İstanbul
30 Nisan, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

FETÖ’NÜN HEDEFİNDEKİ ALEVİ SUBAYLAR

29 Nisan 2026, Çarşamba 17:21

FETÖ bir yandan devşirdiği Alevilere film, müzik, belgeseller hazırlama, sahte suikast mağduru rolü gibi görevler yüklerken, diğer yandan da devletin yönetici makamlarındaki Alevileri tasfiye etmek için planlı bir girişim yürüttü.

FETÖ’nün bu planlı girişimini ilk kez eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un Hürriyet Gazetesi’ne verdiği ve FETÖ’nün Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki yapılanma stratejilerini anlattığı o ses getiren röportajda okuduk.

12 Şubat 2019’da yayınlanan röportajda Başbuğ’un “FETÖ’nün hedefi TSK’daki Alevilerdi” tespiti, sadece bir mağduriyet hikayesi değil, aynı zamanda devletin sinir uçlarına nasıl sızıldığının ve toplumsal fay hatlarının nasıl birer silaha dönüştürüldüğünün de tespitidir.

TASFİYENİN KOD ADI: MEZHEPÇİLİK!

Alevilerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nden temizlenmesine yönelik hedefin öncelikli olduğunu gördük” ifadelerini kullanan Başbuğ’un anlatımlarında en dikkat çekici nokta, FETÖ’nün TSK içinde kendine yer açmak için uyguladığı “tasfiye” yöntemidir.

FETÖ, liyakatli ve Atatürkçü subayları sistem dışına itmek için sahte ihbar mektupları ve kumpas davalarını kullanırken, bu saldırıların merkezine özellikle “Alevi” kimliğini yerleştirmiştir.

Buradaki amaç iki yönlüdür: Birincisi, TSK içindeki heterojen yapıyı bozarak tek tipleşmek; ikincisi ise muhafazakar tabanda bu tasfiyelere “meşruiyet” kazandırmaktır.

Başbuğ, bu sistematik saldırının aslında Türk ordusunun birleştirici gücüne vurulmuş bir darbe olduğunu şu sözleri ile ifade ediyordu:

...Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) personel alınırken insanların etnik kökenine bakamazsınız. Böyle bir şey bizde yoktur, aklınızın ucundan bile geçmez, geçmemiştir. Milli orduda mezhepsel farklılıklar da yoktur. Bırakın bir faktör olmasını, bunun düşünülmesi bile bu orduya yapılabilecek en büyük ihanettir. Dolayısıyla Türk ordusuna darbe vurmak istiyorsanız milletle asker arasındaki bu bağı zayıflatmaya, kopartmaya çalışacaksınız. Zaten komploların temel amaçlarından biri de buydu.

İlker Başbuğ çok çarpıcı bir şekilde, mezhepçilik fitnesinin özünde Alevilik-Sünnilik meselesi olmadığını, ondan çok daha önemli olarak Türk milletinin birliğine saldırı olduğunu ortaya koyuyordu.

Nitekim, bugün de tanık olduğumuz mezhepçilik kışkırtmalarının temelinde milli birliğimizin hedefe konulduğunu, meselenin ne Alevilik-Sünnilik ne de İran olduğunu çok iyi idrak etmek zorundayız.

SAHTE İHBARLARLA HAYATLARI YIKTILAR!

Röportajı yapan İper Özbey’in bir sorusu üzerine, eski Genelkurmak Başkanı Bağbuğ FETÖ’nün TSK içindeki çalışma yöntemine dair önemli bir detaya açıklık getiriyor:

FETÖ, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik komploları yaparken özellikle mezhep olayını temel aldı, Aleviliği istismar etmeye çok çalıştı. Bu konuda biz hassasiyet gösterdik, çünkü özellikle bizim dönemimizde ihbarlara baktığınız zaman büyük bölümü mezhepsel olaya dayanıyordu.

Yani, “isimsiz ihbar mektupları mekanizması”, FETÖ’nün hedef aldığı subayların tasfiyesinde kullanılan bir araçtı.

Başbuğ röportajında, o dönemde bu mektupların ciddiye alınması için nasıl bir baskı ortamı oluşturulduğunu anlatırken aslında bir devletin kendi evlatlarını koruyamaz hale getirilişini tarif ediyordu.

Başbuğ devamm ediyor: “Alevilerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nden temizlenmesine yönelik hedefin öncelikli olduğunu gördük. Bu çok tehlikeliydi, milli orduyu çökertebilirdi. FETÖ, acımasızca bu konuyu hedef aldı, istismar etmeye çalıştı.

Özellikle Alevi subaylara yönelik asılsız iddialar, sadece kişisel kariyerleri bitirmekle kalmamış, aynı zamanda kışla içine nifak tohumları ekmişti. Başbuğ’un “Bu subaylar pırlanta gibiydi” vurgusu, kaybedilenin sadece bireyler değil, liyakat esaslı bir ordu geleneği olduğunun altını çiziyor.

Bu noktada, dikkatlerimizden kaçmaması gereken bir diğer noktada, TSK’nın “milli ordu” niteliğinin hedef alınmasında ABD ve AB’nin de “oyuncu” olarak Başbuğ tarafından anılmasıdır.

İSTİHBARATIN “KÖR” NOKTASI

Başbuğ’un özeleştiri sayılabilecek veya sistemin eksikliğine işaret eden en kritik tespiti ise, TSK’ya bu sızmaların neden engellenemediğidir.

Emniyet ve yargıdaki FETÖ yapılanmasının, askeri istihbaratın önüne nasıl bir duvar ördüğü, bilgilerin nasıl manipüle edildiği bugün daha net görülüyor.

Başbuğ, 2008-2010 yılları arasındaki Genelkurmay Başkanlığı döneminde karşılaştığı direnci ve yargıdaki “paralel devlet” yapılanmasının orduyu nasıl kuşattığını anlatarak, bir devletin kendi içindeki kanserli hücreyi teşhis etse bile, cerrahi müdahale yapmasının nasıl engellendiğini gözler önüne seriyor.

Belirli bir dönemde, MİT gibi görevi FETÖ gibi zararlı örgütlenmeleri izlemek olan kuruluşların dahi örgütle ilgili TSK’ne bilgi akışı sağlamadığını itiraf etmesi, Başbuğ röportajında bence en trajik açıklamalardan birisi.

Devleti koruması gereken kurumları yönetenlerin görevlerini yerine getirmemesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ders alınması gereken bir gerçeğidir.

SONUÇ: BİR DAHA ASLA!

İlker Başbuğ’un bu açıklamaları, Türkiye için bir hafıza tazeleme niteliğindedir.

Mezhep veya inanç üzerinden yapılan fişlemelerin, liyakat yerine örgüte sadakatin ikame edilmesinin bir ülkeyi nasıl 15 Temmuz karanlığına sürüklediğinin kanıtıdır.

FETÖ’nün bir yandan Alevi devşirirken, diğer yandan TSK ve Emniyet’te Alevileri tasfiye etmesi bu örgütün kimliği ve hedefleri konusunda da önemli bir veridir.

Başbuğ’un “TSK’daki Alevileri tasfiye ettiler” vurgusu, aslında TSK’nın her türlü ideolojik ve mezhepsel ayrımın üzerinde, sadece millete ait bir kurum olması gerektiğine dair bir uyarıdır.

Bugün bu röportajı yeniden okumak, devlet yönetiminde liyakatin neden “ekmek ve su” kadar aziz bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum