İstanbul
09 Mayıs, 2026, Cumartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

ALEVİLER DE TÜRK VE MÜSLÜMANDIR HAMASETİ

09 Mayıs 2026, Cumartesi 12:59

Türk siyasal sistemi Alevi toplumunun sorunlarını çözmek noktasında “Alevilerin de Türk ve Müslüman olduğu” gibi hamasi söylemler üzerinden  oyalamaya devam mı edecek, yoksa meseleyi  bütün boyutlarıyla ele alarak çözüme mi kavuşturacak?

Bu gün Türkiye’deki Alevi toplumu inanç erozyonu başta olmak üzere, Pirlik taliplik ilişkisinin sürdürülebilirliği, mürşit ocaklar ile talip ocaklar arasındaki geleneksel ilişkilerin çözülmesi,  inanç önderlerinin nitelikleri, inançları gereğince gerçekleştirilen ibadetlerin giderek folklorik, kültürel bir mahiyet alması, Alevilik ve süreklerinin egemen dini anlayışlar ile resmi  ideolojik yaklaşımlar nedeniyle özgün kimlikleriyle ifade bulamaması, gibi yapısal sorunlar ile kurumsal yoksunluk, Anayasanın  vatandaşlara tanıdığı temel hak ve özgürlüklerden diğer vatandaşların yararlandığı oranda yararlanmamak, inanç kurumlarının yasal düzlemde tanınmaması, çocuklarını inançları doğrultusunda yetiştirememe gibi sosyal ve siyasal sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadırlar.

Fakat tüm bu temel sorunlara rağmen Alevi toplumunun bugün karşı karşıya kaldığı en önemli sorun, küresel güçlerin Ortadoğu ve Türkiye’de hayata geçirmek istediği politikaların, Türk siyasal sisteminde yarattığı gerilimler bağlamında politika aracı haline getirilerek; siyasal sistemi onların  etnik, dini kültürel ve siyasal kimlikleri üzerinden küresel güçlerin politikalarıyla uyumlu hareket etmesine dönük dinamikleri harekete geçirmektir.

Öyle ki bir taraftan, Suriye’de iktidara taşıdığı selefi guruplar üzerinden buradaki Alevi toplumunun güvenlik kaygılarını yükseltiyorken, diğer taraftan İsrail üzerinden Dürzi ve Nusayrilerin koruyuculuğuna soyunmaktadır.

Türkiye’de  ise Alevi toplumunu,  “Kürtçülük” hareketiyle entegre ederek Suriye’deki Dürzi ve Nusayri katliam girişimlerinin Alevi toplumunda meydana getirdiği hassasiyet üzerinden Suriye’deki iktidara karşı bir direnç ve denge oluşturmakla birlikte, bir taraftan  da Türkiye’deki  Alevi toplumunu, dini değerleri ve hassasiyetleri referans alarak toplumsal birlik ve bütünlüğü sağlama çabası içinde olan mevcut iktidara karşı, muhalif blokta tutmaktadır.

Şimdi diyeceksiniz ki bunların her biri birer komplo teorisi. Hatta  yahu her şeyi de emperyalizme bağlamak gibi bir kolaycılığa kaçıyorsunuz diyebilirsiniz. Varsayımsal olarak bu mümkün olduğu gibi,  özellikle sosyal bilimlerin  nesnesi olan olguları  anlama ve açıklama metodolojisi, bize bunun mümkün olabileceğini söylüyor. 

Zira uluslararası alanda tekelleşen sermaye gibi devasa bir güçle karşı karşıya olduğumuz gerçekliği bağlamında düşünüldüğünde, işlerin öyle planlananların dışında geliştiğini söyleyemeyiz. Öyle ise Ortadoğu’da gelişen her eylemin,  amaçlanan sonuçları doğuracak bir dizi senaryonun ürünü olarak ortaya çıktığını öngörmemek rasyonel olmadığı gibi bilimsel de değildir.

Yaşanan olgular da hakikati tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.

Nitekim  PKK terörünün artış ve ivme kazandığı 1990 ila  2015 yılları arasında hem Alevilik konusundaki bilimsel ve politik çalışmalarda  ve hem de Alevi örgütlenmelerinde dikkat çekici düzeyde bir artış görülmekte iken; PKK 1995 yılındaki  5.kongresinde  Türkiye’deki Alevi toplumu ve inançlarını PKK’nın eylemleri doğrultusunda yönlendirme kararı almış ve anılan karar gereğince “Kürdistan Yurtsever Aleviler Birliği” ile ”Kürdistan Aleviler Birliği”ni kurmuştur. Bu kuruluşlar, daha sonra Demokratik Aleviler Federasyonu(FEDA),  son şekliyle Demokratik Alevi Federasyonu ismini almış ve aynı zamanda Türkiye’de  Demokratik Alevi Dernekleri adı altında örgütlenmişlerdir.

PKK’nın aldığı kararlar doğrultusunda  Avrupa ve Türkiye’de faaliyet gösteren başta Avrupa Alevi Birlikleri  Federasyonu ve bu federasyonla aynı politik hatta faaliyet gösteren Demokratik Alevi Dernekleri ve Alevi Dernekleri Federasyonu; Aleviliği Kürtlerin İslam öncesi dini olan Zerdüştlüğün kalıntısı, eski cağın inançlarını koruyan ve sürüden bir inanç sistemi olarak görmekte, Aleviliğin İslam’la bir ilişkisinin olmadığını ifade etmektedirler.

