İstanbul
10 Ağustos, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK ARAŞTIRMALARINDA HETERODOKSİ

10 Ağustos 2026, Pazartesi 00:24

Alevilik-Bektaşilik araştırmalarında en büyük kavramsal yanlışlardan birisi de “heterodoksi” kavramıdır.

Ne yazık ki, bu kavram Türk ve yabancı akademisyenlerin ağzında sorumsuzca sakız gibi çiğnenmiş ve onların yüzünden Alevi-Bektaşilerin üzerine yapışmıştır.

HETERODOKSİ NEDİR?

Heterodoksi, Yunanca “farklı” anlamına gelen “heteros ile “fikir/inanç” anlamına gelen “doxa kelimelerinin birleşmesinden yaratılmış bir kavramdır.

Yine, Yunanca “doğru” anlamına gelen “orthos ile “fikir/inanç” anlamına gelen “doxa kelimelerinin birleşmesinden türetilen ortodoksinin zıt anlamlısıdır.

Sorumsuz akademisyenlerin sıradan bir kavram gibi, “çaya-çorbaya” kullandığı bu kavram, her şeyden önce Alevilik-Bektaşiliğin “Biz İslam’ın özüyüz” tezini dikkate almamakta, hatta inkar etmektedir.

Buraya şu gerçeği de eklemek gerekir ki, bugüne kadar hiçbir akademisyen, Alevi-Bektaşilerin “Biz İslam’ın özüyüz” tezini tartışan, inceleyen bilimsel bir eser ortaya koyamamıştır.

Veya, şu değerlendirmeyi de yazmakta yarar var ki, bu akademisyenlerin çoğu hiçbir zaman Alevi-Bektaşilerin neye inandığını dikkate almak istemediler!

Bu zaviyeden, “heterodoksi” kavramını kullanan akademisyenlerin büyük çoğunluğunun niyetleri hakkında ciddi kuşkuları barındıran bir tartışma yaratır, yaratmalıdır da!

Hristiyan teolojisinin kullandığı bu kavramın İslam dünyasında Alevilik-Bektaşilik ve onun tarihsel-kültürel çevresi dışında kullanılmaması, sözünü ettiğim akademisyenler hakkında değerlendirmelerimiz için, ayrıca önemli bir “dipnot” oluşturuyor.

HRİSTİYANLIKTA HETERODOKSİ

Halbuki, Hristiyanlıkta Ortodoks mezhebi dışında kalan bütün akımlar heterodoks akımlardır!

Yani, kavramsallaştırma kimin ortodoksluk üzerinde hak iddia ettiği ile ilgilidir!

M.S. 380 tarihinde, Konstantin tarafından İstanbul’da “devlet dini” olarak ilan edilmesi ile resmi bir kimlik edinen Hristiyanlık, 385 yılında Roma’da kendisini ilk “Papa” ilan eden Romalı Siricius ile, yüzyıllar içinde milyonlarca inançlı Hristiyanların birbirlerini boğazlayacakları mezheplere bölünecekti.

Roma Kilisesi İstanbul Kilisesi’ni heterodoks, heretik, şeytanla işbirliği ve daha pek çok tanımlarla itham ederken, İstanbul Kilisesi de aynı suçlamaları Katolik Roma Kilisesine karşı yöneltiyordu.

Kilise tarihi konusunda yetkin bir ilahiyatçı olan Prof. Dr. Martin Wallraf “ORTHODOXES FORUM” dergisine 2011 yılında yayınlanan 1-2 sayılarında heterodoksi tartışmasını Hristiyanlığın ilk ortaya çıktığı yıllara kadar götürüyor.

Wallraf, M.S. 433’te “Kilise Tarihi” eserini tamamlayan Philostorgios’u heterodoks, M.S. 3. Yüzyılda Roma’da yaşayan Novatianus’u ise ortodoks olarak tanımlar. Philostorgios mutedil, buna karşılık Novatianus ise, katıdır.

ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK VE HETERODOKSİ

İlk Fuad Köprülü ile “akademik jargon”a dahil edilen “heterodoksi” kavramı, İrene Melikoff, Ahmet Yaşar Ocak, Ahmet Karamustafa, Ayfer Karakaya ve daha onlarca akademisyenin lüteratürüne sorgulanmadan girmiştir.

Hristiyanlık tarihinde her mezhebin bir diğeri için itibarsızlaştırma ve ötekileştirme için kullandığı bir kavramın Alevilik-Bektaşilik alanında çalışan akademisyenler tarafından onlarca yıldır böylesine rahatça kullanılması, öncelikle akademik yeterlilik açısından tartışma yaratıyor.

Bilim, her şeyden önce kavramların standartlaştırılması ile yapılır.

Herhangi bir sözcüğün kavramsallaştırılması, onun rasyonel kabul edilebilir bir alanda tanımlanması ile mümkündür.

Bu açıdan değerlendirdiğimizde, Hristiyanlık tarihinde de kötü şöhreti olan ve hatta modern Hristiyan teoloji çevresinde neredeyse “nostalji dolabında unutulmuş” bir kavramın İslam teolojisi içerisinde, Alevilik-Bektaşilik araştırmaları söz konusu olduğunda bu kadar pervasız bir şehvetle kullanılması trajik bir durumu önümüze koyuyor.

SORUMSUZ VE MAKSATLI ÖRNEKLER

BİRİNCİ ÖRNEK: “Tüm yayımlarımızda esas rehberimiz bilimdir” vurgusu yapan internet portalı “Yolpedia”nın isimsiz yazarına göre, “Anadolu’da heterodoksi, 11. yüzyıldan itibaren Türkmen göçleriyle İslam’ın bölgeye yayılmasıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Selçuklu ve erken Osmanlı döneminde, Şamanizm, politeizm ve Hristiyan unsurların İslam’la birleşmesi, Alevilik, Bektaşîlik ve Babaîlik gibi akımları doğurmuştur.

Heterodoksi kavramının Alevi-Bektaşi cenahından böylesime benimsenmesinin korkunçluğunu anlatmak mümkün değil.

Yazar, kelimelerin anlamlarını bilmiyor olmalı, demek istiyorum.

Ancak, Alevi-Bektaşiler arasında bilim dışılığın boyutlarını göstermesi açısından ibretlik örnek olarak buraya aldım.

İKİNCİ ÖRNEK: Sosyolog Prof. Dr. Mehmet Zeki Duman ise şöyle düşünüyor:Alevi ve Sünni mezhepleri arasındaki tarihsel/kültürel çatışmalar, Aleviliğin sadece heterodoksi bir mezhep kültü olmadığını, aynı zamanda kendine özgü değerleri, ritüelleri ve inançları olan, tarihsel olarak da güçlü bir gelenek ve mirası barındıran bir yaşam pratiği olduğunu göstermektedir.

Prof. Dr. Duman, Alevi-Bektaşiler hakkında olumlu bir yorum yaptığını düşünmesi kuvvetle muhtemel.

Ancak, kavramların bilimsel anlamlarının yadsınmasının hangi boyutlara varabileceğini göstermek için buraya aldım.

ÜÇÜNCÜ ÖRNEK: PKK’nın Avrupa’da Alevileri istismar örgütü FEDA’nın Almanya’da kurduğu “Alevi Ansiklopedisi” yöneticisi, FETÖ zanlısı Aykan Erdemir’in yamağı, Dr. Ahmet Kerim Gültekin ise, rasyonel mantığı tamamen tersyüz ediyor: “Türkiye’de Alevilik çalışmalarında heterodoksi kavramı, Aleviliği İslam’ın “merkezinden” sapmış bir alt kategoriye yerleştiren bir epistemolojik araç olarak sıkça kullanılmıştır. Bu sınıflama, Aleviliğin bağımsız bir inanç sistemi olabileceği fikrini dışlayarak, onu zorunlu olarak Sünni İslam’ın bir uzantısı veya sapması olarak çerçevelemektedir.

Dr. Gültekin, heterodoksi kavramının Alevilik-Bektaşiliği “İslam içi saymak için” kullanıldığı gibi, rasyonel düşünce sınırlarını zorlayan, saçma bir iddiayı ortaya atmasının sebebini anlayabiliyorum. Aykan Erdemir, öğrencisi ile gurur duyabilir.

HETERTOKDOKSİ KAVRAMINA İTİRAZ

Şu anda kadar bu saptırmacı ve ötekileştirici kavrama akademi dünyasından okuyabildiğim tek itiraz Kader dergisinin Cilt: 20, Sayı: 1, 2022 nüshasında yayınlanan Dr. İbrahim Babür Gündoğdu’ya ait “Alevîlik Bektâşîlik Hakkında Tartışmalı Kavramlar” başlıklı makalesi oldu.

Dr. Gündoğdu, Alevilik-Bektaşilik araştırmalarında “şüpheli bir terminoloji mevcut” olduğunu vurgulayarak, “bu yanlış kullanımların, bazı araştırmacılar ile basın tarafından yaygınlaştırılarak popüler deyimler hâline getirildiği görülmektedir.” diyor.

Dr. Gündoğdu bence haklı olarak, “Ortodoksi ve Heterodoksi bir diktonomidir. “Diktonomi” ise dualite, ikilik, iki karşıt gruba bölünme anlamlarına gelmektedir. Diktonomi önermelerinde birinci ve ikinci kavramlar birbirini olumsuzlamaktadır. Bu yaklaşım sonucunda Alevîlik, kendi târihî dinamiklerinden ve teolojik niteliklerinden uzak bir konumda algılanmaya zorlanmıştır.” diyor.

AKADEMİSYENLERE ÖNERİ: ÖZGÜN VE BAĞIMSIZ DÜŞÜNÜN!

Kısaca; “heterodoksi” kavramının Alevi-Bektaşi inancını tanımlamak için kullanılması, bu inancı kendi özgün iç mantığı üzerinden değil, “merkezi ve tek makbul” kabul edilen bir ortodoksinin “sapması” veya “aykırı formu” olarak konumlandırarak, bir tespit değil, ötekileştirme yapmaktadır.

Çünkü, Dr. Gündoğan’ın da vurguladığı gibi, heterdoksi ve ortodoksi birbirinin zıttı olan kavramlardır. İkisi bir arada bulunur. Ve birarada var olurlar.

İkincisi ise, Avrupa Kilise tarihinden ve Hristiyan teolojik çatışmalarından türetilmiş bu kavramların “mot-a-mot” İslam teolojisine, Alevilik-Bektaşilik araştırmalarına uyarlanması çok katmanlı, tasavvufi ve sözlü geleneklerimizi kavramayı önler ve hatta tarihsel ve sosyolojik gerçekliğimizi saptırır. Yukarıda, bu duruma ibretlik örnek olarak 3 alıntı verdim.

Üçüncü nokta ise, tarihsel olarak egemen söylemlerin ve anlatıların dili olan bu kavram, Alevi-Bektaşi toplumunu “saparak marjinalleşmiş” bir topluluk olarak etiketleme ve tarihsel olarak karşı karşıya kaldığı dışlanmayı kavramsallaştırıp “normalleştirme” riski taşır.

Dördüncü olarak, “heterodoksi etiketi” Alevi-Bektaşi geleneğindeki yetkin ve bütünlüklü bir inanç eksenini yok sayarak, yalnızca ortodoksiye tepki olarak doğmuş “reaksiyoner” bir yapı gibi gösterir. Çeşitli sözde “muhalif” çevrelerin bilinçsizce üstüne atladıkları bu kavram aslında marjinalleştirilmeyi kabul etmek anlamına gelir.

Son olarak, “heterodoksi” kavramının genel-geçer kabüle bağlanması en büyük zararını, Aleviliğin İslam dini ile tarih boyunca toplumsal, tasavvufi ve kültürel bağlamlarla kurduğu dinamik ilişkiyi yok sayarak verir.

Sonuç olarak, akademisyenlere tavsiyemiz, Batı ve Hristiyan teolojisinin kavramlarını kopyalayarak kendi tarihlerini yazamayacaklarını idrak ederek, Alevilik-Bektaşilik araştırmalarına yaklaşmalarıdır.

Alevi-Bektaşi inancını Hristiyanlık tarihinin hiyerarşik veya ikili karşıtlıklar üreten kavramları yerine, kendi özgün tarihsel tecrübesi, sözlü kültürü ve özgün epistemolojisi çerçevesinde değerlendirmek, akademik ve bilimsel açıdan daha kapsayıcı bir zemin sunacaktır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum