© Alevi Haberler

Aktaş: İnancı temsil etmek yerine, siyasetin aparatı oluyorlar!

Alevi sivil toplum kuruluşlarının iktidar veya muhalefet ayrımı gözetmeksizin her türlü siyasi yönetimle kurduğu ilişkilerin inancı siyasetin aparatı haline getirme riski taşıdığının altını çize Sosyolog Ali Aktaş, bu makalesinde bazı kuruluşlar tarafından siyasi angajmanın ifadesi olarak kullanılan "Devletin Alevisi olmayacağız" söyleminin kavramsal bir yanılgıdan ibaret olduğu savunuyor. Aktaş, "Devlet ve Alevilik adına kullanılan ifadelere baktığımızda, Uğur Mumcu’nun şu sözleri “bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmak” sözü konunun özünü açıkça ortaya koymaktadır" ifadeleri aslında, Alevi kuruluşlarını yönetenlerin durumunu objektif olarak ortaya koyuyor.

“DEVLETİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ” SÖYLEMİNİN KAVRAMSAL VE HUKUKİ ANALİZİ

Ali Aktaş-Sosyolog

DEVLET KAVRAMI VE TEMEL UNSURLARI

Devlet, belirli bir toprak parçası (ülke) üzerinde yaşayan organize bir insan topluluğunun, egemenlik hakkına sahip olarak kurduğu, yasa koyma ve uygulama tekelini elinde bulunduran siyasi ve hukuki bir tüzel kişiliktir. Bir devletin varlığından söz edebilmek için üç temel unsura: yani bir insan topluluğuna (sınırlar içerisinde yaşayan, ortak bir vatandaşlık bağıyla devlete bağlı olan halka/millete/ulusa); bir ülkeye (bu topluluğun üzerinde egemenliğini sürdürdüğü, sınırları uluslararası alanda belirlenmiş coğrafi alan olan toprağa); bir egemenliğe (devletin içişlerinde bağımsız, dış ilişkilerinde ise başka bir devlete bağlı olmayan, en üstün siyasi ve hukuki otorite olma gücüne) sahip olması ve bir arada bulunması şarttır. Modern devletlerin varoluş amacı, toplumsal düzeni sağlamak ve bireylerin temel hak ve hürriyetlerini korumaktır. Bunu yapabilmesi için başlıca işlevleri şunlardır: Hukuku ve adaleti sağlama işlevi (yasalar çerçevesinde adaleti sağlama, suçları önleme ve uyuşmazlıkları çözme); güvenliği sağlama işlevi (ülke sınırlarını dış tehditlere karşı savunma, iç huzuru ve kamu düzenini koruma); sosyal ve ekonomik hizmetleri yerine getirme işlevi (eğitim, sağlık, altyapı ve sosyal refah gibi temel hizmetleri sunma).

HÜKÜMET SİSTEMLERİ VE GÖREVLERİ

Hükümet ise, devletin işlerini yürütmek, yasaları uygulamak ve ülkeyi yönetmekle görevli en üst düzey idari organdır. Hükümetlerin yapısı ve gücü kullanma biçimleri, ülkelerin benimsediği yönetim sistemine göre doğrudan değişiklik göstermektedir. Yürütme gücü tamamen halk tarafından doğrudan seçilen devlet başkanına (başkana) ait olduğu ve başkanın, bakanları meclis dışından atadığı ve kabinenin doğrudan başkana karşı sorumlu olduğu başkanlık sistemi (Örneğin: ABD, Türkiye); yürütme gücü iki başlı olduğu ve sembolik bir devlet başkanı (cumhurbaşkanı veya kral) ile yürütmenin asıl başkanı olan başbakan ve bakanlar kurulunun olduğu yani hükümetin meclis içinden çıktığı ve meclise karşı sorumlu olduğu parlamenter sistem (Örneğin: Almanya, Birleşik Krallık); hem halk tarafından seçilen güçlü bir devlet başkanı hem de meclise karşı sorumlu bir başbakan ve hükümetin bir arada bulunduğu; yürütme gücünün bu iki aktör arasında paylaşıldığı yarı başkanlık sistemi (Örneğin: Fransa) gibi yönetim sistemleri bulunmaktadır. Ancak tüm bu yönetim sistemlerinde hükümetin temel görevlerinden ilki “meclisin çıkardığı yasaları uygulamak ve devleti yönetme yani, yürütme gücünü kullanma”; ikincisi “ülkenin ekonomi, eğitim, sağlık ve dış politika stratejilerini belirleme yani politika üretme konusunda çalışmalar yürütme”; üçüncüsü “devlet kurumlarını koordine ederek halka temel hizmetleri ulaştırma yani kamu hizmetini yerine getirme”; görevlerden dördüncüsü ise “ülke gelirlerini toplamak ve kamu giderleri için harcamaları planlamak yani bütçe yönetimi gerçekleştirme” olarak tanımlamak olanaklıdır.

GÜÇLER AYRILIĞI VE DEMOKRATİK DENETİM MEKANİZMALARI

Demokratik devletler “güçler ayrılığı” ilkesine dayanır. Hükümet (yürütme), diğer iki temel organla sürekli bir denge içindedir. Meclis kanunları yapar, hükümet ise bu kanunları uygular. Parlamenter sistemlerde hükümet meclisin güvenine dayanırken, başkanlık sistemlerinde yasama ve yürütme birbirine karşı daha sert ve keskin sınırlarla ayrılmıştır. Yargı, hükümetten tamamen bağımsızdır. Hükümetin aldığı kararlar, yaptığı atamalar ve uygulamalar hukuka uygun olmak zorundadır. Vatandaşlar, hükümetin uygulamalarından zarar gördüklerinde idari mahkemelere başvurarak bu kararları iptal ettirebilirler. Hükümetlerin yetkilerini kötüye kullanmasını önlemek ve şeffaflığı sağlamak adına demokratik sistemlerde çeşitli denetim mekanizmaları işletilir. En temel denetim mekanizması siyasi denetim yani seçimlerdir. Halk, başarısız veya politikasını beğenmediği hükümetleri seçim yoluyla değiştirir. Ayrıca meclis soru önergeleri, meclis araştırmaları, meclis soruşturmaları ve bütçe hakkı (hükümetin para harcama yetkisini onaylama veya reddetme) yoluyla hükümetin faaliyetlerini denetler. Yine hükümetin tüm eylem ve işlemleri, anayasa mahkemeleri ve idari mahkemeler (Danıştay gibi) tarafından hukuka uygunluk açısından denetlenir ve hukuka aykırı işlemler iptal edilir. Son olarak da bağımsız medya, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar; hükümetin icraatlarını tartışarak, eleştirerek ve protesto hakkını kullanarak toplumsal bir denetim baskısı oluşturur.

DEVLET VE YÖNETSEL EGEMEN ARASINDAKİ FARKLAR

Devlet ile hükümet arasındaki fark ise: “kalıcılık”, “yapı” ve “işlev” açısından farklılık gösterir. Birinci fark, devlet kalıcı ve süreklidir; hükümet ise seçimlerle değişebilen geçici bir yönetim kadrosu olmasıdır. İkinci fark, devlet soyut bir hukuki tüzel kişiliktir; hükümet ise bu tüzel kişiliği somut olarak yürüten siyasi iradedir. Üçüncü fark ise, devlet otoritenin kendisidir; hükümet ise bu otoriteyi halk adına kullanan bir araçtır.

Sonuç olarak “yönetsel egemen” (yöneten kadro/hükümet) ile “devlet” arasındaki fark, aslında gücü geçici olarak kullananlar ile gücün kalıcı ve hukuki kaynağı arasındaki farktır. Yani devlet, kalıcı, sürekli ve soyut bir hukuki tüzel kişiliktir. Sınırları, anayasası, kurumları ve halkı ile bir bütündür; kişilerden bağımsız olarak varlığını sürdürür. Yönetsel egemen ise geçici bir siyasi aktördür. Seçimler, lider değişimleri veya sistem değişiklikleri ile görev süresi biter ve yerini bir başkasına bırakır. Yine devlet, egemenlik gücünün asıl ve nihai sahibidir. Meşru şiddet kullanma yetkisi, yasa yapma gücü ve yargılama hakkı devlete aittir. Yönetsel egemen açısından ise, egemenlik gücünün sahibi değil, yalnızca belirli bir süre için o gücü devlet adına uygulayan kullanıcısıdır. Bu gücü anayasa ve yasaların çizdiği sınırlar dâhilinde, devlet adına emaneten yürütür. Ayrıca devlet soyut bir kavramdır. Görünmez, dokunulmaz ancak kurumları, pasaportu, bayrağı ve yasalarıyla varlığı hissedilir. Oysa yönetsel egemen ise somuttur. Devletin kurumlarının başında oturan, kararlar alan, genelgeler yayımlayan canlı siyasi figürlerden (cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar kurulu, bürokrasi şefleri) oluşur. Son olarak da devlet uluslararası hukukta tanınan, iç hukukta ise en üstün otorite olan meşru yapıdır. Devlet hata yapmaz; devlet adına hareket edenlerin hukuka aykırı eylemleri olur. Yönetsel egemen ise aldığı kararlardan hem siyasi olarak (seçmene karşı) hem de hukuki olarak (yargıya karşı) sorumludur. Meşruiyetini yasalara ve halkın desteğine bağlı olarak korur; hukukun dışına çıktığında meşruiyetini kaybeder. Özetle; Devlet bir bilgisayarın işletim sistemi (hiç değişmeyen ana yapı) ise, yönetsel egemen o bilgisayarı belirli bir dönem kullanan ve kendi tercihlerine göre programları çalıştıran operatördür.

SİVİL TOPLUM SÖYLEMLERİNDE KAVRAMSAL YANILGILAR: ALEVİLİK ÖRNEĞİ

Alevilik alanında yer alan gerek sivil toplum kuruluşlarının adına açıklama yapan yönetim kurulu başkan ve üyelerinin kullandığı “Devletin Alevisi olmayacağız” ifadesi, devlet ve yönetsel egemen/hükümet/yerel yönetim kavramları hakkında bilgi sahibi olmadıklarını göstermektedir. İster ulusal, isterse yerel düzeyde yönetenin karşılığı “yönetsel egemen”dir. Yönetsel egemenin başı ulusal açıdan Devlet Başkanı/Kral/Kraliçe ve/veya Başbakan’dır; yerel açıdan da atanmış/seçilmiş Vali ve/veya Belediye Başkanı’dır. Bu yapı ulusalda bir hükümet ve yerelde encümen ile kararları alarak uygular. Ancak her ikisi de geçici süreliğine ulusalda ve yerelde devletin yönetimidir. Kısaca STK'lar bu ifadeyi kullanırken aslında “Hükümetin/İktidarın güdümüne girmeyeceğiz” kastını taşısalar da, bunu kavramsal olarak yanlış ifade etmektedirler. Ayrıca hükümet ile birlikte yapılmayan işbirliği, hükümete muhalif bir belediye ile birlikte yapılıyorsa bu süreçte de bir takım tavizler verilmektedir. Farkında olmadan veya farkında olarak “yola hizmet edeceğiz diye bir makama hizmet edilmekte”; dahası “iktidar partisine değil de muhalefet partisine” ya da tam tersi “muhalefet partisine değil de iktidar partisine” destek olarak “inancı temsil etmek yerine siyasetin aparatı” olabilmektedirler. Kısaca her türlü yönetsel egemen ile kurulan ilişkiler iktidar/muhalefet ayrımından bağımsız olarak devletin yönetimiyle yapılan işbirlikleri olup, bu sürecin inanç temsilini siyasetin aparatı haline getirme riski bulunmaktadır.

Sonuç olarak; ulusalda iktidarda olan hükümet veya yerelde ister iktidar yanlısı isterse muhalefet yanlısı belediye başkanları devletin yönetiminden sorumlu olandır. Bunlarla yapılan her türlü işbirliği devletle yapılmış olur. Tüm bu bilgilerden sonra Devlet ve Alevilik adına kullanılan ifadelere baktığımızda, Uğur Mumcu’nun şu sözleri “bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmak” sözü konunun özünü açıkça ortaya koymaktadır.

ALİ AKTAŞ / SOSYOLOG

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER