GÖNÜL AYNASINDA BİRİZ
01 Haziran 2026, Pazartesi 18:26Gözümüzü dünyaya açtığımız andan itibaren maruz kaldığımız en büyük yanılsama, her şeyi birbirinden ayrı, kopuk ve yabancı görmektir. Modern çağın insanı nesneleri, doğayı ve hatta insanı kategorilere ayırarak anlamaya çalışıyor. Oysa İslam’ın kalbi olan tasavvufi düşünce, bizi bu çokluk (kesret) vehminden kurtarıp, her şeyin ardındaki O tek hakikate, yani Vahdet’e (Bir’liğe) çağırır.
Bu çağrının, Anadolu topraklarında en saf, en içten ve en coşkulu karşılık bulduğu damarlardan biri hiç şüphesiz Alevi-Bektaşi irfanıdır. Alevi inancının merkezinde yer alan Tevhid anlayışı, sadece kuru bir kelime-i şehadetten ya da zihinsel bir tasdikten ibaret değildir. O, varlığın birliğini derinden hissetme ve bu hissi hayatın merkezine koyma halidir. Hak Muhammed Ali nurunun bir ve ayrılmaz kabul edilmesi, tarihsel figürlerin ötesinde, ilahi hakikatin tecelli basamaklarını ifade eder.
Şah-ı Merdan Ali’nin "Görmediğim Allah’a ibadet etmem" sırrı, kâinattaki her zerrede Hak nurlarını müşahede etmenin, yani Vahdet-i Vücud (Varlığın Birliği) neşvesinin ta kendisidir. Tasavvufi gözle bakıldığında, Alevi cemindeki her bir ritüel, kesretten vahdete giden bir seyrü süluk yolculuğudur.
"Cem" kelime anlamıyla zaten "toplanmak, bir araya gelmek" demektir. Çerağ uyandırıldığında, nurun tekliği hatırlanır.
On İki Hizmet Sahibi, sanki bir bedenin azaları gibi bir ve beraber hareket eder. Hele ki o semah dairesi...
Hakk aşkıyla dönen canlar, sağ ellerini göğe (Hakka), sol ellerini yere (halka) çevirerek Hakk’tan aldıklarını halka saçarlar.
Semah, evrenin kozmik dansıdır; atomlardan galaksilere kadar her şeyin aynı zikirle, aynı aşkla tek bir merkezin etrafında döndüğünün görsel bir ilanıdır. O dairede senlik ve benlik biter, geriye sadece "Biri" gören gözler kalır.
Nitekim büyük mutasavvıf Yunus Emre’nin:
"Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan / Şer'in evliyasıysa hakikatte asidir"
kelamı ile Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin:
"Her ne ararsan kendinde ara / Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir"
düsturu, vahdet anlayışının insandaki tecellisidir.
Eğer her şey O’nun nurundan bir zerre taşıyorsa, insan "Zübde-i Âlem" (âlemin özü) ve Hakk kapısıdır.
İnsanı incitmek, Kâbe’yi yıkmaktan daha ağır bir vebaldir; çünkü insan gönlü Hak tecelligâhıdır. Alevi irfanındaki "Eline, beline, diline sahip olmak" ahlakı, toplumun da tek bir vücut gibi birleşmesini (Rızalık Şehri) hedefleyen toplumsal bir vahdet istemidir.
Bugün ayrışmalarla, kavgalarla ve benlik davalarıyla yorulan dünyamızın en çok ihtiyaç duyduğu şifa, işte bu "Bir"lik nazarıdır. Mezheplerin, meşreplerin ve biçimsel farklılıkların ötesine geçip, özdeki o ilahi mayayı görebilmektir.
Alevilik, İslam’ın özündeki o aşk ve irfan nehrinin gürül gürül akan bir yatağıdır.
Yazımızı, gönülleri bir kılmaya çağıran o kadim nefeslerden biriyle bitirelim: "Gelin canlar bir olalım, münkir münafık uysun deyu değil, Hak yoluna kurban olalım."
Çünkü yolumuz bir, pirimiz bir, canımız birdir.
Kaynakça:
Hacı Bektaş Veli, Makâlât, (Haz. Esat Coşan), Seha Neşriyat, İstanbul, 1996.
Ocak, Ahmet Yaşar, Türk Sufiliğine Bakışlar, İletişim Yayınları, İstanbul, 1996.
Yunus Emre, Yunus Emre Divanı, (Haz. Mustafa Tatcı), Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2008.
Melikoff, Irène, Uyur İdik Uyardılar: Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları, Cem Yayınevi, İstanbul, 1993.
Korkmaz, Esat, Alevilik-Bektaşilik Terimleri Sözlüğü, Ant Yayınları, İstanbul, 1993.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum