İstanbul
21 Eylül, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

DENİZLİ"DE LAMPROİT BACASI VAR MI ? DENİZLİ JEOSİT ALANLARI YAZISINA EKTİR

21 Eylül 2026, Pazartesi 16:16

Bu son yazıdan önce konu ile ilgili olan ve Pamukkale Üniversitesi Jeoloji Bölümünden 10 değerli akademisyenin “Denizli joe çeşitliliği ve jeosit  önemli alanları “ konulu akademik yazısını ilimizi tanıtma açısından önemli olması fakat yazının ancak akademisyenler tarafından anlaşılabilir olabileceği düşünülerek o yazıyı halkın okuyabileceği şekilde özetleyerek yazmaya çalıştım.Buna rağmen yazıyı anlayamadığını düşünenler çıkacaktır. Bu anlaşılabilir bir durumdur her ne olursa olsun yazı teknik konuları kapsamaktadır. Bu son yazıda ise konuyu herkesi ilgilendiren bir alana çekmek istiyorum. İlimizin zenginleşmesi ,halkımızın daha rahat yaşam sürdürmesine katkı yapacağını düşündüğüm fakat ne yazık ki belirteceğim alanda halkımız tarafından fark edilemediğini gördüğüm  değerli taş ve değerli maden konusuna değineceğim.

Belgesel veya çeşitli medya haberinde görüleceği üzere; özellikle Güney Doğu Asya ve Afrika’da değerli taş ve maden aramada nasıl yoğun uğraştıklarını görüyoruz, Bizde genel eğilim , toprağın üstü olmaya devam etmekte ( defineci olarak adlandırılanları yok sayarak… ) Oysa özellikle değerli taşların ederi çok yüksektir. Sanıldığının aksine sayıları da az değildir . Genel olarak halkımız değerli taş denince aklına “elmas,zümrüt,yakut “ gelmektedir. Değerli madende ise sadece “altın” .

Yanlış bilinen bu konuyu düzeltmek gerekiyor. Öncelikler değerli taşları  yazalım;

 “  ELMAS, ZÜMRÜT, YAKUT, SAFİR, TURMALİN ( çeşidi ve rengi çoktur), GARNET ÇEŞİTLERİ ( sayısı çoktur) , TOPAZ ( rengi ve çeşidi çok) , SPİNEL, OPAL ( rengi ve çeşidi çok) , YEŞİM TAŞI, TURKUAZ , ALEKSSANDRA TAŞI, HELİODOR, BİXBİTE, AMETİST,DUMANLI KUVARS, HERKİMER KUVARS, DAĞ KUVARSI, AKUAMARİN, AMETRİN, BENİTOİTE, KARBONADO, KRİSOBERİL, KEMMERİTE ,  LAPİS LAZULİ, AY TAŞI, GÜNEŞ TAŞI ( OREGAN ) , İNCİ, FENAKİT, OLİVİN, GÜL KUVARSI, TİTANİT, SPODUMENE, TANZANİTA, ZİRKON “ vb.

 

                     Yukarıda yazılanlar en bilinenlerdir daha başkaları da vardır. Ayrıca dünyanın en nadir ve değerli taşlarının bir kısmı BOR içerdiği için bizde bulunması yüksek ihtimaldir bunlarıda yazıyorum “ GRANDİDİERİTE , JEREMEJEVİTE, PAİNİTE,  KORNERUPİNE, TAAFFEİTE , SERENDİBİTE, HAMBERBİTE, DANBURİTE, AKSİNİTE .

 

 değerli maden olarak da “ALTIN, GÜMÜŞ, PLATİN, RODYUM, PALADYUM, İRİDYUM, RUTHENIUM, RENYUM “ 

 

Özellikle değerli taşların bazıları sadece birkaç karatı ( Bir karat 0.2 gramdır yani beş karat bir gram yapar) on binlerce dolar olabilmektedir. Denizli ve Türkiye’nin böyle değerleri NEDEN toprağın altında kalıp dursunlar? Elbette bütün dünyada herkesin fark edeceği üzere egemenlik yarışı bulmakta ve egemenlik için ilk şart PARA dır ! 

Tüm Denizli halkını özellikle değerli aydınlarını bu konuda duyarlı olmaya , halkı bilgilendirmeye , iş insanlarımızı da bu konularla ilgili araştırma ve yatırım yapmaya davet ediyorum.

 

Gelelim konu ile ilgili diğer önemli  konuya  , insanlık sürekli gelişiyor bu bir gerçek. Gelişmek için öncelikle diri olmak zarurui hatta bunu sağlıklı ve diri olarak tamamlayalım. Herkesin hemen fark edeceği gibi gelişmek için başka “şeyler”ede ihtiyaç var. Aletler,aygıtlar, donanımlar vs. Günümüzde artık kas gücü neredeyse yokluk derecesine indi işlerimizi motorlara,motorlu araçlara, bilgisayarlara  vs.ye yaptırıyoruz veya kullanıyoruz. Bunların hemen hepsi yerin altından çıkarılan madenlere ve minerallere dayanır.Demir olmayan bir dünya düşünemeyiz. Tantal olmadan renkli TV ve cep telefonları olmaz, alüminyum veya krom olmasa neler olamazdı bir düşünmek lazım…Kısacası sayın dostlar yerin altında sadece patetes bulunmuyor. Çevremizde  gördüğümüz hemen her şeyde yerden çıkardığımız madenler ve taşlar bulunmakta.  Bazı kişiler bazı madenlerin çıkarılmasına birtakım gerekçeler göstererek karşı çıkmakta. Öncelikle iyi niyetli olanlara diyecek fazla lafım yok. Onları  bilgilendirerek ve haklı oldukları bölümleri de hayata geçirerek ( diyelim ki çevre hassasiyeti konusu,veya ağaç ile yeşil çevre konusu.Elbette bu konularda hep beraber olmalıyız mümkün olduğunca tedbirler alınmasını savunmalıyız. Fakat bu durum bir yere kadardır , siz ( yani hepimiz) topraktan işimize yarar madenleri çıkarmak zorunda iseniz elbette bu bedelsiz de olmayacaktır. En iyi yöntem bile uygulansa neticede büyük çukurlar açmak zorundasınız,patlayıcı kullanmak zorundasınız vb. Buraya kadar büyük sorun yok ancak işin bir başka yönü var. 

 

Gelin bu konuya girelim; dünyada tam bir barış hiç olmadı ve belki de hiç olmayacak. Kendimizi korumak zorundayız. Dünyada tüm değerler eşit dağılmış değil , tüm halklara eşit toprak sahibi değil. Neticede zenginlik ve fakirlik yaşadığımız bir gerçek. Kimi toplumlar şu veya bu nedenle ileride bulunmaktalar( özellikle BATI DÜNYASI) fakat insanlık tarihi hep bu şekilde akmadı. Zaman zaman en önde olanlar geriye geride olanlar öne geçti. Bu durumun çok çeşitli sebepleri bulunmakta. Savaşlar zoraki çözüm yolu olarak binlerce yıldır sürüyor ,bir bakıyorsunuz “Barış Derneği “ kurduran ülkeler aynı zamanda en saldırgan ülkeler !...

 

Uyanık olmak zorundayız , madenleri ve yeraltı zenginliklerini çıkarılmasına bilerek veya bilmeyerek engel olunmamalı. İşin ucu çoğu zaman emperyalist Batıya çıkıyor. Birtakım kariyer ve menfeat düşkünü kişilerde bu ülkelerin çıkarı için çalışabiliyor. Açıkca yazmak gerekir ki bu ülkeye en çok ihanet edenler bu ülkenin balını kaymağını yiyenlerden çıkmıştır ve çıkmaktadır. Bunlar siyasi kişiler ,akademisyenler, sanatcılar gibi topluma yön verenler olmaktadır. Çocukluğumdan beri maden ve d.taşlara meraklıyım. Çok uzun zamandır bu işi izliyor takip ediyorum. Yaşım 72. Bunca senedir kitaplarda,dergilerde,radyoda, Tv de, gazetelerde bizde altın yok dendi doğal gaz yok dendi hala bu uğursuz propoganda devam etmekte.

 

Devlet hemen her vilayete üniversite kurmuş,burada bilim insanları yetişiyor. Bu üniversiteler aynı zamanda üretimin artmasını ,aksamaların düzeltilmesini, yeni kaynaklar bulmasını vs. ilede görevli olması gerekir. En az 22 yıldır mineraloji ve benzeri konularda hem fiilen araştırıp hemde okuyarak öğrenmeye gayret ediyorum. Bu zaman diliminde çok şey yaşadım bunları da  “FACE” sayfamda “ Bir altın hikayesi, Bir elmas hikayesi vb” yazılarımda anlattım. Acı bir gerçeği itiraf etmrk zorundayım. Pek çoğu kişisel sorunlarına odaklanmış bilim insanları ile karşılaştım, okulu bitirince ve kariyerinde istediği yere gelince araştırmayı,okumayı bırakmış olduğunu  görerek yaşadım. Kişisel hesapların daima galip geldiği, sorun çözme anlayışı, bana neci dünya görüşü, sen kimsin davranışı vs.vs.

 

Ülkemizde pek çok düzelmesi gereken konu olduğunu kabul etmeyen yok gibi. Sorun yaratmada öndeyiz çözmede üşengeç. Evet, epey içimi döktüm devam edelim. 

 

Denizli , pek çok yerimiz gibi madenler ve değerli taşlar yönünden zengin. Bunları daha geniş olarak “Türkiye’nin değerlendirilemeyen değerli kaynakları “ adlı altı bölümlük yazımda yazılı. Özetliyorum;

1-) Türkiye coğrafi olarak  Avrupa kıtasının en geniş topraklarına sahip ülkesidir( Rusya yı esas olarak Asyaya dahil ederek) 

2-) Türkiye jeolojik tarihi inanılmaz farklılıklar içerir ve bunun getirileri muazzamdır.

3-) Yukarıdaki iki maddenin sonucu olarak ; 

      A- Türkiye BOR denilen elementi ve minerallerinin en bol olduğu ülkedir ( % 70 üzeri ,dünya rezervlerinin). Bor ve mineralleri çok çok önemlidir bu madenler aslında Osmanlı zamanında yabancılar tarafından bulunmuştur. Çok uzun zaman bu değerli madenin çeşitleri gerek sağ gerek sol denilen partiler tarafından hep aynı şekilde ele alınmıştır. Kısacası ülkemiz değerleri yabancılara peşkeş çekilmiştir. Hep işlenmemiş ham madde olarak satılmıştır . Çok az bir yatırım ile yarı işlenmiş olarak satsak en az beş altı misli daha çok kazanacakken bu yapılmamıştır ve açıkça ifade ediyorum bu durumun bir sorumlusuda halkımızdır  bu  Batı güdümündeki ( sağ veya sol fark etmedi) partileri hep iktidar yaptı. Elbette bu konuda halk bilgilendirilmedi. Bu millete ait değerler kendi kısır çıkarları için yabancıya hediye edildi duruldu. 

Son yıllarda bu konularda bir büyük değişim başladı ancak belki yeterli bilgileri olmadığından kapsayıcılığı halen sorunlu. Ancak özellikle BOR konusunda ardı ardına fabrikalar  yapıldığını gözlemledik hatta BOR KARBÜR imalatı dahi yapıldı ( bu şekilde elde edilen değer ham bor un yüzlerce mislidir) .Fakat hepimizin  niye diğer hükümetler bu konuda bir girişimde bulunmamıştır sorusunu sormamız gerekiyor.

 

B- Yazının hacmi nedeni ile her konuya giremem ancak BOR konusuna benzer bir konuyu yazmam gerekiyor;

Ülkemiz EMERY denen çok önemli bir maden grubunun da dünya rezervlerinin önemli kısmına sahiptir. % 65 gibi bir orandan bahsediyorum. Bu maden grubunda neler bulunur onları yazalım : Hematit ( demir minerali); Manyetit ( demir minerali ) ; KORUND ( esas önemli olan) ve SPİNEL  ( spinel ,değerli taştır) .

Korund nedir? ve neden önemlidir ?  Korund elmastan sonra doğada en sert ikinci mineral diye bilinir ( sertliği 9 dur) not: aslında doğada daha sert mineraller var fakat nadirdirler.

Korund bir mineral ailesinin ortak adıdır. Bu aile herkesin bildiği çok değerli taşlardan oluşur. Yazılım,  YAKUT ve SAFİR .

Şimdi neden önemli olduğu anlaşılmaya başlamıştır. Bu noktada bazı iyi veya kötü niyetli uzmanlar itiraz edecektir. Her korund dan safir ve yakut oluşmaz . Tamam bu da doğru. O zaman açıklayalım ,önce yakut.

YAKUT; Yakut ,alüminyum oksittir . Yakuta kırmızı rengi veren de KROM elementidir ( Artı üç değerlikli olanı) Aslında yerkabuğunda hem alüminyum hem de oksijen çok bol bulunur ve her ikiside çok reaktif olduğundan asla saf halde bulunmaz( oksijen açık ara en çok bulunur sonra silisyum gelir sonra ise % de 8 oranında alüminyum) peki krom madeni durumu nedir? 

Türkiye uzun yıllar Krom ihracatında en üst sıralarda yer almış ve almaktadır ( bu değerli madende onlarca yıl tal olarak satıldı!) . Ülkemizde yüzlerce krom madeni yatakları bulunmaktadır. Bu konuda da dünyada sayılıyız . Peki şöyle soralım ; Türkiye de yakut çıkarılır mı ? Nerdee! Bizim uzmanlara sorarsanız bizde yakut bulunmaz  peki niye ? asıl cevap şu ;  dünyada değerli olan ne varsa bizde yoktur …Bu yok deyiciler elbette bu fedakarlıklarının  karşılığını da kariyer ve gelir olarak alıyorlar.  Son sığınacakları liman  var ; ya kardeşim yakut oluşması için yüksek basınç ve sıcaklık gerekir , tamam o da doğru. Yaklaşık 1.100 derece sıcaklık ve buna tekabül eden basınç. İyide bizim topraklar çok eski geçmişte hem dağ oluşumlarına hemde metamorfizma dan geçti. Kısacası yapılan her itiraz gerçek karşısında yok olur gider. Zaten pek çok arkadaşımız gerek safir gerekse yakut buldular. Halktan saklanan bu gerçekler artık iyice anlaşılmalıdır. Birileri bizim zenginleşmemize  engel olarak   zenginleşiyorlar…

Safir konusuna gelelim ; safir ile yakut arasında fark şudur , kırmızı olan korundların adı yakuttur ( pembeler safir ) diğer bütün renkte olanlara ise SAFİR denir ( beyaz, siyah,mavi,sarı,yeşil,mor vs.) 

Safir ,yakuta göre dünyada daha bol bulunur o nedenle yakut daha pahalıdır. Safir oluşabilmesi için krom gibi az bulunan elemente gerek yoktur. Safir her rengine göre değişmekle beraber mesela mavi safir için ; demir ve titanyum gerekir ( bu yazılan elementler kristal yapıya katılırlar aynı durum yakut içinde geçerlidir, elbette kristal yapıya yüksek basınç ve sıcaklık ile dahil olabilir) gerek demir ( demirin birçok farklı kimyasal değerlilikte olanı vardır ve bu aynı demirin yeşil,pembe vb.farklı renk oluşturmasına sebep olur ) gerekse “titanyum” bol bulunduğundan safir daha çok oluşmaktadır fakat farklı renkler için diyelim “vanadyum “ elementi gibi farklı elementlere gerek olur.

