Av. Erdem Cömert: Cumhuriyet’i ve Seyit Rıza’yı aynı anda anmak kolektif akıl tutulması

Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Av. Erdem Cömert, Aydınlık Gazetesi’nde yayımlanan köşe yazısında, bazı Alevi derneklerinin Cumhuriyet Bayramı’nı ve Atatürk’ü anma törenlerinden sadece beş gün sonra 15 Kasım’da Seyit Rıza’yı “Unutmadık, affetmedik” sloganlarıyla anmasını sert bir dille eleştirdi.
Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Av. Erdem Cömert, Aydınlık Gazetesi’nde yayımlanan köşe yazısında, bazı Alevi derneklerinin Cumhuriyet Bayramı’nı ve Atatürk’ü anma törenlerinden sadece beş gün sonra 15 Kasım’da Seyit Rıza’yı “Unutmadık, affetmedik” sloganlarıyla anmasını sert bir dille eleştirdi.
Cömert, bu çifte anmayı “bir haftada iki ayrı tarih, iki ayrı siyaset” olarak nitelendirdi ve “bir kolektif akıl tutulması” olarak tanımladı.
“ALEVİLİK CUMHURİYET’LE NEFES ALDI”
Yazısında Cumhuriyet devrimlerinin Aleviler üzerindeki olumlu etkilerine vurgu yapan Cömert, şu ifadeleri kullandı:
“Tekke ve zaviyelerin kapatılması, ağalığın, beyliğin, feodal otoritenin kaldırılması ve İskân Kanunu ile toprak düzenlemeleri, Alevi köylüsüne nefes aldıran adımlardı. Gerçek şu ki, Alevilik Cumhuriyet ile birlikte toplumsal görünürlük ve inanç özgürlüğü kazanmıştır.”
“DERSİM İSYANI FEODAL BİR KALKIŞMADIR”
1937-38 Dersim olaylarını “soykırım” ya da “Alevi isyanı” olarak nitelendiren söylemleri reddeden Cömert, şunları kaydetti:
“Dersim İsyanı, 1876’dan 1937’ye kadar bölgede yaşanan 11. isyanın son halkasıdır. Singeç Köprüsü’nün havaya uçurulmasıyla başlayan olaylarda 33 Mehmetçik, ardından Mazgirt ve Pah köprülerinde toplam 56 asker şehit edilmiştir. Bu kalkışma ne ‘Alevi isyanı’ ne de ‘bir halkın özgürlük mücadelesi’dir; feodal düzenin ve dış bağlantıların ortak hareket ettiği bir aşiret isyanıdır.”
Cömert, Seyit Rıza’yı kahramanlaştırma çabalarının “farkında olarak ya da olmayarak Atatürk’ün devrimlerine ve Cumhuriyet’e karşı mevziye girmek” anlamına geldiğini belirtti.
“BİZ DEVLETİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ” SÖZÜNE TEPKİ
DEM Partisi Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın Tunceli’de sarf ettiği “Biz devletin Alevisi olmayacağız” sözlerini de tepkiyle karşılayan Cömert, şöyle devam etti:
“Yegâne varlığımız olan ulus devletimizin vatandaşı olacağız, milletvekili olup maaş alacağız, dokunulmazlığından yararlanacağız ama Alevisi olmayacağız öyle mi? Açıkça söylüyoruz: Güvendiğiniz, nemalandığınız emperyalist devletlerin Alevisi olmadık ve olmayacağız!”
“ALEVİLİK AKLIN VE AYDINLIĞIN YOLUDUR”
Yazısını “Aleviler kendilerini feodal düzenin mirasçılarıyla mı yoksa onları eşit ve özgür yurttaş yapan Cumhuriyet’le mi tanımlayacak?” sorusuyla bitiren Erdem Cömert, cevabın net olduğunu vurguladı:
“Alevilik, karanlığa değil; Cumhuriyet’in aydınlığına yürüyen bir yoldur. Aşk ile…”
Av. Erdem Cömert'in Aydınlık Gazetesi'ndeki makalesinin tam metni şöyle:
Cumhuriyet’i de Seyit Rıza’yı da aynı anda anmak: Bir kolektif akıl tutulması! Bir haftada iki ayrı tarih, iki ayrı siyaset
Bazı Alevi derneklerinin son yıllarda sergilediği tutum, toplumsal hafızanın nasıl araçsallaştırıldığını çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Aynı derneklerin, Cumhuriyet’in 29 Ekim 1923 devrimini kutlayıp 10 Kasım’da Mustafa Kemal Atatürk’e saygı duruşunda bulunmalarının üzerinden henüz beş gün geçmişken, 15 Kasım’da bu kez Seyit Rıza’yı “Unutmadık, affetmedik” sloganlarıyla anmaları, yalnızca tarihsel bir çelişki değil; aynı zamanda ciddi bir akıl tutulmasının göstergesi. Birbiriyle bağdaşmayan iki tarihsel figürü aynı politik tutumun içine yerleştiren bu yaklaşım, Alevi toplumunun tarihini anlamaya değil, onu bugünün ideolojik kamplaşmalarına göre yeniden şekillendirmeye hizmet ediyor.
CUMHURİYET DEVRİMİ VE ALEVİLİĞİN TOPLUMSAL KURTULUŞU
Cumhuriyet’in devrimci karakterini en iyi Atatürk’ün şu sözleri anlatır:
“Türkiye şeyhler, dervişler, çelebiler, müritler, mensuplar memleketi olamaz.”
Bu söz, yüzyıllarca süren seyit-şeyh-ağa düzeninin tasfiyesiyle birlikte bütün bir halkın özgürleşmesi anlamına gelir. Tekke ve zaviyelerin kapatılması, ağalığın, beyliğin, feodal otoritenin kaldırılması ve İskân Kanunu ile toprak düzenlemeleri, Alevi köylüsüne nefes aldıran adımlardı.
Gerçek şu ki, Alevilik Cumhuriyet ile birlikte toplumsal görünürlük ve inanç özgürlüğü kazanmıştır.
Bugün bu gerçeği inkâr edenler, Aleviliği bir inanç olmaktan çıkarıp etnikçi bir siyasetin malzemesine dönüştürmek isteyen çevrelerdir.
DERSİM İSYANI GERÇEĞİ: FEODAL BİR KALKIŞMANIN ANATOMİSİ
Bugün “soykırım”, “tertele”, “katliam” söylemleriyle istismar edilen Dersim hadisesi, tarihsel belgelerde bambaşka bir karakter taşır.
Dersim İsyanı, 1876’dan 1937’ye kadar bölgede yaşanan 11. isyanın son halkasıdır.
İsyan, hükümetin aldığı düzenlemeleri tanımayan bazı aşiretlerin vergi ve asker vermeme, bölgeye devlet otoritesinin girmemesini isteme yönündeki ültimatomlarının ardından gelmiştir.
21 Mart 1937’de Singeç Köprüsü havaya uçurulmuş, karakol basılmış ve 33 Mehmetçik şehit edilmiştir. Ardından Mazgirt Köprüsü de havaya uçurulmuş, burada bulunan jandarma taburunda 56 askerimiz şehit edilmiştir. Harçik Deresi üzerindeki Pah Köprüsü de aynı şekilde tahrip edilmiş ve isyan kısa sürede bölgeye yayılmıştır.
Mayıs–Eylül 1937 arasında çatışmalar yoğunlaşmış, Ankara Hükümeti kararlılıkla devlet otoritesini tesis etmek üzere harekete geçmiştir.
Tüm belgeler açıkça göstermektedir:
Bu kalkışma ne “Alevi isyanı”dır ne de “bir halkın özgürlük mücadelesi.”
Feodal düzenin ve dış bağlantıların ortak hareket ettiği bir aşiret isyanıdır.
Cumhuriyet’in ‘Tunç’ eliyle de derebeylik düzeni yıkılmıştır.
Bu nedenle bugün Seyit Rıza’yı “kahramanlaştırmak”, farkında olarak ya da olmayarak, Atatürk’ün devrimlerine ve Cumhuriyet’e karşı mevziye girmek demektir.
‘BİZ DEVLETİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ’ DİYENLERE YANIT
DEM Partisi Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın Tunceli’de yaptığı açıklamada, “Biz devletin Alevisi olmayacağız” sözleri, Aleviliği Cumhuriyet çizgisinden koparma çabasının güncel siyasal ifadesidir.
Bugün Aleviliği devlet düşmanlığının aparatı hâline getirmek isteyen çevrelerin yaptığı şey, Alevi toplumunun tarihsel hafızasına saldırmaktır.
Yegâne varlığımız olan ulus devletimizin vatandaşı olacağız, milletvekili olup maaş alacağız, dokunulmazlığından yararlanacağız ama Alevisi olmayacağız öyle mi?
Açıkça söylüyoruz güvendiğiniz nemalandığınız emperyalist devletlerin Alevisi olmadık ve olmayacağız!
ALEVİLİK AKLIN YOLUDUR, AYDINLIĞIN YOLUDUR
Aleviler, tarihin her döneminde aklın ve aydınlığın yanında durmuştur.
Bu yolun karşısında duranlar ise, Aleviliği siyasal manipülasyonların aracı hâline getirmek isteyen inkârcı çevrelerdir.
Bugün sorulması gereken tek soru şudur:
Aleviler, kendilerini feodal düzenin mirasçılarıyla mı; yoksa onları eşit ve özgür yurttaş yapan Cumhuriyet’le mi tanımlayacaklardır?
Cevap bellidir.
Alevilik, karanlığa değil;
Cumhuriyet’in aydınlığına yürüyen bir yoldur.
Aşk ile…
Kaynak: Aydınlık Gazetesi
https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/cumhuriyeti-de-seyit-rizayi-da-ayni-anda-anmak-bir-kolektif-akil-tutulmasi-bir-haftada-iki-ayri-tarih-iki-ayri-siyaset-556218
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- Umut Berhan Şen yazdı: Almanya''nın yeni askeri stratejisi-1
- Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Suriye Savunma Bakanı Tümgeneral Murhaf Ebu Kasra, telefon görüşmesi gerçekleştirdi
- Ardan Zentürk: Halep temizlendi! Suriye ordusu Kürt mahallelerinde çok iyi karşılandı
- Av. Namık Sofuoğlu hayatını kaybetti. Cem Vakfı, başsağlığı mesajı yayımladı
- Av. Namık Sofuoğlu Hakka yürüdü: Alevi Vakıfları Federasyonu'ndan başsağlığı mesajı
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN
Facebook Yorum
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.







Yorumlar
akaltun23
25-11-2025 23:27Her olay ve olguyu kendi koşulları içinde anlayıp öyle değerlendirmek gerekir. Bu anlamda Atatürk'ün sözlerini de söylendiği koşullar ve bağlamından koparmamak gerekir. Atatürk örneğin 23 Nisan 1920'de Millet Meclisini açarken kendisini idama mahkum eden "Padişahlığı da kurtarmaktan" bahseder, çünkü en geniş cepheyi oluşturmak gerekiyordu."Seyyidler, dervişler, Çelebiler, mensuplar ülkesi olamaz." derken devrimin laiklik ilkesini vurguluyor. Ve söyledikleri de "din devleti" talep edenlere karşıdır. Yoksa örneğin Çanakkale savaşında bir komutanına yazdığı mektup sonunda kendini " Selanik meydan dedesi bu fakir Kemal" olarak adlandırıyor. Yani Atatürk'ü inançsız vb. yansıtmaya çalışan siyasal dinciler de, Atatürk'ten geçinmeye kalkışan aynı düşüncedeki nasyonalistler de yanlış ezberler ile hareket ediyorlar.Dersim'de evet ciddi bir asayiş sorunu var. Siyasal tarih ve hukuk okuyanlar bilir ki zayıfım korunması için devlet ortak tanımaz. Cumhuriyet, eski sistemden farklı olarak güçlü aşiret ağalarından zayıf vatandaşı koruması için bu yeni çağda devletin her alanda egemen olması gerekiyor. Zaten 1937 İlk harekette verilen emir de bu asilerin tedip ve tenkili ile ilgili. Ve her iki taraftan olağan az bir kayıp ve elebaşıların cezalandırılmasıyla süreç bitiyor. Ancak Temmuz 1938'lerde başlayan ve çocuk, kadın, sivil demeden resmi kayıtlara göre 14.000 insanımızın katledilmesinin makul hiç bir gerekçesi yoktur. Özetle, ceza sorumluluğunun şahsiliği gereği suçluların cezalandırılması meşru olmakla birlikte 2. harekette toplumun hedeflenmiş olması bu meşruiyetin açıkça aşılmasıdır. Tıpkı bugün Esad bahane edilerek Suriye'de sivil Alevilerin katledilmesi gibi... Tabi buradaki motivasyonun ne olduğu açıktır, ağalığı kaldırma bahanesiyle halka karşı suç işlenmiş görüntüsü vardır. Arşivler açılınca daha net anlaşılır.İnançlar metafizik konumları gereği maddi dünyanın devletleriyle, demokratik devletler de bu alanın özel dokunulmazlığı nedeniyle (Bkz. Negatif statü hakları Anayasa 12. , ve 24. M) "devletin Alevisi, Sünnisi, Süryanisi" vs. edinemezler. Çünkü gene anayasa 10. M. gereği"Din, mezhep, felsefi görüş vb. farklar gözetmeksizin bütün idare makamları eşit davranmak zorundadır." Diğer deyişle inançlar devletlerin inancı, devletler de inançların her birine eşit davranma zorunluluğu dışında inançsal yorumları seçip kendilerine uşak edinemezler. O kadar ki nüfus cüzdanlarındaki "Din Hanesi" devletin inançlar arasındaki bu kör/nötrlüğü nedeniyle iptal edilmiştir.Zaten Anayasasının emredici bu nötr hakemliği ve bütün inançlara eşit davranan bir devlette, vatandaş bunu uygulamada görünce inanç değil, vatandaş o ülkenin vatandaşı olmaktan gurur duyar."Siyaset günleri gelip çatmadan, Açılın kapılar Şaha gidelim." diyen Aleviliği, "devletin Aleviliği" veya "karşıtlarının Aleviliği" gibi güncel şu veya bu siyaset meydanlarının oyuncağı zannetmek inançların değer ve kutsallarından bihaber olmak demektir. İki yanlışın bir doğru etmeyeceği ise bilinen bir durumdur. Ve bu inançsal, hukuki, siyasal gerçeklerden oldukça uzak düşmektir. Muhabbetle...