Türkoğuz Kılıçgedik yazdı: Avrupa'da Aleviliği değiştiren başkanlar

Alevi toplumu içindeki kimlik tartışmaları yeniden alevlendi. Alevi yazarı ve düşünürü Türkoğuz Kılıçgedik, bazı Alevi dernek ve konfrederasyon eski ve mevcut başkanlarının sosyal medya üzerinden yaptıkları "Biz Müslüman değiliz, Aleviyiz" açıklamalarını sert bir dille eleştirdi.
Alevi toplumu içindeki kimlik tartışmaları yeniden alevlendi. Alevi yazarı ve düşünürü Türkoğuz Kılıçgedik, bazı Alevi dernek ve konfrederasyon eski ve mevcut başkanlarının sosyal medya üzerinden yaptıkları "Biz Müslüman değiliz, Aleviyiz" açıklamalarını sert bir dille eleştirdi.
Kılıçgedik, yayınladığı detaylı yazısında şu görüşlere yer verdi:
AVRUPA'DA ALEVİLİĞİ DEĞİŞTİREN BAŞKANLAR
Avrupa'da bir Alevi Konferadasyonun en önceki ve en sonraki başkanların sosyal medya üzerinden yaptıkları “biz Müslüman değiliz” sözleri, Alevi kurumsal kimliğine yakışmayan ve Alevi toplumun kabul etmediği sözlerdir.
Büyük Milet Meclisinden Bayan bir Millet Vekili, Süriye’deki Sünni ve Alevi toplum farklarına değinirken “Müslüman ve Alevi ayrımı” kavramını kullanması üzerine açıklama yapan iki başkan, Alevilik hakkında aslında Milletvekili ile aynı ifadeleri kullanmış oldular. Çünkü “Müslüman ve Alevi ayrımı” yapmakla “biz Müslüman değiliz, Aleviyiz” demek aslında aynı anlamdadır.
Başkanlar, kurumsal bir kimlikle ve büyük bir gururla biz "Müslüman değiliz" diyorlar. Kendi adına konuşsalar, bende; evet siz Müslüman değilsiniz ve Müslüman olmadığınız için Alevi de olamazsınız derim. Ancak Alevi toplumu adına bunu söyledikleri için toplumsal bir sorumluluk üstlenerek bunu diyemiyorum.
Dört Kapı öğretisine göre Aleviliğin ilk aşaması Şeriat Kapısında tanımlanan Müslümanlıktır. Yani Dört Kapı ve ilgili Şeriat Kapı öğretisine göre olan Müslüman öğretisini almayan bir kişi hiçbir zaman Alevi olamaz. Alevi kurumlarına başkanlık yapan ve ya ocakları temsil eden her birey bu gerçeği bilerek bu öğretisel ve toplumsal sorumlulukla söz, davranış ve eylem içinde olmak zorundadır.
“Biz Müslüman değiliz” diyen kurum başkanları bu sorumluk bilinciyle davranmadıkları gibi kurumsal bir kimlikle konuştukları için bu sözleriyle uluslararası düzeyde Alevi toplumunu küçük düşürüp Aleviliği “tutarsız bir kimlikle tanımlayarak” aşağılamışlar. Bu nedenle, bu başkanlar kısa sürede Alevi toplumundan özür dileyip sözlerini geri almalıdır.
Aksi halde, Alevi toplumunu ve inanç değerlerini yok sayıp aşağılayan bu başkanların ve ilgili zihniyetin Alevilik hakkında sarf edecekleri her söz, davranış ve eylemlerin meşruiyeti artık tartışmalıdır.
Çünkü Alevi felsefesinde; “kendini bilmeyen başkasını bilmez, kendini bilmeyen hakikati bilmez. Kendini bilmeyen Hakk’ı bilmez,” “kendini arıtmayan başkasını arıtmaz,” desturu vardır.
Üstelik başkanlardan biri yazısında üstü kapalı olarak Aleviliği İslam'dan ayırıp uzaklaştırmak için yıllardır Avrupa'da sistemli olarak çalıştıklarını ifade etmiş. Avrupa’daki toplumun inanç değerlerini “dönüştürerek” asimilasyona uğrattıklarını açıkça belirtmesi toplumda büyük bir utanca sebebiyet vermiştir.
Aleviliği dönüştürüp Alevi toplumuna yeni bir kimlik biçtikleri hal de, “siz bize kimlik biçemezsiniz” açıklamalarını hangi sıfatla yapmalarını anlamak mümkün değildir. Avrupa toplumu kendi başkanların bu son konuşmalarını değerlendirerek ne kadar asimilasyona uğradıklarını artık hesap edip bu başkanlara güvenilmemesi gerektiğini artık idrak etmeleri gerekir.
Aleviliği İslam'dan uzaklaştırmak için bir duruş ortaya koyduğunu dile getiren en önceki başkan, yazısında açıkça bunu "bir dönüşüm" olarak izah ediyor. Bu dönüşümü yaparken Alevilik içinde “çelişki yaşadıklarını” ayrıca ifade etmekten hiç çekinmiyor.
Önceki başkanın bu ifadelerin net açıklaması asıl şöyledir: "Var olan ve kendisi olan Aleviliği, var olmayan yeniden oluşturulan, yeniden tasarlanıp tanımlanan veya başka bir dine dönüştürmek" demektir. Alevi toplumu adına bu başkana sormak lazım Aleviliğin neyini beğenmiyorsun da neye dönüştürüyorsun?
Ayrıca, kendisi olan Aleviliği, başka inanca dönüştürdüğünüzde, bu başka inancı nasıl Alevilikmiş gibi yaşarsınız? Bu tıpkı başka bir inanca Alevilik ismi takmaktan başka bir şey değildir.
Bu dönüşüm, Alevilik ismini Hristiyanlığa, Yahudiliğe, Zerdüştlüğe, Ateizme veya başka bir inanca vererek mi olur?
Görünen o ki, Aleviliği neye dönüştürecekleri ya da Alevilik ismini başka bir inanca vererek dönüşüm sağlamalarını ancak İslam'dan tam olarak kopardıktan sonra öğreneceğiz.
Tarih içinde muaviye, yezit, hınzır paşalar da Alevileri dönüştürmeye yeltendi. Yani taktik aynı... Peki, Alevilik dönüştü mü? Tabi ki hayır. O halde...
Bu tutumlar devam ederse, evet, dönüşeceksiniz. Ama Aleviliğe değil... Tarihte Aleviliği dönüştürmeye çalışan isimlerden daha illeri bir kişiliğe dönüşeceksiniz. Böyle devam edilirse neye dönüşeceğinizi söyleyeyim; "insanı insan yapan köklü inancını, kültürünü, toplumunu, tarihini, tüm öğretisini ve değerlerini katlederek, tüm bu toplumsal unsurların sonunu getiren kişiliğe dönüşeceksiniz. Yıllardır Avrupa’da yöneticilik yaptığınıza göre bunu az çok başarmışsınız.
Ancak, asıl Alevilik Muhammed Ali Nuru olarak var olduğu ilk günden beri dna gibi bir öz, bir nur olarak kalmıştır. Bu öz veya nur cismani olarak görünür değildir ki başka bir şeye dönüştüresiniz. Bu nedenle tarih boyunca her şeye rağmen Alevilik dönüşmedi. Ancak Aleviliği dönüştürenler öyle bir kişiliğe dönüştüler ki toplumda onların adları okunduğunda…
Aleviliği dönüştürenlerin sonu tarih içinde belliyken halen bunda ısrar etmek kime ne yarar getirir.
Bir söz var. "Ne olduğunuz öylesine bağırıyor ki, ne söylediğiniz anlaşılmıyor." Yani aslında Millet Vekili Bayanın veya başkasının bir şey söyleyip söylemediği önemli değil. Asıl sizin ne olduğunuzdur.
Kısacası mesele Alevilik olunca birbirinden ayrışmayan görüşler içinde olanlar, mesele siyasi olunca birbirinden ayrışan bu zihniyetlerden Aleviliğe hiçbir yarar gelmez.
Tarihin tüm safhasında olduğu gibi ve özelikle Ortadoğu ve 1980-82 yıllarından bu yana Avrupa kökenli ve siyasi olan bu “ortak zihniyet” hep Aleviliği dönüştürme çabası içindedir.
Ayrıca, en önceki başkan, Sivas katliamı üzerinden manipülasyon yaparak bu süreçten sonraki Alevi kurumların başarısından söz ediyor.
Bu başarıyı kısaca özetlersek; Alevilik üzerinden rant sağlayan üç beş siyasi amaç içinde olan yönetici dışındaki tüm Alevi toplumu, birçok fırsata sahip olduğu halde, hem Avrupa'da hem de Anadolu'da sürekli inanç ve toplum değerlerinden ödün vererek hep "Kaybet, Kaybet" paradigması üzerinden devam etti.
Bu nedenle “Kazan Kazan paradigması” Alevi kurum ve toplumuna hiç uğramadı... Başta Alevi kurum ve ocak temsilcileri olmak özere tüm Aleviler, her kesin kaybettiği “Kaybet Kaybet paradigmasından” artık vazgeçerek, her kesin kazançlı çıkacağı “Kazan Kazan paradigması” içinde söz, davranış ve eylem ortaya koymasında büyük yarar vardır.
Sonuç olarak; Alevi yolun desturuna göre; Yolu korumak adına;; "Mesele Alevilik olunca Aleviliğe taraf olan, mesele siyasi olunca herkese karşı aynı mesafede tarafsız olan ve “kendini bilen” Alevi yöneticilere günümüzde büyük ihtiyaç vardır.
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- Türkoğuz Kılıçgedik yazdı: Avrupa'da Aleviliği değiştiren başkanlar
- Yılmaz Demirdelen yazdı: Gücün yanında konuşlanan ahlak
- Dr. İhsan Ünlü yazdı: Nasıl bir Miraç?
- Turgut Öker: Aleviliğin Ali ile alakasının olmadığına inansaydım, kıvırmadan söylerdim!
- Devlet Bahçeli: ABD’nin 50 parçaya ayrılacağı günler emin olunuz uzak değildir.
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN







Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.