İstanbul
10 Mayıs, 2026, Pazar
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

CEMEVİ BAŞKANLIĞI BİZİ YARALADI

09 Mayıs 2026, Cumartesi 15:38

Tarih 4 Mayıs…

Dersim’in dağlarında yankılanan ağıtların başlangıç günü…

Analardan koparılan çocukların, kurşuna dizilen masumların, sürgün yollarında yok edilen bir halkın acısının yıldönümü…

1937–38 Dersim kıyımı, bu coğrafyanın en büyük toplumsal yaralarından biridir.

O acının izleri hâlâ canlıdır...

Çünkü o günden sonra sadece insanlar öldürülmedi; ocaklar söndürüldü, inanç merkezleri dağıtıldı, kimlikler inkâr edildi.

Nice canın mezar yeri bile bilinmiyor bugün. Analar hâlâ evlatlarının bir taşına dahi hasret…,

* * *

İşte böyle bir günde, toplumun vicdanını temsil etmesi gereken Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Başkan Esma Ersin tarafından Dersim’de yapılan etkinlik, birçok Alevi canın yüreğini yeniden yaralamıştır.

Çünkü yapılan etkinlikte Dersim’de katledilen canlarımız anılmamış, günün anlam ve önemine dair birkaç cümle dahi kurulmamış, acılarımıza dair bir lokma vicdan gösterilmemiştir.

Üstelik toplumda karşılığı tartışmalı olan bazı kişilerin “dede” diye öne çıkarılması da ayrı bir kırgınlık yaratmıştır.

Çünkü Alevilikte temsil makamı, sadece bir sıfat taşımakla değil; halkın gönlünde, vicdanında ve yol erkânındaki karşılığıyla olur.

* * *

Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:

Neden 4 Mayıs?

Bu tarih bilinçli mi seçildi?

Bu kadar hassas bir günde böyle bir program yapılırken hiç mi düşünülmedi?

Hiç kimse “Bugün Dersim’in yas günü” demedi mi?

Eğer bu tarih bilinmeden seçildiyse, bu büyük bir liyakatsizliktir.

Yok eğer bilinerek seçildiyse, o zaman bu durum çok daha ağır bir vicdan problemidir.

Çünkü Dersim sadece bir şehir değildir.

Dersim, Alevi toplumunun hafızasıdır.

Dersim, acının adıdır.

Dersim, hâlâ kapanmayan bir yaradır.

Böylesine ağır bir tarihte yapılması gereken şey; gösterişli programlar değil, saygı duruşudur. Sessizliktir. Lokmadır. Duadır.

Kaybedilen canların hatırası önünde eğilmektir.

* * *

Sayın Başkanlık yetkilileri…

Yaklaşık iki binin üzerinde cemevinin tadilat ve tefrişatını yaptığınızı söylüyorsunuz.

Elbette cemevlerinin eksiklerinin giderilmesi önemlidir.

Ancak Alevilik sadece bina yapmakla, sandalye koymakla, halı sermekle, tabela asmakla yaşatılmaz.

Alevilik hafızadır.

Alevilik vicdandır.

Alevilik yol erkânıdır.

Alevilik acıya sahip çıkmaktır.

Siz Dersim gibi Alevi hafızasının en derin yaralarından birinin yıldönümünde, yüz civarında dede ve kurum başkanını, başkanlığınızın personelini bir araya getiriyorsunuz; fakat ortada ne Dersim kıyımına dair anma var, ne toplumsal hafızaya saygı var, ne de toplantı sonrası kamuoyuna açıklanmış bir sonuç bildirgesi var.

* * *

Peki bu toplantı neden yapıldı?

Ne konuşuldu?

Alevi toplumunun hangi derdine çare üretildi?

Hangi talepler kayıt altına alındı?

Hangi sorunlara çözüm iradesi ortaya konuldu?

Yoksa bütün mesele fotoğraf vermek, görüntü oluşturmak, “biz toplandık” demek miydi?

Kendisine “Aleviyim, dede kızıyım” diyen Sayın Esma Başkan bilmelidir ki, Alevilikte asıl olan söz değil, duruştur.

Dede kızı olmak, Alevi toplumunun acısını anlamayı, yasına saygı göstermeyi, tarihsel hafızasına sahip çıkmayı gerektirir.

Ne yazık ki bu olayda Alevi toplumunun vicdanı incinmiştir.

Bizleri yaraladınız.

Ve bu sınavda sınıfta kaldınız.

* * *

Bugün Alevi toplumu devlete ve bu başkanlığa şunu sormaktadır:

Madem bu başkanlık Alevi toplumunun sorunlarıyla ilgilenmek için kuruldu, o halde neden toplumun en hassas olduğu günde toplumsal hafızayı yok sayan bir görüntü verilmiştir?

Alevilerin acısını anlamayan, yasına ortak olmayan bir anlayışın topluma güven vermesi mümkün değildir.

Bizler kin değil, saygı bekliyoruz.

İnkâr değil, empati bekliyoruz.

Gösteri değil, samimiyet bekliyoruz.

Çünkü Dersim’de yitirdiğimiz canlar sıradan bir tarih başlığı değildir.

Onlar bizim canlarımızdır.

Mezar taşı bile olmayan canlarımızın acısı üzerinden kimsenin siyasî ya da bürokratik hesap yapmaya hakkı yoktur.

Son sözümüz şudur:

Dersim’in acısı hâlâ tazeyken, o acının yıldönümünde yapılan her sorumsuz davranış Alevi toplumunun vicdanında derin bir yara bırakır.

Devlet kurumlarında görev yapan herkes, özellikle de Alevi toplumunu temsil iddiasındaki makamlar, tarihsel hafızaya ve toplumsal yaslara karşı çok daha dikkatli olmak zorundadır.

Çünkü bazen söylenmeyen bir söz bile toplumun yüreğinde ağır bir kırgınlığa dönüşür.

Ve bu yazıyı Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın sözüyle bitirelim:

Bizi düşmanın attığı taş değil,
dostun attığı gül yaraladı.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum