Ali Aktaş yazdı: Bir Alevi Cumhurbaşkanının portresi

Sosyolog yazar Ali Aktaş, bu kez, tarihin karanlıkta kalmış bir tartışmasını araladı. Alevilere yakınlığı ile bilinen Türkiye Cumhuriyeti 4. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in Alevi bir aileden geldiğini ortaya çıkardı. Kendi aile tarihinden gelen bilgileri de yazısında değerlendiren Aktaş’a göre, “aile aslen Dersim (Tunceli) bölgesinin en köklü ve inançsal olarak en saygın Ocaklarından biri olan Şıx Delil-i Berxécân Ocağı’na bağlı Pilvenk (Pilvankan) aşiretine mensuptur.”
Türkiye Cumhuriyeti'nin 4. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel kökeni, aile geçmişi ve görev süresindeki yaklaşımları nedeniyle Aleviliği sıkça tartışılır.
Dönemin tanıklarının ve yakınlarının aktardığı tarihi kayıtlara göre Cemal Gürsel, kendisine yöneltilen “Alevi misiniz?” sorularına bizzat, “Ben aslen Alevi değilim; ama okudum, gördüm, tartıştım ve Aleviliği/Alevi kültürünü benimsiyorum” biçiminde yanıt vermiştir.
Bu durum, dönemin siyasi konjonktürü gereği gerçek kimliği gizleme zorunluluğu olarak da yorumlanmaktadır
27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Çankaya Köşkü’ne çıkan Gürsel çiftinin dönemi, Köşk tarihinin en mütevazı ama inanç tarihi açısından en devrimci dönemlerinden biridir. Cumhuriyet tarihinde Alevi toplumuna en açık ve kucaklayıcı yaklaşan liderlerden biri olur.
Cemal Gürsel, cumhurbaşkanlığı döneminde Çankaya Köşkü’nün kapılarını tarihte ilk kez resmi olarak Alevi toplumuna açmıştır. Dönemin ünlü Alevi ozanlarını Köşk’e davet edip dinlemiştir.
Onun, cumhurbaşkanlığı döneminde Alevilerin inanç merkezlerini ve kültürlerini koruyabilmeleri adına Hacıbektaş adını taşıyan ilk resmi derneklerin kurulmasına ön ayak olunmuştur.
Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde bir “Mezhepler Masası” kurulmasını ve Aleviliğin de burada temsil edilmesi için yasal adımlar atmaya çalışmıştır.
4. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in ailesi Dersim'den Erzurum Hınıs Meydan köyüne yerleşir.
Erzurum genelinde ve özellikle Hınıs ilçesinde Zaza konuşan Alevi inancına bağlı köyler bulunmaktadır. Meydan Köyü de bölgedeki bu yerleşim yerlerinden biridir.
Kısaca aile aslen Dersim (Tunceli) bölgesinin en köklü ve inançsal olarak en saygın Ocaklarından biri olan Şıx Delil-i Berxécân Ocağı’na bağlı Pilvenk (Pilvankan) aşiretine mensuptur.
Ailesi, daha sonra Osmanlı dönemindeki iç göç hareketleriyle İstanbul’a yerleşir. Babası Abidin Bey ise bir Osmanlı subayı olur.
Eşi Melahat Gürsel'in kökenine dair genel olarak yalnızca “Hamidiye Kruvazörü'nün çarkçıbaşısının (başmühendisinin) kızı” olduğu bilgisi yer alır. Ancak ailesi Erzincan Şehirsürbahan (Beşsaray) köyünden İstanbul’a yerleşir ve Kırmo Yusuf’un yakın akrabalarıdır.
İşin ilginç yanı Cemal Gürsel’in oğlu Mehmet Özdemir Gürsel ise iki evlilik yapar. İlk eşi Birgen Hanım ile yaptığı evlilikten çocuğu olmaz. İlk eşinden boşandıktan sonra Kırmo Yusuf’un oğlu Mehmet Ali Özkan eşi Emine Özkan’ın altı kızından biri olan Türkan Özkan ile evlenir.
Özdemir Gürsel'in Türkan Özkan ile olan ikinci evliliğinden iki kız çocuğu dünyaya gelir. Kızları Melkan Gürsel ve Özdem Gürsel’dir. Bu Kırmo Yusuf silsilesi ve Özkan/Aktaş ailesi gibi köklü akrabalık bağları, ailenin İstanbul'a göç etse de taşradaki kökleriyle bağını koparmadığının bir kanıtıdır.
Özetle; Köy, akrabalık ilişkileri ve isimler (Erzincan Merkez Beşsaray/Şehirsürbahan köyü ve Kırmo Yusuf ailesi), doğrudan bölgenin köklü Kızılbaş/Alevi geleneklerine işaret eder.
Bu durum, konunun neden geçmişte karıştırıldığını netleştirmektedir. Erzincan'ın bu bölgesi tarihsel olarak yoğun bir Alevi nüfus barındırır. Kırmo Yusuf silsilesi ve Özkan/Aktaş aileleri, bölgenin bilinen Alevi ailelerindendir.
Babasının Osmanlı bürokrasisinde (Hamidiye Zırhlısı'nda başmühendislik gibi) üst düzey bir görevde yer alması, ailenin erken dönemde modern eğitim alıp İstanbul'a/merkeze entegre olduğunu göstermektedir.
Cemal Gürsel ve eşi Melahat Hanım yaptığı evlilik, aslında benzer coğrafi ve kültürel kökenlerden (Erzurum-Dersim-Erzincan hattı) gelen iki köklü ailenin birleşmesi sürecidir.
Melahat Hanım, Türkiye’nin en az göz önünde olan, protokolden en çok kaçınan First Lady'si olarak bilinir.
Köşk’ün lüks harcamalarını tamamen kısar, saray şatafatını red eder ve tutumlu yapısıyla öne çıkar. Çankaya’da bir derviş olgunluğu ve sadeliğiyle yaşar. Kendi inanç dünyasını hiçbir zaman siyasi bir malzeme yapmaz, sessiz ve saygın bir geleneksel anne/asker eşi profili çizer.
Cemal Gürsel'in 1966'daki hastalığı ve vefatının ardından Melahat Hanım Çankaya'dan ayrılır, ömrünün son yıllarını yine büyük bir sadelik içinde İzmir Karşıyaka'da geçirir. İnançsal ya da mezhepsel kimliğini hiçbir zaman siyasi veya kamusal bir figür olarak öne çıkarmaz.
Resmi biyografilerinde aile kökenlerinin bu derin ayrıntılarına pek yer vermemiştir. 1975'teki vefatına kadar da bu asil ve sessiz duruşunu korumuşur.
Sonuç olarak; Erzincan, Dersim ve Erzurum üçgeni, Doğu Anadolu’daki Alevi-Bektaşi topluluklarının tarih boyunca en yoğun hareket ettiği, nüfus ve inanç alışverişinde bulunduğu coğrafyadır.
Hem Melahat Hanım’ın ailesi hem de Cemal Bey’in ailesi, askeri ve teknik bürokrasi kanalıyla (biri deniz mühendisi, diğeri kara subayı olarak) erken dönemde Osmanlı’nın elit tabakasına dahil olurlar.
1927 yılında gerçekleşen evlilikleri, cumhuriyetin kurucu subay kuşağının kendi içindeki evlilik ağlarına uymakla birlikte, arka planda benzer köken hafızasına (Doğu Anadolu Alevi-Kızılbaş elit göçü) sahip iki ailenin yollarının İstanbul/Ankara'da kesişmesidir.
Bu şecere, cumhuriyetin kurucu askeri bürokrasisinin ardındaki saklı kalan zengin kültürel ve toplumsal mozaikleri anlamak açısından muazzam bir tarihsel vesikadır.
Özetle; halk arasında “Alevi Cumhurbaşkanı” olarak anılır ve benimsenir.
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- 0SEVDİM
- 1ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN






Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.