ALEVİLERİN BARIŞ, MİLLİ BİRLİK VE YENİ YASA İÇİN BİR POLİTİKASI OLMALI
20 Ekim 2026, Salı 05:16
- Ulusal Mutabakat Sürecinde Aktörleşme ve Eşit Yurttaşlık Arayışı
Giriş
Türkiye siyaseti, son dönemde köklü bir paradigma değişiminin eşiğinde görünmektedir. Geleneksel olarak sert ideolojik kutuplaşmalar ve kimlik temelli siyaset üzerine kurulu parti sisteminde, "farklılıkları gözeten ulusalcı" bir söylem ve politika arayışı giderek belirginleşmektedir. Bu arayış, ilk olarak Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından, "altılı masa" ittifakı ve Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP/Dem Parti) dışarıdan desteğiyle bir seçim stratejisi olarak formüle edilmiş, toplumsal karşılık bularak politik bir kazanıma dönüşmüştür. Söz konusu yaklaşım, etnik, inançsal ve sağ-sol kimlikleri tanıyan ancak bunları ulusal statüde bir üst kimlik altında birleştirmeyi hedefleyen bir "ulusal mutabakat" projesidir. Bu projenin toplumsal meşruiyeti, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) tarafından da fark edilmiş ve "barış ve milli birlik" süreci adı altında daha kapsamlı bir çerçeveye oturtulma çabası içine sokulmuştur. Bu makalenin temel argümanı, Türkiye'de devam etmekte olan bu dönüşüm sürecinin, yalnızca PKK ile devlet arasındaki bir çatışma çözümünden ibaret olmadığı; aksine, derin tarihsel köklere sahip tüm toplumsal kırılma hatlarını, özellikle de Alevi meselesini merkeze almadığı takdirde milli birlik ilkelerinde eksik ve sürdürülemez kalacağıdır. Dolayısıyla, Alevi toplumunun yakın gelecekteki siyasi politikası, devlet ve Pkk sorunu dışında, kendisini bu yeni “ulusal mutabakat” denkleminde temel aktör olarak konumlandırmak ve yüzyıllardır savunduğu eşit yurttaşlık ilkesini bu sürecin merkezine yerleştirmek zorundadır. Aksi halde, bu konuda yeni bir fırsat doğmayacağı gibi, Alevi toplumu hakkında farklı spekülatif söylemler ile Aleviliğin iyi niyeti ve milli birliğe desteği karşıt fikirler tarafından kötü amaçlı istismar edilecektir. Bu çalışma, söz konusu sürecin dinamiklerini analiz ederek, Alevi siyasi aktörleşmesinin önündeki fırsatları ve zorlukları akademik bir titizlikle incelemeyi amaçlamaktadır.
- Ulusal Mutabakat Sürecinin Doğuşu ve Dönüşümü, CHP’den AKP-MHP’ye Geçiş
Türkiye'de kimlik temelli siyasetin aşılmasına yönelik ilk kapsamlı siyasi girişim, Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP genel başkanlığı döneminde şekillenmiştir. Kılıçdaroğlu, partisini geleneksel seküler ulusalcı çizgiden, Kürt sorununu, sağ, sol ve inançsal farklılıkları içerecek şekilde daha kapsayıcı bir "yurttaşlık" vurgusuna taşıma çabası içine girmiştir. 2023 seçimleri öncesinde kurulan ve altı muhalefet partisini bir araya getiren "Millet İttifakı" (altılı masa), bu stratejinin somut tezahürüydü. Bu ittifak, HDP'nin açık desteğiyle, Türk ve Kürt, Sünni ve Alevi, sağ ve sol seçmenler arasında ortak bir payda oluşturmayı hedefledi. Seçimlerde elde edilen, özellikle metropollerdeki başarı, bu "farklılıkları gözeten ulusalcı" söylemin toplumsal bir karşılığının olduğunu gösterdi.
Ancak, CHP'nin parti içi çekişmeleri ve Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlıktan düşürülmesi ile bu politik projenin asıl dönüşümü, iktidar bloğu tarafından gerçekleştirilmiştir. AKP ve MHP, muhalefetin bu söyleminin toplumsal çekiciliğini görerek, onu kendi siyasi çerçevelerine entegre etme yoluna gitmiştir. "Terörsüz Türkiye" "Barış ve Milli Birlik Süreci" olarak adlandırılan bu yeni aşama, PKK ile müzakere perspektifini de içermekle birlikte, çok daha geniş bir toplumsal uzlaşı hedefini öne çıkarmaktadır. Burada kritik olan, sürecin artık yalnızca bir "Kürt açılımı" veya "çözüm süreci" olarak değil, Türkiye'nin tüm kırılganlıklarını (etnik, mezhepsel, ideolojik) iyileştirmeyi amaçlayan bir "ulusal mutabakat" projesi olarak ülkenin yakın geçmişini şekillendirmesi üzrine pazarlanmasıdır. Bu dönüşüm, iktidarın, toplumsal polarizasyonun uzun vadede rejimin istikrarı için bir tehdit oluşturduğu yönündeki bir iç değerlendirmenin sonucu olarak okunabilir.
- Sürecin Kapsamı: PKK, Kürt Odaklılığın Ötesinde Alevi Meselesinin Merkeziliği
Mevcut "barış ve milli birlik" söyleminin en temel zaafı, odağının büyük ölçüde PKK-Kürt-devlet dinamikleriyle sınırlı tutma eğilimidir. Oysa Türkiye'nin toplumsal barış ve bütünleşme sorunu, bu ikili çatışmanın çok ötesine uzanmaktadır. Tarihsel olarak devlet ile ilişkisi sorunlu, toplumsal hayatta ise Sünni çoğunluk karşısında sistematik bir ayrımcılığa ve asimilasyona maruz kalmış Alevi toplumu, ulusal mutabakatın olmazsa olmaz bir parçasıdır.
Alevi meselesi, yalnızca bir "inanç özgürlüğü" sorunu değil, derin bir "eşit yurttaşlık" ve "tanınma" mücadelesidir. Cemevlerinin inanç üzerinden yasal statüsünün olmaması, Alevilerin önemli kamu görevlerinde yer verilmemesi, zorunlu din derslerinde Alevi derslerine yer verilmemesi, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın tek tip Sünni-Hanefi anlayışla örgütlenmesi ve tarihsel önyargıların, iftiraların halen devam edip, bu amaçlı bir zihinsel dönüşümün oluşmaması bu sorunun yapısal boyutlarını oluşturur. Dolayısıyla, ulusal düzeyde Alevi toplumunun temel talepleri karşılanmadığı sürece Türkiye'de eşit yurttaşlıktan veya yurttaşların eşitliğinden ve sosyal uyumdan söz etmek mümkün olmayacaktır. Gerçek bir ulusal mutabakat, farklı toplumsal kutuplar arasında diyalog ve eşit haklar temelinde yeni bir sosyal ve yasal sözleşme inşa etmeyi gerektirir. Bu da Alevilerin, milli birlik sürecin nesnesi değil, öznesi olarak kabul edilmesini zorunlu kılar.
- Siyasi Partilerin Dönüşümü ve Aleviler İçin Fırsat Penceresi
Türkiye'deki başlıca siyasi partilerin (MHP, AKP, DEM, CHP) geleneksel kimlikleri göz önüne alındığında, ortaya çıkan tablo ilginç bir paradoks sunar: MHP (Türk milliyetçiliği), AKP (muhafazakar Sünni demokrasi), DEM Parti (Kürt hakları odaklı) ve CHP (seküler cumhuriyetçilik) uzun yıllar birbirine zıt siyasi kutupları temsil etmiştir. Ancak, mevcut ulusal mutabakat söylemi, bu partileri "farklılıkları hoş gören ulusalcı ve cumhuriyetçi" gibi daha ılımlı ve kapsayıcı bir ortak paydada buluşturma potansiyeli taşımaktadır. Bu dönüşüm, partilerin iç siyasi hesapları ve toplumsal taleplerin baskısıyla şekillenmektedir.
İşte bu geçiş süreci, Alevi toplumu için tarihsel bir fırsat penceresi yaratmaktadır. Alevilerin yüzyıllardır savunduğu laiklik, eşit yurttaşlık ve cumhuriyetin birleştirici değerleri, tam da bu yeni arayışın retoriğiyle örtüşmektedir. Alevi örgütleri ve bazı partilerde bulunan siyasi hareketi, kendisini bu denklemde tanımlanmış dört aktörün (Türk, Kürt, Sünni, Seküler) yanında beşinci ve tamamlayıcı bir aktör olarak "toplum" statüsüyle konumlandırmalıdır. Bu konumlandırma, Aleviliği yalnızca bir inanç grubu olarak değil, cumhuriyetin kuruluş ilkelerine sadık, ulusal birliği savunan ve çoğulculuğu içselleştirmiş bir toplumsal kesim olarak tarif eder.
- Alevi Siyasi Politikasının İnşası: Aktörleşme, Müzakere ve Meşruiyet
Yakın gelecekte Alevilerin izlemesi gereken siyasi politika, üç temel sacayağı üzerine inşa edilmelidir:
“a) Aktörleşme ve Temsil:” Alevi toplumu, dağınık oyları ve parçalı temsil mekanizmaları nedeniyle tarihsel olarak siyasette bir "blok" gücü oluşturamamıştır. Yakın gelecekteki politika, bu dağınıklığı aşarak, farklı Alevi dernekleri, vakıfları ve entelektüelleri arasında asgari müştereklerde uzlaşan, tek sesli bir müzakere pozisyonu geliştirmeyi hedeflemelidir. Alevi kurumları, mevcut ulusal mutabakat sürecine "Alevi İnanç Özgürlüğü ve Eşitlik Deklarasyonu" gibi somut bir metinle katılarak, taleplerini (Cemevleri, eğitim, Diyanet, ayrımcılıkla mücadele) net bir şekilde ortaya koymalıdır.
“b) Çok Taraflı Müzakere Stratejisi:” Alevi hareketi, kendisini yalnızca CHP ile özdeşleştiren geleneksel tutumdan ziyade, AKP, MHP ile de doğrudan diyalog kanalları geliştirmelidir. Örneğin, AKP, MHP ile Aleviliğin yasada inanç olarak kabul edilmesi ve Alevi – Bektaşi Kültür ve Cem Evi Başkanlığın Cumhurbaşkanlığına bağlanıp güçlendirilmesi, Alevilerin kamu kuruluşlarında görev verilmesi, Diyanet'in yeniden yapılandırılması ve inanç özgürlüğü, Cumhuriyet ilkeleri ve özelikle laiklik gibi ortak paydaları, Dem Parti ile kültürel kimlik konularında stratejik diyaloglar kurulabilir. Bu, Alevi meselesini tek tip parti uhdesinden çıkarıp ulusal bir mesele haline getirecektir.
“c) Üst Kimlik Olarak Eşit Yurttaşlığın İnşası:” Nihai hedef, tüm taraflarca benimsenecek üst kimliğin, etnik (Türk/Kürt) veya dini (Sünni/Alevi) değil, "eşit yurttaşlık" temelinde tanımlanmış "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı" olmasını sağlamaktır. Alevi veya Sünni siyasi söylemi, "biz" ve "onlar" ayrımını besleyecek bir mağduriyet veya ötekileşme dilinden ziyade, tüm farklılıklar için geçerli olacak bir zihniyet dönüşümü ve ortak, demokratik ve laik bir hukuk düzeni talebini öne çıkarmalıdır. Devletin bu çerçevedeki görevi, bu üst kimliği güvence altına alacak anayasal ve yasal düzenlemeleri yapmak, tüm kurumlarıyla ayrımcılığı ortadan kaldırmaktır.
Sonuç
Türkiye siyasetinde yaşanan dönüşüm, geleneksel kimlik siyasetinden daha kapsayıcı bir ulusal mutabakat arayışına doğru evrilmektedir. Bu süreç, başlangıçta bir seçim ittifakı stratejisi olarak doğmuş, ancak iktidar bloğu tarafından "barış ve milli birlik" süreci adı altında daha geniş bir toplumsal projeye dönüştürülmüştür. Ancak, bu projenin başarısı ve kalıcılığı, yalnızca PKK sorununa ve MHP, AKP ve DEM ittifakına indirgenemez. Türkiye'nin en köklü toplumsal kırılma hatlarından biri olan Alevi meselesini çözmek için merkeze almadığı sürece, bu mutabakat eksik ve kırılgan kalacaktır.
Alevi toplumu için yakın gelecekteki siyasi politika, bu tarihsel fırsatı değerlendirerek kendisini ulusal mutabakat denkleminde (MHP, AKP, DEM, CHP) beşinci temel aktör olarak konumlandırmalıdır. Bu, dağınıklıktan kurtulmuş, net talepler etrafında örgütlü bir müzakere pozisyonu geliştirmeyi, geleneksel siyasi kalıpları aşarak tüm ana siyasi partilerle stratejik diyalog kurmayı ve nihai hedef olarak tüm farklılıkları kucaklayan ve yurttaşlarını gruplara, klanlara, dini veya etnik gruplara bölmeyen, bir kişi bile olsa herkesin temel hak ve özgürlüklerini garanti altına alan "eşit yurttaşlık" temelli bir üst kimliğin inşasını savunmayı gerektirir. Aynı şekilde, MHP, AKP, DEM ve CHP de, samimi bir ulusal mutabakat için Alevi toplumsal ve inançsal varlığını meşru bir muhatap olarak tanımak, onun taleplerini bu sürecin ayrılmaz bir parçası haline getirmek zorundadır. Ancak bu karşılıklı tanıma ve diyalog ile Türkiye, çoğulcu, demokratik ve gerçekten birleşmiş bir ulus olma yolunda kalıcı adımlar atabilecektir. Bu süreç, Aleviler için tarihte ilk kez, bir kişi bile olsa herkesin temel hak ve özgürlüklerini garanti altına alan eşit yurttaşlık idealini siyasetin merkezine taşıma, "üst kimlik olarak yasal statüye kavuşturma" imkânı sunan kritik bir kavşaktır.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.


Yorumlar
Ayhan Aytaç Yazarefendi
20-10-2026 15:50ERMENİ PAPALIĞI EÇMİYAZİN KATOGİGOSLUĞU: prof.dr. Ali Erarslan imzalı bu kitap elime yeni geçti daha altmışlı sayfalardayım ve duramadım bir şeyler yazyım dedim: (Din ve siyaset bilimi uzmanı Ayhan Aytaç Yazarefendi) Uzun zamandır ermenilerin kadim inancı hakkında doyurucu bir bilgiye ulaşamadım ki bu kitap imdadıma yetişmiş oldu... Özellikle bizim hz.fatih ve Odman babaya ilişkin ne varsa anlamaya çalışıyorum... Hz.fatih niye ermeni patriği kabul etmiş olabilir?.. ve onlara kutsal bir statü vermiştir?.. bunun Odman baba ile bir alakası var mıdır... Zira ermeni Gregoryen kilise akidesine göre bizzat hz.isa bu yolu kurmuş kilise topluluğu 451 de oluşmuş kadim bir cemaate dönüşmüştür... Oysa Roma papaliğı bir havari aracılığı ile kurulmuş ki bu bize hacı bektaş Veli'nin bizzat kendi türbesini kurduğu kerametini hatırlatır ki sarı Saltuk a göre hz.isa hacı bektaş veli donunda gelmiştir ve Odman babada dördüncü kattan inip durur Odman baba velayetnamesine göre ki bu durumda kendisi hz.isa olur yerde ve gökte saygınlığı ayeti tecelli eder... Sır ve hikmet o ki Odman baba hem İsa'nın hemde iblisin babası gibidir yerde yedi kat Altan gelir gökte yedi kat gök üstünden gelir... 24 bin Mürsel kuvvetlidir ki 24 bin cin taifesine hükmeder aynı zamanda... Odman ateş adam demek olur ki hicrî 888 de velayetnamesi küçük abdalca yazılmıştır... Odman baba sanki holwod ve vatikanca bilinmiş gibi batman ve Süperman isimleri filmlere aktör olmuş gibi hatta onun kara turna atı kara şimşek filmine ilham olmuş ve ilginç Demir baba velayetnamesine göre bir örümcek abdal da örümcek adam a ilham ı sinemassimilasyon olmuş... Ahmet Yesevi 99 bin Alperen misyonerlik hareketide nasrani misyonerleri etkilemiş gibi... Timurlenk ile gelmiş ruma Odman baba 23 yaşında iken der kaynaklar... Ve ilk durak Azerbaycan ve sonra ağrı dağı bölgesi olmuş sonra bulutlar üzerinden üç eren ile ruma nazil olmuştur... Ağrı Dağına dikkat Ermeni halkı için önemli ve belki Odman baba onlara o zaman İsa sırrı ile görünmüş olabilir... Hz.fatih Odman baba sırrı ile bir bilgi notu ile Ermenilere sahip çıkmış olabilir... Mimar Sinan neden şah eserini Edirne'de yaptı? Edirne Odman babanın Arabistan'ın olur çünkü velayetnamesine göre... Edirne alimleri Odman babadan dolayı belki İstanbul u Mehdi fethedecek demiş olabilir bunu kabul eden hz.akşemseddin de o yüzden İstanbul u önce fatih sonra Mehdi fethedecek diye Odman babanın Mehdi olarak gelişini müjdelenmişte olabilir... Zaten kim okusa Odman baba velayetnamesini bu çıkar ortaya başka bir şey çıkmaz o yüzden biz diyoruz ki Alevi Mehdioğulları Odman baba velayetnamesini yehova şahitlerinin kitab ı mukaddes i okudukları gibi okumalıdır şu ahir i ahir zamanda ki akıbet i nihayet besbellidir la şek la şüphe amenna ve saddakna ya odman baba i farakleteyn... En doğrusunu Allah ve Gaybı ancak Yaratan bilir ki cümle sırlar bize ayan bizde Faş olur vesselam u darusselam der pir gerçek veli sirnamesi huu ekber ??