 

 C- ZÜMRÜT konusuna özet olarak gireceğim. Bizim ülkede hiç zümrüt ve Beril ailesinin diğerleri çıkarılmaz ( bunlar; akumarin, heliodor, zümrüt,   morganite, kırmızı beril,goşenit ) bunların hepsi çok değerlidir. Kısacası o kahrolasıca kural burada da işlemektedir “Bir mineral değerli ise bizde yoktur ! “  Zümrüt konusunda beş bölümlük yazı yazdım geniş açıklaması orada var. Özetle ; bizde dünyada çok az bulunan “EVAPORİT YATAKLAR “ bulunmakta . Bu yataklar 4ncü jeolojik dönemde Toros Dağları oluşumu sırası tarihine gider ( milyonlarca yıl önceye) şimdik topraklarımız aslında milyonlarca yıl boyunca Tetis Denizinin tabanı idi. Bu tabana o kadar zaman boyunca canlılar öldü ve fosil yatakları oluştu. Yükselince deniz tabanının çukur yerlerinde deniz suları kaldı. Neticede göle dönüştüler. Çok zaman sonra bu deniz suları buharlaştı ve onlarca metre kalınlığında tortul tabakalar oluştu. İşte bu tortul tabakalarda ki maden ve mineral yataklarına “EVAPORİT YATAK  “ diyoruz. Bu yataklarda en çok elbette bildiğimiz tuz bulunur fakat bunun dışında pek çok mineral daha bulunur örneğin BOR işte bu şekilde oluşmuştur. Bizde bor inanılmaz çoktur oysa yerkabuğunda bor çok az bulunur ( milyonda 10 dur. Kısacası bir ton toprakta ( kayaçta) sadece on gram  bulunur. Normali budur. Oysa bizde bu inanılmaz yüksektir. Aynı şekilde yerkabuğunda çok az olduğu halde ( buna “klark sayısı “ denir) bizde bu ve başka nedenlerle çok bol bulunan mineralller vardır ( zenginliğin diğer bir sebebi de bizde çok sayıda yanardağ bulunmasıdır.  Yanardağlar derinlikteki değerleri yeryüzüne taşır. ) Dünyanın en kaliteli zümrütlerini Kolombiya çıkarır ve çıkardığı yataklar da evaporit yataklardır…

 

Zümrütün  kalitelisi  çok nadir bulunur  buna sebep genellikle demir ve bileşikleridir ( krom da çatlaklara neden olur) .Zümrüte o yeşil rengi veren tıpkı yakutta olduğu gibi yine KROMDUR. Dünyada zümrütün az bulunmasının sebeplerinden biride krom madeni  nadirliğidir. Ayrıca zümrüt oluşumu iki apayrı element grubunun birlikteliğini gerektirirki asıl nadirlik sebebidir. Özetle silisyumu bol yapı ile ultramafik yapı birlikteliği ile zümrüt oluşabilir bu durumda oluşumu neredeyse imkansız yapar. Ancak evaporit yataklarda bu mümkün  hale gelmektedir ( izahatini yazımda yaptım) Birde unutulmasın evaporit yataklarda demir ve bileşikleri ya bulunmaz ya da çok az bulunur ( kaliteli zümrüt nedeni ).

 

D- Gelelim esas konuya. Konumuz ELMAS. Yazı uzadı kısaca yazacağım. Elmas aslında saf karbondur ( kömürün ana maddesi) sertliği çok sıkı paketlenmesinden dolayıdır. Türkiye’de elmas çıkarılmaz. Uzmanlarına sorarsanız “bizde olması mümkün değil “derler sebep olarak da bizde KİMBERLİTE yok olması gösterilir. En az on beş yıldır bütün dünyada kimberlitin dışında elmas kaynaklarından elmas çıkarıldığını yazıp durdum.Pek çok uzmandan çok laf duydum. Israrla var olan akademik yazıları paylaştım. Çok şükür son yıllarda lamproitlerde elmas olduğunu kabul eden uzmanlarımızın sayısı arttı. Zaten işin diğer tarafını yine yabancılar çözmüştü ( Türkiye’de lamproitleri resmi olarak yabancı bilim insanları buldu önce Ege Bölgemizde ) Ancak iş hala nihayete ermiş durumda değil çünkü şöyle bir sorun var her lamproit de yeterli elmas olmuyor kısacası lamroitinde çeşitleri bulunmakta. Ben bu konuda da yine yabancı kaynaklara dayanarak bizde rantabl elmas içeren lamproit olduğunu açıklayan yazıları uzun süre önce paylaşmıştım. 

Konuyu bu yazıya getirirsek ; yazıda belki herkes anlamamış olabilir fakat lamproit yoktur demeye getirilmiş ancak olabileceği de  sanki iması da var gibi. Oysa bu durum hepimiz için önemli konuya kesinlik getirmek gerekiyor. Yazıda verilen analiz sonuçları şöyledir ; Si O  içerikleri %55 - 56 ;  K2O % 5,20 ; Mg % 57  ayrıca Cr : 129-240 ppm ve Ni : 42-63 ppm gösterilmiştir. 

Bu rapor ya bilerek yanıltmak amacı ile yazılmıştır ya da konuyu hiç bilmeyen biri tarafından . Nedenlerini yazıyorum ;

1-) İlk olarak bu tip analizlerde silisyum oranı bu şekilde asla yazılmaz. Doğrusu SiO2 olarak yazılmış olması gerekir bunu yazan kişinin bunu bilmemesi mümkün değildir ( çünkü kendisi volkanit uzmanı bir profesördür) 

 

2-) Mg oranı cıplak olarak verilmiş bu da asla yapılmayan uygulamadır ( jeolojik analizlerinde) daima MgO olarak yazılır. 

 

3-) Daha da kötüsü ise verilen analiz sonuçları bir skandaldır çünkü hepsini toplayınca çıkan rakam % 155,75 olmaktadır ve bu imkansızdır daima % ile ifade edildiğinden yüz rakamını asla geçemez.

4-) Veriler toplayıp yazalım ki ortada sorun kalmasın ; SiO %57 + K2O % 5,2 +  Mg % 57 ( aslında oksijen eklenirse rakam çok yükselir  ( % 94,52 olur) 

 

5-) Aynı analiz sonucu olarak da aynı yer için Cr ( krom ) varlığı 120-130 ppm ve Ni ( nikel ) varlığı ise 42-63 ppm gösterilmektedir . Bu son verilerin anlamı şudur ; bu yerin yapısı “sedimanter yapı “ demenin değişik ifadesidir yani burada kısacası lamproit YOK denilmeye çalışılmaktadır.  Çünkü sedimanter yapıda gerek Krom gerekse Nikel miktarı bu değerlere yakın olduğu kabul edilir.Oysa herkes biliyor ki bu yörelerde muazzam oranda krom rezervleri bulunmakta ve çıkarılmaktadır. Ayrıca mağnezyum oksit miktarının bu derece yüksek olduğu yerler de ya mafik ya da ( ki bu  değerlerde )ultramafik yapı  olmasını gerektirir. Elbette bilinir ki lamproit yatakları hacim olarak küçüktür siz numuneyi bilerek farklı  yerden alırsanız sonuç çelişkili olacaktır.  Bu durumda zaten verilen silis oranı da  otomatikman yanlıştır , çünkü verilen silisyum oksit oranı “ortaç yapı “ yı gösterir yani hangi açıdan bakılırsa bakılsın bu analıizler yanlış olmanın ötesinde anlam taşımaktadır. Bir bilim insanı bu değerlerle niye oynar? Bu sorunun cevabı verilmek zorundadır.

Bu yazıyı örnek göstererek ülkemizde maden ve değerli taşlar üzerine uzun yıllardır oynanan oyunu halkımıza göstermek istedim. Hiçbir kimse var olanı YOK gösterme yetkisine ve hakkına sahip değildir. 

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum