ALEVİLERDE BİRLİK HANGİ İLKELER VE KURUMSAL MEKANİZMALAR ÜZERİNDE YÜKSELMELİDİR?
15 October 2026, Thursday 01:16Türkiye’de ne kadar Alevi nüfusu bulunduğu konusunda elimizde resmi ve kesin veriler bulunmamaktadır. KONDA’nın TR100_2022 araştırma verilerine göre Türkiye’deki Alevi nüfusun genel nüfusa göre oranı %5 iken, Çeşitli Alevi kuruluşlarının iddialarına göre 25 ila 30 milyon arasındadır. Avrupa ülkelerinde ise en çok Alevi Almanya’da yaşamakta olup, Avrupa’daki Alevi nüfusunun yaklaşık 1.5 milyona olduğu söylenmektedir.
Alevi toplumunun gerek inançsal ve gerekse sosyopolitik örgütlenme durumuna bakıldığında; cemevleri, dernek ve vakıf şeklinde bir örgütlenme yapısına sahip oldukları görülmektedir.
Resmî makamların belirlediği en güncel verilere göre, Türkiye genelindeki 58 ilde toplam 1.585 ile 1.586 civarında cemevi bulunmaktadır. Ancak devlet kayıtlarına girmek istemeyen Cemevlerinin sayısı da dikkate alındığında bu sayının 2000’e yaklaşmış olabileceği varsayılmaktadır. Resmî verilere göre en fazla cemevine sahip illerin başında Tokat, Çorum ve Sivas gelirken; büyükşehirler arasında İstanbul ve İzmir ön sıralarda yer almaktadır.
Türkiye’deki çatı Alevi kuruluşlara bakıldığında, vakıf ve derneklerin farklı adlarla federatif ve konfederatif yapılara dönüştükleri görülmektedir.
Çeşitli dernekleri barındıran federasyonlar arasında Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) ön plana çıkmaktadır. Alevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye genelinde faaliyet gösteren geniş şebekeli kitlesel dernekler ile yerel ölçekteki çok sayıda dernek ve cemevlerinden oluşmaktadır. Genel Merkez Derneklerinden olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Alevi Kültür Dernekleri (AKD)’nin tüm şubeleri bu konfederasyona bağlıdırlar.
Dernek federasyonları içinde son zamanlarda dikkat çeken bir başka kurum, Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu’dur. Aleviliği Türk-İslam ve Horasan irfanı geleneği içinde tanımlayan, milli ve vatansever çizgedeki Alevi-Bektaşi ve Türkmen derneklerinin bir araya gelmesiyle kurulmuş bir çatı örgütüdür.
Anılan federasyonlar yanı sıra, Abdallar Federasyonu, Anadolu Vakıflar Federasyonu, Çepni Dermekler Federasyonu, Tahtacı Kültür Dernekleri Federasyonları gibi yine gelenekçi kanatta yer alan federasyonlar da dikkat çekmektedirler.
Vakıf örgütlenmeleri düzeyinde ise Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF)’nun öne çıktığı görülmektedir. Alevi Vakıflar Federasyonu, Türkiye'de faaliyet gösteren bağımsız Alevi vakıflarının ve cemevi kurumlarının bir araya gelerek oluşturduğu çatıörgütlenmelerinden biridir.
Ayrıca söz konusu vakıflar içinde Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı(CEM)’nın gerek kurumsal kimliği, örgütlü yapısı, dış temsilcilikleri ve gerekse geleneksel Alevilik konusunda yaptığı çalışmalarla öne çıktığı görülmektedir. CEM Vakfı, Türkiye genelinde kendi şubeleri, cemevleri ve Alevi-İslam Din Hizmetleri Başkanlığı gibi organları olan bağımsız ve münferit bir çatı vakıftır.
Vakıf örgütlenmeleri düzeyinde dikkat çekici bir diğer kuruluş ise Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV)’dır. Türkiye genelinde 40'tan fazla şubesi olan bağımsız bir çatı kuruluşu olan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın bazı yerel şubeleri ve genel temsil yetkisi, vakıf statüsündeki Alevi kurumlarını bir araya getiren Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) bileşeni olarak; ancak ortak eylem platformlarında ise Alevi Bektaşi Federasyonu ile birlikte hareket etmektedir.
Ayrıca, Alevi kuruluşlarını ortak bir çatı altında bir araya getirme çabası olarak, çeşitli Alevi örgütleri platformlarının da son zamanlarda öne çıktığı görülmektedir. Zikredilen platformlar içinde, bir önceki dönem Kültür Bakanlığı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yapmış olan Ali Rıza Özdemir’in öncülüğünde kurulan Alevi Bektaşi Güçbirliği Platformu dikkat çekmektedir. 167 Alevi örgütü ve çok sayıda vakıf, cemevi ve federasyonu “Alevilik Bildirgesi” adı altında bir araya getiren platform, geleneksel Aleviliği ortak reflekslerde bir araya getirme iddiasındadır.
Türkiye’de faaliyet yürüten bu kuruluşların yanı sıra Avrupa’da yaşayan Alevi toplumunun da oldukça örgütlü bir yapıya sahip olduğu görülmektedir.
Yurt dışında faaliyet gösteren Alevi örgütleri içinde en dikkat çeken kuruluşların başında Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve Almanya’da örgütlü bulunan Almanya’da Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK),’ları gelmektedir. Çeşitli Avrupa ülkelerindeki kentlerde kurulan Alevi dernek ve cemevleri ile bu yapıların kurduğu federasyonları bünyesinde toplayan AABK, Avrupa ülkelerinde yaşmakta olan Alevilerin kurduğu dernek ve cemevlerini bünyesinde toplayan bir çatı kuruluş olarak dikkat çekmektedir. Bu kuruluşların Avrupa ülkelerinde yürüttüğü girişimler sonucunda, Alevilik, “İslam’dan ayrı, kendine mahsus bir din ve inanış” olarak Avrupa ülkeleri tarafından kabul edilmiş bulunmaktadır.
Anılan dernek ve vakıf federasyonlarının faaliyetleri ve deklerasyonları incelendiğinde AABK, AABF gibi diaspora örgütleri başta olmak üzere Alevi Bektaşi Federasyonu bileşenleri ile Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın Aleviliğin tanımı ve ritüelleri konusunda benzer yaklaşıma sahip oldukları; Aleviliği eski çağ inanç katmanları üzerinden yükselen ve İslam’la senkretik ilişkileri içinde tanımlayan, bir kültür ve inanma biçimi olduğu konusunda ortaklaştıkları görülmektedir. Buna karşılık Alevi Vakıflar Federasyonu, Cem Vakfı, Horasan Erenleri Vakfı gibi vakıfların, Aleviliğin doğrudan İslami bir inanma biçimi ve Türklerin İslamlaşmasıyla birlikte ehlibeyt sevgisi ve bağlılığı üzerinden gelişen bir inanç olduğu konusunda ortaklaşmaktadırlar.
İnanç düzleminde her ne kadar, Alevi toplumunun gelenekçi kanatlarıyla Aleviliği yeniden tanımlama çabası içinde olan kanatları arasında, siyasi refleksler bakımından genel bir ortaklaşma söz konusu ise de son zamanlarda söz konusu ortaklaşmanın teolojik düzeyde giderek dağıldığı ve farklı kulvarlara savrulduğu görülmektedir.
AABK ve AABF gibi diaspora örgüt yöneticilerinin tüzüklerinde Aleviliği, inancın kurucu ve vazgeçilmez sütunlarını doğrudan İslam tasavvufuna ait olan İnayet, Nübüvvet, Velayet ve İmamet kavramları ile "Hak-Muhammed-Ali" gibi İslami inanışlar çerçevesinde tanımlamış olmasına rağmen, "Biz Müslüman değiliz; Aleviyiz" söylemleri ve sosyal medya mecralarında “Aleviliğin İslam olmadığı, eski çağlardan kalan bir inanç ve kültür ve yaşama biçimi olduğu, Luvvi ve Zerdüşt inancı olduğu” yönündeki paylaşımlar, Aleviliğin teolojik kökeni ve kaynaklarında derin yarılmalara sebep olmakla kalmamakta; Luvvilik ve Zerdüştlük üzerinden etnik kökenlerine yapılan atıflar, Aleviliğin “yetmiş iki millete aynı nazardan bakan” evrensel ilkeleri ile sosyopolitik yaklaşımları arasında derin fay hatlarının meydana gelmesine neden olmuştur.
Alevi toplumu ve Alevi örgütleri arasında söz konusu yarılma, bir taraftan Alevi toplumunun hak ve taleplerinin güçlü bir birlik üzerinden ifade edilmesinin zeminini yok etmekte iken; diğer taraftan temsilde bir meşruiyet krizine yol açmaktadır. Anılan temsil krizi, dağınıklık ve çok başlılığa yol açtığından, Türk siyasi sisteminin de işine gelmektedir.
Mevcut durum temsilde bir meşruiyet krizine yol açtığından ve anılan meşruiyet inançtan ziyade, Alevi toplumunu temsil ettiğini iddia eden kesimin üzerinde yükseldiği ya da yetki aldığını varsaydığı toplumsal tabanı politize etme gücü ve durumuna dayandığından, Alevi toplumu arasındaki bölünmeyi yaygın hale getirmektedir. Mesele İnanç boyutuna sirayet ettiğinde, söz konusu sosyopolitik etki, inancın köklerinde de sarsılmalara yol açmakta ve bu nedenle Aleviliğin ne olduğu konusunda derin görüş ayrılıkları ortaya çıkmaktadır.
Alevi toplumu ve örgütleri arasında baş gösterin bu derin yarılma,Devletin ve dolayısıyla siyasi sistemin işine gelmekte; mevcut dağınıklık ve çok başlılığın kendi döngüsü içinde sürüyor olması,siyaset kurumu için rasyonel bir kurnazlığa zemin hazırlamaktadır.
Bu durum siyasi partilerin, Alevi kurumlarına inançsal haklılıkları ya da talepleri üzerinden değil, "seçmen kitlesini kontrol etme potansiyelleri" üzerinden yaklaşmasına sebep olmaktadır."Lideri kontrol edersen, kitleyi de yönetirsin" mantığıyla hareket eden siyaset mekanizması; kitlesi üzerindeki sosyopolitik etkisi en güçlü ve oy getirme potansiyeli yüksek karizmatik liderleri kullanmayı tercih etmektedirler.Bu nedenledir ki belli bir makama getirdikleri aktörler siyaset kurumunun kendisine sağladığı meşruiyet üzerinden kendi köklerine dönük söylem ve eylemlerde bulunduğunda kapı önüne koyabilmekte ve bu kişileri itibarsızlaştırmak için “Sokaktan alıp milletvekili yaptığımız kişiler” diyebilmektedir.
Bu nedenledir ki,mahkemenin verdiği “butlan” kararına karşı, tabanın tepkilerini mobilize etmek ve bir kısım CHP’li aktörün ayrılarak yeni bir siyasi oluşum içine girmesinin meşru zeminin oluşturmak üzere; mahkeme kararıyla geri dönen Kemal Kılıçdaroğluna denmedik laf, edilmedik hakaret bırakmayan bir kısım Alevi örgütü liderlerini Kemal Kılıçdaroğlu sanki bu hakaretler kendisine yapılmamış; şahsiyeti ve inanci kimliği üzerinde yaratılan algılarla CHP’nin kurumsal kimliğine hiçbir zararları dokunmamış gibi kabul etmekte; bu şahıslar ise yüzleri kızarmaksızın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında hizaya dikilerek objektiflere poz vermekteler.
Kemal Kılıçdaroğul bu kişilerden birinin elini tutup, gel bakalım, seni milletvekili yapayım der mi?Der.
Fakat bunların temsil ettiği kurumsal kimliğin bu güne değin çığırtkanlığını yaptığı Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kaldırı mı, ya da din derslerinin zorunlu olmasını kaldırı mı? Hayır.
Tıpkı diğer siyasilerin söyleyegeldiği gibi, cemevlerini söylemde ibadet yeri olarak kabul eder fakat, uygulamaya gelince; yok, hayır “Kültür evi” olarak kalsın der mi?Der.
Niye?
Çünkü bu işler toplumsal bir konsesusla olabilecek işlerdir de ondan.
Peki bunları, bu gün kü Hükümet yapabilir mi? Hayır. Çünkü bu işlerin olabilmesi için, Ak Partinin kendi seçmen kitlesini ikna etmesi ya da seçmen kitlesine rağmen irade koymasıyla olabilecek işlerdir.Bu ise yüzde birlik bir oy oranın kıymetli hale geldiği günümüz siyasi ikliminde Ak Parti’ye oy kaybettirir mi? Evet kaybettirir. Hem de büyük oy kaybı… Üstelik, bir o yana bir bu yana savrulan, kitleleri üzerindeki meşruiyetleri bile tartışılır olan, dağınık bir Alevi kitlesi varken ve bu dağınıklıkta en çok oy getiren karizmatik lideri elde etmek çok kolay iken, niye böylesi bir riski göze alsın ki…
Şu günün siyasi ikliminde bunlardan bir kaçı DEM’in yanında bir tanesi de CHP’nin yanında hizalansın yeter…
Peki şu durumda, Aleviler birlik olmaz ise hak talepleri dikkate alınır mı? Biz kendimize yeteriz diyorsanız sorun yok. Böyle sürgitsin. Yok eğer ne olursa olsun Alevi toplumu güçlü bir birlik yaratmalı ve hak taleplerini bu güce dayanarak ilan etmelidir diyorsanız, şimdi birlikte düşünmek ve tartışmak zamanıdır…
Sevgili Canlar, şuraya kadar yaptığım değerlendirme ve analizler, yukarıda sıralanan nedenlerle Alevi toplumunun büyük bir ahlaki, irfani ve inanci çöküşün eşlik ettiği dağınıklık ve parçalanmışlık durumunda olduğunu göstermektedir.
Söz konusu durum, Alevi toplumunun temsiliyetinde ve haklı taleplerinin meşruiyetinde krizlere yol açmakla kalmamakta; devletin ve dolayısıyla siyasi sitemin Alevi toplumunun yüzyıllardır süregelen sorunlarının çözümü için kimi muhatap alacağı konusunda da bir kaosa yol açmaktadır.Yanı sıra bir kısım Alevi örgütü de taleplerini sıralarken devletin müdahalesini veya politika seçeneklerini red ederek, devleti muhatap kabul etmekte zorlanmaktadır.
Şunu unutmayalım ki Alevi toplumunun sorunlarının çözüm mercii devlettir. Devletin sahip olduğu siyasi sistem vasıtasıyla toplumla kurduğu bağ ise temel hak taleplerinin uzlaşma zeminini ve meşruiyet sınırlarını çizer.
Alevi toplumunu sorunlarının muhataplarına doğru ve en meşru kanallarla iletilmesi ancak Alevi toplumunun içinde bulunduğu meşruiyet ve temsil krizini aşmasıyla mümkündür. Bu ise ancak, Alevi toplumunun farklı kesimlerini, inançlarını, gelenek ve yaklaşımlarını, ortak ilkeler etrafında bir araya gelmesi ve diyalog kanallarını açık tutmasıyla mümkün olabilir gibi görünmektedir.
Zira inancımızın temel ilkelerinden biri olan “Varlıkta birlik” anlayışı, sadece batıni değil; aynı zamanda varlığın kendisinde görünür olanzahiri bir hakikattir. Hak ve Hakikate ulaşmak için,şu somut önerilerin dikkate alınmasını ve tartışılmasını öneriyorum.
Alevi toplumunu içinde bulunduğu dağınıklığı önlemek, ilan edilecek ortak ilkeler etrafında bir diyalog zemini oluşturmak üzere, acilen, tüm Alevi örgütlerinin katıldığı bir çalıştay planlanmalı, çalıştayda;
Kurumsal parçalanmayı ve çok başlılığı bitirmek üzere;


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum