Site en üst
İstanbul
10 Şubat, 2026, Salı
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

Dr. İ. Halil Özak yazdı: "Göç ve göçmenler olmasaydı Almanya’da yaşam nasıl olurdu? (I)

Dr. İ. Halil Özak yazdı: "Göç ve göçmenler olmasaydı Almanya’da yaşam nasıl olurdu? (I)
Dr. İ. Halil Özak'ın Almanya merkezli arti49.com'da yayımlanan yazı dizisinin ilk bölümünde, "Göç ve göçmenler olmasaydı Almanya’da yaşam nasıl olurdu?" başlığıyla Almanya'daki göçmen tartışmalarını ele aldı.

Dr. İ. Halil Özak'ın Almanya merkezli arti49.com'da yayımlanan yazı dizisinin ilk bölümünde, "Göç ve göçmenler olmasaydı Almanya’da yaşam nasıl olurdu?" başlığıyla Almanya'daki göçmen tartışmalarını ele aldı. Özak,Almanya'nın 50 yıldan fazla süre göçmen ülkesi gerçeğini inkar ettiğini, son 20 yılda ise AfD hariç tüm partilerin bunu utangaçça kabul ettiğini belirtti. Ancak bu kabulün, göçmenlerin katkılarını ve zorluklarını tam anlamıyla kavramadan yapıldığını vurguladı.

Dr. İ. Halil Özak'ın yazısının tam metni şöyle:
 

Alman politikacıların çok büyük kesimi, 50 yıldan fazla bir zaman Almanya’nın göçmen ülkesi olduğunu kabul etmedi. Son 20 yıl içinde utangaç bir şekilde de olsa, kenarından köşesinden dolaşarak da olsa, Almanya’nın bir göç ilkesi olduğu, “Almanya için Alternatif” (AfD) hariç, bütün partiler tarafından kabul edildi.

Ancak siyasi çevrelerin çoğu için bu kabullenme, göçmen ülkesi olmanın gerçeklerini, gereklerini ve zorluklarını kavramadan bir kabullenme.

Her akşam Almanya’daki oturma odalarında, televizyon kanallarınca göçmenlerin olumsuzluğu, uyumsuzluğu, topluma ekonomik yük oldukları vb. anlatılıyor da, anlatılıyor. Sınır kapılarının bu olumsuz ve uyumsuzlara karşı artık zapturapt altına alındığı açıklanıyor.

Bu haberlerde en önemli iki konu, Almanya’ya gelen göçmenleri (hiçbir ayrım yapılmadan) geri gönderme ve göçmenlerin Almanya’ya ekonomik bir yük olmaları.

AfD, “60 milyon Almanya’ya yeter” diyor ve iktidara gelince 26 milyon göçmen kökenli insanı göndereceğini söylüyor. Ya diğerleri? Federal Başbakan Friedrich Merz, İçişleri Bakanı, koalisyon ortakları, muhalefetin önemli bir kesimi, göçmenleri geri göndermekten söz ediyorlar. Ne kadarını, kaçını geri gönderecekler?

Belli değil!

Ortada farklı rakamlar dolaşıyor. 10, 20, 30, 100 bin mi, yoksa bazı çevrelerce dillendirilen 300 bin mi?

Afganistan’dan, Fas’tan, Suriye’den vb. ülkelerden gelip Almanya’da şeriat devleti kurmak isteyen “üstün zekâlıyı’’ gönder, elinizi tutan mı var?

Almanya’ya uyuşturucu ticareti yapmak için gelenleri yakalayınca gönder. Seni engelleyen, yoluna duran mı var? Hayır.

Bu göçmenlerin sayıları 300 bin de olsa, yasaların sınırları içinde kalarak, göndereceksen gönder de bu perde kapansın. Böylece her akşam oturma odalarındaki televizyon erkranlarında “Göçmenler de göçmenler!” diyen, Almanya’ya göçün tarihini, göçü ve göçmenliği, hatta göçmenlerin bu topluma katkılarını bilmeyen çığırtkanların sesi belki kesilir.

Ortak payda ve yalın gerçek

Göçmen ve Alman kökenlilerin ortak yaşamda ortak bir paydası, ortak bir çimentosu var: Alman Anayasası.

Bu anayasa Alman, göçmen ayrımı yapmadan hepimizi bağlıyor. Yasalara uymayanlara, yasalardaki yaptırımlar uygulanır. Birkaç aymaz, kendini bilmez dışında, “Hayır, göçmenlere ayrı, Almanlara ayrı yasalar uygulansın” diyen göçmen var mı? Hayır.

Bundan dolayı her akşam bıkıp usanmadan “Gönderdik, gitmiyorlar, kaçıp saklanıyorlar, nereden geldikleri belli değil, pasaportlarını imha etmişler, geldikleri ülkeler de geri almıyor” tartışmaları, partiler arasındaki propaganda çatışmalarıdır. Bu tür tartışmaların Almanya toplumuna hiçbir yararı yoktur. Yasalar önünde bir değeri de yoktur.

Bir diğer konu ise, göçmenlerin Almanya ekonomisine yük olmaları.

Zannedersiniz ki, Almanlar üretiyor, göçmenler tüketiyor. Böyle bir görüntü, böyle bir sav baştan sona yanlıştır. Göçmenler Almanya’da hayatın her alanında aktif olarak bulunan, üreten ve tüketen insanlardır.

Göçmenler, Almanya’daki üretimin ve sosyal hizmetlerin her aşamasında, hem geçmişte hem de bugün aktif olarak varlar. Bir gruptan sadece getirisinin olmasını ama hiçbir götürüsünün olmamasını beklemek, hayatın gerçeğine uymaz.

Göçmenlerin Almanya’ya, 1950’lilerin sonundan başlayarak bugüne kadar hem getirisi hem de götürüsü oldu. Getiri tarafı her zaman ağır basan taraftır. Hem de kat kat ağır basan taraf.

Amacımız da, bütün içinde getirileri ortaya çıkarmak.

Bu yazı ile başlayarak, göçmenlerin bütün içinde getirileri ortaya çıkarmaya, tek tek birçok alanda Almanya’ya katkılarını göstermeye çalışacağım. Önce göçmenlerin sağlık alanında Almanya’ya katkıları üzerine konuşalım.

AB içindeki en yaşlı nüfus

Bu yazıda kullanılan veriler, Alman Devlet İstatastik Kurumu, İş ve İşçi Bulma Kurumu gibi kurumlardan, açık kaynaklarından alınmıştır. Bunlar kaynaklardan 2025 yılı sonu rakamları alınmış, 2025 yılı sonu rakamlarının olmadığı durumlarda, daha önceki yılların rakamlarına başvurulmuştur. Bir alanda, örneğin yaşlılara bakım alanında beklenenden çok daha fazla sayıda göçmenin istihdam edilmesi, o yılın açıklanmamış tahmini verilerini büyük ölçüde etkileyebilir. Bu gibi durumlardan dolayı, bazı alanlarda verilen rakamlarda yüzde 3-4 arası hata payı ayırmak uygun olabilir.

Almanya’da yaşlıların oranı günden güne daha da artıyor. Almanya Avrupa Birliği (AB) üyeleri arasında en yaşlı nüfusa sahip olan ülke. Alman Devlet İstastastik Kurumu’nun 2 Şubat 2026 tarihli basın açıklamasında da bu verilere yer verildi. Buna karşılık doğum oranları oldukça düşük. 2024 yılında kadın başına düşen çocuk sayısı 1,35 çocuk. Bu oran Alman kökenli kadınlarda 1,23 iken, göçmen kökenli kadınlarda 1,84 tür. Alman ve göçmen kökenli kadınlar arasında doğurganlık bakımından bir fark olmasına karşın, doğurganlık günden güne her iki kesimde daha da azalıyor.

Anne olma yaşı Almanya da 30 ile 31,8 yıl arasında. Bir tarafta geç anne olma durumu ve doğurganlığın düşük olması, öte taraftan yaşlıların sayısının hızla artması, yaşlı-genç nüfus dengesinde bir istikrarsızlık yaratıyor.

Almanya’da bir yaşından altında bebek ölüm oranları, yılda en fazla 2 bin 400 çocukla dünya ölçütlerinden çok düşük olmasına karşın, yaşlı ve genç nüfus arasındaki açık kapatılamıyor.

Almanya’daki yaşlı ve genç nüfus arasındaki sayısal dengesizlik, başka bir deyişle, emekli aylığı alanlar ile, emeklilik sigorasına her ay pirim ödeyerek, yaşlıların emekli aylığını finanse eden çalışanlar arasındaki sayısal dengesizlik, emeklilik sigortasının en önemli sorunlarından biri, hatta en önemli sorunu.

Bu durum hem Alman kökenliler, hem de göçmenler açısından çok önemli bir sorun olduğu için, yazı dizimizde ayrı bir yazının konusu olacaktır.

Sağlık kurumlarında göçmenler

Bu yazının amacı Almanya’daki çeşitli sağlık kurumlarının işleyişini, kalitesini, içinde bulundukları durumu, varsa bölgeler arasındaki hizmet farklılıklarını vs. irdelemek değil.

Yazının amacı, Almanya’da sağlık kurumlarında çalışan göçmenler ve onların sağlık hizmetlerine olan toplam katkılarını ortaya çıkarmaya çalışmak.

Almanya’da sağlık sektörü, içinde en fazla çalışanı istihdam eden sektörlerden biri. Bu sektör doktorluk, eczacılık, hastabakıcılık, hemşirelik, yaşlı ve engellilere bakım, her türlü rehabilİtasyon merkezi gibi bölümleri de kapsayan bir sektördür. Sektörü aşağıdaki şekilde irdeleyebiliriz.

Bakımevlerinde durum

Almanya’da toplam olarak 32 bin bakımevi var. Bakımevleri sağlık sektöründe çalışan göçmenlerin, en yoğun çalıştığı alanlardan biri.

Bu bakımevleri şu şekilde sınıflandırılabilir:

a- Yaşlı bakımevi/huzurevi diye Türkçeye çevirebileceğimiz (Pflegeheim/Altenheim) bu kurumlarda yaşlılar gerekli tedavileri görüyorlar ve sürekli olarak burada yaşıyorlar.

b- Yatılı bakım merkezleri diye Türkçeye çevirebileceğimiz (Stationäre Einrichtungen) bu bölümlerde yaşayanlar genellikle tamamen tıbbi bakıma muhtaç olan insanlardır.

c- Gündüz bakımevleri diye Türkçeye çevirebileceğimiz (Teilstationäre Einrichtungen). Gündüzleri kuruma gelen ve bakımı yapılan, akşam kendi evinde kalan hastaların bulunduğu kurum.

d- Destekli yaşam/Hizmetli konutlar diye Türkçeye çevirebileceğimiz konutlar da var. Bu konutlar, birçok ödeme şekilleri ve verilen hizmetler bakımından birçok farklılıklar göstermesine karşın, yaşlı bakımevi ile birkaç emeklinin bir arada oturduğu, bazı hizmetlerin verildiği, oturanların kendi günlük yaşamlarını kendilerinin de organize ettiği konutlardır. Bunların sayısı da 11 bin kadardır.

Bir de yukardaki bakımevlerinden başka, sadece bir hastalık dönemi süresince “kısa süreli bakım” için bakımevlerinde kalma yöntemi var. Bu hastalar yaşlı bakımevlerinde, yatılı bakım merkezlerinde kalıyorlar. Hastaların sağlık durumları düzelince, bu kurumları terk ediyorlar.

Bu kurumların sayısı, 2025 sonu verilerine göre, 16 bin 500 kadar ve genellikle de yatılılar. Yatak kapasiteleri 900 bin civarında. İnsanlar bu kurumlarda sürekli kalıyorlar. Bu insanların bir kesimi gündüzleri bu kuruma geliyor, geceleri de evlerine dönüyor.

Özel bakım şirketleri

Yatılı olan kurumların yanında, toplam bakım kurumlarının yüzde 50’si, yani 16 bin 500 kadarı da özel bakım şirketleri.

Bu kurumlar hasta, yaşlı ve emeklilere kendi evlerinde, tıbbi hizmetler veriyorlar. Ev işlerinde destek oluyorlar, hasta veya yaşlı biriyle beraber doktora, alışverişe, gezmeye giderek, onların evlerinden dışarı çıkmalarını, sosyal hayattan kopmamalarını sağlıyorlar.

Bu kurumlar hastalık ve emeklilik sigortalarından hastanın hastalık derecesi ve bakımın sınıflandırılması temelinde ücret alıyorlar.

Özel kurumlar, parayı veren kurumun kontrolü altında çalışan ve kâr amaçlı kurumlar. Bu özel kurumlar arasında önemli bir pay, yaklaşık yüzde 45 ile Katolik Kilisesinin kamu yararına bir sosyal kurumu olan Caritas, Protestan Kilisenin aynı işlevi olan Diakoni ve Türklerin Türk-Danış adı altında tanıdığı, Türkçeye “İşçi Yardımlaşma Kurumu” olarak çevirebileceğimiz Arbeiter Wohlfahrt (AWO) gibi kurumların elinde. Çok küçük bir kesim olmakla birlikte, bu gruba giren bakım hizmetlerinde, belediyelerin de yüzde 2-3 arasında bir payı var.

Bakıma gereksinimi olanlar

Kurumların yaşlı ve engelli bireyleri farklı sınıflandırmalarından dolayı, bu insanların sayısı hakkında farklı rakamlar var. Ancak ortada farklı rakamlar, farklı sınıflandırmalar olmakla birlikte, 2025 yılı sonu verilerine göre Almanya’da en az 5,5 ile 5,7 milyon arasında, çeşitli seviyelerde bakıma muhtaç insan olduğunu söylemek yanıltıcı olmaz.

Bu insanların büyük çoğunluğuna, yani yaklaşık yüzde 85-86 kadarına kendi evlerinde bakılıyor. Evde bakılan insanların, 3 milyon 100 binine aileleri, genellikle de kadınlar bakıyor. Zaman zaman aileler ve özel bakım şirketleri, bakımı ortak üstleniyorlar. Bu durum sık sık rastlanan bir bakım şekli.

Bu arada 1 milyon 100 bin ile 1 milyon 300 bin arasında bakıma muhtaç insana da, uzman bakım şirketleri tarafından hizmet veriliyor. Bu alanda özel sektörün payı yüzde 50’den daha fazla ve bu kuruluşlar, yaklaşık 650 bin kadar insana hizmet veriyorlar.

Bu özel şirketlerin toplam içindeki payı yüzde 53-55 arasında ve toplam 15 bin 400 kadar olan gezici bakım servisinden 8 bin 200 kadarı özel bakım şirketlarine aittir.

Almanya’da sağlık sektörü çalışanları

Alman İstatistik Dairesi'nin 27 Ocak 2026 tarihli açıklamasına göre, Almanya ’da tüm sağlık sektöründe 6 milyon 200 binin üzerinde insan çalışıyor. Bu çalışanların yüzde 74’ ten fazlası kadın çalışan. Toplam çalışanların 4 milyon 400 bini, yani yüzde 72 kadarı tam gün çalışıyor.

Hemşireler, hastabacılar, labaratuvar çalışanları, teknik elemanlar vb. gibi yaşlı ve engellilere verilen bakım hizmetleri de önemli bir alan.

Yaşlı ve hastalara verilen bakım hizmetlerinde toplam 1 milyon 720 ile 1 milyon 800 bin arasında görevli kişi çalışıyor. Bu çalışanların,

  • 600-630 bin kadarı hastanelerde,

  • 520 bini yatılı bakımevleri/huzurevleri vb. kurumlarda,

  • 300 bin kadarı evde verilen sağlık servislerinde,

  • 370 bin kadarı da sağlık daireleri ve rehabilitasyon merkezlerinde görev yapıyor.

Yaşlı ve engellilere verilen hizmetlerde göçmenlerin yeri

Yaşlı ve hastalara verilen bakım hizmetlerinde çalışan tüm personelin yüzde 32’si, yani bu alanda çalışanın neredeyse üçte biri, 1 milyon 720 bin kişinin 550 bin kadarı, göçmen kökenli. Göçmen kökenli bu 550 bin kişinin yüzde 33’ü yaşlıların ve engellilerin bakımında çalışıyorlar.

Göçmen kökenli sağlık çalışanları arasında:

  • 1. Grup: Polonya, Romanya, Hırvatistan, Bosna Hersek, Sırbistan Arnavutluk ve Ukrayna kökenli, göçmen sağlık çalışanları yüzde 45’lik bir paya sahip.

  • 2. Grup: Türkiye, Filipinler, Hindistan, Vietnam gibi tamamı AB dışındaki ülkelerden gelen göçmen sağlık çalışanları. Hindistan, Vietnam ve Filipinler’den gelen sağlık çalışanları Almanya ile yapılan özel anlaşmalar sonucu bu ülkeda çalışıyor.

  • 3. Grup: Sağlık hizmetlerinde çalışan mülteciler. Bu grupta Suriye’den gelenler başta olmak üzere (17 bin kişi), sırasıyla Afganistan, Irak, Eritre, Somalya ve Ukrayna kökenliler var.

Toplam 550 bin göçmen kökenli çalışandan 370 bini Alman vatandaşı değil. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse 2013 yılında bu sayı 75 bin kadardı. Aradan geçen 12-13 yıl içinde bu sayının neredeyse beş katına çıktığı anlaşılıyor.

Sonuç: Almanya toplumu gün geçtikçe hızlı bir şekilde yaşlanmakta ve daha fazla bakıcı sağlık personeline gereksinim söz konusu.

Bu olgulara karşın, göçmenleri Almanya’dan atmak isteyen popülist kişiler, siyasi örgütler ve AfD gibi partiler var. Göçmen kökenli bakıcılar olmadığı zaman bakılmayan, bakılamayan, bakıma muhtaç insanları bakım için Polonya’ya, İspanya’ya, Romanya’ya mı göndereceksiniz, yoksa onları ölüme mi terk edeceksiniz diye sormak gerekir.

Göçmenler yoksa sağlık sektörü de yok

  • Özellikle kırsal alanlardaki doktor muayenehanelerinde ve küçük kliniklerde Suriyeli ve İranli doktorlar olmadan temel sağlık hizmetlerin karşılanması olanak dışı.

  • Kırsal alanda çalışan göçmen kökenli doktor sayısı şehirlerden daha fazla. Çünkü Alman kökenli doktorlar genellikle kırsal alanlara gitmiyorlar.

  • Hastanelerde her çalışan 6 kişiden biri göçmen kökenli.

  • Evlerde bakım hizmeti veren her 4 sağlık çalışanından biri ise göçmen kökenli.

  • Göçmen kökenli sağlık çalışanlarının diplomalarını denkleştirmeleri zorunlu. Bu denkleştirme islemi süresince yabancı doktorlar hastabakıcı olarak çalıştırıldılar.

Bu alandaki saptamalarımızı sonraki yazımızda sürdüreceğiz.

Dr. İ. Halil Özak

Kaynak ve yazının orjinalini okumak için tıklayınız
ARTI49

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Facebook Yorum

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Başka haber bulunmuyor!