Dr. İhsan Ünlü yazdı: Allah mühlet verir ama asla ihmâl etmez

Araştırmacı Yazar Dr. İhsan Ünlü, son yazısında dünyada yaşanan savaşlar, açlık, zulüm ve adaletsizlik karşısında sıkça sorulan “Allah nerede, neden müdahale etmiyor?” sorusuna Kur’ânî ve nebevî delillerle cevap verdi.
Araştırmacı Yazar Dr. İhsan Ünlü, son yazısında dünyada yaşanan savaşlar, açlık, zulüm ve adaletsizlik karşısında sıkça sorulan “Allah nerede, neden müdahale etmiyor?” sorusuna Kur’ânî ve nebevî delillerle cevap verdi.
Ünlü, yazısında şu çarpıcı tespitte bulundu:
“Bu tür sıkıntılar ne ilktir ne de son olacaktır. Dünya mihnet ve meşakkat yeridir; mükemmellik ancak Allah’ta ve cennettedir.”
İnsanoğlunun kendisine verilen akıl ve vahiy emanetini yanlış kullandığını hatırlatan Ünlü, Rum Suresi 41. ayete atıfla “İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma meydana geldi” ifadelerini kullandı.
“Asıl soru ‘Allah neredesin?’ değil, ‘Müslüman neredesin?’ olmalıdır”
Dr. Ünlü, yazısında sorunun özünü şöyle özetledi:
“Savaşların tüm hızıyla devam ettiği, kadın-çocuk demeden insanların katledildiği bir dünyada ‘Her şeyden haberdar olan Allah’ım neredesin?’ demek yerine; iyiliği emretmekle, kötülüğü engellemekle görevlendirilen Müslüman’a ‘Bütün bu çirkinlikler yaşanırken sen neredesin?’ sorusunu sormak gerekmez mi?”
Hz. Peygamber’in “Kötülüğü elinizle değiştirin, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da yetmezse kalbinizle buğzedin; bu imanın en zayıf derecesidir”hadisini hatırlatan Ünlü,“Ne yapalım, gücümüz yetmiyor; Allah’ım gel yetiş!” tavrını “işin kolayına kaçmak ve havalecilik” olarak nitelendirdi.
Yazısının sonunda şu çağrıyla sözlerini tamamladı:
“Velhasıl; şu kaotik dünyada dürüstler ve mazlumlar, zalimler ve bozguncular kadar cesur olmadıkça ve elini taşın altına koymadıkça kurtuluş olmayacaktır.”
Dr. İhsan Ünlü'nin makalesinin tam metni şöyle:
ALLAH MÜHLET VERİR AMA ASLA İHMÂL ETMEZ!
Dervişe "Allah'la aran nasıl?" diye sormuşlar; "Nasıl olsun, hep onun dediği oluyor" demiş.
Bugünlerde insanların zihinlerini meşgul eden suallerden biri de; “Dünyada bu kadar açlık, sefalet, haksızlık varken Allah nerede? Niçin müdahale etmiyor?” sorusudur.
Cevabı aramadan önce şunu hemen belirtelim ki günümüzde yaşanan bu tür sıkıntılar ve belalar yeni değildir; bunlar ne ilktir ne de son olacaktır.
Neticede dünya, mihnet ve meşakkat yeri; insanoğlu da zaaflarıyla malul beşerdir.
Mükemmellik ancak yaratıcıda ve onun kusursuz yurdu cennettedir.
Ne var ki Yüce Yaratıcı, sınama için yarattığı insanoğlunu mükemmel olmasa da ona yakın bir düzen kurması için dünya evine göndermiştir.
Kullarına, "Kaostan Kozmosa” giden yolda ona çok önemli yazılım ve donanımı yani vahiy ve onu anlayacak aklı vermiştir.
Gel gör ki zaman içinde insanoğlu, kendisine verilen bu krediyi yanlış yerlerde kullanmış, emaneti verene sadakatsizlik etmiştir.
Kur’an’ın deyimiyle; “İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma meydana geldi…” (Rum-41)
Allah, sözünün gereği olarak “aklını kullanmayanları pisiğe, sıkıntıya mahkûm etti” (Yunus-100)
Geçmişte olduğu gibi bugün de akletmeyen, düşünmeyen, sorgulamayan, geçmişi iyi okuyup ibret almayanların hal-i pür melali ortada.
Üstelik kötülüğü yayanların tek vücut olduğu bir ortamda, iyilikten yana olanlar ortak akıl çerçevesinde bir araya gelip gerekli önlemleri almıyorsa yeryüzünde büyük bir kargaşa ve keşmekeşlik olması da kaçınılmaz oluyor. (Enfâl-73)
Savaşların tüm hızıyla yayıldığı, kadın-çocuk demeden insanların öldürüldüğü, haklının değil güçlünün haklı olduğu bir anaforda, “Her şeyden haberdar olan Allah’ım neredesin?” sorusu ne kadar doğru bir sorudur?
Bunun yerine, “iyiliği emretmek/yaymak, kötülükten alıkoymak/engel olmak” (Âl-i İmrân-110) emriyle vazifelendirilen Müslüman! Bütün bu çirkeflikler yaşanırken sen neredesin? Sorusunu sormak gerekmez mi?
Elbette Allah dilerse her şey bir anda güllük gülistanlık olur; ancak kimin bu noktada sorumluluk sahibi olup olmadığını test etmek ve ideal olana ulaşmak uğrana yapılan fedakârlıkları ortaya koymak –ileride ödüllendirmek- adına düzenini sürdürüyor. (Mülk-2)
Hz. Peygamber gözünde Müslüman; bir kötülük gördüğünde eliyle, gücü yetmezse diliyle değiştirendir. Ona da gücü yetmezse kalbiyle düzeltme cihetine gidendir ki bu imanın en zayıf derecesidir. (Müslim, Îmân-78)
Şimdi bütün bu gerçekler ortadayken, insanın işin kolayına kaçıp “ne yapalım gücümüz yetmiyor; Allah’ım gel yetiş!” tavrı, işin kolayına kaçmak ve havaleci bir yaklaşımdır.
Allah’ın muradı ise, havaleci ve asalak bir topluluk yerine; sorumluluk bilincine sahip mallarıyla ve canlarıyla gayret eden sözünün eri Müslüman topluluğudur. (Hucurât-15)
Cenab-ı Hak, inanan kullarının elleriyle bozguncuları cezalandırmak, rezil rüsva etmek; mazlum ve mağdur olanları da kurtarıp gönüllerini ferahlatmak ister. (Tevbe-14)
Zulüm, haksızlık, açlık ve sefalete “kader” deyip geçmek en hafif tabiriyle aymazlıktır. Neticede Allah, her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kılmıştır. (İsra-13)
Bu anlamda kader, gayrete âşıktır.
Velhasıl; şu kaotik dünyada dürüstler ve mazlumlar, zalimler ve bozguncular kadar cesur olmadıkça ve dahi elini taşın altına koymadıkça kurtuluş olmayacaktır.
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- Dr. İhsan Ünlü yazdı: Allah mühlet verir ama asla ihmâl etmez
- Cumhurbaşkanı Erdoğan, İlim Yayma Ödülleri Programı’na katıldı
- Ali Yenialtun Yazdı: Cuma Gecesinin Önemi, Neden Cem Oluruz?
- Gürsel Tekin'den Fikri Sağlar'a: Sivas katliamında sorumluluğun ne?
- ABD'li Senatör Graham'dan Venezuela'ya tehditkar mesaj
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN




