Ali Rıza Özdemir yazdı: Alevi Partisi kurulmalı mı?

T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Önceki Dönem Başkanı, araştırmacı-yazar Alirıza Özdemir, son dönemde “Cem Parti” adıyla kurulan yeni siyasi oluşumu değerlendirdi. Özdemir, CEM TV’nin ardından aynı isimle bir partinin kurulmasını “çakma” ifadeleriyle eleştirdi ve Alevi kimliği eksenli bir siyasi parti fikrine karşı çıktığını belirtti.
T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Önceki Dönem Başkanı, araştırmacı-yazar Ali Rıza Özdemir, son dönemde “Cem Parti” adıyla kurulan yeni siyasi oluşumu değerlendirdi. Özdemir, CEM TV’nin ardından aynı isimle bir partinin kurulmasını “çakma” ifadeleriyle eleştirdi ve Alevi kimliği eksenli bir siyasi parti fikrine karşı çıktığını belirtti.
Özdemir, yazısında, Malatyalı bir iş insanı tarafından kurulan CEM TV’nin ardından aynı isimle bir siyasi partinin hayata geçirildiğini hatırlattı. Partinin kurucularıyla CEM TV’nin bağlantılı olduğunu iddia eden Özdemir,“Çakma CEM TV’den sonra çakma CEM Parti de kuruldu” değerlendirmesinde bulundu. CEM Vakfı’nın ise gelişmeleri yakından izlediğini kaydetti.
“ALEVİ PARTİSİ” FİKRİNE SICAK BAKMIYOR
Makalesinde Alevi Partisi tartışmalarına da geniş yer veren Özdemir, bu yöndeki teklifleri sıkça aldığını ancak kimlik ve mezhep temelli bir partiye karşı olduğunu vurguladı. Özdemir’e göre, Alevi Partisi kurulması için kadro ve örgütlenme açısından imkân olsa da bu adımın birçok sakıncası bulunuyor:
- Aleviliğin inanç ve irfan boyutunun siyasallaşarak yıpranması,
- İnancın seçim pazarlıklarına alet edilmesi,
- Toplum içinde mezhepsel bölünmenin derinleşmesi,
- Üniter devlet yapısına ve toplumsal entegrasyona zarar verilmesi,
- Alevi taleplerinin marjinalleşmesi riski.
Özdemir, geçmişteki Birlik Partisi deneyimini de hatırlatarak “denenmişi denemenin anlamı olmadığını” ifade etti.
“TALEPLER MİLLİ UZLAŞIYLA ÇÖZÜLMELİ”
Ali Rıza Özdemir, Alevi taleplerinin evrensel haklar çerçevesinde ve Türk milletinin birliği temelinde ele alınması gerektiğini savundu.
“Ali’siz Alevilik” olarak nitelendirdiği radikal yaklaşımlara mesafe konulması çağrısı yapan Özdemir, taleplerin devletle barışık ve milli birliği pekiştiren bir nitelik taşıdığını dile getirdi.
Özdemir, özellikle merkez sağ, milliyetçi ve muhafazakâr partilerin Alevi vatandaşlara kapılarını daha fazla açması ve temsilde adil davranması gerektiğini belirtti. Yazısında, son dönemde devletin attığı adımları (Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi) olumlu bulduğunu ve konunun bir parti meselesi değil, milli uzlaşı konusu olması gerektiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı’nın liderliğinde bu meselenin kardeşlik hukuku içinde çözülebileceğine inandığını belirten Özdemir, gerçek kanaat önderlerinin inisiyatif alması çağrısında bulundu.
Ali Rıza Özdemir'İn makalesinin tam metni şöyle:
“ALEVİ PARTİSİ” KURULMALI MI?
AÇIK kaynaklara düşen haberlere göre Cem Parti adıyla yeni bir parti kurulmuş. Cem, malum olduğu üzere, Aleviliğin tarikat kapısında farklı zaman ve nedenlerle icra edilen toplu temel ibadetin adıdır. Bu nedenle partinin adındaki Alevilik çağrışımı dikkat çekici…
Değerli dostum gazeteci Ali Rıza Özkan, bu gelişmeyi Çakma CEM TV’den sonra, çakma CEM Parti de kuruldu! manşetiyle görmüş. Onun verdiği bilgilere göre, CEM TV’nin yasal yayın izni sağlayan lisansı devam ederken Malatya, Pütürgeli Kürt ve Sünni açıkgöz bir iş insanı tarafından sahibi olduğu ONS TV isim değiştirerek CEM TV adı ile yayına başlamasının ardından, yine CEM ismi ile bir de parti kuruldu! İlginç olan ise partinin de kurucularının aynı isimler olması. CEM Vakfı ise, her zamanki gibi gelişmeleri seyrediyor.
Kaynak Linki =
https://www.alevihaberler.com.tr/haber/cakma-cem-tvden-sonra-cakma-cem-parti-de-kuruldu-3314
"ALEVİ PARTİSİ" NEDEN İSTENİYOR?
Bu vesileyle müstakbel bir Alevi Partisi hakkındaki görüşlerimi paylaşmak isterim. Çünkü bu konu periyodik olarak üç-beş ayda bir önüme geliyor. Farklı heyetler, bir Alevi Partisi kurulması ve benim de bu partiye liderlik yapmam konusunda teveccühte bulunuyorlar. Hatta marşlarına kadar altyapısını hazırlayıp konuyu bize taşıyanlar oluyor, sağ olsunlar…
Bir Alevi Partisi kurulması konusunda ısrarcı olan ve konuyu belirli periyotlarla gündemimize taşıyan dostlarımız, birkaç gerekçe öne sürüyor. Bunlara sırasıyla bakalım.
1- Taleplerin karşılanmaması ve çözümlere kulak tıkanması.
Alevilerin kronikleşmiş talepleri, mevcut partilerce seçim dönemlerinde dinlense de seçim sonrası unutulmakta veya vaat düzeyinde kalmaktadır. Tam tekmil bir çalışma ve samimi bir ilgi söz konusu olamıyor.
2- Temsiliyet yetersizliği.
Alevi kimliğine sahip siyasetçilerin parti kadrolarında ve mecliste yeterli oranda yer bulamaması, özellikle sağ, milliyetçi ve muhafazakâr partilerde Alevilerin görünürlüğünün adeta sıfıra yakın olması, Alevileri siyasal sistemin dışında bırakmaktadır.
3- Oyların siyasi pazarlık gücüne dönüşmemesi.
Alevi oylarının tek bir partinin garantisi altında görülmesi, mevcut siyasi aktörlerin Alevi toplumunu Nasıl olsa bize oy verecekler diyerek, diğer partilerin de Ne de olsa Aleviler bize oy vermiyor anlayışı içinde hak taleplerine ciddiyetle yaklaşmamasına yol açmaktadır.
4- Kimlik siyasetinin yaygınlaşması.
Türkiye siyasetinde birçok kesimin kendi özgün kimlikleriyle siyaset arenasında temsil edilmesi ve parti kurması, Alevilerin de kendi kimlikleriyle bağımsız bir aktör olma hakkını doğurmaktadır.
"ALEVİ PARTİSİ"NİN İMKÂNI
Öncelikle ifade etmek gerekir ki, bir siyasi parti kurmak için iki araç lazım: Birincisi kadro, ikincisi bütçe. (Zaten iyi bir yönetici de kadrosundan en iyi şekilde verim alabilen ve bütçeyi doğru şekilde kullanabilen kişidir.)
Bu açıdan bakıldığında bizim açımızdan Alevi Partisi için kadro oluşturmak kolay iş. Çok kısa sürede Alevilerin yaşadığı il ve ilçelerde örgütlenmek mümkün. Bunu sağlayacak hem imkanımız hem de kudretimiz var.
"ALEVİ PARTİSİ"NİN SAKINCALARI
Yukarıda sayılan gerekçeler ve imkanlar, bir Alevi olarak, kulağıma mantıklı gelse de Alevi Partisi fikrine sıcak bakmayanlardanım. Çünkü kimlik ve mezhep merkezli bir siyasi partinin kurulması, birçok açıdan çeşitli riskler barındırmaktadır. Bunlar üzerinde kısaca duralım.
1- İnancın siyasallaşması ve manevi özün silikleşmesi
Alevilik; yolu, erkanı, irfani derinliği ve ahlaki ilkeleriyle bir inanç ve yaşam biçimidir. Bir siyasi partinin günlük polemiklerine, seçim pazarlıklarına ve parti disiplinine hapsedilmesi, Aleviliğin evrensel ve manevi boyutunun araçsallaşarak yıpranmasına neden olacaktır.
2- Dinin siyasete alet edilmesi
Seküler ve demokratik bir düzende din veya inanç eksenli siyaset yapmak, siyasetin doğası gereği pragmatik hesaplarla hareket etmeyi getirir. Kutsal sayılan değerlerin seçim kazanma hedefine indirgenmesi, inanç mensupları arasında da moral değerlerin aşınmasına yol açar.
Alevilik, bünyesinde farklı ocaklar, dedelik gelenekleri ve sosyo-politik eğilimler barındıran bir sosyolojik yapıdır. Tek bir partinin tüm Aleviler adına konuşma iddiası, gerçek veya makbul Alevilik tartışmalarını başlatarak topluluğun kendi içinde bölünmesine sebep olacaktır.
3- Mezhepsel bölünme ve üniter yapının zarar görme tehlikesi
Toplumsal kesimlerin etnik veya mezhepsel çizgilerle partileşmesi, siyasetin uzlaşı zemininden çıkıp sıfır toplamlı bir kimlik çatışmasına dönüşmesine yol açabilir. Türkiye’nin üniter yapısı ve toplumsal dokusu, Lübnan örneğindeki gibi kotayla yönetilen veya dinsel/mezhepsel fay hatlarına bölünen bir siyasal sistemde derin yaralar açabilir.
4- Kutuplaşmanın derinleşmesi ve önyargıların katılaşması
Bir Alevi partisinin varlığı, Alevi toplumunun geniş kitleler nezdinde farklı ve ayrı bir blok olarak algılanmasını hızlandırabilir. Bu durum var olan sosyolojik önyargıları besleyerek toplumsal entegrasyonu zorlaştırır. Sünni ve Alevi vatandaşlar arasındaki geçirgenliği azaltır.
Mezhepsel bir partinin, diğer toplumsal gruplarda katı bir karşı-kimlik inşasını tetikleme riski de vardır. Unutmayalım ki, Türkiye’deki “Alevi algısı” Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında inşa edilen “Osmanlı mirası” üzerine oturur.
Her ne kadar, son dönemlerde milliyetçi ve sağ partilerde Alevilere yönelik olumlu ve ılımlı mesajlarda artış görülse de (ki bu çorbada bizim de hayli tuzumuz vardır), geçmişin mirasını görmezden gelmek, son derece yakıcı sonuçlar doğurabilir.
5- Taleplerin marjinalleşmesi ve gerilemesi
Alevi vatandaşların temel talepleri evrensel insan hakları ve anayasal haklar kapsamındadır. Bu hakların spesifik bir partinin ajandasına indirgenmesi, talepleri genel toplum nezdinde tüm vatandaşların sorunu olmaktan çıkarıp bir marjinal grubun özel isteği konumuna düşürme riskini taşımaktadır.
Hak arayışları bir siyasi parti çatısı altına girdiğinde, iktidarlar veya muhalif gruplar bu talepleri doğrudan bir siyasi rakip faaliyeti olarak kodlayabilir. Böylece meşru vatandaşlık talepleri, iktidar-muhalefet çekişmesine kurban edilerek çözümsüzlüğe terk edilebilir.
DENENMİŞİ DENEMEK
Bilindiği üzere Alevi toplumunun ve Türkiye’nin hafızasında Birlik Partisi tecrübesi halen yaşamaktadır. Alevi Partisi olarak kodlanan Birlik Partisi’nin Alevilerin talepleri konusunda bir arpa boyu mesafe alamaması, üstüne üstlük Aleviliğin siyasallaşması, kurucu aktörlerin birbirine düşmanlaşması hatta birbirlerini “yol düşkünü” ilan etmeleri gibi hususların hatıraları halen tazedir. O nedenle, denenmişi denemenin bir anlamı yoktur.
NE YAPMALI?
O halde ne yapmalı?
Bu konuda Alevi toplumuna ve siyasi aktörlere bazı görevler düşmektedir.
Alevi toplumunun hakiki talepleri; yüzyıllardır bu topraklara kök salmış, Ehl-i Beyt sevgisini ve irfanını merkezine alan inanç temelli taleplerdir. Ancak son dönemde bu inancı tarihsel, kültürel ve dini köklerinden koparmaya çalışan, Ali’siz Alevilik olarak da kavramsallaştırılan marjinal ve inkarcı anlayışlar, meseleyi ideolojik bir kavga alanına çekmeye çalışmaktadır.
Ali’siz Alevilerin temel amacı, Alevilerin taleplerini hayata geçirmek değildir; devlet ve Aleviler arasında yeni kriz alanları açmak, yeni fay hatları yaratmaktır.
Diyanet’in lağvedilmesi veya zorunlu din dersleri üzerinden yürütülen bazı radikal ve toptancı söylemler, Alevi toplumunun öz talebi olmaktan ziyade bu ideolojik odakların ajandasıdır.
Bu radikal söylemler, Sünni-muhafazakar kesimlerde ve devlet aklında inanç hakkı arayışından ziyade sistemle ve milli değerlerle çatışma algısı yaratmaktadır. Böylece makul ve meşru Alevi taleplerinin önüne aşılması güç bir duvar örmektedir.
Alevi toplumu ve gerçek temsilcileri; kendi inanç talepleri ile bu ideolojik savrulmalar arasına net bir çizgi çekmelidir. Hakiki arzunun devletle barışık, milli birliği pekiştiren bir nitelik taşıdığını Türk toplumuna sabırla ve doğru bir dille aktarmalıdır.
Alevilerin talepleri özünde marjinal talepler ya da ayrıştırıcı ayrıcalıklar değil, Türk milletinin birliğine, kardeşliğine ve ortak geleceğine hizmet eden son derece makul, insani ve inanç özgürlüğü kapsamındaki hususlardır. Bu gerçek her platformda dile getirilmelidir.
Alevi toplumunun hak ve talepleri; topluma rağmen veya toplumla çatışarak değil, Türk toplumunun geniş kesimlerinin rızası ve empatisi ile hayata geçirilebilecek türdendir. Anadolu irfanının temeli de zaten rızalık ve toplumsal helalleşme anlayışıdır.
Taleplerin meşruiyet zemini evrensel hakların ötesinde, bu toprakları vatan kılan ortak tarih, ortak kültür ve ortak bayrak paydasında ifadesini bulmaktadır.
Alevi vatandaşların sadece belirli bir siyasi yelpazeye mahkum edilmesi veya tek bir çizgi üzerinden temsil olunmaya çalışılması tarihsel bir hatadır. Alevilik, Türk milletinin ortak değeridir ve siyasetin geniş skalasında hak ettiği temsil alanını bulmalıdır.
Bu bağlamda özellikle merkez sağ, milliyetçi ve muhafazakar partilerin Alevi vatandaşlara kapılarını daha geniş şekilde açması, karar mekanizmalarında ve vitrinde Alevi aktörlere daha fazla yer vermesi son derece önem arz etmektedir.
Bu yaklaşım hem Alevi toplumunun siyasi gettoya hapsedilmesini engelleyecek hem de muhafazakar-milliyetçi seçmenin Alevi toplumuyla olan gönül bağını ve toplumsal geçirgenliğini yeniden tesis edecek büyük bir potansiyele sahiptir.
Açıkça ifade etmek gerekir ki, günümüz Türkiye’sinde oluşan siyasi atmosfer, Alevi meselesinin çözümü için tarihsel bir fırsat penceresi sunmaktadır.
Devletimizin kapsayıcı yaklaşımı (örneğin İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde atılan adımlar, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması gibi kurumsal hamleler), devletin bu meseleyi kucaklama kararlılığını göstermektedir.
Cumhur İttifakı’nın ve muhalefet partilerinin Alevi taleplerine yapıcı şekilde yaklaşması, meselenin bir parti siyaseti değil, bir milli uzlaşı ve devlet meselesi olarak çözülebileceğini kanıtlamaktadır.
Yalancı aktörlerin, fitne odaklarının ve Ali’siz Haricilerin Alevi toplumu adına konuşma tekelinin kırılması, Aleviliğin özünde var olan Horasan irfanını, Ehl-i Beyt sevgisini ve vatan sevgisini temsil eden gerçek kanaat önderlerinin, dedelerin ve akademisyenlerin sahada ve siyasette inisiyatif almasıyla mümkündür.
Türk milletinin engin feraseti, devletimizin büyüklüğü ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği; bu meseleyi fitne odaklarına yem etmeden, kardeşlik hukukunu pekiştirerek çözmeye muktedirdir.
Alirıza Özdemir 20/07/2026-Ankara
Kaynak link:https://x.com/etnojenez/status/2079271631407456281?s=20
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- 0SEVDİM
- 1ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN





Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.