© Alevi Haberler

Keşmir’in sahipleri: Kızılbaş Türkler!

15. yüzyıldan itibaren Safevi İmparatorluğu’nun askeri ve siyasi omurgasını oluşturan Kızılbaş boylarının torunları, bugün Keşmir Vadisi’nin en köklü ve saygın entelektüel elitleri olarak varlıklarını sürdürüyor. Asırlar önce Kafkasya ve Horasan üzerinden Güney Asya’ya göç eden bu topluluk, bugün de Keşmir’in tıp, siyaset ve edebiyat tarihine yön vermeye devam ediyor.

 ALEVİHABERLER.COM.TR / ANALİZ - Günümüzde Keşmir Sorunu, yalnızca Hindistan ile Pakistan arasında bir fay hattı değil, aynı zamanda Çin, ABD ve bölgesel güçlerin de dahil olduğu küresel bir jeopolitik satranç tahtası oldu.

İşte tam bu noktada Keşmir Kızılbaşları, Bakü-İslamabad-Ankara hattında yükselen stratejik ortaklığın en güçlü kültürel ve tarihsel diploması (yumuşak güç) unsurlarından biri haline geldi.

KIZILBAŞ TÜRKLER BÖLGEYE NASIL GELDİ?

18. yüzyılda Nadir Şah Afşar’ın Hindistan seferi ve ardından Durrani İmparatorluğu döneminde yaşanan siyasi dalgalanmalar, Türkmen Kızılbaş topluluklarının bir kısmını Güney Asya içlerine sürükledi.

Afganistan’ın Kandahar bölgesinden hareket ederek Himalaya dağlarının eteklerindeki Keşmir Vadisi’ne sığınan Kızılbaş aileleri, kısa sürede askeri yetenekleri, kültürel birikimleri ve idari tecrübeleriyle bölgenin çehresini değiştirdi.

“AĞA” YÖNETİCİ SINIFA VERİLEN İSİM

Keşmir toplumunda sıradan bir göçmen topluluğu olmanın ötesine geçen Kızılbaşlar, zamanla “Ağa” unvanını alarak dini ve entelektüel bir aristokrasi (Seyyid tabakası) oluşturdular.

Srinagar kentinde nehir kenarına inşa ettikleri ve tarih sayfalarında “Kasr-e-Qizilbash” (Kızılbaş Sarayı) olarak bilinen görkemli yapılar, topluluğun bölgedeki sosyo-ekonomik gücünün en somut nişanesi oldu.

Kızılbaş aileleri, Keşmir’e sadece kılıçlarını ve kültürlerini değil, kadim doğu tıbbını da taşıdı.

Aile içerisinden çıkan Ağa Muhammed Bakır ve Ağa Muhammed Taki gibi dönemin en ünlü hekimleri (Hakim), Unani tıp sistemini bölgede en yüksek seviyeye ulaştırarak Keşmir Mihracelerinin dahi özel doktorluğunu üstlendiler.

MODERN KEŞMİR’İN İNŞASINDA KIZILBAŞ İMZASI

Kızılbaşların Keşmir’deki izi sadece tarih kitaplarında kalmadı. Modern Keşmir’in siyasi ve hukuki yapısında da bu köklü ailenin torunları başrol oynadı.

1928 yılında Cammu ve Keşmir Yüksek Mahkemesi’ne atanan ilk Müslüman hukukçu Aga Seyyid Hüseyin ve 1944 yılında Srinagar’da Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah’ı ağırlayan Begüm Gaffar Ali gibi isimler, Kızılbaş asıllı ailelerin bölge siyasetine vurduğu damgayı gözler önüne seriyor.

Dünyaca ünlü Keşmirli şair Ağa Şahid Ali de kökleri Kandahar ve Azerbaycan boylarına uzanan bu seçkin Kızılbaş kültür havzasının modern dünyadaki en büyük temsilcilerinden biri olarak edebiyat tarihine geçti.

TÜRK-PAKİSTAN KARDEŞLİĞİNİN KADİM TEMELİ

Bugün Azerbaycan, Türkiye ve Pakistan arasında kurulan güçlü stratejik ortaklık ve sarsılmaz dostluk köprüleri, aslında sanıldığı gibi sadece modern diplomasinin bir ürünü değil.

Keşmir’in kalbinde, asırlar önce bu topraklara yerleşen Kızılbaş Türklerinin bıraktığı kültürel, edebi ve genetik miras, iki coğrafya arasındaki bağların ne kadar derine uzandığını kanıtlıyor.

Keşmir sokaklarında yankılanan “Ağa” unvanı, Safevi saraylarından Himalaya vadilerine taşınan bir Azerbaycan destanının canlı şahidi olmaya devam ediyor. 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER