MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada sel felaketlerinden fon soruşturmasına, belediye yolsuzluk iddialarından “Terörsüz Türkiye” hedefine, Kıbrıs’tan üniversitelere ve 2027 bütçesine kadar geniş bir yelpazede değerlendirmelerde bulundu.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada sel felaketlerinden fon soruşturmasına, belediye yolsuzluk iddialarından “Terörsüz Türkiye” hedefine, Kıbrıs’tan üniversitelere ve 2027 bütçesine kadar geniş bir yelpazede değerlendirmelerde bulundu.
Bahçeli, konuşmasına sel felaketleriyle başladı. İstanbul ve bazı şehirlerde yaşanan aşırı yağış ve sellerin can ve mal kayıplarına yol açtığını belirterek, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diledi. Yaralılar için acil şifa temenni eden Bahçeli, afetle mücadele eden kurum ve çalışanlara şükranlarını sundu. Yağışın olağanüstü olduğunu kabul etmekle birlikte altyapı ve imar disiplininin belirleyici olduğunu vurguladı. Afetlerle mücadelenin kamu kurumları, yerel yönetimler, bilim çevreleri ve toplumu kapsayan stratejik bir politika olarak ele alınması gerektiğini söyledi.
“Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” hedeflerinin önemine dikkat çeken Bahçeli, Suriye ve Irak’taki olumlu gelişmeleri umut verici bulduğunu belirtti. SDG/YPG’nin askeri varlığının sona erdirilmesi yönündeki adımları ve İran’ın PJAK’a ilişkin açıklamalarını olumlu karşıladı. Kıbrıs konusunda ise Rum basınına yansıyan iddiaları “vahim” olarak nitelendirerek “Birleşik Kıbrıs Federasyonu ham bir hayaldir ve Türk egemenliğinin felaketidir. Kıbrıs asırlardan beri Türk’tür, ebediyen Türk kalacaktır” dedi. İsrail’in politikalarını eleştirdi, Yemen ve Suudi Arabistan’daki saldırıların sona ermesi için diplomasi çağrısı yaptı. Türk Devletleri Teşkilatı’nın 29-30 Ekim 2026’da Ankara’da düzenlenecek 13. Zirvesi’nin önemine işaret etti.
Devlet Bahçeli'nin konuşmasının tam metni şöyle:
Sayın Milletvekilleri,
Kıymetli Dava Arkadaşlarım,
Muhterem Misafirler,
Değerli Basın Mensupları,
Konuşmamın başında sizleri hürmet ve muhabbetle selamlıyor, içinde bulunduğumuz bu yeni haftanın başta aziz Türk milleti olmak üzere tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
Bugünkü toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından; televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya platformları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımıza,
Gönül ve kültür coğrafyalarımızda huzurun ve adaletin tecelli etmesi için saf tutan bütün kardeşlerimize, en iyi dileklerimi sunuyorum.
İstanbul’la birlikte bazı şehirlerimizde yaşanan aşırı yağış ve sel, can ve mal kayıplarıyla birlikte çok sayıda vatandaşımızın yaralanmasına sebep olmuştur.
Öncelikle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.
Yağmur ve selden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, yaralı olanlara acil şifalar temenni ediyorum.
Canla başla afetle mücadele eden kurumlarımıza ve çalışanlarına şükranlarımı sunuyorum.
Yağışın olağanüstü olduğu kabul edilmekle birlikte, yaşanan tabloda altyapı ve imar disiplininin belirleyici olduğu da ortadadır.
Yaşanan felaket, planlama, risk yönetimi ve önleyici tedbirlerle afetlere hazırlıklı olmanın ne denli önemli olduğunu bir kez daha açığa çıkarmıştır.
Afetlerle mücadele, bütün kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, bilim çevrelerini ve toplumu kapsayan stratejik bir kamu politikası olarak ele alınmalı; yer seçiminden riskli alanların dönüştürülmesine ve ıslah projelerine kadar doğal afetlerin zararlarının en aza indirilebilmesi temeline dayanmalıdır.
Afetten etkilenen vatandaşlarımızın uğradıkları zararın behemehal karşılanacağına ve benzer hadiseler yaşanmasın diye gerekli tedbirlerin alınacağına inanıyor, Allah, ülkemizi ve milletimizi her türlü afet ve musibetten esirgesin diyorum.
Muhterem Dava Arkadaşlarım,
Geçtiğimiz haftadan bu yana hem Fon soruşturması hem de başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere belediyelerdeki yolsuzluklara ilişkin yargı süreçleri devam etmektedir.
Sürdürülebilir büyüme ve fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikaların etkili olabilmesi finansal sistemin sağlıklı bir şekilde işlemesine bağlıdır.
Sermaye piyasalarının gelişimi, piyasaların yeterli derinliğe kavuşmasını, sermayenin tabana yayılmasını, aynı zamanda da tüm finansal piyasaların, istikrar içinde işlemesi için gözetim ve denetim işlevinin eşgüdüm içinde gerçekleştirilmesini gerektirmektedir.
Fon soruşturmasına ilişkin gelişmelerden, Türkiye ekonomisinin istikrarını hedef alan bir kanunsuzlukla piyasa bozucu işlem, manipülasyon, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanmak suretiyle organize bir şekilde harama el uzatıldığı anlaşılmaktadır.
Milletimizin helal tasarrufuna göz dikenlere hukuk zemininde en güçlü yaptırımlar kuşkusuz uygulanacaktır.
Nitekim suçluların açığa çıkarılması ve mağduriyetlerin giderilmesi yönünde atılan önemli adımlardan, konuya ilişkin yasal düzenlemenin Meclis Genel Kurulu gündeminde bulunmasından ve meselenin tüm boyutlarıyla aydınlatılarak sorumluların hesap vermesini sağlayacak güçlü siyasi iradenin ortaya konulmasından memnuniyet duyduğumuzu belirtmek istiyorum.
Daha önce de vurguladığım gibi; bunlar bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak değerlendirilmelidir.
Adalet suçluyu cezalandırmak yanında masumu korumak, mağdurun hakkını gözetmektir.
Cumhurbaşkanımızın isabetle “fahiş kazancın bedelinin ödetileceği ve devletin kimseyi mağdur etmeyeceğini” söylemesi, adaletin tecellisine olan güveni artırmıştır.
Milletimiz emin olsun! Bazı sorunlarımız olsa da Türkiye ekonomisi sağlam temeller üzerindedir.
Partimiz, milletimizin hak ve hukukunu savunurken, adaletli bir gelir dağılımını mümkün kılacak adımların da takipçisi olacak, dar gelirli vatandaşlarımızın beklentilerinin karşılanması için gerekli hamleler, mutlaka yapılacaktır.
3 Ekim 2026 tarihli yazılı açıklamada ifade ettiğim gibi “Cümle halkın emek ve alın terinin hülasası olan devlet mülkünü omuzlarda taşımak büyük bir sorumluluktur. Devlet mülküne tasallut edenin adaletle terbiyesi ise devlet ahlakındadır.”
İstanbul Büyükşehir Belediyesinde başlayarak birçok belediyeye uzanan ihale, imar, ruhsat, taşınmaz, iştirak, personel ve kamu harcamaları gibi alanlarda oluşan her türlü çıkar ilişkisi, ceza hukukunu ilgilendiren problem olmanın yanında bir ahlak yoksunluğudur.
Yargılama süreçleri devam ederken siyasi polemiklerle kişisel gündem oluşturmak yerine, yöneltilen iddialara hukuki zeminde cevap vermek ilgililerin hayrına olacaktır.
Mahkemeler, siyasi gösterilerin değil; savunma hakkının esas alındığı yerlerdir.
Milletimiz gelişmeleri yakından takip etmekte ve adaletin bir an evvel tecellisini beklemektedir.
Soruşturmalar kapsamındaki bir başka konu da basın özgürlüğü tartışmalarına yöneliktir.
Özgür basının demokratik toplumların vazgeçilmez unsurlarından biri olduğuna, medyanın kamuoyunu bilgilendirme görevini özgürce yerine getirmesi gerektiğine inanıyoruz.
Bununla beraber özgürlük kadar sorumluluğun, reyting kadar hukukun da kıymetli olduğunu düşünüyoruz.
Basın özgürlüğü suç işleme özgürlüğü değildir, olmamalıdır.
Nitekim medya kuruluşları da diğer bütün kurumlar gibi, hukuk karşısında sorumluluk taşımaktadır.
Asıl olan, basın özgürlüğünü savunurken hukuka aykırı eylemlere göz yuman bir hukuksuzluğa düşmemektir.
Çünkü basın özgürlüğü demokrasinin güvencesi ise hukuka bağlılık ve etik sorumluluk da bu özgürlüğün temel dayanaklarıdır.
Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve diplomatik başarılarla öne çıktığı, “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” hedeflerinin kuvveden fiile dönüştüğü, kanunsuzlukların üzerine gidildiği bir ortamda huzur ve güven iklimini sabote etmeye yönelik hiç bir girişim kabul edilemezdir.
Sosyal medya üzerinden oluşturulmaya çalışılan algıya, FETÖ hesaplarından yapılan kışkırtıcılığa itibar edilmemeli, resmi açıklamalar doğrultusunda hareket edilmelidir.
Türkiye’nin, güvensizlik temelinde yönlendirilmiş toplumsal tepkilerle karşı karşıya bırakılması girişimlerinin mutlaka önüne geçilmelidir.
Değerli Milletvekilleri,
Alim olan Allah’ın alemleri kuşatan kürsüsü, insanlığa huzur ve bereketi muştulayan, dünyaya düzen ve adaleti veren ilim kapısıdır.
İlim kapısı, insanı akli ve ruhi hasletleriyle büyüten, nefsini vicdanıyla törpüleyen, hırsına sağ duyusuyla bent olan kemalet makamına açılır.
İlim yolunda dergahına eğri olan odunu bile sokmayan Yunus Emre;
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmez isen
Bu nice okumaktır
mısralarıyla “insanı kâmil” olmanın yolunun evvela kendini bilmekten geçtiğini ifade etmiştir.
Kendini bilmek, kibir aynasını kırarak Rabbin karşısında acizliğini bilmek, sözü ölçüp tartmak, kalemi ise hattat rikkatinde ve endazesinde tutabilmektir.
Kendini bilmek, ilim ummanında hikmet pusulasıyla yönünü tayin edebilmek, ihlas ile Hakka teslim olabilmektir.
Kendini bilmek “vav” halinde geldiğin fani alemde, kelamı “elif” gibi dosdoğru söylemek, hakikat karşısında “mim”gibi eğilebilmektir.
Tanrı dağlarıyla başlayan Türk’ün kutlu yürüyüşü, Horasan’da ilmin kapısından geçerek erenlik makamına erişmiş, Söğüt’e kök salarak İslam medeniyetinin en mütekamil çağını yaşamış ve yaşatmıştır.
Ecdadımızın tarih sicilindeki zafer ve ihtişamlarının temelinde yatan unsur; ilim ile şahsiyet, hikmet ile feraset, ihlas ile dirayet sahibi olmalarıdır.
Türkün cihan davası, kaosa karşı düzenin, fitneye karşı suhuletin, zulme karşı adaletin, ayrışamaya karşı bir olmanın davasıdır.
Kızıl elmamızın dünyaya bakan yönü ila-yı kelimetullah için nizam-ı alem iken, kalplere bakan yönü insanlık için şuur ve şahsiyettir.
Ötüken’de alp idik, Horasan’da erenlik hırkasını giydik, Anadolu’da Alperen olduk.
Milliyetçi/ülkücü hareket, mukaddes kitabımızda Cenab-ı Hakkın ilk emri olan “ikra” ile dünyayı okuyan, ilk yemini “kaleme ve satır satır yazdıklarına ant olsun” ayet-i kerimesiyle hayatı yazan cihanşümul gayeye ve gayrete meftundur.
Bu bağlamda ülkücülük, cehli mürekkebe karşı hakikatin, suret-i insan, sireti karanlıklara karşı cesaretin, insan-ı nadanlara karşı iyilik ve merhametin mücadelesidir.
Ülkücülük, Hazreti Ali efendimizin “ilim bir nokta idi; cahiller onu çoğalttı” sözünü hatırında tutan, fikir ve düşünceyi şahsiyetle meczedenlerin yoludur.
Ülkücülük, düşüncenin merkezine insanı koyarak geleneğin bilgeliği ve modern ilmin yöntemlerini medeniyet telakkisinde terkip eden bir milliyetçilik tasavvurudur.
İlmin kürsüsünde insanlığın ve milletlerin afakında yankılanan en önemli husus tarih ve mekandır.
İslam Medeniyetinin mümtaz mütefekkirlerinden İbni Haldun, “Mukaddimesinde” tarihe, ilmi bir ufuk açmış, yöntemsel bir derinlik kazandırmıştır.
Atalarımız “hafıza-yı beşer, nisyan ile maluldür” diyerek insan hafızasının unutkanlığına işaret etmiştir.
Bu bağlamda bize göre tarih, “hafıza-yı beşer, mekân ile malûmdur” telakkisinden hareketle, merhum Remzi Oğuz Arık’tan mülhem milletlerin hafızalarını coğrafyaya demirleyen şuur ve hikmettir.
İbni Haldun’un “geçmiş, geleceğe suyun suya benzemesinden daha çok benzer" sözünde de işaret edildiği gibi tarih şuurundan ve mekân bilgisinden yoksun olanlar, geleceğe de doğru bir istikamet tayin edemeyeceklerdir.
Dolayısıyla milli birliğimizin ve dayanışmamızın temelinde yatan en büyük hakikat tarihi doğru okumak, mekânı iyi anlamak ve gelecek nesillere aktarmaktır.
Nitekim Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tarihin millî şuur çerçevesinde gelecek nesillere aktarılmasındaki önemini "Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır" veciziyle ifade etmiştir.
Bu noktada tarihi aktörlerin, tarihin akışı içerisinde yerli yerine oturtulması, tarihi olayların rövanşist duygulardan azade ibret ve kazanım haline dönüştürülmesi milli bir mesuliyettir.
Bu mesuliyet, zararlı fikirler ve miyop gözlüklerle tarihe bakmamak, çoğu zaman popülist siyasetin ideolojik tartışmalarla karaladığı tarih defterinde hakikatin izini sürmektir.
Aksi takdirde parçalanmış benlikler, şizofrenik kimlikler ve bölünmüş toplum ile karşı karşıya kalmak kaçınılmaz olacaktır.
Kıymetli Milletvekilleri, Değerli Misafirler,
Milliyetçi Hareket Partisi tarihin omuzlarına yüklediği bu mesuliyet şuuru ile Türk milliyetçiliği meşalesini taşımaktadır.
Çağları aşan Dede Korkut destanında, Salur Kazan’ın obası ve otağı fitne ve zulmetin pençesine düştüğünde “Kurt yüzü mübarektir, onunla danışayım” diyerek yeniden birliğe ve dirliğe eriştiği milli hafızamızda canlılığını korumaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi, kurulduğu günden bugüne Türk ve Türkiye düşmanlarına karşı vatanını, kimliğini ve töresini koruyan kurt yüzlülerin, şehadete yürüyen Yusuf yüzlülerin yegâne otağıdır.
Yüksek tarih ve mekân şuurunun, milli mesuliyet duygusunun kutlu davamızda temerküz ve teberrük etmesinin esbab-ı mucibesi, Anadolu’yu Türk- İslam davasıyla mayalayan Ahi Evran’ın “Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir, akıl ve ahlâk ile çalışıp bizi geçen bizdendir” sözüne duyduğumuz derin itimat ve güçlü sadakattir.
20’nci Yüzyıla, egemenliğin bila kaydı şart millete ait olduğu milli ve üniter devlet teklifini sunarak bu teklifi cumhuriyetle taçlandıran Türk milliyetçiliği; günümüzde de Milliyetçi Hareket Partisi feraset ve riyasetinde kalkınmış bir devlet, müreffeh bir millet ve devletle milleti aynı ülküde birleştiren medeniyet teklifiyle Türklüğün afakını kuşatmaktadır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sadrımızda satır satır yazılı olan o veciz ifadesiyle "temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Cumhuriyetimizin” 21’nci yüzyıldaki kutlu hedeflerinden biri de Türklüğün büyük medenî vasfının Anadolu topraklarından bütün cihana yayılacağı hamleyi gerçekleştirmektir.
Çatışmaları sulha, ayrışmaları birliğe dönüştürecek Türk barışının coşkun akan ırmağı Milliyetçi Hareket Partisidir.
Bu ırmağın ulaştığı menzil ise Türk ve Türkiye yüzyılı vizyonuyla geniş ve derin Türk ummanıdır.
Milliyetçi Hareketin kadroları bunu gerçekleştirecek müktesebata haizdir.
Türk milleti de Milliyetçi Hareket Partisi müktesebatıyla yürümeye hazırdır.
Lakin yol çetin, hava sislidir.
12 Eylül darbesinden sonra Türk milliyetçiliği fikrine ve Milliyetçi Hareket Partisine operasyon çekmeye çalışanlar, bugün de devşirme kavramlar ve nevzuhur odaklarla Türk milliyetçiliğinin temiz kuyularını zehirlemeye çalışmaktadır.
Beşinci kol faaliyetleri ve ideolojik manipülasyonlarla Türk milliyetçiliğine yönelik sinsi saldırıların yegâne amacı ikinci yüzyılında köksüz bir Cumhuriyet; hedefi Milliyetçi/Ülkücü Hareket; figüranları ise suret-i milliyetçi, fikri ve siyaseti gayri sahihlerdir.
Türk milliyetçiliğini etnik şovenizme ve ırkçılığa mahkûm ederek Türk gençliğinin saf duygularını istismar edenlerin gizli ajandasında MHP düşmanlığı vardır.
MHP düşmanlığının sergilendiği gölge oyununda Türk milliyetçisi iddiasıyla konuşanlar, yazanlar ve çizenler siyasi ihtiraslarını, fikri buhranlarını ve şahsi bühtanlarını kelamlarını ve kalemlerini satarak tatmin etmektedir.
Türk gençliğinin milli hassasiyetlerini tenha köşelerde pazarlık konusu yapanlar, sefil oyunları aşikar olduğunda Türk gençliğinin öfkesinden nasibini elbette alacaktır.
Buradan soruyorum;
Siyasi ikballeri için kendisine oturacak masa arayanlar, milliyetçiliğin mukaddesatını ise oturdukları masalarda meze yapanlar! Siz, neyin ve nerenin milliyetçisisiniz?
Kökü dışarıda mahfillerin mutfağında hazırlanan söylemlerle Türk milliyetçiliğinin huzur ve güven iklimini kirletenler! siz hangi ağızların kelamısınız?
Milliyetçilik evvel emirde duruş ve şahsiyet meselesidir.
Nice münevverlerin ilim ve düşüncesi, ülküdaşlarımızın emek ve göz yaşı ile yeşerttiği Türk milliyetçiliğinin bereketli topraklarına kaçak yapı kurmaya çalışanlar! siz hangi fitne senaryosunun gönüllü kalemlerisiniz?
Tarihin coğrafyada Türk akışını bilmeyen cahillere tekrardan hatırlatalım;
Türk Milliyetçiliği, Türklüğü arkaik ve etnik asabiyete hapsetmek değil; Onu güçlü millet şuuru ve yüksek medeniyet ufkuyla yükseltme davasıdır.
Kelamı Türkçe söylemek, kalemi Türkçe yazmak, istikbale Türkçe bakmaktır.
Türk Milliyetçiliği, Yesevi Dergahında okunan duaya Gül Baba türbesinde âmin diyebilmektir.
Kaşgar’da söylenen Türkü’ye Akmescit’te eşlik edecek kültür kaynağı; Buhara’daki Türk estetiğini Mostar’a taşıyacak medeniyet vizyonudur.
Tevatür tarihçiliğiyle coğrafyaya at gözlüğüyle bakanlar, milliyetçilik namına bir hikâye yazamazlar.
Milli mukaddesatına sırt çevirenlerin, yabancı kavramlarla düşünenlerin, sloganlarla konuşanların, milli mukadderatı sokakların karanlığında arayanların düşünce ikliminde evvela popülizm, sonrasında vandalizm, en son olarak da faşizm peydah olur.
Bunun için diyoruz ki; Türk milliyetçiliğinin kurumsal kalesi Milliyetçi Hareket partisidir.
Milliyetçilik bayrağı da hür ve bağımsız bir şekilde Milliyetçi Hareket Partisi’nin burçlarında dalgalanmaktadır.
Kendisini Türk milliyetçisi addeden ülküdaşlarıma diyorum ki; orada burada vaktinizi heba etmeyin!
Geleceğimizi şekillendirdiğimiz bir dönemde yanlış yönde saf tutmayın!
Gelin bir olalım, diri olalım, Lider Ülke Türkiye ülkümüzü hep birlikte gerçeğe dönüştürelim.
Değerli Milletvekilleri,
Türkiye’nin önünde büyük fırsatlar olduğu kadar önemli sınamalar da bulunmaktadır.
O sebeple milletçe, günübirlik tartışmaların ötesine geçen; aklı, ahlakı, devlet tecrübesini ve millî iradeyi birleştiren kapsamlı bir gelecek vizyonuna uygun hareket etmek mecburiyetimiz vardır.
Stratejik hedefimiz Lider Ülke ve Süper güç Türkiye’nin inşasıdır.
Tüm unsurlarıyla buna uygun bir kapasite oluşturmak ise ortak sorumluluğumuzdur.
Kutadgu Bilig’deki “Üç ayak üzerinde olan hiçbir şey bir tarafa meyletmez; her üçü düz durdukça taht sallanmaz.” ifadeleri, devlet anlayışımızın temelini özetlemektedir.
Bugün bu dengeyi; yasama, yürütme ve yargı üzerinden kurmak; hukukun üstünlüğü, güçlü kurumsal kapasite, toplumsal dayanışma ve ekonomik istikrarla bağdaştırmak zorunluluktur.
Bu husus, milliyetçilik anlayışımızın bize yüklediği Türkiye sorumluluğunun bir parçasıdır.
Milliyetçiliği, geçmişin hatıralarına indirgeyip bugünü ihmal eden bir anlayış olarak değil, geleneği geleceğin imkânlarıyla buluşturan bir medeniyet davası olarak değerlendiriyoruz.
Köklerimize bağlı kalırken bilime, teknolojiye ve evrensel bilgi birikimine açık olmayı, millî kimliğimizi korurken dünyayı anlamayı, tarihimizden güç alırken geleceğin rekabet koşullarına hazırlanmayı öngörüyoruz.
Terörsüz Türkiye hedefi, bu büyük gelecek tasavvurunun en önemli başlıklarından birisidir.
Bu süreçte kararlılık kadar akıl, güvenlik kadar hukuk, devlet otoritesi kadar toplumsal mutabakat ve güven de önemlidir.
Sınırlarımızın ötesinde varlığını sürdüren silahlı yapılar, komşu ülkelerin istikrarını bozduğu ölçüde Türkiye’nin güvenliğini de tehdit etmektedir.
Bu nedenle terörsüz Türkiye hedefini, terörsüz bölge vizyonundan ayrı düşünemeyiz.
Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin hedefi, güvenliğini sağlamış, milli birliğini güçlendirmiş bir ülke olarak teknoloji üreten, yüksek katma değerli sanayisini geliştiren, tarımda verimliliği artıran, enerjide dışa bağımlılığını azaltan ve gençlerine yeni fırsatlar sunan bir güç hâline gelmektir.
Bu amaçla tüm kurumlarımızla birlikte üniversitelerimizin de bu hedefe odaklanması şarttır.
Üniversitelerimizin ülkemizin köklü sorunlarına ve milletimizin daha fazla refah beklentisine cevap verecek bilimsel çalışmalarını, ülke yönetimine katkı sağlayacak bir yapıya dönüştürmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda saygın bilim insanlarımız çalışmalarında toplumsal meseleleri de öncelemeli ve çözüm yolları üreterek devletimizin istifadesine sunmalıdır.
Türkiye yükseköğretimde önemli bir kapasiteye, her ilimizde yer alan bir üniversite zenginliğine sahiptir.
129’u devlet üniversitesi olmak üzere ülkemizde 208 üniversite bulunmaktadır.
Yükseköğretimde toplam öğrenci sayısı 6 milyon 554 bin 312’dir.
Bu vesile ile üniversitelerde bilgi ve hakikat uğruna emek veren, geleceğini ilimle inşa etmeye çalışan tüm gençlerimize ve akademisyenlerimize 2026-2027 öğretim yılında başarılar diliyorum.
Emeklerinin ve ilim yolculuklarının kıymet bulduğu bir gelecek temenni ediyorum.
Üniversite; bir milletin düşünme kabiliyetini geliştiren, ekonomik üretim kapasitesini yükselten, toplumsal sorunlarını anlamlandıran ve insan gücü yetiştirerek geleceğe ilişkin stratejilerini bilimsel bilgiyle şekillendiren temel kurumlardan birisidir.
O sebeple üniversiteleşme ve yükseköğretime erişim alanındaki genişlemeyi, daha nitelikli hâle getirme hamlesiyle desteklemek zorundayız.
İlim dünyasında rekabetin, fikir egemenliğimizin ve kültürel bağımsızlığımızın kaleleri olan üniversitelerimiz, “Türkçe bilim dili değildir” diyen müstemleke zihniyetlerin, kültürel emperyalizmin yerli aparatlarının arka bahçesine dönüşmemelidir.
Eleştirel düşünce, sorgulama elbette üniversitelerin ilmi merakının temel motivasyonudur.
Lakin eleştirel düşünce, Türkiye düşmanlığının, Türk diline ve kültürüne yönelik hazımsızlığın paravanı değildir, olamaz.
Üniversitelerimiz bilimin merkezi olduğu kadar hikmetin kapısı, özgür düşünceyi vicdan terazisinde tartan irfan yuvasıdır.
Unutmayalım ki hikmetsiz bilgi atıldır; irfanla bezenmemiş bilim ise batıldır.
Üniversitelere yapılan yatırım, gençliğe, geleceğe, ülkemizin aklına, üretim ve teknik kapasitesine yapılan yatırımdır.
Türk ve Türkiye yüzyılını inşa edecek irade ve cesaret; Büyük Atatürk’ün “Türk, övün, çalış, güven” parolasının birincil muhatabı Türk gençliğindedir.
Türk gençliği, Mehmet Âkif’in sözleriyle;
“Yerleri yırtan sel olup taşmalı!
Dağ demeyip, taş demeyip aşmalı!”
Bizim gözümüzde her Türk genci korunması gereken birer emanet, her evladımız, tek başına milli servettir.
O sebeple gençlerimizi karanlık hesaplarına alet etmeyi planlayanların oyunlarını bozmalıyız.
Gençlerimiz; ne Fransa’da başlayan ve neredeyse tüm Avrupa’ya yayılan kaos ve kargaşa üretmeye dönük eylemlere; ne de öz benliğinden uzaklaştırılmaya çalışılan karanlık senaryolara heves etmemeli, tahriklere kapılmamalıdır.
Vatanın bütün ümidinin onların anlayış, bilgi ve enerjisinde olduğunu unutmadan, bilimin ışığında Türk istiklali ve istikbali için kendilerini yetiştirmeye odaklanmalıdır.
Sayın Milletvekilleri, Kıymetli Misafirler,
İsrail-Lübnan hattından İran-Yemen eksenine, Hürmüz Boğazı’ndan Babülmendep Boğazı’na uzanan istikrarsızlık sarmalının, bölgesel ve küresel güvenliği tehdit ettiği mevcut kaos ortamında, Suriye ve Irak’ta yaşanan bazı olumlu gelişmeler, bölgenin barış ve huzuru açısından umut vericidir.
Bağdat yönetiminin silahlı yapıların tasfiyesine yönelik girişimleri, Irak devletinin egemenlik sahasının tamamında meşru gücünü yeniden tesis etme iradesinin bir yansıması olmuştur.
SDG/YPG’nin askerî varlığının sona erdirilerek Suriye devletinin kurumlarına entegrasyonu yönünde atılan somut adımlar ise ülkenin toprak bütünlüğü ve siyasî birliği bakımından yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.
Komşu ülkelerimizde yaşanan bu gelişmeler göstermektedir ki önemli mesafe kat edilen Terörsüz Türkiye hedefimiz, bölgesel bir boyut da kazanmaktadır.
Diğer taraftan, İran İçişleri Bakanının Eylül’de gerçekleştirdiği Ankara ziyareti esnasında “PJAK ve tüm kolları varlıklarını sona erdirmeli, silahlarını bırakmalıdır” açıklamasının gereğinin de yerine gelmesiyle bölgesel barış için bir adım daha atılmış olacaktır.
Terörsüz Bölge, bu coğrafyada bir arada yaşamaktan başka seçeneği olmayan Türkün de Arabın da Kürdün de cümle halkların da huzuru, barışı, refah ve mutluluğu için tarihî ve vicdanî mesuliyetidir.
İnşallah bu hedeflere ulaşacağız.
Terörü yerle yeksan edecek, huzuru arşa çıkartacağız.
Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge’ye odaklandığımız bir dönemde, Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta provokasyonlar da devam etmektedir.
Türkiye’nin güvenlik doktrininde Mavi Vatan’ın stratejik merkezi olan Kıbrıs’ta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti temsilcileri ile Rum tarafının temaslarını dikkatle takip ediyoruz.
Rum basınına yansıyan ve yalanlanmayan kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler yönetimine verilmesi ve Gazimağusa Limanı’nın Avrupa Komisyonu gözetiminde işletilmesine yönelik iddialar, Kıbrıs Türklüğünün egemenlik hakları konusunda vahim bir tablo sunmaktadır.
“Birleşik Kıbrıs Federasyonu” ham bir hayaldir ve Türk egemenliğinin de felaketidir.
Rum yönetiminin İsrail’in Kıbrıs karakolu olma misyonunu üstlendiği bu dönemde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde yaşayan kardeşlerimizi uyanık olmaya davet ediyorum ve diyorum ki: Kıbrıs asırlardan beri Türk’tür, ebediyen Türk kalacaktır!
Öte yandan İsrail, bölgesel güvenlik ve istikrarı tehdit eden kışkırtıcı ve yayılmacı politikalarıyla katliamlarını sürdürmektedir. Bu saldırıların son bulması için uluslararası toplumun caydırıcı ve kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğini tekraren vurguluyorum.
Yemen kaynaklı istikrarsızlığın ve Suudi Arabistan’da masum sivilleri hedef alan Husi saldırılarının sona erdirilmesi için çok taraflı diplomasi mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesi gerektiğini hatırlatıyor, Türkiye’nin barış ve istikrarı önceleyen diplomatik yaklaşımını takdirle karşıladığımızı ifade etmek istiyorum.
Türkiye, Türk dünyasıyla ekonomik, siyasi, kültürel ve bilimsel bağlarımızı güçlendiren, Avrupa ile ilişkilerimizi karşılıklı çıkarlar temelinde yürüten, Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar ve Afrika’da barış ve kalkınmaya katkı sağlayan çok yönlü dış politikasıyla güvenilen ve itibar edilen bir ülkedir.
Türk Devletleri Teşkilatı, bölgemizde ve küresel seviyede barışa, huzura ve adalete zemin hazırlayacak önemli bir aktördür.
Vücut bulacak “Türk Kuşağı” Türk devlet ve toplulukları arasındaki diyalog ve işbirliği bağlarını güçlendirerek Türk ve Türkiye Yüzyılı’nı sarıp sarmalayacak, bağımsızlık ve egemenlik çerçevesinde fırsat ve imkanlar değerlendirilerek Türk devletleri çağın kudretli aktörleri haline gelecektir.
Türk Devletleri Teşkilatının 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde ülkemizin ev sahipliğinde düzenlenecek 13’ncü Zirvesi ile Türk Dünyasının kalbi Ankara'da atacaktır.
Cumhuriyetimizin 103’ncü yıldönümünü tüm Türk Dünyası olarak hep birlikte kutlayacak, böylece birlik ve beraberliğimizi dosta düşmana bir kez daha ilan edeceğiz.
Değerli Milletvekilleri,
Türk milletini tarihin yeniden öznesi yapmak, Türk irfanını ilim ve teknik ile kuşatmak, vatanımızı barış ve huzur iklimine dönüştürmek için harcadığımız yoğun mesai, gösterdiğimiz gayret, meyvelerini vermektedir.
Türkiye’yi büyütürken anlamsız gerilimlere ve sebepsiz kutuplaşmalara karşı hep birlikte Türkiye olmak için çalışıyoruz.
Türk siyasetine, ilkeli seviyeli ve “aklı hep Türkiye” olan anlayışı yerleştirmek gayesindeyiz.
Cumhur İttifakı olarak milletimizin her ferdine elimizi uzatıp huzur, güven ve refah dolu bir geleceğin mimarı olacağız.
Türkiye’nin yükselmesi için ama, fakat demeden omuz omuza vereceğiz.
Ekonomik ve sosyal politikaları, insanımızın onurlu bir yaşam sürme hakkını dikkate alarak şekillendireceğiz.
Devletimizin kuruluş ilkelerinin ve Cumhuriyetimizin temel niteliklerinin tavizsiz teminatı olmayı sürdüreceğiz.
Bagajı kirli, heybesinde Türkiye için bir zerre dahi bulunmayanların bizi anlamasını beklemeyecek, hak bildiğimiz yolda ilerleyeceğiz.
Vatan şairi Namık Kemal’in,
“Bize gayret yakışır, merhamet Allah'ındır.
Hükm-i âti ne fakîrin, ne şehinşâhındır.”
anlayışıyla, büyük ülkülerimiz istikametinde yol almaya devam edeceğiz.
Kıymetli Arkadaşlarım,
2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ve 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin hesap Kanun Teklifi ile Sayıştay raporları Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuştur.
Öngörülebilirliği artıran, üretim kapasitesini genişleten, sosyal devlet ilkesini güçlendiren bir bütçe olarak tanımlanan 2027 yılı merkezi yönetim bütçesinin milletimize, ülkemize, devlet ve toplum hayatımıza hayırlı olmasını diliyorum.
Siz değerli milletvekillerimizin; komisyon görüşmelerini yakından takiple görüş ve düşüncelerini açıklamalarını, anlamsız münakaşalardan kaçınarak Cumhur İttifakı’nın siyasi doğasına uygun hareket etmelerini ve bütçe sürecine pozitif katkıda bulunmalarını bekliyorum.
Bu düşüncelerle her birinizi en kalbi duygularımla selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.
Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun."dedi.
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN



Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.