Devlet Bahçeli: ABD’nin 50 parçaya ayrılacağı günler emin olunuz uzak değildir.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, küresel ve bölgesel gelişmelerden iç siyaset gündemine kadar geniş bir yelpazede önemli mesajlar verdi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, küresel ve bölgesel gelişmelerden iç siyaset gündemine kadar geniş bir yelpazede önemli mesajlar verdi.
Bahçeli, konuşmasına katılımcıları selamlayarak başladı ve MHP'nin siyasetinin **doğru, tutarlı ve zamanlamasıyla örtüşen** bir çizgide olduğunu vurguladı. Siyasette zamanlamanın önemine dikkat çeken Bahçeli, "Doğru siyaset yanlış zamanda beyhude çabadır, doğru zamanda yanlış siyaset ise ham hayaldir" ifadelerini kullandı.
Küresel Sistem ve ABD Eleştirisi
Konuşmasının önemli bölümünü uluslararası gelişmelere ayıran Bahçeli, ABD Başkanı Trump'ın uluslararası hukuku hiçe sayan tutumunu sert biçimde eleştirdi. Trump'ın açıklamalarını "dünyanın çivisinin çıktığının göstergesi" olarak niteleyen Bahçeli, ABD'nin küresel çeteleşmeyi savunduğunu, uluslararası hukukun ölümcül darbeler aldığını savundu.
* Venezuela'yı "test alanı" olarak gördüğünü,
* NATO üyesi Danimarka'ya bağlı Grönland'a yönelik tehditlerini,
* ABD'nin emperyalist politikalarının dünyayı ateşe sürüklediğini belirtti.
Bahçeli, "19. yüzyılda Osmanlı'ya hasta adam diyenler bilsin ki, bugünün gerçek hasta adamı ABD'dir" diyerek, ABD'nin içten çürüdüğünü ve parçalanma sürecine girdiğini ifade etti. Dünyanın çok kutuplu bir yapıya evrildiğini vurgulayan Bahçeli, Türkiye'nin küresel güç olma hedefini Selçuklu'dan miras çift başlı kartal vizyonuyla yeniden hayata geçirmesi gerektiğini söyledi.
Suriye, Halep ve Terör Örgütleri
Halep'teki çatışmalara geniş yer veren Bahçeli, SDG/YPG'yi sert biçimde eleştirdi:
* "SDG/YPG yanlış üstüne yanlış yapmıştır",
* Mazlum Abdi'yi "Siyonizm'in yandaşı, İsrail'in kuklası" olarak tanımladı,
* PKK'nın feshedildiği gibi SDG/YPG'nin de aynı akıbete uğraması gerektiğini vurguladı.
Sözlerini 15 Ocak 2026 tarihinde idrak edilecek Miraç Kandili dolayısıyla tebriklerle tamamlayan Bahçeli, "Huzurun, Süper Güç Türkiye'nin ve milli birlik ile kardeşliğin miracına hep birlikte yükselelim" temennisinde bulundu.
Bahçeli, konuşmasını "Türkiye var oldukça, Türk milleti emrinde ve hizmetinde olacağız. Terörsüz, güçlü, müreffeh bir Türkiye'yi Cumhur İttifakı olarak mutlaka inşa edeceğiz" sözleriyle noktaladı.
Devlet Bahçeli'nin açıklamasının tam metni şöyle:
Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,
Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler,
Basınımızın Değerli Temsilcileri,
Bu haftaki grup toplantımızın başında hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyor, en iyi dileklerimi sunuyorum.
Yurt içinde ve yurt dışında; televizyon ekranlarından, radyo kanallarından, sosyal medya platformlarından bugünkü toplantımızı takip eden tüm vatandaşlarımızı,
Gönül ve kültür coğrafyalarımızda haysiyetli ve hakikatli bir hayatın mücadelesini veren bütün kardeşlerimizi saygı ve sevgiyle selamlıyor, hepsine sağlıklı, başarılı ve huzurlu bir ömür diliyorum.
Mustafa Kemal Paşa, Erzurum Kongresi günlerinde Mazhar Müfit Kansu’ya ağyarını mani efradını cami bir tespitte bulunarak şunları söylemişti.
“Zamanında hiçbir şeyi kaçırmamak ve zamansız hiçbir şeye uzaktan yakından tevessül etmemek başlıca dikkatimizi teşkil etmelidir.”
Hayatın ve siyasetin olağan veya olağanüstü akışında şayet zamanlama hatasına düşülürse, şayet fikir ve şuur yoksunu adımlar birbirine eklemlenip ilerleyiş kaydederse varılacak yer her zaman meçhulün ve muammanın çukur dibi olacaktır.
Daha önceki konuşmalarımda değindim gibi, siyasetin doğruluğu kadar zamanın da doğru olması gerekmektedir.
Doğru siyaset yanlış zamanda sadece beyhude bir çabadır.
Doğru zamanda yanlış siyaset sadece ham bir hayalin peşinde oyalanmaktan ibarettir.
Şu hususu memnuniyetle ifade edebilirim ki, Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyaseti doğrudur, mücadelesi doğrudur, duruşu doğrudur, ilkeleri doğrudur, ülküsü doğrudur, bununla birlikte içinde bulunduğumuz zaman tatbik ettiğimiz siyasetle de tutarlıdır, dengelidir ve örtüşmektedir.
Mantık süzgecinden geçmemiş, feraset imbiğinde damıtılmamış, samimiyet sınavını verememiş, vatanseverlik ve milletseverlik barajından geçememiş bir siyaset biçimi gerçek manada siyaset değildir, insanımıza da hiçbir hayrı dokunamayacaktır.
Türkiye’nin aleyhine siyaset içinde olanlar çarpacak sahil arayan dümeni kırık metruk tekne gibidir.
Bizim içinde bulunduğumuz gemi metruk bir tekne değil, fırtınaları yarıp geçen, dev dalgalara cesaretle direnen iman ve irade gemisidir.
Riskin içindeki fırsat cevherini bulmak, ufkun ötesindeki umut adasını görmek, her şeyden evvel maharettir, marifettir, son tahlilde basirettir.
Basiret yoksunu bir siyaset zihniyeti pek çok badire ve belaya çanak tutacak, ortam açacak, davetiye çıkaracaktır.
Dikkat edilmesi, uyanık olunması gereken önemli tehlike de budur.
Basiret, hayatı ve siyaseti doğru okumaktır.
Başka bir ifadeyle, görünenin ve gösterilmek istenenin diğer yüzlerini ya sezgiyle ya da bilgiyle kavramak demektir.
Esasında hiçbir şey aşikar bir şekilde görüldüğü gibi değildir.
Bilerek, bularak, arayarak, aklederek, çalışarak, sabrederek, şükrederek ve idrak ederek gösterime sokulan ne varsa ardına saklanan gerçekleri tüm veçhesiyle, tüm vetiresiyle görmek mümkündür.
Milliyetçi Hareket Partisi ile Cumhur İttifakı’nın yaptığı ve yapacağı da budur.
Fikir demek hayat demektir, siyaset demektir, duruş demektir, duyuş demektir, durgunluğu aşan eylem demektir.
İbn-i Rüşd’e göre, fikirlerin kanatları vardır, kimse insanlığa ulaşmasını engelleyemez.
Hele ki, doğru bir fikrin önünde hiçbir bariyer, hiçbir duvar tutunamaz.
Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in fikir ve düşünce düzeyi göz kamaştırmaktadır.
Bu kapsamda kalem oynatan, kelimelere ruh katan, fikir namusunu siyasi mücadelesinin omurgası yapan, deyim yerindeyse emeğiyle yüreğini birleştiren nice serdengeçti gönüller, nice münevver ve mütehassıs isimler davamızın yükselişine her saha ve zeminde hizmet etmişlerdir.
Huzurlarınızda Allah hepsinden ve hepinizden razı olsun diyorum.
Tasavvur vadisinden fiiliyat sahnesine, fikir evresinden hareket evrenine pek çok zorluğu aşa aşa geçen Türk milliyetçiliği toplum ve millet nezdinde çok büyük takdir ve sevgiye müstahak olmuştur.
Haklı ve haysiyet mihverine dayalı hiçbir mücadele kolay yollardan geçmemiş, ikbalin düşkünlüğünü davanın itibar ve iffet düzeyiyle değişmemiştir.
Pakistanlı alim, şair, filozof ve politikacı Muhammed İkbal demişti ki:
“Aynı gökte uçarlar; fakat karganın dünyası başka, şahinin ki başkadır.”
Ben de diyorum ki, kurdun dünyası başka, sırtlanın dünyası bambaşkadır.
İnsan muhabbet üzere yaşamalıdır.
Hayatın manasını kavrayabilmek için sevgi ve saygının şart olduğunu bilmelidir.
Sevgi, saygı, merhamet ve vicdanıyla cem olan bir insan sürünerek yaşamakla Allah rızasına müzahir yaşamayı birbirinden ayırmayı başaran insandır.
“Ben ben” demeyi bırakarak “bize” ulaşmayı telkin eden büyük şairimiz Bahtiyar Vahapzade’nin “Bir hükme, bir fermana ben başımı eğmedim”demesi ayrılığa, haksızlığa ve milli birliğin kopuşuna bir nevi meydan okumasıdır.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin mütemayiz gayesi benlerden oluşan muazzam çokluğu biz kalıbında birleştirmek; bunu da sevgi, saygı, empati, anlayış, hoşgörü, karşılıklı anlayış ve kaynaşmayla gerçekleştirmektir.
14’üncü yüzyılda yaşamış olan meşhur seyyah İbn-i Battuta klasikleşmiş eserinde, Anadolu’da Ahi zaviyelerinde yapılan toplantı ve ayinlerde herkesin külahını önüne koyarak oturduğunu yazmıştır.
Biz de şapkamızı önümüze koyup nokta zamanla akan zaman arasındaki gelişmeleri dosdoğru şekilde ele almak, gerekirse de fincancı katırlarını ürkütmek amacındayız.
Doğru neyse onu konuşmalıyız.
Üstelik eğmeden, bükmeden, kılı kırk yaran tecrübi akıl ve ahlakın merceğinden karşımızdaki meseleleri dürüstçe okumalıyız.
Aziz Dava Arkadaşlarım,
Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,
Yapılan bilimsel araştırmalara göre, ilk insanın 3 milyon yıl önce, düşünen ilk insanın 1 milyon yıl önce, çağdaş tipte düşünen ilk insanın da 200 bin yıl önce ortaya çıktığı iddia edilmektedir.
Buna rağmen süreklilik içinde devam eden çalışmalar bu tarihlerin çok daha eskiye dayandığını da göstermektedir.
Bizim konumuz kesintisiz devam edegelen mezkur tartışmaların doğruluğu veya yanlışlığı üzerine akıl ve fikir yürütmek değildir.
Anladığımız ve gördüğümüz asıl açmaz, asıl çarpıklık şudur:
İnsanlık iki müessir ve mütemadi sorunu asla çözememiştir:
Birincisi, birlikte yaşamak sorunu; diğeri de bağlayıcı, ahlaki, temel değer ve kurallara dayalı uluslararası düzen kurmak sorunudur.
Meşhur bir filozofun 19’uncu yüzyıldaki şu sözü de bu iki sorunla mündemiçtir.
Buna göre, insanlığın iki temel sorunu vardır: Birisi adaletsizlik, ikincisi de anlamsızlıktır. Adaletsizliğe karşı hukuk, anlamsızlığa karşı da sanat bulunmuştur. Ne var ki ne insan hukuka, ne de sanat insana ulaşabilmiştir.
1975 yılından buyana dünyadaki çatışmaları inceleyen ve İsveç’te kurulu bulunan Uppsala Çatışma Verileri Programı’na göre günümüzde orta veya büyük ölçekteki çatışma ve savaşların toplam sayısı dünya genelinde 185’e tırmanmıştır.
Bu tablo insanlık namına uyarıcı, kaygılandırıcı ve ürperticidir.
Yaklaşık beş milyar insan huzursuzluk sarmalında, çatışma ve savaşların odağındadır.
ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz günlerde basına verdiği demeçte söylediği sözler çivisi çıkan, kaosun pençesine düşen dünyanın hali pür melalinden başka bir şey değildir.
Bir gazetecinin, “küresel yetkilerinizin herhangi bir kısıtlaması var mı?” sorusuna Trump’ın verdiği cevap aynısıyla şudur: “Kendi ahlakım, kendi aklım. Ben durdurabilecek tek şey bu. Uluslararası hukuka ihtiyacım yok.”
Öncelikle bir sorunun cevabı üzerine düşünmemiz lazımdır:
Devlet mi hukukun ürünü, yoksa hukuk mu devletin sonucudur?
Siyaset ve hukuk felsefecileri bu soruya çok kafa yormuşlardır.
Hukuku yapanlarla siyaseti yapanlar, hukuku yapanlarla hayatın rotasını çizenler aynıdır.
Bizim tarih, kültür ve fikir koordinatlarıyla söyleyecek olursak; hukuk, devlet olma halinin mahsulü; devlet de hukukun ve adalet ruhunun mütemmim cüzüdür.
Hukuku yapan devlet, eğer hukuka uymaz, hukuku çiğnerse çeteden, organize suç örgütlerinden hiçbir farkı kalmayacaktır.
Buradan hareketle diyebiliriz ki,
Mevcut ve mahut haliyle uluslararası hukukun aldığı ölümcül darbeler küresel mahiyette çeteleşmeyi, devlet altı yapıları, gücü yeten yetene mantığını yaygınlaştıracak, ezcümle korkunç bir durumu yeni ve yıkıcı bir normal olarak tescilleyecektir.
ABD Başkanı’nın savunduğu küresel çeteleşmedir, vandallığın taltifidir, şiddete ve silaha dayanan siyasetin kıtaları, coğrafyaları gayri ahlaki, gayri hukuki ve zorbaca abluka altına almasıdır.
Küresel kurum ve kuruluşlardan kademeli olarak çekilen ABD’nin dünyayı ateşe sürüklediği, insanlığın sonunu hazırladığı, kıyamet senaryolarına ilkel bir inanç ve politik dağılma eşliğinde refakat ettiği artık inkarı çok zor bir gerçek olarak karşımızdadır.
Bugünkü dünya tablosunda demokrasi ne arada, ne arafta, ne de raftadır; maalesef hepten kayıp, hepten yok hükmündedir.
Bugünkü dünya tablosunda özgürlükler, insan hakları, insani miras ve değerler hazinesi emperyalizmin hücumuna uğramış, vahşi batı eliyle tahrip ve yağma dönemi başlamıştır.
Dizginlenmeyen hırslar, fren tutmayan ihtiraslar insan aklının önüne geçmiştir.
Dip akıntı halinde asırlardan beri devam eden bölüşüm, paylaşım ve hakimiyet kavgaları geldiğimiz bu aşamada ulu orta yapılır olmuştur.
Petrol, doğal gaz, değerli maden ve mineraller çatışmaların, savaşların ve aşırı gerilimlerin hem vasıtası hem de motivasyonu haline gelmiştir.
Buna su kaynaklarına erişim yollarındaki tıkanıklıklar da ilave edildiği takdirde dünyada aklıselim tamamen kaybolacaktır.
Uyarıyorum, herkesi sağduyuya davet ediyorum; yaşadığımız çok vektörlü, çok matrisli, çok parametreli cepheleşmelerin aynısına birinci ve ikinci dünya savaşları öncesinde de tesadüf edilmiştir.
Ve bu savaşların olağanüstü tesirleri günümüze kadar devam etmiş, halen de etmektedir.
Akıl ve vicdan köprüsü yıkılan Trump’ın zincirleme çılgınlıkları, günbegün yayılan fütursuzluk ve pervasızlıkları dünyayı karanlık bir uçurumun kenarına kadar sürüklemiş durumdadır.
İnsanlığın topyekûn yeni bir savaşa girmesi, dahası bunun nükleer silahlarla tahkiminin yapılması, ayrıca yönlendirilmiş enerji silahlarının, mikrodalga veya lazer ışınlarıkullanılarak hedeflerini etkisizleştiren silahların da kullanılması halinde olabilecekleri düşünmek bile korkunçtur.
Venezuela komplosu yalnızca bir testtir ve böylelikle tepkiler ölçülmüş, yakın geleceğin stratejik analizleri yapılmıştır.
Şimdi sırayı bir NATO üyesi olan Danimarka’ya bağlı Grönland almıştır.
Trump’ın, “bu sorunu ister nazikçe, ister sertçe çözeceğiz”, açıklaması yangına körükle giden bir sorumsuz ve şuursuzun dayatmasından başka bir şey değildir.
Bir NATO üyesi ülkenin hakimiyetindeki topraklara bir başka NATO üyesi ülkenin çökme ve işgal planı nasıl tarif ve tevil edilecektir?
Bu şartlar altında NATO’nun değer ve hükmünden, ahlaki ve hukuki bağlayıcılığından samimiyetle bahsetmek akla ve mantığa sığacak mıdır?
Tek taraflı ve bağnaz şekilde; istedim, öyle düşündüm, alacağım, yapacağım, vuracağım, yargılayacağım demek hür dünyaya rest çekmek, haydi yüreğiniz yetiyorsa gelin de savaşalım demek anlamına gelmeyecek midir?
Allah için söyleyiniz, ABD’nin fiilen üstlendiği küresel jandarmalık pozisyonunda beşeriyet aç hürler, tok esirler mevkiinde görülmeyecek midir?
Gerçi 1946 yılında dönemin ABD Başkanı Truman’ın, yine dönemin Danimarka Dışişleri Bakanı’na yaptığı ahlaksız teklif emperyalizmin dönen çarkında işin özünde pek bir değişiklik olmadığına da işaret etmektedir.
O zaman Truman 100 milyon dolar altın karşılığında Grönland’ı satın almak istemiş, teklif Danimarka yönetimi tarafından reddedilmiştir.
Bunun yanı sıra Küba’ya sözde özgürlük getirmenin, Kolombiya’yı cezalandırmanın, Panama ve Kanada üzerinde hak iddiasının, İran’ı vurmanın aleni hesap ve hedefiyle meşgul olan ABD’nin küresel yok oluştan önce kendi sonunu hazırladığı da ortadadır.
Küresel konvansiyonel savaş tehdidi ciddi düzeydedir.
Türkiye olarak her ihtimali sıfır hatayla ele almak, yüksek bir öngörüyle değerlendirmek, nitekim buna muvafık siyasi, askeri ve ekonomik tahkimatı sabır ve sebat içinde yapmak artık vatan, millet ve bekanın şerefidir.
19’uncu yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’na hasta adam yaftası vurmuşlardı.
Bugünün dünyasında gerçek hasta adam Amerika Birleşik Devletleri’dir.
İçeriden çürümüş, büyük oranda insan kalitesini yitirmiş, anlam ve varlık nedenini kaybetmiş toplum yapısına sahip olan ABD’nin kristal vazo gibi 50 parçaya ayrılacağı günler emin olunuz uzak değildir.
Bu ülkenin Siyonist haydutluğa verdiği ve kumanda odası evenjelizmin felaket senaryolarıyla teçhiz edilmiş desteğini diri tutabilmek için Latin Amerika ve Ortadoğu’nun enerji kaynaklarını sömürme planı elbette son çırpınışlardır.
Dünya ABD ve İsrail’den müteşekkil değildir.
Birleşmiş Milletlere üye diğer 191 ülke meydanın boş olmadığını göstermelidir.
Siyonizm’in atına binen nevzuhur kovboylar mutlaka bu attan düşerek ineceklerdir.
Milletleri kendi coğrafyalarında, kendi beşeri ve ekonomik kaynaklarından vazgeçmeye zorlama siyasetinin yeni ismi Donroe doktrinidir.
Tek kutuplu dünya tamamen istisna bir dönemin ürünüdür.
Yeni kutupların doğduğu günümüzde kaybedeceğimiz zaman yoktur.
Başkalarının senaryolarında oyalanacak vaktimiz yoktur.
Dünyanın mazlum ülkeleri ve yardım eli bekleyen insanlık umut aramaktadır.
Asırlar öncesinde olduğu gibi devletimizin küresel güç olması yine hedefimizdir.
Böylesi bir uyanış ve silkiniş, hürriyete, paylaşmaya, hakkaniyete hasret insanlık için Türkiye’mizi bir kutup başı yapacaktır.
Bunu yapmanın yolunu bir konuşmamda da belirtmiştim.
Selçuklu devletinin bayrağında iki yöne bakan çift başlı kartaldan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’e miras kalan stratejik vizyon hepimize rehber olmalıdır.
Bu, bir pençesi batıyı, bir pençesi doğuyu kavramış ve üç kıtada muazzam bir coğrafyayı koruyucu kanatları altına almış kartaldır.
Söz konusu mukadderatla perçinli mirastan doğan ay yıldız jeopolitiğinin önü sonuna kadar açıktır.
Dünyanın Türkçe okunacağı böylesi bir hakimiyet ise asla saldırgan, sömürücü, baskıcı olmayacaktır.
Adil, hoşgörülü, paylaşımcı olacak; saygı duyulacak, dostluğu da her zaman ve zeminde aranacaktır.
Bunu görmek isteyenlerin Anadolu coğrafyasındaki bin yıllık tarihimize bakmaları yeterlidir.
Ancak bu yüksek ülküler özel hasletler gerektirir ve buna ulaşmanın yolu,
Dünyadaki gelişmeleri doğru okuyabilen bir görüş derinliğinden,
İnsanlığın yaşadığı ahlak ve değer buhranını analiz eden manevi olgunluktan,
Mazlum toplumlara ait emek, değer ve kaynakların nasıl sömürüldüğünü gören sorgulayıcı bakıştan,
Beşeriyeti bir rakip gibi değil, Allah’ın emaneti bir kutlu paylaşma vasıtası olarak yorumlayan adalet duygusundan,
Ve bunları akıl, sabır, vizyon, bilgi, dikkat ve sevgi ile oluşacak bir terkibin aramızda filizlenmesinden geçecektir.
Değerli Arkadaşlarım,
İran’da para birimi riyalin rekor düzeyde değer kaybetmesinin ardından başkent Tahran’daki Tarihi Kapalı Çarşı esnafının 28 Aralık 2025 tarihinde başlattığı protestolar 16’ncı gününde kitleselleşerek ülke geneline yayılmıştır.
Bu anlattığım madalyonun bir yüzüdür.
Diğer yüzü ise İran’a yönelik organize ve çok aktörlü istihbarat ve emperyalist provokasyonlar, kumpas ve tertiplerdir.
Mühim olan, dikkatle tefrik ve tefsir edilmesi gereken de bu yüzdür.
İran’daki şiddet olaylarında çok sayıda kişi hayatını kaybetmiştir.
Hem olan hem de olması gereken siyasi gerçekliğe bakarak diyebilirim ki, İran’ın huzursuzluğu, İran’ın bölünmüşlüğü, İran’ın sancı içinde kıvranması Türkiye’yi ve bölge ülkelerini her açıdan tehdit etmektedir.
Komşu ülke İran’ın siyasi ve toprak bütünlüğü, iç barış, istikrar ve huzur iklimi Türkiye için hayat memat konusudur.
Hangi mihrakların devrede olduğunu, hangi planların uygulamaya geçildiğini, nasıl bir İran’ın hedeflendiği parkta oynayan çocuklara sorsak onlar bile itiraf ve ifade edeceklerdir.
Buzdağının yalnızca görünen kısmına değil, su altında kalan bölümüne bakmak lazımdır.
İran’a neşter vuran, İran’ı felç etmek için örtülü operasyon yapan; siyasi, askeri ve ekonomik tehditlerle köşeye sıkıştırmaya çalışan mihrakların hüviyetleri belli, habis ve hayasız hedefleri bilinmektedir.
Tehdit son derece tanıdık ve yakındır.
Gezi Parkı olaylarıyla İran’daki malum olaylar arasındaki benzerlikler üzerine dikkatle düşünmenizi özellikle temenni ediyorum.
ABD ve İsrail’in, İran’a karşı saldırı pozisyonuna geçmesi, doğrudan müdahale amacıyla ülkenin daha da karışmasını gözlemeleri, daha doğrusu karıştırılmasını temin etmeleri az evvel bahsettiğim küresel konvansiyonel savaşa bir adım daha yaklaşmaktır.
İran’daki olaylara siyasi, ahlaki, inanç, kültür ve komşuluk bağları gereğince mutlaka karşı durulmalı, karşı çıkılmalıdır.
Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın Siyonist ve emperyalist kuşatma ve kurcalamayla alt üst edilmesi, etnik ve mezhebi fay hatlarının kırılarak husumet mevzilerinin çok daha güncellenip güçlenmesi hepimizin aleyhine olacaktır.
Bu nedenle gün bir ve beraber olma günüdür.
İran Türklüğünün olaylara soğuk ve mesafeli tavrı da ayrıca değerli ve tebrike layıktır.
İran halkı emperyalizmin köstebek lider projesine ve siparişine müsaade etmeyecektir.
İran’daki traktörler de herhangi bir dış bağlantılı dayatmanın ve dalaverenin bozuk tarlasını sürmeye, böylesi bir şer oyuna alet olmaya, sonucu çok tehlikeli olan istikrarsızlığa çanak tutmaya yanaşmayacak, hiçbir yanlışa ortak olmayacak, hiçbir mütecaviz girişime kalkışmayacak, emperyalizmin taşeronu olmaya heves etmeyecek, gündeme bile almayacaktır.
Bakınız, Suriye’nin orasına burasına yuvalanan Siyonist alçaklık suyu bulandırmak, iç bütünlüğü yıkmak, iç bölünmeleri kışkırtmak için her yola tevessül ve teşebbüs halindedir.
Halep’in Eşrefiye ile Şeyh Maksut mahallerini içine alan çatışmalar her açıdan düşündürücüdür.
SDG/YPG yanlış üstüne yanlış yapmıştır.
Halep oradaysa arşının Şam’da olduğu netleşmiştir.
Trump ise ayaküstü bunları satmıştır.
Şu gerçeği tekrar vurgulamakta yarar olacaktır:
PKK’nın örgütsel varlığı feshedilmiş, silahlar bırakılmıştır.
Bu terör örgütünün uzantısı olan SDG/YPG’nin de akıbeti aynı olmalıdır.
Bizim için yegane geçerli olan İmralı’nın 27 Şubat çağrısı barışa ve kucaklaşmaya davettir, üstelik bölücü terör örgütünün bütün yapılarını bağlamaktadır.
SDG/YPG bundan bağımsız değildir, olması da mümkün değildir.
Görünen gerçek aynısıyla şöyledir:
Özellikle Mazlum Abdi isimli terörist Siyonizm’in yandaşıdır, İsrail’in kuklasıdır, PKK’nın kurucu önderliğine saygısız ve sadakatsizdir.
Hiç kimse, bilhassa DEM Parti Halep’te Kürt kardeşlerimize saldırıldığını, kanlarının döküldüğünü söyleyemez, söylese bile bunun inandırıcılığından bahsedilemez.
Kürt kardeşlerimizin kanı bizim kanımızdır, acısı bizim acımızdır.
Halep’te sivilleri canlı kalkan yapan, masumların arkasına saklanan, onları ölüme sürükleyen SDG/YPG’dir.
Çok şükür Suriye ordusu sivilleri sabırla ve tam tekmil halinde tahliye etmeyi başarmış, onların kılına bile dokunmamıştır.
DEM Parti yetkililerinin “Türkiye’yi uyarıyoruz” diyerek başlayan söz ve açıklamaları, SDG/YPG’yi aklama ve arkalama niyetleri hakikaten çok üzücü ve sorunlu bir dildir.
Terörsüz Türkiye’nin adım adım gerçekleştidiği bir süreçte her türlü fedakarlık yapılıyorken birden bire Halep gerekçesiyle sokaklara dökülmek, sivri dile saplanıp kalmak, Diyarbakır’dan İstanbul’a kadar meseleyi bağlamından koparıp istismar etmek hiç kimseye bir şey kazandırmayacaktır.
Bilinmelidir ki, Türk’ün kanı Kürt’e, Kürt’ün kanı da Türk’e haramdır.
Çünkü biz kardeşiz, biz kader ve keder ortağıyız.
SDG/YPG’nin Ankara’ya davet edilip müzakere edilmesini istemek ya aceleye getirilmiş bir açıklama veya meseleyi kavrayamayan ve gerçekleri göz ardı eden bir akıl tutulmasıdır.
İsrail’in güdümündeki terör örgütüyle pazarlık nasıl olacaktır?
Türkiye Cumhuriyeti böylesi bir zillete nasıl onay verecektir?
Muhatap bellidir, PKK’nın kurucu önderinden başkası asla değildir.
DEM Parti’nin Türkiye partisi olma yönündeki demokratik ve dengeli mücadelesini görmekle beraber, eski hastalıkların tekrar ve zaman zaman bir kez daha nüksetmesinin sorumluluk ahlakıyla çatışacağını düşünüyorum.
Hatırlatmam maruz görülsün, fakat bu parti Türkiye’nin partisidir ve bu haliyle Türkiye’ye parmak sallaması asla ve kata meşru, masum ve makul görülemeyecektir.
Halep’te sükûnetin tesisi sevindirici bir gelişmedir.
Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğü muhakkak korunmalıdır.
SDG/YPG’nin muhatabı Suriye Cumhuriyeti devletidir, nihayet 10 Mart Mutabakatının zamanı dolsa da karşılıklı uzlaşma, yapıcı görüşme ve müzakerelerle İmralı’nın da çağrısı olan entegrasyon süreci tamamlanmalıdır.
Tarih ve coğrafyayı birbirine bağlayarak barış kuşağının sıcaklığı milletimizin ve bölge halklarının bahtını ve yolunu açacaktır.
İnancımız, irademiz, ümidimiz ve hedefimiz de bu şekildedir.
Uyuyan vicdanları deyim yerindeyse çekiç darbeleriyle uyandıracağız.
Çoğulcu cehaletin tutsağı olanları mutlaka aydınlatıp ikna edeceğiz.
Türk’ün kaderi Kürt, Kürt’ün kaderi Türk’tür diyeceğiz.
Eli silahlı, eli kanlı, vicdanı lekeli, kalbi nasırlı teröristleri aramızdan çekip çıkaracağız.
Türkiye’mizin ve bölgemizin telafisi mümkün olmayan bir yıkıma sürüklenmesini önlemek hepimiz için milli bir görevdir.
Herkes üstüne düşen sorumluluğu, siyasi hesapları bir kenara bırakarak yerine getirmelidir.
Biz herkesi Türk milletinin vazgeçilmez bir evladı olarak görüyoruz.
Milliyetçi Hareket Partisi milletimizin her evladına kapısını açıyor.
Bu topraklara vatanım diyen herkese ocağını açıyor.
Bu insanlara milletim diyen herkese kucağını açıyor.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı, bu bayrak benim, bu ülke benim diyen herkese gönlünü açıyor.
İçinden geçtiğimiz hassas ortam tahrik ve kışkırtmalara açıktır ve müsaittir.
Bu nedenle önümüzdeki süreç dikkat, sağduyu ve akıl gerektirmektedir.
Türk milleti müsterih olsun.
Gönlünü geniş tutsun.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı çatışma için değil, kardeşlik için vardır.
Ancak, milli varlık tehlikeye düşerse gereğini yapmaya da hazır olduğumuz kesinlikle unutulmamalıdır.
Bayrağın gönderden indiği yerde,
Bin yıllık kardeşliğin katledilmek istendiği anda;
Maldan, mülkten ve candan vazgeçmeyen bin kere namerttir.
Bu bizim Türk tarihine olan şeref borcumuzdur.
Türk milletine olan namus borcumuzdur.
Bu vatan sahipsiz değildir.
Bu aziz millet çaresiz değildir.
Bozgunculara, yıkıcılara fırsat vermeyeceğiz.
İstismarcılara itibar etmeyeceğiz.
Tahrik ve tertiplere dikkat edeceğiz.
Tek bir ses, tek bir nefes olacağız.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı Türkiye için vardır.
Türk milletinin birliği, kardeşliği ve mutluluğu için vardır.
Türkiye var olduğu sürece, Türk milletinin emrinde ve hizmetinde olacağız.
İhanetlere karşı dikkat edeceğiz.
Fitnelere karşı uyanıklık göstereceğiz.
İstismara karşı temkinli olacağız.
Tahriklere ise sabır, şuur ve azimle karşı koyacağız.
Türk milleti ilelebet var olacaktır.
Çünkü kendisini onun bekasına adamış sevdalıları vardır ve buradadır.
Terörsüz Türkiye hedefi, barış ve huzurla, demokrasi ve hürriyetle, sulh ve sükunla, kalkınma ve refahla, kaynaşma ve kardeşlikle bir ve aynıdır.
Ve bu hedefe and olsun ulaşılacaktır.
Başaracağız, yapacağız, yeni yüzyılın ikinci çeyreğinde huzurlu, güçlü, müreffeh, muasır bir Türkiye’yi Cumhur İttifakı olarak mutlaka inşa edeceğiz.
Ahlak kuyularımıza zehir katanları affetmeyeceğiz.
Büyüklük taslayan küçük insanları unutmayacağız.
Her şey Türkiye içindir, herkes eşittir Türkiye’dir diyeceğiz.
Muhterem Arkadaşlarım,
Sözlerime son vermeden önce 15 Ocak’ta idrak edeceğimiz Miraç Kandili münasebetiyle; sizlerin, aziz milletimizin, Türk-İslam aleminin miraç gecesi şimdiden mübarek olsun diyorum.
Huzurun miracına hep birlikte yükselelim.
Süper güç Türkiye’nin miracına hep birlikte erişelim.
Milli birlik ve kardeşliğin miracında hep birlikte el ele verelim.
Diğer yandan altını kalın bir şekilde çizerek ifade etmeliyim ki, emeklilerimizin derdi derdimiz, beklentileri beklentimizdir.
En düşük emekli maaşı alan ve sayıları yaklaşık 5 milyona yaklaşan kardeşlerimizin sosyal ve ekonomik durumlarını iyileştirmek için gerekirse elimizi değil gövdemizi taşın altına koymalıyız.
Onlar üzülürken bizler rahat olamayız.
Onları sefalet ücretine değil en azından insanca yaşayabilecekleri bir seviyeye taşımalıyız.
Emeklilerimizin sonuna kadar yanındayız, hepsine hürmetlerimizi sunuyoruz.
Bu düşüncelerle yüksek heyetinizi hürmetle selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum.
Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.
Kaynak:https://x.com/MHP_Bilgi/status/2010990604449161713
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- Turgut Öker: Aleviliğin Ali ile alakasının olmadığına inansaydım, kıvırmadan söylerdim!
- Devlet Bahçeli: ABD’nin 50 parçaya ayrılacağı günler emin olunuz uzak değildir.
- Başkan Av. Erdem Cömert: 2026'da üye sayımızı arttıracağız, Alevi-Sünni kardeşliğini pekiştireceğiz
- Anadolu Kültürünü Koruma ve Araştırma Vakfı'ndan (AKKAV) Devlet Bahçeli'ye anlamlı ziyaret
- Metin Uysal: Denizli ile birlikte bazı illerimizde elmas potansiyeli bulunan lamproitler vardır
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN





Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.