Kadir Polat yazdı: AİHM Kararları ve Anayasa Ortadayken: Alevi İnancına Müdahale Değil, Hakların Uygulanması Gereklidir

Alevi toplumunun yıllardır süregelen haklarıyla ilgili mücadelesi, son günlerde kamuoyunda tartışılan “Milli Birlik ve Beraberlik Çalışması / Alevi-Bektaşi Toplumunun Sorunlarını Çözmeye Yönelik Adımlar” başlıklı raporla yeniden gündeme geldi. Cem Vakfı YK üyesi Kadir Polat konuyla ilgili bir yazı kaleme aldı.
Alevi toplumunun yıllardır süregelen haklaryla ilgili mücadelesi, son günlerde kamuoyunda tartışılan “Milli Birlik ve Beraberlik Çalışması / Alevi-Bektaşi Toplumunun Sorunlarını Çözmeye Yönelik Adımlar” başlıklı raporla yeniden gündeme geldi. Cem Vakfı YK üyesi Kadir Polat’ın kaleme aldığı yazıda ise, bu raporun Alevilik üzerinden Cumhuriyet ile hesaplaşma niyeti taşıdığı algısı eleştiriliyor ve AİHM kararlarıyla Anayasa’nın bağlayıcılığına vurgu yapılıyor. Polat, Alevilerin devletinin yanında olduğunu, ancak devletin de Alevileri kimlikleri ve inançlarıyla tanıması gerektiğini belirtiyor.
Cem Vakfı YK üyesi Kadir Polat’ın kaleme aldığı yazı ise şöyle:
AİHM Kararları ve Anayasa Ortadayken: Alevi İnancına
Müdahale Değil, Hakların Uygulanması Gereklidir
Son günlerde kamuoyunda dolaşan ve “Milli Birlik ve Beraberlik Çalışması / Alevi-Bektaşi Toplumunun Sorunlarını Çözmeye Yönelik Adımlar” başlığıyla paylaşılan rapor, Alevi toplumunun haklarını tartışmaya açmış durumda. Ancak bu rapor, Alevilerin yıllardır dile getirdiği talepleri karşılamak yerine, meseleyi devlet merkezli yeni düzenlemelerle şekillendirmeyi öngörmektedir. Bu yaklaşım, inanç özgürlüğü ilkesini zedelediği gibi toplumsal güveni de aşındırma riski taşımaktadır. Ayrıca; bu rapor Alevi toplumunun sorunlarını çözmekten çok, Cumhuriyet’le hesaplaşmayı Alevilik üzerinden yürütme niyetini açığa çıkarmakta gibi bir algıyı ortaya koyuyor.
AİHM Kararı ve Anayasal Haklar
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, 2016 yılında verdiği bağlayıcı kararla cemevlerinin Aleviler için ibadethane olduğunu hükme bağlamıştır. Bu karar, Anayasa’nın 90. maddesi gereği Türkiye açısından bağlayıcıdır. Ayrıca Anayasa’nın 24. maddesi, inanç, vicdan ve ibadet özgürlüğünü güvence altına alır. Dolayısıyla hâlâ “cemevlerine statü verilsin mi?” tartışmalarının yapılması, hukuki gerçekleri görmezden gelmek ya da toplumu oyalamaktır.
Aleviler Devletinin Yanında ve Cumhuriyet’in Savunucusudur
Unutulmamalıdır ki; Selçuklu’yu kuran da Alevilerdi, Osmanlı’yı kuran da Alevilerdi, Cumhuriyet’i kuran da Alevilerdi. Aleviler her dönemde devletinin yanında olmuş, bu toprakların birliğine ve bekasına omuz vermiştir. Ancak devletin görevi inancı tanımlamak değildir. Devletin görevi anayasal hakları korumak, hükümetlerin görevi ise bu hakları hayata geçirmektir. Aleviler, Cumhuriyet’in ilke ve devrimlerini içselleştirmiş ve pratiğe taşımış bir toplumdur.
Her zaman Cumhuriyet’e sahip çıkmışlar; ötekileştirilmiş olmalarına rağmen Atatürk devrimlerine olan inançları sebebiyle sessiz kalmışlardır. Çünkü Aleviler, Cumhuriyet’in koruyucu ve savunucusu olmakla birlikte toplumsal barışın da savunucusudur.
Laiklik ve Demokrasiye Bağlılık
Aleviler tarih boyunca demokrasiye, laikliğe ve eşit yurttaşlık ilkesine güçlü bir şekilde bağlı kalmışlardır. Laiklik, devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasının teminatıdır. Aleviler için laiklik yalnızca siyasal bir tercih değil; inanç özgürlüğünün, vicdan hürriyetinin ve toplumsal barışın da güvencesidir.
AİHM Kararı ve Anayasal Haklar
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, 2016 yılında verdiği bağlayıcı kararla cemevlerinin Aleviler için ibadethane olduğunu hükme bağlamıştır. Bu karar, Anayasa’nın 90. maddesi gereği Türkiye açısından bağlayıcıdır. Ayrıca Anayasa’nın 24. maddesi, inanç, vicdan ve ibadet özgürlüğünü güvence altına alır. Dolayısıyla hâlâ “cemevlerine statü verilsin mi?” tartışmalarının yapılması, hukuki gerçekleri görmezden gelmek ya da toplumu oyalamaktan başka bir anlam taşımamaktadır
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı
Cumhuriyet tarihinde ilk kez kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, kimi çevrelerce AİHM kararlarının bir kazanımı gibi değerlendirilmiştir. Ancak bu kurum, Alevi toplumunun yıllardır ötelenmiş sorunlarını çözme yolunda yalnızca cemevlerine sınırlı destek sağlamış; inanç boyutunda kayda değer bir ilerleme ortaya koyamamıştır. Nitekim bu kurumun kurulmasının öncülüğünü yapan ve ilk başkanlığını yürüten Ali Arif Özzeybek’in hazırladığı söz konusu rapor da, Alevilerin taleplerini karşılamaktan uzaktır.
Ayrımcılığın Önlenmesi Yasası: Olumlu Ama Yetersiz
Raporda dile getirilen “Ayrımcılığın Önlenmesi Yasası” önerisi, doğru bir adım olabilir. Çünkü Aleviler, eğitimden istihdama, kamusal hizmetlerden inanç hayatına kadar birçok alanda ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Böyle bir yasa, eşit yurttaşlık için fiili bir güvence sağlayabilir. Ancak unutulmamalıdır ki; yasalar kâğıt üzerinde kalmamalı, uygulanmalıdır. Ayrımcılığın önlenmesi yalnızca cezai yaptırımlarla değil, zihniyet dönüşümüyle
mümkündür. Üstelik Alevilerin talebi hiçbir zaman iltimas, kayırma veya öncelik olmamıştır. Alevilerin isteği, yalnızca liyakat esaslı, adil ve eşitlikçi bir sistem içinde haklarının hayata geçirilmesidir.
Cumhuriyet Üzerinden Hesaplaşma mı?
Raporda geçen “Alevi toplumuyla yüzyıllık bir helâlleşme” ifadesi, Alevilerin yüzyıllardır yaşadığı zulmü yalnızca Cumhuriyet dönemiyle sınırlamaya çalışmaktadır. Oysa tarihsel gerçek açıktır: Alevilerin en büyük zulmü Osmanlı döneminde, özellikle de 1514 Çaldıran’dan sonra başlamış, yüzyıllar boyunca sürmüştür. Buna rağmen raporda mesele “onlarca yıl” ya da “yüzyıllık sorun” diye tanımlanarak, Cumhuriyet hedefe konulmakta; Osmanlı’nın zulüm tarihi ise örtülmeye çalışılmaktadır. Bu yaklaşım yalnızca cehalet değil, aynı zamanda Cumhuriyet düşmanlığıdır.
O yüzden soruyoruz: Alevilerin anayasal ve uluslararası hukukla güvence altına alınmış haklarını görmezden gelerek bunları yeni düzenlemelere bağlamak, hangi zihniyetin ürünüdür? Osmanlı torunları, dedelerinin Alevilere yaptığı zulmü Cumhuriyet’in çocukları üzerinden mi aklamaya çalışıyor?
Alevi toplumunun haklarını tanımamak, yalnızca eşit yurttaşlık ilkesini çiğnemek değil; aynı zamanda Cumhuriyet’in 100 yıllık değerlerine bedel ödetmektir. Alevilerin Cumhuriyet ile olan barışçıl ve güçlü bağını kimse düşmanlığa çeviremez.
Alevilikte Rızalık ve İç Adalet
Aleviler yüzyıllar boyunca yalnızca devlet baskısına karşı değil, adaletin yozlaşmasına karşı da kendi değerlerini yaşatarak direnmiştir. Osmanlı döneminde kadılara gitmeyerek, kendi sorunlarını kendi içinde çözmüş; bunu da rızalık ilkesiyle yapmıştır. Çünkü Alevilikte rızalık vardır: rızalık olmadan ceme bile girilmez. Bu anlayış, Aleviliğin özünde adalet, eşitlik ve toplumsal barış arayışının yattığını göstermektedir.
Hukukun Üstünlüğü ve Ortak Akıl Çağrısı
Alevi toplumu olarak bizler, her zaman hukukun üstünlüğüne inandık. Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin de dediği gibi, “Yolumuz ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.” Bu nedenle sevgi, hoşgörü ve barış içinde yaşamak bizim için bir tercihten öte, bir yaşam biçimidir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. maddesi açıkça belirtmektedir:
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” Bu temel ilke doğrultusunda, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık haklarının tanınması ve
korunması; sadece adaletin değil, aynı zamanda toplumsal barışın da vazgeçilmez koşuludur.
Ancak ne yazık ki, her seçim döneminde verilen sözler uygulamaya yansımamış; adalet
sürekli ertelenmiş, Alevi toplumunun talepleri görmezden gelinmiştir.
Bugün artık tüm Alevi kurumları, ortak akıl temelinde bir araya gelerek; Alevi yurttaşların
yıllardır beklediği eşit yurttaşlık haklarının tanınması ve AİHM kararlarının ivedilikle hayata
geçirilmesi için güçlü ve kararlı bir ses yükseltmelidir.
Bu çağrı; yalnızca Alevi toplumunun değil, tüm Türkiye’nin:
demokratik eşitlik,
hukukun üstünlüğü,
vicdani adalet sınavıdır.
Sonuç: Haklarımız Zaten Var, Uygulama Eksik
Ne yeni bir kanuna ne de yeni bir yasaya ihtiyaç vardır. Alevi toplumunun hakları bellidir; mesele bu hakların uygulanmamasıdır.
Esas olan şudur:
Alevilik bir inançtır.
Cemevleri ibadethanedir.
Laiklik, Alevilerin inanç özgürlüğünün ve demokrasinin güvencesidir.
Aleviler, yurttaşlık ilkesinin anayasa ve yasalara uygun biçimde hayata geçirilmesini
talep etmelidir.
Aleviler dün olduğu gibi bugün de devletinin yanındadır. Beklentimiz, devletimizin de bizi
kimliğimizle, inancımızla ve onurumuzla tanımasıdır. Devletin görevi, inancı tanımlamak
değil; anayasal güvence altındaki hakları uygulamaktır.
Aşk ile, muhabbetle…
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- Bakan Fidan, TBMM Genel Kurulu'nda konuştu
- TBMM'den İsrail tezkeresi
- Türkoğuz Kılıçgedik yazdı: Alevilik evvel ve ahirdir
- Kadir Polat yazdı: AİHM Kararları ve Anayasa Ortadayken: Alevi İnancına Müdahale Değil, Hakların Uygulanması Gereklidir
- Alaska Zirvesi: Rusya ve ABD Arasında Dev Hidrokarbon Ortaklığı Başlıyor
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.