ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK ARAŞTIRMALARINDA HETERODOKSİ
10 Ağustos 2026, Pazartesi 00:24Alevilik-Bektaşilik araştırmalarındaki en büyük kavramsal yanlışlardan biri “heterodoksi” kavramıdır.
Ne yazık ki bu kavram, yerli ve yabancı akademisyenlerin dilinde sorumsuzca sakız gibi çiğnenmiş ve onlar yüzünden Alevi-Bektaşilerin üzerine yapışmıştır.
HETERODOKSİ NEDİR?
Heterodoksi, Yunanca “farklı” anlamına gelen heteros ile “fikir/inanç” anlamına gelen doxa kelimelerinin birleşmesinden türetilmiş bir kavramdır.
Yine Yunanca “doğru” anlamına gelen orthos ile doxa kelimelerinin birleşmesinden türetilen ortodoksinin zıt anlamlısıdır.
Sorumsuz akademisyenlerin adeta “çaya çorbaya” kullandığı bu kavram, her şeyden önce Alevilik-Bektaşiliğin “Biz İslam’ın özüyüz” tezini dikkate almamakta, hatta reddetmektedir.
Buraya şu gerçeği de eklemek gerekir: Bugüne kadar hiçbir akademisyen, Alevi-Bektaşilerin bu tezini tartışan veya inceleyen bilimsel bir eser ortaya koyamamıştır.
Ya da bu akademisyenlerin çoğu, Alevi-Bektaşilerin neye inandığını hiçbir zaman dikkate almak istememiştir!
Bu açıdan “heterodoksi” kavramını kullanan akademisyenlerin niyetleri hakkında ciddi kuşkular barındıran bir tartışmanın doğması son derece doğaldır ve doğmalıdır da.
Hristiyan teolojisine ait bu kavramın İslam dünyasında Alevilik-Bektaşilik ve onun tarihsel-kültürel çevresi dışında kullanılmaması, sözünü ettiğim akademisyenlerin niteliğini ve niyetlerini değerlendirmek açısından önemli bir dipnot oluşturmaktadır.
HRİSTİYANLIKTA HETERODOKSİ
Halbuki, Hristiyanlıkta Ortodoks mezhebi dışında kalan bütün akımlar heterodokstur.
Yani kavramsallaştırma, kimin ortodoksluk üzerinde hak iddia ettiğiyle ilgilidir.
MS 380 yılında I. Theodosius tarafından İstanbul’da devlet dini ilan edilerek resmi kimlik kazanan Hristiyanlık, MS 385’te kendisini ilk “papa” ilan eden Siricius ile birlikte, yüzyıllar içinde milyonlarca inançlının birbirini boğazlayacağı mezheplere bölünecekti.
Roma Kilisesi, İstanbul Kilisesi’ni heterodoks, heretik ve şeytanla iş birliği yapmakla itham ederken; İstanbul Kilisesi de benzer suçlamaları Katolik Roma Kilisesine yöneltiyordu.
Kilise tarihi konusunda yetkin bir ilahiyatçı olan Prof. Dr. Martin Wallraf, Orthodoxes Forum dergisinin 2011 yılı 1-2. sayılarında yayımlanan makalesinde heterodoksi tartışmasını Hristiyanlığın ilk ortaya çıktığı yıllara kadar götürür.
Wallraf, MS 433’te Kilise Tarihi eserini tamamlayan Philostorgios’u heterodoks; MS 3. yüzyılda Roma’da yaşayan Novatianus’u ise ortodoks olarak tanımlar. Philostorgios mutedil, Novatianus ise katıdır.
ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK VE HETERODOKSİ
İlk kez Fuad Köprülü ile akademik jargona dahil edilen “heterodoksi” kavramı; İrene Melikoff, Ahmet Yaşar Ocak, Ahmet Karamustafa, Ayfer Karakaya ve daha onlarca akademisyenin literatürüne sorgulanmadan girmiştir.
Hristiyanlık tarihinde her mezhebin diğerini itibarsızlaştırmak ve ötekileştirmek için kullandığı bir kavramın Alevilik-Bektaşilik alanında çalışan akademisyenlerce onlarca yıldır bu kadar rahat kullanılması, öncelikle akademik yeterlilik açısından bir tartışma yaratmaktadır.
Bilim, her şeyden önce kavramların standartlaştırılmasıyla yapılır.
Bir sözcüğün kavramsallaştırılması, rasyonel ve kabul edilebilir bir alanda tanımlanmasıyla mümkündür.
Hristiyanlık tarihinde kötü bir şöhreti olan ve modern Hristiyan teolojisinde neredeyse “nostalji dolabında unutulmuş” bu kavramın; İslam teolojisi ve Alevilik-Bektaşilik araştırmaları söz konusu olduğunda pervasızca kullanılması trajik bir tablodur.
SORUMSUZ VE MAKSATLI ÖRNEKLER
Birinci Örnek: “Tüm yayınlarımızda esas rehberimiz bilimdir” vurgusu yapan Yolpedia platformunun isimsiz bir yazarına göre: “Anadolu’da heterodoksi, 11. yüzyıldan itibaren Türkmen göçleriyle İslam’ın bölgeye yayılmasıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Selçuklu ve erken Osmanlı döneminde; Şamanizm, politeizm ve Hristiyan unsurların İslam’la birleşmesi; Alevilik, Bektaşilik ve Babailik gibi akımları doğurmuştur.”
Heterodoksi kavramının Alevi-Bektaşi cenahından dahi böylesine benimsenmesinin yarattığı sakıncaları anlatmak güçtür.
Yazar kullandığı kelimelerin anlamını bilmiyor olabilir ancak bu alıntı, Alevi-Bektaşiler arasındaki bilimsellikten uzaklaşmanın boyutlarını göstermesi açısından ibretliktir.
İkinci Örnek: Sosyolog Prof. Dr. Mehmet Zeki Duman ise şöyle yazmaktadır: “Alevi ve Sünni mezhepleri arasındaki tarihsel/kültürel çatışmalar, Aleviliğin sadece heterodoks bir mezhep kültü olmadığını, aynı zamanda kendine özgü değerleri, ritüelleri ve inançları olan, tarihsel olarak da güçlü bir gelenek ve mirası barındıran bir yaşam pratiği olduğunu göstermektedir.”
Prof. Dr. Duman’ın Alevi-Bektaşiler hakkında olumlu bir yorum yaptığını düşündüğü kuvvetle muhtemeldir.
Ancak bu örnek, kavramların bilimsel anlamlarının yadsınmasının nereye varabileceğini açıkça göstermektedir.
Üçüncü Örnek: Avrupa’da PKK yanlısı FEDA örgütünün dijital platformu Alevi Ansiklopedisi’nin yöneticisi Dr. Ahmet Kerim Gültekin ise rasyonel mantığı tamamen tersyüz ederek şu iddiayı ortaya atmaktadır: “Türkiye’de Alevilik çalışmalarında heterodoksi kavramı, Aleviliği İslam’ın merkezinden sapmış bir alt kategoriye yerleştiren bir epistemolojik araç olarak sıkça kullanılmıştır. Bu sınıflama, Aleviliğin bağımsız bir inanç sistemi olabileceği fikrini dışlayarak, onu zorunlu olarak Sünni İslam’ın bir uzantısı veya sapması olarak çerçevelemektedir.”
Dr. Gültekin’in heterodoksi kavramının Alevilik-Bektaşiliği “İslam içi saymak için” kullanıldığı yönündeki rasyonel düşünce sınırlarını zorlayan bu iddiasının arkasındaki yaklaşım aşikardır.
HETERODOKSİ KAVRAMINA İTİRAZ
Şu ana kadar bu saptırmacı ve ötekileştirici kavrama akademi dünyasından tespit edebildiğim tek itiraz, Kader dergisinde (Cilt: 20, Sayı: 1, 2022) yayımlanan Dr. İbrahim Babür Gündoğdu’ya ait “Alevîlik-Bektâşîlik Hakkında Tartışmalı Kavramlar” başlıklı makale olmuştur.
Dr. Gündoğdu, Alevilik-Bektaşilik araştırmalarında “şüpheli bir terminoloji” bulunduğunu vurgulayarak, “Bu yanlış kullanımların, bazı araştırmacılar ile basın tarafından yaygınlaştırılarak popüler deyimler hâline getirildiği görülmektedir” der.
Dr. Gündoğdu haklı olarak şu tespiti yapar: “Ortodoksi ve heterodoksi bir dikotomidir. Dikotomi ise ikilik, iki karşıt gruba bölünme anlamlarına gelmektedir. Dikotomi önermelerinde birinci ve ikinci kavramlar birbirini olumsuzlamaktadır. Bu yaklaşım sonucunda Alevîlik, kendi târihî dinamiklerinden ve teolojik niteliklerinden uzak bir konumda algılanmaya zorlanmıştır.”
AKADEMİSYENLERE ÖNERİ: ÖZGÜN VE BAĞIMSIZ DÜŞÜNÜN!
Kısacası “heterodoksi” kavramının Alevi-Bektaşi inancını tanımlamak için kullanılması, bu inancı kendi özgün iç mantığı üzerinden değil, “merkezi ve tek makbul” kabul edilen bir ortodoksinin “sapması” veya “aykırı formu” olarak konumlandırmakta, bilimsel bir tespit değil ötekileştirme yapmaktadır.
Çünkü Dr. Gündoğdu’nun da vurguladığı gibi heterodoksi ve ortodoksi birbirini var eden zıt kavramlardır.
İkinci olarak, Avrupa kilise tarihinden ve Hristiyan teolojik çatışmalarından türetilmiş bu kavramların motamot İslam teolojisine ve Alevilik-Bektaşilik araştırmalarına uyarlanması; çok katmanlı, tasavvufi ve sözlü geleneklerimizi kavramayı engeller, tarihsel ve sosyolojik gerçekliğimizi saptırır.
Üçüncü nokta, egemen anlatıların dili olan bu kavramın; Alevi-Bektaşi toplumunu “saparak marjinalleşmiş” bir topluluk olarak etiketleme ve maruz kaldığı dışlanmayı kavramsallaştırarak normalleştirme riski taşımasıdır.
Dördüncü olarak, “heterodoksi etiketi” Alevi-Bektaşi geleneğindeki bütünlüklü inanç eksenini yok sayarak, onu yalnızca ortodoksiye tepki olarak doğmuş “reaksiyoner” bir yapı gibi gösterir.
Çeşitli çevrelerin bilinçsizce benimsediği bu kavram, aslında marjinalleştirilmeyi kabul etmek anlamına gelir.
Son olarak, bu kavramın genelgeçer kabul görmesi en büyük zararı, Aleviliğin İslam ile tarih boyunca toplumsal, tasavvufi ve kültürel bağlamda kurduğu dinamik ilişkiyi yok sayarak verir.
Sonuç olarak akademisyenlere tavsiyemiz; Batı ve Hristiyan teolojisinin kavramlarını kopyalayarak kendi tarihlerini yazamayacaklarını idrak etmeleridir.
Alevi-Bektaşi inancını hiyerarşik ve ikili karşıtlıklar üreten kavramlar yerine, kendi özgün tarihsel tecrübesi, sözlü kültürü ve epistemolojisi çerçevesinde değerlendirmek bilimsel açıdan çok daha kapsayıcı bir zemin sunacaktır.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum