Dr. İhsan Ünlü yazdı: Kimin safındayız? Kime hizmet ediyoruz?

Araştırmacı-yazar Dr. İhsan Ünlü, Müslümanların birlik ve kardeşliğine dikkat çeken önemli bir yazı kaleme aldı.
Araştırmacı-yazar Dr. İhsan Ünlü, Müslümanların birlik ve kardeşliğine dikkat çeken önemli bir yazı kaleme aldı.
Ünlü, yazısında Hz. Ali’nin Sıffin Savaşı sırasında verdiği bir cevabı örnek göstererek, hakikatin şahıslara göre değil, şahısların hakikat mizanında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. “Hakikat insanlara bakarak öğrenilmez. Bilakis hakikat mizanında insanlar değerlendirilir” ifadeleriyle, Kur’an-ı Kerim’in “Furkan” vasfına ve “toptan Allah’ın ipine sarılın” (Âl-i İmrân, 103) emrine işaret etti.
Dr. İhsan Ünlü'nün makalesinin tam mertni şöyle:
KİMİN SAFINDAYIZ? KİME HİZMET EDİYORUZ?
Hz. Ali’ye yakınlığıyla bilinen bazıları ona Sıffin’de sorarlar: “Acaba senin hak üzerinde olduğuna, Talha ve Zubeyir’in de bâtıl yolda olduklarına itikat etsek ne olur?”
Hz. İmam Ali, “Sen şahısları hak ile tanı, Hakk'ı şahıslarla tanıma. Yeter ki sen Hakk'ı tanı, onun ehlini de tanırsın!” diye cevap verir.
Hakikat insanlara bakarak öğrenilmez. Bilakis hakikat mizanında insanlar değerlendirilir.
Bugün biz Müslümanların elinde hakikatin ta kendisi olan Kur’an mizanı dipdiri durmaktadır.
Bir adı da Furkan (hakkı batıldan ayıran) olan bu mübarek kitap, gerçeğin ta kendisi ve öncekileri doğrulayıcı olarak indirilmiştir. (Âl-i İmrân:3-4)
Bu Yüce Kitapta Müslümanların dağınıklığına asla müsaade edilmez; bilakis “toptan Allah’ın ipine sarılın” buyrulur. (Âl-i İmrân-103)
Müminlerin ancak kardeş oldukları deklare edilir…(Hucurat-10)
Hz. Peygamber (as) müminleri bir vücudun azalarına benzetirken hiçbir ayrıma girmez; üstelik veda hutbesinde her türlü ayrımcılığa karşı dururken gerçek üstünlüğün takva yani sorumluluk bilincini kuşanmak olduğuna dikkat çeker.
Tabi bugün Müslümanlar, birbirlerine karşı kardeş gibi değil de kalleş gibi davranıyorsa bu durum, üzerinde durulması gereken ciddi bir problemdir.
Bu meyanda Kur’an, inananları Allah için hakkı ayakta tutmaya ve adaletle şahitlik eden kimseler olmaya davet eder.
“Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin” diye de hemen arkasından uyarır. (Maide-8)
Hal böyleyken bugün göz göre göre zulme uğrayan Müslümanlara sırf mezhebinden ve meşrebinden dolayı duyarsız kalmak doğru bir yaklaşım olabilir mi?
Mezhep, meşrep meselesi; nereden çıktığı? hak-batıl vs. şimdi onları tartışma zamanı değildir.
Komşunun evi yanarken duvarın renginin ne olduğu tartışmasına takılıp kalmak en hafif tabiriyle vurdumduymazlıktır.
Daha vahim olanı, şayet önlem alınmazsa mahallesindeki o yangının kendi evine de sıçrama ihtimalinin yüksek olmasıdır.
Bizim anlayışımıza göre, mazluma kimliği sorulmaz.
Zulüm kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun mazlumun yanında zalime karşı durmak gerekir.
Sırf mezhebinden veya ırkından dolayı bugün kuşatma altında olan ülkeye/ ülkelere mesafeli duranlar, bilerek ya da bilmeyerek emperyal güçlerin değirmenine su taşımaktadır.
Bunlar, onca ayet ve hadis ayrışmayı değil birleşmeyi salık verirken, kör mezhepçilik anlayışıyla tam da küffarın arayıp da bulamadığı kamplaşmaya çanak tutmaktadırlar.
Öte yandan Muharrem ayı geldiğinde mazlumların önderi, şehitler serdarı İmam Hüseyin için yas tutanların, bugün mazlum halklar ve gönül coğrafyasında yaşananlar karşısında sus pus olmaları tam bir çelişkidir.
Ümmetin ortak acısı ve kanayan yarası Kerbela’dan yeterince ders çıkaramayanların, bugün bütün coğrafyanın Kerbela ve her günün âşûra olmasına engel olamadığı görülmektedir maalesef.
“Zillet içimde yaşamaktansa izzetli bir ölümü tercih ederim” diyerek yola çıkan İmam Hüseyin’i yeterince tanımayan sözüm ona Müslümanlar, bugün zillet içinde sömürge güçlere teslim olmuş durumdadır.
Gaflette olan bu insanlara tavsiyem, “Sarı Öküz” hikâyesini tekrar tekrar okumalarıdır. Gafil Müslümanlar dünyevi hırs ve çıkarları adına tarihten bu yana çok tavizler verdi.
Kimi kariyer, kimi ikbal, kimi makam, kimi menfaat, kimi şöhret uğruna dinini, mukaddesatını sattı.
Mezhebini, meşrebini, ırkını, dilini, rengini dinin/hakikatin önüne geçirenler sayesinde İslam öncesi cahiliye karanlığı tekrar hortladı.
Gün, mezhebine meşrebine bakmaksızın mazlumdan ve mağdurdan olma günüdür.
Gün, “Ehl-i kıble tekfir olunmaz” gerçeğinden hareketle, Müslümanlara kavli ve fiili duada bulunma ve dayanışma günüdür.
Gün, safları sıklaştırma ve İslam kardeşliğini yeniden tesis etme günüdür.
Unutmayalım; “Haksızlık karşısında susan, hakkıyla birlikte şerefini de yitirir.” (Hz. Ali)
Safımız belli; kanayan bir yara karşısında adaletin ve merhametin sesi olmak.
30.03.2026
Dr. İhsan ÜNLÜ
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- Dr. İhsan Ünlü yazdı: Kimin safındayız? Kime hizmet ediyoruz?
- Kemal Bülbül Solingen’den Cumhuriyet’e nefret kustu!
- Azerbaycan Sinemasının dev çınarı Rasim Balayev hayatını kaybetti
- Ali Rıza Özkan: Gündemimiz Ramazan Cemi değil, buharlaşan yardımlardır!
- Şah-ı Merdan Hz. Ali Paneli ve Sultan Nevruz Cemi düzenlendi
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN



Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.