşı çıkıyorlardı. “ Din değişmez, ama Şeriat değişir” diyorlardı.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Hanefilik mezhebinin kaynağını oluşturan Mürcie ekolünün İslam dini ile ilgili olarak savunduğu görüşlerin özeti kısaca böyleydi. Bu görüşleri nedeniyle, İslam coğrafyasında daha çok kabul gördüler. Bu bölgelerin başında İran, Horasan, Maveraünnehir, Anadolu, Suriye geliyordu. </span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Bu ekol, m</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>iladi 11. Yüzyıla kadar “ Mürcie Mezhebi” </strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">olarak </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">tanınıyordu. Miladi 1029 yılında Abbasi Halifesi tarafından yasal olarak tanınan Şafiilik, Malikilik ve Hanbeliliğin yanına dördüncü mezhep olarak eklendi.</span></span></span>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">E</span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">kolün en etkili temsilcisi olan Ebu Hanife’den dolayı </span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">bu mezhebe </span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Hanefilik</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” adı verildi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Ancak, Ebu Hanife’nin İslam yorumu ile diğer üç mezhep arasında çok farklı görüşler bulunuyordu. Diğer üç mezhep imamı (İmam Şafi, İmam Maliki, İmam İbn Hanbel) yukarıda görüşlerini özetlediğimiz İmam Ebu Hanife’nin görüşlerine karşı çıkıyorlardı. </span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Hatta, Ebu Hanife’yi “Dalalet içinde olmakla” yani, kafirlik sınırına gelmekle itham ediyorlardı.</strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Maliki mezhebinin İmamı Maliki ise, en sert tepki verenlerdendi. İmam Ebu Hanife İçin şu sözleri kullanmıştı:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Ebu Hanife, dini mahveden hastalıklardan biridir.” (İbn Adi, el Kamil fi Zuafai’r Rical, 8/237, Aktaran Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, İmam Azam Savunması, Sayfa, 233, Yeni Boyut Yayınları, 2. Baskı, 2017)</span></strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">İmam Maliki’nin, Hatib El Bağdadi’nin yazdığı </span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Tarihu Bağdad”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;adlı eserindeki sözleri ise şöyledi:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Ebu Hanife’nin yaşadığı bir beldede yaşamak caiz değildir.”</span></strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Ebu Hanife dine tuzak kurup hile yaptı. Dine tuzak kuranın dini olmaz.”</span></strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Ebu Hanife’nin bu ümmet içinde yarattığı fitne, İblis’in fitnesinden daha zararlıdır. Böyle olmasının iki sebebi var: Birincisi, Ebu Hanife’nin Mürcie mezhebinden oluşu, İkincisi ise, Ebu Hanife’nin sünneti işe yaramaz hale getirmesidir.” (Hatib el Bağdadi, Tarihu Bağdad,13/400, Aktaran Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, İmamı Azam Savunması, Sayfa, 233, Yani Boyut Yayınları, 2. Baskı, 2017)</span></strong></span></span></span></strong></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">İmam Maliki’nin sözlerinden de görüleceği gibi, Ebu Hanife ile diğer üç mezhep imamının, İslam dinin yorumu hakkındaki görüşlerinin birbirine zıt olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, Abbasi halifelerinin amacı, Hanefi ekolünün taraftarlarını önce tarafsızlaştırmak, sonra da desteğini alarak, iktidarını devam ettirmekti. Bunda da başarılı oldular. Ebu Hanife’nin ekolünden olan din alimlerini kadılık makamlarına atayarak, kendilerine bağlı kıldılar. Yani, Ebu Hanife’nin çizgisinden koparıp, menfaat karşılığında kendilerine yandaş yaptılar. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Sonuç olarak</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">, Hanefilik ekolünün Ehli-Sünnet’e dahil edilmesinin nedeni tamamen siyasiydi. Zira, dört İmamın ismi ile kurulan mezhepler, Abbasi Halifesinin iktidarına destek vermek amacıyla oluşturulmuştu. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Bu tarihten sonra, Abbasi İmparatorluğunun yönetim merkezinde, Ehli-Sünnet Mezheplerinden en şekilci olan Ahmet İbn Hanbel’ın &nbsp;ekolü hakim oldu. Dinde aklı kullanmak yerine, nakil esas alındı. Fikir ve inanç özgürlüğü ortadan kaldırıldı. Bu yönetim anlayışı sonucunda, İslam coğrafyası ortaçağ karanlığına gömüldü. Bu anlayışı devam ettiren ülkeler, bugün emperyalistlerin hegemonyasında yaşamaya devam ediyorlar. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p style="text-align:left">&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Feb 2026 02:22:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DİVANU LUGATİ’T TÜRK’TE  ALEVİ BİR GELENEK  VE ATASÖZLERİ</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/divanu-lugatit-turkte-alevi-bir-gelenek-ve-atasozleri-556</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/divanu-lugatit-turkte-alevi-bir-gelenek-ve-atasozleri-556</guid>
                <description><![CDATA[DİVANU LUGATİ’T TÜRK’TE  ALEVİ BİR GELENEK  VE ATASÖZLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;Kaşgarlı Mahmud’un Divanu Lugati’t-Türk adlı eserini incelerken çok ilginç, bir o kadar da önemli bilgilere ulaştık. Bu makalemizde, eserde yer alan ve bugün hala geçerli olan atasözleri ile Alevi inancında devam eden bir geleneği ele alacağız.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Ancak, bu bilgilere geçmeden önce, Türk Dil Kurumu tarafından yayınlanan Kaşgarlı Mahmud’un eserini bugünkü Türkçe’ye çeviren Sayın Ahmet B. Ercilasun ve Sayın Ziyat Akkoyunlu’ya teşekkürlerimi iletiyorum. Eseri okurken kendimi bin yıl önceki Orta Asya ve Horasan’da hissettim. Bin yıl sonra bize bu duyguları yaşatan bilim insanı Kaşgarlı Mahmud’u şükranla anıyor, mekanı cennet, ruhu şad olsun diyorum.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yazarımız Kaşgarlı Mahmud, eserinde kendisini şöyle tanıtıyor:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“Kitabın sahibi Mahmud dedi ki: ...atalarımız xemir diye adlandırılan emirler idi; çünkü Oğuzlar emir diyemezlerdi. Elif’i xa’ya (ha) dönüştürdüler ve xemir dediler. Samanoğullarından Türk diyarını fetheden atamızdır. Adı, El-’emir Naşr Tigin idi.”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Unvanlarından Karahanlı hanedanından olduğu anlaşılan Kaşgarlı Mahmud (D.T. 1008-Ö.T. 1105), babasının Isık Göl (Kırgızistan) civarındaki Barsgan şehrinden olduğunu belirterek, yazdığı eseri Abbasi Halifesi el Muktedi bi Emrillah’a sunduğunu &nbsp;açıklamaktadır. (Miladi, 1076)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Eseri Türkçeye çeviren Sayın Ahmet Ercilasun ve Sayın Ziyat Akkoyunlu kitabın giriş bölümünde, Kaşgarlı Mahmud’un&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">DİVANU LUGATİ’T-TÜRK (Türk Lehçelerini Toplayan Kitap)</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;eseri hakkında şu özet tanımlamayı yapmaktadırlar:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">1-</span><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Dokuz bin civarında Türkçe kelimenin Arapça karşılıklarını veren</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;bir sözlüktür.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">2-</span><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">11. yüzyıl ölçünlü Türkçesinin küçük bir&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">grameridir.</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">3-</span><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Türk boylarının ağızları hakkında bilgiler veren&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">diyalektolojik</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;bir çalışmadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">4-</span><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">11. yüzyıldaki Türk boy ve alt boyları hakkında bilgiler veren&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">etnolojik</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;bir eserdir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">5-</span><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">11. yüzyıl coğrafyasına ait birçok şehir, kasaba, köy, akarsu, göl, dağ adlarını içine alan, bunların birçoğunu bir haritada gösteren ve bazıları hakkında kısa bilgiler veren bir&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">coğrafya&nbsp;</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">eseridir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">6-</span><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yer adları yanında, kişi adlarına da yer veren&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">onomastik</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;bir çalışmadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">7-</span><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Türklere ait bazı efsaneleri, çeşitli adet ve inanışları içine alan; tarım, hayvancılık, avcılık, çeşitli zanaat ve mesleklerle; giyim-kuşam, süslenme, eşya ve aletler, silahlar ve at takımları, çeşitli yiyecek, içecek ve yemeklerle ilgili bilgiler veren; eğlence, oyun ve çalgı aletleri hakkında bilgilenmemizi sağlayan bir&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">halk bilimi&nbsp;</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">eseridir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">8-</span><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Çeşitli hastalıklar, tedavi şekilleri ve ilaçlar hakkında bilgi veren bir&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">halk hekimliği</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;kitabıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">9-</span><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Eser, 300’e yakın atasözü ile, 11. yüzyıla ait bir&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">atalar sözü</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;külliyatıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">10-</span><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Eserde, çeşitli kelimelere örnek olarak verilmiş, tamamı 764 mısra tutan dörtlük ve beyitleriyle 11. yüzyıla ait&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">bir şiir antolojisidir.</span></strong>&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Eser hakkındaki ön bilgileri verdikten sonra, atasözlerine geçmeden önce, bin yıl önce Orta Asya ve Horasan bölgesinde yaşayan Türk kavimlerinin bir geleneğini verelim. Eser de&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“BASAN</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">” kelimesinin anlamı verilirken şöyle denilmektedir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“Ölüyü gömdükten sonra yapılan yemek. Buradan yög basan denir.” (Sayfa, 172)</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Sayfa 406 da ise, bununla ilgili olarak daha geniş bilgi verilmektedir:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“YÖG: Ölüyü gömmekten dönenler için yapılan yemeğin adı. Üç veya yedi gün sürer.”</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Bin yıl önce Türk kavimlerindeki bu geleneğin Aleviler tarafından bugün hala devam ettirildiğini görmekteyiz. Alevi toplumunda, bir Can toprağa verildikten sonra bazen mezarlıkta bazen de şartlara göre Cemevinde cenazeye katılanlara yemek verilmektedir. Yemekten önce, Dede tarafından dualar edilmekte ve Kur’an’dan sureler okunmaktadır. Hakk’a yürüyen bu Can için ayrıca ailesi tarafından bazı bölgelerde 3. gün bazı bölgelerde 7. gün bazı bölgelerde 40. gün kurbanlar kesilerek yemek verilmekte ve dualar edilmektedir. Ayrıca vefat eden Can için&nbsp;</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">“Dardan İndirme-Helalleşme- Cem’i”</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;de yapılmakta ve Cem’e katılanlara yemek ve helva verilmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Kaşgarlı Mahmud’un bin yıl önce yazdığı eserde yer alan bu geleneği önemli bulduğum için sizinle paylaşmak istedim. Aynı eserde, ilginç bulduğum ve bugün hala tekrarlanan atasözlerini de vermenin yararlı olacağını düşündüm. Zira bu atasözlerinin büyük çoğunluğunun bugün hala söylenmesi, kültürlerin kolay kolay unutulmadığını ve nesilden nesile sözlü gelenek yoluyla devam ettiğini göstermektedir. Eserde yer alan üç yüze yakın atasözlerinden seçtiklerimiz şunlar:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-Buzağının Başı Olmak, Öküzün Ayağı Olmaktan İyidir.&nbsp;</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">(Anlamı: Kendi kendini yönetmek, başkasına tabi olmaktan iyidir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Güç ve Saltanat Bulduğun Zaman Huyunu Güzelleştir</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. (Mevkii ve güç sahibi olduğunda alçak gönüllü ve hoşgörülü ol anlamında söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Kelin Gelişi, Börkçü Dükkanınadır</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. (“Gitme vaktim gelince beni bul, yabani hayvan gelince onu vur” "yapılması gerekeni yap"&nbsp; anlamında söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--İnsanın Alacası İçindedir, Hayvanın Alacası ise, Dışındadır</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. (Gerçek kimliğini gizleyip, arkadan vuranlar için söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Yüksek Dağ Kementle Tutulmaz, Denizin de Önü Kayıkla Kesilmez.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(Önemli bir işin, basit bir sebeple reddedilmemesi için söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Yiğit Düşmanla Karşılaşmada, Yumuşak Huylu Münakaşada sınanır.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(İnsanların eylemlerde ve uygulamalarda tanınması için söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Tilki kendi İninde Ürüse, Uyuz olur.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(Kabilesini, ülkesini inkar edip, kötüleyenler için söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-Avcı Avlanmak için Ne Kadar Hile Bilirse, Ayı da o Kadar Yol Bilir.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(İki eşit güç karşı karşıya geldiği zaman söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Kaz Gölden Kalkarsa, Ördek Oraya Sahip Çıkar.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(Bir kavmin büyüğü uzaklaştığı zaman, orada büyüklük taslayan için söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--At &nbsp;Arpayı Yemeyince, Engeli Aşamaz.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;( İşlerde yardımlaşma tavsiye edildiği zaman söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Yılan Kendi Eğriliğini Bilmez, Devenin Boynunun Eğri Olduğunu İddia Eder.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(Kendi ayıbını görmeyip, başkasını ayıplayanlar için söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Ateş, Alevle Söndürülmez.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(Fitnenin fitneyle değil, barış yoluyla yatıştırılacağını anlatmak için söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Et İle Tırnak Birbirinden Ayrılmaz</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. (Akarabalar arasında ayrılık olmayacağını belirtir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Kim Düşmana Karşı Silah Hazırlatırsa Tay Bulur, Kim hazırlanmayı Unutursa Tutsak Olur.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(Düşmanlara karşı hazırlıklı olunması için söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Sana Su İçirmeyene, Sen Süt İçir.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(Kötülük yapana, iyilik yapılması için söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Dağ Dağa Kavuşmaz, İnsan İnsana Kavuşur</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. (İki rakip Hanın buluşması için söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">-İki Koç Başı Bir Tencerede Pişmez</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. (İki Bey bir şehir için dalaştıklarında birinin oradan çıkması için söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Yaşlı Öküz Baltadan Korkmaz.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(Alışık olduğu şeyle korkutulan için söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Bıçak Keskin Olsa da Kendi Sapını Kesemez</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. (Başkalarının işinde mahir olup, kendi işinde aciz olan için kullanılır.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Çifte Kılıç Bir Kına sığmaz</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. (Aynı iş için karşı karşıya gelenler için söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--</span><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Zulüm Evin Avlusundan girse, Töre ve İnsaf Bacadan Çıkar.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(Aile ve akrabalar arasında yapılan haksızlıklar için kullanılır.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Aslan Kükrese, Atın Ayakları birbirine dolanır.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(Bu zayıf birinin, bir büyüğe mukavemet etmesi; büyük üstüne gelince de titremesi durumunda söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Kan, Kanla Yıkanmaz.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(Yani, anlaşmazlıklar barışla yatıştırılır anlamındadır.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Güzün Gelişi, İlkbaharın Gelişinden Belli Olur.</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">&nbsp;(Bu başından beri nereye gideceği bilinen iş için kullanılır.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Aslan Yaşlanınca Sıçanın Deliğini Gözetler.&nbsp;</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">(Büyük bir işi yapmaktan aciz kalıp, küçüğüne razı olan ihtiyar için kullanılır.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">--Baba ve Ane Ekşi Elma Yese Oğulun Dişi Kamaşır</span></strong><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">. (Kötü bir iş yapan anne ve babadan çocuklarının sorumlu tutulması için söylenir.)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Yukarıda verdiğimiz atasözlerinden görüleceği gibi, aynı veciz sözlerin bugün söylenmeye devam edildiğini görmekteyiz. Ayrıca bu sözlerden bir kısmının Hacı Bektaş Veli'nin eserlerinde yer alması da dikkatimizi çekti. Bu da kültürlerin nesilden nesile aktarıldığını göstermektedir.&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;"><span style="font-family:&quot;Microsoft Sans Serif&quot;">Bin yıl önceki atasözleri, gelenekleri, yaşam tarzını bize canlı bir şekilde aktaran Kaşgarlı Muhmud’a bir kez daha teşekkür ediyoruz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;">&nbsp;</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 22:48:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DÖRT KAPI ÖĞRETİSİ Ders-8</title>
                <category>Türkoğuz Kılıçgedik</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dort-kapi-ogretisi-ders-8-555</link>
                <author>ilk.vapur.1@gmail.com (Türkoğuz Kılıçgedik)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dort-kapi-ogretisi-ders-8-555</guid>
                <description><![CDATA[DÖRT KAPI ÖĞRETİSİ Ders-8]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DÖRT KAPI ÖĞRETİSİ<br />
Ders; 8.<br />
Konu; Hakikat Kapı On Makamı ve öğretisi</strong></p>

<p>Hakikat Kapı öğretisi insana can veren ruhun, Hakk’ın özünden ve Ahiret âlemin öğretisinden gelmesi ile ilgili insandaki tecellisine yöneliktir. Ruh Hakk’a ait Ahiretlik bir varlıktır. Geçici bir hayat diliminde insan bedenine girip insana can vererek dünya sınavından geçip insan bedenini yaşatır. Ruh-can, insan öldüğünde dünyada insan bedeninde edindiği deneyim ve amelleriyle beraber Ahiret âlemine çekilir.</p>

<p>Söz konusu olan ruh, insanın atası olan Âdem yaratılırken Hak kendi nefesinden Âdem’e verdiği can ile tanımlanıp açıklanmış. Âdem’in sırtında veya sulplerinden yaratılan ruhlardan da çokça söz edilir. Araf Suresinin 172. ve 173 Ayetleri bu konuya işaret ederek Âdem’in yaratılması sonrasına işaret eder. Ancak Hakikat Kapı öğretisi Âdem sırtından yaratılan ruhları temel almayıp Hak tarafından Âdeme aktarılan ruh-can ile ilgili devamlılığı temel alır. Çünkü Hakikat Kapı öğretisi Hakk’ın insandaki varlığını ve insanda ruh olarak tecelli olmasıyla ilgilidir. Ancak insan bedeninden yaratılan ruhlardan böyle bir tecellinin gerçekleşmesi mümkün değildir.</p>

<p>Hakk’ın kendisinden Âdem’e aktardığı ruh, Âdem yaratılmadan çok daha önce Hakk’ın kendi nurundan yaratığı Muhammed Ali nuru ile de ilişkilendirilmiştir. Bu nur Âdem’den diğer peygamberlere geçerek Hz. Muhammed ve Hz. Ali’de tecelli olmaya devam etmiştir. Alevi-Bektaşi yazılı tarih kaynaklarına göre bu nur “Güruhu Naci” olarak bilinen Aleviliğe geçmiştir.<br />
<br />
Dolayısıyla Hakikat Kapı öğretisi ve ilgili “On Makam” Hakk’ın kendi öz varlığı ve kendi öz varlığından Âdem’e (insana) yüklediği ruh veya nurun insandaki tecellisini açıklayan bir öğretidir. Bu öğretinin verdiği eğitim ve bu yola elde edilen donanımla Hakk’a ait insandaki ruh veya nur insanda tecelli olur. Bu ruh veya nur insanda tecelli olmadıkça Hakk’a ve ilgili hakikate erişilmediği gibi Hakikat Kapı öğretisi de kendi gerçek amacına erişmez.</p>

<p><strong>Hakikat Kapı On Makamı</strong><br />
Bu içsel süreç, on temel aşama (derece) aracılığıyla somutlaşır. Her aşama, bireyin egosunu disipline etmesini ve ilahi bir bakış açısı benimsemesini sağlayan bir evreyi temsil eder.</p>

<p><strong>Makam: Toprak Olmak</strong><br />
Topak olmak ilkesi daha çok “ölmeden önce ölmek” tabiri için kullanılmıştır. Yani beden öldüğünde bedenle ilgili dünyevi istekler olan nefs ve ilgili kötü arzularda ölerek insanın bu bedensel yapısı toprak haline girmiş olur. Ölüp toprak olan insan bedeni toprak gibi sade, temiz ve öz bir yapıya kavuşur. Böylece insanda sonsuz olan Hakk’a ait ve Ahiretlik olan ruh veya nur ölmeden önce ölmüş ve toprak konumuna gelmiş bedende açığa çıkıp tecelli olur.</p>

<p>Nasıl ki sütün özünde yağ ve ayran olduğu halde bu süt haliyle anlaşılmaz. Ancak süt yayıldıktan sora farklı bir özeliğe dönüşüp süt yerine yağ ve ayran ortaya çıkıyorsa insanda ki hak ve ilgili ruh da insan bedeni sağ iken anlaşılmaz ancak insan bedeni öldükten sonra kendi gerçek özü olan Hak, ruh ve ilgili Ahiret gerçeğiyle ortaya çıkar.</p>

<p>Diğer bir deyişle bedensel arzular ölmüşse bedende ölmüş oluyor. Dolayısıyla ölen bir bedenin nefsi arzuları olmaz. Kibir, kin, nefret, bencilik gibi Hak ve ilgili ruhu perdeleyen tüm kötü alışkanlıkları yok olur. Tüm bu bedensel ve dünyevi oluşum ölüp toprak olduğunda insan Ahiret âleminde ruh varlığıyla yaşamaya başlar. Ölmeden önce ölerek Ahiret âlemden dünyaya daha sağlıklı bir gözlemle bakar. Aşırı dünyevi isteklerden arınıp saflaşan özüne kavuşarak Hak ve ilgili ruh-nur özüne uygun olan Ahiretin sonsuzluğunda söz, davranış ve eylem içinde olmaya devam eder.</p>

<p>Aynı şekilde insan ölmeden önce öldüğünde insan bedeni toprak konumunda hizmet verir. Doğal olan bu özle sonsuz bir dönüşüm, üretim, gelişim ve hizmet amacı içine girer. Dünyevi yaşam ile ilgili bedensel korku ve endişeler yok olup bunların yerine toprağın asil varlığı ile cesaret ve azim içinde hareket edilir.</p>

<p><strong>Makam: Kimsenin Ayıbını Görmemek</strong><br />
Her kapı içinde on ilkenin ilk ilkesi çok büyük bir anlam ve bu anlama göre de sağlam bir temel teşkil etmektedir. Sonrası gelen ilkeler ise bu temel üzerinden yükselir. Hakikat Kapı ilk ilkesi toprak tanımı içinde aslında çok fazla anlam içermekte olup diğer ilkelere de bu anlam üzerinden yüklemeler yapar.</p>

<p>Özünde toprak ve ruh olan veya öldüğünde toprak ve ruha dönüşen insan kendi bu öz varlığıyla yaşama baktığında dünyada ayıp olanı kendi toprak ve ruh özeliğiyle gözlemleyip bu gözleme göre değerlendirir. Dolayısıyla böyle bir bakış açısında olan kişinin toprak özeliği ayıbı örter, ruh ise ruh aleminde olduğu için dünyevi olan ayıp onun için hiçbir şey ifade etmez. Dolayısıyla "kimsenin ayıbı görülmemiş" olur. Böyle bir bakış ve davranış hali Hakikat Kapı ehlinden olan Velilerin nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu da açıklamış oluyor.</p>

<p><strong>Makam: Yetmiş İki Milleti Bir Görmek</strong><br />
Dört Kapı öğretisi içinde yetişmiş kişi bu öğretiye göre ve en son Hakikat Kapı öğretisine göre geniş kapsamlı birçok ilke ile görev ve sorumluluk edinerek bu amaçlı söz, davranış ve eylem içinde olur. Bu ilkelerden biride “Yetmiş iki milleti bir görme” ilkesidir. Hakikat Kapı öğretisi Hakk’ın gözü, gözlemi ve gönlüyle evreni, doğayı, canlıları ve insanları değerlendiriyor. Hak, yetmiş iki milleti bir gördüğü için Hakikat Kapının bu makamına gelmiş kişide Hakk’ın gözü, gözlemi ve gönlüyle insanlara bakarak tüm insanları bir görmek durumundadır. Çünkü Hakikat Kapı öğretisi insan bakış açısından tamamen farklı olarak Hakk’ı temsil eden bir bakış açısına sahip bir öğretidir.</p>

<p><strong>Makam: Yapabileceğin Hiçbir İyiliği Esirgememek</strong><br />
Hakikat Kapı ilkelerin tamamı Hakk’ın dünyevi oluşuma zahir ve batın olarak bakışın ve insanın bu bakış açısıyla hizmet etme iradesinin açıklamasıdır. Çünkü Hak hiçbir karşılık beklemeden yapabileceği tüm iyiliği insanlardan ve canlılardan esirgememiştir. Dolayısıyla Hakikat Kapısına ulaşmış kişi Hz. Ali gibi Hakk’ın Velisi veya Velayetini bir görev ve sorumluluk olarak alıp bu görevi Hakk’ın Velisi olarak laikiyle yerine getirmekle mükelleftir.<br />
Bu görevlerden biri olan “her türlü iyilik” hiçbir çıkar gözetmeksizin hiçbir karşılık beklemeden aksine kendisine zarar getireceği halde elinden geldikçe her türlü iyiliği, yardımı yapma duygusu içinde hareket edip bu amaçlı söz, davranış ve eylem içinde olmak gerekir.</p>

<p><strong>Makam: Allah’ın Her Yarattığını Sevmek, Güven Vermek</strong><br />
Hak her bir yaratığını özene bezene severek yaratmış ve güven içinde yaşaması için onlara her türlü imkânı sağlamıştır. Dört Kapı öğretisini alıp Hakikat Kapısına yükselmiş Hz. Muhammed, Hz. Ali ve benzeri sayısızca insan Hakk’ın her yarattığını sevmesi ve güven vermesi için diğer ilkelerde olduğu gibi bu ilke ile şart koşmuştur.</p>

<p>Dört Kapı öğretisi bin yıllar önce kurumsallaştığı halde halen günceliğini koruyup insanlara ve doğaya hizmet etmeyi temel esas olarak sayıyorsa bu da bu öğretinin güven veren gerçeğini ortaya koyar.</p>

<p>Alevi-Bektaşi yol Arifleri bu kapsayıcı güveni şu şekilde özerler. “Hak’la "sadakat" ile halkla "insaf" ile büyüklerle "hürmet" ile düşkünlerle (küçükler) "şefkat" ile düşmanlarla "yumuşaklık" ile dostlarla "vefa" ile nefsinle "kahr" ile dervişlerle "cömertlik" ile âlimlerle "alçakgönüllülük" ile cahillerle "susmak" ile doğayla “özveri” ile güven bulursun.”</p>

<p><strong>Makam: Allah Yolunda İtibar Görmek</strong><br />
Hakikat Kapısına yükselmiş kişi Hakk’ın Velisi olduğu için söylediği her söz, yaptığı her davranış ve ortaya koyduğu her eylem Hak adına ve Hak yolundadır. Bu amaçla Hak yolunda elde edinilen itibar, Hakk’a olan itibarı yüceltir. Günümüzde Hak yolunda görünüp itibarsız söz, davranış ve eylem içinde olanlar Hakk’ın insana verdiği itibarı olumsuz olarak etkilemesine sebebiyet vermiştir. Bu gibi insanlar ile Dört Kapı öğretisi ile Hakikat Kapısına yükselmiş ve Hak yolunda itibar sağlayanların itibarı aynı şey değildir. Bu nedenle Hakikat Kapı öğretisi her kesin ulaşamadığı en üst seviyede bir öğreti olduğu için diğer öğretilerle kesin olarak karıştırılmaması gerekir.</p>

<p><strong>Makam: Birliğe Yönelmek Ve Yöneltmek</strong><br />
Hak tarafından Hz. Ali’ye verilen Velayet ve ilgili Dört Kapı öğretisinin en temel özeliği özelikle İslam içinde bu birliği sağlama amaçlıdır. Velayet öğretisi olan Dört Kapı içindeki kademeli toplumsal entegrasyon daha çok bu birlikteliği oluşturmak için kurulmuştur. Ancak üç beş kişilik şura ile başlatılan halifelik bu birliği tamamen ortadan kaldırmıştır.</p>

<p>Dört Kapı öğretisi dört kademeli entegrasyonla tarih boyunca sürekli bu birlikteliğe açık bir yol izlemiştir. Dört Kapı öğreti ehli olan her kişi özelikle Hakikat Kapı kademesinde bu birliğe hizmet etmek için bu ilkeyi temel esas almış. Hakikat Kapı öğreti ehlinden olan her kişi Hakk’ı bir görüp insan, canlı ve tüm evreni Hakk’ın bu birliği içinde tanımlar. Bu birliğin genel yapısı Yaratan ve Yaratılış olarak özetlenmiş.</p>

<p><strong>Makam: Gerçeği Gizlememek</strong><br />
Şeriat Kapı dışında Dört Kapı öğretisi batın olduğu halde zahir olarak verdiği bilgi zahir ve batın bilginin harmanladığı içerikte birçok gerçeği açıklamaktadır. Diğer birçok din, inanç ve öğretiden farklı olan bu ilim sağlam temeller ve doğru ilkeler üzerinden yapılanmıştır. Dört Kapının ehli olan Arifler ve Veliler bu temel öğreti ve ilkelerin içeriğini Velayet öğretisi içinde değerlendirip beli bir toplumsal ve sosyal entegrasyon ve kademe ile amacına uygun açıklaması bu öğretinin gizli ve sır kalmasından çok daha iyidir.</p>

<p>Hz. Ali’ye verilen Velayetin öğretisi olan Dört Kapı öğretisi, sistemi ve ilgili Kırk Makam tarih içinde art niyetli, istismarcı ve ehli olmayan başkaların eline geçmemesi için Velayet sahipleri tarafından daha çok Alevilik-Bektaşilik içinde sır olarak korunmuştur. Günümüzde Alevilik-Bektaşilik herkese açık hale geldiği için bu sırrın birçok yönü ehli olmayan ve art niyet besleyen kesimler tarafından kötü amaçlı istismar edilmeye çalışılıyor.</p>

<p>Bu sebeple Velayet öğretisi olan bu gerçekler, "sır olmaktan ve gizlemekten” çıkıp ehli olan Arifler ve Veliler tarafından zahir ve batın gerçeği gözetilerek “Velayet, Dört Kapı, Kırk Makam ve Alevilik-Bektaşilik” öğretisi ve sistemine göre detaylıca açıklanması gerekir. Bu durum “gerçeği gizlememek” ilkesiyle uyumlu olmakla beraber bu ilkenin Hakikat Kapı öğretisi içinde olması nedeniyle Velayet, Dört Kapı, Hakikat Kapısı, Alevilik-Bektaşilik hakkında tam olarak ehil olan kişi veya kişiler tarafından açıklanmasını da zorunlu yapar.<br />
Dört Kapının zahir ve batın ilmine sahip olmayan kişiler tarafından Dört Kapı öğretisi açıklandığında bu öğreti tüm batın içeriğini ve kapsamlı öğreti olma özeliğini tamamen kaybederek sıradan hale gelir.</p>

<p><strong>Makam: İlahi Sır Ve Manayı Bilmek</strong><br />
Zahir ve batın karışımı içinde bilgi veren, ya da batını daha çok zahir bir dile açıklanmasını sağlayan Dört Kapı öğretisi başta Hz. Ali’ye verilen Velayet ve Doksan Bin Söz artı Otuz Bin Söz olarak tabir edilen Kur’an ve tüm öğretisi aslında kendi içinde büyük bir sır ve manaya sahiptir. Zahir (dünyevi) ve batın (Ahiretlik) olan bu sır ve manaya tarih içinde çok az kişi ulaşmıştır. Günümüzde ve gelecekte ise Dört Kapı öğretisi yaygınlaşmadığı için bu sır ve manaya ulaşanların sayısı daha da azalmaktadır.</p>

<p>Dört Kapı öğretisinden yayılan ve büyüyen bilgi Alevilik-Bektaşiliğin kendi içindeki inanç, kültür, sosyal yapı içinde, Alevi-Bektaşi yazılı tarih kaynakları olan Buyruk, Makalat, Vilayetneme, Menkıbname, Cönkler, Rutuvvetname, Erkaname, Şecereler, İcazetname, Alevi-Bektaşi Ozanların şiirleri gibi birçok yazılı kaynakta çok karışık ve dağınık olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Tüm bu çalışmaları derli toplu ve kapsamlı hale getiren ve birleştiren tek öğreti ve ilgili bilgi Dört Kapı içinde özetlenmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla Hz. Ali’ye verilen Velayetin öğretisi ve sistemi olan Dört Kapı bütün bu bilgiyi ve ilgili inanç, kültür, sosyal yapıyı dört kademeli entegrasyonla birbirine bağlı olarak ayırıp bir düzene koyarak “İlahi sır ve mananın bilinmesini” sağlıyor. Velayet ve ilgili Dört Kapı öğretisi ve sistemi içinde olan düzenli olan bu yol izlenmedikçe “İlahi sır ve mananın” hem zahir hem de batın içerikte bilinmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>Makam; İlahi Varlığa Ulaşmak</strong><br />
İlahi varlığa ulaşmak için Dört Kapının her kademesi içinde yer alan öğreti, ilim, inanç, ilke, iç dünya, toplum, sosyal yapı, tarih gibi birçok önemli ayrıntıyı iyi bilerek bu gerçeğiyle olduğu gibi eksiksiz yaşamak gerekir.</p>

<p>Dört Kapı ve içinde bulunan kırk ilkenin her biri ilk kapı ve ilk ilkeden başlayıp birbirinden beslenerek büyür ve Hakk'a ulaşmanın yollarını açar. “Dört Kapı öğretisi” ilkin Şeriat Kapı öğretisinden başlayıp Tarikat, Marifet Kapılarıyla devam edip “Hakikat Kapı öğretisiyle” zirveye ulaşıyor. Aynı şekilde Dört Kapı içinde bulunan “Kırk İlke” Şeriat Kapının ilk ilkesi olan “İman” ilkesinden beslenerek “Hakk’a ulaşma” ilkesi ile zirve yapıyor. Ayrıca Dört Kapıya bölünen Kur'an Ayetleri, Alevi-Bektaşi yazılı tarih kaynakları, Aleviliğin inanç, kültür yapısı içinde yer alan ritüel ve normlar gibi birçok konu yolun aşılmasına en doğru şekilde yardımcı olup rehberlik yaparak yol gösteriyor.</p>

<p>Dolayısıyla bu yol tüm bu boyutuyla “Sırat-l Müstakim” üzerine dost doğru bir yol olduğu gibi bu yolun zirvesinde Hak ve ilgili hakikat bulunmaktadır. Bu yol Dört Kapı öğreti ve sistemine göre uzun ve meşakkatli bir şekilde aşıldığında Hakk’a ve ilgili hakikate ulaşmanın mümkün olduğu bu öğretinin her halinden apaçık anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sonuç; Bu öğretiyle beraber yukarıda saydığım Alevi-Bektaşi yazılı tarih kaynakların verdiği bilgileri iyi analiz edip Dört Kapı öğretisiyle uyumlu ve tutarlı olanı derli toplu hale getirip özetlemekte yarar vardır.</p>

<p>Ayrıca Alevi-Bektaşi Arifleri Şeriat, Tarikat Kapı öğretisi ile Marifet ve Hakikat Kapı öğretisi arasında ki derin farkları şu soru ve cevapla açıklama getirmişler. “Arif sual eyler, eder kim: bu kırk makamın yirmisi (Şeriat, Tarikat makamları) tanıklıdır. Yirmisi (Marifet, Hakikat Kapı makamları) tanıksızdır. Acaba nedir? Cevap: Tanık can mülkünde olur, lakin hal mülkünde olmaz. Ve hem tanık inkâr evinde olur, beli evinde olmaz. Ve dahi tanık, taşra olura olur, içeri olmaz” demişler.</p>

<p>Bu soru ve cevap bölümünde kısaca açıklanmaya çalışılan şey Şeriat Kapı öğretisi olan Müslümanlık ve Tarikat Kapı öğretisi olan Alevilik-Bektaşilik beli başlı bazı kural ve kaidelerle toplum ve sosyal yapı içinde görünür olarak yürütülebilir.</p>

<p>Ancak, Marifet Kapısında ki Ariflik ve Hakikat Kapısında Velilik olan eren ve ermiş kişiler, batin ve Ahiretlik olan iç dünyada içsel olan hal ve mana âlemin içinde yaşayan hal ve mana ehli kişilerdir. Dünyeviliğin ötesine geçmiş bu gibi ermiş kişilerin faaliyetleri Şeriat ve Tarikat Kapı öğretisinde olduğu gibi dünyevi olan bazı toplumsal ve sosyal faaliyetler olan görünür faaliyetlerle yürütülmez. Ancak batın ve Ahiretlik oluşumlar içinde olan "Melek ve Hak" temeli olarak Marifet ve Hakikat Kapı esasları ile içsel olarak yaşatılıp yürütülür.</p>

<p>Dört Kapı öğretisinin verdiği tüm bilgilere göre elde edilen sonuç, Dört Kapı öğretisi bir Ahiret öğretisidir. Ahirete dört kademeli bir toplumsal yapı vardır. Bu yapılar Abid, Zahid, Arif, ve Veli olarak tanımlanıp kademelendirilmişler. Kişi bu dünyada Dört Kapının hangi kademesinde ise Ahirete de o kademede yer alacağını ve o kademeye göre sorgu sualden geçeceğini söylemek mümkündür.</p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Feb 2026 21:25:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/10/turkoguz-kilicgedik-1760541606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİLER VE FETÖ OPERASYONLARI</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/aleviler-ve-feto-operasyonlari-554</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/aleviler-ve-feto-operasyonlari-554</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİLER VE FETÖ OPERASYONLARI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">FETÖ’nün Alevilere yönelik ilgisinin iki ayağı var, demiştik.</span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ’nün Aleviler arasındaki çalışmalarının bir ayağı kadro devşirmek ise, diğeri de FETÖ operasyonlarında mayın eşeği olarak kullanmaktı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yazımda konuya ilişkin biri 15 Temmuz hain darbe girişimi öncesine, diğeri ise, halen güncel bir süreci işaret eden iki örnek vereceğim.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>ALEVİYİ ALEVİYE KIRDIRDILAR!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">7 Ocak 2009’da, Emniyet Genel Müdürlüğü&nbsp;Özel Harekat Daire Başkanlığı’nı hedefe koyan “<strong><em>Ergenekon soruşturması 9. dalga</em></strong>” operasyonunda çok sayıda akademisyen, asker ve bürokrat gözaltına alındı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu operasyonla birlikte Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı olan Ali Balkız, İbrahim Şahin’in bilgisayarında bulunduğu iddia edilen ve sonradan düzmece olduğu Adli Tıp raporuyla ortaya çıkan bir plana göre, suikastla hedef alınacak isimler arasında gösteriliyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Özel Harekât Başkanı&nbsp;Behçet Oktay ise, FETÖ’cü yapılanmaya karşı duran, onların operasyonlarını engelleyen ve İbrahim Şahin’in tutuklandığı iddiaların asılsız olduğunu açık açık ifade ederek, mahkemeye gidip konuşacağını her yerde söyleyen Alevi kökenli bir emniyet mensubuydu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Oktay, FETÖ’nün kumpasını deşifre etmeye hazırlanan bir emniyetçi olarak, bu yapının hedefi haline gelmişti ve 25 Şubat 2009 tarihinde <em><strong>intihar süsü</strong></em>” verilerek öldürüldü.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zaman Gazetesi’nde yer alan bir haberde, FETÖ'cü savcı Zekeriya Öz'ün ortaya koyduğu belgelerden ikna olduğunu belirten Balkız’ın, Savcı Öz’e “<strong><em>Evet herkese, hepimize geçmiş olsun</em></strong>” cevabını verdiği belirtiliyordu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Balkız bununla da yetinmemiş, Milliyet gazetesi, NTV vb farklı basın organlarına farklı tarihlerde kendisini sözde Ergenekon Terör Örgütü’nün hedefinde olarak tanımlamaya devam etti. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>KUMPAS AÇIĞA ÇIKTI, AMA BALKIZ’IN İDDİASI SÜRDÜ!</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bir yıl sonra, Ergenekon davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne Adli Tıp Kurumu’ndan gelen bilirkişi raporunda Balkız, Mutafyan ve Genç’in adının geçtiği tedhiş planının Şahin’in el ürünü olmadığı açıklandığı halde, suikast yalanının iki aktöründen dönemin Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Başkanı Kazım Genç hâlâ “<strong><em>Ergenekon ülkede kaos yaratmak için toplumun belli kesimlerinin öne çıkmış insanlarına yönelik suikast eylemleri yaparak halkı galeyana getirebilir, bu ihtimal vardır</em></strong>” şeklinde konuşurken, Adli Tıp raporunu ANKA’ya değerlendiren Balkız ise, “<strong><em>Evet, Adli Tıp böyle bir tespit yapmış ama Adli Tıp’ın verdiği kararlar da hep tartışılageldi</em></strong>” diyordu! </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>SORU: ALİ BALKIZ BİR PİYON MU, YOKSA AKTÖR MÜ?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ’nün kumpas sürecinde sergilediği söylemler, destekleyici tutumu ve hâlâ özür dilemeyen yaklaşımıyla Ali Balkız, bu süreçte bir figüran mıydı, yoksa aktif bir rol mü üstlendi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sorunun yanıtı, onun FETÖ ile olan ilişkilerinin niteliği ve geçmişteki bağlantılarının derinliğiyle ilgili daha fazla bilginin ortaya çıkmasına bağlı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Özellikle Sivas Katliamı sonrası Avustralya’ya gidişi, orada kimler tarafından himaye edildiği gibi sorular, bu bağlantının kökenine dair daha fazla ışık tutabilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak bugünkü tabloda net olan şu: Ali Balkız, FETÖ’nün kumpas döneminde kurduğu büyük yalanların gönüllü taşıyıcısı olmuş, kamu vicdanını yanıltmış, Alevi inançlı bir emniyet mensubunun katledilmesinde kullanılmış ve Alevi toplumunu tehlikeli bir şekilde istismar etmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ, kendi amaçlarına ulaşmak için Aleviyi Aleviye kırdırmıştı!</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>MİLLİ KOMİSYONA ALEVİLER NEDEN ALINMAK İSTENDİ?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ’nün Emniyet içindeki önemli isimlerinden Emre Uslu’nun 4 Şubat 2026 tarihinde yayınladığı bir videoda kullandığı ifadelerden, PKK terör örgütünün tasfiyesi ve arkasından gündeme gelen af tartışması ile bağlantılı olarak, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına FETÖ’cülerin de dahil edilmesinin ön görüldüğü ortaya çıkıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatırlayalım; <span style="background-color:white">KHK’liler Platformu Sözcüsü&nbsp;Münir Korkmaz</span> da o dönemde, “<span style="background-color:white"><strong><em>Bu mesele, KHK meselesi çözülmeden eksik kalır. Barış ve demokrasi diyorsak, tüm kesimlerin yaşadığı mağduriyetler giderilmeli</em></strong>” diyordu!</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Nitekim, DEM Parti de, “<em><strong>KHK’lıları sürece dahil ettikleri</strong></em>” yönünde açıklama yapmıştı.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000">Ve aynı DEM Parti Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na Alevi üye alınması için de ısrarcı olmuş, CHP de bunu desteklemişti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ancak, buna itiraz eden Alevi Vakıfları Federasyonu, Cem Vakfı, Tahtacı Dernekleri Federasyonu, Abdallar Birliği, Anadolu Vakıflar Federasyonu, Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Dernekler Federasyonu, Avrupa Alevi Düşünce Dernekleri, Alevi Ocakları Federasyonu, Türkmen Abdallar Federasyonu, Serçeşme Vakfı, <span style="background-color:white">Seyyid Hacı Kureyş Dergahı ve çok sayıda cemevi ve vakıf açıklama yaparak, “<em><strong>Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde “aslî paydaş” olmuş ve kendisini bu ortak mirasın ayrılmaz bir parçası olarak tanımlamaktadır. Ulus-devletin bütünlüğüne gönülden bağlı, çoğulcu, laik ve demokratik hukuk devleti ilkelerini kararlılıkla savunmakta</strong></em>” olduklarının altını çizmiş ve “<strong><em>terör ve şiddet olaylarının mağduru olarak binlerce canı şehit vermiş olan Alevilerin; güvenlik, terör veya çatışma merkezli müzakerelerde taraf olarak gösterilmesi ya da bu alanla ilişkilendirilmesi, toplumumuz nezdinde derin üzüntü ve rahatsızlık yaratmaktadır</em></strong>” ifadelerine yer vermişlerdi.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Buna karşılık Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Alevi Kültür Dernekleri, Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Alevi Dernekleri Federasyonu ise, komisyona katılmak için aşırı istekli davranmıştı.,</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong><span style="background-color:white">ALEVİLERİN EZİCİ ÇOĞUNLUĞU DİRENDİ VE BAŞARDI</span></strong></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Alevi Bektaşi toplumunun büyük çoğunlukla terör örgütü ile birlikte anılmaya sert tepki vermesi üzerine, plan bozuldu. </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">İnkarcılara randevu dahi verildiği halde, Milli Komisyon’da Alevi Bektaşilerin de sorunlarının dahil edilmesi, itirazımız ve direnişimiz sayesinde mümkün olmadı.</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="background-color:white">Ama, DEM Parti ve CHP içindeki bazı kesimlerin </span>Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Diyarbakır’daki son çalışma gününe kadar Alevileri “<em><strong>sürece</strong></em>” dahil etme ısrarına o dönem bir türlü anlam veremesek de, Emre Uslu sayesinde şimdi konu netleşmiş oldu!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aleviler bir kez daha mayın eşeği yapılmak istenmişti! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Amaç, terör örgütü PKK’nın feshi sonrasında oluşacak ortamı beklentileri yükselterek dizeyn ederek FETÖ’cülere af çıkarılmasını sağlamaktı!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Emre Uslu’nun videosunda “Anadolu’nun muhafazakar insanları”nın sorduğunu iddia ettiği soru şu: “<em><strong>PKK’lılara bile af çıkarıyorsunuz, niye cemaat tabanına af çıkarmıyorsunuz?</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">FETÖ’cü Uslu, FETÖ’cülere af çıkarmayı hedefleyen bu sürecin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsi insiyatifi ile akim kaldığını da belirtiyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">PKK’lılar için düşünülen af “<strong><em>çıksa da cemaate çıkmamalı diye</em></strong>” tasarıyı Haziran ayında bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geri çektirdiğini iddia eden Uslu’ya göre, “<strong><em>af olacaksa KHK’lılara da af çıksın</em></strong>” diye uğraşan üç isim var: Bülent Arınç, Hüseyin Çelik ve Ali Babacan.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buradan anlaşılıyor ki, PSAKD, AKD, ABF ve AABK bilerek veya bilmeyerek FETÖ’cülerin kendilerini de sürece dahil etme operasyonunda görev almışlar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Çünkü, “<em><strong>Türkiye’nin en önemli iki konusu</strong></em>” PKK ve Alevilerin dahil olduğu komisyon çalışmaları sulandırılmış olacak ve “<strong><em>suça bulaşmamış FETÖ’cüler</em></strong>”in de sürece dahil edilmesi yönünde kamuoyu ikna edilecekti!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu noktada, Hüseyin Çelik, Bülent Arınç ve diğerlerinin komisyon çalışmaları sürerken yaptıkları açıklamaları de yeniden hatırladığımızda, Alevilerin Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na ısrarla dahil edilmesi için çabalayanların ve ajadanları da açıkça anlaşılıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu süreçte, Alevi Bektaşilerin ülkesinin, devletinin ve milletinin çıkarları ile son derece uyumlu bir yapıya sahip oldukları da bir kez daha kanıtlanmış oldu.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Feb 2026 21:08:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SİYASALLAŞMIŞ DİN Mİ, ÖZGÜRLÜK MÜ?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyasallasmis-din-mi-ozgurluk-mu-553</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/siyasallasmis-din-mi-ozgurluk-mu-553</guid>
                <description><![CDATA[SİYASALLAŞMIŞ DİN Mİ, ÖZGÜRLÜK MÜ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İslam coğrafyası aradan bin dört yüz yıl geçmesine rağmen, dinin siyaset üzerindeki etkisini hala kıramadı. Avrupa ülkeleri Rönesans ve Reform hareketleri ile dinin siyaset üzerindeki tahakkümüne son verirken, İslam coğrafyası bunu başaramadı. Bu nedenle de sanayi devrimini atladı. Ve dünyadaki gelişmelerin gerisinde kaldı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini geçtiğimiz bu günlerde; İslam coğrafyası iç çatışmalarla ve işgallerle uğraşmaktadır. Doğal kaynaklar bakımından zengin olmasına rağmen, yoksulluk ve dışa bağımlılık konularında dünyadaki ülkeler arasında ilk sıralarda yer almaktadırlar. Oysa, İslam coğrafyasında kurulan devlet ve imparatorluklar on birinci yüzyıla kadar dünya medeniyetine önemli katkılarda bulunmuşlardı. Bilimde, kültürde ve sanat da ileriydiler. Tıpta, Kimya da Matematikte, Astronomide, Cebir de çok sayıda bilim insanı yetiştirmişlerdi. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Örneğin; İbn Sina’nın 11. yüzyılda yazdığı Tıp Kitabı, Avrupa’da on yedinci yüzyılın sonlarına kadar ders kitabı olarak okutulmuştu. </strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">O halde; ne oldu da on birinci yüzyıldan sonra İslam coğrafyası gerilerde kaldı. Bunun nedeni fikir özgürlüğünün ortadan kaldırılması, aklın dışlanması, kaderci anlayışın hakim kılınması, saltanatın, dolayısıyla yöneticilerin ve iktidarların kutsallaştırılması, muhalif fikirlerin baskı altına alınması ve cezalandırılmasıdır. Bu politikanın mimarı ise, o dönem İslam coğrafyasında manevi liderliği elinde bulunduran Abbasi İmparatorluğu’nun başında olan Halife Kadir Billah’tır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Kadir Billah, Miladi 1029 yılında </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Ehl-i Sünnet İtikatnamesi</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” adı ile yayınladığı bir &nbsp;genelgeyle fikir ve inanç özgürlüğünü ortadan kaldırmış, aklı kullanmayı devreden çıkarmış, kendisini </span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Allah’ın</span></strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>yeryüzündeki temsilcisi”</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;olarak ilan etmiş, </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Hayır ve şer’in, kaza ve kaderin Tanrı’dan geldiğini </strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">iddia etmiş ve bunu </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Din”</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;diye halka sunmuştu.</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;Buna uymayan ya da karşı çıkanlar en ağır şekilde cezalandırılmış, farklı fikirlere ve inançlara ait binlerce eser meydanlarda yakılmış, sözde din alimi olan Ahmet İbn Hanbel’in şekilci-Selefi ve aklı kullanmayı reddeden dini yorumu hakim kılınmıştı. </strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Halifenin din ve inançlarla ilgili bu politikası, İslam coğrafyasındaki tüm Beylik ve Sultanlıklara da bildirildi. Alınan kararın aynen uygulanması istendi. Bunlar arasında Gazneliler ile Selçuklular da yer alıyordu. Örneğin; Halifenin bu genelgesinden sonra Sultan Gazneli Mahmut, hakimiyeti altındaki topraklarda Şia, Kaderiye, Mutezile, Mürcie, Karmati, Cehmiye mezhebi mensuplarına karşı takibat başlatmış, temsilcilerini idam ettirmiş, eserlerini ise meydanlarda yaktırmıştı. Gazneli devletinin yıkılmasından sonra, aynı bölgede hakimiyeti ele alan Selçuklu Sultanları da &nbsp;Halife’nin bu politikalarını devam ettirdiler. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Peki; Halife Kadir Billah ve ondan sonra gelenlerin takip ettiği politikanın İslam dini ile bir ilgisi var mıydı? Kesinlikle ilgisi yoktu. Yasaklamalar tamamen kendi iktidarlarının devamını sağlamayı amaçlıyordu. Zira, Kur’an’da aklın kullanılması, Kader ve kaza, Hayır ve Şer ile ilgili ayetler gayet açıktı. Buna, Kur’an’da yer alan Aklı kullanmayı, adaletli yönetim, hayır ve şer, zalimlere karşı mücadele ile ilgili ayetleri örnek olarak verebiliriz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Konuya ilgi duyanlar, Zümer Suresi 9. Ayet, Sad Suresi 29. Ayet, Yunus Suresi 100. Ayet, Nisa Suresi, 40, 58, 79. Ayetleri, Maide Suresi 8. Ayet, Şura Suresi 30. Ayet, Bakara Suresi 193, 258, 286. Ayetleri ve Araf Suresi 44. Ayetlerine bakabilirler. Ayetler incelendiğinde, Abbasi Halifesinin almış olduğu kararlarla taban tabana zıt olduğu görülecektir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Yani, kısaca Abbasi Halifesi ve ondan sonra gelen iktidarlar, din istismarı üzerinden kendilerine alan açmışlar, dini siyasallaştırarak, özgürlüklerin ve adaletli yönetimlerin gerçekleşmesini engellemişlerdir. İslam coğrafyasını tembelliğe ve uyuşukluğa sevk etmişlerdir. Fikir özgürlüğünün, adaletin ve inanç özgürlüğünün olmadığı bir yerde gelişme ve ilerleme sağlanabilir mi? Nitekim Abbasi Halifesinin politikalarını bugün devam ettiren ülkelerin bilimde ve teknolojide en geri ülkeler olduğu görülecektir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Farklı mezheplere sahip olmalarına rağmen, İran ve Suudi Arabistan’ı bu konuda örnek</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>verebiliriz. Her ikisi de 7. yüzyıldaki şeriatı-hukuku bugün “din” diye uygulamaktalar</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Hicaz bölgesine ait olan örfleri, giyimleri ve kuşamları “din” adı altında toplumlarına dayatmaktadırlar.</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Dinde aklı kullanmayı reddederek, evrensel bir din olan İslam’ı 7. yüzyıl yaşam tarzı ve hukuk</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>anlayışı ile sabitlemektedirler</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Oysa, dinler toplumları geriye değil, ileriye götürmek içindir.</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Toplumları sabitleyen ve geriye götüren bir din evrensel olabilir mi? Böyle bir din anlayışı gelişmeleri ve yenilikleri yakalayabilir mi?</strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Bu baskıcı, tutucu ve bağnaz yönetimler aynı zamanda kendi mezheplerinin yayılması için dünya çapında faaliyet göstermektedirler. Sahip oldukları mezhebin hakim olması için silahlı mücadele yöntemlerine dahi başvurmaktalar. Kendi inançları dışındaki bütün inançları da “din dışı” olarak görmekteler. İzledikleri bu yayılmacı ve çatışmacı politikalar nedeniyle emperyalistlere alan açmaktalar ve onların çıkarlarına bilerek veya bilmeyerek hizmet etmektedirler. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Böyle bağnaz, tutucu ve saldırgan yönetimlerin hakim olduğu bir ülkede, insanlar özgürce fikirlerini beyan edebilirler mi? Fikir ve inanç özgürlüğünün olmadığı bir yerde sanat, kültür, edebiyat gelişir mi? Fikir özgürlüğünün olmadığı yerde bilimde, teknolojide gelişme sağlanabilir mi?</strong></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İşte; İslam coğrafyasının dünyadaki yerini alabilmesi için; Abbasi halifelerinin bin yıldır devam eden </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“siyasallaştırılmış din”</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;anlayışından kurtulması gerekir. Bunu başaramadıkları müddetçe, başkasına bağlı olmaktan, sömürgeci-emperyalist ülkelerin baskı ve tahakkümünden kurtulmaları mümkün olmayacaktır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Bu kadim coğrafyanın ayağa kalkabilmesi için; denenmiş ve başarı kazanmış olan Mustafa Kemal’in yüz yıl önceki devrim ve reformlarını örnek alması gerekir. Bunu gerçekleştiremeden, gelişmişlerin ve söz sahibi ülkelerin arasına giremeyecekleri kesindir. &nbsp;</strong></span></span></strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Feb 2026 14:08:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİLİK NEDİR?</title>
                <category>Ali Rıza Özkan</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevilik-nedir-552</link>
                <author>alirizaozkan@gmail.com (Ali Rıza Özkan)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevilik-nedir-552</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİLİK NEDİR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">90’lardan beri Alevilik konusunda yazmama rağmen, oturup da, Alevilik nedir, diyerek kendimce tanımlama yapmaya girişmek aklımın köşesinden bile geçmedi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu yazımda, Aleviliğin tanımını yapacağımı düşünenler şimdiden okumayı bırakabilir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Böyle bir şey yapmayacağım.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama, Aleviliği tarif ettiğini iddia edip, özünde tahrif eden ve ortaya attıkları uydurmaları, yalanları bıkmadan sosyal medyada paylaşmaya devam edenler için bir şeyler yazmak gerekiyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öncelikle, “<em><strong>Alevilik</strong></em>” isminden başlamak gerekiyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Arapça علوي (Alawî) علي (Alî) kelimesinden türetilmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Türkçe “<em><strong>yüce olan</strong></em>” anlamına gelir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bütün eski Osmanlıca, Farsça ve Arapça metinlerde de Ali ve Alevi bu şekilde yazılır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buna karşılık, Arapçada “<em><strong>alev</strong></em>” diye bir kelime yoktur! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Alev, ateşin canlı ve parlak halini tanımlamak için kullanılan Türkçe kökenli bir kelimedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dolayısıyla, İslâm dünyasında kullanılan “<em><strong>Alevî</strong></em>” kelimesinin “<em><strong>alev</strong></em>”den türemiş olması ihtimal dışıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Zaten, eski yazı metinlerde de bu karışıklığa meydan verebilecek hiçbir anlatım yoktur.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayrıca, “<em><strong>alev</strong></em>” kelimesinin ışık ile bağlantılı olması da ihtimal dışıdır. </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Alev</strong></em>” ışık verir ama, birinci özelliği yakıcı olmasıdır, yanarak işlemin sonucu olarak ortaya çıkmasıdır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Işığın kaynağı güneştir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Alevî’nin alevden, dolayısıyla “<em><strong>ışık</strong></em>”tan türediği ve daha da ileri gidilerek “<strong><em>ışık erleri</em></strong>” anlamına geldiği gibi iddialar temelsiz, deli saçması, cahillerin uydurması değilse, kesinlikle Aleviler içerisinde art niyetli kişilerin fitnesidir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>ALEVİLER KİMDİR?</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">Arapça علوي (Alawî) kelimesi ilk ortaya çıktığı dönemde, sadece Müminlerin Emiri, Allah’ın arslanı Ali’nin çocukları ve onların çocukları, yani “<strong><em>Ehl-i Beyt</em></strong>” (Evin halkı, Peygamberin soyundan olanlar) için kullanıldı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hz. Ali’nin çocukları İslam Peygamberi Muhammed bin Abdullah’ın soyunu devam ettirenlerdi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Suyutî, “<em><strong>ed-Dürr’ül-Mensur</strong></em>” adlı tefsirinde, Taberanî’nin, Ümmü Seleme’nin bu konuda şu aydınlatıcı bilgiyi verdiğini bildiriyor: “<em><strong>Peygamber (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem), kızı Fatıma (a.s)’ya şöyle buyurdu: “</strong>Kocanı ve çocuklarını benim yanıma getir.<strong>”</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>O da gidip onları getirdiğinde, Peygamber (s.a.a) Fedek’ten getirilmiş olan abasını onların üzerine attı ve mübarek ellerini onların üzerine koyup şöyle buyurdu: “</strong>Allah’ım, bunlar Muhammed’in ailesi ve soyudur, kendi rahmet ve bereketlerini Muhammed’in ehli ve soyunun üzerine indir; nasıl ki İbrahim’in soyuna indirdin.</em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüce Yaradan, Mekkeli müşriklerin Hz Peygamber’in “<em><strong>ebter</strong></em>”, yani soyu kesik olduğuna dair dedikodu yapmalarının ardından indirilen Kevser suresinde şöyle der: “<em><strong>Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Asıl soyu kesik olan, senin düşmanın (sana buğzeden)dir</strong></em>.”</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>Kevser</strong></em>”in İslam Peygamberi’nin kızı, Hz. Ali’nin eşi Hz. Fatima olduğu konusunda İslâm dünyasında ittifak vardır. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin üzerinden Peygamber’in nesli çoğaldı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Onların çocukları olan seyyidler ve şerifler, (علوي) Alevîler, yani Ehl-i Beyt evlatları insanlığın kamilleşmesi ve teslimat için görevlerini sürdürüyorlar.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>TÜRKLERDE ALEVİLER</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">(علوي) Alevîler kelimesinin Ali’den olanlar, Ali’ninkiler, Ali’ler anlamında kullanıldığını örneğin eski Türk metinlerinde de görebiliyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam Zeynel Abidin’in oğlu Zeyd’in oğlu Yahya’nın 740’larda Horasan’a ulaşması, sonrasında İmam Hasan’ın torunu Hasan ibn Zeyd’in Horasan ve Teberistan’daki faaliyetleri, İmam Musa Kazım’ın çocuklarının Horasan’ı yurt edinmeleri, İmam Rıza’nın Horasan’ı “<em><strong>vatan</strong></em>”, Türkleri de “<em><strong>akrabaları</strong></em>” olarak nitelemesi bölgede büyük değişikliklere yol açmıştı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Zeki Velidi Togan’ın 1923’te İran’ın Meşhed Şehir Kütüphanesi’nde bulup tercüme ettiği “<strong><em>İbn Fazlan Seyahatnamesi</em></strong>”ne göre, Buğraç Türkleri, yani bizim Karahanlılar olarak bildiğimiz topluluk Alevî bir önder tarafından yönetilmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong><em>Bunların kudretli hükümdarları vardır. Bu hükümdarların Alevî olduğunu ve Yahya bin Zeyd’in neslinden geldiğini söylerler... Onlara göre Zeyd Arapların hükümdarı, Ali bin Ebu Talip ise ilahıdır. Başlarına ancak bu Alevînin sülalesinden gelen birini tayin ederler.</em></strong>” (İbn Fazlan Seyahatnamesi, Ramazan Şeşen çevirisi. Sayfa: 85. Bedir Yayınevi)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim, 1000’li yıllara geldiğimizde, dünyada yazılan ilk “<em><strong>siyasetname</strong></em>” olarak bilinen Kutadgu Bilig’de de Alevîler kavramının “<em><strong>Ehl-i Beyt</strong></em>” anlamında kullanıldığını görüyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yusuf Has Hacib veya diğer adıyla Balasagunlu Yusuf, Kutadgu Bilig’in 50. Bölümünde “<strong><em>Aleviler Birle Katılmaknı Ayur</em></strong>” (Alevilerle İlişkiyi Söyler) başlığı altında, Peygamber nesli ile kurulacak ilişkinin kurallarını anlatmış, Ehl-i Beyt’i gönülden sevmenin ve onlara yardımda bulunmanın önemini vurgulamıştır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“<em><strong>4336 Hizmetkârlardan başka ve beyin adamları dışında, </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>münâsebette bulunacak kimseler şunlardır. </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>4337 Bunlardan biri Peygamberin neslidir;</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>bunlara hürmet edersen, devlet ve saadete kavuşursun.</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>4338 Bunları pek çok ve gönülden sev; </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>onlara iyi bak ve yardımda bulun. </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>4339 Bunlar ehl-i beyttir, Peygamberin uruğudur; </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>ey kardeş, sen de onları, sevgili Peygamber hakkı için, sev. </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>4340 Ağızlarından yakışıksız bir söz çıkmadıkça, </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>onların içini-dışını ve aslını-esâsını araştırma.</strong></em>”</span></p>

<p><span style="color:#000000">(Türkiye Türkçesi: Muhammed Doruk)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yine 1000’li yılların ilk yüzyılında Türkler arasında Alevîler kelimesinin Ehl-i Beyt için kullanıldığını gösteren ikinci örnek ise, Kâşgarlı Mahmud’un büyük eseri Dîvânu Lugâti’t-Türk olmuştur. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dîvânu Lugâti’t-Türk içerisinde yer alan haritada “<em><strong>Beldetü’l ‘Aleviyye</strong></em>” diye bir devletten söz edilirken Alevî sözcüğünün aslına uygun olarak, ( علویه) Arapça “<strong><em>ayın</em></strong>” harfiyle yazıldığı görülmektedir.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>HACI BEKTAŞ VELİ’YE GÖRE ALEVİLER</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">İslâm tarihinde oldukça uzun bir süre, “<em><strong>Alevî</strong></em>” kelimesi sadece Ehl-i Beyt evlatları, yani Peygamber soyu için kullanıldı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hacı Bektaş Velî’nin Velayetname’de “<em><strong>Meşrebim, Muhammed Ali’dendir, nasibim Tanrı’dan</strong></em>” sözleri de, onun Alevî, yani Ehl-i Beyt soyundan olduğunu ifade ettiğini gösterir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde, Menakıbnamesinde de, “<em><strong>sağımda oturan iki cihan güneşi ceddim Muhammed Mustafa idi, solumda oturan, Tanrı arslanı, inananların Emiri Murtaza Ali. Biri, gelip zâhir bilgisinden öbürü bâtın bilgisinden bahsederler. Kur’an’ı belletirler bana</strong></em>” ifadeleri, kendisinin Alevîliğine, yani Ehl-i Beyt soyuna delil olarak gösterilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Vilayetname’deki bir anekdotdan kendisine bağlı canlara “<strong><em>tevellâ</em></strong>”yı öğretip önerdiği anlaşılıyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Makalat eserinde de tevellâ, Hz. Ali ve evladına sevgi beslemek olarak açıklanıyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu bilgileri birleştirdiğimizde, Hacı Bektaş Velî’nin öğütlerinin Yusuf Has Hacib’in öğütleriyle, İbn Fazlan Seyahatnamesi’ndeki verilerle ve Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti’t-Türk eserlerindeki anlatılanlarla tam bir uyum içinde olduğunu tespit ediyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>GÜNÜMÜZDE ALEVİLER</strong></span></p>

<p><span style="color:#000000">19. Yüzyılın sonunda doğru “<em><strong>Alevîler</strong></em>” ile Peygamber soyunun ötesinde daha geniş anlamda ifade edilmeye başlandığı ve kelimenin artık bir inanç topluluğunu kapsadığı anlaşılıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Öncelikle Türkiye’de, Hacı Bektaş Velî’ye bağlı ocaklar ve tekkelerde başlayan bu kullanım, zamanla dünyanın her yerine yayıldı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüzde Brezilya ve Arjantin’de yaşayan İbn Hasibî müritleri de kendilerini “<em><strong>Alevî</strong></em>” olarak tanımlıyor. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Öte yandan, Zeydî’ler, İsmailî’ler, Kakaî’ler, Şahsevenler, Şiî’ler, Nusayrî’ler ve Hz. Ali’nin velayeti meselesinde Emevî zorbalığına muhalefet eden daha pek çok kesimlerin de kendilerini Alevî olarak tanımladığını görüyoruz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sözün özü, Alevî kelimesi dünyanın her yerinde Hz. Ali ile ilişkilendirilerek kullanılan bir ifadedir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunun dışındaki tüm hikayeler uydurma ve yalandır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dolayısıyla, “<em><strong>biz Müslüman değiliz, Alevîyiz</strong></em>” gibi ifadeler sahtekarlıktan başka bir anlam ifade etmez.</span></p>

<p><span style="color:#000000">İslâm Peygamberi Hz. Muhammed’in “<em><strong>soyumun devamı (kevser) buradan olacak</strong></em>” dediği Ehl-i Beyt’i ifade eden bir kelimeyi İslâm dışı bir kavrama dönüştürmeye çalışmak inkarcılıktır, zorbalıktır, aldatmacadır, hainliktir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hakikatı inkar edip, yalana sarılmak insanı sadece fitnenin bir parçası yapar. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fitne ise, Hakk’a gönül veren, hakikât âşığı canların elbisesinde kir bile olamaz.</span></p>

<p><span style="color:#000000">O halde, bize bu yalanları, uydurma hikayeleri anlatanların asıl amacı nedir? </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu sorunun cevabını bulmak zorundayız.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Feb 2026 20:44:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/06/ali-riza-ozkan-1717275852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SÖMÜRGE TEORİSİNDEN, SÖMÜRGECİLERİN PİYONLUĞUNA</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/somurge-teorisinden-somurgecilerin-piyonluguna-551</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/somurge-teorisinden-somurgecilerin-piyonluguna-551</guid>
                <description><![CDATA[SÖMÜRGE TEORİSİNDEN, SÖMÜRGECİLERİN PİYONLUĞUNA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">1980 öncesinde sol örgütler içirsinde tartışılan bir teori vardı. Bu teoriyi savunanlar Kürt halkının yaşadığı bölgeleri “Kürdistan” olarak görüyor ve bulundukları ülkeleri de “sömürgeci” olarak adlandırıyordu. Yani, Kürtlerin yaşadığı ülkeler olan Türkiye, Suriye, Irak ve İran’ı </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Sömürgeci”</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;devletler olarak tanımlıyorlardı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">PKK’nın bugün ve geçmişteki yaptığı eylemleri de bu teoriye dayanmaktadır. Bu teoriyi kavramadan PKK’nın eylemlerini ve izlediği politik çizgiyi anlayamayız. O halde, bu teori neyi savunmaktadır? Bugünkü makalemizde bu teori üzerinde duracağız.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">PKK ve bazı sol örgütler </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Sömürge” </span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">teorisini, Lenin’in birinci dünya savaşı öncesinde formüle ettiği “</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Sömürgecilik ve Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı”</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;tezlerine dayandırıyordu. Bu tezleri savunanlar kısaca şöyle diyorlardı:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong>&nbsp;<span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Kürtlerin yaşadığı bölgeler (Kürdistan) egemen devletlerin işgali altındadır. İşgalciler, Türkiye Cumhuriyeti, İran, Irak ve Suriye'dir. Baş düşmanlar bu devletlerdir. Bu devletlere karşı, silahlı kurtuluş mücadelesi meşru bir haktır. Bunu da ulusların kendi kaderini tayin hakkından almaktadır. Baş düşmanlara karşı, bütün devletlerle iş birliği yapmak ve onların desteğini almak hakkımızdır."&nbsp;</span></strong></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Savundukları tezlerin özeti buydu. Şimdi bu tezi kendi savundukları sözde “Marksist-Leninist” ideolojiye göre ele alalım. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Marksist doktrine göre, bir devletin sömürgeci olabilmesi için; kapitalist ve aynı zamanda emperyalist bir ülke olması gerekir. Peki, sömürgeci olarak tanımlanan ülkeler hem kapitalist hem de emperyalist ülkeler mi? Yani, 2003’den beri ABD ve destekçilerinin işgali altında bulunan Irak, 2011’den beri yine aynı emperyalistlerin saldırısı ve işgali altında olan Suriye kapitalist ve emperyalist bir ülke mi? Yine aynı emperyalistlerin bombalı ve füzeli saldırılarına uğrayan İran hem sömürgeci hem emperyalist bir ülke mi? Emperyalistlerin baskılarına maruz olanTürkiye sömürgeci bir ülke mi? Elbette ki hiç biri değil.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Lenin’in, birinci dünya savaşı öncesi sömürgeci ve emperyalist olarak tanımladığı ülkeler, İngiltere, Fransa, İspanya, Portekiz, Hollanda, İtalya gibi ülkelerdi. Osmanlığı İmparatorluğu için ise, </span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“yarı-sömürge”</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;tanımlaması yapmıştı. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Lenin, sömürgeci ve emperyalist ülkelerin işgali ve denetiminde olan halkların ve milletlerin </span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Kendi Kaderini Tayin Hakkı”nı</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;savunuyordu. Lenin’in, Kurtuluş savaşı sırasında emperyalistlere karşı savaşan Mustafa Kemal’e para ve silah desteği vermesinin nedenlerinden biri de bu ilkeye dayanıyordu. Eğer, PKK ve bazı sol grupların dediği gibi olsaydı, Lenin, Türkiye’nin bağımsızlık savaşına destek verir miydi? </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">Dolayısıyla, hem PKK’nın hem de bazı sol grupların savunduğu “</span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong>Sömürge”</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">&nbsp;teorisinin “Marksizim” ve “Leninizm” ile bir alakası yoktu. Bu tezin amacı, gerçek sömürgecileri gizleyerek, emperyalizmin hedefinde olan Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin etnik temelde bölünmesini ve parçalanmasını hedefliyordu. Nitekim bu tezin amacının ne olduğu bugün daha iyi anlaşılmıyor mu? Aynı ülkeler emperyalistlerin saldırısı altında değiller mi? Sömürge teorisini savunan PKK ve ona siyasi destek veren bazı sol gruplar bugün emperyalistlerle aynı cephede değiller mi? ABD ve yandaşı olan sömürgeci ve emperyalist ülkelerden siyasi, ekonomik ve silah desteği almadılar mı? </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000">PKK’nın ve ona destek veren bazı sol örgütlerin bugün geldikleri durum daha önceden belliydi. Biz onları yıllar önce yazdığımız makalelerle uyarmıştık. Aynen şöyle demiştik:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Türkiye’yi, İran’ı, Suriye’yi ve Irak’ı baş düşman alan, emperyalizmin yanına gider. Onların piyonu ve askeri olur.</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” Söylediklerimiz bugün doğrulanmıştır. Emperyalistler kendilerini terk ettiğini açıklayınca ağlamaya ve sızlanmaya başladılar. Emperyalizm işte böyledir. İşi bitene kadar kullanır. İşi bitince de bir kenara koyar. Emperyalizmin bağımsızlık ve özgürlük getireceğine inananlar sonuçlarına da katlanırlar. Ama ne var ki, yıllardır savundukları ve yaptıkları ile emperyalistlere piyonluk yapanlar hem Kürt halkına hem de yaşadıkları ükelere onarılmaz zararlar verdiler. Vermeye de devam ediyorlar. </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“SÖMÜRGE</span></strong></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” teorisini savunanlar, bu tezi savundukları müddetçe emperyalizmin işbirlikçisi ve piyonu olmaktan kurtulamazlar. &nbsp;</span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 29 Jan 2026 22:02:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>URFALI ÜNLÜ ŞAİR KULOĞLU MUSTAFA</title>
                <category>Aşir Kayabaşı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/urfali-unlu-sair-kuloglu-mustafa-550</link>
                <author>kayabasi@gmail.com (Aşir Kayabaşı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/urfali-unlu-sair-kuloglu-mustafa-550</guid>
                <description><![CDATA[URFALI ÜNLÜ ŞAİR KULOĞLU MUSTAFA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Müzik şehri Urfa Halk ve Tasavvuf Müziği repertuvarındaki eserlerin zenginliğinin temelinde Kerkük, Harput, Azerbeycan vd. şairlerin eserleri olduğu gibi bir de pek bilinmeyen ancak günümüz kaynak kişilerin ifadelerinden anlaşılarak ortaya çıkan saraydan sürgün edilen şairlerin Urfa’ya gönderilmesinde ortaya çıkmaktadır. İşte Kuloğlu Mustafa da bunlardan biridir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">“Şanlıurfa’daki müziğin gelişme sebeplerini araştırdığımızda bazı kaynak kişiler, Osmanlı döneminde saraydan sürgün edilen birçok musikişinasların Urfa’ya gönderildiğini, bu insanların yıllarca müzik birikimlerini yöre insanlarına aktardıklarını ifade etmişlerdir. İşte bunlardan biri de Kuloğlu Mustafa’dır.”1</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">“Kuloğlu, on yedinci yüzyılın ünlü asker ozanlarındandır. Hayatı üzerine tek sağlam bilgi, bugüne kadar, Dördüncü Murat’ın ölümü üzerine söylediği ağıttı. Biz, yeni bulduğumuz on bir şiiriyle, bu repertuvarı genişlettik.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Çağdaşı şairler tarafından şiirde “nâm ü nişanı belli”, türkü okumada “şakıyan bir şeyda bülbül”, siyasi konularda sözü geçen, Kuloğlu Mustafa yiğit, cesur, gözü pek ve yürekli bir Yeniçeri subayı olup, IV. Murad’a yakınlığı ile devlet yönetiminde siyasi görevler üstlenmiş, çok yönlü kişilik yapısına sahip bir asker şairdir.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Kuloğlu, Sultan Osman, Sultan Murat, Sultan İbrahim ve Sultan Mehmet’in padişahlık süreleri içinde uzaktan, yakından siyasal olaylara karışmıştır. İktidar değişmesi sonunda Cezayir’e sürülmüştür.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">KULOĞLU SÜRÜLÜYOR</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Üstüme uğrattı felek gücünü</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gayet zebun oldum bend-i kemandan</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nedir kabahatim, bilmem suçumu</span></p>

<p><span style="color:#000000">Serim hâlas olmaz oldu dumandan</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Ey gönül, serinden kaldır efkârı</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Dilinle zikreyle pervardiğârı</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Âlemde sağ olsun kişinin sırrı*</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Nasip olan gelir Hint’ten, Yemen’den</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Ansızın gelirse başına bir iş</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gördüğün düşleri ehline danış</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ey gönül, merdoğlu mertle konuş</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yüreğim korkmuştur benim yamandan</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Ey Kuloğlu, bildir şöyle muradın</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ârifler katında söyle muradın</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nazlısıydın sen de Sultan Murad’ın</span></p>

<p><span style="color:#000000">El çekmiş şimdi o dâr-ı fenadan</span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="color:#000000">Kuloğlu Cezayir Övmesinde sürgün hayatında çektiği sıkıntıları dile getirirken Alevi-Bektaşi inanç erlerini de şöyle anar:</span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">İçindedir Kırklar ile Erenler- Şehit olur sahrasında ölenler</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Medhin söyler senin, varıp gelenler-Şahbaz yiğit ile doldu Cezayir”2</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Bu dizelerde İslam’ın ilk görüşmelerinin gizli yapıldığı “Kırklar Meclisi” ile “Horasan Erenleri”ne atıfta bulunurken Kuloğlu sürgün hayatında çektiği zorlukları aşmak için yazdığı görülür.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">“Ali’yi sen bize göndür-Kanber’i Düldül’e bindür.” Dizelerinde peygamberimiz Muhammet Mustafa’dan imdad diler.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Âşık Ömer’e göre, “Kuloğlu; “nam-u nişanı” belli bir âşık, Sunî’ye göre ise; “Kuloğlu şakıyan bir şeydâ idi.”</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Kuloğlu’nun deyiş, nefes ve türkülerindeki temadan anladığımız kadarıyla saraydan sürgün Kuloğlu Mustafa: IV. Murad’ın (1623-1640’) Bağdat seferinde Urfa’ya gelerek, kaldığı süre içerisinde katıldığı bir Sıra Gecesi’nde ortaya çıkmaktadır.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">“1980’li yıllardan beri Şanlıurfa folkloru ve müziğiyle ilgili birçok kaynak kişiyle görüştük. Yaşları 80-90 civarında olan bu kaynak kişilerin çoğu bilhassa müzik konusundan söz ederken, “Ben çocukken, babam beni sıraya götürürdü” veya “Birgün dedemin sırasına gittim” diye başladığı sözlerine sıra gecesindeki müzik meclisinden ve ustalarından bahsederdi. Yaşayan kişilerin ağzından bizzat dinlediğimize göre, 150-200 sene öncesinde sıra gecelerinin varlığına ulaşmaktayız: İşte bu konuda Şanlıurfa folklorunun kaynak kişisi Tenekeci Mahmut Güzelgöz’ün bize anlattığı Şanlıurfa’da bir müzik meclisinde geçen tarihi bir olay şöyledir: IV. Murat, Bağdat seferinden dönerken 10-12 gün kadar Urfa’da misafir kalır. Bu kaldığı süre içerisinde her gece Urfa’da çalan söyleyen çeşitli takımlar, padişahın kaldığı yere çağrılır, padişahın hoşça vakit geçirmesini sağlarlarmış. Yine o zamanda Kuloğlu Mustafa isminde bağlama çalıp söyleyen kendi başına buyruk, istediği yere gider, istemediğinde ise kesinlikle gitmeyen Urfalı bir sanatkâr varmış.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">Kuloğlu Mustafa’nın saz çalımı, bestekârlığı ve sesi çok ünlüymüş Padişah da Kuloğlu Mustafa’nın ününü duymuş ve dinlemek üzere davet ettirmiş, fakat Kuloğlu Mustafa nedense canı gitmek istememiş ve davete gitmemiş. Padişahı ağırlamakta olan şehrin valisi ve diğer erkânı zor durumda kalmış. Hemen iki kılıçlı zaptiyeyi göndermiş ve zorla Kuloğlu Mustafa’yı padişahın huzuruna çıkarmış. Kuloğlu Mustafa zorla ve kılıç gölgesinde gelmenin verdiği duygu ile padişaha mahur makamına yakın, maya ile başlayan “Bülbül güle kon dikene konma” adlı türküyü okumuş. Padişah hiç duymadığı bu türkünün makamını sorduğunda Kuloğlu Mustafa da bu makamın ismini Kılıçlı Makamıdır diye cevap vermiş. İşte Kuloğlu Mustafa’nın, o anda icat ettiği makam bugüne kadar “Kılıçlı Makamı” olarak bilinir ve bu türkü de Şanlıurfa’da sevilerek söylenir.”3.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">“Kuloğlu’nun “talip oldur derde derman buluna” deyiş-nefes bu şairin Alevi-Bektaşi olduğuna delalet eder.</span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">“İşit âvazımı, ben de varayım</span></p>

<p><span style="color:#000000">Uçup gitme, bunda konadur, bülbül</span></p>

<p><span style="color:#000000">Senin hûp nefesin kalbim evinde</span></p>

<p><span style="color:#000000">Vücudum şehrini donadur, bülbül</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Konarsan güle kon, dikene konma</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eski düşmanların dost olur sanma</span></p>

<p><span style="color:#000000">Açıp o göğsünü hâra dayanma</span></p>

<p><span style="color:#000000">Rakiplerin kasdı canadır, bülbül</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Sultan oldur, rahm eyleye kuluna</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tâlip oldur, derde derman buluna</span></p>

<p><span style="color:#000000">Benlik edip konma gülün dalına</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hârı var, pençeni kanadır, bülbül</span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000">Kuloğlu, dem-be-dem dolular içer</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kişi sevdiğine dibâlar biçer</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu dünya fanidir, tez gelir geçer</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buyl bahçenin sonu fenadır, bülbül”4</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000"><strong>Bu eser beş kıta olup, Urfa’da sadece bir dörtlüğü merhum Mahmut Güzelgöz tarafından okunmuştur.</strong></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="color:#000000">*****</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">1- Abuzer Akbıyık-Salih Turhan-Sabri Kürkçüoğlu-Osman Güzelgöz-Kubilay Dökmetaş, “Şanlıurfa Halk Müziği” Şanlıurfa Valiliği Kültür Yayınları, Ankara, 1999, s.23</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">2-Cahit Öztelli, “Köroğlu Dadaloğlu Kuloğlu”, Özgür Yayın Dağıtım, İstanbul, 1984, s.273-275-283; (Bkz. Aşir Kayabaşı, “Köroğlu Esemoğlu Kuloğlu”, s.107); *Kişinin Sırrı; sırdaş anlamında kullanılmış, ancak burada asıl söylenmek istenen “Ali Sırrı”dır. İsmail Özmen, bu konuda üç tane Kul Mustafa’dan söz eder: “Ad benzerliğine karşın Kayıkçı Kul Mustafa ve Kayıkçılar Mustafası’ndan ayrı bir kişidir. 18. yy. da yaşamış Çorumlu Kul Mustafa’da olabilir” der. (İsmail Özmen, “Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi”, Cilt:3, s.135); Ancak, tarihi olaylarla örtüşen tespitlere göre, şairin bir dönem “kul” bir dönem de babasının asker olmasından ötürü “kuloğlu” mahlasını kullandığı söylenebilir. Burada aslolan tarihsel gerçek, Urfa’da IV. Murad’ın müzik meclisine katılan sürgün Kuloğlu Mustafa’dır. Teslim Abdal’a “kul” mahlası ile yazdığı “Dördümüzü bir araya sürdüler- İriş Teslim Abdal, gel imdad eyle” dizeleri de onun bir Alevi-Bektaşi şairi olduğunu ortaya kor.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">3- Abuzer Akbıyık, “Şanlıurfa Sıra Gecesi”, Elif Matbaası, Şanlıurfa, 2006, s.51 </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#000000">4- Cahit Öztelli, “Köroğlu Dadaloğlu Kuloğlu”, Özgür Yayın Dağıtım, İstanbul,1984, s.321; * Alevilikte, dolu yarı yarıya kutsal özelliklere sahiptir. Bu nedenle, doluya, “Hak Dolusu, Ali Dolusu, Hünkâr Hacı Bektaş Velî Dolusu…” gibi adlar verilmiştir.” (Rıza Zelyut, “Öz Kaynaklarına Göre Alevilik”, Acar Matbaa, İstanbul, 1990, s.81); * Geniş bilgi için bkz: Aşir Kayabaşı, “Urfalı Alevi-Bektaşi Şairleri”, Elif Matbaası, Şanlıurfa, 2022, s.50; * Talip; Alevi-Bektaşi yolunda aşk ve muhabbetle yürüyenlere verilen ad. Har; gülün dikeni. Benlik; büyüklenmek, böbürlenmek.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Jan 2026 19:50:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2023/04/asir-kayabasi-1682264691.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İSLAMDA HİCAB KONUSU -4</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/islamda-hicab-konusu-4-549</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/islamda-hicab-konusu-4-549</guid>
                <description><![CDATA[İSLAMDA HİCAB KONUSU -4]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Örneğin Nebi, <em>“on hanımla dahi evlenebilir!”</em> </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi Nebi bizim örneğimizdir diye acaba bizler de on hanımla evlenebilir miyiz? Kısacası Nebi, bizler için kendine özgü hükümlerde rol model değildir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Tüm tefsirciler “<strong>perde arkasından hükmü”</strong> nün, Nebi’nin eşlerine has olduğunu söylerler ve Nebi eşlerinin diğer müminlerin eşlerinden ayrı bir statüye tabi olduğunu beyan ederler! Örneğin şu ayetler o sözümüz için güzel örneklerdir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">1<strong>- “Ey Peygamberin eşleri! Sizden kim açıkça bir kötü iş yaparsa, onun azabı iki kat olur. Bu, Allah için kolaydır!”</strong> (Ahzap: 30)</span></p>

<p><span style="color:#000000">2<strong>- “Sizden kim Allah ve Peygamberine boyun eğer ve iyi iş yaparsa, onun mükafatını da iki kat veririz ve ona değerli bir rızık hazırlamışız.”</strong> (Ahzap: 31) </span></p>

<p><span style="color:#000000">3<strong>- “Ey Peygamberin eşleri! Takvalı olduğunuz taktirde siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz.”</strong> (Ahzap: 32) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayetlerde görüldüğü gibi Nebi’nin hanımları iyi işler yaptıkları zaman iki kat mükafat aldıkları gibi, kötü işler yaptıklarında da iki kat ceza almaktalar ve bunlar yalnızca Nebi’nin eşlerine hastır genel hanımlara değil!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat bazı ayetler de vardır ki Nebi’nin eşleri de dahil genele tavsiye mahiyetindedir! Örneğin şu ayet:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>- “Kalbinde hastalık bulunan kimsede meyil oluşmasın diye nazik konuşmayın; uygun ve güzel söz söyleyin.”</strong> (Ahzap:32)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani yabancı bir erkeğin kalbinden “<em>bu kadının kişiliği yoktur, nefsini teslim edebilir, bunda ahlaki bağımlılık yoktur”</em> gibi düşünceler geçmesin diye, Kuran bu tavsiye ve nasihatlerde bulunuyor ve bu da geneldir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat Kuran ve hadislerde geçen pek çok nasihat türü sözleri, fakihler bir hüküm şeklinde değerlendirmişler ve onlara dini hüküm şeklini vermişlerdir! Onlardan biri de “<em>eşin izni olmadan hanımının evinden dışarı çıkamayacağı” </em>konusudur! Fakihler bunun haram olduğunu söylemişlerdir! Bu fetvayı verirken de <em>“ahlaki hüküm”</em> olan bir rivayete dayanmışlardır! O rivayet de şudur:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Bir kadın Nebi’ye gelip şöyle demiştir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Babam hastadır, fakat kocam onu ziyarete gitmemi bana yasaklıyor! Ne etmeliyim?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Nebi ona: </span></p>

<p><span style="color:#000000">“Evinde otur (gitme), ona da sana da (gitmez isen) ödül ve sevap vardır!”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadın bir müddet sonra yine geldi ve:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Babam ölüm döşeğindedir, son olarak çocuklarını görmek istiyor” dedi. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nebi yine aynı sözü söyledi. Kadın tekrar geri döndü ve bir müddet sonra tekrar Nebi’ye geldi, fakat bu sefer de babasının öldüğünü söyledi, fakat onun cenazesine iştirak etmek istediğini söyledi. Nebi tekrar kadına kocasını dinlemesini ve babasının cenazesine iştirak etmemesini söyledi!” </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu şu demektir: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Yani bu hanım kendi radikal eşiyle bir sorunla karşılaşmıştır, Nebi ise bu kadının eşiyle evlilik bağının kopmamasını ısrarla istemiştir!”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Açıkçası bu kadının babasının evine gitmesiyle, kocasının onu boşamasını istememiştir! Nebi bunu böyle yapmakla, o işin şer’i hüküm olduğunu söylememiştir! Nebinin o kadına söyledikleri, bütünüyle ahlaki hükümlerdir! Yani <em>“evliliği korumak, ahlaken baba ziyaretine gitmekten daha önemlidir!”</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">O kadının eşi, bir bedevi Arap’tır! İslam’dan isminden başka bir şeyi bilmiyor ve ayrıca da radikal birisidir! Fakat anlaşılan o ki, eşi dindar ve mümine birisidir! Nebi de ona ahlaksal tavsiyelerde bulunuyor! Fakihler de bu durum için <em>“eşinin izni olmadan evden çıkmak kadına haramdır”</em> hükmünü sadır ediyorlar! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysaki Nebi, öyle yapmamıştır. Ayrıca kocanın hakkının baba ve anneden daha fazla olduğunu da hiç kimse söylememiştir! O kızı anne doğurmuş ve babasıyla birlikte anne büyütmüştür! Yirmi yıl sonra koca gelmiş onun üzerinde tek başına hak sahibi olmuştur, öyle mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hayır efenim! Kocanın onun üzerinde hak sahibi olduğu kadar, baba ve annenin de onun üzerinde hakkı vardır! Kocanın baba ve anneyi engelleyecek derecede eşi üzerinde baskı kurması, cahiliye dönemi Arap kültürüdür ve kadın haklarına tecavüzdür!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat, önceden de işaret ettiğimiz gibi şu anda bu mefhumlar değişmiştir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz Müslümanlarda kadın hususundaki fetvalara ile ilgili üç sorunumuz vardır!</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Birincisi: </strong>Kadın- erkek<strong> </strong>karışımının örfi olduğu boyutunun şer’i olduğu boyutuyla karıştırılmış olmasıdır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakihler getirmiş örfün kadınlarla ilgili vacip kıldığı bazı konuları, şeriatın vacibiymiş gibi bir hükme dönüştürmüşlerdir! Dolayısıyla, örfi olan ile şer’i olanı birbirinden ayrıştırmak gerekir! Nitekim önceden de Kerbela, Necef, Mekke ve Medine gibi mutaassıp bölgelerdeki hanımların “aba/çarşaf” örtmelerinin örf açısından vacip olduğunu söylemiştim! Fakat bu (aba), şeriat açısından vacip değildir! Oralardaki örfe göre kadının şahsiyeti hafife alınmasın diye aba ile dolaşması vaciptir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynen öyle kimi mutaassıp dini topluluklarda kadınlar için dar pantolon giymek haramdır! Dar pantolon giyene menfi bir gözle bakılır! Bu bakıştan dolayı sanevi bir unvan ile şer ’an da haram olmuş olur! Yani kadının kendi şahsiyetine ihtiram göstermesi ve saygınlığını koruması gerekir! Nitekim hadislerde de şöyle geçer:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>- “Mümine yolunu sapmak yakışmaz!” </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em><strong>- “Allah’ın rahmeti, kendinden gıybeti uzaklaştıranlaradır!”</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu rivayetler bakıldığında demek ki ünvan-ı saneviye olarak kadınlara aba/çarşaf giymek vacip, dar pantolon giymek ise haramdır! Çünkü halkın kafasında bir takım soru işaretleri yaratıp, kendi saygınlıklarının azalmasına vesile oluyorlar! Fakat bu durum, o toplulukların örfü açısından öyledir, dini açıdan değildir!</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>İkincisi: </strong>Fakihlerin dini hükümler ile ahlaki hükümleri birbiriyle karıştırmış olmalarıdır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Önceden de işaret ettiğimiz gibi <em>“eşinin izni olmaksızın kadının dışarı çıkmasının haram olması”</em> hükmü, dini değil ahlaki bir hükümdür! Nitekim ahkamlardan birçoğu da ahlaki hükümlerdirler! Örneğin dini bir hükümmüş gibi kabul edilen şöyle bir ahlaki hüküm vardır: </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>-</strong><em><strong> “Evlat ve sahip olduğu her mal, babasınındır!”</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu, ahlaki bir hükümdür! Bunun üzerine dini ve hukuki hükümler bina etmek doğru değildir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Komşuluk hakkıyla ilgili hüküm de öyledir! Baba ve annenin hakkı ve bunlarla ilgili hükümlerin tümü de ahlaki hüküm ve hukuklardır! Bu türden ahlaki hükümlerden dini hükümler çıkartmak doğru değildir! Yani evladın baba ve annesine, onların istedikleri gibi itaat etmelerinin vacip oluşu doğru değildir! Ya da babanın dilediği şekilde evladının malından alıp kullanması da doğru değildir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aslında babanın böyle yapması haram ve bir tür hırsızlıktır! Fakat ahlaki hükümler ile dini hükümlerin arasını temyiz ettiğimiz taktirde, dini hükümlerin birçoğunun dinde temelinin olmadığını görmüş olacağız!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Örfte ve ahlakta temeli olan hükümler nelerdir, bunları fakihlerin araştırıp bulmaları gerekir! Üzülerek belirtmeliyim ki, şu ana kadar fakihlerin bu hükümleri birbirinden ayrıştırmak için herhangi bir çalışmalarının bulunduğuna ben şahit olmamışım!</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Üçüncüsü: </strong>Şeriatta<strong> </strong>birçok örfi, ahlaki ve dini hükümlerin birbiriyle karıştırıldığından ve böyle olmasından dolayı da bunlarla halka zulmedildiğinden, bunların birbirinden ayrıştırılmamalarının nedeninin siyasi ve politik oluşudur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha doğrusu fakihlerin, Allah’tanmış gibi halka lanse ettikleri ve de onların vesilesiyle de halka zulmettikleri o hükümlerin tümü, Allah’tan değildir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">O türden hükümlerin naslarda yer almalarının nedeni ise, o dönemdeki hükümetin “<em>dini hükümet”</em> olmasından ötürüdür! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Örneğin insanlara <em>“dini hüküm”</em> adı altında yapılan zulümlerden biri de <em>“mürteddin katlinin vacip olması hükmü”</em> dür! Bu hüküm, naslarda da yer almıştır! Çünkü o dönemdeki hükümet, dine dayanmayı gerektirirdi <em>“vatandaşlığa”</em> değil! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani örneğin bir toplumun bütün fertlerinin X dininden olduğunu farz edelim! Bu dinden olmayanlar ya düşmanlarıydı ya da ehl-i zimmetti ve cizye/vergi ödemeleri gerekirdi. Bu durum, İslam’ın ilk başlarında Müslüman topluluğun dayandığı toplumsal dayanaktı! Yani Müslümanların toplumsal yapısı bundan ibaretti! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat şu dönemde bu yapı değişmiştir! Toplumsal yapı din üzerine değil de <em>“vatandaşlık”</em> üzerine bina edilmiştir! Bu dönemde artık bir müşriki katletmek caiz değildir! Aynen öyle mürtet olanı da öldürmek caiz değildir! Çünkü kadim dönemde Müslüman toplumsal yapı din üzerine kurulu bir yapıydı, itikat üzere bina edilmişti, insani değerler ve vatandaşlık üzere bina edilmiş bir yapı değildi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kültür değişince hüküm de değişir! Değişen hükümlerden biri de <em>“mürteddin öldürülmesi hükmü”</em> dür! Demek ki mürteddin öldürülmesi hükmü, şeriat/din esaslarından biri değildir! Yani bunun kökü şeriata dayanmamaktadır! Siyasi zarfiyetin getirdiği bir hükümdür ve siyasi zarfiyet bu hükmü vacip kılmıştır! Nitekim ahlaki hüküm de kadının, eşinin izni olmadan evinin dışına çıkmamasını gerekli kılmıştır! Ya da örf bunu böyle gerektirmiştir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte burada fakihlere vacip olan o söylediğimiz ve burada da sıralayacağımız üç şeyin arasını ayırmalarıdır:</span></p>

<p><span style="color:#000000">1-Fakihler mutlaka örfi olan hükümler ile şer’i olan hükümleri birbirinden ayırt etmeliler! </span></p>

<p><span style="color:#000000">2-Yine Fakihlere vacip olan şey, ahlaki olan hükümler ile şer’i olan hükümleri de tasnif edip ayırmalılar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">3- Siyasi olan hükümler ile şer’i olan hükümleri de birbirlerinden ayrıştırmalılar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüzde artık bu üç çeşit hükümler birbirleriyle karışmışlardır ve şeriat gerçekten insanlar için hayli ağır olmuştur! Oysaki kabul edilen şey, şeriatın hafif oluşudur! Çünkü Nebi şöyle demiştir: </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>-</strong><em><strong> “Size kolaylık içeren bir şeriat getirdim!” </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Vicdanen söylersek, dünyadaki insanlar için en ağır şeriat İslam şeriatıdır! Budist inancında bu kadar hüküm yoktur! Yahudi ve Hıristiyan inancında da öyle! Oysaki İslam inancında binlerce şeriat hükmü vardır! Abdest, namaz, oruç ve hac’ dan tutun da diğer konularla da ilgili binlerce hüküm mevcuttur. Oysaki diğer inançlarda bunlar yoktur! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Onlarda doğum, ölüm, evlilik, bayram vs. ile ilgili 15-20 hüküm vardır! Dolayısıyla İslam şeriatının da hafif olması gerekir! İnsanlar aklını düşünceye, üretime, ilime, bilime, teknik ve teknoloji vs.ye kullanması gerekirken ve tüm gayretlerini o boyutlara sarfetmeleri icap ederken, şeriatın kalkıp ta insanların tüm gayretlerini, esnafın malını, bilginlerin ilmini, devletin imkanlarını Kuran’ın tefsirlerine, fıkhın ilmihallerine, tarihi bilgilere, dini bilgileri veren kitapların yazılıp yayınlanmasına, tercüme edilip basılmasına, binlerce kitapları din ve dini hükümlerin farklı dillerden çoğaltılıp insanların ellerine ulaştırılmasına yönlendirilmesi ve bu hususlarda seferberlik ilanında bulunması doğru değildir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gayri Müslim topluluklara gittiğinizde, basılan ve yayınlanan kitapların arasında ancak binde bir tanesinin dini kitaplar olduğunu görmektesiniz! Diğer bir ifadeyle; o topluluklarda din, insan çabasının %5’ini ancak teşkil etmektedir! Dolayısıyla diğer topluluklar akıllarını, mali güçlerini ve insani gayretlerini, bu dünyayı tesis etmek için seferber etmişlerdir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat biz Müslümanların%99’u, tüm gayretlerimizi din ve şeriat için sarf etmekteyiz! Bizler, azcık ekonomik güç bulunca hac, Kerbela, Meşhed ve diğer yerlerdeki yatır ziyaretlerine koşuyoruz! Yetimlere, yoksullara, ihtiyaç sahiplerine değil de imkanlarımızı nezir/adak olarak imam Hüseyin’e, Hz. Abbas’a, imam Rıza’ya ve diğer türbelere veriyor ve onları ziyarete gelenler için lokma dağıtılması yolunda harcıyoruz! Muharrem, erbain, aşura ve ramazan ihsanı için harcıyoruz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadınlar hakkında kısaca şunu söyleyebiliriz:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadınların kendi haklarını talepte bulunup almaları onların kendilerine farzdır. Erkeklerin onlara gelip de <em>“alın hakkınızı”</em> diye onlara haklarını vereceklerini beklemeleri yersiz bir beklentidir! İmam Ali’nin dediği gibi <em>“haklar verilmez alınır!”</em> </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatta erkekler onlara haklarını vermiş olsalar bile, yine de erkeklerde başka birtakım düşüncelerin bulunduğunu bilmeleri gerekir! Yani erkekler kadınlara haklarını vermekle, yine de onları kendi kontrolleri altında tutmak istediklerini unutmamaları lazım! Şayet kadını erkek müdafaa etmek ister ise, yine de erkeğin vesayeti altında kalmış olur! Çünkü korunan, koruyanın vesayeti altındadır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadının kendisi bizzat okuma, araştırma, düşünme, mücadele etme, hak ve hukuk talep etme, toplum içerisine çıkma, toplum içerisinde faal olma, kurucu olma ve rol belirleme görevlerini üstlenmelidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadın; din adamlarının dedikleri gibi evinde oturup yalnızca çocuklarının terbiyecisi, bakımcısı ve kocasının hizmetçisi olma görevleriyle yetinmemeli! Kadını eve mahkûm etmek, onun için hayatının büyük fırsatlarını kaçırmasına neden olur! Kadın şayet öyle olur ise, dini hükümlerin çoğulu ona zalim olur ve zulümde bulunur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hicap/örtü ile ilgili en son olarak da şunu söylemek istiyorum:</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mümin erkek ve mümine kadınların çoğu örtüyü (hicabı) kabul ederler! Çünkü örtü önemli bir konudur! Yani örtüyü kaldırmak da giydirmek de kolay bir iş değildir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Mümine kızların büyük çoğunluğu evlendiklerinde örtünmeyi severler! Bununla da evliliklerini ve kocalarını koruduklarını düşünürler! Ve yine kocalarının başka kadınlara bakmalarını önlediklerini tasavvur ederler! Dolayısıyla da hem kendileri örtünmeyi sever hem de örtünmüş olan hanımlardan hoşlanırlar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evlenmemiş kızlar ya da dul olan bayanlar ise, örtünmeyi pek de sevmezler!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evli hanımlar, eşlerinin kadınların arasında kalmasından korkarlar! Yine eşlerinin yolculuğa çıkmasından, açık saçık bayanların bulundukları ortamlarda bulunmasından çekinirler! Ayrıca süslü püslü (makyajlı) hanımlardan da hoşlanmazlar! Kısacası kocalarının sapkınlığa saplanmasından onları sakındırırlar! Bundan dolayı da o tür mümine hanımlardan hicap konusu sorulduğunda, <em>“hicap güzeldir”</em> derler!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aynı şekilde erkekler de hanımının açılıp saçılmasından, yolculuğa tek başına çıkmasından, genç erkeklerin ona bakmasından çekinip korkarlar! Bundan dolayı da hanımını hicabın/çarşafın içerisinde korurlar! İşte hicabın günümüze kadar devam edip gelmesinin nedenlerinden en önemlisi, eşler arasındaki karşılıklı bu şekildeki düşüncelerin bulunmasıdır! Fakihlerin fetvaları değildir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Demek ki ihtiyaçlar değiştiği taktirde hükümler de değişebiliyor! Örneğin İslam’ın ilk dönemlerinde Müslüman fakihler ehl-i kitab’ın (Yahudi ve Hıristiyanların) necis (pislik) olduklarına dair fetva veririlerdi. Fakat bu dönemde fakihlerin tamamına yakını onların da temiz olduklarına dair fetva veriyorlar! Çünkü artık dünya çok küçülmüş ve topluluklar karma bir şekilde yaşamaktalar! Demek ki fakihlerin fetvası, ortamın değişmesiyle ilgilidir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani erkek eşini korumak istediğinde ona hicap giydiriyor! Kadın da kocasını korumak istediğinde örtünmeyi gerekli görüyor ve diğer hanımların da örtülü olmalarını arzu ediyor! Dolayısıyla, şayet tüm hanımlar bu mantık üzere hicabı sever ve isterse, orada bir sorun olmaz! Fakat hanımlardan evlenmemiş, boşanmış ya da dul kalmış olanlar, hicaba muhalif olabilirler!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Hicaptan tek yararlananlar, evli olan kadın ve kocasıdır! Böyle bir kadın arkadaşlarının yanında kocası ve kızları için tedirgin olur! Kocası ya da kızı evden dışarı çıkıp okula veya seyahate gittiğinde onlar için kaygılara kapılıyor! Şayet bu kültür değişir ve hicap kaldırılır ise, Müslüman topluluklardaki genç erkekler yeterince kültürlü olmadıkları için, onlara karşı vahşice ve ilkel davranmış olurlar! Böyle bir durumda da elden bir şey gelmez!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat Batı toplumlarında bu, böyle değildir! Bir kadın tek başına dahi yolculuğa çıksa, onun için kaygı duyulmaz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim şu andaki kültürümüz kadına hicabı vacip kılabilir.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hicaba karşı olanların birçoğu dışarı çıktığında kendini korumak için hicaba bürünüyor ve toplum içerisinde saygınlığını korumak için böyle yapıyor! Çünkü kültürümüz bozuktur. </span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Jan 2026 15:06:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİ İNANCINA BİÇİLEN SİYASİ KİMLİK</title>
                <category>Türkoğuz Kılıçgedik</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-inancina-bicilen-siyasi-kimlik-548</link>
                <author>ilk.vapur.1@gmail.com (Türkoğuz Kılıçgedik)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevi-inancina-bicilen-siyasi-kimlik-548</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİ İNANCINA BİÇİLEN SİYASİ KİMLİK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklendiğinde tüm diğer düğmelerde yanlış iliklenir misali, Alevilik kent ortamında yeni bir örgütleme olan dernek, vakıf, federasyon, konferadasyon örgütlenmesine gidildiğinden bu yana hem Alevi toplumu içinde hem de devlet tarafından sürekli bu yanlış iliklenen düğmeler üzerinden tanımlama yapıldı.</p>

<p>Alevilik adıyla kurulan dernek ve vakıf gibi oluşumlar Aleviliğin bu yeni kurumsal kimliğini “kültür” olarak tanımladığından bu yana Alevilik lehine işler hep ters gitti. Devlet de dernek, vakıf gibi oluşumları kültür olarak kabul edip buna istinaden en son Kültür Bakanlığında bir Kültür Başkanlığı kurdu. Kültür tanımını kendi kurumsal kimliğinde çekici gören bu kurumlar bu kez de devletin kurduğu Kültür Başkanlığında ve bu günlerde Cem Evlerini de “Kültür Tesisi” olarak tanımlamasında kabul edilemez olarak görmeye başladılar. Evet, Alevilik inancını kültür olarak tanımlayan Alevi kurumu da olsa devlete olsa bu tanımlama kabul edilmezdir.&nbsp;</p>

<p>Ancak, asıl kabul edilmeyen, kendilerin başta kültür olarak ilikledikleri ilk yanlış düğmelerini de düzeltme gereksinimi duymadan, bu yanlış iliklediği kültür düğmelerine ayrıca federasyon ve konferadasyon gibi tanımlar ekleyerek geri dönülmez bir yola girip tamamen siyasileştiler. Çünkü bu tanımların hiçbiri inançla ilgisi olmadığı gibi çoğu tamamen siyasi ve ideolojik kavramları içeriyor.</p>

<p>Alevilik inancı adına kurumlaşan ve Alevilik dışı bazı siyasi oluşumların etkisi altında olan bu oluşumlar inanç merkezli bir sisteme dönüşmediği durumda ileride yasal olmayan siyasi ve ideolojik bazı örgütlerin bir parçası olurlar. Çünkü bazı dernek, vakıf, federasyon, konferadasyon başkanları Alevilik inancından ve öğretisinden tamamen habersiz ve tamamen bazı kesimlere ait siyasi ve ideolojik söz, davranış ve eylemler içinde bu Alevi kuruluşlarını yönetiyorlar.</p>

<p>Ayrıca, Alevi-Bektaşi kurumların hiçbir tabelasında “inanç kavramı” geçmemesi Alevi inancın ne kadar geri plana atıldığında göstergesidir.Kısacası, Alevilik adına kurulan kurumlar Alevilik-Bektaşiliği bir inanç olarak görüyorsa başta kendileri kendi kurumları üzerindeki kültür, federasyon, konferadasyon tanımlarını kaldırıp inanç merkezli tanımlarla kendi kuruşlarını tanımlamalıdırlar. Söz, davranış ve eylemleri siyasetten tamamen arıtılmış ve tamamen inanç merkezli olmalıdır. Aksi halde bu kurumların gerçekte ne oldukları o kadar çok bağırdığı için ne söyledikleri anlaşılmadığı gibi bu olumsuz siyasi söz, davranış ve eylemlerinden dolayı ileride Alevi-Bektaşi toplumun başına gelen olumsuzluklardan da sorumlu olurlar.</p>

<p>Aleviliğin inanç üzeri örgütlenme şekli Dört Kapı Kırk Makam öğretisi ve sistemidir. Entegrasyonlu olan bu sistem, musahip, talip, rehber, pir, mürşit ikrar bağı ve ilgili ocaklık örgütlenmesiyle inanç kimliğine kavuşur. Bu öğreti ve sistem dışında modern bir sistem olarak tanımlansa bile dernek, vakıf, federasyon, konferadasyon, başkanlık, eş başkan, kurul, üye gibi kavramlar inanç öğretisiyle yakından uzaktan ilgisi yoktur. Bunların çoğu siyasi ve ideolojik kavramlardır.</p>

<p>Bazı parti ve ideolojilerin etkisi altında Alevilik olarak yürütülen faaliyetleri inanç olarak tanımlanması ve muhataplarından da (devletten) inanç olarak tanınmasını beklemek hiçbir ahlaki değerle bağdaşmaz. Ayrıca siyasi ve ideolojik olarak yaşanan şeyi inanç olarak topluma dayatmak da hiçbir ahlaki değerle bağdaşmaz. Ne zamanki ahlaki ve meşru olmayan bu yollardan vazgeçilip inanç, siyasetten arındırıp gerçek anlamda ve tüm öğretisi ve değerleriyle inanç olarak tanımlayıp yaşatıldığında o zaman inançla ilgili her türlü ahlak ve değer haklı taleplerle meşru zemine çekilir.</p>

<p>Toplumun din, inanç, kültür kavramları ve merkezleri toplum tarafından tanımlanıp belirlenir. Devlette bu tanıma uyarak din, inanç özgürlüğünde eşitlikçi yasalar üreterek bu yasalara uygun hizmet eder. Siyasi ve ideolojik yapılanmalar iseyasal partiler ve diğer benzeri örgütleme alanlarıdır. Yani siyasetin ve ideolojilerin örgütlenme alanları ayrıdır. Din, inanç, kültür gibi toplumsal yapılanmaların alanı ayrıdır. Modern ve demokratik bir ortamda yaşamak isteyen herkes bu iki farklı alan içindeki hassas dengeleri koruyarak yaşamını düzene koyar. Din-inanç-kültürü, siyaset ve ideolojiden (özelikle de günümüz siyaset ve ideolojilerinden) ayırmayanlar modern ve demokratik düzenlere kavuşamayacağı gibi Anadolu’yu Ortadoğu bataklığına dönüştürmekten öte hiçbir olumlu amaca hizmet etmezler.</p>

<p>Dört Kapı Kırk Makam öğretisi ve sistemi ve musahip, talip, rehber, pir, mürşit ikrar bağı ve ilgili ocaklık veya benzeri bir sistemi kendi içinde barındırmayan, Alevilik-Bektaşilik adına kurulan hiçbir oluşum Alevilik-Bektaşiliği “inanç olarak” temsil etmeyecektir. Dört Kapı öğreti ve sistemi ve ilgili inanç dışındaki her oluşum inanç ve öğreti olmaktan çıkıp siyasi ve ideolojik kalıplar içinde bunalımlı kişisel ve toplumsal kimlikler doğurmaktan öteye gidemez.</p>

<p>Dernek, vakıf, federasyon, konferadasyon örgütlenmesi içinde olan Alevi toplumu, lider olarak seçtiği kişilerin söz, davranış ve eylemlerine dikkat edip kendilerini sorumlu görüp Alevi inancı ve toplum değerlerini bu kişilerin siyasi çıkarlarına alet edilmesine izin vermemeleri gerekir.Bu kurumlarla modern kılıflara sarılmaya çalışılan Alevilik, kurumlar arası siyasi ve ideolojik bölünmeyle ve Aleviliği özünden ayrı onlarca faklı tanımlama ile tanımlaması, aslında günümüzün gelişen çağına göre en ilkel dönemini yaşamaktadır.</p>

<p>Alevi inancı yerel yerleşimlerde ocak, musahip, rehber, pir, mürşit kutsal bağlılığı üzerinden yürütülüyordu. Bunu günümüz kurumsal yapılanmalara sık sık hatırlamakta büyük yarar vardır. Bu öğretisel ve sosyal sistem temel yapısı ve özü tamamen inanç oluşumu içinde gerçekleşiyordu. İnanç dışında kalan diğer toplumsal, sosyal ve siyasi veya ideolojik yapılar inanç dışında tutulup toplumsal normlara göre toplumun kâmil insanları tarafından yürütülüyordu.</p>

<p>Cem erkânını ve ilgili inançsal boyutu rehber-pir-mürşitler tarafından yaptırılıyordu. Toplumsal tüm organizasyonları kâmil insanlar yürütülüyordu. Cenaze merasimlerini imam konumundaki hocalar yapıyordu. Bu düzen içinde kimse kimsenin işine karışmadan her şey tarihsel gerçeğine göre yolunda devam ediyordu.</p>

<p>İnançla ilgili uygulamalar tarihsel gerçeğine göre hiç aksatılmadan toplumun her bireyi ve kesimi tarafından hiçbir şart ve mazeret ileri sürülmeden uygulanıyordu. Örneğin taliplerin evlerinde yılda en az bir ve Xızır günlerinde oruç tutulduktan sonra ocak temsilcisi dergâhlarında yılda en az birer kez kurban kesilip Cem yapılıyordu. Musahip, kirve ziyaretlerine de bulunur. Taliplere ait niyaz ve lokmalar bu ortamlarda paylaşılıyordu.</p>

<p>Her Cem, talip evlerinde yapıldığı için çocuklar, gençler Alevi öğretisini ve ibadetini ilk ağızdan ve uygulamalı olarak doğru öğrenecek şekilde yetişiyordu.</p>

<p>Ayrıca, yılda bir kez heftemal, idi yemeği yapılır komşular tarafından yenilir, farklı zamanlarda kurbanlar kesilir, niyazlar pişirilip komşulara dağıtılırdı. Yazın, sonbaharın müsait zamanlarda dergâhlar ve türbe konumunda olan ziyaretgâhlar ziyaret edilip kurbanlar kesilirdi. İnsanlar kendi evlerinde her işine bismillahi ile başlar ve özelikle sabah ve akşam anne, babaiarailesi için dualarda bulunurdu. Toplum içinde durumu iyi olanlar, durumu iyi olmayanlara her konuda yardım ve destek olurdu.</p>

<p>Gerek Alevi yol öncüleri gerekse toplumun Kamil insanları Aleviliği “Hak Muhammed Ali Yolu” “Ehli Beyt Yolu” olarak tanımlayıp bu yol dışında hiçbir yolun Hakk’ı ve ilgili hakikati temsil etmediği ve bu yol dışında hiçbir yolun Aleviliği temsil edemeyeceği konusunda hem ısrarcıydı. Hem de canını ve malını bu uğurda vermeye hazırdı.&nbsp;</p>

<p>Binlerce yıldır uygulanan bu ve benzeri uygulamalar kent ortamına geçildiğinde de birçok konuda devam etti. Ancak kent ortamında Alevi inancı adına kurulan dernek, vakıf, federasyon, konfederasyon gibi farklı gruplaşma oluşumları kurulunca binlerce yıllık Alevi toplumu içinde yeni bir yapı ortaya çıktı.</p>

<p>Bu kurumsal yapılar birbirine benzer ve ardı sıra kurulduğu için ve Alevi sorunlarını çözeceğine inanıldığı için ayrıca faklı bir kurumsallaşmaya gidilmeye gerek duyulmadı. Eğer bu kurumlar kurulmasaydı, Alevi inancına uygun başka kurumsal yapılar kurulabilir ve şimdiye kadar Aleviliğin tüm sorunları bu kurumlarca çözülebilirdi.</p>

<p>Alevilik adına kurulan bu guruplar önceleri sesiz sedasız faaliyet içinde iken zamanla bazıların sesleri gür çıkmaya başladı. Birçok kurum temsilcisi Alevi toplumu adına farklı siyasi fetvalar vermeye başladı. İnançsal ve sosyal amaçlı hiç yanına bile yaklaşılması gereken feto ve benzeri birçok örgütlerle faaliyet içinde Aleviliğe yön verenler oldu ve halen bu yolda olanlar var. Ve halen bu gibi hatalardan ders çıkaramayanlar var. Bu nedenle Alevi-Bektaşi içinde bir huzursuzluk, güvensizlik ve bölünmeler yaşandı.</p>

<p>Bu kurumlar döneminde sosyal medya ve kitap yazma yoluyla Alevi inancına ve değerlerine hakaret niteliğindeki siyasi söylemler yapanlar ortaya çıkıp sırf aynı siyasi ve ideolojik görüş içinde oldukları için bazı alevi kurumlar tarafından baş tacı edilerek onların söylemlerini kendine rehber ederek Alevi değerlerini aşağılayanlar oldu. Aleviliğe karşı olan bu art niyetli kişilerle defalarca seminerler verilerek her defasında Alevilik-Bektaşilik inanç ve toplum değerleri aşağılandı.</p>

<p>Alevi kurum temsilcileri siyasi partilere özenip onların baskısıyla sokaklara inip Alevi toplumun inancını istismar edip parti adlarına siyasi slogana atanlar oldu. Bazı kurumların temsilcileri nüfusu on beş, yirmi milyonu bulan Alevi toplumu adına sosyal medya ve her ortamında Aleviliği yeniden tanımlayan hükümler verdi.</p>

<p>Kısacası; çoğu kurumlar Alevi toplumun çözüm yolunu açmak yerine çözüme giden tüm yollarına barikat kurup Aleviliği kendi siyasi çıkarlara yönlendirip bu yola bu kadım toplumu ve inancı bir çıkmaza soktular. İyi bilinmeli ki Alevilik yanlış yolda olan ve Aleviliği yanlış yola sokmaya çalışan bu birkaç kurum temsilcileri ve onların yandaşlarıyla müteşekkil bir toplum değildir. Alevilerin çoğu yereldeki gibi olmasa bile çoğu inanç ve toplum değerlerini kentlerde devam etmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak; 1400 yıllık tarihi olan, on beş, yirmi milyonluk nüfusu olan, yüz binlerce kitaba sığmayan öğretisi olan, toplumsal ve inançsal sistemi olan. Ortadoğu, Horasan, Anadolu coğrafyasına ilim, irfan yayan, bu yolda binlerce şehit veren bir toplumun günümüzde üç beş kişinin siyasi çıkarı ve söylemi ile tanımlanması büyük bir suç, büyük bir günah ve büyük bir utançtır. Bütün bu Alevi varlığı karşısında kendi üç beş kuruşluk menfaati için veya birine hoş görünmek için bu yanlış söylem ve eylemlerde bulunanlar toplumdan özür dileyip elini vicdanına koyarak bu yanlış söylem ve eylemlerden artık vazgeçmeleri gerekir. Ayrıca, bu kurumlarda bulunan üyeler ve Alevi toplumu da bunlara hiçbir şekilde fırsat vermemesi gerekir.</p>

<p>Kişisel olan bu kimlik bunalımların topluma sirayet etmesi 1400 yıllık tarihi olan, on beş, yirmi milyonluk nüfusu olan, yüz binlerce kitaba sığmayan öğretisi olan, toplumsal, inançsal, evrensel ve onursal sistemi olan. Ortadoğu, Horasan, Anadolu coğrafyasına ilim, irfan yayan, bu yolda binlerce şehit veren bu topluma yakışmıyor. Bu gerçeği artık kabul edip her Alevi birey bu gerçeğe göre çözüm üretilerek, Alevi-Bektaşi inanç, kültür değerlerine göre söz, davranış ve eylem içinde olmak zorundadır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Jan 2026 00:48:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/10/turkoguz-kilicgedik-1760541606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İSLAMDA HİCAB KONUSU -3</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/islamda-hicab-konusu-3-547</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/islamda-hicab-konusu-3-547</guid>
                <description><![CDATA[İSLAMDA HİCAB KONUSU -3]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Adaletin anlamı kıyamete kadar asla değişmez, güzeldir ve güzelliklerden ibarettir, fakat mistakları değişime uğramış olabilir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz adaletin güzelliğinin nisbi olduğunu söylemiyoruz, adaletin mutlak anlamda güzel, zulmün ise mutlak anlamda kötü olduğunu kabul ediyoruz! Fakat adaletin mistakı, bir toplumda güzel, başka bir toplumda da çirkin ve zulüm olabilir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadim anlayışta Adem’i asıl bilip Havva’yı ona tabi kılmak inancı mevcuttu. Kimisi Havva’nın Adem’in sol kaburgasından yaratıldığını öne sürüyorlardı, kimi kesim de Adem’den arta kalan toprağından yaratıldığını iddia ediyorlardı. Bu inançlardan hangisi doğru olursa olsun, neticede her ikisinin de erkeğin asıl, kadının ise ona tabi olduğunu vurgulamak istemesiydi! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadim insanların inançlarına göre erkek (Âdem) yaratıldıktan sonra kendini yalnız hissetti, canı sıkıldı ve sıkıntısını giderecek bir arkadaşa ihtiyaç duydu! Allah da kadını (Havva) ona yardımcı olsun ve sıkıntısını gidersin diye yarattı!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu, kadim erkil bir kültürün inancıdır! Şayet bu kültür değişir ise, bununla ilgili hükümlerin birçoğu da değişmiş olur! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ama kadim kültürde ve hala dahi bu kültüre tabi olanların nezdinde kadın erkeğe tabidir ve yöneticilik erkeğin elindedir! Oysaki kadının evinde olmasıyla birlikte ve yalnızca ev işleriyle uğraşmış bulunsa dahi, onun ev işlerini ve çocuklarını yönettiğini hepimiz müşahede etmekteyiz!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şayet Kuran’da geçen “<strong>kıvam”</strong> dan kasıt <em>“başkanlık”</em> ise, sözlükte <em>“kıvam”,</em> bir şeyin başka bir şey tarafından ıslah edilmesi anlamına gelmektedir! Bu anlamdan hareketle, neden bu kelimeden yalnızca <em>“erkeğin kadını ıslah etmesi”</em> anlamını çıkaralım ki? Oysaki kadın da erkeğini ıslah edebilir ve hatalarını düzeltebilir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İçerisinde bulunduğumuz şu dönemlerde kadınların erkeğine ve hatta çocukların babalarına şahsiyet kazandırdığına şahit olmaktayız! Çocukların varlığı ve babalarının onlarla iş yapmaları, babalarını kemale ulaştırır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Artık bu dönemlerde yalnızca erkek kadını ıslah etmiyor (hatalarını düzeltmiyor), kadın da sürekli bir şekilde erkeğe tabi olup onun buyruğu altında yaşamamaktadır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüze kadar İslam alimleri İslam dininin “<em>sabit”</em> ve <em>“değişken”</em> hükümlerinin bulunduğundan söz etmişlerdir, fakat bununla ilgili hala dahi tek bir ölçü bulamamışlardır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizler; yaptığımız çalışmada sabit kalan ile değişken olanların <em>“mefhumlar”</em> olduklarını tespit ettik!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakihler, konuların değişmesiyle hükümlerin de değişeceğini söylerler. Fakat mefhumların değişmesiyle hükümlerin ne olacağı hususunda sessiz kalıyorlar! Oysaki mefhumların değişmesiyle hükümlerin de birçoğu değişmiş bulunur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Örneğin İslam’ın ilk dönemlerinde kadın bütünüyle erkeğe tabiydi, çünkü kadını koruyan erkekti. Erkekte var olan bedensel güç, onun için bir ayrıcalıktır! Erkek kadının bedenini, ruhunu ve şerefini korurdu! Bu da nispeten kadının erkeği karşısında hukukunun azalmasına vesile oluyordu! Doğal olarak da kadının hukuku azdı! Çünkü erkek haliyle kendini kadını korumak için feda ediyor ve ona karşı kalkan görevi yapıyordu! Bundan dolayı da işin tabiatı gereği kadının erkeğe tabi olması gerekir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüzde ise hanımını korumak için kendini kalkan edecek erkek mevcut değildir! Yani bu sorumluluk erkeğin değil devletin ve onun kolluk güçlerinin uhdesinde olan bir sorumluluktur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu dönemde artık bireysel ve kabilevi savaşlar sona ermiştir. Bir aşiretin diğer bir aşireti tehdit etmesi, erkeklerini öldürüp kadınlarını cariye alması artık son bulmuştur! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bunlar, kadim zamanlarda söz konusuydu. Bundan dolayı da erkek asıl olarak kabul ediliyordu ve kadın da bunun için erkeğine tabiydi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat günümüzde bu işler son bulduğu için <em>“kıvam/yöneticilik”</em> ve <em>“korumacılık”</em> mefhumları da değişmiştir! Dolayısıyla “<em>tabiiyyetin”</em> de değişmesi gerekir! Şu dönemlerde artık kadın erkeğe tabi değildir. Artık bu dönemlerde hayat müşterektir! Müşterek olduğu için de artık erkeğin asıl, kadının da yedek olması söz konusu değildir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Önceden de işaret ettiğimiz gibi Arapların cahiliyet dönemindeki zarfiyeti (yani eski Arap kültür), erkeğin asıl olmasını gerektiriyordu! Ayıca kadim inançlara göre yaratılışta da asıl olan Adem’dir! Allah önce onu, sonra da ona arkadaşlık etsin diye Havva’yı yaratmıştır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Aslında bu inanç doğru değildir! Hem Tevrat’ta hem de biz Müslümanların hadis kaynaklarında mevcut olmasıyla birlikte sahih değildir! Bir hurafe ve efsaneden ibarettir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Rivayetlerimizde şöyle geçer:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- <em><strong>“Allah, ilk önce Adem’i yarattı. Onun yaratıldığı toprağın arta kalanından da Havva’yı yarattı!”</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani bu inanç açısından yine kadın (Havva) erkeğe (Adem’e) tabidir! Oysaki bu inanç bu anda kadın için bir ihanettir! Kadın niçin erkeğe tabi olsun ki?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadının varlığı erkeğin varlığından daha önemlidir! Aslında ilk olarak Adem’i yarattığını kabul etsek dahi, fakat onda var ettiği erkeklik organından, onun için bir kadının da var olduğu veya olacağı anlaşılmaktadır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Diğer bir ifadeyle; Allah Adem’i yarattığında, planında onun için bir kadının da var edilmesi mevcuttu! Şayet böyle bir planı olmasaydı, onda bu erkeklik organını var etmesi ya da Havva’da o doğurganlık rahmini yaratması abes olurdu! Buralardan bellidir ki Allah bu varlıkları da aynen diğer canlı varlıklar gibi çift yaratmıştır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dediğimiz gibi kadim düşüncede asalet erkekteydi! Kadim düşünce kültürünü okuduğumuzda fakihlerin şu hatasını görüyoruz: </span></p>

<p><span style="color:#000000">-“Fakihler şer’i hükümleri tarihi zarfından koparmışlardır ve onları o şekilde günümüze kadar taşıyıp tatbikini gerekli görmüşlerdir! Her ne kadar fakihler o hükümlerin tarihi zarfiyetine bakmaksızın onları günümüze kadar taşımış olsalar da fakat bizler o hükümlerin zamansal, mekânsal, kültürel ve tarihsel zarfiyetine de bakmamız icap eder. Bunlara bakıldıktan sonra, 1400 yıl önceden icra edilen ve günümüze kadar taşınan bu hükümlerin günümüzde uygulanmasının doğru ya da yanlış olacağı araştırmasında bulunmamız lazım!”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kısacası hiçbir hüküm, kendi zamansal, mekânsal ve kültürel zarfiyetinden kopuk değildir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evet, İslam’ın ilk başlarında cahiliye Arap kültürü erkeğin asaleti üzerine tesis edilmiştir. Bundan dolayıdır ki elimizdeki rivayetlerin büyük bir kısmı kadını kınama ve küçük düşürme düşüncesi üzerine bina edilmiştir. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Örneğin İmam Ali’ye nispet edilen “Nehcü’l- Belağa” isimli kitapta kadınları küçültücü şu sözler geçer:</span></p>

<p><span style="color:#000000">1-<em> “Kadın bütünüyle şerdir! İyilerinden de sakının!”</em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>2- “Kadınlarla meşverette bulunmayınız, gerçek şu ki onların görüşleri çok zayıftır!”</em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>3- “Kadın akreptir!”</em></span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>4- “Kadınların akılları, imanları ve uyum sağlamaları eksiktir!”</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte o dönemlerde erkeğe söylenecek bir şey yoktu, çünkü asalet erkekteydi ve kadın erkeğe tabiydi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şimdi şu dönemde işler değişmiş, mefhumlar farklılaşmıştır. Şimdiki zamanda kadınlar daha uyanık düşünüyorlar! Şimdilerde kadınlar naslara baktıklarında rivayetlerde geçen sözleri üzüntüyle karşılıyorlar! Kişilikleri yaralanıyor! Akıllarının noksan olduğunu söyleyen rivayetleri okuduklarında muztarıp oluyorlar!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şayet kadın “<em>aklen noksan”</em> ise, erkek de “<em>duygusal olarak noksandır!”</em> Aklın duygudan daha önemli olduğunu kim söylemiştir? Oysaki insanın hayatı duygular üzerinden devam ediyor. Akıl ise domdur! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şayet erkeğin aklının kadının aklından daha büyük olduğunu farz etsek dahi, kadınlarda bulduğumuz bu cahillikler, onlarda bulunan zati cahillikler değil, arazi cahilliklerdir! Çünkü erkek çarşı pazarda gezip dolaşıyor, alışveriş yapıyor, uzunca yıllar ticaretle iştigal ediyor, okullarda okuyor. Bu ve bununlar gibi birtakım nedenlerden dolayı erkeğin aklı daha büyük oluyor! Şayet bu imkanlar kadınlara verilmiş olsa, kadın dışarıda erkek de ev işleriyle ilgilense, kesinlikle kadının aklı erkeğin aklından daha büyük olur! </span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam Ali’nin dediği gibi; <em><strong>“akıl, ticaret etmek gibidir!”</strong></em> Erkeğin aklı, yaptığı ticaretten dolayı daha büyüktür! Büyüklüğü zatından değil, ticaretinden kaynaklanıyor!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadınlar için bu cehalet, bir farazadan ibaret olduğu gibi, örtü/hicap da öyledir! Hicap; toplumsallık ile ilgili bir konudur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Eski dönemlerdeki topluluklarda günümüzdeki gibi kadın-erkek karışımı bu denli yaygın ve icbari değildi! Günümüzde kadının öğretmen, doktor, bürokrat, eğitimci, memur, işçi vs. olması, toplumsal gereklerden biridir! Bu alanlarda da kadınların bulunmalarına ihtiyaç vardır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Dolayısıyla şimdiki topluluklarda farklı biçimlerde kadın-erkek karışımları mevcuttur! Yani artık bu karışımlar kaçınılmazdır! Dolayısıyla da dini olmayan radikal hükümlerin/yasaların değiştirilmesi gerekir! Çünkü bu radikal hükümlerin (yasaların) asılları örfe dayalıdır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Nitekim önceden de söyledik ki fakihler, şu ana kadar örfi olan hükümler ile dini olan hükümleri birbirlerinden ayrıştırmamışlardır! Tümünün de Allah’tan olduğunu söylemişlerdir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kuran’da kimi ayetler vardır ki onda geçen hükümler yalnızca Nebi’nin eşlerine hastır. Tüm müfessirler onu öyle kabul etmişlerdir. Nitekim şu ayet onlardan biridir:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>- “Peygamberin eşlerinden bir şey istediğiniz zaman, onu hicap </strong>(perde)<strong> arkasından isteyin.”</strong> (Ahzap: 53) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayette geçen <strong>“hicap”,</strong> kadının kafasına örttüğü himâr/başörtüsü değildir. <strong>“Hicap”</strong>; o günkü şartlarda evlerin dış kapısına asılan bir örtüdür. O dönemdeki Araplar, Nebi’nin eşlerinin bulunduğu odaya direkt olarak giriyorlardı ve yiyecek, içecek, giyecek vs. gibi ihtiyaç duydukları şeyleri, o perdenin önünde durup onlardan istemiyorlardı! Bu da Nebiyi üzüyordu! Böylece bu ayet nazil oldu ve Nebi ile eşlerine has birtakım talimatlar getirdi! Örneğin bir ayette şöyle bir talimat veriliyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>- “Ey iman edenler! Sesinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin.</strong> (Peygamberin sesini bastıracak şekilde konuşmayın.) <strong>Birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi onunla yüksek sesle</strong> (bağırarak<strong>) konuşmayın. Yoksa farkına varmadan işledikleriniz boşuna gider!”</strong> (Hucurat: 2)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yine başka bir ayet de peygamberin evine gelip yemeklerini yedikten sonra çekip gitmeyen ve uzunca bir zaman orada oturup sohbet eden Arapları ikaz etmek için nazil olmuş ve şu talimatı vermiştir:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>- “Ey iman edenler! Peygamberin evlerine izinsiz girmeyin. Fakat yemek için size izin verilirse, yemeğin hazırlanmasını beklemeyin. Ancak çağrıldığınız zaman girin ve yemeğinizi yediğinizde, sohbete dalmadan dağılın. Bu, peygamberi incitiyor, ama o sizden utanıyordu. Fakat Allah hakkı söylemekten utanmaz!” </strong>(Ahzap:53)</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu hükümler, Nebiye has hükümlerdirler. Nebi evinin kapısına bir perde astı ki eşleri ile ihtiyaç sahibi yoksulları birbirinden uzak tutsun! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şayet denilse ki Kuran:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- <strong>“Kuşkusuz peygamberde sizin için….güzel bir örnek vardır.</strong> (Ahzap: 21) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayeti mucibince, peygamber eşleriyle ilgili ne yaptıysa, o yapılanlar bizler için bir örnektir ve bizlerin de aynısı yapmamız gerekmez mi?”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şu cevabı veririz:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><em>- “Sizin söylediğiniz o düşünceyi kabul ettiğimiz taktirde, Kuran’ın Nebi eşleri hakkında söylediği şu hükmü de kendi eşlerimiz hakkında icra etmemiz gerekir. Hüküm şudur:</em> </span></p>

<p><span style="color:#000000">- “(Ey peygamberin eşleri!) <strong>evlerinizde oturunuz!”</strong> (Ahzap: 33) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şayet birtakım hükümlerin Nebiye has olduğunu ve geneli ilgilendirmediğini kabul eder isek, o taktirde bu ayete istinaden tüm müminlerin eşlerinin de evlerinde oturup dışarı çıkmamaları gerektiğini söylememiz doğru olur mu? Acaba bunu söylesek bile müminlere kabul ettirme imkânımız olur mu?”</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizim çağımızda kadınların öğretmenlik, doktorluk, hemşirelik, memurluk vs. yapmaları gerekir. Bu görevleri yaptıkları taktirde de Nebi’ye muhalefet etmiş olmazlar mı? Buna rağmen bu işleri yapmış olurlarsa, toplumda bir kargaşa vücuda gelmez mi?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizler toplumsal alanda ya cahiliye asrına geri dönüp kadınları toplumun arasına sokmayacağız ya da kadınlarla ilgili hükümlerin radikalliğini değiştireceğiz! Dolayısıyla Nebi’ye has hükümler ile insanlara ait hükümleri birbirinden ayrı tutmak gerekir!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 25 Jan 2026 17:31:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SABIR DEĞİL RIZA: BEKLEYİŞİN KİMYASI</title>
                <category>Meryem Gülbetekin</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/sabir-degil-riza-bekleyisin-kimyasi-546</link>
                <author>mrymglbtkn76@gmail.com (Meryem Gülbetekin)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/sabir-degil-riza-bekleyisin-kimyasi-546</guid>
                <description><![CDATA[SABIR DEĞİL RIZA: BEKLEYİŞİN KİMYASI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, zamanın dokusuna hapsolmuş bir varlık olarak "beklemeyi" hep bir yük, bir mahrumiyet sanır. Modern zihin için sabır; dişlerini sıkmak, fırtınanın geçmesini beklerken içten içe hayata diş bilemektir. Oysa tasavvufun ezoterik derinliğinde sabır bir eşik, Rıza ise o eşikten geçilerek girilen sarayın kendisidir.</p>

<p><strong>Sabır Bir Tahammüldür, Rıza Bir Teslimiyet</strong></p>

<p>Sabırda hala bir "ben" vardır; başına geleni tartarsın, zorluğuna katlanırsın ve bitmesi için saniyeleri sayarsın. Burada bir ikilik mevcuttur: Sen ve sana acı veren "O" olay. Ancak Rıza, bu ikiliğin ortadan kalktığı makamdır. Ezoterik bakış açısıyla; başa gelen her hadise, aslında ilahi bir "mühür" taşır. Rıza makamındaki bir derviş için mesele, mühürün canını yakması değil, mührü vuranın kim olduğudur. Bu, simyacıların kurşunu altına çevirme çabası gibidir; kul, rıza potasında acıyı alır ve onu "nur" haline getirir.</p>

<p><strong>Bekleyişin Kimyası: Kabule Geçişin Dönüştürücü Gücü</strong></p>

<p>Kimyada maddeler birleşerek yeni bir cevher oluşturur. Manevi kimyada ise; • Madde: Yaşanan zorluk veya gecikme. • Ateş: Nefsin arzusu ve aceleciliği. • Katalizör: Aşk ve Marifet. Bu elementler rıza potasında birleştiğinde, "beklemek" artık bir zaman kaybı değil, bir tekamül süreci haline gelir. Meyvenin dalında olgunlaşması için gereken süre, onun cezası değil, lezzetinin şartıdır. İnsan da rıza ile beklediğinde, bekleyişin kendisi bir vuslata dönüşür. Çünkü O’ndan gelene razı olduğun an, zaten O’nunla beraber olursun.</p>

<p><strong>Gaybın Ritmiyle Senkronize Olmak</strong></p>

<p>Ezoterik öğretilerde evrenin bir ritmi, bir "Kün" (Ol) emrinin tecelli saati vardır. Rıza; kendi küçük saatinin tik-taklarını, evrenin devasa ve kusursuz saatine ayarlamaktır.</p>

<p>"Lütfun da hoş, kahrın da hoş" diyebilmek, olayların dış yüzündeki (zahiri) fırtınadan kurtulup, iç yüzündeki (batıni) sükunete sığınmaktır.</p>

<p><strong>Razı Olandan Razı Olunur</strong></p>

<p>Kur’an-ı Kerim’in "Râziyeten Merdiyye" (Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak...) sırrı burada gizlidir. Kul, takdir edilene razı olduğunda, evrenin direnci kırılır. Artık hayata karşı kürek çekmeyi bırakmış, ilahi iradenin nehrinde akmaya başlamıştır. Bu noktada "bekleyiş" biter; çünkü her an, olması gerekenin en mükemmel şekilde olduğu bir "an"a dönüşmüştür.</p>

<p>Kaynakça •</p>

<p><strong>Kuşeyrî</strong>, Tasavvuf İlmine Dair Kuşeyrî Risalesi: (Rıza ve Sabır makamlarının klasik tanımı için temel eser).</p>

<p><strong>İmam Gazâlî</strong>, İhyâu Ulûmi’d-Dîn (Sabır ve Şükür Bölümü): (Rıza halinin psikolojik ve ahlaki boyutları için).</p>

<p><strong>İbnü'l-Arabî</strong>, Füsûsu'l-Hikem: (Varlık birliği ve olayların batıni hikmeti/ezoterik bakış açısı için).</p>

<p><strong>Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî</strong>, Mesnevi: (Rıza halinin aşk ve teslimiyetle ilişkisini anlatan metaforlar için).</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 25 Jan 2026 17:17:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/07/meryem-gulbetekin-1753709226.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABBASİ HALİFESİNİN DÖRT MEZHEP KARARI HALA YÜRÜRLÜKTE Mİ?</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/abbasi-halifesinin-dort-mezhep-karari-hala-yururlukte-mi-545</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/abbasi-halifesinin-dort-mezhep-karari-hala-yururlukte-mi-545</guid>
                <description><![CDATA[ABBASİ HALİFESİNİN DÖRT MEZHEP KARARI HALA YÜRÜRLÜKTE Mİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">İktidarlar, Cemevlerini Alevilerin ibadet mekanı olarak tanımaktan hala imtina ediyorlar. Bütün parti liderlerinin Cemevlerine yasal statü verilmesini savunmasına rağmen, meclise ortak bir yasa teklifi vermekten de çekindikleri görülmektedir. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Bunda</strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“çevre baskısı” ve</span></strong></span></span></strong>&nbsp;<strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>tarikatların etkili olduğu anlaşılmaktadır</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Bu anlayışın temelinde Abbasi Halifesi Kadir Billah’ın bin yıl önce (M. 1029) almış olduğu kararın etkisinin de bulunduğu kanaatindeyim. Abbasi halifesinin bu kararı hakkında kısa bir bilgi vermek yararlı olacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Abbasi Halifesi, siyasi iktidarının devamını sağlamak amacıyla, imparatorluk coğrafyasında bulunan yetmişin üzerindeki tarikat ve mezhebi dörtle sınırlandırma kararı almıştı. Bu kararla dört ekolün-mezhebin dışında kalan yorumları yasaklamıştı. </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>Yasaklananlar arasında Şia, yani Ehlibeyt taraftarı olan tarikat ve ekoller de bulunuyordu</strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Bunun nedeni, halifenin bu ekolleri kendi iktidarına bir tehdit olarak görmesiydi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Halifenin, yasal olarak tanıdığı mezhepler arasında Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik yer alıyordu. Yasal olarak tanınan bu mezheplere ismi verilen din alimleri olan Ebu Hanife (699-767), İmam Şafii (767-820, Malik Bin Enes (712-795), Ahmet Bin Hanbel (780-855) &nbsp;yılları arasında yaşamışlardı. Yani, Abbasi Halifesinin dört mezhebe ismini verdiği İmamlardan hiçbiri bu tarihte hayat da değillerdi. Halifenin bu dört İmamın ismini mezheplere vermesinin nedeni, takipçilerinin desteğini sağlamak amacını taşıyordu. Zira bu mezheplerin, diğer bir deyimle ekollerin, imparatorluk coğrafyasında hatırı sayılır bir taraftar kitlesi bulunuyordu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Halife Kadir Billah, yasal olarak tanıdığı mezheplerin temsilcilerini saraya davet ederek, </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Ehli-Sünnet İtikatnamesi”</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;adı ile bir belgeyi imzalattırdı. Bu kararla, yasal olarak tanınan mezheplerin dışında kalanları yasakladı. Yasaklanan mezheplerin temsilcileri ve takipçileri hakkında idamlara varan kararlar alındı. Alınan bu karar, Abbasi Halifesi tarafından İslam coğrafyasındaki tüm Beylik ve Sultanlıklara da bildirildi. Bunlar arasında Gazneliler ve Selçuklular da bulunuyordu. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Ancak, dört mezhebe ismi verilen İmamlardan olan Ebu Hanife ve İmam Şafii, yaşadıkları dönemde Ehlibeyt taraftarı olmuşlardı. Bu nedenle de yargılanmışlar ve ağır cezalara çarptırılmışlardı. Ancak, önce Kadir Billah, daha sonra da Kaim Bi Emrillah, bu imamların öğrencilerini saraya davet ederek, hazırlattıkları </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“Ehli- Sünnet İtikatname”sini bunlara zorla imzalattırdılar</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">. Bu karardan sonra gerek İmam Hanife gerek İmam Şafii takipçilerinin; muhalif çizgilerinden terk edilmeleri sağlanarak, iktidarla uyumlu hale getirildiler. Hatta, Abbasi halifelerinin kadılığına kadar yükseldiler. Ancak izledikleri çizgi, temsil ettikleri İmamların ekolü ile hiç bir ilgisi kalmamıştı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Günümüze gelecek olursak; Abbasi Halifesinin Miladi 1029 yılında almış olduğu kararların bugün gayrı resmi olarak hala yürürlükte olduğunu görmekteyiz. Aradan bin yıl geçmesine rağmen, Abbasi Halifesinin almış olduğu kararların sanki kutsal bir metin gibi, pratikte uygulandığına şahit olmaktayız. Dört mezhep dışında kalan mezhep ve ekollere aradan bin yıl geçmesine rağmen, hala aynı yasakçı tutumun devam ettiğini görmekteyiz. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Oysa, iktidarların Alevilerden çekinecekleri bir durum yoktur. Abbasi Halifeliği yıkılıp gitmiş, saltanat dönemleri de kapanmış. Yüzyıl önce cumhuriyet rejimi gelmiş, kulluk, sultanlık kaldırılmış, anayasa ve kanunlar önünde herkesin eşit olduğu bir sistem kurulmuş. Dolayısıyla, hem Anayasa’nın hükümleri hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Aleviliğin resmi olarak tanınması için vermiş olduğu kararlar ortada durmaktadır. Bu kararların uygulanması yasal bir zorunlulukla birlikte; ülkemizdeki kardeşliğin ve birliğin sağlanması açısından da yararlı olacaktır. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Tabanda bir hoşgörü &nbsp;ortamı bulunmasına ve siyasilerin Aleviler hakkında o kadar olumlu söz söylemesine rağmen, bir türlü gerekli adımlar atılamıyor. Ya da siyasiler adım atmaktan kaçınıyorlar. Bazen bir adım atar gibi oluyorlar, sonra tekrar geri çekiliyorlar. Daha önce 1/1000 ölçekli imar planlarında Cemevleri için</span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong>&nbsp;<span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“İbadet Merkezi”</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">&nbsp;olarak yapılan tanımlama, 22 Ocak 2026 günlü resmi gazetede yayınlanan genelge ile </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“ Kültür Merkezi” </span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">olarak değiştirildi. Bu geri adıma, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı sayın Esma Ersin’in de onay verdiği belirtilmektedir. Sayın Esma Ersin’in hangi gerekçeye dayanarak buna onay verdiğini açıklaması gerekir. Aksi taktirde, Alevi toplumunun başkanlık hakkındaki olumlu tutumu, olumsuzluğa dönüşecektir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Alevi toplumu İslamiyet’ten sonra kurulan tüm Türk devletlerinde kurucu unsur olarak yer almıştır. İlgili devletlere ait topraklar işgal ve istilaya uğradığında, yine en önde mücadele edenler onlar olmuştur. Gerek Moğol işgaline gerek batılı emperyalistlerin Anadolu’nun işgaline en sert tepkiyi Aleviler göstermiştir. Özellikle, Moğol işgalinde en büyük bedeli Aleviler ödemiştir. </span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'">Zor zamanlarda Alevileri hatırlayanlar her ne hikmetse daha sonra unutmayı tercih etmişlerdir. Gerek Osmanlı’nın gerek Cumhuriyetin kuruluşunda Alevileri devletin </span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“kurucu unsuru</span></strong></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">” olarak görenler, sıra Alevilerin haklarını vermeye gelince; binbir bahane üreterek sorumluluktan kaçmayı tercih ediyorlar. Oysa, Türkiye Cumhuriyeti anayasasında eşitlik ilkesi ve inanç özgürlüğü bulunmaktadır. Anayasa’nın 10. ve 24. maddesinde aynen şöyle denilmektedir:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#040c28"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">“</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#040c28"><strong>MADDE 10</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#474747"><strong>- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.</strong></span></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:'Microsoft Sans Serif'"><span style="color:#474747"><strong><span style="font-family:Microsoft Sans Serif">”</span></strong></span></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“</span></strong></span></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f"><strong>MADDE 24-</strong></span></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#040c28"><strong>Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.</strong></span></span></span></strong><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#040c28"><strong>14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f"><strong>.</strong></span></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">”</span></strong></span></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f">Burada sözü edilen 14. madde ise şöyledir:</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#040c28"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“M</span></strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#040c28"><strong>ADDE 14</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f"><strong>- </strong></span></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#040c28"><strong>Anayasada</strong></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f"><strong>&nbsp;yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.</strong></span></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">”</span></strong></span></span></span></span></strong></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f">Alevilerin 14. maddede belirtilen</span></span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f"><strong>&nbsp;<span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“devletin ülkesi ve milletiyle, demokratik ve laik cumhuriyetle”</span></strong></span></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f">&nbsp;bir problemi olmadığını herkes bilmektedir. O halde, Alevilerin anayasal hakları neden verilmemektedir? Devlet bürokrasisinde liyakatlı Alevilere neden görevler verilmemektedir?</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f">Alevilere yasal haklarını vermeyenler ondan sonra da </span></span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f"><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">“Aleviler neden muhalif oluyorlar” </span></strong></span></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f">diye yazılar yazmaktadırlar. “</span></span></span></span><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f"><strong>Sizin haklarınız verilmeseydi, siz ne yapardınız?” &nbsp;</strong></span></span></span></span></strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f">Ş</span></span></span></span><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f">eklindeki sorularımıza ise, cevap verilememektedir. </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f">Makalemizi tamamlarken Alevi toplumu, kendilerini temsil eden tüm Alevi-Bektaşi dernek ve vakıflardan şunu bekliyor:</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:12,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#1f1f1f"><strong>Aranızdaki kısır çekişmeleri ve görüş ayrılıkları bırakın. Ortak ilke ve talepler etrafında birleşin. Demokratik yollardan Alevilerin haklarını savunun.</strong></span></span></span></span></strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 25 Jan 2026 07:59:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DÖRT KAPI ÖĞRETİSİ DERS- 7</title>
                <category>Türkoğuz Kılıçgedik</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dort-kapi-ogretisi-ders-7-544</link>
                <author>ilk.vapur.1@gmail.com (Türkoğuz Kılıçgedik)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/dort-kapi-ogretisi-ders-7-544</guid>
                <description><![CDATA[DÖRT KAPI ÖĞRETİSİ DERS- 7]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DÖRT KAPI ÖĞRETİSİ<br />
Ders; 7.<br />
Konu; Marifet Kapı On Makamı ve Açıklaması</strong></p>

<p>Marifet Kapı öğretisi tamamen insanın batın iç dünyası olan duygu, algı, sezi gibi duygulara yönelik bir öğretidir. Marifet Kapının sır ve şifreli yapısı içinde zahir “On makamla” içeriği açıklanmaya çalışılmıştır. Manevi bir mekanizmaya sahip bu içsel yapı kelimelerle izah edilmediği için tarih içinde bu mekanizmaya “hal âlemi” denilmiştir. Hal âlemi, iç dünya (kalp-gönül) denilen içsel algı ve sezi gücü gelişmiş gizli ve derin anlama kavuşan fiiller içinde olan kişilere özgü bir edinim ve kazanımdır. Melek ve evliya tanımı içinde batın olan bu öğreti zahirde Ariflik kavramıyla açıklanıp insandaki gelişmiş içsel arınmayı, duruluğu ve bilgeliği ifade eder.</p>

<p>Marifet Kapının on makamı, içsel dönüşüm için birer basamak ve ilkedir.</p>

<p><strong>Makam: Edepli olmak</strong><br />
Edep kelime kökeni Arapça kökenli olup tarih içinde farklı anlamlarda kullanılmış. Davet, iyi tutum, görgü, incelik, kibarlık, hayranlık, takdir, esas, kural, âyin, hüküm, şart, ahlâk, saygı, terbiye ve nezaket” gibi sayısızca gelişmiş iyi içerikli ifadeleri içeriyor. Edep kelimesi aynı zamanda adap kelimesi ile eş anlamda olup edep içerikli kural kaidelere beli bir disiplin içinde olan adapla ve gönülden uymayı esas alır.</p>

<p>Edep kavramı Ahiretlik bir tanım içinde anlam bulur. İnsanın gerçek anlamda Hak ve ilgili Hakikati batın içerikte kavrayıp içselleştirdiği ve bu gerçeğe göre davrandığı içsel ana bir duygu mekanizmasıdır. Edep kavramın Marifet Kapısının ilk makamı olması, bu kapı öğretisinin bu içsel ve batın duygu mekanizmasıyla doğru ve iyi şekilde işletilmesi amaçlar. Diğer bir deyişle Marifet Kapı öğretisi insanın batın iç dünyasıyla ilgilidir ve bu iç dünya daha çok edep kavramı temelleri üzerinden anlam bulup inşa ediliyor.</p>

<p><strong>Makam; İlim</strong><br />
Marifet Kapı öğretisinde evrende görünen her şeyin bir dış yüzü birde batın olarak birçok iç yüzü vardır. Bu iç yüz Hakk’ın yaratığı hakikatte göredir. Dış yüz ise insanın gördüğü dünyevi yüzdür. Bir canlı varlık veya bir nesne dışarıdan insana nasıl görünürse görünsün özünde Hakk’ın yarattığı kendi hakikati vardır. Dolayısıyla Hakk’ın hakikati tek değişmez olan iken, insanın dünyevi olarak gördüğü veya yorumladığı bu tek hakikat karşısında hiçbir anlam ifade etmez.</p>

<p>Bu sebeple Marifet Kapı öğretisine sahip kişi evrendeki her şeyi Hakk’ın bu gerçeğiyle görüp her şeyde Hakk’ı merkez alır. Her şey Hakk’ın bir ürünü ise Hak her şeydedir. Bu durumda her şeyi görünen haliyle gören göz dünya gözü iken, Hakk’ı her şeyde gören gözde batın olan gönül gözüdür. Dünyevi göz görsele adaklı iken, gönül gözü gözleme ve içsel olana odaklı olarak gelişir. Dolayısıyla Marifet Kapı ilmi tamamen insanın batın içsel dünyası olan manevi, duygu, algı, sezi ve ilgili gözlem öğretisini kapsayarak insanın iç dünyasını öğretisel ve psikolojik olarak olumlu yönde gelişmesini sağlıyor.</p>

<p><strong>Makam: Bencillik, kin ve garezden uzak olmak</strong><br />
Marifet Kapı öğretisine sahip kişi gönlünü Hakk’a vermiş. Hakk’ın hizmetinde olduğu sürece gönül gözü açıktır. Diğer bir deyişle gönül insanıdır. Her şeyi gönül gözüyle gördüğü için bencillik, kin ve garezden soyutlanır. Marifet Kapısında ulaşacağı son makamda insanları kazanma, onları Haksal gerçeğe göre eğitme uğraşısı içinde özverili davranışlar içindedir.</p>

<p><strong>Makam: Perhizkârlık (aşırı istekleri sınırlamak)</strong><br />
Dört Kapı öğretisi kendi içindeki uyumu ve tutarlığı özüne uygun korumak için aşırı istekleri her kapı öğretisine göre sınırlandırır. Marifet Kapı öğretisinde ki sınırlanma içsel dürtü veya istekler olan duygulardır. Disiplinli bir iç dünya duygusuna sahip kişi duygularını kontrol edip iradeli davrandığı kadarıyla Marifet Kapı öğretisini yerine getirmede başarılı olur.</p>

<p>İç dünya ne kadar sınırlı söz, davranış ve eylemle ifade edilirse o kadar çok Hakk’a yakın olunur. Çünkü Hak ve ilgili hakikat daha çok içsel olandır ve insanın iç dünyasında saklıdır. Bu davranış şekli içe kapanma durumu olmayıp içsel kazanım ve deneyimleri koruma ve yerli yerinde kullanma iradesiyle ilgilidir.</p>

<p><strong>Makam: Sabır ve kanaat</strong><br />
Her önemli kazanım ve değer sabır ve kanaatle elde edilir. Bir çiftçi toprağa bir veya birçok ürün (arpa, mısır, meyve ve bzr) ektiğinde önce verimli ve su alan bir toprağı seçer. Daha sonra en iyi şekilde toprağı işletip zamanı geldiğinde sulama, gübreleme, ilaçlama işlemlerini tamamlayıp uzun bir süre ürünün olgunlaşmasını sabır ve sükûnet içinde bekler. Bu aşamaların her birinde doğa, mevsim şartları, hava, ısı, su toprak sentezi gibi temel esaslar içinde elde edinilen ürünün miktarı ne olursa olsun çiftçi kanaat gösterme durumunda kalır.</p>

<p>Benzer şekilde Dört Kapı ve ilgili Marifet Kapı öğreti aşamaların her biri kişinin olumlu yönde gelişimi için verimli birer ilke ve kademe seçimidir. Bu ilke ve kademeler uzun bir süreci, farklı bir öğretiyi ve bu öğretinin bağlandığı temel kaynakları ifade eder. Kişinin bu yolda ortaya koyduğu kararlılık, emek, azim, sabır ve temel kaynakların verdiği karşılık ne olursa olsun kişinin gelişimine olumlu etki yapması açısından kanaatkâr olmayı gerektirir. Dolayısıyla bu uzun süreç içimde elde edinilen sabır ve kanaatkârlık bile kendi başına bir insani değer ve kazanım olarak insana ve topluma yansır.&nbsp;</p>

<p><strong>Makam: Hayâ</strong><br />
Marifet Kapının diğer ilkeleri gibi içsel bir duygu olan hayâ, nefsin kötü istem ve davranışlardan rahatsızlık duyarak bu fiilleri terk etmeye odaklanıp kişi bu anlamda kendini dizginlemeyi bilmelidir. Kötü, istenmeyen bir söz davranış veya eylem yaptığında utanma duygusunu içten his ettiğinde bu his dış davranışına yansıyacak şekilde dışardan bile görünür olmaya vesile olma durumu içinde saf olmaktır.</p>

<p>Aynı şekilde görev sayılan yapılması zorunlu olan olumlu veya yararlı bir işi yapma yetenek ve zamana sahip olduğu halde bu görev ve sorumluğu aksatma durumundan utanç duyma davranışı içinde olmaktır. Bu amaçlı saf bir kişilik içinde gayret göstermektir. Marifet Kapı öğretisi Hakk’ı kendi kalbinde tutma öğretisine sahip olduğu için Hakk’ın kendi yanında olduğunu bilerek yanlış ve kötü amel yapmaktan çekinmek ve kendini yanlış ve kötülükten alıkoymaktır.</p>

<p><strong>Makam: Cömertlik</strong><br />
Gönlü, kapısı, eli, sofrası, ilmi, dili, hulku, lütfu, keremi, seha’sı, Hak yolu, gözü, kulağı, alnı, kademi, yakını, maddi ve manevi her özeliği insanlara ve tüm canlılara açık olmalıdır. Maddi yardıma ihtiyacı olana kendi maddi gücüne göre yardım edilmeli. Fiziksel gücü küveti yerinde olmayanlara bu amaçlı yardım ederek korunmasını sağlamak. Manevi desteğe ihtiyacı olana manevi anlamda yardım etmek. Emanete sahip çıkmak; sahibine veya yerine ulaşmasını sağlamak.<br />
Ahlaki değerlerine bağlı, yaşamı boyunca dürüst ve yürekli davranıp bunu yaşam gayesi haline getirmek, verdiği sözü tutup yerine getirerek, sözünün eri, güvenilir kimse olmaktır. Toplumsal norm ve değerlere uygun, mana değeri yüksek olan söz, davranış ve eylem sanatını icra etmesini iyi bilmek, açık yürekli masumane davranış içinde olmaktır.</p>

<p><strong>Makam: Hoşgörü</strong><br />
Hoşgörü kelime anlamıyla aynı içerikte olan kişinin kendisininkilerle çelişse bile, başkalarının düşünce ve kanılarını özgürce dile getirmelerinden rahatsız olmama, onların geçerliliklerine karşı tepki göstermeme durumu ve tutumu içinde olmak. Kendine aykırı gelse de her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiğince hoş görme davranışı içinde olmaktır. Kişinin kendinden farklı düşünen inanç ve davranışlarda bulunan kişilere karşı saygılı, sevecen ve katlanılır olma halidir.</p>

<p><strong>Makam: Kendi özünü bilmek</strong><br />
Marifet Kapı öğretisine göre “kendi özünü bilmek” kişinin kendi benliğini, “kendi manevi varlığını” bilmesi. Kendi varlığın “aslını kuran temel özelliği” bilmesi. Kendi “ana öğesini” bilmesi gibi bilinmesi gereken derin özelikler akla gelir. Marifet Kapı öğretisinde bu özelikler daha çok içsel duyular olarak tanımlandığına göre kişinin kendini bilmesi yine batın iç dünya ve ilgili hal içinde olma durumu ile ilgilidir.</p>

<p>Birçok Alevi-Bektaşi uluları bu ilkeye daha derin bir anlam yükleyerek “Kendini bilen Hakk’ı bilir” şeklinde özetlemişler. Hakk’ın insandaki varlığı insanın ruhu ile ilgili varlığıdır. İnsandaki batin iç dünyası dünyevi olan her şeyden soyutlanıp Ahiretlik olan ruh özeliği ve âlemi etkisi altına girmişse kişi kendindeki ruhu bilmiş ve dolayısıyla ruhu bildiği içinde Hakk’ı kendi içinde bulmuştur.</p>

<p>Tarih içinde ruha “can” denilmiş. İnsana can veren Hakk’a ait ruh olduğuna göre ruh Hakk’ın insandaki tezahürüdür. Dört Kapı öğretisinin amacı da insanda mevcut olan Hakk’a ait ruhu (canı) bulmak, ruhu bilmek ve ruhu yücelterek Hakk’a kavuşmaktır. “Kişinin özü kişinin benliği içinde manevi aslı ve ana öğresi ile mevcut olan ruhtur.” Dolayısıyla kendi özü olan ruhunu bilen ve tanıyan Hakk’ı bilip tanımış olur.</p>

<p><strong>Makam: Ariflik</strong><br />
Marifet Kapı öğretisini sır ve şifreli olarak özetleyen on makam zahiri kelimelerle belirlenip ilke edinmiş. Ancak asıl ilkeler Batın iç dünya ve Ahiret gerçeğine göre çok daha farklıdır. Örneğin kendi özünü bilmek nasıl insanda ölümsüz olan ruh ile ilgiliyse Ariflik gerçeği ise Ahiretlik olan Melek ve Evliyalıkla ilgilidir. Bir insanın Melek veya Evliya olması beden yani fiziksel görünüşü ile olmayabilir. Ancak batın iç dünya dediğimiz eğitilip gelişmiş içsel duygu ve algılarla çok kolaylıkla olabilir.</p>

<p>Bundan dolayı Arif kişi su gibi hem “arı” hem de “duru” olma şartı konulmuştur. Diğer bir deyişle Arif kişi su gibi hem kendisi temiz olur, hem de su gibi bir başkasını temizler. Batın veya Ahiretlik âlemde ise Melek ve Evliyalar ancak bu özeliklere sahiptir. Bu amaçla Ariflik Marifet Kapı öğretisinin eğitimci kişiliği olmakla beraber Hakk’ın hizmetinde bir Melek ve Evliya konumun da Ahiretlik ve Batın bir hal ve sır sahibidir.</p>

<p>Sonuç olarak; Marifet Kapı öğretisinin bu on ilkeleri Şeriat ve Tarikat Kapı öğretisi içinde gerçek anlamda içselleşme ve uygulama olasılığına sahip olmadığı için ayrıca Marifet Kapı öğretisine ihtiyaç duyulmuştur. Bu ilkeler insanın iç dünyasına göre değerlendirilerek insanın iç dünyası Marifet Kapı öğretisi ve ilgili ilimi ile eğitilip gelişmesini açıklamaya çalışmıştır.<br />
<br />
Şeriat Kapı öğretisi olan Müslümanlık ve Tarikat Kapı öğretisi olan Alevilik-Bektaşilik ibadet, ritüel, norm, sosyal yapı, idari, denetim, hukuk gibi tüm uygulamalar toplumun inanç, kültür ve ilgili sosyal yapısı içinde yürütülür. Ancak Marifet Kapı öğretisi olan Ariflik tamamen batın iç dünya dediğimiz içsel duygu, sezi ve algılarla yürütüldüğü için toplumsal ve inançsal uygulamalar olan ibadet, ritüel, norm, sosyal yapı, idari, denetim, hukuk gibi dış oluşumlarla ve görünür uygulamalarla yürütülmez. Ancak batın iç dünya olan içsel duyular olan hal âlemi içinde ve ilgili Ahiretlik esaslar olan uygulamalarla yürütülür.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 Jan 2026 17:03:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/10/turkoguz-kilicgedik-1760541606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALEVİLİĞE SOYUT, DEDELERE CAHİL DİYENLERE CEVAP</title>
                <category>Hamdullah Dedeoğlu</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevilige-soyut-dedelere-cahil-diyenlere-cevap-543</link>
                <author>dedeogluhamdullah@gmail.com (Hamdullah Dedeoğlu)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/alevilige-soyut-dedelere-cahil-diyenlere-cevap-543</guid>
                <description><![CDATA[ALEVİLİĞE SOYUT, DEDELERE CAHİL DİYENLERE CEVAP]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Alevi İslam inancının kurumsallaşmasını hazmedemeyenler harekete geçmiş bulunmaktalar. Bunlar arasında maalesef Alevi bir aileden gelip, aslında “Ateist” olup, kendilerini sözde “aydın” “entelektüel” gibi görenler de yer almaktadırlar. Bu şahıslar, Alevi toplumunun değer yargılarına ve inanç önderlerine hakarete varan bir dille saldırmaya başladılar.</p>

<p>Bu tür bir anlayışı savunanların, Aleviliği köklerinden koparıp, kendi siyasi amaçları doğrultusunda kullanmak istedikleri anlaşılmaktadır. Ancak, bu amaçlarına ulaşmak için Aleviliği bugünlere taşıyan Dedeleri ve ocakları etkisiz bir duruma getiremeden başaramaycaklarını da bilmektedirler. Zira son yıllarda Aleviliğin, dernek ve vakıflar aracılığı ile kurumsallaşmaya doğru gitmesinin bu çevreleri rahatsız ettiği görülmektedir.</p>

<p>Bu anlayışın temsilcilerinden olduğu anlaşılan ve künyesinde avukat-yazar olduğu belirtilen Ali Yıldırım adlı bir zat, sosyal medya hesaplarından Aleviliği <strong><strong>“soyut</strong></strong>” bir inanç olarak görmekte, dedeleri de <strong><strong>“Cahil-cühela”</strong></strong>&nbsp;olmakla suçlamaktadır. Bu şahsın yayınladığı paylaşımlardan bazı bölümleri aktarıp, sahip olduğu bilgi birikimini göstermek ve ithamlarına cevap vermenin bir zorunluluk olduğunu düşündüm.</p>

<p>Zira bu <strong><strong>“entelektüel” </strong></strong>arkadaş, meydanın boş olduğunu sanarak, tarihi gerçeklerden kopuk, temelsiz ve seksenden önce kalma “solculuk” anlayışı üzerinden kendine bir alan açmak istediği anlaşılmaktadır. Bu şahsın "ALEVİLİK ""DEDELERE""&nbsp; BIRAKILMAYACAK KADAR CİDDİ BİR KONUDUR" başlığı altında yaptığı paylaşımları şöyle:</p>

<p>“&nbsp;...<span style="color:#070708">Çünkü Alevilik bir bütün olarak yaşanan hayatın bütün alanlarını kapsayan, o alanlardaki ihtiyaçlara cevap üreten inançla sarılmış bir pratikler demetiydi. </span></p>

<p><span style="color:#070708">İhtiyaçlara yanıt veren başka mekanizmların varlığında geriye</span><strong><span style="color:#070708"><strong>&nbsp;"soyut bir inanç" </strong></span></strong><span style="color:#070708">kaldı. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Bu "inançsa" esas olarak mitolojik bir tarih, edebiyat ve kültürel değerler bütününden oluşuyor. “</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">“Doğma yok, iman yok... </span></p>

<p style="text-align:left"><strong><span style="color:#070708"><strong>Dedenin tarih anlatısı mitolojik bir kurgudan ibaretti... Öykü, hikaye, masal... </strong></span></strong></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">O anlatı </span>&nbsp;<span style="color:#070708">şimdi tarihsel bilgi olarak tekrarlanınca derin bir kriz yaşanmaya başlanıldı. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Sözgelimi Alevi anlatısına konu olan </span><strong><span style="color:#070708"><strong>Ali tarihte hiç yaşamamıştı... </strong></span></strong></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Uğruna gözyaşı dökülen </span><strong><span style="color:#070708"><strong>"Kerbela" özü itibariyle bir iktidar savaşıydı. </strong></span></strong></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Peygamber kimliğinden arındırılarak ceme alınan İslam Peygamberi </span><strong><span style="color:#070708"><strong>Muhammed farklı inançalara karşı fetihler yapan bir ümmetin lideriydi... </strong></span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#070708"><strong>12 İmam diye adları anılan şahsiyetlerin Alevi deryasına bir damla olsun katkıları yoktu.. “</strong></span></strong></p>

<p><span style="color:#070708">İlgili arkadaş, maddi temellere dayanmayan, gerçeklerden kopuk fikirlerini genelleştirerek, Dedeler hakkında şu yorumlarda bulunuyor:</span></p>

<p><strong>&nbsp;&nbsp;</strong><span style="color:#070708">“Bugün 60 yaşının&nbsp;altındaki dedelik iddiasında bulunan hiç bir şahsın ocak-dede-talip ilişkisi içerisinde bulunarak yol sürdüğü, eğitildiği, bilgi ve görgü sahibi olduğu söylenemez... Bu şahısların bir mesleği, bir unvanı olabilir, ama Alevilik adına kesinlikle </span><strong><span style="color:#070708"><strong>cahil, cüheladırlar..</strong></span></strong><span style="color:#070708">. Normal değil mi, cem yoksa, yol yürümüyorsa nereden bilgi edinipte kendilerini yetiştirecekler ki? “</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">“</span>&nbsp;<span style="color:#070708">Tarihsel bilgi ve hakikatler mitolojik anlatıyı paramparça etmekteydi. Alevilik şimdi insani, vicdani, kültürel ve bir direnç unsuru olan yapısıyla varlığına devam ederken s</span><strong><span style="color:#070708"><strong>oylu bir kana sahip olduğunu öne süren bir takım şahsiyetler Alevi toplumu nezlinde yönetme ve iktidar iddiasında bulunmaya başladılar. Ve onlar mitolojik anlatıyı yeniden yeniden üreterek gerek kendi zeminlerine meşruluk kazandırmaya çalışırken bir yandan da</strong></span></strong><strong>&nbsp;<span style="color:#070708"><strong>Aleviliğe yönelik en büyük asimilasyon hareketinin temsilcileri haline geldiler.”</strong></span>&nbsp;</strong></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">“Bugün 60 yaşının altındaki dedelik iddiasında bulunan hiç bir şahsın ocak-dede-talip ilişkisi içerisinde bulunarak yol sürdüğü, eğitildiği, bilgi ve görgü sahibi olduğu söylenemez...</span><strong><span style="color:#070708"><strong>&nbsp;Bu şahısların bir mesleği, bir unvanı olabilir, ama Alevilik adına kesinlikle cahil, cüheladırlar... “</strong></span></strong></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">“...</span><strong><span style="color:#070708"><strong>Bu sıfatları kullanarak açıkça yola ihanet içerisinde olanları ise hiç saymıyorum...”</strong></span>&nbsp;</strong></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Bu zat, yukarıdaki paylaşımlarından özetle şöyle demektedir:</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">1-Dedelerin bugüne kadar taşıdığı Alevi İslam inancı, “mitolojik bir kurgu, öykü, hikaye, masal” dır.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">2-Hz. Ali hiç yaşamamıştır. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">3-Kerbela olayı bir iktidar savaşıydı.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">4-Hz. Muhammed, farklı inançlara karşı fetihler yapan bir ümmetin lideriydi.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">5-On iki imamların Alevi inancına bir katkısı yoktu.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">6-Bugün kü Dedeler, “Cahil-cüheladırlar”</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">7-Dedeler asimilasyona hizmet etmektedirler.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">8-Dedeler yola ihanet içerisindedirler. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">9-Alevilikten bugüne “soyut” bir inanç kalmıştır.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Şimdi Ali Yıldırım isimli “entelektüel” ve “çok bilgili” olan bu arkadaşın iddia ve ithamlarına cevap verelim.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">En sonunda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim. Bu arkadaşın ne dinler tarhi ne de İslam tarihinden bi haber olduğu anlaşılmaktadır. Böyle bir bilgiye sahip olmadığı gibi, inançlara karşı saygılı birisi olmadığı da anlaşılmaktadır. Alevi bir aileden gelmiş olmasına rağmen, Aleviliğin </span><strong><span style="color:#070708"><strong>“Yetmiş iki millete aynı gözle bakarız”</strong></span></strong><span style="color:#070708">&nbsp;anlayışından da nasibini almadığı belli olmaktadır. Ondan da vazgeçtik; medeni olan birisinin inançlara saygılı olma ilkesinden dahi uzak olduğunu, kullandığı ifadeler göstermektedir. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Alevi Dedelerine </span><strong><span style="color:#070708"><strong>“Cahil-Cühela</strong></span></strong><span style="color:#070708">” diyen bu çok bilene kısa bir tarih dersi vermek gerekiyor.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Aleviler, geçmişteki kültürlerini İslam inancı ile yoğurarak bir sentez yaratmışlardır. Bu inanca ve kültüre “Alevilik” adını vermişlerdir. Bu tanımlamayı da yaşantısı boyunca Hakk’tan, hukuktan ve adaletten yana olan Hz. Ali’den almışlardır. Zira Hz. Ali, hep mazlumun yanında, zalimin karşısında yer almıştır. Hem yiğit bir cengaverdir. Hem de bilgili ve adil bir şahsiyettir. O’nun soyundan gelen on iki imamlar da aynı yolu takip etmişlerdir. Yaşadıkları dönemlerde zalim yöneticilerin karşısında, halkın yanında yer almışlardır. Bu yolda da bedel ödemişlerdir. Hz. Hüseyin ve yoldaşları da bu &nbsp;nedenle şehit olmuşlardır. Kerbela, tabi ki zalim iktidara karşı, mazlumun iktidarını kurmak içindir. Mazlumun hakkı başka nasıl sağlanabilir ki?</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Hz. Ali’’nin hiç yaşamadığını ancak zır cahil birisi söyleyebilir. Gerek Mekke’de gerek Medine’de tefeci-bezirgan Mekke oligarşisine karşı mücadele eden siz miydiniz? Yoksa hayallerinizde yaşattığınız birisiydi mi? H</span><strong><span style="color:#070708"><strong>z. Ali hem Bedir de hem uhud da hem de Medine'yi kuşatan Mekke oligarşisinin ordusuna karşı en önde savaşmış ve kimsenin karşısına çıkmaktan korktuğu ünlü bir savaşçı olan Amr Bin Verd’i düello da yenen tek</strong></span></strong>&nbsp;<strong><span style="color:#070708"><strong>cengaverdir</strong></span></strong><span style="color:#070708">. Böyle bir cengaveri kim sevmez? İşte, Aleviler böyle bir cengaverin takipçileridir. Tarihleri boyunca da hep haklının, mazlumun yanında, zalimin ve haksızın karşısında durmuşlardır. Alevilerin tarihini okumayan birisi elbette bunları bilemez.</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Hz. Muhammed ise, yeni bir dinle birlikte Hicaz bölgesine hakim olan</span><strong><span style="color:#070708"><strong>&nbsp;tefeci-bezirgan sınıfın düzenini yıkmış, onun yerine 7. yüzyıl şartlarına göre hukuk ve adalete dayanan</strong></span></strong>&nbsp;<strong><span style="color:#070708"><strong>bir sistem inşa etmiştir</strong></span></strong><span style="color:#070708">. Ancak, önyargılı olan ve İslam tarihine Avrupalı oryantalistlerin penceresinden bakanlar bunu da bilemez ve kavrayamaz. &nbsp;</span><strong><span style="color:#070708"><strong>Hz. Muhammed hiç bir zaman saldırı savaşları değil, savunma savaşları yapmıştır. Fethedilen bir yer var ise, o da zorla çıkarıldığı Mekke şehridir. </strong></span></strong></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Alevi toplumuna yüzlerce yıldır önderlik yapan Dedelere gelince; </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Alevi dedeleri bugünkü eğitim ve iletişim çağında elbette yüz yıl önceki bilgilerle önderlik yapamazlar. Onlar da kendilerini yenileyerek, bilgilerini artırmak zorundalar. Bu bütün toplumlar ve inançlar için geçerlidir. Kaldı ki, Alevi İslam inancı, insanlığın bugün için savunduğu değerleri yüzyıllardır savunmaktadır. Bu bile Alevi İslam inancının hem hümanist ilkeler hem de gerçekler üzerinde yürüdüğünü göstermektedir. &nbsp;</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Alevi Dedeleri, geçmişten gelen bilgilerini yenileyerek, Aleviliği daha ileriye götürmek için çaba sarf etmekteler. </span><strong><span style="color:#070708"><strong>Alevi Dedeleri, hiç bir karşılık beklemeden, gece-gündüz, yaz-kış demeden o köyden, bu köye yüz yıllarca Alevi toplumuna hizmet etmişlerdir.</strong></span></strong><span style="color:#070708">&nbsp;Şimdi o Dedeleri Aleviliği asimile etmekle ve yola ihanetle suçlamak akla ve vicdana sığar mı?</span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Alevi İslam inancını </span><strong><span style="color:#070708"><strong>“soyut”</strong></span></strong><span style="color:#070708">&nbsp;olarak değerlendiren bu arkadaşın İslam dininin kutsal kitabı olan Kuran’ı Kerim’i de okumadığı ve bilgi sahibi olmadığı anlaşılmaktadır. Kendisini </span><strong><span style="color:#070708"><strong>“aydın” </strong></span></strong><span style="color:#070708">ve </span><strong><span style="color:#070708"><strong>“entelektüel”</strong></span></strong><span style="color:#070708">&nbsp;gören birisinin bir dinin tarihini ve kutsal kitabını okuyup anlamadan fikir yürütmesi “soyut” olmaz mı? Bir konu hakkında bilgi sahibi olmadan fikir yürütülebilinir mi? Kaldı ki Alevi İslam inancı, insan sevgisini, hoşgörülü olmayı, adaletli ve iyi ahlaklı olmayı Kuran’ı Kerim’deki ayetlerden almaktadır. Kur’an’ı Kerim’de bu konuda onlarca ayet bulunmaktadır. Bu arkadaşın bu ayetlerden de habersiz olduğu ve sadece kulaktan dolma ve yüzeysel bilgilerle yorumlarda bulunduğu anlaşılmaktadır. </span></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Bu arkadaşa kolaylık olması açısından Kur’an’Kerim’de insan sevgisi, iyi ahlak ve adaletle ilgili ayetleri vermenin yararlı olacağı kanaatindeyim. İlgili ayetlerden bazıları şunlardır:</span></p>

<p style="text-align:left"><strong><span style="color:#070708"><strong>Nisa suresi, 58. Ayet, Maide Suresi 42. Ayet, Kalem Suresi 3-4. Ayetler, Nahl Suresi 90. Ayet, İsra Suresi, 32. Ayet, Furkan Suresi, 68. ayet, Sebe Suresi 37. Ayet, Maun Suresi, 1-7. ayetleri.</strong></span></strong></p>

<p style="text-align:left"><span style="color:#070708">Makalemizi Hz. Ali’nin hala yaşayan ve bugün bile geçerli olan Veciz sözleri ile tamamlayalım.</span></p>

<p style="text-align:left"><strong><span style="color:#070708"><strong>“GÜZEL AHLAK EN İYİ ARKADAŞTIR.”</strong></span></strong></p>

<p style="text-align:left"><strong><span style="color:#070708"><strong>“HALKI AYAKTA TUTAN ADALETTİR.”</strong></span></strong></p>

<p style="text-align:left"><strong><span style="color:#070708"><strong>“EN GÜZEL SÜS AKILDIR.”</strong></span></strong></p>

<p style="text-align:left"><strong><span style="color:#070708"><strong>“EN ÜSTÜN MEZİYET BİLİMDİR.”</strong></span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Jan 2026 11:55:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2024/01/hamdullah-dedeoglu-1705567812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İSLAMDA HİCAB KONUSU -2</title>
                <category>Hasan Kanaatlı</category>
                <link>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/islamda-hicab-konusu-2-542</link>
                <author>h.kanaatli@hotmail.com (Hasan Kanaatlı)</author>
                <guid>https://www.alevihaberler.com.tr/makale/islamda-hicab-konusu-2-542</guid>
                <description><![CDATA[İSLAMDA HİCAB KONUSU -2]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Müslüman toplulukların dışındaki diğer topluluklarda da bu böyledir! Örneğin Hint toplumunda da evli olan kadın kafasını örter! Bundaki amaç, erkeklerin ona saygın davranmasıdır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Saygının fazlalığı, o şeyin Allah’tan olduğu anlamına gelmez. Şayet örtü Allah’tan olan bir durum olsaydı, o taktirde yalnızca hür olan kadınlara değil, cariye ve özgür olmayanlara da olurdu! Allah şöyle buyuruyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>- “Açıkta olanın dışında süslerini açmasınlar!”</strong> (Nur: 31) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadının açıkta olanları, “<em>yüzü, elleri ve topuklarına kadar olan ayaklarıdır.”</em> Yani Kadınların yüzleri de kafalarının büyük bir kısmını teşkil ediyor! Çünkü kadının güzelliği yüzü, gözleri ve saçlarıdır. Yani güzellik <em>“cinsel tahrik”</em> değildir! Saçta <em>“cinsel tahrik</em>” diye bir şey söz konusu değildir! Fakat göğüsler ve onların üst kısmı tahrik unsurudur! Bunlar tahrik bölgeleridir! Buralar, gerçekte güzellik bölgelerinden farklıdır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Aslında güzellik arzu edilen bir şeydir. Hiç kimse Allah’ın güzelliği nehiy ettiğini söyleyemez! Bizzat tabiatta ve kadındaki güzellikleri Allah’ın kendisi var etmiştir! Bundan dolayıdır ki güzelliği örtmek, sevilen ve arzu edilen bir şey değildir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Yine Kuran: <strong>“Başörtülerini yakalarının üzerine salıversinler”</strong> (Nur:31) diyor! <strong>“Kafalarının üstüne”</strong> demiyor! Dolayısıyla ayetten şunu anlıyoruz:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Allah kadınlardan, erkekleri tahrik edecek yerlerini kapatmalarını emrediyor! Kafa ve saç tahrik edici değildir, şayet kafa ve saç tahrik edici olsaydı, Kuran <strong>“Kafalarının ve yakalarının üzerine”</strong> derdi! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Demek ki örtüde asıl mesele “örf” tür! Hükümlerin birçoğu da örfe dayanır! Cahiliye dönemi Arap örfünde kadın erkek her ikisi de kafalarını örterlerdi. Çünkü önceden de işaret ettiğimiz gibi çöl hayatında ve Arapların yaşadıkları bölgelerde güneş çarpması, kum fırtınası, toz toprağın bolca bulunması vs. mevcuttu! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatta zamanımızdaki çöl hayatı yaşayan Araplar, Afrika’daki çöl hayatı yaşayanlar ve yine İran’ın çöl kesiminde yaşayanlar, kadın erkek tümüyle kafalarını örterler! Onlardaki örfün bu durumu şeriata geçmiştir, örflerinde bulunan birçok şey kutsal şeriata dönüşmüştür! Fakihler bunları ilahi hükümler olarak zannetmişlerdir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Oysaki örfi olana tabi olmak vacip değildir, şer’i olana tabi olmak vaciptir! Fakat neyin örfi ve neyin de şer’i olduğunun ayrılması gerekir. Dolayısıyla dedik ki başın örtülmesinin kaynağı örfe dayanmaktadır. Kuran’da ne başın örtülmesine ve ne de saçın gözükmesine dair bir ayet mevcut değildir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İkincisi: Bakıyoruz ki Kuran’da örtü ile ilgili olduklarını kabul ettiğimiz ayetler, örtünün gerekçesini de zikrediyor! Örneğin bu ayet, örtüyü şu gerekçeye dayatıyor: </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong>Bu</strong> (örtü),<strong> onların tanınması ve incitilmemesi için daha uygundur!”</strong> (Ahzab: 59)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Demek ki ayet, örtünün nedenini de açıklamıştır. Örtünmenin nedeninin <em>“kadının hür ve evli olduğunun bilinmesi ve eziyete maruz kalmaması”</em> olduğu beyan edilmiştir! Çünkü o dönemde hür kadınlar ile Cariye olanlar birbirleriyle karışık bir dudumda yaşıyorlardı. Cariyeler genelde riskli durumlarda oluyorlardı! çoğunlukla onlara dalaşılıyordu! Hür kadınlar ise, falan kabileden filan şahsın eşi veya kızı ya da kardeşi vs. oldukları için onların dokunulmazlıkları olurdu. Bundan dolayı da gençler hür kadınlara dokunup dalaşmaktan sakınırlardı! Ayet de tam olarak bu konuya değiniyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>- “Bu</strong> (örtü), <strong>onların tanınması</strong> (hür kadın olduklarının bilinmesi) <strong>ve </strong>(bundan dolayı da) <strong>incitilmemesi için daha uygundur!”</strong> </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani kadının örtünmesinin, onun hür ve saygın olduğunun bilinmesi ve dolayısıyla da eziyete maruz kalmaktan korunmasının nedeni olduğu anlatılmaktadır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Diğer bir ifadeyle; hür kadınlara yapılan eziyetleri nefyetmek, örtünmenin illeti olmuş ve hicabın farz olmasının gerekçesi kabul edilmiştir! O günkü kültüre göre şayet kadın örtülü olur ise, onun hür olduğu anlaşılır ve saygı gösterilirdi ve şayet açık olsaydı, onun cariye olduğu ya da bakire ve eşsiz olduğu bilinir ve hür/evli kadınlar kadar dokunulmazlığı olmazdı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Buradan hareketle, örtünün hür kadınlara has olduğunu söyleyebiliriz! O dönemlerde de hür kadınlara dalaşmanın kabileler arasında sorunlara sebebiyet verdiği için örtü, evli olan kadın ile evli olmayan kadının arasında bir ayrıştırıcı görevi de üstlenmiş bulunurdu!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Birtakım rivayetlere bakıldığında da bunun böyle olduğunu müşahede etmekteyiz. O rivayetlerden bazıları şunlardır.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Vesailü’ş-Şia kitabının C.3, Namaz kılanın elbisesi bölümü:</span></p>

<p><span style="color:#000000">1-İmam Muhammed Bakır (as)’’dan soruldu:<em><strong> “Namaz kıldığında Cariye başını örtmeli midir?” Dedi ki, “Cariye için başı örtmek yoktur!” Başka bir rivayette de “Cariye’ ye namazda başını örtmesi yoktur” </strong></em>gibi geçmiştir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">2-İmam Cafer Sadık (as) şöyle demiştir: <em><strong>“Cariye için başı örtmek yoktur!” </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatta hadisin devamında şöyle geçer: <strong>“</strong><em><strong>Şayet Cariye başını kapamış olsaydı, imam onu döverdi!” </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu hususla ilgili de iki rivayet nakledilmiştir ve şöyle denilmiştir:</span></p>

<p><span style="color:#000000">- “Namazda başını bağlayan Cariye’ den (hizmetçiden) soruldu<strong>. </strong>Dedi ki<em><strong> “ona o taktirde vurun ki, hür kadın ile Cariye olan birbirinden ayrışmış olsunlar!” </strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Demek oluyor ki örtünün farz olmasının nedeni, hür kadının Cariye kadından ayrıştırılması içindir! Fakihlerin şu dönemde dedikleri gibi <em>“toplumu fitneden korumak için”</em> değildir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Şayet örtünmeden maksat toplumun iffetini korumak ve ifsadını önlemek için olsaydı, o taktirde hür kadının da Cariye’ nin de örtünmesi gerekirdi. Çünkü bunların her ikisi de Müslüman kadındır, Cariyeler gayri müslim ve hür kadınlar da Müslüman değillerdi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte yukarıda naklettiğimiz rivayetlerde Ehl-i Beyt imamları, hicabın farz olmasının sebebinin, hür kadınlar ile Cariyelerin birbirlerinden ayrıştırılması için olduğunu söylemişlerdir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Günümüzde artık hür ve cariye diye bir ayrım kalmamıştır. Dolayısıyla, örtü/hicap konusu da sona ermiştir! Çünkü illet bitmiştir, illetin (örtünme nedeninin) bitmesiyle malul (örtünme) de bitmiş ve sona ermiştir! Bilindiği gibi hüküm, illetin etrafında dönüp dolaşır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İmam Cafer Sadık: <em><strong>“Onu</strong></em> (cariyeyi) <em><strong>vurunuz ki, hür kadın ile cariye birbirinden ayrılmış olsun!” </strong>diyor.</em></span></p>

<p><span style="color:#000000">Diğer bir rivayette de şöyle geçer: <em><strong>“İmam Cafer’den soruldu; namazda cariye başını örtebilir mi? İmam; hayır, örtemez, babam</strong></em> (İmam Muhammed Bakır) <em><strong>cariyenin başı örtülü şekilde namaz kıldığını gördüğünde, hür kadının cariye’ den ayrı olduğunun bilinmesi için onu vururdu dedi!”</strong></em></span></p>

<p><span style="color:#000000">İşte bu rivayette de örtünün illeti beyan edilmiştir! Nitekim önceden de söylediğimiz gibi Kuran’da da örtünmenin illeti beyan edilmiştir! <strong>“Bu</strong> (örtünme)<strong>, onların</strong> (hür kadınların) <strong>tanınması ve incitilmemesi için daha uygundur!”</strong> denilmiştir. </span></p>

<p><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="color:#000000"><strong>Üçüncüsü: </strong>Örtünmeden gaye şayet kadınların iffetinin korunması olsaydı, biz şunu çok iyi biliyorduk ki Arap olmayan Rum, Fars ve diğer uyruklara mensup cariyeler, Arap olan kadınlardan daha güzellerdi! O taktirde şeriat neden Rum, Fars ve diğer uyruktan olan kadınların/cariyelerin örtünmemesini mübah görüyor? Zira onların güzellikleri, toplum içerisinde daha fazla fitneye sebebiyet verirdi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Emevî ve Abbasiler döneminde de Cariyeler, Arap hür kadınlarından kat kat daha fazlaydı. Sokak ve çarşılarda en fazla çıkıp dolaşanlar onlardı. Hür Arap kadınları evlerinde oturuyor ve dışarıdaki işlerini hallettirmek için cariyelerini gönderiyorlardı.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Hatta şunu da rahatça söyleyebiliriz ki, o günkü İslam toplumu içerisinde kadınların 5/3’ü sokaklardaydı ve bunların çoğu da cariyeydi. Demek oluyor ki örtünün/hicabın farz kılınmasından kasıt, hür kadınlar ile cariye kadınların birbirlerinden ayırt edilmeleriydi!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Şayet fakihlerin dedikleri gibi olsaydı, yani örtünmeden kasıt toplumun iffetini ve gençliğin bataklığa düşmesini önlemek gayesini taşısaydı, cariyeler hür kadınlardan daha fazlaydı. Buradan baktığımızda örtünün kadına farz oluşu, dini bir farz değildir, dinde bunun bir esası yoktur! Bunun esası kültürdedir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Daha önceden dedik ki, örf değiştiği taktirde, onun hükmü de değişir! Dinde/şeriatta geçen şey, kadının cinsiyetinin tahrik edicilikten korunmasıdır! Akıl sahibi olan her kes de bunu tastık eder. Yani kadın örtülü olur ise, daha çok saygın olur! Diğer kadınlara (fitneye vesile olanlara) nispeten daha çok hürmet gösterilir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Elbette kadının şahsiyeti cismiyle değildir! Fakat açık gezmek ve fiziki boyutunu teşhir etmek, onun değerini azaltır ve kişiliğini sınırlar. Diğer bir deyişle, onu o cismiyle mahkûm eder. Diğerlerinin bu cisme yanlış muamelede bulunmasını temin eder. Bu durum hem aklen hem de şer ’an mümkündür! Fakat kafayı ve diğer yerleri örtmek örfi bir meseledir! Örfi olması hasebiyle de anlıyoruz ki hicap, nisbi bir meseledir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bizler örfün saygınlığını gözetmeliyiz. Vaciplerin tümü şeriattan kaynaklanmadığı için, örfün vacibatının cezası ilahi ceza değildir. Örfün, ferdi ve toplumsal vacibatlari dini vacibatlardan daha fazladır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Necef, Kerbela, Mekke ve Medine gibi koyu gelenekçi dini topluluklarda, kadınların “aba/çarşaf” diye tabir ettikleri bir üst elbisesi vardır! Bu üstlük o topluluklarda farz gibi gözüküyor. Şayet bir hanım İslami örtünmeyle dahi dışarı çıksa fakat üzerinde söz konusu o “aba” yı bulundurmazsa, onun hakkında o topluluk içerisinde kuşkular oluşmaya başlar ve o kadına menfi bir gözle bakılır. Onun hafif bir insan olduğu ve erkeklerle ilişkisi bulunduğu düşünülür!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadın için en iyi olanı, şer’i vacipten daha ziyade örfi vacip olarak kabul edilen o abayı giymesidir! Bu vacip türü, elbette ki her bölgede söz konusu değildir. İsmini verdiğim o bölgelere hastır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Evet, kadın değişmese de fakat aşamalı bir şekilde kültür değişir! Halkın aklının gelişmesiyle, diğer kültürleri tanımasıyla, farklı topluluklarla irtibat kurmasıyla, kız alıp vermesiyle vs. bir toplumun kültürü değişebilir. Fakat bir kadının değişmesi böyle değildir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kültürlerin değişmesi kadar <em>“mefhumların”</em> değişmesi de çok önemlidir! Şimdiki dönemde ise <em>“mefhumlar/anlamlar”</em> değişime uğramıştır!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İslam’ın ilk dönemindeki mefhumlar/anlamlar, aynen cahiliye dönemi gibi erkil toplum mefhumları üzerine kurulmuştur! Şimdiki dönemimizde ise o mefhumlar değişmiştir. Bu değişim, bir tek örtü meselesiyle ilgili olmamıştır, diğer toplumsal atmosferlerle ilgili birçok mefhumlarda da değişimler olmuştur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Örtü/hicap meselesini günümüze kadar ayakta tutan nedenleri de incelediğimizde, onu gerekli görmeyen nedenleri de incelememiz gerekir! Acaba örtü hükmü değişmeli mi değişmemeli mi? Şayet değişmelidir diyor isek, o taktirde değişimin sınırları nereye kadar olmalı?</span></p>

<p><span style="color:#000000">Derinlemesine incelediğimizde kadının hicap hükmünün ve kadınlarla ilgili herhangi birtakım hükümlerin, (örneğin kadın diyetinin erkeğinkinin yarısı olması, aldığı mirasın yine erkeğin aldığının yarısı oluşu, iki erkeğe karşı dört kadının şahitliğinin kabulü vs.) o dönemdeki toplumun kültürü olduklarını görüyoruz! Şayet kültür değişir ise, yalnızca hicap konusu değil, tüm hükümler değişmiş olur!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Biz, o dönemdeki cahiliye toplumunun ata erkil toplum olduğunu biliyoruz! O dönemde kadın erkeğe tabiydi! Tüm dini mefhumlar da bu anlayış üzerine tesis edilmişti. Kuran’ın hitaplarına baktığınızda bütünüyle erkeklere yöneliktir! Hatta Kuran <strong>“Eyyühennas/Ey İnsanlar”</strong> dediğinde dahi genel halkı kastetmiyor, yalnızca erkekleri kastediyor! Örneğin bir ayette şöyle hitap ediyor:</span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>- “Kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşler… insanlara çekici kılınmıştır!”</strong> (Al-i İmran :14) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Görüldüğü üzere ayette geçen <strong>“Nas”</strong> sözcüğü insanlar için değil de erkekler için kullanılmıştır ve <strong>“Nisa/Kadınlar”</strong> da yine erkekler için aynen bir altın ve gümüş metalarıyla birlikte süs olarak beyan edilmiştir! Yine Kuran’da <strong>“Huru’l- Ayn”</strong> hakkında onlarca ayet nazil olmuştur! Tefsirler Hurilerin <em>“güzel kadınlar”</em> olduklarını söylemişlerdir. Bunlar da yalnızca erkekler içindirler! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Mümine kadınlar için ise Cennette neler verileceğinden, onlar için de Hurilerin olup olmadığından bahsedilmemiştir! Çünkü Kuran, <em>“cihat”</em> durumunu erkeklere emrediyor, kadınlara cihattan söz etmiyor! Huri ise, cihat karşılığında verilen ikramlardır! </span></p>

<p><span style="color:#000000">“<strong>Kıvam/yöneticilik”</strong> ise, Kuran’ın açık beyanatına göre erkeklere hastır! </span></p>

<p><span style="color:#000000"><strong>- “Allah’ın kimini kiminden üstün kıldığından ve erkeklerin kendi mallarından harcamada bulunduklarından, erkekler kadınlara yönetici ve koruyucudurlar!” </strong>(Nisa: 34)</span></p>

<p><span style="color:#000000">Ayet, erkeğin kadına yönetici olduğu hususundaki illeti de apaçık bir şekilde beyan etmiştir ve o makamda olmasının nedenini, kendi malından hanımına harcaması olarak izahta bulunmuştur! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat bu dönemde zarflar değişmiştir. Bu dönemdeki kadınlar bu hükümden dolayı kendilerine zulüm yapıldığını hissediyorlar! Oysaki bundan yüz yıl ve öncesinde bu türden hükümlerin kendilerine zulüm olduğunu söylemiyorlardı! Yani o dönemlerdeki adalet, kadınların erkeklerin aldıkları miras hakkının yarısını almalarını gerektiriyordu ya da kadının diyetinin erkeğin diyetinin yarısı kadar olmasını icap ettiriyordu! Çünkü toplumsal kültür erkeklerin üzerine kuruluydu! Fakat şimdiki kültür değişmiştir! Kadınlar bu hükümlerden kendilerine zulüm yapıldığını hissetmekteler ve bu hükümlerin değiştirilmesini istemekteler! Bence bu isteklerinde de haksız değillerdir!</span></p>

<p><span style="color:#000000">İçerisinde yaşadığımız bu dönemde kültür değişince, kadınlar için kimi hükümler zulüm sayılmaya başladı. Fakat kadim dönemlerde bir kadına erkeğe düşen mirasın ya da diyetin yarısı verildiğinde adalete uyuyor ve kadınlarca da insaflı bir hüküm olarak kabul ediliyordu!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fakat içerisinde yaşadığımız şu dönemlerde kadınlar her şeyde ve insanlıkta erkekler ile müşterektirler.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Kadın erkek eşitliği konusu halk içerisinde açıkça anlaşılır durumlardan birisi olmuştur ve bu eşitlik artık yasaya dönüşmüştür!</span></p>

<p><span style="color:#000000">Dolayısıyla mefhumlar değiştiğine göre, artık o eski mefhum ve naslar üzerine tesis edilen ve adil olarak kabul gören hükümlerin de değişmesi gerekir! </span></p>

<p><span style="color:#000000">Yani kadim dönemdeki anlayışa göre adalet olarak kabul edilen hükümler, günümüzde zulüm olarak kabul edilebilir ve zulme dönüşebilir! Böylece bu hükümlerin de değiştirilmesi vacip olur! Çünkü bunu Kuran söylüyor: </span></p>

<p><span style="color:#000000">-<strong> “Kuşkusuz, Allah adaleti, iyiliği…emreder!”</strong> (Nahl:90) </span></p>

<p><span style="color:#000000">Bu, genel bir kaidedir! Ahkamın cüziyatı ise, o dönemde adalet sayılıyordu. Fakat mefhumlar değiştikten sonra bu hükümler zulme dönüşmüş oldu!</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Jan 2026 13:30:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.alevihaberler.com.tr/images/kullanicilar/2025/02/hasan-kanaatli-1740170521.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
