İstanbul
12 Ekim, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

HELALLEŞMEK GÜZELDİR, AMA ÖNCE GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEK GEREKİR!

11 Ekim 2026, Pazar 14:34

Helalleşmek...

Ne kadar güzel, ne kadar anlamlı ve bir o kadar da sorumluluk gerektiren bir kavram.

İnsanların birbirine el uzatması, kırılan gönüllerin onarılması, geçmişte yaşanan acıların paylaşılması ve geleceğe daha umutla bakılması için helalleşmek elbette önemlidir.

Ancak helalleşmek yalnızca güzel sözler söylemek, karşılıklı el sıkışmak, kameraların karşısında kucaklaşmak değildir.

Helalleşmek, önce vicdanlarda başlamalıdır.

Helalleşmek, yapılan yanlışlarla yüzleşmektir.

Helalleşmek, haksızlığa uğrayanların hakkını teslim etmektir.

Helalleşmek, geçmişte yaşanan acıları yok saymadan geleceği birlikte kurabilmektir.

Biz Alevilerin inancında helalleşmenin, rızalık almanın çok önemli bir yeri vardır.

Alevilikte rızalık esastır. Rızalık alınmadan meydana girilmez, gönül kırılarak Hakk'a yürünmez.

Bizim yolumuzda insanı incitmek, kul hakkı yemek, haksızlık karşısında susmak kabul edilemez.

İşte bu nedenle siyasette ve toplumsal yaşamda gündeme getirilen helalleşme çağrılarını değerlendirirken yalnızca söylenen sözlere değil, o sözlerin ne kadar samimi olduğuna ve hayata nasıl geçirildiğine bakmak gerekir.

KILIÇDAROĞLU'NUN HELALLEŞME ÇAĞRISI

Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir dönem gündeme getirdiği helalleşme çağrısını hatırlıyoruz.

Bu çağrı Türkiye'nin geçmişiyle yüzleşmesi, toplumsal kutuplaşmanın azaltılması ve geçmişte haksızlığa uğramış toplum kesimleriyle yeni bir ilişki kurulması açısından önemliydi.

Ancak helalleşmek yalnızca siyasi bir söylem veya seçim stratejisi olarak görülmemelidir.

Helalleşme denildiğinde, bu ülkenin tarihindeki bütün acıların samimiyetle ele alınması gerekir.

Dersim'de yaşananlar, Maraş'ta, Çorum'da, Sivas Madımak'ta yitirdiğimiz canlarımız ve toplumun hafızasında derin yaralar açan diğer olaylar görmezden gelinemez.

Bu acıların siyasi hesaplaşma malzemesi yapılmasını da doğru bulmuyorum.

Çünkü acılar üzerinden siyaset yapmak başka, acılarla yüzleşerek toplumsal barışı sağlamak başkadır.

Bizim arzumuz, acılarımızın siyasi çıkarlar uğruna kullanılmaması, gerçeklerin ortaya çıkarılması ve gelecek kuşaklara daha huzurlu bir Türkiye bırakılmasıdır.

Devletin bütün kurumları, siyasi partiler ve toplumun farklı kesimleri geçmişte yapılan yanlışlara karşı ortak bir vicdani sorumluluk taşımalıdır.

Gerektiğinde devlet arşivleri araştırmacılara açılmalı, tarihsel gerçekler bilimsel yöntemlerle incelenmeli ve toplumun hakikatleri öğrenmesinin önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Çünkü gerçeklerle yüzleşmeden kalıcı bir helalleşme sağlanamaz.

DEVLET BAHÇELİ'NİN ALEVİLERE YAKLAŞIMI

Bugün Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin Alevi toplumuna yönelik açıklamalarını ve Hacıbektaş'taki cemevi girişimini ve yapılmasına vesile olması bu anlayış içerisinde değerlendirmek gerekir.

Siyasi görüşlerimiz, dünya görüşlerimiz ve geçmişte yaşanan siyasi tartışmalarımız farklı olabilir.

Ancak ülkemizde toplumsal barışa, kardeşliğe ve birlikteliğe katkı sağlayabilecek her olumlu adımı da önemsemek gerekir.

Sayın Bahçeli'nin Alevi toplumuna yönelik kucaklayıcı yaklaşımlarını değerlendirmeden önce, geçmişte yaşanan acıların ve kırgınlıkların toplumun hafızasında yaşamaya devam ettiğini de bilmeliyiz.

Aleviler geçmişlerini unutmazlar.

Ama Aleviler geçmişin acılarını geleceğin düşmanlığı hâline getirmek de istemezler.

Bizim inancımızda kin ve nefret değil, sevgi ve hoşgörü vardır.

Bizim yolumuz insanı insan olduğu için sevmeyi öğütler.

Dolayısıyla siyasi liderlerin geçmişteki görüşlerinden bağımsız olarak bugün attıkları olumlu adımları değerlendirmek, samimiyetlerini zaman içerisinde görmek ve toplumsal barışa katkıda bulunmalarını teşvik etmek gerekir.

Ancak bir gerçeğin de altını çizmek istiyorum:

Alevi toplumunun beklentisi yalnızca cemevi yapılması veya siyasi liderlerin güzel sözler söylemesi değildir.

Alevilerin beklentisi, inançlarının anayasal eşitlik ilkesi içerisinde değerlendirilmesi, cemevlerinin inançsal kimliğinin tanınması ve devletin bütün inançlara eşit mesafede durmasıdır.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN ATTIĞI ADIMI DA GÖRMEZDEN GELEMEYİZ

Burada bir başka önemli konunun da altını çizmek istiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın Alevi-Bektaşi toplumu adına devlet bünyesinde kurumsal bir yapı oluşturulması yönünde attığı adımı da görmezden gelemeyiz.

Cumhuriyet tarihinde Alevi-Bektaşi adını taşıyan bir kamu kurumunun oluşturulmuş olması önemsenmesi ve üzerinde durulması gereken bir gelişmedir.

Elbette oluşturulan kurumun yapısı, yetkileri, bütçesi, görev alanları ve Alevi toplumunun gerçek inançsal taleplerini ne ölçüde karşıladığı tartışılabilir.

Bu kurumun eksikliklerini dile getirmek, daha güçlü bir yapıya kavuşmasını istemek, Alevi toplumunun temsil ve karar süreçlerine katılımını savunmak hepimizin hakkıdır.

Ancak yapılan olumlu bir işi yalnızca siyasi farklılıklarımız nedeniyle yok saymak doğru değildir.

Ben yıllardır Alevi hak mücadelesinde emek vermiş biri olarak yapılan olumlu işleri takdir etmeyi, eksiklikleri de açık yüreklilikle ifade etmeyi doğru buluyorum.

Devletin Alevi toplumuyla kurduğu kurumsal ilişkinin geliştirilmesi, cemevlerinin ihtiyaçlarının karşılanması ve bu kurumun daha etkili hâle getirilmesi önemlidir.

Bu konuda siyasi partilerin de sorumlulukları vardır.

Özellikle AK Parti kadrolarının Alevi toplumuna karşı yaklaşımı daha olumlu, daha samimi, daha sevecen ve daha kucaklayıcı olmalıdır.

Alevileri siyasi tercihlerine göre değerlendirmek, bir partinin yanında veya karşısında oldukları için farklı davranmak doğru değildir.

Çünkü Alevi toplumu tek bir siyasi görüşten oluşmaz.

Aleviler de bu ülkenin diğer yurttaşları gibi istedikleri siyasi partide görev alabilir, istedikleri siyasi düşünceyi savunabilir ve demokratik haklarını kullanabilirler.

Alevilik bir siyasi partinin arka bahçesi olmadığı gibi herhangi bir siyasi partinin karşısında konumlandırılması gereken bir inanç da değildir.

Alevilik siyasetin üstünde, insan sevgisini ve toplumsal barışı esas alan kadim bir inanç yoludur.

ARTIK SİYASETİN DİLİ DEĞİŞMELİDİR

Türkiye'nin artık siyasi kavgalardan, toplumsal kutuplaşmadan ve insanların birbirlerine düşman gibi gösterilmesinden yorulduğuna inanıyorum.

Siyaset insanların birbirini sevmesini, anlamasını ve ortak değerlerde buluşmasını engellememelidir.

Dün birbirini eleştiren insanların bugün ülkenin ortak geleceği için bir araya gelmesini yadırgamamak gerekir.

Elbette ilkelerden vazgeçilmemelidir.

Elbette geçmiş unutulmamalıdır.

Ancak geçmişte yaşanan siyasi farklılıklar nedeniyle insanların sonsuza kadar birbirine düşman kalmasını istemek de doğru değildir.

Siyasetin temelinde insan vardır.

Siyasi partiler, devlet kurumları, belediyeler ve bütün kamu kuruluşları insanlara hizmet etmek için vardır.

İnsanı yok sayan bir anlayışın topluma verebileceği hiçbir olumlu mesaj olamaz.

İnsana yatırım yaparsanız ülkeye yatırım yaparsınız. İnsanı yok sayarsanız her şeyi yok saymış olursunuz.

Bu nedenle siyasetçilerimizin daha fazla sevgiye, daha fazla hoşgörüye, daha fazla anlayışa ihtiyaçları vardır.

Toplumun farklı kesimlerini kucaklayan, insanları inançlarına ve siyasi tercihlerine göre ayırmayan bir yönetim anlayışı ülkemizin geleceği açısından değerlidir.

ALEVİLERİN DEVLETLE HELALLEŞMESİ NASIL OLMALIDIR?

Alevi toplumunun devletle gerçek anlamda helalleşebilmesi için öncelikle karşılıklı güvenin güçlendirilmesi gerekir.

Devlet Alevi toplumunu yalnızca seçim dönemlerinde hatırlamamalıdır.

Alevilerin sorunları sadece siyasi gündemlerde konuşulmamalıdır.

Cemevlerinin ihtiyaçları, inançsal statü talepleri, inanç önderlerinin konumu, kültürel değerlerin yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması gibi konular kalıcı ve adil çözümlerle ele alınmalıdır.

Devletin Alevilere yaklaşımında siyasi tercihler değil, anayasal eşitlik ilkesi belirleyici olmalıdır.

Çünkü biz bu ülkenin asli unsurlarıyız.

Bu topraklarda doğduk, bu topraklarda büyüdük, bu ülkenin bağımsızlığı ve Cumhuriyetimizin kuruluşu için bedeller ödedik.

Bizim başka bir vatanımız yoktur.

Biz devletimize düşman değiliz.

Biz devletimizden ayrıcalık da istemiyoruz.

Biz yalnızca eşitlik, liyakat, inanç özgürlüğü, adalet ve saygı istiyoruz.

Bu talepleri dile getirmek devlete karşı olmak değildir.

Tam tersine, devletimizin bütün yurttaşlarını kucaklayan güçlü bir hukuk devleti olmasını istemektir.

ALEVİ KURUMLARININ DA SORUMLULUĞU VARDIR

Helalleşme yalnızca devletten veya siyasi partilerden beklenmemelidir.

Alevi kurumları da kendi aralarında birlikteliği, dayanışmayı, karşılıklı saygıyı ve ortak hareket etme kültürünü geliştirmelidir.

Bugün Alevi kurumları arasında yaşanan ayrışmaların, kişisel çekişmelerin ve siyasi farklılıkların inanç toplumumuza zarar verdiğini görmek zorundayız.

Birbirimizi dışlayarak, birbirimizin emeğini yok sayarak, yalnızca kendimizi doğru kabul ederek bir yere varamayız.

Yol bir, sürek binbirdir.

Bu anlayışın gereği olarak farklı düşüncelere saygı duymalıyız.

Alevi kurumları siyasi partilerin etkisi altında değil, kendi inançsal değerleri ve toplumun ortak ihtiyaçları doğrultusunda hareket etmelidir.

Devletle diyalog kuran Alevi kurumlarını peşinen suçlamak da devletin yanlışlarını eleştiren Alevi kurumlarını dışlamak da doğru değildir.

Önemli olan, Alevi toplumunun haklarının korunması ve geliştirilmesidir.

Yapılan hizmet kimden gelirse gelsin hakkını teslim edebilmeliyiz.

Yanlış kimden gelirse gelsin karşı çıkabilmeliyiz.

İşte gerçek bağımsızlık, gerçek samimiyet ve gerçek yol hizmeti budur.

HELALLEŞMEK BİR GÖNÜL MESELESİDİR

Bizim inancımızda insan gönlü kutsaldır.

Hünkâr Hacı Bektaş Veli'nin öğretilerinde insan sevgisi, hoşgörü ve gönül birliği çok önemli bir yere sahiptir.

Pir Sultan Abdal'ın deyişlerinde hak, adalet ve insan onuru vardır.

Biz yüzyıllardır bu değerlerle yaşamaya çalıştık.

Nice baskılar gördük, nice acılar yaşadık.

Ama yine de sevgiden vazgeçmedik.

Yine de barıştan vazgeçmedik.

Yine de insana olan inancımızı kaybetmedik.

Bugün ülkemizin de ihtiyacı olan budur.

Cumhurbaşkanımızdan siyasi parti genel başkanlarına, belediye başkanlarından sivil toplum kuruluşlarına kadar herkesin daha fazla kucaklayıcı bir dil kullanması gerekir.

İnsanları birbirinden uzaklaştıran değil, birbirine yaklaştıran bir siyaset anlayışına ihtiyaç vardır.

Çünkü makamlar gelip geçicidir.

Siyasi partilerde görevler değişir.

İktidarlar değişir.

Ancak bu ülke ve bu ülkenin insanları birlikte yaşamaya devam eder.

Geride kalacak olan, insanların gönlünde bıraktığımız izlerdir.

SON SÖZ:

Helalleşmek güzeldir.

Ama helalleşmek için önce samimiyet gerekir.

Helalleşmek için geçmişin acılarını anlamak gerekir.

Helalleşmek için yapılan yanlışları kabul etmek, hakları teslim etmek ve insanların gönlünü kazanmak gerekir.

Ben geçmişte siyasi mücadelelerin içerisinde bulunmuş, yıllardır Alevi toplumunun hakları için emek vermiş biri olarak şuna inanıyorum:

Türkiye'nin geleceği kavga etmekte değil, konuşmaktadır.

Birbirimize düşman olmakta değil, birbirimizi anlamaktadır.

Ayrışmakta değil, ortak değerlerimiz etrafında buluşmaktadır.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun helalleşme çağrısını, Sayın Devlet Bahçeli'nin Alevi toplumuna yönelik olumlu adımlarını ve Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Alevi-Bektaşi toplumuna yönelik kurumsal girişimini bu anlayışla değerlendirmek gerekir.

Olumlu işleri takdir etmeli, eksiklikleri yapıcı biçimde eleştirmeli, toplumsal barışa katkı sağlayan her samimi yaklaşımı önemsemeliyiz.

Alevi toplumunun geçmişte yaşadığı acıları unutmadan, ama geleceğe de kin ve nefret taşımadan ortak yaşamın yollarını aramalıyız.

Unutmayalım ki bu ülke hepimizindir.

Bu devlet hepimizindir.

Bu Cumhuriyet hepimizindir.

İnsan varsa devlet vardır. İnsan varsa siyaset vardır. İnsan varsa umut vardır.

Gelin, birbirimizi yok saymayalım.

Gelin, farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak görelim.

Gelin, geçmişimizin acılarından ders çıkararak geleceğimizi sevgi, saygı, adalet ve kardeşlik üzerine kuralım.

Çünkü helalleşmek yalnızca geçmişi kapatmak değil, geleceğe temiz bir vicdanla yürüyebilmektir.

Aşk ile, muhabbet ile, insan sevgisiyle...

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum