Prof.Dr.Ümit Yazıcıoğlu yazdı: Hukukun önünde makam yoktur

Prof.Dr.Ümit Yazıcıoğlu, son günlerde gündeme gelen fon skandalı ve hukukun üstünlüğüne dair bir yazı kaleme aldı.
Prof.Dr.Ümit Yazıcıoğlu, son günlerde gündeme gelen fon skandalı ve hukukun üstünlüğüne dair bir yazı kaleme aldı.
"Makam geçicidir. Para geçicidir. Siyasi güç geçicidir. Alkış geçicidir.Fakat kamu vicdanı kalır. Ve bir gün bütün tartışmaların sonunda geriye yalnızca belgeler, hesaplar, tanıklar ve hukuk kalır." diyen Prof.Dr. Ümit Yazıcıoğlu'nun makalesinin tam metni şöyle:
HUKUKUN ÖNÜNDE MAKAM YOKTUR
Bir ülkede siyaset yalnızca kürsülerde söylenen sözlerden ibaret değildir. Siyaset aynı zamanda kamu gücünün nasıl kullanıldığı, kamuya karşı ne kadar hesap verildiği ve yönetenlerin kendilerini toplumun üzerinde mi, yoksa toplumun hizmetinde mi gördükleriyle ilgilidir.
Bugün Türkiye’de kamuoyunun önünde ciddi sorular bulunmaktadır. Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın Özata Denizcilik hisseleri üzerinden gerçekleştirdiği ileri sürülen işlemler hakkında önemli iddialar ortaya atılmıştır. Bu iddialara göre kısa bir dönem içerisinde çok yüksek miktarda hisse alım ve satımı gerçekleştirilmiş ve milyarlarca liralık bir fark oluşmuştur. Ancak bunların henüz mahkeme tarafından kesinleşmiş bir suç olarak kabul edilmediğini özellikle belirtmek gerekir. Kaya da iddiaların tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirterek siyasi görevlerinden ayrılmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ise Kaya ve eşi dahil bazı kişiler hakkında malvarlığına ilişkin tedbir talebinde bulunduğu bildirilmiştir.
Tam da burada mesele yalnızca borsa işlemleri değildir.
Asıl mesele güvendir.
Bir siyasetçi hakkında böyle bir iddia ortaya çıktığında toplumun sorması gereken soru yalnızca “Ne kadar para kazanıldı?” değildir. Daha temel sorular vardır: Bu paranın kaynağı nedir? İşlemler hangi şartlarda gerçekleştirildi? Zamanlama nasıl oluştu? Herhangi bir kamu bilgisine veya ayrıcalıklı bilgiye erişim söz konusu olmuş mudur? Sermaye piyasası kuralları ihlal edilmiş midir? Ve en önemlisi, kamu görevi ile özel ekonomik çıkar arasında herhangi bir bağlantı bulunmakta mıdır?
Bu soruların cevabını siyasi taraftarlar değil, bağımsız ve hukuka uygun soruşturmalar vermelidir.
Çünkü hukuk, yalnızca muhalifler için değil, iktidara yakın kişiler için de aynı şekilde uygulanmadığı sürece gerçek anlamda hukuk devleti olamaz.
Yıllarca millete din, ahlak, fedakârlık, sabır ve kanaat anlatıldı. Başörtüsünden söz edildi. Dinden söz edildi. Devletten, milletten ve şehitlerden söz edildi.
Fakat bütün bunların yanında başka bir sorumluluk daha vardır: Emanete sadakat.
Lokmasından tasarruf etmek zorunda kalan emeklinin de, asgari ücretlinin de, işsizin de, geleceğinden endişe eden gencin de devlete güvenmeye hakkı vardır.
Gece pazara giden Ayşe teyze, elindeki parayla evine ne götürebileceğini hesap ederken; çöpten geçimini sağlamaya çalışan Ahmet amca hayatını sürdürmeye çalışırken; gençler ev sahibi olmayı bırakın, düzgün bir iş bulmanın yollarını ararken, toplumun önünde milyarlarca liralık ekonomik kazanç iddiaları belirdiğinde elbette soru soracaktır.
Bu soruları sormak kimseye düşmanlık etmek değildir.
Bu, hesap sorma hakkıdır.
Şehitlerin adı kürsülerde anılır. Gaziler saygıyla selamlanır. Birlikten ve dirlikten söz edilir. Fakat devletin gerçek gücü, yalnızca güçlülerin yanında durduğunda değil, sıradan vatandaşın hakkını da koruduğunda ortaya çıkar.
Bir devletin büyüklüğü, yöneticilerinin ne kadar zenginleştiğiyle değil; vatandaşının kendisini ne kadar güvende ve adalet içinde hissettiğiyle ölçülür.
Bu nedenle mesele herhangi bir kişinin siyasi kimliği değildir.
Mesele AK Parti’li olmak ya da başka bir partiden olmak da değildir.
Mesele şudur:
Aynı hukuk herkese uygulanacak mı?
Eğer ortaya atılan iddialar gerçek dışıysa, bunun belgelerle ortaya konulması gerekir. Eğer işlemler hukuka uygunsa, kamuoyunun bunu açık ve anlaşılır biçimde öğrenmesi gerekir. Eğer hukuka aykırı bir durum varsa, o zaman makamına, partisine veya çevresine bakılmaksızın hukukun gereği yapılmalıdır.
Çünkü devlet kişilerin değil, kuralların devletidir.
Siyasetçilerin görevi de kendilerini dokunulmaz görmek değil, gerektiğinde hesap verebileceklerini kabul etmektir.
Bugün sorulması gereken soru bu yüzden yalnızca “Ne oldu?” değildir.
Daha derin soru şudur:
Bunca insan geçim sıkıntısı içindeyken, siyaset ile servet arasındaki sınır nerede başlamalı ve nerede bitmelidir?
Baştaki liderden söz ettiniz.
Başınızdaki örtüden söz ettiniz.
Dilinizden, dininizden, sözünüzden ve özünüzden söz ettiniz.
Şimdi aynı ahlaki ölçüyü servet ve güç karşısında da göstermek zorundasınız.
Çünkü ahlak yalnızca yoksula sabır tavsiye etmek değildir.
Ahlak, güçlü olduğunuz zaman da sınırınızı bilmektir.
Makam geçicidir. Para geçicidir. Siyasi güç geçicidir. Alkış geçicidir.
Fakat kamu vicdanı kalır.
Ve bir gün bütün tartışmaların sonunda geriye yalnızca belgeler, hesaplar, tanıklar ve hukuk kalır.
İşte o gün kimsenin başörtüsü, makamı, partisi veya siyasi yakınlığı hukukun yerine geçmemelidir.
Çünkü devletin emaneti kişilere değil, millete aittir.
Ve emanetin hesabı mutlaka sorulur.
Utanmak gerekiyorsa, önce milletin hakkına karşı duyulan sorumluluktan utanmak gerekir.
Ama bundan da önce, kesin hüküm vermeden gerçeğin ortaya çıkmasını beklemek gerekir.
Çünkü adalet, öfkeyle değil; kanıtla kurulur.
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- İbrahim Afatoğlu yazdı: Bakım ve onarımdan geçirilen Mustafa Baba Türbesi
- Kemal Kılıçdaroğlu, Alevi örgütlerinin genel başkanlarıyla bir araya geldi
- Eski AABF başkanı Ali Kılıç Bektaşi devletine destek verdi
- Balıkesirli bisikletçiler Midilli’de dostluk için pedal çevirdi
- Şanlıurfa’da 5,4 büyüklüğünde deprem!
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN




Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.