İstanbul
22 Mayıs, 2026, Cuma
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

Gülay Sormageç yazdı: Özbekistan'ın tarih kokan şehri Buhara

Gülay Sormageç yazdı: Özbekistan'ın tarih kokan şehri Buhara
Şair ve yazar Gülay Sormageç, kısa bir süre önce yaptığı Özbekistan seyahatini Alevihaberler.com.tr için yazdı.

BUHARA

Harezm gezimizi tamamladık, Buhara şehrine doğru yola çıktık. Yaklaşık beş saat süren yolculuğun ardından akşamın ilk ışıkları ufukta görünmeye başladı.

Yol uzun, yolculuk meşakkatliydi; fakat bu meşakkat insana farklı bir haz yaşatıyor. Sanki insan köklerini arıyor! Geçmişe ve köklere duyulan merak ile özlem içindeyiz.

Rehberimizin verdiği bilgiler, tarihten belleğimizde kalanlarla bağlantı kurmaya çalışıyoruz. Bazen hayret, bazen hüzün içinde yaptığımız bir geçmiş yolculuğu… Bugün de buluşmak… En masum hissiyatla kardeşlik ahlakını hatırlamak…

Kısaca Buhara Tarihi

Bu topraklar, 712 yılında Kuteybe bin Müslim komutasındaki Araplar tarafından fethedildi.

Ardından bölge Samanilerin eline geçti. Kökenleri bazı kaynaklarda Göktürklere, bazı kaynaklarda ise Fars hükümdarlarına dayandırılan Samanilerin kurucuları arasında Nasr bin Ahmed, Ahmed bin Esed ve İsmail Samani öne çıkar.

Özellikle 892 yıllarında bu topraklarda hüküm süren Samanilerin en anlamlı hizmeti; bölgedeki âlimleri ve bilim insanlarını bir araya toplayarak camiler ve medreseler inşa etmeleridir.

Bu sayede Buhara, eski İpek Yolu üzerinde ticari, kültürel ve bilimsel bir merkez hâline gelmiştir.

Mimari miras: İsmail Samani Türbesi, Kalon Minaresi ve tarihi medreseleriyle şehir adeta bir açık hava müzesi niteliğindedir. Buhara’nın tarihi merkezi UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almaktadır.

İlim ve fikir merkezi Buhara!

Terazinin kefeleri gibi bir tarafta İbn-i Sina, diğer tarafta İmam-ı Buhari ve Firdevsi gibi büyük bilginler…

İslam dünyasının en yaygın tarikatlarından Nakşibendiliğin kurucusu Bahaeddin Nakşibend de bu topraklarda doğmuş ve yaşamıştır.

Tasavvufun kalbi bu şehirde atmıştır. Tasavvuf nedir? İnsanın kendini bulması, kendini bilmesi için Kur’an ve sünnet ışığında sarf edilen maddi ve manevi çabaların bütünüdür.

9. yüzyıldan 1220’ye kadar Buhara ticarette, kültürde ve bilimde çok gelişmiş; büyük âlimler yetiştirmiştir. Ancak 1220 yılında Cengiz Han bu topraklara gelerek âlimlerin yazdığı kitapları ve İslam’a ait tüm kaynakları bir araya toplayıp yaktırmıştır.

O dönemde Buhara’da çok büyük bir kütüphane bulunuyordu. Orta Asya ve Maveraünnehir coğrafyasındaki en büyük kütüphaneler Semerkant ve Buhara’daydı.

Ne yazık ki Moğol istilası bu eserlerin hepsini yerle bir etmiştir.

Tam da bu noktada insanın yüreği burkuluyor!

Tarihin tozlu raflarından silkelenip şahlanıyor ruhun. Hayıflanıyor, hayret ediyorsun. İnsanın insana yaptığına akıl sır erdiremiyorsun…

Sormadan da edemiyorsun: Acaba o kitaplar kalsaydı bugün Orta Asya ne durumda olurdu? İnsanlık bu bilgilerle ne kadar ışırdı?

Asya’yı Avrupa’ya bağlayan İpek Yolu’nun en önemli duraklarından biri olarak Buhara, yüzyıllar boyunca medeniyetlerin ve kültürlerin kesişim noktası olmuştur. Belki de bu yüzden, Buhara İnsanı kendi efsununa çekip alıyor!

Milli kıyafetler: Şehrin sokaklarında halk ve sanatçılar milli kıyafetlerini gururla taşıyor. Renkli desenler, işlemeli kumaşlar Buhara’nın kimliğini yansıtan bir tablo gibi gözlerimizin önünde.

İpek ve pamuk kumaşlar, el emeği göz nuru işlemeleriyle hâlâ çok güzel ve hâlâ kullanılıyor. Giysilerden ev dekorasyonuna, halı ve kilimlere kadar milli motifler bütün ihtişamıyla göz kamaştırıyor.

Yün ve ipek halılar da aynı işçilik ve incelikte…

Ertesi Gün Buhara Sokaklarında

Buhara’nın sokaklarında yürürken yediden, yetmişe halkın gururla taşıdığı milli kıyafetlere imrenmemek mümkün değil.

Renkli desenler, işlemeli kumaşlar şehrin kimliğini ve estetiğini yansıtıyor. Adım başı karşımıza çıkan samsa dükkânları ise bu canlılığın lezzetli bir parçası: bol kıyma ve soğanla hazırlanan, çi börek ile gözleme arasında bir tat sunan bu atıştırmalık, Buhara ve bütün Özbekistan’ın gündelik hayatının ayrılmaz bir parçası.

Akşam vakti Çınar Restoran’da tattığımız boyun kebabı, baharatların kokusu ve etin yumuşaklığıyla şehrin misafirperverliğini hissettiriyor.

Harezm bölgesinde yetişen pirinç ile pişirilen Buhara pilavını ise ertesi akşam tadacaktık.

Hive’de bize rehberlik eden Hilal Hanım, Hive pirincinin bütün Özbekistan’a buradan gittiğini söylemişti. Pirinç ince ve lapa olmayan özellikteydi; nişastası oldukça azdı.

Hayvancılık ise bizim “yoz inek” olarak tanımladığımız, merada yayılarak beslenen hayvanlarla yapılıyor. Koyun ve keçiler de öyle, merada besleniyor.

Dolayısıyla etin lezzeti oldukça güzel ve yumuşak kıvamda pişiriliyor. Baharat olarak safran çok kullanılıyor.

Gezdiğimiz Tarihi Mekânlar

Bolo Havuz Camii’nin avlusunda suya yansıyan zarif mimari, huzurun en berrak hâlini sunarken; Ark Kalesi’nin surları bizi Buhara’nın hanedanlık günlerine götürüyor.

Çar Minar Medresesi dört minaresiyle kültürel çeşitliliği yansıtırken, İsmail Samani Türbesi taş işçiliği ve manevi atmosferiyle derin bir tefekküre davet ediyor.

Şehrin sembolü olan Kalan Minaresi, güneşin altında pişmiş sarı tuğlalarıyla ihtişamını sergiliyor. Yüzyılların sessiz tanığı gibi göğe yükseliyor.

Kalan Camii’nin minaresi, bütün Orta Asya’da Moğol istilâsı öncesinden kalabilen birkaç yapıdan biri olması dolayısıyla önemlidir.

Minare, bu ilk camiden günümüze kadar gelen orijinal Karahanlı minaresi olup Arslan Han’ın adıyla 521 (1127) tarihini veren kitâbeye sahiptir. Tamamlandıktan kısa bir süre sonra üst kısmı kendiliğinden yıkılmış ve yine Arslan Han tarafından yaptırılmıştır.

Tuğla örgüsünün güzel örnekleriyle süslü kuşaklar silmelerle birbirinden ayrılır. İnci sıraları, sepet örgüleri, geometrik hatlar, baklavalar, yıldızlarla bezenmiş olan minarede şerefenin altındaki sırlı tuğla ile meydana gelen süsleme, bilinen en erken örneklerdendir.

İsmail Samani Türbesi: Buhara’nın en eski yapılarından biri olan türbe, taş işçiliğiyle göz kamaştırıyor. Sabrın ve zarafetin taşla imtihanı gibi geliyor insana bu muhteşem işçilik. Sessizliği ve manevi atmosferiyle ziyaretçiyi derin bir tefekküre davet ediyor.

İnsanların Türkiye sevgisi o kadar belirgin ki; nazikçe yanınıza gelen hanımefendiler fotoğraf çekilmek için ricada bulunuyor. Gençler İstanbul Türkçesiyle konuşuyor; bu yakınlık, sokakların sıcaklığını daha da artırıyor.

Bir restoranda bize canlı müzik eşliğinde sanatını icra ederek zihinlerimize ve gönüllerimize hoş bir tat bırakan sanatçıyı tanımaktan mutlu olduk.

İstanbul Türkçesiyle konuşuyor ve Türkiye’den türkü ile ezgilerle kulaklarımızı dolduruyordu. Üzerindeki kostüm de tamamen milli motiflerle bezeli kumaştan dikilmişti.

Yemekten sonra kendisine teşekkür ettim:

— Eğitimini İstanbul’da mı aldınız?

— Hayır, dedi.

—Bu kadar güzel Türkçeyi nasıl öğrendiniz?

— Türk dizilerinden, dedi…

Buhara’da kızıl kumların altında sessizce tarihi saklayan bir sadelik üzerinde; acı ve tatlı sarmal olmuş canlı bir tarih ve ihtişam kendini göstermekte…

Bu yaşlı tarih, asaletle gülümseyerek gönlümüze selamlar göndermekte. Biraz da bizim geç kalışımızın sitemli sükûtunu omuzlarımıza yüklemekte…

İki günlük Buhara gezimizi tamamladık. Artık Buhara’ya veda vakti…

Semerkant’a kavuşma özlemiyle otobüslerimize bindik. Semerkant’ı hayal ediyor, bir an evvel hasbihal etmek istiyoruz!

Gülay SORMAGEÇ

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Facebook Yorum

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Başka haber bulunmuyor!