Atila Sertel Yazdı: Sıra bana gelmedi…
KONUK YAZARGazeteci yazar Atila Sertel, baskı altındaki toplumlarda korkunun yarattığı sessizlik, öğrenilmiş çaresizlik ve muhalefetin sorumluluğunu ele aldığı bir yazı kaleme aldı. Sertel, bireylerin ve toplumun “sıra bana gelmedi” anlayışıyla hareket etmesinin uzun vadede kimseyi güvence altına almadığını vurguladı.
Gazeteci yazar Atila Sertel, baskı altındaki toplumlarda korkunun yarattığı sessizlik, öğrenilmiş çaresizlik ve muhalefetin sorumluluğunu ele aldığı bir yazı kaleme aldı. Sertel, bireylerin ve toplumun “sıra bana gelmedi” anlayışıyla hareket etmesinin uzun vadede kimseyi güvence altına almadığını vurguladı.
Atila Sertel'in makalesi şöyle:
SIRA BANA GELMEDİ…
Bir kamp düşünün.
Kırk bin insan esir tutuluyor. Gardiyanlar her gün herkesi meydana topluyor, kurayla seçtikleri on kişiyi kurşuna diziyor.
Sonra kalabalık dağılıyor.
Hayatta kalanlar günlük işlerine dönüyor. Ertesi sabah yeniden aynı meydana çıkıyorlar.
Bu anlatıyı tarihsel bir olayın kaydı olarak değil, korkunun insanları nasıl birbirinden uzaklaştırabildiğini gösteren bir benzetme olarak ele alalım.
Dışarıdan bakan soruyor:
“Kırk bin kişi, bir avuç gardiyana neden karşı çıkmıyor?”
İçerideki insanın zihninde ise başka bir soru var:
“Sesimi çıkarırsam yarın beni de seçerler mi?”
Biri kalabalığın sayısını görüyor.
Diğeri silahın namlusunu.
Korkuyu anlamadan sessizliği anlayamazsınız.
+++
Baskının en ağır sonucu, insanın yalnızca konuşamaz hale gelmesi değildir. Bir süre sonra konuşmanın, itiraz etmenin, mücadele etmenin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine inanmasıdır.
Psikolojide “öğrenilmiş çaresizlik” kavramı, kontrol edilemeyen olumsuz deneyimlerin ardından kişinin önüne çıkan değişim olanaklarını bile kullanamaz hale gelmesini anlatır.
Ancak bir toplumun bütün davranışlarını tek bir kavramla açıklayamayız. Sessizliğin içinde korku da vardır, geçim derdi de, güvensizlik de, örgütsüzlük de.
Sabah çocuğuna kahvaltı hazırlayan, işe yetişmeye çalışan, akşam hangi faturayı ödeyeceğini hesaplayan insanın gündelik hayatını sürdürmesi, yaşanan haksızlığı onayladığı anlamına gelmez.
Bazen insan susar, çünkü yalnız olduğunu düşünür.
Bazen de itiraz ettiğinde yanında duracağını söyleyenlerin ilk güçlükte ortadan kaybolacağını öğrenmiştir.
Asıl mesele burada başlar.
+++
Bir gazetecinin susturulmasını yalnızca onun sorunu sayarsanız, halkın haber alma hakkının nasıl daraldığını göremezsiniz.
Bir belediyeye yönelik müdahaleyi yalnızca o belediyenin ve başkanın sorunu olarak görürseniz, seçmenin iradesine neden sahip çıkılması gerektiğini unutursunuz.
İşçinin hakkını ararken yalnız bırakılmasını önemsemezseniz, yarın kendi hakkınızı aradığınızda aynı yalnızlıkla karşılaşırsınız.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” sözü, insanın kendisini güvende hissetmesini sağlayabilir.
Bugün başkasının hakkından eksilen, yarın sizin güvencenizden eksilir.
+++
Muhalefetin görevi, halka her gün felaketin büyüklüğünü anlatmakla bitmez.
İnsanlar zaten hayatlarının ne kadar zorlaştığını biliyor.
Bilmek istedikleri şudur:
“Ne yapacağız ve bunu kiminle yapacağız?”
Her krizde açıklama yapmak, her müdahalenin ardından kınama yayımlamak yetmez.
Hukuki destek gerekir.
Dayanışma gerekir.
Yerelde örgütlenme, açık karar süreçleri, verilen sözlerin tutulması gerekir.
İnsan, attığı küçük bir adımın sonuç verdiğini görmelidir. Hakkını aradığında yanında birilerini bulmalıdır.
Güven böyle kurulur.
+++
Bölünmüş bir muhalefeti etkisizleştirmek daha kolaydır.
Bir kesim hedef alınırken diğerleri beklerse, her kesim sırayla yalnızlaştırılabilir. Birinin kaybını ötekinin kazancı sayan anlayış, sonunda herkesi zayıflatır.
Ancak birlik çağrısı da herkesi susturmanın bahanesi olamaz.
Eleştiriyi yasaklayarak, tabanın söz hakkını daraltarak, aday belirlerken üyeyi yok sayarak kalıcı bir dayanışma kurulamaz.
Demokrasi isteyen, kendi içinde de demokrasiye yer açmalıdır.
Sözünü tutmayan yöneticinin halka güven vermesi zordur.
Birlik, farklı düşüncelerin ortak haklar etrafında buluşmasıyla güçlenir. Adalet, özgürlük ve seçmen iradesi konusunda kimsenin yalnız bırakılmayacağını bilmesiyle anlam kazanır.
+++
İnsanları korktukları için küçümsemek kolaydır.
Zor olan, o korkuyu azaltacak dayanışmayı kurmaktır.
“Niye ses çıkarmıyorsunuz?” diye sormadan önce, sesini çıkaranın yanında ne kadar durduğumuza bakmalıyız.
Toplumun ihtiyacı, çaresiz olduğunu tekrar tekrar duymak değildir. Birlikte hareket ettiğinde sonuç alabileceğini görmektir.
Sandıkta, hukukta, demokratik ve barışçıl mücadelede…
Çünkü “Sıra bana gelmedi” düşüncesi, kimseye kalıcı bir güvence sağlamaz.
Güvence, sıra kime gelirse gelsin onu yalnız bırakmamaktır.
Kaynak Link: https://x.com/AtillaSertell/status/2109883096120140048?s=20
İlginizi Çekebilir