İstanbul
11 Eylül, 2026, Cuma
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

Gazeteci Sümen yazdı: Etkinlikler bitti, Hacıbektaş’ın soruları bitmedi

Gazeteci Sümen yazdı: Etkinlikler bitti, Hacıbektaş’ın soruları bitmedi
Haber Hacıbektaş sitesinin sahibi ve genel yayın yönetmeni Mustafa Sümen, Alevi Bektaşilerin kutsal şehri Hacıbektaş'ta yaz etkinliklerinin sona ermesinin ardından bir yazı kaleme aldı. Sümen, devlet, belediye ve Alevi Bektaşi kuruluşlarını daha fazla sorumluluk almaya davet etti.

Etkinlikler Bitti, Hacıbektaş’ın Soruları Bitmedi

Hacıbektaş’ta ağustos ayı sona erdi.

Günlerce süren hareketlilik bitti. Konuklar ilçeden ayrıldı, sahneler söküldü, yollar yeniden sakinleşti.

Şimdi biraz durup geriye bakma zamanı.

Çünkü Hacıbektaş’ta yaşananlar sadece törenlerden, panellerden, konserlerden ve protokol konuşmalarından ibaret değildi.

Etkinliklerden yaklaşık 15-20 gün önce başlayan hareketlilik, ilçe halkı ve esnafında da ister istemez bir tedirginlik yarattı. Geçici konaklamalar, trafik, temizlik, kamu düzeni ve yoğunluk yine gündeme geldi.

Emniyet güçlerinin hakkını teslim edelim. Bu yıl gerekli tedbirler alındı ve önceki yıllara göre daha görünür bir güvenlik organizasyonu vardı.

Ama Hacıbektaş gibi küçük bir ilçenin birkaç gün içinde olağan kapasitesinin çok üzerinde bir kalabalığı taşıması yine de kolay değil.

Üstelik mesele yalnızca güvenlik değil.

Trafik, otopark, temizlik, sağlık, su, atık yönetimi ve konaklama aynı anda yönetilmek zorunda.

Bu nedenle Hacıbektaş’ın her yıl yaşadığı bu yoğunluk artık geçici tedbirlerle değil, kalıcı bir şehir planlamasıyla ele alınmalı.

Göçebeyi de bilmek zorundayız

Bu tartışmada bir gerçeği de görmezden gelmemek gerekiyor.

Göçebe ve gezici topluluklar da bu kültürel coğrafyanın bir parçası. Yol ve erkâna uyanı da var, farklı biçimde yaşayanı da. İstesek de istemesek de bu gerçekliği bilmek ve doğru yönetmek zorundayız.

Ancak bu inançsal ve kültürel aidiyet, ortak yaşam kurallarını ortadan kaldırmaz.

Hacıbektaş’a gelen herkes misafirimizdir. Fakat misafir olmak, ev sahibinin yaşam alanına ve ortak kullanım alanlarına saygı göstermemeyi gerektirmez.

Bu nedenle mesele insanların Hacıbektaş’a gelip gelmemesi değil; gelen insanların nerede, hangi koşullarda ve nasıl ağırlanacağıdır.

Yıllar önce Hacıbektaş Belediye Belediye Başkanı Mustafa Özcivan döneminde uygulanan çadır kent modeli de bu açıdan yeniden düşünülmeli. Elbette eski haliyle değil; bugünün şartlarına uygun, temiz, güvenli, altyapısı güçlü, duş ve tuvaletleri bulunan, atık yönetimi planlanmış çağdaş bir geçici konaklama alanı olarak.

Böyle bir düzenleme hem ilçe halkının yaşam alanlarını korur hem de gelen insanların daha düzenli koşullarda konaklamasını sağlar.

“Konforu artırırsak daha fazla gelir, daha uzun süre kalırlar” şeklindeki yaklaşım ise bana göre doğru değil.

Herkesin kendi memleketinde kurduğu bir hayatı, işi ve düzeni var. Gelecekler gidecekler.

“Burası sıradan bir ilçe değildir”

Belediye Başkanı Ali Kaim’in konuşmasındaki en dikkat çekici ifadelerden biri buydu:

“Burası sıradan bir ilçe değildir.”

Kesinlikle değil.

Ama bu sözün gereği de yerine getirilmeli.

Sıradan bir ilçe değilsek, yıllardır aynı altyapı ve konaklama sorunlarını konuşmamalıyız.

Etkinlik döneminde nüfusu katlanan bir yerleşim için şehir planlaması da buna göre yapılmalı.

Başkan Kaim’in de dikkat çektiği gibi Hacıbektaş, ziyaretçi yoğunluğunun oluşturduğu yük karşısında özellikle altyapı, şehirleşme ve konaklama alanlarında zorlanıyor.

O halde “sıradan bir ilçe değiliz” demek kadar, sıradan bir ilçe gibi yönetilmemek için ne yapıldığı da ortaya konulmalı.

Bu sorunun muhatabı yalnızca belediye değil.

Merkezi yönetimin de burada ciddi sorumluluğu var.

Devletin sorumluluğu artık daha büyük

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Hacıbektaş’taki varlığı artık yeni değil.

Yaklaşık beş-altı yıldır devlet ve belediye tarafında ayrı programlar gerçekleştiriliyor.

Dolayısıyla artık “neden ayrı?” tartışmasından çok, bu yapının Hacıbektaş’a ne kattığına bakmak gerekiyor.

Devletin bu alanda bir Başkanlığı var.

Kurumsal yapısı var. Personeli var. Bütçesi var. Yetkisi var.

O halde sormak da lazım,

Hacıbektaş’ta kalıcı kültür ve inanç projeleri nerede?

Alevi-Bektaşi arşivi nerede?

Sözlü tarih çalışmaları nerede?

Gençlere yönelik inanç ve kültür programları nerede?

Semahın geleceğine ilişkin somut adımlar nerede?

Balkanlardaki Bektaşi mirasının yanı sıra, Horasan’dan İran coğrafyasına, Anadolu’dan Balkanlara uzanan tarihsel ve kültürel bağlar da bu programın önemli başlıklarından biri olmalı.

Devletin bu alandaki varlığı yalnızca ağustos ayındaki bir kaç programla ölçülemez.

Başkanlık kurulmuşsa artık sonuç üretmek zorunda.

Üstelik bu sonuçların başlangıç noktası Hacıbektaş olmalı.

Çünkü burası Serçeşme.

Serçeşme’den başlamayan kültür politikası eksiktir

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Türkiye’nin farklı bölgelerinde çalışmalar yürütmesi elbette önemli.

Ancak inancın ve kültürün tarihsel merkezlerinden biri olan Hacıbektaş’ta örnek bir model oluşturulmadan bu çalışmaların eksik kalacağı da açık.

Hacıbektaş’ta sürekli çalışan bir araştırma merkezi kurulabilir.

Alevi-Bektaşi arşivi oluşturulabilir.

Deyişler, nefesler, semahlar ve sözlü tarih kayıt altına alınabilir.

Gençler için eğitim ve kültür programları hazırlanabilir.

Balkanlar’daki Bektaşi mirasıyla ortak araştırmalar yürütülebilir.

Farklı dillerde yayınlar hazırlanabilir.

Bu inanç ve kültür Türkiye’ye ve dünyaya daha güçlü biçimde anlatılabilir.

Bunların hepsi mümkün.

Ve bunun ilk adresi Hacıbektaş olmalı.

Semah konusunda hâlâ cevap bekliyoruz

Semah bu yıl özellikle üzerinde durduğumuz konulardan biriydi.

Çünkü semah bir sahne gösterisi değil; Alevi-Bektaşi kültürünün yaşayan unsurlarından biri.

Hacıbektaş’ta yıllardır faaliyet gösteren Kültür ve Turizm Bakanlığı Hacıbektaş Semah Topluluğu’nun geçmişte yaklaşık 30 kişilik bir yapıya sahipken bugün 2 kadın semahçı, 2 erkek semahçı ve 1 bağlamacı olmak üzere 5 personelle faaliyet göstermeye çalıştığını kamuoyunun gündemine taşıdık.

5 ve 6 Temmuz’da CİMER üzerinden Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına sorular yönelttik.

Kadrolar neden azaldı?

Yeni kadro olacak mı?

Gençler bu yapıya nasıl dahil edilecek?

Semah geleneğinin kurumsal geleceği için ne planlanıyor?

Etkinlikler geldi geçti.

Sorularımızın cevabı ise hâlâ ortada yok.

Buradaki mesele yalnızca beş personelin eksikliği değil.

Bir ibadet ve kültürün nasıl korunacağı ve gelecek kuşaklara nasıl aktarılacağı meselesi.

Etkinliği sanatçı listesine indirmek

Etkinliğin iyi veya kötü olduğunu yalnızca konser programındaki isimlerle değerlendirmek de ciddi bir yanılgı.

Bu kültürün içinde deyiş var, nefes var, semah var, cem var, sözlü tarih var, edebiyat var, felsefe var, tasavvuf var, ocak kültürü var, Bektaşilik tarihi var.

Yüzyıllara yayılan büyük bir kültürel hafıza var.

Bütün bunları bir kenara bırakıp “Kim konser verdi?” sorusuna sıkışmak, Hacı Bektaş Veli’nin mirasını küçültmek olur.

Sanatçı da olacak, konser de.

Ama etkinliğin niteliği bunlarla ölçülmemeli.

Asıl mesele, bu büyük kültürel birikimin ne kadarının araştırıldığı, anlatıldığı, kayıt altına alındığı ve gençlere aktarıldığıdır.

Uluslararası denilen etkinliğin eksiği

63. Ulusal, 37. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri…

İsim büyük.

Miras büyük.

Ancak bu yıl etkinliğin uluslararası boyutu olması gereken ağırlığa ulaşmadı.

Hacı Bektaş Veli’nin düşüncesinin Balkanlar’daki izleri ortada.

Ancak bu mirası yalnızca Balkanlarla sınırlı görmek de doğru değil. Horasan’dan İran coğrafyasına, Anadolu’dan Balkanlara uzanan uzun bir tarihsel ve kültürel yolculuktan söz ediyoruz.

Arnavutluk’tan Bosna-Hersek’e, Kosova’dan Kuzey Makedonya’ya uzanan Bektaşi mirasının yanı sıra Horasan ve İran coğrafyasındaki düşünsel ve tasavvufi birikim de bu büyük kültürel hafızanın önemli parçaları.

Hacıbektaş’taki uluslararası program da bu geniş coğrafyayı dikkate almalı; yalnızca bugünkü sınırlar üzerinden değil, bu kültürün tarih boyunca oluşturduğu bağlar üzerinden şekillenmeli.

Buna rağmen uluslararası boyutun etkinliğin ana omurgalarından biri haline geldiğini söylemek zor.

“Uluslararası” kelimesi programın başlığında değil, içeriğinde yaşamalı.

Devletin Alevilik yaklaşımı tartışması

Bir başka önemli tartışmayı da görmezden gelemeyiz.

Bir kısım Alevi Bektaşi toplumu ve bazı Alevi kurumları, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın devlet eliyle kendi Alevilik anlatısını oluşturduğunu ve bunu topluma dayatmaya çalıştığını savunuyor.

Doğruluğu ayrıca tartışılabilir.

Fakat ortaya önemli bir soru koyuyor:

Bir inancı ve kültürü yaşatmak ile o inanç kültürün ne olduğunu devlet adına tarif etmek aynı şey değildir.

Başkanlığın görevi Aleviliği tek bir kalıba sokmak değil; farklı geleneklerin, ocakların, kurumların ve toplulukların kendisini ifade edebilmesine alan açmak olmalı.

Devlet kültürün sahibi değil.

Koruyucusu ve destekçisi olmalı.

Alevi kurumları da kendi payına düşeni görmeli

Alevi kurumları yıllardır farklı pozisyonlarda duruyor.

Kimi devlet programında, kimi belediye programında yer alıyor.

Kimi ise hiçbirinde yer almıyor.

Bu farklılıkların tarihsel ve siyasi gerekçeleri olabilir.

Ama sonuç değişmiyor:

Bölünmüş bir yapı ortaya çıkıyor. Bugün gelinen noktada onlarca büyük yüzlerce küçük farklı Alevi Bektaşi kurumunun oluşu bunun kanıtı gibi.

Devletin Başkanlığı başka bir yerde, belediye başka bir yerde, Alevi kurumları kendi içinde farklı yerlerde.

Peki bu bölünmüşlük Hacıbektaş’a ne kazandırıyor?

Farklı düşünmek mümkündür.

Ama ortak kültürel mirasa sahip çıkmak da mümkündür. Bizde yol bir, sürek bin birdir.

Hacı Bektaş Veli’nin mirası hiçbir kurumun mülkü değildir.

Hacıbektaş bir rekabet alanı olmamalı

Devletin programı, belediyenin programı, Alevi kurumlarının farklı etkinlikleri…

Kim daha büyük sahne kurdu?

Kim daha fazla sanatçı getirdi?

Kim daha kalabalık topladı?

Bunlar artık asıl mesele olmamalı.

Asıl soru şu:

Kim kalıcı bir değer üretti?

Kim gençlere ulaştı?

Kim kültürü kayıt altına aldı?

Kim araştırma yaptı?

Kim uluslararası bağ kurdu?

Kim Hacıbektaş’ın gerçek sorunlarından birini çözdü?

İşte bilanço burada.

İBB desteği ve yerel irade

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin organizasyona desteği de bu yıl yeniden tartışıldı.

Burada mesele İBB’nin destek vermesi değil.

Mesele, bu desteğin yerel iradeyle nasıl bir ilişki içerisinde yürüdüğü.

Yetki paylaşımı, organizasyon yönetimi ve protokol düzeni üzerinden çeşitli tartışmalar yaşandı.

Hacıbektaş Belediyesi’nin 63 yıllık bir geleneğin taşıyıcısı olduğu düşünüldüğünde, gelecek yıllarda organizasyon modelinin daha açık ve şeffaf biçimde ortaya konulması gerekiyor.

Sonunda geriye ne kaldı?

Binlerce insan geldi.

Semahlar döndü.

Deyişler söylendi.

Paneller yapıldı.

Konserler düzenlendi.

Devlet kendi programını yaptı.

Belediye kendi programını yaptı.

Alevi kurumları farklı biçimlerde bu programlarda yer aldı.

Sonra herkes gitti.

Hacıbektaş yine kendi gerçekliğiyle baş başa kaldı.

İşte asıl bilanço şimdi çıkarılmalı.

Etkinlik Hacıbektaş’ta ne bıraktı?

Bir araştırma merkezi için adım atıldı mı?

Bir arşiv oluşturuldu mu?

Semahın geleceği konusunda somut bir karar alındı mı?

Uluslararası kalıcı bir kültür bağlantısı kuruldu mu?

Gençler için yeni bir alan oluşturuldu mu?

Konaklama ve altyapı sorunları için gelecek yıla bırakılmayacak bir plan ortaya çıktı mı?

Bu soruların cevabı, gelecek yıl sahneye çıkacak sanatçı listesinden çok daha önemli.

Çünkü etkinliğin gerçek başarısı, kalabalık dağıldıktan sonra ortaya çıkar.

Sahneler söküldü.

Kalabalık dağıldı.

Hacıbektaş yeniden sakinleşti.

Ama sorular burada.

Devlet için de.

Belediye için de.

Alevi kurumları için de.

Çünkü Hacı Bektaş Veli’yi anmak kolay.

Onun mirasına layık bir gelecek kurmak zor.

Artık Etkinliğin Formatını Değiştirme Zamanı

Hacıbektaş’ta yıllardır yapılan anma törenlerinin artık yalnızca “daha büyük sanatçı, daha kalabalık program, daha büyük sahne” anlayışıyla sürdürülmesinin yeterli olmadığını düşünüyorum.

Çünkü mesele etkinliği büyütmek değil, etkinliğin niteliğini değiştirmek.

“Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri” adı altında her şeyi aynı potada eritmek yerine, üç günü üç ayrı kimliğe kavuşturmanın zamanı geldi.

16 Ağustos anma günü olmalı.

Gündüz kapalı alanda resmî açılış ve protokol programı yapılabilir. Siyasetçiler, devlet ve kurum temsilcileri burada yerini alabilir. Hacı Bektaş Veli’yi anlatan kısa film, konuşmalar, semah ve ödül bölümüyle tören tamamlanabilir. Burada siyaset kendi yerinde durur; kültür programının geri kalanına taşınmaz.

Ancak 16 Ağustos’un asıl ağırlığı akşam ortaya çıkmalı.

Akşam Cumhuriyet Meydanı’nda, binlerce insanın katılımıyla büyük bir cem yapılmalı.

Bu, sıradan bir sahne programı gibi tasarlanmamalı. Cem, kendi erkânına ve inanç esaslarına uygun biçimde, ilgili Alevi-Bektaşi kurumlarının öncülüğünde gerçekleştirilmelidir.

Burada Alevi-Bektaşi kurumlarına da açık bir çağrı yapmak gerekiyor:

Bu konuda inisiyatif alın.

Hacıbektaş’ta böylesine büyük bir cem organizasyonunun nasıl yapılabileceğini birlikte tartışın, erkânın gerektirdiği şartları belirleyin ve bu işi kurumların kendi sorumluluğunda sahiplenin.

Binlerce insanın aynı meydanda bir araya geldiği böyle bir cem, 16 Ağustos’un merkezine Hacı Bektaş Veli’nin mirasını yerleştirir.

17 Ağustos kültür, düşünce ve yaşam günü olabilir.

Hırka Dağı-Ardıç Ağacı yürüyüşünden gençlik ve kadın buluşmalarına; akademik forumlardan tiyatroya, kitap günlerinden imza programlarına, sokak sanatlarından sözlü tarih çalışmalarına kadar Hacıbektaş’ın tamamına yayılan bir program hazırlanabilir.

Çilehane başka, Kadıncık Ana Parkı başka, Sevgi Yolu başka, Kültür Merkezi başka, Nilgün-Sırrı Bektaş Kültür Evi başka bir programın merkezi olabilir.

Akşam ise konser yerine Serçeşme Muhabbeti yapılabilir.

Balkanlardan ve farklı ülkelerden kültür insanları, akademisyenler ve Bektaşi kurumlarının temsilcileri davet edilebilir. Çeviri sistemi kurulabilir. Siyasetçiler de isterlerse bu programa konuk olarak katılabilir; ancak bu kez kürsünün sahibi siyaset değil, kültür olur.

18 Ağustos ise kültür ve sanat günü olarak tasarlanabilir.

Üstelik sabahı boş bırakılabilir. İnsanlara nefes alacak, ilçeyi gezebilecek, Dergâh’ı ziyaret edebilecek bir zaman bırakılır.

Saat 14.00’ten sonra tiyatro, sergi, edebiyat, söyleşi, atölye ve sokak sanatlarıyla program yeniden başlar.

Ve üç günün sonunda, konser nihayet olması gereken yerde, kapanışta yerini alır.

Bunlar benim aklıma gelenler ve elbette çeşitlendirilip değiştirilebilir.

Böyle bir modelde siyaset kültürün içine karışmaz; konser anmanın önüne geçmez; panel konser arasında kaybolmaz; tiyatro bir “yan etkinlik” olmaktan çıkar.

Her şey kendi yerinde olur.

Bu yeni formatın hayata geçirilebilmesi için etkinliğin finansman modeli de baştan planlanmalı. Organizasyonun bütün yükünün belediyenin veya kamu kurumlarının bütçesine bırakılması yerine, kültür ve sanat alanına katkı sunabilecek kurumsal sponsorlarla şeffaf bir iş birliği modeli kurulmalı.

Sponsorlar yalnızca sahne ve konser giderleri için değil; araştırma merkezi, arşiv çalışmaları, gençlik programları, uluslararası konuklar, çeviri hizmetleri, sergiler, yayınlar, ulaşım ve teknik altyapı için de destek sağlayabilir.

Ancak sponsorluk süreci etkinliğin kimliğini ve bağımsızlığını zedelememeli. Hangi kurumun ne kadar destek verdiği, bu desteğin hangi alanda kullanıldığı ve etkinliğe ne kazandırdığı kamuoyuna açık biçimde paylaşılmalı.

Ayrıca bu büyük buluşmanın yalnızca Hacıbektaş’ta bulunanlarla sınırlı kalmaması gerekiyor. Etkinliğin özellikle anma programı, cem ve kapanış etkinliği çok sayıda televizyon kanalı tarafından canlı yayınlanmalı.

Ulusal kanalların yanı sıra kültür, haber ve yerel televizyonlar da bu yayına dahil edilmeli.

Böylece Hacı Bektaş Veli’nin düşüncesi yalnızca ilçeye gelen binlerce kişiye değil, Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerindeki milyonlarca izleyiciye ulaştırılabilir.

Bu yayınlar yalnızca konser görüntülerinden oluşmamalı. Cem, semah, söyleşiler, akademik oturumlar, sergiler, gençlik programları ve Hacıbektaş’ın tarihî mekânları da doğru bir anlatımla ekrana taşınmalı.

Bence artık Hacıbektaş’ın ihtiyacı daha fazla etkinlik değil.

Daha doğru tasarlanmış, daha güçlü finanse edilen ve daha geniş kitlelere ulaştırılan bir etkinlik.

Çünkü burası sıradan bir festival alanı değil.

Burası Serçeşme.

Ve Serçeşme’de yapılacak programın ölçüsü de kaç kişinin geldiği, kaç sanatçının sahne aldığı veya kaç protokol konuşmasının yapıldığı olmamalı.

Ölçü; Hacı Bektaş Veli’nin mirasının ne kadar doğru anlatıldığı, kültürün ne kadar yaşatıldığı, etkinliğin ne kadar şeffaf ve sürdürülebilir biçimde finanse edildiği ve bu üç günün Hacıbektaş’a ne bıraktığı olmalı.

Bence artık bu tartışmayı yapmanın zamanı geldi.

2027’de aynı programı biraz değiştirerek tekrar etmek yerine, gerçekten yeni bir format ortaya koymak gerekiyor.

Elbette bunun kararını vermek bizim işimiz değil. Bizimki öneri.

Karar Hacıbektaş Belediyesi’nin ve Anma Komitesi’nin sorumluluğundadır.

Ancak bu öneriyi yalnızca belediyeye değil, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na da sunmak gerekiyor.

O halde herkes kendi sorumluluk alanından elini taşın altına koymalı.

Kamu kurumları, belediyeler, Alevi-Bektaşi kurumları, kültür kuruluşları, sponsorlar ve medya kuruluşları ortak bir plan etrafında buluşmalı. Etkinliğin finansmanı, programı, canlı yayınları ve kalıcı kültür projeleri önceden belirlenmeli.

Bizim görevimiz ise bu tartışmayı açmak.

Çünkü aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı bir sonuç beklemek yerine, artık cesaretle yeni bir model konuşmanın zamanı geldi.

Burası Serçeşme.

Serçeşme’nin hakkı da yılda birkaç günlük törenlerden çok daha fazlasıdır.

Mustafa Sümen/Haber Hacıbektaş

11.09.2026

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Facebook Yorum

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Başka haber bulunmuyor!