Öyle ki, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu eski başkanı Turgut Öker ve yeni başkanı Hüseyin Mat, Aleviliğin  İslam’la bir ilişkisinin olmadığını, Alevilerin de Müslüman olmadığını defaten ifade ekmektedirler.

Yanısıra Alevi Dernekler Federasyonu  eski başkanı  ve ayın zamanda DEM milletvekili olan Celal Fırat,Alevi” kelimesinin “alev”den geldiğini iddia ederek, Alevileri “ateşe tapanlar” olarak tanımlamak suretiyle, Aleviliğin Zerdüştlük ve dolayısıyla Kürtlükle ilişkisini kurmaktadır. 

Benzer şekilde Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri ile Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonları yöneticileri ile  bağlı bazı kuruluşların temsilcilerinin sosyal medya paylaşımları ve basın açıklamalarında Alevi toplumunu inanç ve siyasi gelenekleri bakımından İslam ve Devlet karşıtı gibi gösterme  çabaları, küresel emperyalist güçlerin Türkiye ve Ortadoğu’daki  operasyonlarında Alevi toplumu ve Alevilik inancının araçsallaştırıldığına ilişkin güçlü emarelere temel oluşturmaktadır. 

Sosyal mecralarada “Alevilikte Öze Dönüş Hareketi” vb adlarla yapılan paylaşımlar, Aleviliğin İslam’la  Hz Ali, Hz Fatma ve ehlibeytle bir ilişkilerinin olmadığını, Aleviliğin “kendine özgü ayrı bir inanç” olduğunu ifade etmektedirler. Öyle ki, AABF’nin çabalarıyla Almanya ‘da bir çok eyalette Alevilik “ayrı bir din” olarak kabul edilmiş bulunmaktadır. 

Başını AABF’nin çektiği ve Türkiye’deki  uzantıları olan Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaşı Veli, Alevi Kültür Dernekleri gibi örgütlerin de  ortaklaştığı söz konusu Alisiz Alevilik  propagandacıları, geleneksel  Aleviliğin kutsal değerleri ile inanç önderlerine saldırarak ve  Aleviliğin kutsal şahsiyetlerini itibarsızlaştırarak yeni bir tür Alevilik inşa etmektedirler.

İşin ilginç tarafı, devletin Aleviliği asimile ettiğini iddia eden bu çevreler, daha sistematik propagandalarla, geleneksel Aleviliği tahrif etmekte ve Aleviliği asimile ve politize eden küresel bir senaryonun parçası, hatta öznesi haline gelmektedirler.

Meselenin özüne dönecek olur isek, Türkiye’deki Alevi toplumu ve inançlarının, etnik, ayrılıkçı terör örgütlerinin kontrolünde, Türkiye ve Ortadoğu’daki küresel operasyonların bir aracı haline getirilmesi, Türk siyasal sisteminin meseleye yaklaşımında bir güvenlik perspektifini kaçınılmaz hale getirmektedir. Bu nedenledir ki Türk siyasal sistemi meselenin görünür, zahiri sonuçlarına odaklanmakta, meselenin esastan çözülmesi için gereken adımları atmakta zorlanmaktadır.

Böyle olunca da hamaset kaçınılmaz olmaktadır. 

Hele, İsrail ve ABD’nin  Ortadoğu’da  yürüttüğü operasyonların Türkiye’ye yönelik riskleri söz konusu olduğunda, hiç olmaz ise mevcudu elde tutmak üzere “Alevilerin de Türk ve Müslüman olduğu” söylemi ile Alevilerin sorunlarını çözme duyarlığıyla kurduğu Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığını söz konusu çevrelerle asgari  müştereklerde  uzlaşıya vardırma çabası dışında, somut bir adım atamamaktadır.  

Böyle olunca ve bu durum “Terörsüz Türkiye” politikalarıyla da uyumlu olduğundan, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın kurucu başkanı olan Sayın Ali Arif Özzeybek Alisiz Aleviliğin savunucusu ve Alevilerin  aslen Kürt olduğunu iddia eden DEM milletvekili Celal Fırat’la  görüntü vermekten beis görmemektedir.

Biz de bir beis görmüyoruz ama, eğer Kürt toplumuyla Alevi toplumunun birlik ve bütünlüğünü ortak dini değerler üzerinden sağlama ve bir uzlaşı arama söz konusuysa bu, Alisiz Alevicilerle ve dahi Alevileri “Kürtçülük” hareketinin peşine takma gayretinde olanlarla değil, gerçek derdi ehlibeyt sevgisi ve bağlılığı üzerinden inançlarını ifade etmek olan Alevi toplumunun  gerçek temsilcileri muhatap almakla mümkün olabilir.

Tüm derdi, ortak dini inançlar ve değerler üzerinden Türk milletinin birliği ve bütünlüğünü sağlamak derdi olanların da hamasi söylemlerle de olsa, en azından bir kerecik olsun meselenin esasına inerek, ehlibeyt sevgisi ve saygısına öteden beri sahip, samimi Müslüman Kürt ve Türk toplumlarıyla “islamın Özü” olduğunu iddia eden Alevi toplumunun din kardeşliğini görünür hale getirmek olmalıdır.

Yoksa maazallah bu dinsiz, ateistlerden çekeceğimiz var demektir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum