© Alevi Haberler

Ali Rıza Özdemir yazdı: Alevi-Bektaşi irfanında “doksan bin ayet” ve “doksan bin kelam” sırrı

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi önceki dönem başkanı ve yazar Ali Rıza Özdemir sosyal medya hesabında, Alevi-Bektaşi irfan geleneğindeki önemli bir kavram olan “doksan bin kelam” ve “doksan bin ayet” tabirinin manevi anlamını, Hz. Peygamber’in Miraç yolculuğuna ve Dört Kapı öğretisine bağlayarak açıklıyor.

Alevi-Bektaşi geleneksel irfanında, Buyruk metinleri ve ulu ozanların nefeslerinde sıkça geçen “doksan bin kelam” ya da “doksan bin ayet” kavramı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi önceki dönem başkanı ve yazar Ali Rıza Özdemir’in sosyal medya hesabında paylaştığı makalesinin konusu oldu.

Hz. Peygamber’in Miraç yolculuğunda Cenab-ı Hakk ile gerçekleştirdiği mülakatta 90 bin kelam konuştuğu kabul ediliyor. İslam inancında Allah’ın her sözünün bir ayet hükmünde değerlendirilmesi nedeniyle bu ilahi diyalog, Alevi literatüründe “doksan bin ayet” olarak da anılıyor.

Temel kaynaklardan Şeyh Safi Buyruğu’na (1612) göre bu kelamlar, Alevi-Bektaşi yolunun “Dört Kapı” müfredatına göre şöyle tasnif ediliyor:

- 30 bin kelam şeriat kapısına,
- 30 bin kelam tarikat kapısına,
- 30 bin kelam ise hakikat kapısına aittir.

Dört Kapı’nın üçüncüsü olan marifet kapısına dair kelamlar ise “sır” kabul edildiği için kişiye özel irfan, keşif ve sezgiler yoluyla aktarılıyor.

Bu gizli hakikat, Şeyh Safi Buyruğu’nda Hz. Ali’nin kudret nurunda saklı tutulduğu ve ancak Şah-ı Merdan Hz. Ali tarafından açıklanabildiği ifade ediliyor.

Şeriat kapısındaki kelamlar “kavil” (söz), tarikat kapısındaki kelamlar “yol”, hakikat kapısındaki kelamlar ise “hal” olarak nitelendiriliyor.

Hakikat kapısına eren kişi, evliya mertebesine ulaşarak hakikati oturuşu, kalkışı ve davranışlarıyla tecelli ettiriyor. Hz. Peygamber’in “Hakikat benim halimdir” buyruğu da bu olgunluk düzeyine işaret ediyor.

Büyük mutasavvıf Yunus Emre, bir beytinde bu sırra şöyle değiniyor:

“Doksan bin kelimeyi Hak söyleyecek Habib ile, Otuz bini sır olacak, ben o sır olandaydım.”

Alevi - Kızılbaş geleneğinin önemli ozanlarından Kul Himmet de kelamların bir kısmının gizli (nihan), bir kısmının ise aşikar olduğunu vurguluyor.

19. yüzyılda yaşayan Hamdullah Çelebi ise taksimatı “Otuz bini şeriatte, otuz bini tarikatta, otuz bini hakikatte, bilenler bildi vallahi” diyerek özetliyor.

Uzmanlar, bazı eski kayıtlarda “seksen bin” şeklinde geçen ifadelerin muhtemelen yazım yanlışı olduğunu, aslının her kapıya otuz bin düşecek şekilde toplam doksan bin olduğunu belirtiyor. Bu sayısal sembolizm, yolun katmanlı ve derin irfanını hatırlatıyor.

Alevi-Bektaşi kültüründe manevi tekamülün temel taşlarından biri olarak değerlendirilen konuya dair Ali Rıza Özdemir’in sosyal medya hesabındaki makalesi şöyle:

ALEVİ-BEKTAŞİ İRFANINDA “DOKSAN BİN AYET”, “DOKSAN BİN KELAM” SIRRI

Alevi-Bektaşi inanç dünyasında, özellikle Buyruk metinlerinde ve ulu ozanların nefeslerinde sıkça karşımıza çıkan doksan bin kelam veya doksan bin ayet tabiri; yolun özünü ve zahirden batına uzanan o derin hikmeti temsil eden en temel kavramlardan biridir.

Bu kavramın mahiyetini tam manasıyla kavrayabilmek için öncelikle Hz. Peygamber Efendimizin Miraç hadisesini ve bu kutlu yolculuğun Alevi irfanındaki karşılığını bilmek gerekir.

Alevi inancına göre Hz. Peygamber, Miraç yolculuğu esnasında Cenab-ı Hakk ile mülaki olmuş ve bu görüşme sırasında Allah ile doksan bin kelam konuşmuştur.

İslam inancında Allah’ın her sözü bir ayet hükmünde kabul edildiği için, bu ilahi diyalog Alevi literatüründe “doksan bin ayet” olarak da adlandırılır.

Bin altı yüz on iki tarihli Şeyh Safi Buyruğu gibi temel kaynaklarda bu kelamların dağılımı, yolun “Dört Kapı” müfredatına göre şu şekilde tasnif edilir:

Otuz bin kelam şeriat kapısı hakkındadır.
Otuz bin kelam tarikat kapısı hakkındadır.
Otuz bin kelam ise hakikat kapısı üzerinedir.

Peki, Dört Kapı’nın üçüncüsü olan marifet kapısına ne olmuştur?

İrfan geleneğimizde marifet kapısına dair bilgiler; genellikle kişiye özel tecrübeler, keşifler ve sezgiler (irfan) yoluyla verildiği için bunlar “sır” olarak kabul edilmiştir.

Şeyh Safi Buyruğu’na göre bu marifet kelamı, Hz. Ali’nin kudret nurunda gizlenmiştir.

Bu gizli hakikati insanlara ancak ilmin kapısı olan Şah-ı Merdan Hz. Ali açıklamıştır.

Şeriat kapısındaki otuz bin kelam “kavil” yani sözdür; tarikat kapısındakiler ise “yol”dur.

Ancak hakikat kapısındaki otuz bin kelam “hal” olarak nitelendirilir. Zira hakikat kapısına eren kişi artık bir evliyadır, bir velidir.

Onun hakikati, özel bir çaba sarf etmesine gerek kalmadan; oturuşunda, kalkışında, tavır ve davranışlarında tecelli eder. Hz. Peygamber’in “Hakikat benim halimdir” buyruğu da tam olarak bu olgunluk mertebesine işaret eder.

Bu kutlu öğreti, tarih boyunca ozanlarımızın gönül süzgecinden geçerek şiirlere ve deyişlere dökülmüştür. Büyük mutasavvıf Yunus Emre, bir beytinde bu sırra şöyle dokunur:

“Doksan bin kelimeyi Hak söyleyecek Habib ile,Otuz bini sır olacak, ben o sır olandaydım.”

Yine Kızılbaş geleneğinin önemli temsilcilerinden Kul Himmet, bu kelamların bir kısmının gizli (nihan), bir kısmının ise açık (aşikar) olduğunu vurgulayarak; şeriatın belli, tarikatın ise bir rehber eliyle sürülen bir erkan olduğunu dile getirir.

On dokuzuncu yüzyılda yaşamış olan Hamdullah Çelebi de otuzar binlik bu taksimatı; “Otuz bini şeriatte, otuz bini tarikatta, otuz bini hakikatte, bilenler bildi vallahi” diyerek mühürlemiştir.

Özetle; doksan bin kelam, Hz. Peygamber’in Miraç’ta Allah’tan aldığı ve insanlığın manevi tekamülüne sunulan ilahi öğretinin bütünüdür.

Bazı eski kayıtlarda “seksen bin” olarak geçmesi muhtemelen bir yazım yanlışıdır; zira aslı her kapıya otuz bin düşecek şekilde toplamda doksan bindir.

Bu sayısal sembolizm, aslında yolun ne kadar derin, kurallı ve katmanlı bir irfana sahip olduğunu bizlere hatırlatmaktadır.

Kaynak: https://t.co/CtMA3tEfsQ

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER