Prof. Dr. Bülent Kara yazdı: Alevi toplumu için özeleştiri ve gelecek perspektifi
GÜNDEMProf. Dr. Bülent Kara, Cumhuriyet Halk Partisi içinde son dönemde ortaya çıkan iç kavgalar bağlamında, Alevilik inancı üzerinden siyasi parti rekabetinde var olmanın zararlarına dair uyarılarda bulundu. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Sosyoloji Anabilim Dalı'nda eğitim çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Kara, "Sosyal medya linçleriyle demokratik mücadele verilmez. Bugün ihtiyaç duyulan şey; daha çok bağırmak değil, daha derin görmek, daha doğru konuşmak ve ortak geleceği birlikte kurabilecek bir siyasal olgunluk geliştirmektir." dedi.
TÜRKİYE’DE SİYASAL MÜHENDİSLİĞİN YENİ BİÇİMİ:
ALEVİ TOPLUMU ve CHP EKSENİNDE SİYASAL ÇATIŞMA DİNAMİKLERİ1
Prof. Dr. Bülent KARA
Sosyolog
Türkiye’de Siyasal Tartışmaların Tarihsel Arka Planı
Türkiye’nin son dönemlerde yaşadığı siyasal tartışmalar, yalnızca günlük parti rekabeti, liderlik mücadelesi ya da sosyal medya polemikleri üzerinden okunamayacak kadar derin bir arka plana sahiptir. Bugün görünürde Cumhuriyet Halk Partisi, Alevi toplumu, Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştiriler, bazı vakıf ve dernek çevrelerinin karşılıklı suçlamaları yahut sosyal medyada büyütülen linç kampanyaları tartışılıyor gibi görünse de meselenin daha derininde Türkiye’nin uzun yıllardır maruz kaldığı bir siyasal mühendislik biçimi yatmaktadır. Bu mühendislik, geçmişte karşıt ideolojik kamplar oluşturarak toplumsal enerjiyi iç çatışmalara yönlendirmiş; bugün ise daha tehlikeli bir aşamaya geçerek aynı kimlik, aynı inanç ve aynı siyasal aidiyet havzası içindeki insanları birbirine düşürme yolunu seçmiştir.
Türkiye’nin yakın tarihi, dış bağlantılı, vesayetçi ya da iç siyasal dengeleri yönlendirmeye çalışan yapıların toplumsal ayrışmalardan beslendiğini gösteren örneklerle doludur. Komünizmle Mücadele Derneği gibi Soğuk Savaş döneminin ideolojik yapıları, FETÖ benzeri uzun vadeli örgütlenmeler ve farklı dönemlerde farklı adlar altında ortaya çıkan siyasaltoplumsal mühendislik mekanizmaları, Türkiye’nin kendi doğal gelişim enerjisini sürekli iç gerilimlerle tüketmiştir. Ülkenin refahı, kalkınması, demokratikleşmesi, medeniyet yürüyüşü ve toplumsal huzuru için kullanılması gereken enerji; yıllarca kardeşi kardeşe, komşuyu komşuya, aynı ülkenin evlatlarını birbirine karşı konumlandıran gerilimlere harcanmıştır.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Geçmişte kurulan karşıtlıklar çoğunlukla iki ayrı cephe üzerinden işletiliyordu. Bir taraf diğerine karşı konumlandırılıyor, siyaset de bu karşıtlık üzerinden düzenleniyordu. Fakat bu yöntemin artık yeterince etkili olmadığı görülmüş olmalı ki bugün daha içeriden, daha ince ve daha zehirli bir yöntem devreye sokulmaktadır. Artık çatışma, yalnızca farklı ideolojik kamplar arasında değil; aynı kimliğin, aynı inanç dünyasının, aynı siyasal aidiyet alanının içinde üretilmektedir. Bu durum, özellikle Alevi toplumu ve Cumhuriyet Halk Partisi çevresinde yaşanan son tartışmalarda açık biçimde görülmektedir.
Komünizmle Mücadele Derneği’nden Günümüze Uzanan Çizgi
Yaklaşık 50 yıl önce Komünizmle Mücadele Derneği çevresinde şekillenen siyasal iklim ile günümüzde ortaya çıkan bazı ilişkiler dikkat çekicidir. Derneği yönetenlerin çocukları ile o dönemde mağdur edilen kesimlerin çocuklarının günümüzde çeşitli ittifaklar ve yakınlaşmalar içerisinde bulunmaları dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Tarih, bazen aktörleri değiştirse de yöntemlerini koruyabilmektedir. Bu durum siyasal hafızanın önemini ortaya koymaktadır. Dün toplumsal kesimleri birbirine karşı konumlandıran anlayışın, bugün farklı yöntemlerle benzer sonuçlar üretmeye çalışabileceği göz ardı edilmemelidir.
Karşıt Grupların Çatışmasından Aynı Kimlik İçindeki Çatışmaya
Türkiye’de geçmişte sağ-sol, laik-dindar, Alevi-Sünni, milliyetçi-devrimci gibi karşıtlıklar üzerinden işletilen çatışma siyaseti, bugün aynı sosyolojik zemin içinde çatlaklar üretme biçiminde yeniden sahneye konulmaktadır. Eskiden karşıt gruplar birbirine düşürülüyor, çatışma iki ayrı kamp arasında örgütleniyordu. Bugün ise aynı tarihsel acıları paylaşan, aynı kültürel hafızadan beslenen, aynı demokratik talepleri dile getiren çevrelerin kendi içlerinde parçalanması hedeflenmektedir. Bu, daha sinsi ve daha yıkıcı bir yöntemdir. Çünkü karşıt gruplar arasındaki çatışma belli ölçülerde tanınabilir, sınırları görülebilir ve yönetilebilirken; aynı kimlik havzası içindeki çatışmalar hem daha duygusal hem daha derin hem de daha kontrolsüzdür. Gerçek kardeş kavgası da tam burada başlar.
ALEVİLİK, YOL ERKÂNI VE İÇ TARTIŞMALAR
Aleviliğin Temel Değerleri ve Yol Anlayışı
Alevilik tarihsel olarak yalnızca bir inanç kimliği değil; aynı zamanda adalet, mazlumiyet, yol erkânı, rıza, edep, insan sevgisi ve zulme karşı duruş gibi değerlerle şekillenmiş derin bir kültürel havzadır. Bu havzanın en temel ilkelerinden biri, yolun kişisel hırsların ve günlük siyasal kavgaların üzerinde görülmesidir. “Yol cümleden uludur” anlayışı, Alevi irfanının merkezinde yer alır. Bu anlayış, kişisel ihtirasları, grup çıkarlarını, geçici siyasal pozisyonları ve sosyal medya öfkelerini aşan bir ahlakı ifade eder. Dolayısıyla Alevilik içinden konuştuğunu iddia eden kişi, yapı ya da çevrelerin, bu yol ahlakını siyasal kavga malzemesi hâline getirmesi son derece tehlikelidir.
Alevi Toplumu İçerisinde Derinleşen Ayrışmalar
Son dönemlerde bazı Alevi çevrelerinde, vakıf, dernek, örgüt, kanaat grubu ya da sosyal medya aktörleri üzerinden yürüyen tartışmaların, haklı eleştiri sınırını aşarak bir tür iç linç kültürüne dönüştüğü görülmektedir. Burada sorun, herhangi bir siyasal figürün eleştirilmesi değildir. Elbette Kemal Kılıçdaroğlu da başka bir siyasal aktör de, parti yöneticileri de, kanaat önderleri de eleştirilebilir. Demokratik siyasetin doğası bunu gerektirir. Fakat eleştiri ile itibarsızlaştırma, siyasal değerlendirme ile kimlik imhası, fikir ayrılığı ile inanç içi mahkûmiyet arasında ciddi bir fark vardır. Bugün tehlikeli olan, bu sınırların bilinçli ya da bilinçsiz biçimde ortadan kaldırılmasıdır.
Bazı çevreler kendi haklılıklarını ispatlama çabasıyla hareket ederken, aslında kendi toplumsal zeminlerini zayıflatmakta ve kendilerini inkâr etmektedirler. Kendi gibi düşünenleri savunmak yerine, kendinden olmayanların rüzgârı arkasında savrularak hareket etmek; Aleviliğe, doğruluğa ve ortak değerlere hizmet etmekten çok, bunları zayıflatan sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle özellikle Alevi inancından beslenen kanaat önderleri ve Cumhuriyet değerlerine sahip çıkan kesimler son derece dikkatli ve uyanık olmak zorundadır.
“Düşkünlük” Kavramının Siyasal Amaçlarla Kullanılması
Vahim olan husus, bazı kişi ve çevrelerin siyasal gerekçelerle “düşkünlük” gibi Aleviliğin en ağır inanç içi kavramlarını devreye sokmasıdır. Düşkünlük, Alevi yolunda sıradan bir suçlama ya da günlük bir siyasal mahkûmiyet ifadesi değildir. Yol, erkân, görgü, ocak, rıza, cem ve topluluk düzeni içinde anlam kazanan ciddi bir inanç hükmüdür. Böyle bir kavramın sosyal medya öfkesiyle, parti içi hizipçilikle, kişisel kırgınlıklarla ya da ideolojik hesaplaşmalarla kullanılması, Aleviliğin kendi iç hukukunu ve irfanî derinliğini aşındırır. Ocaktan gelmeyen, erkân bilmeyen, yolun inceliklerini tanımayan, görgü ve rıza düzenini idrak etmeyen bazı çevrelerin siyasal gerekçelerle insanları “düşkün” ilan etmeye kalkışması, Aleviliği korumak değil; tam tersine Aleviliğin içini boşaltmaktır. Bu noktada temel sorular şunlardır:
+ Bu kişileri düşkün ilan edenler kimlerdir?
+ Hangi yetkiyle ve hangi erkâna göre hareket etmektedirler?
+ Düşkünlüğün koşulları nelerdir?
+ Görgü, rıza ve ocak sistemi olmadan böyle bir hüküm verilebilir mi?
CHP, KEMAL KILIÇDAROĞLU VE SİYASAL DİL TARTIŞMASI
CHP İçindeki Tartışmalar ve Vesayet Sorunu
Bugün bazı çevrelerin farkında olmadan içine düştüğü en büyük yanılgı, kendinden olanı yıpratmayı siyasal cesaret sanmasıdır. Oysa siyasal cesaret, kendi mahallesini körü körüne savunmak değildir; fakat kendi mahallesini başkalarının hesapları adına parçalamak da değildir. Gerçek siyasal erdem, hem eleştirel aklı korumak hem de ortak tarihsel zemini tahrip etmemektir. Kendi gibi düşünen, aynı inanç ve değer dünyasından beslenen insanları, karşıt mahallenin alkışları uğruna yok etmeye çalışmak, siyasal doğruluk değil; tarihsel basiretsizliktir.
Bu bağlamda Cumhuriyet Halk Partisi içinde yaşanan tartışmalar da yalnızca parti içi rekabet olarak görülemez. CHP, Türkiye’de yalnızca bir parti değildir; Cumhuriyet’in kuruluş hafızasını, laiklik ilkesini, sosyal demokrasiyi, halkçılığı, hukuk devleti idealini ve farklı toplumsal kesimlerin demokratik temsil arayışını bünyesinde taşıyan tarihsel bir yapıdır. Böyle bir partide değişim, yenilenme ve liderlik tartışmaları elbette olacaktır. Fakat bu tartışmalar, vesayet ilişkileri, dışarıdan yönlendirilen algı operasyonları, cezaevi merkezli siyasal gölgeler, medya mühendisliği ya da sosyal medya linçleri üzerinden yürütülürse, ortaya sahici bir demokratik yenilenme değil, kontrollü bir iç hesaplaşma çıkar.
Liderlik meselesi de burada ayrıca ele alınmalıdır. Liderlik yalnızca makam elde etmek değildir. Başkalarının silahlarıyla, başkalarının talihiyle, başkalarının gölgesiyle elde edilen makamlar kısa vadede parlak görünebilir; fakat uzun vadede kalıcı bir siyasal meşruiyet üretmez. Machiavelli’nin Prens’te işaret ettiği gibi, başkalarının gücüyle kazanılan iktidarlar kırılgandır; çünkü onların dayanağı kişinin kendi erdemi, kendi kabiliyeti ve kendi toplumsal karşılığı değildir. Türkiye siyasetinde de vesayet altında lider olduğunu sananların ve bu vesayete bilinçli ya da bilinçsiz biçimde çanak tutanların tarihsel akıbeti iyi okunmalıdır.
Liderlik;
+ Meziyet,
+ Erdem,
+ Ahlak,
+ Dürüstlük,
+ Fazilet,
+ Sabır,
+ Feraset,
+ Toplumsal sorumluluk gerektirir.
Bu noktada geçmiş siyasal örnekler üzerinden yapılan değerlendirmeler de seçici olmamalıdır. Dün Turgut Özal-Yıldırım Akbulut ilişkisi üzerine ağır ironiler yapanların, bugün başka türden vesayet ilişkilerini görmezden gelmeleri ciddi bir tutarsızlıktır. Eğer bir dönemde vesayet, gölge liderlik, emanetçilik ya da irade devri eleştiriliyorsa, aynı ölçütler bugün de uygulanmalıdır. Aksi hâlde siyasal ahlak ilkeli olmaktan çıkar, konjonktürel bir araca dönüşür. Bugün cezaevinden, medya gücünden, örgütlü algıdan ya da sosyal medya dalgasından beslenen her türlü siyasal yönlendirme, aynı dikkatle sorgulanmalıdır.
ALEVİ TOPLUMU İÇİN ÖZELEŞTİRİ VE GELECEK PERSPEKTİFİ
Üstünlük Söylemleri Yerine Somut Davranışlar
Alevi toplumunun;
+ “Biz daha demokratız”
+ “Biz daha özgürlükçüyüz”
+ “Biz daha dürüstüz”
+ “Biz daha cesuruz”
+ “Biz daha evrenseliz” gibi soyut üstünlük iddialarından çok, bu değerleri somut davranışlarla göstermesi gerektiği ifade etmek gerekir. Demokrasi yalnızca karşı tarafın baskısına karşı çıkmak değil, kendi içindeki farklı görüşlere de adaletle yaklaşabilmektir. Özgürlükçülük kendi içindeki farklı sesleri de koruyabilmektir.
Bu nedenle Alevi toplumu ve demokratik çevreler, bugün daha sade, daha kuşatıcı, daha anlamlı ve daha kendi kendini anlatabilen bir siyasal dile ihtiyaç duymaktadır. Kirli, mübalağalı, küçümseyici, hakaret yüklü ve kendini sürekli ahlaki üstünlük üzerinden kuran dil, toplumu ikna etmez; aksine onu yorar. Apolitik öfkeyi politik tavır sanmak, sosyal medya hırçınlığını devrimcilik diye sunmak, kişisel kırgınlıkları tarihsel dava gibi göstermek, inanç kavramlarını siyasal mühimmat hâline getirmek bu topluma fayda sağlamaz.
Sosyal Medya, Linç Kültürü ve Kişisel Çıkarlar
Bazı kanaat önderleri ve sosyal medya kullanıcıları, bireysel çıkarlarını toplumun çıkarları gibi sunabilmekte ve bu durum bir önemsenme yanılsaması yaratabilmektedir. Sosyal medya hırçınlığını devrimcilik, kişisel kırgınlıkları tarihsel dava ve inanç kavramlarını siyasal mühimmat hâline getirmek toplumsal fayda üretmemektedir. Kirli, mübalağalı, küçümseyici ve hakaret içeren dil yerine daha sade, daha kuşatıcı ve daha anlamlı bir siyasal dil geliştirilmesi gerekmektedir.
SONUÇ: KARDEŞ KAVGASINA KARŞI ORTAK AKIL
Bugün Türkiye açısından en büyük tehlikelerden biri, artık karşıt kampların çatışması değildir. Aynı kimliğin, aynı inancın ve aynı siyasal hafızanın kendi içerisinde parçalanmasıdır.
Bu nedenle:
+ Yolun,
+ Erkânın,
+ Rızanın,
+ Edebin,
+ Tarihsel sorumluluğun yeniden hatırlanması gerekmektedir.
Bugün asıl ihtiyaç, Alevi toplumunun kendi içinden yükselen serinkanlı, erdemli ve yol ahlakına bağlı bir ortak akıldır. Bu ortak akıl, ne eleştiriyi yasaklamalı ne de haksız linçlere izin vermelidir. Ne kişileri kutsamalı ne de onları kimlikleri üzerinden değersizleştirmelidir. Ne parti içi tartışmaları bastırmalı ne de bu tartışmaların kardeş kavgasına dönüşmesine göz yummalıdır. Özellikle kanaat önderleri, ocakzadeler, dernek ve vakıf temsilcileri, siyasal aktörler ve sosyal medya etkileyicileri, kullandıkları dilin yalnızca kendi şahıslarını değil, temsil ettikleri tarihsel hafızayı da etkilediğini unutmamalıdır.
Türkiye’nin önündeki en büyük tehlikelerden biri, artık yalnızca karşıt kampların çatışması değil; aynı mahallenin, aynı kimliğin, aynı inancın ve aynı siyasal hafızanın kendi içinde parçalanmasıdır. Bu parçalanma, sıradan bir fikir ayrılığı değildir; yönetilmediği takdirde tarihsel bir kırılmaya dönüşebilir. Bu nedenle özellikle Alevi toplumu içinde yolun, erkânın, rızanın, edebin ve tarihsel sorumluluğun yeniden hatırlanması gerekir. Cumhuriyet değerlerine bağlı, demokratik siyaseti önemseyen, Aleviliğin irfanî derinliğini bilen ve Türkiye’nin ortak geleceğini önceleyen herkes, bu yeni çatışma mühendisliğine karşı dikkatli olmalıdır.
Türkiye’nin siyasal geleceği açısından da mesele yalnızca Alevi toplumu ya da CHP ile sınırlı değildir. Aynı kimlik havzası içinde çatışma üretme yöntemi, bugün bir yerde deneniyorsa yarın başka bir yerde de denenebilir. Bugün Alevi toplumu içinde ayrışma üreten akıl, yarın milliyetçi çevrelerde, muhafazakâr yapılarda, Kürt siyasetinde, sosyal demokratlarda, sendikalarda, cemaatlerde, meslek örgütlerinde ya da akademik çevrelerde benzer çatlaklar üretmeye çalışabilir. Çünkü yöntem aynıdır: Ortak değerleri olan insanları birbirine karşı konumlandırmak; güveni yok etmek; temsil kabiliyetini kırmak; enerjiyi dışa değil içe yöneltmek; sonunda da toplumsal bütünlüğü zayıflatmak.
Kardeş kavgasını önlemenin yolu, eleştiriyi susturmak değildir; eleştiriyi ahlakla, bilgiyle, tarihsel bilinçle ve ortak sorumluluk duygusuyla yapabilmektir. Kendi içindeki insanı yok ederek haklı olunmaz. İnanç kavramlarını siyasal öfkeye teslim ederek yol korunmaz. Sosyal medya linçleriyle demokratik mücadele verilmez. Vesayet ilişkilerini görmezden gelerek özgür siyaset kurulmaz. Bugün ihtiyaç duyulan şey, daha çok bağırmak değil; daha derin görmek, daha doğru konuşmak ve aynı tarihsel kaderi paylaşan insanların birbirine karşı değil, birlikte geleceğe yürümesini sağlayacak bir siyasal olgunluk geliştirmektir.
Kendi içindeki insanı yok ederek haklı olunmaz. İnanç kavramlarını siyasal öfkeye teslim ederek yol korunmaz. Sosyal medya linçleriyle demokratik mücadele verilmez. Bugün ihtiyaç duyulan şey; daha çok bağırmak değil, daha derin görmek, daha doğru konuşmak ve ortak geleceği birlikte kurabilecek bir siyasal olgunluk geliştirmektir. Eğer burada bir taraf, bir yan olacaksa, kendin gibi düşünenleri savunmak öncelik olmalıdır.
İlginizi Çekebilir