“YA HIZIR!, YA ALİ!”
12 October 2026, Monday 18:53Bugün, Sayın Ali Rıza Özkan’ın “Alevilere Birlik Olmayı Teklif Ediyorum” başlıklı yazısını okurken bir an bu fikrin ne kadar kıymetli ve hayati olduğunu düşünsem de hemen ardından somut gerçeklik, Alevilerde birlik olmanın ne denli zor olduğunu adeta yüzüme çarptı.
Ne olduysa, bu fikir beni kurt ulumalarının kar fırtınasının keskin ıslıklarına karıştığı günün zifiri karlığında fırtınayı ve ayaklarımızın altındagiderek derinleşen karı yararak evimize ulaşmaya çalışan annemle yaşadığımız o dehşet anına götürdü.
Kurt ulumaları ve kar fırtınasının ıslıkladığı, gecenin zifiri karanlığında bir ben, bir de annem…
“Ya Hızır!, Ya Ali!” nidalarıyla, karı yaran her adımı, kolları arasında giderek ağırlaşanbedenimin ağırlığıyla yüklendikçe, biraz daha kara batıyor, o battıkça, “Ya Hızır, Ya Ali” nidaları daha derinden ve daha avazlı...
O “Ya Hızır” dedikçe ben, biraz daha umutlanıyor;Hızır’ın imdadımıza geleceği, yolumuza açacağına olan inançla, içimdeki korkuları dindiriyordum. Eve vardığımızda soğuktan donan ellerimi, soğuk suyla yıkayıp, koynuna aldığında, ellerimin sızısı kalp atışlarındaki ritme karışıyor, o ise“Hızır bize yol açtı” diye şükrediyordu.
Yazıyı okuduğumda, kar fırtınasının ıslıkları arasında bata çıka yürüdüğümüz o günün imgesine götürenşey; annemin“Ya Xızır!,Ya Ali”yakarışlarının öznesi olan kutsallıkların“yolumuzu açma” beklentimize karşılık vermesiydi şüphesiz.
Tıpkı o zifiri karanlıkta annemin Xızır’dan ve Hz. Ali’den beklediği ve açmasını umduğu yol gibi; bugün Alevi toplumunun yolu da kar fırtınalarının ıslıkladığı zifiri karanlığın içinde açılma umudunu taşıyor. Fakat ne yazık ki kendini çevreleyen kurtların ulumalarının yarattığı dehşetane korkuyla bir o yana bir bu yana savruluyor, bir çıkış arıyor kendine.
Fakat şimdi, o soğuk, fırtınalı gecenin zihnimde kalan biribirine kenetlenmiş anne ve çocuk imgesi, somut gerçeklikle karşılaştığında dağılıp paramparça oluyor. Aynı köklerden gelen iki insanın, “yol”uaçacaklarına dair umutlarını aldıkları Hızır ve Ali imgesi paramparça oluveriyor. Öyle ya, çocukluğumun Hızır imgesi ile bu gününHızır imgesi artık aynı imge değil. Ali imgesiise hiç değil…
Annemle beni kuşatan korkunun yarattığı direncin aksine, bugün herkes ayrı bir yere savrulmuş. Ayrı birer imgeye dönüşmüş. O fırtınalı gecenin rüzgarı yüzümüze karı serptikçe; tarihi, gelenekleri ve inançları üzerinden yükselen o “yol”a dair umutlarımızı çoğaltan Ali ne o Ali, Hızır ne o Hızır...
Öyle ise bu somut gerçeklik karşısında Alevilerde birlik olmak ne kadar mümkün. Somut gerçekliğin ne olduğunu ortaya koymadan bunu ummak ve beklemek ne kadar gerçekçi…
Nedir bu somut gerçeklik?
Bugün Alevi toplumunun içinde bulunduğu durum; hem inançsal hem politik/ideolojik hatta derin bir sosyolojik ayrışma ve bölünmedir. Alevilik, derin bir teolojik ve politik yarılma içinde hızla kan kaybetmekle kalmamakta; içi boşalmakta ve kökleriyle bağları kopmaktadır.
Aleviliğin teolojik yarılmasını, köklerinden kopma olgusu ve ideolojik/politik hatların bu kopuşa etkisi üzerinden okuyamazsak meselenin esasına inemeyiz.
Aslında mesele Aleviliğin köklerinin ne olduğu meselesi değil; aksine Aleviliğin içinde geliştiği toplumsal ve tarihsel havzada, bu günün politik aktörleri haline gelen etnik ve kültürel gurupların hangi tarihselliğiyle bağlarının kurulabileceği ve anılan bağlarla ne türden bir “tarihsel meşruiyet” le ilişkilendirileceği meselesidir.
Bu inşacı yaklaşım, Alevi toplumunun yüzyıllardır karşı karşıya kaldığı asimilasyon dinamiklerinin hala ne denli canlı olduğunu göstermekle kalmıyor; aynı zamanda söz konusu durumun Alevi toplumunu ne denli köklerinden kopardığını, başka başka yerlere savurduğunu gösteriyor.
Yüzyıllardır Anadolu coğrafyasında Sünni ve Şii akımlardan farklı olarak kendine özgü İslami inançlarını muhafaza ederek var olma mücadelesi veren Alevilik; bugün Ortadoğu’yu ve Anadolu’yu şekillendirmek isteyen aktörler tarafından inşacı bir yaklaşımla ele alınmakta ve Alevi toplumu üzerinde işletilen asimilasyon süreçlerinin ortaya çıkardığı ve nihayet hayata geçirilecek olan politikaların aracı haline getirme arayışları çerçevesinde şekillenmektedir.
Bu, ne yazık ki, Aleviliğin yüzyıllar içinde oluşmuş bulunan inanç ve değerleriyle, bir başka ifadeyle kökleriyle bağlarında “belli merkezlerin dokunuşlarıyla” kopmalara ve ayrışmalara yol açmakta; bu ise Alevi toplumunun teolojik ve politik/ideolojik düzlemde savrulmalarına yol açmaktadır.
Açıkça söyleyelim:
Bir yanda, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşamakta olan Alevilerin sosyal vekültürel yönden dayanışmak üzere kurmuş bulundukları çeşitli Alevi örgütleri, bu gün Avrupalıülkelerin çok yönlü politikalarını gerçekleştirmek üzere araçsallıştırdıkları küresel ölçekte örgütsel yapılara dönüşmüş bulunmaktadırlar. Başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri, kendi ülkelerinde yaşamakta olan Alevi toplumunun bir yandan kendi siyasal sistemleri ve kültürleriyle uyumlarını sağlamak ve diğer yandan ise bu insanların Türkiye’deki Alevi toplumuyla bağları üzerinden, bu toplulukları, Türkiye’de hayata geçirmek istedikleri politikaları için araçsallaştırmaktadırlar.
Anılan ülkeler, biri biriyle bağlantılı ancak iki ayrı kulvarda yürüyor gibi gözüken asimilasyon dinamikleriyle Aleviliği köklerinden kopararak yeni köklerle buluşturmaktadırlar.
Bunlardan ilki, Aleviliğin Kürt politik hareketleri ve dolayısıyla Kürt etnik kimliğiyle tarihsel köken ilişkisinin kurulmasına; ikincisi ise Alevi toplumunun yüzyıllardır karşı karşıya bulunduğu Sünni İslam anlayışının dışlayıcılığı karşısında, onun seküler niteliğini diri tutmak şeklinde cereyan etmektedir. Bu isebüyük oranda, Alevi toplumunun bir kısmını sosyal demokrat hat ile Marksist Leninist uç arasında yelpazelenen “sol-sosyalist” blok içinde tutmak ve bu hat içinde politize etmek şeklinde gelişmektedir. Söz konusu politikleşme, içinde bulunduğumuz şu günlerde “Ali’siz Alevilik” şeklinde görünür olmakta ve Alevi toplumunun genç kuşaklarını anılanAli’siz yaklaşım üzerinden belli bir ideolojinin öznesi haline getirmektedir.
Fakat bu yeni bir olgu değildir.
Öyle ki, “milli demokratik devrim” fikriyatı üzerinden Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Türk devrimini kutsayan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının oluşturduğu antiemperyalistsol çizgi, İbrahim Kaypakaya tarafından eleştirilmekle kalmamış; Kaypakaya’nın “faşizm” olarak gördüğü Türk devrimi, “sömürgeleştirilen Kürdistan” söylemi üzerinden sol-sosyalist Kürt hareketleriyle imtihan edilir hale getirilmiş; Alevi toplumunun bir kısım gençkuşakları isebu söylem üzerinden devşirilmiştir.
Böylece etnik ayrılıkçıhareketlerle sol-sosyalist blok arasında kurulan ideolojik bağlam; büyük oranda Alevi toplumunun bir kesimi içinde kökleşmiş bulunan sol-/sosyalist çizgiyle, etnik ayrılıkçı hareketler arasında politik ortaklıkların inşasıyla sonuçlanmıştır.
Aleviliği, tıpkı İslamiyet’e ve dolayısıyla din olgusuna yaklaştığı gibi yeni toplumsal ilişkilere uygun olmayan, çağın gerisinde kalmış, gerici bir inanç olarak tanımlayan bu kesimler, Aleviliğin merkezinde yer alan kutsal ocakları, bu ocakların evlatları olan Pir’leri aşağılayıp itibarsızlaştırmakla kalmadılar; Aleviliğin merkezinde yer olan ocakların yerine, sendikaları, dernekleri ve mahalleve sokak komitalarını ve nihayet tüm bu yapılara hakim olan illegal örgütleri koydular. İnançlarından, toplumsal değerleri ve geleneklerinden koparılan bir kısım Alevi gençleri ise birer “devrimci” olarak, Hızır’ın yerine ikame edildiler.
12 Eylül rejimi bir silindir gibi bu kesimleri ezip geçtiğinde, kalan tortuları Diyarbakır Cezaevinde Baba Mansur ocağına mensup Mazlum Doğan ve Sünnibir Türk aileye mensup KemalPir üzerinden, etnik Marksist-leninist çizgiye evrildi. Öyle ki “Pir” soy ismi, özellikle Doğu ve Güneydoğu’da yaşamakta olan Alevi toplumunun bir kısmının etnik kimliğini tanımlaması için, arkaik bir motivasyon oldu. Sonuçta, Ali Haydar Kaytan, Sakine Cansız, Mustafa Karasu, Rıza Altun, Mazlum Doğan gibi PKK’nın kurucu kadrosunu oluşturan Alevi kökenli aktörlerin, terör örgütünün en tepesinde yer alması, sadece bu insanların siyasal tercihiyle sınırlı kalmadı, bunların içinden çıkageldiği toplumsal kesimlerin de PKK’nın ideolojik ve siyasal çizgisiyle uyumlu hareket etmeleri sonucunu doğurdu.
Böylece “Kürt Sorunu” sadece etnik bir kimlik ve onun siyasal talepleri üzerinden değil; fakat aynı zamanda Alevilik ve onun bir görünümü olan “Kızılbaşlığın” merkezi olan “Dersim” üzerinden de okunur hale geldi.
İçeride İsmail Beşikçi, Kürt Alevileri çalışıyor iken; dışarıda MartinVonBruinnesein Türkiye’deki etnik toplulukları,bunların Alevilik ve Ezidilikle ilişkilerini çalışıyordu. Aynı zaman aralığında Chrıstopher de Bellaıgue, “İsyan Toprakları”diye nitelediği Doğu Anadolu’da Ermeniler’in ve “Alevi Kürtler”in izlerini arıyor; “Devletin ajanı” olduğunu iddia ettiği Mehmet Şerif Fıratüzerinden, Cumhuriyet devrinde Aleviler ve politik tutumları iddialarını soruşturuyor; İletişimYayınları isecanhıraş bu kişilerin kitaplarını yayımlayarak geniş kitlelere ulaşmasını sağlıyordu.
Bunlar olurken, Mehmet Şerif Fırat’ın Alevi toplumunun gerek inançları ve gerekse etnik kökenleri itibariyle Türk ve İslam oldukları, Cumhuriyet rejiminin inşa ettiği siyasal sistemin Alevilerin tek kurtuluş umudu olduğu tezi, “aslını inkar eden haramzade” ve“devletin ajanı olduğu” söylemleri altında itibarsızlaştırılıyordu. Chrıstopher de Bellaıgue, “İsyan topraklarında” gezerken bölgedeki Alevi toplulukların cumhuriyet rejimiyle bağlarını kuran tarihi şahsiyetleri itibarsızlaştırmanın verilerini arıyor; bu veriler üzerinden Alevi toplumunun Cumhuriyetle bağlarını nasıl zayıflatacağının stratejilerini kuruyorken, Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Halaçoğlu, Dersim’li “Kızılbaş” topluluklar içinde bir Ermeni damar arıyor ve ilan ediyordu.
Nihayetinde her ne olduysa(?), Alevi topluluklar, birden bire Ermeni, Kürt, Ezidi oluverdiler. “Horasandan geldik” mitolojileri dahi, İrani ve Vefai bir kökene bağlandı.
Gelinen noktada, PKK’nın kendini lağvetmesiyle insanı şaşırtan ve hayrete düşüren bir çabuklukla,Avrupalı devletlerin Kürt hareketlerine entegre etmek için özel bir çaba sarfettikleri diasporadaki bir kısım Alisiz Aleviciler” nedense(?), sol-sosyalist söylemlere sarılır hale gelmiş bulunmaktalar.
Başı yine İletişim yayınları çekiyor… Alelacele Tanıl Bora’nın “Devrimciler” kitabını yayımlayarak 1974-1980 arasında çeşitli örgütlerde yer almış “devrimci” bir kuşağın anılarını, yaşadıklarını toplumsal hafızadan geri getiriyor. Bu yetmezmiş gibi sosyal medya mecralarında Alevi toplumunun içinde kök salmış, sol sosyalist hareketler ve bunların ideolojisini benimsemiş Alevi aktörlerin, hikayeleri, PKK ile yaşadıkları gerilimler üzerinden dolaşıma sokuluyor.
Bunların hiç biri tesadüfi olmasa gerek.
Küresel akıl yeni bir şey inşa ediyor, yeni bir don biçiyor Alevi toplumuna. PKK’nın lağvedilmesi ve Türk siyasal sistemiyle uyumlu hareket etmeye zorlanmasıyla birlikte, bu güne kadar Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı kullandığı PKK’nın yokluğu yerine, elde tutuğu başınıAlisiz Alevicilerin çektiği yeni bir etnik ayrılıkçı, sol-sosyalist kadroyu ikame ediyor.
Kurt ulumalarının kar fırtınalarına karıştığı, kimin nereden ve nasıl saldıracağı belli olmayan şugünlerde, Devlet uyanık mıdır, bilemem.
Fakat, bu güne kadar Devletle terör örgütleri arasında sıkışmış bulunan ve çok sayıda mağduriyetler yaşamış olan Alevi toplumunu uyarmakla kendimi sorumlu hissediyorum:
Aman ha, çocuklarımızın, genç kuşaklarımızın bir kez daha terör kıskacına alınmasına müsaade etmeyelim. Çocuklarımızı koruyalım,kollayalım. Zira onlar sadece bizim değil; köklerinden aldıkları güç ve inançla aynı zamanda ülkemizin teminatı, aydınlık yarınlarıdır.
Bizler ise, küresel aklın önümüze koyduğu senaryo ve stratejilere karşı, Alevi toplumunun birliğini Ali Rıza Özkan’ın önerdiği teklif üzerinden ince eleyip, sık dokuyarak , kendi köklerimiz üzerinden şimdiden inşa etmek zorundayız. Aksi takdirde o fırtınalı gecede yolumuzu açan Xızır'ın ve Ali'nin ışığı, zifiri karanlıkların içinde kaybolup gitme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
Şu durumda, “Belirttiğiniz durumve riskleri de karşılayacak somut önerileriniz nedir?Diye sorar iseniz, onuda yarın yazacağım…


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum