İstanbul
16 Temmuz, 2024, Salı
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

Dr. Ömer Uluçay yazdı: İrfan, ruhban, tasavvuf ve riyazet

Dr. Ömer Uluçay yazdı: İrfan, ruhban, tasavvuf ve riyazet
Alevilik Bektaşilik alanında çalışmaları ile tanınan, Ehl-i Beyt sevdalısı Dr. Ömer Uluçay’ın “İrfan, ruhban, tasavvuf ve riyazet” konularını değerlendiren makalesini okurlarımızla paylaşıyoruz.

GERÇEK OLMAK

İnsanoğlu gün görüp olgunlaşınca, kâmil olup gelişi, yaşamayı ve sonrasını düşününce ve farkına varıp kendisini araştırınca başka bir yola girmiş, başka bir dereceye gelmiş olmaktadır.

Hele insan, “kendini bil!” kuralına vakıf olunca ve sefer-seyir edince; üzerine rahmet çökmekte, cömert ve hoşgören olmakta, bağışlayıp yardım etmekte, işlekleri iyi ve hayırlı görmektedir.

Bunlar toplumsal genel doğrulardır.

Bazı insanlara bir kısmet-görev olmakta ve daha fazlasını istemektedirler. Kendi rıza ve gayretleriyle rahmet yolunun bir yolcusunun rehber olmasıyla ve sohbetle bir üstaza varmaktadır.

Söz dediğin soğan zarıdır, birini kaldırınca başka biri gelir. Bir kapı bin kapıya açılır; bir mum, bin görünmezi bilinir kılar.

Bir sözü sağlam dediğin duymaz iken, bir sağır işitir ve gereğini yapar.

İnsan, bildiğini tanıdığını görür.

Kamil insan, gördüğünü tanır, bildik ve yabancıyı ayırır. Farkı görmek de bilmektir.

Söz ustası, gerçeği meydanda koymaz, çünkü kadri-kıymeti bilinmez.

Nitekim Gerçek; Hakikat, yani Hakk bütün haşmetiyle, hikmet ve kudretiyle, azamet ve açıklığı ile meydandadır, ama tanıyan az.

Gerçeğe varanlar ve dönüp onun ışığı olanlar, her şeyde bir azamet, hikmet, sır ve ibret görür, bunu okurlar. Kendisinin bilip görmesi yetmez; dostları da buna sahip ve şahit olsunlar isterler. “Gönül sohbet ister, kahve bahane”.

Tarihin her devrinde, her toplumda bilinir ki, “testi su serper, içtekini dışa vurur”.

Testi içinde, şerbet, mey, bal her ne varsa; kokusunu, rengini, tadını, işaretini verir ve bunu bilen arılar üzerinde vızıldaşır.

Arayan bulur ve soran bilir, ceht eden varır.

İşte böyledir “İrfan, tasavvuf, meditasyon, yoga, züht, riyazet yolu”.

Ateş tarhı, geçit vermez taşkın, uluderya.

Girme yanarsın, durma düşersin, kaçma tutulursun.

İnsan kendi gücünü kavrayınca ve yetmediğini görüp bilince; bir sığınak arar, dar günde yardımcı olsun diye. Bir sırdaş bulmak ister, bir dost ister. Bırakır dünya varını, kirini ve seda verir “gel dosta gidelim gönül”.

Bildiklerine, bulduklarına dertlerini açar, yardım diler ama nafile…

Meğer “derman kâr eylemez yâreler var”mış.

Bir Lokman, Hızır beklemektedir ve uzun bir süreçten sonra öğrenir ki, “derde derman sendedir, Sen’de”.

Bu dili anlamak ve konuşmak, sonrasında öğretmek için bir yola, yordama, rehbere, mürşide ve en önemli ve gereklisi rızalı bir istekliye, yolcuya, salike, talibe, müride ihtiyaç vardır.

Bu konu din ve inançlar ile felsefenin mevzusudur.

Burada musıkî, raks ve diğer sanat ve bilim dalları da vardır.

Din ve inançlara inanmayan bir toplum olmamıştır.

Bu durum insanlığın kendi kudretini, hikmetini, sınırlarını bildiği anlamına gelmektedir.

Evren ve diğer insanlar karşısında, doğa yasaları altında “güçsüz” olduğunu bilen insan bir sığınak aramıştır. Böylece, felsefenin doyurmadığı akıl ve kalpler, din ve iman-inanç deryasında, semasında Tanrı’ya vasıl olmuşlar ve O’ndan haberle insanlara dönmüşlerdir.

Din-diyanet, büyü-sihir ve kehanet ile uğraşan bir sınıf ve bunların sürdükleri bir yol açılmıştır.

Oluşan bu ruhban sınıfı toplumda etkili ve önder olmuştur. Din, inanç, söylemler farklı olabilir; ancak bunların toplumsal rolleri hep benzer kalmıştır.

Bunların olgunlaşma yöntem, süreç ve sonuçları farklı olmuş, birisini tercih ile diğerlerini geçersiz kılmak mümkün olmamıştır. Yani her grup, kendince bir yol açmış ve “Gerçek olana” doğru sefere çıkmıştır.

Yolcu kaldığı yerde şahit ve şehit olmuştur. Varıp dönen ise Gerçek, Hakk olmuştur.

Ne ararsan, kendinde ara, Halep’te, Şam’da değildir. Hakk âdemdedir. Âdem noktayı ve nokta âdemi tamamlar”.

Bu nurlanmadır, Tanrı’ya varmaktır, “Gerçek” olmaktır.

İyi-güzel de bu nasıl olacaktır?

Yol, Kemalat Yolu’dur.

Bu insanlık yolunda çokca yolcu var.

Yolcuya, durana, varana ve dönene selam olsun.

Ceviz, badem, ne güzel ve özü ne tatlıdır, kabuğunu kırabilirsen.

Gerçek ne güzeldir, kendini bilirsen.

İnsan ölmez, ölen hayvan durur.

Selam ve saygıyla…

DR. ÖMER ULUÇAY

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Facebook Yorum

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Başka haber bulunmuyor!