KİMSE ALEVİLERE AYAR VERMESİN!
04 Mart 2026, Çarşamba 17:52Son dönemde, özellikle kamusal görev ve temsil makamlarında bulunan bazı kişilerin, sahip oldukları yetkinin gölgesine sığınarak Alevilere “ya benimlesin ya da değilsin” şeklinde ültimatom vermeye kalkışmaları, yalnızca siyasal nezaket açısından değil; toplumsal barış ve inanç özgürlüğü bakımından da son derece sakıncalıdır.
Hiç kimse, aldığı makamı bir inanç topluluğuna ayar verme aracı olarak kullanma hakkına sahip değildir.
Alevilik; tarih boyunca bedel ödemiş, baskıya rağmen yolundan dönmemiş, vicdanı ve adaleti merkeze alan kadim bir inanç ve yaşam öğretisidir.
Bu yol; günübirlik siyasi hesaplara, kişisel kariyer planlarına ya da makam hırsına indirgenebilecek kadar sığ değildir.
Üç kuruşluk ikbal uğruna yön verilecek, hizaya sokulacak bir toplumsal yapı da değildir.
Makamlar geçicidir. İnançlar ve toplumsal hafıza kalıcıdır.
Bugün bulundukları koltuklardan güç devşirerek topluma üst perdeden konuşanlar şunu unutmamalıdır: O koltuklar şahsi mülk değildir. O makamlar, halkın iradesiyle emanet edilmiştir. Emanet, sahibinin rızasına dayanır; dayatma ile korunmaz.
Kendisini toplumun üzerinde konumlandıran her anlayış, eninde sonunda toplumsal vicvandan döner.
Aleviliği kendi dar ideolojik kalıplarına göre tanımlamaya kalkışanlar, önce bu yolun tarihsel derinliğini ve felsefi omurgasını anlamak zorundadır.
Bu öğreti; rızalığa dayanır, zorbalığa değil. İkrar ile yürür, tehdit ile değil. Yol bir gönül işidir; makam talimatıyla şekillenmez.
Bir makam sahibinin görevi, temsil ettiği topluluğa mesafe koymak değil; o topluluğun farklılıklarını kuşatmaktır.
Devlet ciddiyeti ya da kurumsal temsil, ayrıştırıcı bir üslup değil; birleştirici bir dil gerektirir.
“Benimle değilsen karşımdasın” anlayışı, demokratik olgunluk değil, otoriter refleks göstergesidir.
Aleviler, tarih boyunca kendilerine yöneltilen baskılara rağmen kimliklerinden vazgeçmemiştir.
Bugün de vazgeçmeyeceklerdir.
Hiç kimse, makamının gölgesine saklanarak bir inanç topluluğunu hizaya çekmeye kalkmasın.
Şu bilinmelidir ki; o makamların gerçek sahibi halktır. O görevler, kişisel ikbal alanı değil; kamusal sorumluluk alanıdır.
Emaneti veren irade, gerektiğinde o emaneti geri almayı da bilir. Bu, demokrasinin en temel ilkesidir.
Toplumsal barış; saygı ile mümkündür.
İnanç özgürlüğü; dayatma ile değil, karşılıklı rıza ile korunur.
Aleviliğe ayar vermeye çalışan her anlayış, aslında kendi demokratik sınırlarını zorlamaktadır.
Makam geçer. Güç dağılır.
Ama hakikat yerinde durur.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum