© Alevi Haberler

Hasan Atilla Uğur’un avukatından açıklama

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca MİT Orta Asya Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında ev hapsi kararı verilen Hasan Atilla Uğur’un avukatı Adnan Özdemir, kamuoyuna yazılı bir açıklama yaptı.

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca MİT Orta Asya Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında ev hapsi kararı verilen Hasan Atilla Uğur’un avukatı Adnan Özdemir, kamuoyuna yazılı bir açıklama yaptı.


Açıklama şöyle:

14 yıl önce FETÖ tarafından kapatılmış olan bu soruşturmanın yeniden açılmasını sağlayan ve söz konusu şüpheli ölümün ilk ihbarcısı olan kişi, müvekkilim Sayın Hasan Atilla Uğur’dur. 
Müvekkilim; hem 2011 yılında Mahkemeye sunduğu dilekçe ile hem de o tarihte yürütülen sözde soruşturmanın kapatılmasının ardından, bundan 8 yıl önce, 2018 yılında kaleme aldığı kitabında, merhum Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümünün hangi sebeplerle soruşturulmasının zorunlu olduğunu defalarca ve açıkça anlatmıştır. 

1. KOĞUŞTAKİ KAMERA KAYITLARININ GETİRTİLMESİNİ BİZZAT MÜVEKKİLİM HASAN ATİLLA UĞUR TALEP ETMİŞTİR

Öncelikle altını çizerek ifade ediyoruz: Koğuştaki kamera kayıtlarının getirtilmesini bizzat müvekkilim Hasan Atilla Uğur talep etmiştir. Bu görüntülere ilişkin olarak bugün yapılan maksatlı ve kötü niyetli yorumların, görüntülerin gerçek içeriğiyle hiçbir uyumu bulunmamaktadır. Görüntülerin içeriğinde müvekkilim aleyhine hiçbir olumsuz durum veya aleyhe delil bulunmamaktadır. Tam aksine; Merhum Kaşif Kozinoğlu’nun rahatsızlanması üzerine müvekkilimin derhal yardımına gittiği, hemen acil çağrı butonuna basıldığı kamera görüntülerinden açıkça görülmektedir. Normal koşullarda en geç 1 dakika içerisinde gelmesi gereken cezaevi görevlilerinin ise bu çağrıya karşılık vermediği ve ilk 10 dakika boyunca hiçbir şekilde koğuşa gelmediği yine görüntülerden anlaşılmaktadır. Bunun üzerine müvekkilim, son derece büyük bir gayret içerisinde, eline aldığı cisimlerle koğuşun demir kapısına defalarca vurmuş, gürültü çıkararak yardım çağrısında bulunmuş ve nihayetinde yardımın gelmesini sağlayabilmiştir. Dolayısıyla bugün müvekkilim aleyhine şaibe yaratmak amacıyla kullanılmaya çalışılan kamera kayıtları, gerçekte bunun tam tersini; müvekkilimin merhum Kaşif Kozinoğlu’nun yardımına derhal koştuğunu ve cezaevi görevlilerinin gelmesini sağlamak için büyük bir gayret gösterdiğini ortaya koymaktadır.

2. MERHUM, KOĞUŞTAN ÇIKARILDIKTAN SONRA CEZAEVİ DIŞINA GÖTÜRÜLMEDEN ÖNCE 25 DAKİKA BEKLETİLMİŞTİR 

Merhum Kaşif Kozinoğlu’nun koğuştan çıkarılmasının ardından, cezaevi dışına götürülmeden önce 25 dakika boyunca koğuş dışında, fakat cezaevi içerisinde bekletildiği anlaşılmıştır. Ambulansın geliş süreci, hastaneye ulaşma sürecinin uzunluğu ve bu süreç içerisinde gerekli müdahalenin yapılmaması hususları, yürütülen soruşturmanın son derece önemli bir kısmını kapsamaktadır. Bunların her biri ayrı ayrı ve bütün ayrıntılarıyla soruşturulması gereken hususlardır. 

“14 DAKİKALIK KARANLIK” YOKTUR! 

Kamuoyuna özellikle bu hususta açıkça sesleniyoruz: 14 dakikalık bir karanlık yoktur! “Işık kapama” olarak adlandırılan saat gündüz vakti saat 16.00’dır. Kamera görüntüleri apaçık ortada olmasına rağmen, “14 dakikalık karanlık” şeklinde gerçeğe aykırı bir anlatımla şaibe yaratılmaya çalışılması, soruşturmayı ve maddi gerçeğe ulaşılmasını saptırmaktan başka hiçbir işe yaramamaktadır. Koğuş ortak alanının içerisine pencerelerden gelen gün ışığı ve dışarının aydınlığı, kamera görüntülerinin düşük çözünürlüklü olmasına rağmen açıkça görülebilmektedir. Aynı dakikalarda spor yapılan ve koğuş ortak alanından çıkılan avlu görüntülerinden de olayın gündüz vakti gerçekleştiği aşikârdır. Bütün bunlar görüntülerle ortadayken bunun aksini ileri sürmek suretiyle kamuoyunda kasıtlı biçimde bilgi kirliliği yaratılması kabul edilemez. Bu gerçeğe rağmen yaratılan bilgi kirliliğinin hukuki ve cezai sorumluluk doğurabileceğini açıkça hatırlatıyoruz. 

. “ÖNCEKİ İFADESİNİ KABUL ETMEDİ” DENİLEN HUSUSUN GERÇEK MAHİYETİ 
Gelelim, kamuoyuna “önceki ifadesini kabul etmedi” şeklinde servis edilen konuya. Burada “ifade” olarak bahsedilen husus; Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin olarak 2011 yılında açılan ve hemen, alelacele 2012 yılında kapatılan sözde soruşturma kapsamında, hem müvekkilim Hasan Atilla Uğur hem de Hasan Ataman Yıldırım’dan tanık sıfatıyla alındığı ileri sürülen; ancak beyanlarına aykırı şekilde oluşturulup sahtecilikle tanzim edilen belgelerdir. Müvekkilim de söz konusu belgelerden, bugün yeniden açılan bu soruşturma kapsamında haberdar olmuştur. Müvekkilim, yaklaşık 15 yıldır ısrarla açıkladığı beyanlarını, hiçbir çekişki ve değişiklik olmaksızın, tutarlı ve istikrarlı biçimde bugün de yinelemiştir.Nitekim müvekkilim, FETÖ kumpası kapsamında yargılanmakta olduğu Ergenekon Davası’nın, Kaşif Kozinoğlu’nun vefatından sonraki ilk duruşmasında, bugün verdiği beyanların aynısını tarihe not düşmek ve kayıtlara geçirmek amacıyla yazılı olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine 2011 yılında sunmuştur. Sırf bu durum dahi; o tarihte üzeri ayrıca bir suç işlenmek suretiyle kapatılan olayın ve soruşturma dosyasında bulunan belgelerin gerçeğe aykırılığını açıkça ispat etmektedir. Dolayısıyla FETÖ tarafından kapatılmış olan ilk soruşturma dosyasındaki sahte evrak ile, müvekkilimin yaklaşık 15 yıldır istikrarlı biçimde savunduğu beyanlarının ve bugün yeniden açılan güncel soruşturmadaki anlatımlarının birbiriyle çeliştiğini; bundan hareketle de müvekkilim üzerinde şüphe oluştuğunu iddia etmek abesle iştigaldir. Müvekkilimin anlatımı değişmemiştir. Değişen bir beyan yoktur. Tartışılması gereken, eski soruşturma dosyasındaki sahte evraktır.

5. “HATIRLAMIYORUM” BEYANI ÜZERİNDEN YARATILMAYA ÇALIŞILAN ŞAİBE

Müvekkilimin “hatırlamıyorum” dediği gerekçesiyle maksatlı şekilde sanki ortada bir şaibe varmış algısı yaratılan hususlardan biri, merhum Kaşif Kozinoğlu’nun tansiyonunun 8/20 mi yoksa 12/20 mi olduğu gibi, olayın sonucuna hiçbir etkisi bulunmayan bir ayrıntıdır. Merhumun tansiyonu, koğuşta bulunan tansiyon aletiyle derhal ölçülmüştür. Tansiyonunun çok yüksek olduğu görülünce, merhum kendi isteğiyle, koğuşta bulunan ve yüksek tansiyona acil müdahalede kullanılan tansiyon düşürücü dil altı hapını kullanmıştır. Burada da müvekkilim yönünden hiçbir olumsuz veya yanlış durum bulunmamaktadır. Yine aynı şekilde, merhum Kaşif Kozinoğlu’nun, aralarında bir metreden daha az mesafe bulunan odalardan müvekkilimin odasının önüne gelerek mi seslendiğinin, yoksa kendi odasından mı seslendiğinin bugün müvekkilim tarafından kesin olarak hatırlanamaması da maksatlı biçimde bir şaibe konusu hâline getirilmeye çalışılmaktadır. Aradan yaklaşık 15 yıl geçmişken, birbirine bir metreden daha yakın iki oda arasında merhumun seslendiği anda tam olarak nerede bulunduğu gibi olayın esasını ve sonucunu değiştirmeyen tali bir ayrıntının kesin biçimde hatırlanamaması son derece tabiidir. Bunun bir çelişki veya şaibe olarak sunulması mümkün değildir. Yaklaşık 15 yıl önce gerçekleşen bir olayda gerek tansiyon değerinin 8/20 mi yoksa 12/20 mi olduğunun gerekse merhumun seslendiği anda bir metreden daha az mesafeyle birbirinden ayrılan iki odadan hangisinin önünde bulunduğunun bugün kesin olarak hatırlanmamasından hareketle müvekkilim aleyhine şaibe yaratmayaçalışılması, olayın esasından ne denli uzaklaşıldığını göstermektedir. 

6. MÜVEKKİLİM, DOSYANIN VE MADDİ GERÇEĞİN DEĞERLENDİRİLMESİ SONUCUNDA SERBEST BIRAKILMIŞTIR 

Tüm bu maddi gerçeklerin ve soruşturma dosyasının içeriğinin Cumhuriyet Savcılığı tarafından değerlendirilmesi sonucunda müvekkilim serbest bırakılmıştır. Bu soruşturmanın derinleştirilmesi, daha da ayrıntıya inilmesi ve Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümüne ilişkin bütün soru işaretlerinin eksiksiz biçimde aydınlatılması en büyük beklentimiz ve resmî talebimizdir. Müvekkilimin bundan çekindiği veya soruşturmanın derinleştirilmesini istemediği yönünde oluşturulmaya çalışılan her türlü algı, yukarıda açıkladığımız yaklaşık 15 yıllık kronoloji karşısında dayanaksızdır. Çünkü bu ölümün araştırılmasını isteyen, bunun için daha 2011 yılında Mahkemeye yazılı başvuruda bulunan, aradan yıllar geçmesine rağmen konunun üzerinin kapatılmasına razı olmayarak 2018 yılında yazdığı kitabında meseleyi yeniden gündeme taşıyan ve bugün de soruşturmanın bütün yönleriyle derinleştirilmesini talep eden kişi bizzat müvekkilimdir. Bunun dışında; hiçbir hukuki bilgiye ve yorum yetkinliğine sahip olmaksızın yapılan kötü niyetli yorum ve saptırmalar, en iyi niyetli değerlendirmeyle dahi siyaset magazini yapmaktan öteye gitmemektedir. Ancak bilinmelidir ki esas itibarıyla bu yaklaşımların; hem bu soruşturmanın çarpıtılarak sonuçsuz kalmasını sağlamaya hem de müvekkilimi müvekkilimi hedef aldığı devlet kayıtlarıyla da sabit olan terör örgütünün yönetici, üye veya sempatizanlarının bu süreçteki özel ve kasıtlı çabalarından başka bir şey değildir. Müvekkilim Hasan Atilla Uğur’un talebi son derece açıktır: Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümü sonuna kadar soruşturulmalı ve soruşturma derinleştirilmelidir. Maddi gerçeğin eksiksiz biçimde ortaya çıkarılmasını talep ediyoruz. Bu soruşturmanın dezenformasyonla, maksatlı yorumlarla ve gerçeğe aykırı bilgilerle başka yönlere çekilmesine müsaade etmeyeceğiz. Müvekkilim hakkında gerçeğe aykırı bilgi ve isnatlarda bulunan, soruşturma dosyasındaki delilleri çarpıtan ve kamuoyunu yanıltmaya yönelik yayın yapan kişiler bakımından her türlü hukuki ve cezai başvuru hakkımızı saklı tuttuğumuzu da kamuoyuna açıkça bildiriyoruz.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER