İstanbul
08 Ekim, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

BÜYÜK ALEVİ DEVLETİ BÜYÜK SELÇUKLULAR

07 Ekim 2026, Çarşamba 19:30

 

İslam tarihi yazımı, uzun yıllardır devletlerin dini kimliklerini, katı ve monolitik bir Sünni-Şii ikilemi içinde tanımlama eğiliminde olmuştur. Bu geleneksel paradigma içinde, Büyük Selçuklu Devleti (1040-1157), neredeyse tartışmasız bir biçimde Sünni İslam'ın koruyucusu, Sünni ulemanın hamisi ve Abbasi Halifeliği'nin siyasi kurtarıcısı olarak resmedilmiştir. Ancak, bu indirgemeci ve sonradan inşa edilmiş kimlik, devletin kökenlerini, kuruluş dinamiklerini ve karmaşık meşruiyet stratejilerini anlamakta yetersiz kalmaktadır. Bu çalışma, Büyük Selçuklu'nun dini-siyasi karakterinin, geleneksel Sünni kategoriden ziyade, İslam'ın erken döneminde ortaya çıkan "Velâyet" (velilik, Alevilik) yönetim anlayışı ve onun kurumsal ifadesi olan "Dört Kapı" (Erba`atuEbvab) öğretisi içinde şekillendiğini belirtmektedir. Bu perspektiften bakıldığında, Selçukluların Sünni bir devlet olarak kodlanması, tarihsel gerçeklikten çok, sonraki dönemlerin hâkimtarihyazımının ve İslami düşüncedeki Velâyet öğretili Dört Kapı sistemli "Zâhir" (görünen, exoteric) ile "Bâtın" (içrek, esoteric) boyutları arasındaki ayrımı kavrayamamasının bir sonucudur. Bu makale, Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluş coğrafyası Horasan'ın dini arka planını, devletin ikili meşruiyet kaynaklarını ve İslam içindeki diğer Bâtıni ekollerle ilişkisini analiz ederek, onun bir Alevi Velâyet geleneği uzantısı ve Dört Kapı sisteminin siyasi bir ekolü olduğunu savunacaktır. Bu tarihsel dokuyla okuma, sadece Selçuklu tarihini değil, Anadolu'nun İslamlaşma sürecini ve Osmanlı öncesi dini-sosyal dokuyu anlamak için de önemli bir paradigma sunmaktadır.

 

Anahtar Kelimeler: Büyük Selçuklu, Velâyet, Dört Kapı, Zâhir-Bâtın, Horasan, Meşruiyet, Tarihyazımı.

 

  1. Büyük Selçuklu Devleti, Bir Velâyet Ekolü Olarak Yeniden Okuma

 

Giriş

İslam tarihi çalışmalarında, özellikle siyasi kurumların analizinde, hâkim olan yaklaşım, onları modern anlamda mezhep kategorileri içine hapsetmek olmuştur. Bu yaklaşım, karmaşık tarihsel gerçeklikleri, Sünnilik ve Şiilik gibi sonradan sistemleşmiş ve birbirini dışlayan kimlikler üzerinden okuma eğilimindedir. Büyük Selçuklu Devleti, bu indirgemeci okumanın en tipik kurbanlarından biridir. Geleneksel tarih anlatısında, devlet, Sünni İslam'ın savunucusu, Bağdat'taki Sünni Abbasi Halifeliği'ni Şii Büveyhî, İsmailli ve Fatımi tehdidinden kurtaran ve Nizamiye Medreseleri gibi kurumlarla Sünni ulemanın gücünü pekiştiren bir yapı olarak tasvir edilir. Ancak, bu anlatı, devletin doğduğu sosyo-kültürel ortamı, kurucu dinamiklerini ve iktidarını sürdürmek için kullandığı çok katmanlı meşruiyet stratejilerini “görmezden gelmektedir”.

 

Bu çalışma, Büyük Selçuklu Devleti'nin dini-siyasi karakterini anlamak için coğrafyanın toplumsal ve inançsal farkları ile bir çerçeve önermektedir: Buda VelâyetEkolüdur. Bu çerçeve, İslam'ın ilk dönemlerinden itibaren var olan ve iktidarın meşruiyetini iki farklı kaynağa dayandıran Halifelik (Hilafet) ve Velâyet ayrımına işaret eder. Halifelik, toplumun Zâhiri (görünen) yönetimini ve şeriatın uygulanmasını temsil ederken; Velâyet, peygamberin manevi ve Bâtıni (içrek) mirasını, dini otoritenin tamamını ve hakikate ulaşmanın yollarını temsil eder. Bu ikinci gelenek, kurumsal ifadesini "Dört Kapı" (Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat) öğretisinde bulur. Bu makalenin temel tezi, Büyük Selçuklu Devleti'nin, köken itibarıyla ve işleyiş mantığı itibarıyla, bu Velâyet geleneğinin ve Dört Kapı sisteminin siyasi bir tezahürü olduğudur. Onun Zâhirde Sünni gibi görünmesi, Bâtıni boyutu dışlayan sonraki dönem tarihyazımının bir ürünüdür.

 

Bu tezi desteklemek için makale dört ana bölümden oluşacaktır. İlk bölüm, İslam düşüncesindeki Halifelik-Velâyet ikiliğini ve Dört Kapı öğretisinin sosyolojik çerçevesini kuracaktır. İkinci bölüm, Selçukluların kuruluş coğrafyası Horasan'ı, bu bölgenin Velâyet geleneğindeki merkezi rolü bağlamında analiz edecektir. Üçüncü bölüm, Selçuklu siyasetinde bu ekolün somut tezahürlerini (kuruluş mitleri, İsmaillilerle ilişki, ikili meşruiyet stratejisi) inceleyecektir. Son bölüm ise, Selçukluların neden ve nasıl Sünni bir devlet olarak kodlandığını, tarihyazımındaki metodolojik çarpıtmalar ve Osmanlı sonrası inşa edilen resmi tarih anlatısı üzerinden ele alacaktır.

 

    1. İslam'da İktidar ve Meşruiyetin İki Yüzü, Halifelik ve Velâyet

 

İslam'ın siyasi tarihi, Hz. Muhammed'in vefatından sonra, iktidarın meşruiyetine dair derin bir bölünmeyle başlamıştır. Geleneksel tarih, halifelik kurumunun siyasi otoritenin tek meşru temsili olarak kurulduğunu vurgular. Ancak, özellikle Alevi ve Bâtıni geleneklerde korunan birçok tarihsel anlatıya göre (Vaktıdolu, 2018, 13. “bz.”21-26-27), dini otorite iki kanaldan tevarüs etmiştir: "Halifelik" (hilafet) ve "Velâyet" (velilik). Halifelik, toplumun Zâhiri yönetimini ve sadece şeriatın uygulanmasını temsil ederken; Velâyet, peygamberin tüm mirasını, Dört Kapı öğretisi ve sistemini ve ilgili Zâhiri ve Bâtıni bilgiyi ve dini otoritenin tamamını Hz. Ali ve onun soyundan gelen İmamlara tahsis etmiştir (Bozkurt, 2020, s. 22). Bu ikili (halifelik/Velâyet) yapı, İslam düşüncesinde "Zâhir" ve "Zâhir-Bâtın" ayrımının temelini oluşturur.

 

Bu ayrım, İslam’ın ilk döneminde kurumsal olarak "Dört Kapı" (Erba`atuEbvab) öğretisiyle sistemleşerek Aleviliğin bu dönemdeki kendi versiyonunu oluşturmuştur (Gölpnarlı&Boratav, 2010, s. 136). Bu öğretiye göre dini ve sosyal hakikate ulaşmanın yolu dört aşamadan geçer: Şeriat (yasa), Tarikat (manevi ve sosyal yol), Marifet (gnosis, içsel bilgi) ve Hakikat (mutlak hakikat). Sünni siyasi yapılar, özellikle Emevi ve Abbasi halifelikleri, iktidarlarını neredeyse sadece Şeriat Kapısı'nın Zâhiri hükümleri üzerinden meşrulaştırmış, Bâtıni boyut On İki İmamlar da sır olduğu için bu boyutu göz ardı etmiş veya bastırmıştır. Velâyet yönetimi ise bu dört kapının bütünlüklü sistemini, özellikle de Bâtıni boyutu (Tarikat, Marifet, Hakikat) merkeze alarak sürdürmüştür. Dolayısıyla, İslam dünyasındaki siyasi çatışmalar, Şeriat Kapı öğretisine hapsedilerek sıklıkla salt mezhepsel (Sünni-Şii-Alevi) çatışmalar olmaktan ziyade, bu iki farklı meşruiyet kaynağı (Zâhiri hilafet vs. Zâhiri-Bâtıni Velâyet) ve onların kurumsal ifadeleri arasındaki gerilimlerdir.

 

    1. Horasan: Velâyet Yönetiminin Kalesi ve Selçuklu Kuruluşunun Arka Planı

 

Büyük Selçuklu Devleti'nin doğduğu ve ilk başkentlerinin (Nişabur, Merv, Rey) bulunduğu Horasan bölgesi, İslam tarihinin en önemli dini ve kültürel merkezlerinden biriydi. Bu coğrafya, erken dönemden itibaren On İki İmam inancının ve Velâyet düşüncesinin güçlü bir kalesi olmuştur. Dolayısıyla, Büyük Selçuklu devleti bu düşüncenin kalesi içinde temel bularak, din, öğütlenme ve yönetim surlarını bu yapı ile güçlendirmiştir. Sekizinci İmam Ali er-Rıza'nın (ö. 818) Tus'ta (Meşhed) yaşamış ve burada vefat etmiş olması, bölgeyi Velâyet (On İki İmam Velâyet öğretili Dört Kapı) Aleviliği ve bunun Şeriat Kapı öğretili Şiilik için kutsal bir merkez haline getirdi. Bu merkezi durum, bu coğrafyayı kapsayan İran, Azerbaycan gibi birçok ülke içindeki Alevi ve Şii akımları üzerinden halen devam etmektedir. Kaynaklarda yazılan, İmam Rıza'nın Abbasi Halifesi Memun'unveliahtı olarak atanması (817), Abbasileri meşrulaştıran ve İmam Rıza Velâyetini sembolik hale getirme çabasıdır.

 

Horasan'daki dini kimlik, sadece İmami Şiilikle sınırlı olmadığı, AhmedYesevi gibi mutasavvıfların öncülük ettiği, Dört Kapı öğretisini benimseyen Türkmen sufiliğinin de beşiği olmasıyla açığa kavuşup Horasan ve Anadolu tarihin yazılı kaynaklarına geçmiştir.Burada gelişen inanç sistemi, daha çok Dört Kapıdan, Şeriat Kapısı'nın Zâhiri öğretisini yayarken Velâyet öğretisi olan Tarikat, Marifet ve Hakikat Kapı kurallarını ocak, dergah ve tekke ortamında Bâtın olarak derinlemesine ve sır olarak koruyordu. Nitekim, sonraki süreçte Dört Kapı öğretili sentezin bir kolu (İsmailli), Orta Asya, Afganistan, İran, Pakistan, Hindistan gibi bölgelerde Şariat öğretili resmi Şiiliğe (Şeriat Şiiliği) dönüşürken, ana akımı (İmam Rıza’nın soyu ve Velâyet ekolu) Bâtıni öğretisiyle, 1071 yıllarında Horasan’dan Anadolu'ya göçerek, Alevilik-Bektaşilik geleneği içinde varlığını sürdürmüştür. Büyük Selçukluların kurucu unsurları olan Oğuz Türkmen boyları, işte bu dini ve kültürel ortamda, On İki İmamların manevi ve sosyal nüfuzu ve Velâyet yönetimi fikriyle temas halinde İslamlaşmış ve siyasi bir yapılanmaya giderek, etnik kimlik yerine “Velâyet yönetimli İslam kimliğini seçmişlerdir”(Kılıçgedik. T. (2026) “Alevilik İle Safevi, Osmanlı, Horasan İlişkisi, s. 2. Akademia Edu).

 

1.3. Büyük Selçuklu Siyasetinde Velâyet Ekolünün Tezahürleri

 

Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluşu ve erken dönem politikaları, onun geleneksel Sünni çerçeveden ziyade bir Velâyet ekolü olarak okunmasına imkan veren veriler sunar. Devletin kurucusu Selçuk Bey'in ve erken dönem liderlerinin faaliyetleri, İmam Rıza'nın Horasan'daki etkinlik dönemi ve İmam Mehdi'nin "Küçük Gaybet" (Ghaybah al-Sughra, 874-941) dönemi ile kronolojik olarak yakınlık gösterir. Bu kronolojik paralellik, Horasan tarih ve inanç geleneğinde, Selçuk Bey'in faaliyetlerinin İmam Mehdi'nin "küçük gaybı" halindeki tasarruflarının Horasan’daki bir tezahürü olarak veya aynı kişi (Selçuk-Mehdi) olarak yorumlanmasına zemin hazırlamıştır(Kılıçgedik, T. (2026). Aleviliğin Kayıp Tarihi, s. 5. Akademia Edu). Bu bağlamda, Selçuklu yönetiminin meşruiyeti, sadece Abbasi halifesinden alındığı varsayılan bir "ahidname" ile değil, daha çok Horasan'daki Velâyet geleneğinin manevi ve sosyal mirasıyla güç kazanmıştır.

 

Selçukluların İsmailli (Fatımi) devletiyle olan çatışmaları da bu bağlamda yeniden değerlendirilmelidir. Bu mücadele, basit bir "Sünni Selçuklu vs. Şii İsmaili, Fatımi" karşıtlığından ziyade, her ikisi de kökenini Velâyet ve Dört Kapı öğretisine dayandıran iki siyasi ekol arasında, "meşru Velâyet mirasının kimde tecelli gösterdiği" üzerine bir mücadeledir.Nizamülmülk'e atfedilen Siyasetname'de İsmaillilere yönelik sert eleştiriler, onların Bâtıni yorumları, meşru olan Velâyet öğretisine ve bu öğretiye bağlı devlete siyasi bir tehdit olarak görmesinden kaynaklanır; bu, aynı kökenden gelen iki farklı Zâhir-Bâtın yorum arasındaki bir hesaplaşmadır. Selçuklu sultanlarının, bir yandan Şeriat Kapı öğretisi üzerinden Abbasi halifeleriyle siyasi ilişki kurarken, diğer yandan İmam Rıza geleneğinden gelen Türkmen AhmedYesevi gibi dervişler ve Horasan erenleriyle aynı inancı paylaşması, ikili (Velâyet/Halifelik) bir meşruiyet stratejisini yansıtır. Zâhiri otorite içinde Bağdat’la, Zâhiri-Bâtıni ve toplumsal meşruiyet için Horasan Velâyet geleneği ile bir takiyye uygulanarak geçmiş çatışmaların tekrarına izin verilmiyordu.

 

1.4. Tarihyazımındaki Çarpıtma,Zâhirin Gölgesinde Kalan Bâtın ve Mirasın Unutturulması

 

Büyük Selçuklu'nun Sünni bir devlet olarak kodlanmasının temel nedeni, sonraki dönem tarihyazımının önyargıları ve metodolojik sınırlılıklarıdır. Resmi tarih kaynakları (çoğunlukla Sünni ulema tarafından kaleme alınmıştır) doğal olarak Velâyet Dört Kapı öğretisinden habersiz, Zâhiri kurumsal ve siyasi olayları öne çıkarmış, devlet temelleri olan dergah, tekke kaynaklı ve kaynaklara tam olarak geçmeyen Bâtıni sır ve belirleyici olan Velâyet inanç sistemlerini kavrayamadığı için marjinalleştirmiştir. Dolayısıyla, Selçukluların Şeriat Kapı öğretisi gereği inşa ettikleri cami, medreseler (Nizamiye) ve bu öğretiden beslenen Sünni ulemanın himayesi gibi Zâhiri eylemleri, onların dini kimliğinin tek göstergesi olarak sunulmuştur. Oysa bu politikalar, bir yandan Dört Kapı sistemi gereğidir, diğer yandan da siyasi birliği ve kalıcılığı sağlamak ve rakip Bâtıni ekollere (özellikle İsmailliliğe) karşı Şeriat Kapı öğretisini bir araç olarak kullanmak amacıyla uygulanmıştır. Bunun tipik ve günüzün güncel bir örneği, Alevilerin Hz. Ali’nin Alevilikteki vazgeçilmez merkezi yerini, "Ali'sizlere" karşı koruması, buradan gelen Aleviliğin meşruiyet ve hakikat mücadelesi ve söz konusu Ali’sizlerin, Aleviliği ortadan kaldırmak için elindeki her türlü aracı kullanarak kendi meşruiyetini sağlama çabasıyla örneklendirilebilir.

 

Velâyet yönetimi tarih içinde uyguladığı Dört Kapı öğretisi ve sistemi, Şeriat Kapı öğretisini Zâhir olarak uyguladığı için Şeriat Kapı öğretisi Sünnilik gibi algılanmıştır. Bu öğreti benzerliği (Şeriat Kapısı-Şeriat), Büyük Selçuklu devletin özünün Sünniliğe indirgenemeyeceğini açıkladığı gibi, Büyük Selçukluların tarihsel olarak Aleviliğin Velâyet öğretisi ve Dört Kapı sistemi içinden var edildiğinin de bir gösterir.

 

Daha da önemlisi, Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi sürecinde kritik bir rol oynayan, Horasan'dan gelen "doksan bin veli/eren" gerçeği, Velâyet öğretisi olan Dört Kapının Zâhir, Bâtın ve Büyük Selçuklu mirası taşıyıcıları olduğuna işaret eder. Abdalan-ı Rum, Ahîyan-ı Rum, Gaziyan-ı Rum, Bacıyan-ı Rum gibi Bâtıni dini-sosyal zümreler bile Şeriat Kapı öğretisiyle ilişkilerinden dolayı Sünni olarak kaydedilmiş. Oysaki, bu erenler, Sünnilikten tamamen farklı olarak kurumsallaşan Horasan'daki Velâyet ve Dört Kapı öğretisinin Zâhir ve Bâtın sistemin Anadolu'ya taşıyıcılarıydı. Bu gruplar, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda ve erken döneminde etkin olmuş (Alşan, 2012, s. 523), ancak özellikle Yavuz Sultan Selim döneminden (1512-1520) itibaren merkezi Sünni otoriteyle yaşanan çatışmalar neticesinde bastırılmış veya dönüştürülmüştür. Bu süreç, Horasan ve Anadolu'nun Bâtıni-Alevi kökenli tarihinin, merkezi Sünni-Osmanlı tarih anlatısı içinde eritilerek yeniden yazılmasıyla sonuçlanmıştır. Büyük Selçuklu da bu tarihyazımsal dönüşümden nasibini almış, kökenindeki Velâyet öğretili ve Dört Kapı sistemli ekol karakteri silinerek, sonraki Sünni siyasi geleneğin bir öncüsü olarak tasvir edilmiştir.

 

Sonuç

 

Köklü tarihsel verilerle hazırlanmış bu çalışma, Büyük Selçuklu Devleti'nin dini ve siyasi kimliğinin, geleneksel Sünni kategoriye sığdırılamayacak kadar farklı ve çok katmanlı olduğunu ortaya koymuştur. Selçuklular, İslam'ın erken döneminde ortaya çıkan Halifelik-Velâyet ikiliğinde, Velâyetin Horasan’daki bir siyasi tezahürü olarak okunması gerekir. Kuruluş coğrafyası Horasan'ın On İki İmam kültü ve Bâtıni Sufi geleneği, devletin meşruiyet kaynaklarından birini oluşturmuştur. Dört Kapı öğretisi çerçevesinde, Selçuklu yönetimi, ZâhiriŞeriat'ı (cami, medreseler, kadılık teşkilatı) siyasi kontrol ve birleştirici bir araç olarak kullanırken, Bâtıni Velâyet geleneğini (Türkmen dervişleri, erenler, dergah, tekke) devlet sistemini ve toplumsal tabanını mobilize etmek ve meşrulaştırmak için devlet yönetiminde ve dergâhlarda önemli görevler almışlar. İsmaillilerle çatışması, mezhepsel değil, Velâyet mirası içindeki bir meşruiyet, hakikat ve iktidar mücadelesidir. Bunun günümüzdeki tipik ve güncel bir örneği, Alevilerin "Ali'sizler" fraksiyonuna karşı meşruiyet ve hakikat mücadelesi ile söz konusu fraksiyonun, Aleviliği ortadan kaldırmak için elindeki her türlü aracı kullanarak kendi meşruiyetini sağlama çabalarıdır.

 

Sonuç olarak, Büyük Selçuklu Devleti, Zâhirde Şeriat Kapı öğretisi uyguladığı için Sünni bilinci taşımakla beraber, Velâyet yönetim esaslı İslam'ın, Dört Kapı öğretili ve sistemli Zâhir, Bâtın yorumunun siyasallaşmış bir formuydu. Onun Sünni olarak anılması, esas olarak, tarihsel analizde Zâhirin Bâtını örtmesinin, diğer bir deyişle Zâhiri Şeriat Kapı öğretisinin, Bâtıni Tarikat, Marifet ve Hakikat Kapı öğretisi önüne geçmesi ve sonraki dönemlerdeki merkezi Sünni tarihyazımının bir ürünüdür. Bu devletin gerçek karakterinin anlaşılması, devletin ilk ortaya çıktığı coğrafyanın günümüze yansıyan inanç kimliği, İslam tarihindeki iktidar, meşruiyet ve dini otorite kavramlarını yeniden düşünmeye, ve Ortaçağ İslam dünyasının dini haritasını katı mezhep sınırları yerine, daha akışkan "ekol" ve "öğreti" perspektifinden okumasıyla daha iyi anlaşılacaktır.

 

Kaynaklar

1. Tekin, Arslan. Selçuklu Tarihi. 2012. İstanbul. Kariyer yayınları.

2. Bozkurt, Fuat. İmam Cafer Sadık Buyruğu, 2020 İstanbul. Salon yayınları.

3. Vaktidolu, Ali Adil Atalay. İmam Cafer Sadık Buyruğu, 2018. İstanbul. Can yayınları.

4. Kılıçgedik, Türkoğuz. Alevilik, Bektaşiliğin Gayb Olan Öğretisi Ve Sistemi, 2025. İstanbul. Taş Baskı yayın. Gölpınarlı, Abdulbaki / Boratav, Pertev Naili. Pir Sultan Abdal.İstanbul: 2010. Derin Yayınları.

5. Alşan, Hakan Alşan. Horasan Erenleri. 2012 İstanbul Kurtuba yayınları

6. Kılıçgedik, Türkoğuz. Seçilmiş Toplum Alevilik (Alevi, Dersim, Xormecık ve Karêr Tarihi). 2020. İstanbul. Kahve kültür yayınları.

7. Yorgancı, Orhan. Pir Sultan Abdal. İstanbul. 2013. Anonim Yayıncılık.

8. Koçak, Yunus. Menâkıb-ı Şeyh Safî, İbrahim ocağı’ndan gelen bir Şeyh Safi buyruğu. 30/2004. Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi.

9. Merçil, Erdoğan, Hazırlayan. Selçukname. 2011. Bilge Kültür Sanat, İstanbul

10. Erenler, Karêrli Mehmet Efendi. Yazılmayan Tarih Anılarım. 2013. İstanbul. Yön basın yayın.

11. Bayrak, Mehmet. Alevilik-Kürdoloji-Türkoloji Yazıları. 2009. Ankara. öz-ge yayın.

12. Bozarslan, M. Emin. Şeref Han. Şerefname, 2011. İstanbul. Deng yayınları.

13. Kaya, Ali. Dersim Tarihi. 2010. İstanbul. Demos yayınları.

14. Aksüt, Hamza. Aleviler. 2009 Ankara. Yurt kitap yayın.

15. Bayrak, Mehmet. Kürt ve Alevi Tarihinde Horasan, 2013. Ankara öz-ge yayınları.

16. Yaman, Mehmet, Buyruk (Şeyh Seyyid Safi Menakıbı). 2013. İstanbul. Cem Vakfı Yayınları

17. Özgüdenli, Osman Gazi. Selçuklu Tarihi. 2022. 628. Fütühul-Buldan. Türkçe terc. Mustafa Fayda.

18. Sarıkaya, Mehmet Hazırlayan. Fütüvvetname-i Cafer Sadık, 2008. İstanbul. Horasan yayınları.

19. Uçakçı, İsmail. Bozoklar, Üçoklar, 2015. iki cilt, İstanbul. Bilgeoğuz yayınları.

20. Özgüdenli, Osman Gazi. Editör; Refik Turan. Selçuklu Tarihi El Kitabı, 2018. Ankara.

21. Beyazyıldırım, Hazır Ali. Editör; Mehmet yazıcı. Geçmişten Günümüze Alevilik. 2014. 2. Cilt Bingöl Üniversite yayınları.

22. Saltık Veli. Alevi Türkmen Tarihi.2011. Ankara. Kuloğlu yayınları.

23. Fırat, Mehmet Şerif. Doğu İleri ve Varto Tarihi.1961. Mili Eğitim basımevi Ankara.

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum