İstanbul
05 Haziran, 2026, Cuma
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

ALEVİLERİN GÖZÜYLE BUTLAN KARARININ ŞİFRELERİ

05 Haziran 2026, Cuma 14:18

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na yönelik verdiği ve siyaset sahnemizde benzeri görülmemiş bir fırtına koparan “mutlak butlan” kararı, ilk bakışta sıradan bir parti içi liderlik çekişmesi gibi okunabilir.

Borsanın devre kesmesi, genel merkez koridorlarındaki tedbir gerilimi ve butlan kararıyla göreve dönen Kemal Kılıçdaroğlu’nun “arınma” adı altında Özgür Özel ve ekibine yönelik ağır ithamları, bu hukuki metnin arkasında çok daha büyük bir jeopolitik ve sosyolojik hesaplaşmanın yattığını fısıldıyor.

Madalyonun bir yüzünde iç siyasetin pragmatik dengeleri ve koltuk mücadeleleri akarken, diğer yüzünde uluslararası ilişkiler, hibrit istihbarat doktrinleri ve kurucu devlet aklının refleksleri çarpışıyor. Bugün Ankara’da yaşanan depremi doğru tahlil etmek için, sahnedeki aktörlerin hamlelerini ve tarihsel fay hatlarını bir araya getiren bütüncül bir perspektife ihtiyacımız var.

Modern istihbarat literatüründe artık tek boyutlu operasyonların devri kapandı. Bugün devletlerin iç siyasetine yönelik müdahaleler, “Hibrit Savaş” ve “Etki Operasyonları” başlığı altında çok aşamalı bir senaryoyla yürütülüyor.

Sistem şöyle işliyor: Önce Batı merkezli fonlar ve sivil toplum ağları üzerinden hedef ülkenin etnik, mezhepsel ya da sosyolojik kırılganlıkları “kamu diplomasisi” adı altında kaşınarak fikri bir dönüşüm alanı hazırlanıyor. İkinci aşamada, yerel ekonomik krizler veya adalet arayışı gibi meşru toplumsal memnuniyetsizlikler, muhalif kesimlere kaldıraç olarak kullanılarak kitle hareketleri tetikleniyor.

Nihai aşamada ise devlet bürokrasisinde veya ana akım muhalefette konumlandırılan alternatif elitler eliyle sistemin yönü tescilleniyor.

Sistemin Türkiye’de işleyişine bakıldığında, Kürt hareketi ve Alevi toplumunun vatandaşlık vasıflarına haiz birer yurttaş olarak temel hak ve özgürlükler bağlamındaki adalet arayışları, bu asimetrik tasarımın ana malzemesi haline getirilmek isteniyor. Ancak Ulusal Kurtuluş Savaşının verildiği tarihten bu yana Türkiye, jeopolitik konumu gereği bu asimetrik tasarım girişimlerine karşı söz konusu kırılganlıkları karşılayabilecek reflekslere sahip bir ülkedir.

Kimine göre iktidarın, kimine göre ise devlet bürokrasisinin ve yerleşik güvenlik mimarisinin CHP üzerinde adeta bir buhran gibi görünen hamlelerini anlamak için, tarihsel süreç içinde devlet aklının ne türden refleksler geliştirdiğine bakmak gerekir.

Türk siyasi hayatı, Yavuz Sultan Selim döneminden bu yana Kürt politik hareketleri ve Alevilik-Bektaşilik konusundaki tarihsel bagajın siyasal sistemle gerilimlerinin yarattığı sorunlarla imtihan halindedir. Esas kırılma da burada yaşanmakta ve düğümlenmektedir.

Osmanlı’dan Cumhuriyet devrine intikal eden bu tarihsel ve toplumsal yapı, Cumhuriyeti kuran irade tarafından ulus-devlet paradigması bağlamında ele alınırken, küresel tehditler her zaman belirleyici oldu. 1940’lı yıllara gelindiğinde, İngiliz ve Fransızların “Hoybun” cemiyeti üzerinden, ardından Sovyetler Birliği'nin Mahabat Kürt Cumhuriyeti ve “Je-Kaf” örgütü üzerinden Kürt hareketlerini birer dış politika aracı olarak kullanma girişimi, Türkiye'yi sarsıcı bir güvenlik bunalımıyla karşı karşıya bıraktı. Sovyet yayılmacılığının bu hamlesine karşı ABD, komünizmin din karşıtlığını kuşanarak Truman Doktrini’ni ilan etti.

İşte bu kritik eşikte devlet aklı, yerel dinamikleri küresel tehditlere karşı bir iç cephe barajı olarak tahkim etme yoluna gitti. Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra gözetim altında tutulan Said-i Nursi’ye tam da bu dönemde yazdırılan Risale-i Nur külliyatı vasıtasıyla, etnik gruplar arasındaki ortak dini değerleri işleyerek antikomünist cereyanı güçlendirmesi ve Kürt toplulukların siyasal sisteme aidiyetini pekiştirmesi rastlantı değildi.

Devlet aklı, dün olduğu gibi bugün de “Terörsüz Türkiye” politikaları kapsamında, terör olgusu ile Kürt etnik sosyolojisini birbirinden ayırarak, küresel güçlerin asimetrik kartlarını ellerinden almayı hedefliyor.

Ancak Cumhuriyet aklı, Kürt sosyolojisini sistemle uyumlu kılmak için dini/tarikat ağlarına (Kadirilik ve Nakşibendiliğe) alan açarken, Alevilik konusunda aynı hassasiyeti ne yazık ki gösteremedi. 1925 yılında Tekke ve Zaviyelerin kapatılması, inanç yapısı “ocak sistemi” üzerinden yükselen Aleviliğe büyük darbe vurdu.

Diyanet bünyesinde Sünni-Kürt din adamlarına alan açılırken, Alevi-Bektaşi ritüelleri yer altına itildi. Güvenlik bürokrasisinin Dersim ve Koçgiri süreçlerinden devraldığı olumsuz bagaj, bu sosyolojiyi yükselen sağ-muhafazakar siyasetin gözünde “komünizmin Anadolu'daki doğal tabanı" olarak yaftalamaya açık hale getirdi.

Cumhuriyetin yasakladığı, yer altına ittiği, inanç önderlerini itibarsızlaştırıp toplumsal bağlarını kopardığı Alevi toplumu, bu kurumsal hafıza kaybının neticesinde katı ideolojik kutuplaşmaların içinde belleğini ve benliğini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Hz. Ali’yi, Ehlibeyt sevgisini ve tasavvufi mayayı inancın içinden çıkardığınızda, geriye kalan boşluk doğrudan Avrupa merkezli sivil toplum fonları tarafından doldurularak, sokağı hareketlendirecek seküler-etnik bir koçbaşına dönüştürüldü.

İşte bu laboratuvar çalışmasıdır ki, bugün “butlan” kararıyla görevine iade edilen Kemal Kılıçdaroğlu’nu pervasızca “düşkün” ilan edebilmektedir. Düşkünlüğün ne olduğunu, Alevi erkanına bağlı bir insanın hangi hal ve durumda, kimler tarafından düşkün ilan edileceğini bilmeyecek kadar inançtan kopmuş bu zevatın savrulduğu yer, Alevi erkanının hukuku değil, küresel kamu diplomasisinin ürettiği “Alisiz” ve sekülerleştirilmiş militan siyasetin intikam refleksidir.

Butlan kararına sebep olan esas jeopolitik tehlike de tam olarak burada düğümleniyor. Çünkü bu “Alisiz Alevici” zevat ve onların politik söylemlerde ortaklaştığı ana muhalefetteki alternatif elitler, bugün topluma yegane çözüm olarak Francis Fukuyama’nın kimlik siyasetine dayalı “Eşit Yurttaşlık” tezini pazarlıyorlar.

Peki, eşit yurttaşlık ambalajıyla Türk toplumunun önüne konan bu aksi istikamet ve yön nedir?

Bu kavram, masum bir demokratik hak arayışı değildir. Fransız Devrimi'nden ve Cumhuriyet'in kurucu felsefesinden neşet eden, yasalar önünde herkesi “birey ve yurttaş” olarak eşitleyen Anayasal Vatandaşlık (Ulus-Devlet) modelini çökertmek üzere tasarlanmış küresel bir tuzaktır.

Bu elitlerin ve arkalarındaki küresel iradenin Türkiye için öngördüğü yön; devletin bireylerle değil, “etnik, mezhepsel ve kültürel komunitelerle” muhatap olduğu federatif, çok parçalı bir Lübnan veya Irak modelidir. Amaç, kolektif kimliklere anayasal statü verilerek devletin kurucu omurgasının ve üniter yapısının tasfiye edilmesidir.

Karşımıza çıkan tabloya baktığımızda resim netleşiyor.

Devlet aklı, iç cepheyi tahkim etmek ve küresel manipülasyonu bitirmek için “Terörsüz Türkiye” konseptiyle emperyalizmin elindeki en büyük asimetrik kartı, Kürt kartını almaya çalışırken; Özgür Özel ve ekibinin yönetimindeki CHP, yerel seçim başarılarının getirdiği “belediyeci pragmatizmle” etnik ayrılıkçı aktörlere denetimsiz siyasi alanlar açmıştır.

Eğer Kürt hareketi silahsızlandırılıp tasfiye edilirken, ana muhalefet partisi eliyle “Alisiz Alevicilik” ve “Kürtçülük” ekseninde yeni bir iç cephe ve kitle hareketi kaldıracı inşa edilelirse, devletin stratejik hamlesi boşa çıkarılacaktır. Küresel güçlerin tam da bu yeni fay hattını parlatılan alternatif elitler üzerinden kaşıma girişimine, devlet aklının cevabı gecikmemiş gibi görünmektedir.

İşte bu yüzden CHP’deki kriz sıradan bir kurultay çekişmesi ya da koltuk kavgası değildir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin “Mutlak Butlan” kararı; devlet aklının, ana muhalefet partisini küresel hibrit savaş senaryolarının bir aracı ve kimlik siyasetinin laboratuvarı olmaktan çıkarma operasyonudur.

Ana muhalefeti, yeniden devletin kırmızı çizgileriyle ve sosyolojik dengeleriyle uyumlu o tarihsel “büyük şemsiye” formatına zorlama hamlesidir. Karşı çıkan zevatın öfkesi koltuk kaybından değil, Türkiye'yi ulus-devlet tasfiyesine götürecek olan o büyük küresel tasarımın Ankara'da sert bir barikata çarpmasındandır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum