İstanbul
15 October, 2026, Thursday
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

ALEVİLERDE BİRLİK HANGİ İLKELER VE KURUMSAL MEKANİZMALAR ÜZERİNDE YÜKSELMELİDİR?

15 October 2026, Thursday 01:16

Türkiye’de ne kadar Alevi nüfusu bulunduğu konusunda elimizde resmi  ve kesin veriler bulunmamaktadır. KONDA’nın TR100_2022 araştırma verilerine göre Türkiye’deki Alevi nüfusun genel nüfusa göre oranı %5  iken,  Çeşitli Alevi kuruluşlarının  iddialarına göre 25 ila 30 milyon arasındadır.  Avrupa ülkelerinde ise  en çok Alevi Almanya’da yaşamakta olup, Avrupa’daki Alevi nüfusunun yaklaşık 1.5 milyona olduğu söylenmektedir.

 Alevi toplumunun gerek inançsal ve gerekse sosyopolitik örgütlenme durumuna bakıldığında; cemevleri, dernek ve vakıf şeklinde bir örgütlenme yapısına sahip oldukları görülmektedir.

Resmî makamların belirlediği en güncel verilere göre,  Türkiye genelindeki 58 ilde toplam 1.585 ile 1.586 civarında cemevi bulunmaktadır.  Ancak devlet kayıtlarına girmek istemeyen  Cemevlerinin sayısı da dikkate alındığında bu sayının 2000’e yaklaşmış olabileceği varsayılmaktadır.  Resmî verilere göre en fazla cemevine sahip illerin başında Tokat, Çorum ve Sivas gelirken; büyükşehirler arasında İstanbul ve İzmir ön sıralarda yer almaktadır. 

Türkiye’deki çatı Alevi kuruluşlara bakıldığında, vakıf ve derneklerin farklı adlarla  federatif ve konfederatif  yapılara dönüştükleri görülmektedir. 

Çeşitli dernekleri   barındıran federasyonlar arasında Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) ön plana çıkmaktadır. Alevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye genelinde faaliyet gösteren geniş şebekeli kitlesel dernekler ile yerel ölçekteki çok sayıda dernek ve cemevlerinden oluşmaktadır. Genel Merkez Derneklerinden olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve  Alevi Kültür Dernekleri (AKD)’nin tüm şubeleri bu konfederasyona bağlıdırlar.

Dernek federasyonları içinde son zamanlarda dikkat çeken bir başka kurum, Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu’dur. Aleviliği Türk-İslam ve Horasan irfanı geleneği içinde tanımlayan, milli ve vatansever çizgedeki Alevi-Bektaşi ve Türkmen derneklerinin bir araya gelmesiyle kurulmuş bir çatı  örgütüdür.

Anılan federasyonlar yanı sıra, Abdallar Federasyonu, Anadolu Vakıflar Federasyonu, Çepni Dermekler Federasyonu, Tahtacı Kültür Dernekleri Federasyonları gibi  yine gelenekçi kanatta yer alan federasyonlar da dikkat çekmektedirler.

Vakıf örgütlenmeleri düzeyinde ise Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF)’nun öne çıktığı görülmektedir.  Alevi Vakıflar Federasyonu, Türkiye'de faaliyet gösteren bağımsız Alevi vakıflarının ve cemevi kurumlarının bir araya gelerek oluşturduğu çatıörgütlenmelerinden biridir.

Ayrıca söz konusu vakıflar içinde Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı(CEM)’nın gerek kurumsal kimliği, örgütlü yapısı, dış temsilcilikleri ve gerekse geleneksel Alevilik konusunda yaptığı çalışmalarla öne çıktığı görülmektedir.  CEM Vakfı, Türkiye genelinde kendi şubeleri, cemevleri ve  Alevi-İslam Din Hizmetleri Başkanlığı gibi  organları olan bağımsız ve münferit bir çatı vakıftır.

Vakıf  örgütlenmeleri düzeyinde dikkat çekici bir diğer kuruluş  ise Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV)’dır.  Türkiye genelinde 40'tan fazla şubesi olan bağımsız bir çatı kuruluşu olan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın  bazı yerel şubeleri ve genel temsil yetkisi, vakıf statüsündeki Alevi kurumlarını bir araya getiren Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) bileşeni olarak; ancak ortak eylem platformlarında  ise Alevi Bektaşi Federasyonu  ile birlikte hareket etmektedir.

Ayrıca,  Alevi kuruluşlarını  ortak   bir çatı altında bir araya getirme çabası olarak, çeşitli  Alevi örgütleri platformlarının da son zamanlarda öne çıktığı görülmektedir. Zikredilen platformlar içinde, bir önceki dönem Kültür Bakanlığı Alevi Bektaşi Kültür  ve Cemevi Başkanlığı yapmış olan Ali Rıza Özdemir’in öncülüğünde kurulan Alevi Bektaşi Güçbirliği Platformu dikkat  çekmektedir. 167 Alevi örgütü ve çok sayıda vakıf, cemevi  ve federasyonu “Alevilik Bildirgesi” adı altında bir araya getiren platform, geleneksel Aleviliği ortak reflekslerde bir araya getirme  iddiasındadır.

Türkiye’de faaliyet  yürüten bu kuruluşların yanı sıra Avrupa’da yaşayan Alevi toplumunun da oldukça örgütlü bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. 

Yurt dışında faaliyet gösteren Alevi örgütleri içinde  en dikkat çeken  kuruluşların başında  Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK)  ve Almanya’da  örgütlü bulunan Almanya’da Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK),’ları gelmektedir.  Çeşitli Avrupa ülkelerindeki kentlerde kurulan Alevi dernek ve cemevleri ile bu yapıların kurduğu federasyonları bünyesinde toplayan AABK,   Avrupa ülkelerinde  yaşmakta olan Alevilerin kurduğu dernek ve cemevlerini bünyesinde toplayan bir çatı kuruluş olarak dikkat çekmektedir. Bu kuruluşların Avrupa ülkelerinde yürüttüğü girişimler sonucunda, Alevilik, “İslam’dan ayrı, kendine mahsus  bir din ve inanış” olarak Avrupa ülkeleri tarafından kabul edilmiş bulunmaktadır.  

Anılan  dernek  ve vakıf federasyonlarının faaliyetleri ve deklerasyonları incelendiğinde AABK, AABF gibi diaspora örgütleri başta olmak üzere  Alevi Bektaşi Federasyonu bileşenleri ile Hacı Bektaş Veli  Anadolu Kültür Vakfı’nın Aleviliğin tanımı ve ritüelleri   konusunda benzer yaklaşıma sahip oldukları; Aleviliği eski çağ inanç katmanları üzerinden yükselen ve İslam’la senkretik ilişkileri içinde tanımlayan, bir kültür ve inanma biçimi olduğu konusunda  ortaklaştıkları görülmektedir. Buna karşılık  Alevi Vakıflar Federasyonu, Cem Vakfı, Horasan Erenleri Vakfı gibi vakıfların, Aleviliğin doğrudan İslami bir inanma biçimi ve Türklerin İslamlaşmasıyla birlikte ehlibeyt sevgisi ve bağlılığı üzerinden gelişen bir inanç olduğu konusunda ortaklaşmaktadırlar.

İnanç düzleminde her ne kadar, Alevi toplumunun gelenekçi kanatlarıyla Aleviliği yeniden tanımlama çabası içinde olan kanatları arasında, siyasi refleksler bakımından genel bir ortaklaşma söz konusu ise de  son zamanlarda söz konusu ortaklaşmanın  teolojik  düzeyde giderek dağıldığı ve farklı kulvarlara savrulduğu görülmektedir.

AABK ve AABF gibi diaspora örgüt yöneticilerinin tüzüklerinde Aleviliği, inancın kurucu ve vazgeçilmez sütunlarını doğrudan İslam tasavvufuna ait olan İnayet, Nübüvvet, Velayet ve İmamet kavramları ile "Hak-Muhammed-Ali"  gibi  İslami  inanışlar çerçevesinde tanımlamış olmasına rağmen, "Biz Müslüman değiliz; Aleviyiz" söylemleri ve sosyal medya mecralarında “Aleviliğin  İslam olmadığı, eski çağlardan kalan bir inanç ve kültür ve yaşama biçimi olduğu, Luvvi  ve Zerdüşt inancı olduğu” yönündeki paylaşımlar, Aleviliğin teolojik kökeni  ve kaynaklarında derin yarılmalara sebep olmakla kalmamakta; Luvvilik ve Zerdüştlük üzerinden  etnik kökenlerine yapılan atıflar, Aleviliğin “yetmiş iki millete aynı nazardan bakan” evrensel ilkeleri ile sosyopolitik yaklaşımları arasında derin fay hatlarının meydana gelmesine neden olmuştur.

Alevi toplumu ve Alevi örgütleri arasında söz konusu  yarılma, bir taraftan Alevi toplumunun hak ve taleplerinin güçlü bir birlik üzerinden ifade edilmesinin zeminini yok etmekte iken; diğer taraftan temsilde bir meşruiyet krizine yol açmaktadır. Anılan temsil krizi, dağınıklık ve çok başlılığa yol açtığından, Türk siyasi sisteminin de işine gelmektedir.

Mevcut durum temsilde bir meşruiyet krizine yol açtığından  ve anılan meşruiyet  inançtan ziyade, Alevi toplumunu temsil ettiğini iddia eden kesimin üzerinde yükseldiği ya da yetki aldığını varsaydığı  toplumsal  tabanı politize etme gücü ve durumuna dayandığından, Alevi toplumu arasındaki  bölünmeyi yaygın hale getirmektedir. Mesele İnanç boyutuna sirayet ettiğinde,  söz konusu sosyopolitik etki, inancın köklerinde de sarsılmalara yol açmakta ve bu nedenle Aleviliğin ne olduğu konusunda derin görüş ayrılıkları ortaya çıkmaktadır.

Alevi toplumu ve örgütleri arasında baş gösterin bu derin yarılma,Devletin ve dolayısıyla siyasi sistemin işine gelmekte; mevcut dağınıklık ve çok başlılığın  kendi döngüsü içinde sürüyor olması,siyaset kurumu için rasyonel bir kurnazlığa zemin hazırlamaktadır.

Bu durum siyasi partilerin, Alevi kurumlarına inançsal haklılıkları ya da talepleri üzerinden değil, "seçmen kitlesini kontrol etme potansiyelleri" üzerinden yaklaşmasına sebep olmaktadır."Lideri kontrol edersen, kitleyi de yönetirsin" mantığıyla hareket eden siyaset mekanizması;  kitlesi üzerindeki sosyopolitik etkisi en güçlü ve oy getirme potansiyeli yüksek karizmatik liderleri  kullanmayı tercih etmektedirler.Bu nedenledir ki belli bir makama getirdikleri aktörler siyaset kurumunun kendisine sağladığı meşruiyet üzerinden kendi köklerine dönük söylem ve eylemlerde bulunduğunda kapı önüne  koyabilmekte ve bu kişileri itibarsızlaştırmak için “Sokaktan alıp milletvekili yaptığımız kişiler” diyebilmektedir.

Bu nedenledir ki,mahkemenin verdiği “butlan” kararına karşı,  tabanın tepkilerini mobilize etmek ve bir kısım CHP’li aktörün ayrılarak yeni bir siyasi oluşum içine girmesinin meşru zeminin oluşturmak üzere;   mahkeme kararıyla geri dönen Kemal Kılıçdaroğluna  denmedik laf, edilmedik hakaret bırakmayan bir kısım Alevi örgütü liderlerini  Kemal Kılıçdaroğlu sanki bu hakaretler  kendisine yapılmamış; şahsiyeti ve inanci kimliği üzerinde yaratılan algılarla CHP’nin kurumsal kimliğine  hiçbir zararları dokunmamış gibi  kabul etmekte; bu şahıslar ise  yüzleri kızarmaksızın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında hizaya dikilerek objektiflere poz vermekteler.

Kemal Kılıçdaroğul bu kişilerden birinin elini tutup, gel bakalım, seni milletvekili yapayım der mi?Der.

Fakat bunların temsil ettiği kurumsal kimliğin bu güne değin  çığırtkanlığını yaptığı Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kaldırı mı, ya da   din derslerinin zorunlu  olmasını kaldırı mı? Hayır.

Tıpkı diğer siyasilerin söyleyegeldiği gibi, cemevlerini söylemde ibadet yeri  olarak kabul eder fakat, uygulamaya gelince; yok, hayır “Kültür evi” olarak kalsın der mi?Der.

 Niye?

Çünkü bu işler toplumsal bir konsesusla olabilecek işlerdir de ondan.

Peki  bunları, bu gün kü Hükümet yapabilir mi? Hayır. Çünkü  bu işlerin olabilmesi için, Ak Partinin kendi seçmen kitlesini ikna etmesi ya da seçmen kitlesine rağmen irade koymasıyla  olabilecek işlerdir.Bu ise yüzde birlik bir oy oranın kıymetli hale geldiği günümüz  siyasi ikliminde  Ak Parti’ye oy kaybettirir mi? Evet kaybettirir. Hem de büyük oy kaybı… Üstelik, bir o yana bir bu yana savrulan, kitleleri üzerindeki meşruiyetleri bile tartışılır olan, dağınık bir Alevi kitlesi  varken ve bu dağınıklıkta en çok oy getiren karizmatik lideri elde etmek çok kolay iken, niye böylesi bir riski göze alsın ki…

Şu günün siyasi ikliminde bunlardan bir kaçı DEM’in yanında bir tanesi de  CHP’nin yanında hizalansın yeter…

Peki şu durumda, Aleviler birlik olmaz ise  hak talepleri dikkate alınır mı? Biz kendimize yeteriz diyorsanız sorun yok. Böyle sürgitsin. Yok eğer ne olursa olsun Alevi toplumu güçlü bir birlik yaratmalı ve hak taleplerini bu güce dayanarak ilan etmelidir diyorsanız, şimdi birlikte düşünmek ve tartışmak zamanıdır…

Sevgili Canlar, şuraya kadar yaptığım değerlendirme ve analizler, yukarıda sıralanan nedenlerle Alevi toplumunun büyük bir ahlaki, irfani  ve inanci çöküşün eşlik ettiği dağınıklık ve parçalanmışlık durumunda olduğunu göstermektedir.

Söz konusu durum, Alevi toplumunun temsiliyetinde ve haklı taleplerinin meşruiyetinde krizlere yol açmakla kalmamakta; devletin ve dolayısıyla siyasi sitemin  Alevi toplumunun yüzyıllardır süregelen  sorunlarının çözümü için  kimi muhatap alacağı  konusunda  da bir kaosa yol açmaktadır.Yanı sıra  bir kısım Alevi örgütü de taleplerini sıralarken devletin müdahalesini veya politika seçeneklerini red ederek,  devleti muhatap kabul etmekte zorlanmaktadır.

Şunu unutmayalım ki Alevi toplumunun sorunlarının çözüm mercii devlettir. Devletin sahip olduğu siyasi  sistem vasıtasıyla toplumla kurduğu bağ ise temel hak taleplerinin uzlaşma zeminini  ve meşruiyet sınırlarını çizer.

Alevi toplumunu sorunlarının muhataplarına doğru  ve en meşru kanallarla iletilmesi  ancak Alevi toplumunun içinde bulunduğu  meşruiyet ve temsil krizini aşmasıyla mümkündür. Bu ise ancak, Alevi toplumunun farklı kesimlerini, inançlarını, gelenek ve yaklaşımlarını, ortak ilkeler etrafında  bir araya gelmesi ve diyalog kanallarını açık tutmasıyla   mümkün olabilir gibi görünmektedir.

Zira  inancımızın temel ilkelerinden biri olan  “Varlıkta birlik” anlayışı, sadece batıni değil; aynı zamanda varlığın kendisinde görünür olanzahiri bir hakikattir.  Hak ve Hakikate ulaşmak için,şu somut önerilerin dikkate alınmasını   ve tartışılmasını öneriyorum.

Alevi toplumunu içinde bulunduğu dağınıklığı önlemek, ilan edilecek ortak ilkeler etrafında bir diyalog  zemini  oluşturmak üzere, acilen, tüm Alevi örgütlerinin katıldığı bir çalıştay planlanmalı, çalıştayda;

  1. Kurumsal parçalanmayı ve çok başlılığı bitirmek üzere;

Türkiye’deki Tüm Alevi kuruluşlarını bir araya getiren “Alevi Meclisi/ Alevi (Örgütleri) Üst Kurulu” ile  tüm ülkede yaşamakta olan  kutsal ocaklarımızın temsilcilerinden oluşan “Pirler-Dedeler Meclisi” yapılanmalarının Alevi toplumunun  temsiliyeti ve birliğine  duyulan ihtiyacı karşılayıp karşılamayacağı tartışılmalıdır.

a). Alevi Üst Kurulu / Alevi Meclisi: Türkiye’deki tüm dernek, vakıf ve bilimsel/kültürel kuruluşların temsilcilerinden oluşmalıdır. Farklı federasyonların tavan bürokrasileriyle yürüttüğü rekabeti bitirmek adına, tüm ocak ve yöre derneklerinin katılımıyla demokratik bir meclis inşa edilmelidir. Bu meclisin delegeleri, dijital veya fiziki şeffaf oylama yöntemleriyle doğrudan Alevi tabanı tarafından seçilmelidir. Böylece kurumların siyasi partilerin ya da dış odakların arka bahçesi haline gelmesi engellenerek meşru bir sözcülük mekanizması oluşturulabilir.

b). Pirler-Dedeler Meclisi (Pirlik-Dedelik Üst Kurulu): İran Şiiliğini anımsatacak kavramlardan kaçınarak kurulacak bu yapının doğal üyeleri, Türkiye’deki tüm ocaklardan kendi iç mekanizmalarıyla seçilecek birer temsilciden oluşmalıdır.  Bu kurulun bir başkanı yoktur; kararlarını oy çokluğuyla alır. Yetkisi inanç, ritüel ve erkân uygulamalarıyla sınırlıdır.

Alevi Üst Kurulu üzerinde inanç eksenli bir rehberlik ve yol göstericilik misyonuna sahiptir.

2. Yapılacak çalıştayda,Alevi toplumunun üzerinde mutabık kaldığıOrtak Hak Değişmezleri / Asgari Müşterekler Deklarasyonuilan edilmelidir.Ortak Hak Değişmezleri kapsamında;

a).  "Alevilik İslam'ın içinde midir, dışında mıdır?" gibi  tartışmalar kurumsal hak mücadelesinin parçası olmaktan çıkarılmalı, inançsal tanımlamalar bireylerin vicdanına bırakılmalıdır.

b). Cemevlerinin kayıtsız şartsız ibadethane statüsü alması, zorunlu din derslerinin kaldırılması veya seçmeli olması ve kamuya personel alımında görevde yükselme, yer ve iş değişikliği  iş ve işlemlerinde  mülakat sisteminin kaldırlarak tam liyakatın uygulanması, Diyanet İşleri Başkanlığı korunarak Alevileri de kapsayacak ve bütçeyi nüfus oranında paylaştıracak şekilde yeniden yapılandırılmasıkonuları, uzmanların da görüşleri ve ülke gerçekleri dikkate alınarak tartışılmalı ve bu hususlarda  anayasal ve yasal düzenlemelerin ne olacağı, söz konusu hak taleplerinin toplumu oluşturan diğer kesimlerin olası hak kayıpları  karşısında nasıl bir uzlaşma zemininde elde edileceği net olarak belirlenmeli ve bu konuda kırmızı çizgiler ilan edilmelidir.

c).  Temel hak taleplerinde tek muhatabın Devlet ve onun anayasal meşru kurumları olduğu; müzakerelerde açıklık ve şeffaflık ilkelerine uyulup gizli pazarlıklara asla geçit verilmeyeceği duyurulmalıdır.

d). Laik ve demokratik cumhuriyet rejiminin, parlamenter yönetimin güçlendirilmesi talep edilmeli; yapılacak düzenlemelerin devletin üniter yapısı ve anayasal laiklik ilkesine aykırı olamayacağı ilan edilmelidir.

e). Bu asgari müşterekler üzerinde ikrar verildikten sonra, toplumsal dayanışmayı ve birlikte hareket etme kabiliyetini geriletecek tartışmalara sebebiyet veren aktörlerin eylemlerinin dara çekileceği ve geleneksel "düşkünlük" yaptırımı işletileceği ilan edilmelidir.

3. İnanç Kurumlarının Finansal Özerkliğinin Güvenceye Alınması

a). Bütçe Dengesi ve Şeffaflık: Devletten doğrudan maaş alarak "kamu güdümüne girme" riski ile "maddi imkansızlık içinde boğulma" krizi arasındaki denge kurulmalıdır. Avrupa’daki kuruluşların aldıkları fonların Türkiye’ye aktarılmasına son verilmelidir. Kamu kaynaklarının kullanımında şeffaflık ve hesap verilebilirlik gözetilmelidir.

b). Yasal Pay Talebi: Diyanet İşleri Başkanlığı veya Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bütçesinden, Türkiye'deki Alevi nüfus oranı dikkate alınarak yasal bir pay talep edilmelidir. Buna karşılık kamunun denetleme yetkisi kabul edilmelidir.

c). Kamusal Denetimin Kırmızı Çizgileri: Devletin denetim yetkisi yalnızca mali harcamaların yasalara uygunluğu (Sayıştay denetimi) ile sınırlı kalmalıdır. Kamusal denetim; cemevlerinin inançsal özerkliğine, teolojik yorumlarına, cem ritüellerine (erkâna), müfettiş eliyle pir/dede tayinine veya idari kayyum atamalarına asla müdahale edemez. İnanç ve idari kadroları belirleme hakkı münhasıran Pirler-Dedeler Meclisi ile Alevi Üst Kurulu’na aittir.

4. Kuşak Kopuşunun Önlenmesi ve Gençlik Entegrasyonu

a). Kurumlar hantal, geleneksel ve aşırı politikleşmiş dilden arındırılmalıdır. Yeni nesil Alevi gençliğinin seküler, felsefi ve sanatsal beklentilerine yanıt verebilecek dijital içerikler üretilmeli, modern gençlik merkezleri ve akademik burs ağları kurulmalı, Devletten bu konuda gerekli düzenlemeler yapılması istenmelidir.

b). Dernek ve vakıf yönetimlerinde gençlerin ve kadınların karar verici pozisyonlara gelmesini sağlayacak zorunlu kotalar uygulanmalıdır. Alevilik, yaşlı kuşağın nostaljik bir siyasi kavgası olmaktan çıkarılıp gençlerin geleceğe dönük vizyonuyla harmanlanmalıdır.

5. Siyasi Partilerle Mesafe ve "Stratejik Oy" Bilinci

a). Alevi kurumları, herhangi bir siyasi partinin  organik bir parçası veya "çantada keklik" bir oy deposu gibi davranmayı kesinlikle bırakmalıdır.

b). Seçim dönemlerinde oyların körü körüne tek bir adrese teslim edilmesi yerine; Alevi toplumunun haklarını anayasal ve yasal programına somut olarak alan, yerel yönetimlerde cemevlerine yasal statü vaat eden aktörlere destek verecek rasyonel, pazarlık gücü yüksek bir "stratejik oy bilinci" geliştirilmelidir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum