VARTO JES GİRİŞİMİNE YAKLAŞIM NE OLMALI?
29 Nisan 2026, Çarşamba 14:21“Yerkürenin derinliklerinden yükselen sıcaklık, Varto’nun geleceğinde kritik bir rol oynayacak.”
Vartolu’lar, geçmiş, bugün ve gelecek ile teknolojik yatırımlar arasındaki dengeyi nasıl kuracak?
Dünü ve geleceği arasında tercih yapmak durumunda kaldığı bu kritik eşikte, teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı kötü örnek ve uygulamaların sonuçlarını mı referans alacak, yoksa bilimsel verileri mi?
Bu soru sadece Varto’nun değil, aynı zamanda Türkiye’nin de hayata geçirmek istediği enerji politikalarında karşı karşıya kaldığı çevre ve halk sağlığı sorunları handikaplarındaki sıkışmışlığını aşmasını sağlayabilecek en kritik soru.
Bir cevap kuracak ise, bu bilimle olmalı. Kendi özgülünde ortaya çıkan vaka verilerine dayalı olmalı. Yoksa suyu, toprağı, havası, iklimi, beşeri ve kültürel yapısı kendisiyle birebir aynı olmayan bir coğrafyada meydana gelen bir ya da birkaç vakanın ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinden çıkarımlar yapmak, ne kadar doğru?
Verili durumda, Varto’daki Jeotermal kapasitenin, JES kurulumunu gerektirecek nitelikte olmadığı ortada iken, JES’in kötü uygulanması sonucu ortaya çıkan sonuçların Varto için de geçerli olabileceği çıkarımları, maddi temelden yoksun sübjektif kanaatlerden öteye gitmemektedir.
Duygusal ve sübjektif kanaatlere karşı bilim ve bilimin öngörüleri, Vartoluların meseleyi aşması için kritik bir öneme sahip.
Zira, Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin işaret ettiği gibi “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”
Öyle ise bilim, jeotermal enerji ve ortaya çıkardığı sorunlar hususunda ne diyor buna bakmak gerek.
Bakalım.
Ekonomik Gelişme ve Kalkınmada Enerjinin Rolü
Jeotermal enerji en genç yenilenebilir enerji türlerinden biri olmasına rağmen, diğer yenilenebilir enerji kaynakları gibi atmosferik koşullardan etkilenmeyen ve gücünü yerkürenin iç sıcaklığından alan jeotermal kaynaklardan üretilen bir enerji türüdür.
Jeotermal kaynaklar, sadece elektrik enerjisi üretiminde değil, aynı zamanda yerin altından çıkarılan su ve çamurun bir takım kimyasal süreçlerden geçirilerek ayrıştırılmasıyla Bor, Lityum gibi stratejik madenlerin elde edilmesi için de bir kaynak niteliğindedir.
Bu nedenle bir ülkenin yer altındaki jeotermal kaynaklarının çok yönlü ekonomik değer üretme kapasitesine sahip olduğu söylenebilir.
Enerji Üretiminde Yeni Yaklaşımlar
Günümüzde, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin neden olduğu çevresel sorunlar, insanların fosil yakıtlardan uzaklaşıp, yenilenebilir ve daha çevreci enerji arayışına girmelerine neden olmuş ve jeotermal enerji başta olmak üzere rüzgar, güneş gibi kaynaklardan enerji elde etme çalışmaları hız kazanmıştır.
Böylece rüzgar, güneş ve jeotermal kaynaklardan enerji elde etmek üzere bilimsel çalışmalar hız kazanmakla beraber, zikredilen alanların geliştirilmesi için hatırı sayılır kaynaklar da oluşturulmuş bulunmaktadır.
Bu konuda dünyada ortaya çıkan eğilim, enerji üretimi ve tüketiminde, çevresel sorunları minimize edecek, bir yaklaşımın benimsenmiş olmasıdır.
Türkiye’de JES ve Ekonomik Kalkınma Parametreleri
Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de anılan yaklaşımla, fosil yakıtlara alternatif, yenilenebilir enerji üretiminde rüzgar, güneş ve nihayet jeotermal enerji üretimi önem kazanmış bulunmaktadır.
Ayrıca Türkiye’nin petrol ve doğalgaz rezervleri bakımından yok denecek kadar sınırlı kaynaklara sahip olması, artan küresel fiyatlar, dışa bağımlılığı azaltmaya yönelik yerli ve milli politikalar, hidroelektrik santraller başta olmak üzere, rüzgâr, güneş ve jeotermal kaynaklardan enerji üretimini zorunlu hale getirmektedir.
Bu yönüyle yerli, yerinde kullanılabilir, yenilenebilir ve çevre dostu rüzgar, güneş ve jeotermal kaynaklar, Türkiye’nin en önemli enerji kaynakları olarak ele alınmakta ve değerlendirilmektedir.
Anılan alternatif enerji kaynakları içinde Jeotermal kaynaklar, hem elektrik üretimi ve hem de tarım, turizm, sağlık, ısınma gibi alanlardaki işlevleri açısından Türkiye’nin en önemli enerji kaynakları arasında bulunmaktadır. Nitekim jeotermal kaynakların araştırılmasına yönelik yapılan jeolojik incelemeler bu kaynağın ülke ekonomisi açısından son derece önemli olduğunu ortaya koymuştur.
Türkiye, jeotermal sistemlerde yer alan, sıcaklığı 30°C ve üzerinde olan 347 adet jeotermal sahaya sahip bir ülkedir. Gelişen teknoloji, yatırımlar, teşvikler ve araştırmalar ile yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payı da her geçen yıl artmaya başlamıştır.
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın 2025 yılı verilerine göre, 2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye'nin toplam elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payı yaklaşık %43,25 - %56, civarında gerçekleşerek rekor seviyeye ulaşmıştır. Rüzgâr ve güneş enerjisi toplamı, üretimin beşte birinden fazlasını (%22+) karşılayarak, toplam kurulu güçte %62,3'lük paya ulaşmıştır.
Anılan oran içinde Türkiye'nin Jeotermal elektrik üretimi yaklaşık %3 ila %3,8 arasında gerçekleşmiş bulunmaktadır. Mevcut haliyle 2025 sonu itibarıyla toplam 1.786 megavat (MW) kurulu güce sahip 68 jeotermal enerji santralinde 11,66 gigavat saat (GWh) elektrik üretimi gerçekleştirmiştir..
Söz konusu enerji santralleri, büyük oranda Ege Bölgesi'nde yoğunlaşmıştır. En çok santral bulunan İller sırasıyla Aydın, Denizli, Manisa, Çanakkale, İzmir ve Aksaray illeridir. Bu santrallerden öne çıkan büyük santraller ise kurulu güçlerine göre, Kızıldere III JES, Denizli 8165 MW9, Efeler JES, Aydın (115 MW9, Kızıldere II JES, Denizli 880 MW9, Pamukören JES Aydın (68 MW) santralleridir.
Kalkınma, gelişme ve sanayileşmede elektrik üretimi ve tüketimi, bir kalkınma göstergesi olarak alındığında JES’lerin yer aldığı bölgelerin hızla geliştiği ve ekonomik yönden kalkındığı görülmektedir. Söz konusu illerde çıkarılan jeotermal kaynaklar sadece elektrik üretiminde değil; aynı zamanda sera tarımı, ısıtma ve turizm gibi alanlarda kullanılmakta ve bölgedeki kalkınma dinamiklerini büyük oranda etkilemektedir.
Peki Doğu Anadolu’da durum böyle mi?
Doğu Anadolu’da Jeotermal Kaynakların Ekonomik Kalkınma Açısından Değerlendirilmesi
Doğu Anadolu Bölgesi'nde jeotermal kaynaklar bulunmasına rağmen elektrik üretimi yapan santraller bulunmamakta ve tarım, turizm vb sektörlerde etkili ve verimli bir şekilde kullanıma sokulamamaktadır.
Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi Doğu Anadolu’daki jeotermal kaynaklardan elektrik üretme faaliyetleri Ignis H2 Enerji Şirketi’nin bölge de jeotermal enerji üretme ruhsatı almasıyla gündeme gelmiş bulunmaktadır. Şirketin yaptığı ölçümler, Kayalıpınardaki jeotermal kaynakların ticari ölçekte, JES’e uygun, ancak Varto Güzelkent’te bulunan kaynakların ise ticari nitelikte olmadığı, daha çok ısınma, ve tarım amaçlı kullanıma ugun olduğudur.
Buna rağmen anılan şirketin, Bingöl, Karlıova ve Varto’nun 16 köyünü içeren jeotermal kaynakların elektrik üretme kapasitesine ölçmek amacıyla başlattığı çalışmalar, Ege bölgesindeki jeotermal santrallerin ortaya çıkardığı sorunlar üzerinden yerel halkın tepkisine neden olmaktadır. Ancak söz konusu tepkiler her ne kadar, örneklem olarak kabul edilen JES’lerin ortaya çıkardığı sonuçlardan kaynaklanan kaygılara dayanmakta ise de somut gerçeklikten kopuk ve sübjektif olduğu görülmektedir.
En önemlisi, bütün bir Cumhuriyet tarihi boyunca bölgeye yapılamayan ve yaklaşık elli yılı aşkın bir süredir terör ve güvenlik meseleleri yüzünden aksayan ya da bilinçli bir şekilde engellenen yatırımların, bölgenin ekonomik kalkınması başta olmak üzere yaratacağı sosyal ve siyasal değişimden rahatsızlık duyan bir kesimin, söz konusu kaygıları yönetmek suretiyle mevcut durumu korumave sürdürme çabasının hakim olduğu görülmektedir.
Ne yazık ki, büyük oranda Türkiye’nin önemli metropollerinde örgütlü halde bulunan Varto Dernekleri Federasyonu’da, anılan kirli ve karanlık oyuna alet olmuş bulunmaktadır. Varto’nun ekonomik yönden kalkınması ve gelişmesi için çaba sarf etmesi gerekirken, ekonomik kalkınma ve gelişmenin, bilim ve teknolojinin karşısında yer almış; JES uygulamalarının ortaya çıkardığı çevre sorunları ile kaygıları bir propaganda malzemesi haline getirerek, projenin karşısında durmuştur.
Bunun sebeplerini bir sonraki yazımda detaylı olarak ele alacağım. Ancak şimdilik ileri sürülen kaygıların haklılık derecesini bilimsel raporlar ışığında ele almakla yetineceğim.
Bilimsel ve Teknik Raporlar Ne Diyor
Varto’daki JES projesine karşı örneklem olarak kabul edilen JESlerin elektrik üretim süreçlerinde de beliren çevresel sorunlar ve halk sağlığına ilişkin etkiler, hem kamu kurumları hem de akademik çevreler tarafından kapsamlı bir şekilde raporlanmıştır.
Özellikle Ege Bölgesi’ndeki JES’ler üzerine odaklanan çalışmalar, denetim ve uygulama eksikliklerinin ciddi riskler yarattığını ortaya koymaktadır.
Çevresel Etkileri
1. Hidrojen Sülfür Gazı: Santrallerden salınan bu gaz, çürük yumurta kokusuna benzer bir koku yayar ve hava kalitesini düşürebilir
2. Reenjeksiyon Sorunları: Kullanılan sıcak suyun tekrar yer altına basılmaması (veya yanlış yapılması), yer altı su kaynaklarının kirlenmesine ve toprak tuzlanmasına yol açabilir.
3. Akışkan İçeriği: Jeotermal akışkanlar doğal olarak bor, arsenik ve antimon gibi ağır metaller içerebilir. Bu maddelerin tarım arazilerine sızması ürün kalitesini etkileyebilir.
4. Mikro-Sismik Hareketler: Yer altına yüksek basınçlı su basılması, bölgede çok küçük ölçekli sarsıntıları tetikleyebilir.
Halk Sağlığı Üzerindeki Etkileri
1. Solunum Yolu Problemleri: Hidrojen Sülfür gazına uzun süre maruz kalmak; baş ağrısı, yorgunluk ve kronik solunum yolu rahatsızlıklarına neden olabilir.
2. Tarım ve Gıda Güvenliği: Özellikle Aydın bölgesindeki incir ve zeytin bahçelerinde, santrallerden çıkan buharın nem oranını ve toprak kimyasını değiştirerek verimi düşürdüğü yönünde yerel gözlemler ve akademik çalışmalar mevcuttur.
3. Psikolojik Etkiler: Bölge halkı arasında gürültü kirliliği ve koku nedeniyle yaşam kalitesini düşebilir.
Her ne kadar akademik çalışmalar ve yerel analizler, örneklem olarak kabul edilen bölgelerde, “ağır metal kirliliği”, “tarım ürünlerinin kalitesi” ile halk sağlığı üzerinde “yüksek radon değerleri” ve ağır metal salınımlarının “uzun vadede kanserojen risk” faktörü oluşturabileceği konulara işaret etmekte ise de Türkiye Bilimler Akademisi’nin “Jeotermal Enerji Teknolojileri Raporu”; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu “Türkiye Çevre Sorunları ve Öncelikleri Değerlendirme Raporu (2023-2025)” ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin “Büyük Menderes Havzası Jeotermal Raporu” gibi kurumsal raporlar, santrallerde "kapalı devre”(binary) sistemler ve tam reenjeksiyon” kullanıldığı takdirde, söz konusu etkilerin minimalize edilebileceğine; ancak bunun sıkı denetim ve teknolojik standartlara uyulmasıyla mümkün olabileceğine işaret etmektedirler.
Öyle ise sorun JES’lerden değil, elektrik üretiminde"kapalı devre" (binary) sistemler ve tam reenjeksiyon” teknolojilerinin kullanılmaması ve denetim aksaklıklarından kaynaklanmaktadır. Öyle ise koparılan yaygaranın nedeni nedir?..


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum