Yüksel Gülsoy yazdı: Siz "hazret" diyebilirsiniz!

Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yürütülen Alevilik Bektaşilik Ansiklopedisi (ABA) Yazı Kurulu üyesi Prof. Dr. Sadullah Gülten'in Alevilikle ilgili bir video programında Muaviye'den hazret olarak söz etmesine yönelik tepkiler dinmiyor. Durumun basına yansıması sonrasında, Prof. Dr. Gülten'in, "Hz. Muaviye'ye Hz. Muaviye dediğim için" şeklinde kendisini savunmaya kalkışması ve ifadesini eleştirenleri "halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek" suçlaması ile tehdit etmesi Alevi aydınlarda ve kuruluşlarda, Alevi Bektaşileri hassasiyetlerine saygısı olmayan birisinin nasıl olup da, Alevi Bektaşilere hizmet veren kurumlarda müdür ve yönetici olabildiği sorusunun sorgulanmasına neden oldu. Bektaşî yol muhibbi Yüksel Gülsoy, Alevi Bektaşilerin hassasiyetlerinin kökeni hakkında kaleme aldığı makaleyi okurlarımızla paylaşıyoruz.
SİZ HAZRET DİYEBİLİRSİNİZ...
Ebu Süfyan ve karısı Hind, doğduğu andan itibaren İslamiyetin en büyük düşmanlarıdır.
Oğulları Muaviye ve karısı Meysun de öyledir.
Torunları Yezid de öyledir.
Muaviye bin Ebû Süfyan, miladî 630 yılında, Mekke'nin Fethi esnasında babası Ebû Süfyan ve ailesiyle birlikte Müslüman olmuştur, yani bu aile peygamberin yaşamının son 2 yılında ancak kılıç zoru ile Müslüman olmuştur.
23 yıllık risaletin 21 yılı en ön safta peygambere, ailesine ve İslamiyete karşı savaşmışlardır.
Muaviye'nin annesi Hind, Vahşi denilen kiralık katile Uhud Savaşında Hz. Hamza'yı öldürterek ciğerlerini yemiştir. (Bu Vahşi'ye "Hazret" diyen sümüklü biri vardı hatırlarsanız, o da Türkiye Cumhuriyetinin başına belâ olmuştu malumunuz olduğu üzere)
Bunun asıl sebeplerinden biri de Hz. Hamza'nın Bedir Savaşı'nda Ümeyyeoğullarından Şeybe bin Rebîa'yı (Hind'in amcası) doğrudan öldürmüş, Hind bint Utbe'nin babası Utbe bin Rebîa'nın da öldürülmesine yardımcı olması ile Hz. Ali'nin Hind'in kardeşi Velid bin Utbe'yi öldürmüş olmasıdır.
Demem o ki bu ailenin genetiğine işlemiş bir Ehl-i Beyt düşmanlığı zaten görülmektedir.
Ayrıca Mekke'nin Fethinde Hz. Peygamber, amcasının katili olan bu insanlara "tulekâ" yani gözüme görünmeyin demiş ve Hind'in yüzünü görmemek için de bir perde arkasından el ele tutuşmadan su dolu bir kabın içine elini daldırarak biat almıştır.
Muaviye'nin katipliği konusuna gelince; okur-yazar adamların azlığı ile Muaviye, bazı yazışmalarda vs. yardım amacıyla kullanılmıştır ama sır katipliği veya vahiy katipliği gibi ifadeler uydurmadır ve Muaviye'ye paye kazandırma girişimleridir.
Oğlu Yezid'e halifeliği bırakmak maksadı ile Hz. Hasan ile yaptığı antlaşmada geçen "halifelik çocuklara bırakılamaz" maddesini geçersiz kılmak üzere Hz. Hasan'ı kendi eşine zehirletmiş ve Hz. Hasan'ın ölümü ile bu maddenin geçersiz hâle geldiğini söyleyerek kendi oğlu Yezid'in halifeliğini meşrulaştırmaya çalışmıştır.
3. Halife Osman'ı korumak için Hz. Ali, oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i görevlendirmesine rağmen Muaviye Osman'ı korumak için hiç bir şey yapmadığı gibi Osman'ın öldürülmesi sonrası Hz. Ali'yi bu konuda suçlamıştır.
Osman'ın kanını sormak maksadı ile Hakem Olayını planlamış ve adaleti satın alarak, seçilmiş olan Hz. Ali'nin meşru halifeliğine gölge düşürmüş ve Şam'da "paralel" bir halifelik oluşturmuştur.
Kuru bir çulun üstünde dahi oturarak devleti yönetebilen Hz. Peygamber ve Hz. Ali'den sonra İslamiyeti bir saray dinine çeviren ve Şam'da bir saray yaptıran Muâviye’ye giderek itiraz eden Ebu Zerr; “Eğer bunu Allah’ın malından yaptıysan bu bir hıyanettir. Kendi malından yaptıysan da bu bir israftır” demiştir.
Hatta Ebû Zerr’in tepkisi sadece bu sarayın yapılmasıyla sınırlı da değildir.
Ona göre ihtiyaç fazlası mal, fakirlere verilmelidir.
Bu konuda “Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele.” (Tevbe, 9: 34) âyetini de delil göstermekteydi.
Bunların üzerine birilerinin "hazret" demeyi sevdiği Muaviye, Ebu Zerr'i 3. Halife Osman'a şikayet etti ve Medine'ye çağırılan Ebu Zerr, Rebeze çölüne sürgün edillerek ölüme mahkum edilmiş oldu.
Tüm bunlara ek olarak Muaviye, "Sen bize Bizansın veya Sasanilerin babadan oğula geçen krallık biçimindeki yönetimlerini getirmeye çalışıyorsun" diye itiraz eden gerçek sahabeleri ya susturmuş ya da katlettirmiştir.
Peki bir insana sahabe demek için Hz. Peygamberi baş gözü ile görmüş olması yeterli midir?
Hz. Muhammed'i bir çok kişi görmüştür ve savaştığı düşmanları da elbette onu görmüştür.
Peygamberi görmüş olmakla kimseye pâye verilemez.
Peygamberin yolundan yürümekle ve Peygambere duyulan muhabbeti daim kılmakla ancak peygamberin sahabesi olunabilir.
Bir kimsenin sevdiği kişinin sevdiklerini sevmesine tevella, sevmediklerini sevmemesine de teberra diyoruz.
Dostunuzun düşmanını seviyorsanız eğer, sizde bir "sıkıntı" var demektir.
Sonuç; Hz. Peygamberin getirdiği dini tersine çevirmiş bir karşı-devrimciye ben hazret filan demem, diyenden de hiç hazzetmem kardeşim.
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN






Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.