Türkoğuz Kılıçgedik: Alevilerin barış, milli birlik ve yeni yasa için bir politikası olmalı

Araştırmacı Türkoğuz Kılıçgedik’in kaleme aldığı yazıda, Türkiye’de yürütülen “barış ve milli birlik” sürecinin yalnızca PKK ile devlet arasındaki çatışmanın çözümünden ibaret kalamayacağı vurguladı.
Araştırmacı Türkoğuz Kılıçgedik’in kaleme aldığı yazıda, Türkiye’de yürütülen “barış ve milli birlik” sürecinin yalnızca PKK ile devlet arasındaki çatışmanın çözümünden ibaret kalamayacağı vurguladı. Yazara göre Alevi meselesini merkeze almayan bir milli birlik projesi eksik ve sürdürülemez kalacak. Alevi toplumunun kendisini bu süreçte temel aktör olarak konumlandırması ve eşit yurttaşlık taleplerini sürecin merkezine yerleştirmesi gerektiği belirtiliyor.
Türkoğuz Kılıçgedik'in makalesinin tam metni şöyle:
ALEVİLERİN BARIŞ, MİLLİ BİRLİK VE YENİ YASA İÇİN BİR POLİTİKASI OLMALI
- Ulusal Mutabakat Sürecinde Aktörleşme ve Eşit Yurttaşlık Arayışı
Giriş
Türkiye siyaseti, son dönemde köklü bir paradigma değişiminin eşiğinde görünmektedir. Geleneksel olarak sert ideolojik kutuplaşmalar ve kimlik temelli siyaset üzerine kurulu parti sisteminde, "farklılıkları gözeten ulusalcı" bir söylem ve politika arayışı giderek belirginleşmektedir. Bu arayış, ilk olarak Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından, "altılı masa" ittifakı ve Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP/Dem Parti) dışarıdan desteğiyle bir seçim stratejisi olarak formüle edilmiş, toplumsal karşılık bularak politik bir kazanıma dönüşmüştür. Söz konusu yaklaşım, etnik, inançsal ve sağ-sol kimlikleri tanıyan ancak bunları ulusal statüde bir üst kimlik altında birleştirmeyi hedefleyen bir "ulusal mutabakat" projesidir. Bu projenin toplumsal meşruiyeti, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) tarafından da fark edilmiş ve "barış ve milli birlik" süreci adı altında daha kapsamlı bir çerçeveye oturtulma çabası içine sokulmuştur. Bu makalenin temel argümanı, Türkiye'de devam etmekte olan bu dönüşüm sürecinin, yalnızca PKK ile devlet arasındaki bir çatışma çözümünden ibaret olmadığı; aksine, derin tarihsel köklere sahip tüm toplumsal kırılma hatlarını, özellikle de Alevi meselesini merkeze almadığı takdirde milli birlik ilkelerinde eksik ve sürdürülemez kalacağıdır. Dolayısıyla, Alevi toplumunun yakın gelecekteki siyasi politikası, devlet ve Pkk sorunu dışında, kendisini bu yeni “ulusal mutabakat” denkleminde temel aktör olarak konumlandırmak ve yüzyıllardır savunduğu eşit yurttaşlık ilkesini bu sürecin merkezine yerleştirmek zorundadır. Aksi halde, bu konuda yeni bir fırsat doğmayacağı gibi, Alevi toplumu hakkında farklı spekülatif söylemler ile Aleviliğin iyi niyeti ve milli birliğe desteği karşıt fikirler tarafından kötü amaçlı istismar edilecektir. Bu çalışma, söz konusu sürecin dinamiklerini analiz ederek, Alevi siyasi aktörleşmesinin önündeki fırsatları ve zorlukları akademik bir titizlikle incelemeyi amaçlamaktadır.
- Ulusal Mutabakat Sürecinin Doğuşu ve Dönüşümü, CHP’den AKP-MHP’ye Geçiş
Türkiye'de kimlik temelli siyasetin aşılmasına yönelik ilk kapsamlı siyasi girişim, Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP genel başkanlığı döneminde şekillenmiştir. Kılıçdaroğlu, partisini geleneksel seküler ulusalcı çizgiden, Kürt sorununu, sağ, sol ve inançsal farklılıkları içerecek şekilde daha kapsayıcı bir "yurttaşlık" vurgusuna taşıma çabası içine girmiştir. 2023 seçimleri öncesinde kurulan ve altı muhalefet partisini bir araya getiren "Millet İttifakı" (altılı masa), bu stratejinin somut tezahürüydü. Bu ittifak, HDP'nin açık desteğiyle, Türk ve Kürt, Sünni ve Alevi, sağ ve sol seçmenler arasında ortak bir payda oluşturmayı hedefledi. Seçimlerde elde edilen, özellikle metropollerdeki başarı, bu "farklılıkları gözeten ulusalcı" söylemin toplumsal bir karşılığının olduğunu gösterdi.
Ancak, CHP'nin parti içi çekişmeleri ve Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlıktan düşürülmesi ile bu politik projenin asıl dönüşümü, iktidar bloğu tarafından gerçekleştirilmiştir. AKP ve MHP, muhalefetin bu söyleminin toplumsal çekiciliğini görerek, onu kendi siyasi çerçevelerine entegre etme yoluna gitmiştir. "Terörsüz Türkiye" "Barış ve Milli Birlik Süreci" olarak adlandırılan bu yeni aşama, PKK ile müzakere perspektifini de içermekle birlikte, çok daha geniş bir toplumsal uzlaşı hedefini öne çıkarmaktadır. Burada kritik olan, sürecin artık yalnızca bir "Kürt açılımı" veya "çözüm süreci" olarak değil, Türkiye'nin tüm kırılganlıklarını (etnik, mezhepsel, ideolojik) iyileştirmeyi amaçlayan bir "ulusal mutabakat" projesi olarak ülkenin yakın geçmişini şekillendirmesi üzrine pazarlanmasıdır. Bu dönüşüm, iktidarın, toplumsal polarizasyonun uzun vadede rejimin istikrarı için bir tehdit oluşturduğu yönündeki bir iç değerlendirmenin sonucu olarak okunabilir.
- Sürecin Kapsamı: PKK, Kürt Odaklılığın Ötesinde Alevi Meselesinin Merkeziliği
Mevcut "barış ve milli birlik" söyleminin en temel zaafı, odağının büyük ölçüde PKK-Kürt-devlet dinamikleriyle sınırlı tutma eğilimidir. Oysa Türkiye'nin toplumsal barış ve bütünleşme sorunu, bu ikili çatışmanın çok ötesine uzanmaktadır. Tarihsel olarak devlet ile ilişkisi sorunlu, toplumsal hayatta ise Sünni çoğunluk karşısında sistematik bir ayrımcılığa ve asimilasyona maruz kalmış Alevi toplumu, ulusal mutabakatın olmazsa olmaz bir parçasıdır.
Alevi meselesi, yalnızca bir "inanç özgürlüğü" sorunu değil, derin bir "eşit yurttaşlık" ve "tanınma" mücadelesidir. Cemevlerinin inanç üzerinden yasal statüsünün olmaması, Alevilerin önemli kamu görevlerinde yer verilmemesi, zorunlu din derslerinde Alevi derslerine yer verilmemesi, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın tek tip Sünni-Hanefi anlayışla örgütlenmesi ve tarihsel önyargıların, iftiraların halen devam edip, bu amaçlı bir zihinsel dönüşümün oluşmaması bu sorunun yapısal boyutlarını oluşturur. Dolayısıyla, ulusal düzeyde Alevi toplumunun temel talepleri karşılanmadığı sürece Türkiye'de eşit yurttaşlıktan veya yurttaşların eşitliğinden ve sosyal uyumdan söz etmek mümkün olmayacaktır. Gerçek bir ulusal mutabakat, farklı toplumsal kutuplar arasında diyalog ve eşit haklar temelinde yeni bir sosyal ve yasal sözleşme inşa etmeyi gerektirir. Bu da Alevilerin, milli birlik sürecin nesnesi değil, öznesi olarak kabul edilmesini zorunlu kılar.
- Siyasi Partilerin Dönüşümü ve Aleviler İçin Fırsat Penceresi
Türkiye'deki başlıca siyasi partilerin (MHP, AKP, DEM, CHP) geleneksel kimlikleri göz önüne alındığında, ortaya çıkan tablo ilginç bir paradoks sunar: MHP (Türk milliyetçiliği), AKP (muhafazakar Sünni demokrasi), DEM Parti (Kürt hakları odaklı) ve CHP (seküler cumhuriyetçilik) uzun yıllar birbirine zıt siyasi kutupları temsil etmiştir. Ancak, mevcut ulusal mutabakat söylemi, bu partileri "farklılıkları hoş gören ulusalcı ve cumhuriyetçi" gibi daha ılımlı ve kapsayıcı bir ortak paydada buluşturma potansiyeli taşımaktadır. Bu dönüşüm, partilerin iç siyasi hesapları ve toplumsal taleplerin baskısıyla şekillenmektedir.
İşte bu geçiş süreci, Alevi toplumu için tarihsel bir fırsat penceresi yaratmaktadır. Alevilerin yüzyıllardır savunduğu laiklik, eşit yurttaşlık ve cumhuriyetin birleştirici değerleri, tam da bu yeni arayışın retoriğiyle örtüşmektedir. Alevi örgütleri ve bazı partilerde bulunan siyasi hareketi, kendisini bu denklemde tanımlanmış dört aktörün (Türk, Kürt, Sünni, Seküler) yanında beşinci ve tamamlayıcı bir aktör olarak "toplum" statüsüyle konumlandırmalıdır. Bu konumlandırma, Aleviliği yalnızca bir inanç grubu olarak değil, cumhuriyetin kuruluş ilkelerine sadık, ulusal birliği savunan ve çoğulculuğu içselleştirmiş bir toplumsal kesim olarak tarif eder.
- Alevi Siyasi Politikasının İnşası: Aktörleşme, Müzakere veMeşruiyet
Yakın gelecekte Alevilerin izlemesi gereken siyasi politika, üç temel sacayağı üzerine inşa edilmelidir:
“a) Aktörleşme ve Temsil:” Alevi toplumu, dağınık oyları ve parçalı temsil mekanizmaları nedeniyle tarihsel olarak siyasette bir "blok" gücü oluşturamamıştır. Yakın gelecekteki politika, bu dağınıklığı aşarak, farklı Alevi dernekleri, vakıfları ve entelektüelleri arasında asgari müştereklerde uzlaşan, tek sesli bir müzakere pozisyonu geliştirmeyi hedeflemelidir. Alevi kurumları, mevcut ulusal mutabakat sürecine "Alevi İnanç Özgürlüğü ve Eşitlik Deklarasyonu" gibi somut bir metinle katılarak, taleplerini (Cemevleri, eğitim, Diyanet, ayrımcılıkla mücadele) net bir şekilde ortaya koymalıdır.
“b) Çok Taraflı Müzakere Stratejisi:” Alevi hareketi, kendisini yalnızca CHP ile özdeşleştiren geleneksel tutumdan ziyade, AKP, MHP ile de doğrudan diyalog kanalları geliştirmelidir. Örneğin, AKP, MHP ile Aleviliğin yasada inanç olarak kabul edilmesi ve Alevi – Bektaşi Kültür ve Cem Evi Başkanlığın Cumhurbaşkanlığına bağlanıp güçlendirilmesi, Alevilerin kamu kuruluşlarında görev verilmesi, Diyanet'in yeniden yapılandırılması ve inanç özgürlüğü, Cumhuriyet ilkeleri ve özelikle laiklik gibi ortak paydaları, Dem Parti ile kültürel kimlik konularında stratejik diyaloglar kurulabilir. Bu, Alevi meselesini tek tip parti uhdesinden çıkarıp ulusal bir mesele haline getirecektir.
“c) Üst Kimlik Olarak Eşit Yurttaşlığın İnşası:” Nihai hedef, tüm taraflarca benimsenecek üst kimliğin, etnik (Türk/Kürt) veya dini (Sünni/Alevi) değil, "eşit yurttaşlık" temelinde tanımlanmış "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı" olmasını sağlamaktır. Alevi veya Sünni siyasi söylemi, "biz" ve "onlar" ayrımını besleyecek bir mağduriyet veya ötekileşme dilinden ziyade, tüm farklılıklar için geçerli olacak bir zihniyet dönüşümü ve ortak, demokratik ve laik bir hukuk düzeni talebini öne çıkarmalıdır. Devletin bu çerçevedeki görevi, bu üst kimliği güvence altına alacak anayasal ve yasal düzenlemeleri yapmak, tüm kurumlarıyla ayrımcılığı ortadan kaldırmaktır.
Sonuç
Türkiye siyasetinde yaşanan dönüşüm, geleneksel kimlik siyasetinden daha kapsayıcı bir ulusal mutabakat arayışına doğru evrilmektedir. Bu süreç, başlangıçta bir seçim ittifakı stratejisi olarak doğmuş, ancak iktidar bloğu tarafından "barış ve milli birlik" süreci adı altında daha geniş bir toplumsal projeye dönüştürülmüştür. Ancak, bu projenin başarısı ve kalıcılığı, yalnızca PKK sorununa ve MHP, AKP ve DEM ittifakına indirgenemez. Türkiye'nin en köklü toplumsal kırılma hatlarından biri olan Alevi meselesini çözmek için merkeze almadığı sürece, bu mutabakat eksik ve kırılgan kalacaktır.
Alevi toplumu için yakın gelecekteki siyasi politika, bu tarihsel fırsatı değerlendirerek kendisini ulusal mutabakat denkleminde (MHP, AKP, DEM, CHP) beşinci temel aktör olarak konumlandırmalıdır. Bu, dağınıklıktan kurtulmuş, net talepler etrafında örgütlü bir müzakere pozisyonu geliştirmeyi, geleneksel siyasi kalıpları aşarak tüm ana siyasi partilerle stratejik diyalog kurmayı ve nihai hedef olarak tüm farklılıkları kucaklayan ve yurttaşlarını gruplara, klanlara, dini veya etnik gruplara bölmeyen, bir kişi bile olsa herkesin temel hak ve özgürlüklerini garanti altına alan "eşit yurttaşlık" temelli bir üst kimliğin inşasını savunmayı gerektirir. Aynı şekilde, MHP, AKP, DEM ve CHP de, samimi bir ulusal mutabakat için Alevi toplumsal ve inançsal varlığını meşru bir muhatap olarak tanımak, onun taleplerini bu sürecin ayrılmaz bir parçası haline getirmek zorundadır. Ancak bu karşılıklı tanıma ve diyalog ile Türkiye, çoğulcu, demokratik ve gerçekten birleşmiş bir ulus olma yolunda kalıcı adımlar atabilecektir. Bu süreç, Aleviler için tarihte ilk kez, bir kişi bile olsa herkesin temel hak ve özgürlüklerini garanti altına alan eşit yurttaşlık idealini siyasetin merkezine taşıma, "üst kimlik olarak yasal statüye kavuşturma" imkânı sunan kritik bir kavşaktır.
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN





Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.