İstanbul
08 Mart, 2026, Pazar
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

SİYASET SİZİN OLSUN, İNANCIMIZA DOKUNMAYIN!

07 Mart 2026, Cumartesi 14:45

Türkiye’de inanç ile siyaset arasındaki mesafe her zaman hassas olmuştur. Bu mesafe korunduğunda toplumsal barış güçlenir; ihlal edildiğinde ise gerilim kaçınılmaz hâle gelir. Özellikle Alevi toplumu söz konusu olduğunda bu hassasiyet daha da önem kazanır. Çünkü Alevilik yalnızca bir kimlik değil; bir inanç, bir yol, bir irfan geleneğidir.

T.C. yasalarına göre kurulan ve statüsü sivil toplum kuruluşu olan dernekler ile cemevleri, hukuken siyasi faaliyette bulunamaz.

Bu durum yalnızca teknik bir mevzuat meselesi değil; aynı zamanda inancın siyaset karşısındaki bağımsızlığını koruyan bir çerçevedir.

Ne var ki son yıllarda bazı Alevi üst kurumlarının söylem ve tutumları, bu sınırların bulanıklaştığı yönünde ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Hiç kimse Alevi yurttaşların siyaset yapmasına karşı değildir. Tam tersine; her bireyin siyasi tercih hakkı kutsaldır. Alevi canlarımız diledikleri partide siyaset yapabilir, fikir beyan edebilir, demokratik mücadele verebilir.

Ancak sorun bireysel tercihler değil; inancın kurumsal yapısının bir siyasi çizginin doğal uzantısı gibi sunulmasıdır.

Alevilik hiçbir partinin arka bahçesi değildir.

Hiçbir ideolojinin dolgu malzemesi değildir.

Hiçbir siyasi hesabın meşrulaştırıcı aparatı değildir.

İnancı temsil makamında bulunan kurumların, toplumu tek bir siyasi eksene mahkûm eden bir dil kullanması hem çoğulculuğa hem de inancın özüne zarar verir.

Cemevleri ibadet ve erkân yeridir. Birliğin, lokmanın, muhabbetin mekânıdır. Seçim dönemlerinde verilen mesajların ya da yapılan siyasi çağrıların gölgesinde kalmamalıdır.

Çünkü inanç mekânı tarafsızlığını kaybettiğinde, o kapıdan giren canların bir kısmı kendini dışlanmış hisseder.

Oysa cemevlerinin kapısı her görüşten, her düşünceden Alevi’ye ve hatta tüm insanlığa açıktır.

Alevilik tarih boyunca adaletin ve hakikatin yanında durmuş; zalime karşı mazlumun sesi olmuştur. Ancak bu tarihsel duruş, herhangi bir siyasi partinin yanında saf tutmak anlamına gelmez.

İnanç; ilkeler üzerinden konuşur, siyaset ise çoğu zaman konjonktür üzerinden hareket eder. İnancın konjonktüre teslim edilmesi, onu zayıflatır.

Burada asıl mesele şudur; İnanç kurumları toplumun tamamını temsil eder. İçinde farklı siyasi görüşlerden insanlar vardır. Bir kısmı muhafazakâr olabilir, bir kısmı sosyal demokrat, bir kısmı milliyetçi, bir kısmı apolitik…

Kurumsal yapı, bu çeşitliliği kuşatmak zorundadır. Aksi hâlde inancı temsil iddiası zedelenir.

İnanç ile siyaset arasındaki sınırın korunması, aslında her iki alanın da sağlığı için gereklidir.

Siyaset, inanç üzerinden meşruiyet aramamalıdır.

İnanç da siyasetin gündelik tartışmalarına malzeme edilmemelidir.

Çünkü siyaset değişkendir; bugün var olan yarın olmayabilir. Ama inanç, kuşaktan kuşağa taşınan bir emanettir.

Alevi toplumu yıllarca ötekileştirme, yok sayılma ve ayrımcılıkla mücadele etti.

Bugün gelinen noktada en büyük ihtiyaç, kendi içimizde birlik ve sağduyudur.

Bu birlik; bir siyasi çizgi etrafında değil, inancın ortak değerleri etrafında kurulmalıdır.

Kim siyaset yapmak istiyorsa yapsın. Bu en doğal demokratik haktır. Ancak bunu inancın adını kullanarak, kurumlarını araçsallaştırarak yapmasın.

İnancın gücü siyasete yaslanmaktan değil, kendi öz değerlerinden gelir.

Unutulmamalıdır ki inanç siyaset üstüdür.

Siyaset gelip geçicidir.

İnanç ise kalıcıdır.

Siyaset sizin olabilir.

Ama inanç, hepimizin ortak emanetidir.

Ve emanet; kişisel ya da kurumsal siyasi hesaplara kurban edilemeyecek kadar değerlidir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum