ALEVÎLER BARIŞIN ÖZÜDÜR!
02 Eylül 2026, Çarşamba 11:41Alevîleri barış karşıtı gibi göstermeye çalışanların önce Alevîliğin tarihine, inanç öğretisine ve yaşadığı acılara bakması gerekir.
Çünkü bu toplum; yüzyıllar boyunca ayrımcılığa uğramış, ötekileştirilmiş, yok sayılmış, zaman zaman katliamlarla karşı karşıya kalmış olmasına rağmen hiçbir zaman toplumsal bir intikam duygusunun peşine düşmemiştir.
Tam tersine, Alevîlik denildiğinde akla gelen temel kavramlar sevgi, hoşgörü, adalet, kardeşlik ve barıştır.
Alevîler, kendilerine yapılan haksızlıkların başka hiç kimseye yapılmasını istememiştir. İnancı, etnik kökeni, dili ya da yaşam biçimi ne olursa olsun zulme uğrayanın yanında durmayı esas almıştır.
Bu nedenle Alevîliği kendi siyasi bakış açısına göre tarif etmeye çalışanların söylediği sözler, bu inancın özünü anlatmaz.
Alevîlerin barışa karşı olduğu yönündeki değerlendirmeler ise hem tarihsel gerçeklikle hem de Alevî öğretisinin kendisiyle bağdaşmaz.
Acının içinden barışı çıkarmak
Alevî toplumu geçmişte çok ağır bedeller ödedi.
Maraş’ı yaşadı.
Çorum’u yaşadı.
Sivas Madımak’ı yaşadı.
İnancı nedeniyle dışlandı, küçümsendi, kimi zaman devlet kurumlarında, kimi zaman sosyal hayatın içinde ayrımcılıkla karşılaştı.
Buna rağmen “Bize yapılanın aynısını biz de başkasına yapalım” anlayışını benimsemedi.
Bu küçümsenecek bir duruş değildir.
Çünkü acıdan nefret üretmek kolaydır.
Asıl zor olan, acının içinden barış çıkarabilmektir.
Alevî toplumu bunu başarmıştır.
Kendi acısını unutmadan, başka insanların acı çekmemesini istemiştir.
Biz kötülüğün kimliğine değil, kendisine bakarız
Alevîlikte belirleyici olan kişinin hangi mezhepten, hangi milletten ya da hangi siyasi görüşten olduğu değildir.
Belirleyici olan, kişinin hakka mı yoksa haksızlığa mı hizmet ettiğidir.
Bizim inanç anlayışımızda zalim, kim olursa olsun zalimdir.
Mazlum da kim olursa olsun mazlumdur.
Bu nedenle Alevî öğretisinde “Yezidlik” bir etnik kimliğin veya mezhebin adı değildir. Yezidlik bir zihniyetin adıdır.
Zulmün, adaletsizliğin, haksızlığın ve vicdansızlığın karşılığıdır.
Kötülük kimden gelirse gelsin ona karşı çıkmak, Alevîliğin temel ahlaki duruşlarından biridir.
Kerbela’nın bize öğrettiği de budur.
Hz. Hüseyin’in duruşu, zalimin kimliğine bakmadan zulme karşı çıkmak; mazlumun kimliğine bakmadan onun yanında durmaktır.
Dolayısıyla Alevîleri belirli siyasi kalıplara sokmaya çalışmak, Alevî inancını anlamamak demektir.
Kimse bizi kendi kalıbına sokmasın
Son yıllarda bazı gazeteci, yazar ve sözde aydınların Alevî toplumu adına konuşmaya başladığını görüyoruz.
Birileri Alevîleri kendilerine göre tarif ediyor.
Birileri hangi siyasi görüşü savunmamız gerektiğini söylüyor.
Birileri Alevîliğin nerede durması gerektiğine karar vermeye çalışıyor.
Kimse kusura bakmasın.
Alevîler kendilerini anlatamayacak bir toplum değildir.
Bizim tarihimiz var.
Bizim öğretimiz var.
Bizim pirlerimiz var.
Bizim yolumuz var.
Bu yolu başkalarının siyasi değerlendirmeleriyle öğrenmeye ihtiyacımız yoktur.
Alevîlik, herhangi bir siyasi partinin veya ideolojik çevrenin arka bahçesi değildir.
Alevî inancı siyasetin üzerindedir.
Barış demek susmak değildir
Burada çok önemli bir noktayı da özellikle vurgulamak gerekir.
Alevîlerin barıştan yana olması, haksızlık karşısında sessiz kalacağı anlamına gelmez.
Barış istemek teslimiyet değildir.
Sevgi göstermek zulme boyun eğmek değildir.
Kardeşlik istemek, yapılan haksızlıkları görmezden gelmek değildir.
Alevîler barışı savunurken aynı zamanda adalet ister.
Eşit yurttaşlık ister.
İnancına saygı ister.
Cemevlerinin yok sayılmamasını ister.
Devletin bütün inançlara eşit mesafede durmasını ister.
Çünkü adaletin olmadığı yerde kalıcı barış olmaz.
Bir toplumu ötekileştirip ardından “barış içinde yaşayın” demek gerçekçi değildir.
Barış, önce eşitlik ister.
Barış, hukuk ister.
Barış, karşılıklı saygı ister.
Alevîlik nefretin değil sevginin dilidir
Alevî inancının dili nefret dili değildir.
Hacı Bektaş Veli’nin “İncinsen de incitme” anlayışı, bu yolun vicdanını ortaya koymaktadır.
“Yetmiş iki millete bir nazarla bak” anlayışı da Alevîliğin insanlığa bakışını özetlemektedir.
Dolayısıyla bu kadar güçlü bir sevgi ve hoşgörü öğretisinin mensuplarını barış karşıtı göstermek büyük bir haksızlıktır.
Alevîler savaşın değil barışın tarafıdır.
Alevîler ayrışmanın değil birlikteliğin tarafıdır.
Alevîler nefretin değil sevginin tarafıdır.
Ancak bu sevgi, haksızlık karşısında susan bir sevgi değildir.
Bu sevgi, adaleti savunan bir sevgidir.
Bu sevgi, mazlumun yanında duran bir sevgidir.
Bu sevgi, insanı merkezine alan bir inanç anlayışının sonucudur.
Onun için hiç kimse Alevîleri kendi siyasi hesabına göre tanımlamaya kalkmasın.
Biz kim olduğumuzu biliyoruz.
Nereden geldiğimizi de hangi değerleri savunduğumuzu da biliyoruz.
Ve bunu bir kez daha açıkça söylemek gerekiyor:
Alevîler barışa karşı değildir.
Alevîler barışın özüdür.
Çünkü bu yolun özü insan sevgisidir.
Bu yolun özü adalettir.
Bu yolun özü kardeşliktir.
Ve bu yolun özü, zalime karşı mazlumdan yana olmaktır.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.


Yorumlar
Ayhan Aytaç Yazarefendi
02-09-2026 12:31Aleviler Hucurat süresi cemaatidir... ??