İstanbul
14 October, 2026, Wednesday
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

“YA HIZIR!, YA ALİ!”

12 October 2026, Monday 18:53

Bugün, Sayın Ali Rıza Özkan’ın “Alevilere Birlik Olmayı Teklif Ediyorum” başlıklı yazısını okurken bir an bu fikrin ne kadar kıymetli ve hayati olduğunu düşünsem de hemen ardından somut gerçeklik, Alevilerde birlik olmanın ne denli zor olduğunu adeta yüzüme çarptı.

Ne olduysa, bu fikir beni kurt ulumalarının kar fırtınasının keskin ıslıklarına karıştığı günün zifiri karlığında fırtınayı ve ayaklarımızın altındagiderek  derinleşen karı yararak evimize  ulaşmaya çalışan annemle yaşadığımız o dehşet anına götürdü.

Kurt ulumaları ve kar fırtınasının ıslıkladığı, gecenin zifiri karanlığında bir ben, bir de annem…

“Ya Hızır!,  Ya Ali!” nidalarıyla, karı yaran her adımı, kolları arasında giderek  ağırlaşanbedenimin  ağırlığıyla yüklendikçe, biraz daha kara batıyor,  o battıkça, “Ya Hızır, Ya Ali” nidaları daha derinden ve daha avazlı...

O  “Ya Hızır” dedikçe ben, biraz daha umutlanıyor;Hızır’ın imdadımıza geleceği, yolumuza açacağına olan inançla, içimdeki korkuları dindiriyordum. Eve vardığımızda soğuktan donan ellerimi, soğuk suyla yıkayıp, koynuna aldığında, ellerimin sızısı kalp atışlarındaki ritme karışıyor,  o ise“Hızır bize yol açtı” diye şükrediyordu.

Yazıyı okuduğumda, kar fırtınasının ıslıkları arasında  bata çıka yürüdüğümüz  o günün imgesine götürenşey;  annemin“Ya Xızır!,Ya Ali”yakarışlarının  öznesi olan kutsallıkların“yolumuzu açma” beklentimize karşılık vermesiydi şüphesiz.

Tıpkı o zifiri karanlıkta annemin Xızır’dan ve Hz. Ali’den beklediği ve açmasını umduğu yol gibi; bugün Alevi toplumunun yolu da kar fırtınalarının ıslıkladığı zifiri karanlığın içinde açılma umudunu taşıyor. Fakat ne yazık ki kendini çevreleyen kurtların ulumalarının yarattığı dehşetane korkuyla bir o yana bir bu yana savruluyor, bir çıkış arıyor kendine.

Fakat şimdi, o soğuk, fırtınalı gecenin zihnimde kalan  biribirine kenetlenmiş anne ve çocuk imgesi, somut gerçeklikle karşılaştığında dağılıp paramparça oluyor.  Aynı köklerden gelen iki insanın,  “yol”uaçacaklarına dair umutlarını aldıkları Hızır ve Ali imgesi paramparça oluveriyor.  Öyle ya, çocukluğumun Hızır imgesi ile bu gününHızır imgesi artık aynı imge değil. Ali  imgesiise hiç değil… 

Annemle beni kuşatan korkunun yarattığı direncin aksine, bugün herkes ayrı bir yere savrulmuş. Ayrı birer imgeye dönüşmüş. O fırtınalı gecenin rüzgarı yüzümüze karı serptikçe; tarihi, gelenekleri ve inançları üzerinden yükselen o “yol”a dair umutlarımızı çoğaltan Ali ne o Ali, Hızır ne o Hızır...

Öyle ise bu  somut gerçeklik karşısında Alevilerde birlik olmak ne kadar mümkün. Somut gerçekliğin ne olduğunu ortaya koymadan bunu ummak ve beklemek ne kadar  gerçekçi…

Nedir bu somut gerçeklik?

Bugün Alevi toplumunun içinde bulunduğu durum; hem inançsal hem politik/ideolojik hatta derin bir sosyolojik ayrışma ve bölünmedir. Alevilik, derin bir teolojik ve politik yarılma içinde hızla kan kaybetmekle kalmamakta; içi boşalmakta ve kökleriyle bağları kopmaktadır.

Aleviliğin teolojik yarılmasını, köklerinden kopma olgusu ve ideolojik/politik hatların bu kopuşa etkisi üzerinden okuyamazsak meselenin esasına inemeyiz.

Aslında mesele  Aleviliğin köklerinin ne olduğu meselesi değil; aksine Aleviliğin  içinde geliştiği toplumsal ve tarihsel havzada, bu günün politik aktörleri haline  gelen etnik ve kültürel gurupların hangi tarihselliğiyle bağlarının kurulabileceği ve anılan bağlarla  ne türden bir “tarihsel meşruiyet” le ilişkilendirileceği meselesidir.

Bu inşacı yaklaşım, Alevi toplumunun yüzyıllardır karşı karşıya kaldığı asimilasyon dinamiklerinin hala ne denli canlı olduğunu göstermekle kalmıyor; aynı zamanda söz konusu durumun Alevi toplumunu ne denli köklerinden kopardığını, başka başka yerlere savurduğunu gösteriyor.

Yüzyıllardır Anadolu coğrafyasında Sünni ve Şii akımlardan farklı olarak kendine özgü İslami inançlarını muhafaza ederek var olma mücadelesi veren Alevilik; bugün Ortadoğu’yu ve Anadolu’yu şekillendirmek isteyen aktörler tarafından inşacı bir yaklaşımla ele alınmakta ve  Alevi toplumu üzerinde işletilen asimilasyon  süreçlerinin ortaya çıkardığı ve nihayet hayata geçirilecek olan politikaların aracı haline getirme arayışları   çerçevesinde şekillenmektedir.

Bu, ne yazık ki, Aleviliğin yüzyıllar içinde oluşmuş bulunan inanç ve değerleriyle, bir başka ifadeyle kökleriyle bağlarında “belli merkezlerin dokunuşlarıyla” kopmalara ve ayrışmalara yol açmakta; bu ise Alevi toplumunun teolojik ve politik/ideolojik düzlemde savrulmalarına yol açmaktadır.

Açıkça söyleyelim:

Bir yanda,   Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşamakta olan Alevilerin sosyal  vekültürel  yönden dayanışmak üzere kurmuş bulundukları çeşitli Alevi örgütleri, bu gün  Avrupalıülkelerin  çok yönlü politikalarını gerçekleştirmek üzere araçsallıştırdıkları küresel ölçekte örgütsel yapılara dönüşmüş bulunmaktadırlar.  Başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri,  kendi ülkelerinde yaşamakta olan Alevi toplumunun  bir yandan kendi siyasal sistemleri ve kültürleriyle uyumlarını sağlamak ve diğer yandan ise bu insanların  Türkiye’deki Alevi toplumuyla bağları üzerinden, bu toplulukları,  Türkiye’de hayata geçirmek istedikleri politikaları için  araçsallaştırmaktadırlar. 

Anılan ülkeler, biri biriyle bağlantılı ancak iki ayrı kulvarda yürüyor gibi gözüken asimilasyon dinamikleriyle Aleviliği köklerinden kopararak yeni köklerle buluşturmaktadırlar.

Bunlardan ilki, Aleviliğin Kürt politik hareketleri ve  dolayısıyla Kürt etnik kimliğiyle  tarihsel köken ilişkisinin kurulmasına; ikincisi ise  Alevi toplumunun yüzyıllardır karşı karşıya bulunduğu  Sünni İslam anlayışının dışlayıcılığı karşısında, onun seküler niteliğini diri tutmak şeklinde cereyan etmektedir. Bu  isebüyük oranda, Alevi toplumunun bir kısmını sosyal demokrat hat ile Marksist Leninist uç arasında yelpazelenen “sol-sosyalist” blok içinde tutmak ve bu hat içinde   politize etmek şeklinde gelişmektedir.  Söz konusu politikleşme,  içinde bulunduğumuz şu günlerde “Ali’siz Alevilik” şeklinde görünür olmakta ve Alevi toplumunun genç kuşaklarını anılanAli’siz yaklaşım üzerinden belli bir ideolojinin öznesi haline getirmektedir.

Fakat bu yeni bir olgu değildir.

Öyle ki, “milli demokratik devrim” fikriyatı üzerinden Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Türk devrimini kutsayan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının oluşturduğu  antiemperyalistsol  çizgi, İbrahim Kaypakaya tarafından eleştirilmekle kalmamış; Kaypakaya’nın “faşizm” olarak gördüğü  Türk devrimi, “sömürgeleştirilen Kürdistan” söylemi üzerinden  sol-sosyalist Kürt hareketleriyle  imtihan edilir hale getirilmiş; Alevi toplumunun bir kısım  gençkuşakları  isebu söylem üzerinden devşirilmiştir.

Böylece  etnik ayrılıkçıhareketlerle sol-sosyalist blok arasında kurulan ideolojik  bağlam; büyük oranda Alevi toplumunun bir kesimi içinde kökleşmiş bulunan sol-/sosyalist çizgiyle, etnik ayrılıkçı hareketler arasında politik ortaklıkların inşasıyla sonuçlanmıştır.

Aleviliği, tıpkı İslamiyet’e ve dolayısıyla din olgusuna yaklaştığı gibi yeni toplumsal ilişkilere uygun olmayan, çağın gerisinde kalmış, gerici bir inanç olarak tanımlayan bu kesimler, Aleviliğin merkezinde yer alan kutsal ocakları, bu ocakların evlatları olan Pir’leri aşağılayıp itibarsızlaştırmakla kalmadılar;  Aleviliğin merkezinde yer olan ocakların yerine, sendikaları, dernekleri ve  mahalleve  sokak komitalarını ve nihayet tüm bu yapılara hakim olan illegal örgütleri koydular. İnançlarından, toplumsal değerleri ve  geleneklerinden koparılan bir kısım Alevi gençleri ise birer “devrimci” olarak, Hızır’ın yerine ikame edildiler.

12 Eylül rejimi bir silindir gibi bu kesimleri ezip geçtiğinde, kalan tortuları Diyarbakır Cezaevinde Baba Mansur ocağına mensup Mazlum Doğan ve  Sünnibir  Türk aileye mensup  KemalPir  üzerinden, etnik  Marksist-leninist çizgiye evrildi. Öyle ki  “Pir” soy ismi,  özellikle Doğu ve Güneydoğu’da yaşamakta olan Alevi toplumunun bir kısmının etnik kimliğini tanımlaması için,  arkaik bir motivasyon oldu.  Sonuçta, Ali Haydar Kaytan, Sakine Cansız,  Mustafa Karasu, Rıza Altun, Mazlum Doğan gibi PKK’nın kurucu kadrosunu  oluşturan Alevi kökenli aktörlerin, terör örgütünün  en tepesinde yer alması, sadece bu insanların siyasal tercihiyle sınırlı kalmadı, bunların içinden çıkageldiği  toplumsal kesimlerin de PKK’nın ideolojik ve siyasal çizgisiyle uyumlu hareket etmeleri sonucunu doğurdu.

Böylece “Kürt Sorunu” sadece etnik bir kimlik ve onun siyasal talepleri üzerinden değil; fakat aynı zamanda Alevilik ve onun bir görünümü olan “Kızılbaşlığın” merkezi olan “Dersim” üzerinden de okunur hale geldi.

İçeride İsmail Beşikçi, Kürt Alevileri çalışıyor iken; dışarıda MartinVonBruinnesein Türkiye’deki etnik toplulukları,bunların Alevilik ve Ezidilikle ilişkilerini çalışıyordu. Aynı zaman aralığında  Chrıstopher de Bellaıgue, “İsyan Toprakları”diye nitelediği Doğu Anadolu’da Ermeniler’in ve “Alevi Kürtler”in izlerini arıyor;  “Devletin ajanı” olduğunu iddia ettiği Mehmet Şerif Fıratüzerinden,  Cumhuriyet devrinde Aleviler ve politik tutumları iddialarını soruşturuyor;  İletişimYayınları  isecanhıraş  bu kişilerin kitaplarını yayımlayarak geniş kitlelere ulaşmasını sağlıyordu.

Bunlar olurken, Mehmet Şerif Fırat’ın   Alevi toplumunun  gerek inançları ve gerekse etnik kökenleri itibariyle Türk ve İslam oldukları, Cumhuriyet rejiminin  inşa ettiği siyasal sistemin Alevilerin tek  kurtuluş umudu olduğu tezi, “aslını inkar eden haramzade”  ve“devletin ajanı olduğu”  söylemleri altında itibarsızlaştırılıyordu. Chrıstopher de Bellaıgue, “İsyan topraklarında” gezerken bölgedeki Alevi toplulukların cumhuriyet rejimiyle bağlarını kuran  tarihi şahsiyetleri itibarsızlaştırmanın verilerini arıyor; bu veriler  üzerinden Alevi toplumunun  Cumhuriyetle bağlarını nasıl zayıflatacağının stratejilerini kuruyorken, Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Halaçoğlu, Dersim’li “Kızılbaş” topluluklar içinde bir Ermeni damar arıyor ve ilan ediyordu. 

Nihayetinde her ne olduysa(?), Alevi topluluklar, birden bire Ermeni, Kürt, Ezidi oluverdiler. “Horasandan geldik” mitolojileri dahi, İrani ve Vefai bir kökene bağlandı.

Gelinen noktada, PKK’nın kendini lağvetmesiyle insanı  şaşırtan ve hayrete düşüren bir çabuklukla,Avrupalı devletlerin Kürt hareketlerine entegre etmek için özel bir çaba sarfettikleri  diasporadaki  bir kısım Alisiz Aleviciler” nedense(?),  sol-sosyalist söylemlere sarılır hale gelmiş bulunmaktalar.

Başı yine İletişim yayınları çekiyor…  Alelacele Tanıl Bora’nın “Devrimciler” kitabını yayımlayarak 1974-1980 arasında  çeşitli örgütlerde yer almış  “devrimci” bir kuşağın anılarını, yaşadıklarını  toplumsal hafızadan geri getiriyor.  Bu yetmezmiş gibi sosyal medya mecralarında Alevi toplumunun içinde kök salmış, sol sosyalist hareketler ve bunların ideolojisini benimsemiş Alevi  aktörlerin, hikayeleri, PKK ile yaşadıkları gerilimler üzerinden dolaşıma sokuluyor. 

Bunların hiç biri tesadüfi olmasa gerek. 

Küresel akıl yeni bir şey inşa ediyor, yeni bir don biçiyor Alevi toplumuna. PKK’nın lağvedilmesi ve  Türk siyasal sistemiyle uyumlu hareket etmeye zorlanmasıyla  birlikte, bu güne kadar Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı  kullandığı PKK’nın yokluğu yerine,  elde tutuğu başınıAlisiz Alevicilerin çektiği yeni bir etnik ayrılıkçı, sol-sosyalist  kadroyu ikame ediyor.

Kurt ulumalarının kar fırtınalarına karıştığı, kimin nereden ve nasıl saldıracağı belli olmayan  şugünlerde,  Devlet uyanık mıdır, bilemem.

Fakat, bu güne kadar Devletle terör örgütleri arasında sıkışmış bulunan ve çok sayıda mağduriyetler yaşamış olan Alevi toplumunu uyarmakla kendimi sorumlu hissediyorum:

Aman ha, çocuklarımızın, genç kuşaklarımızın bir kez daha terör kıskacına  alınmasına müsaade etmeyelim. Çocuklarımızı koruyalım,kollayalım. Zira onlar sadece bizim değil; köklerinden aldıkları güç ve inançla aynı zamanda ülkemizin teminatı, aydınlık yarınlarıdır.

Bizler ise, küresel aklın önümüze koyduğu senaryo ve stratejilere karşı, Alevi toplumunun birliğini Ali Rıza Özkan’ın önerdiği teklif üzerinden ince eleyip, sık dokuyarak , kendi köklerimiz üzerinden şimdiden inşa etmek zorundayız. Aksi takdirde o fırtınalı gecede yolumuzu açan Xızır'ın ve Ali'nin ışığı, zifiri karanlıkların içinde kaybolup gitme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

Şu durumda, “Belirttiğiniz  durumve riskleri de karşılayacak somut önerileriniz nedir?Diye sorar iseniz, onuda  yarın yazacağım…

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum