İstanbul
16 Şubat, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    32.58
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2412.9
  • BIST
    9645.02
  • BTC
    66248.09$

DEDE KORKUT HİKAYELERİNDE EHLİBEYT SEVGİSİ

15 Şubat 2026, Pazar 19:45

“Şah-ı merdan (erenlerin şahı) Ali görklü (güzel).

Ali’nin oğulları, Peygamber’in nevereleri (torunları),

Kerbela yazında (çölünde) Yezidler elinde şehit oldu.

Hasan’la Hüseyin iki kardaş bile (birlikte) görklü (güzel)”

 (Oğuzların Diliyle Dedem Korkudun Kitabı, Mustafa S. Kaçalin, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2023, Sayfa, 309-310)

Amasya Belediyesi, 27 Eylül-5 Ekim 2025 tarihleri arasında  bir hafta devam eden kitap fuarı düzenlemişti. Amasyalıların kitap fuarına ilgisi çok iyiydi. Fuar alanı hergün kalabalıktı. Amasyalıların yazarların imza günlerine olan ilgileri de yoğundu. Bu, beni oldukça çok memnun etmişti. Zira kitap alanların büyük çoğunluğunu gençler oluşturuyordu. Bu durum, beni ayrıca sevindirmişti. Ben de bu kitap fuarında çok sayıda kitap almıştım. Bunlardan biri de Mustafa S. Kaçalin’in Türkçe çevirisi ile Türk Dil Kurumu tarafından yayınlanan “OĞUZLARIN DİLİYLE DEDEM KORKUDUN KİTABI” idi.

Kitabı incelerken, eserde yer alan destansı şiirlerde ve hikayelerde Hz. Muhammed ve  Ehlibeyt sevgisine rastladım. Hikayelerde ayrıca Hızır Aleyhisellam inancına da yer verilmişti. Bu bilgileri önemli bulduğum için okuyucularla paylaşmanın yararlı olacağını düşündüm. Buraya geçmeden önce, Dedem Korkut’u ve eserini tanıtmamız gerekecektir. Zira bunu anlattığımızda, eserde yer alan bilgilerin önemi daha da artacaktır.

Konunun uzmanı olan akademisyenler, Dedem Korkut kitabında yer alan hikayelerin 8. ve 9. yüzyılda hüküm süren Göktürk ve Türgiş Hanlığı zamanında meydana gelen çatışma ve savaşları konu edindiğini tespit etmektedirler. Ancak kitabı 14. veya 15. yüzyılda kaleme alan ismi bilinmeyen yazar; bu olayları 11. 12. ve 13. yüzyıldaki savaş ve çatışmalarla birleştirerek, o dönemin yer ve mekan isimlerini vermektedir.

Akademisyenler, eserde yer alan Dedem Korkut hikayelerinin sözlü gelenekten nesilden nesile gelmesinden dolayı, bu ilavelerin yapılmasının normal olduğunu ifade etmektedirler.

Eser hakkında bu kısa bilgilerden sonra, Dedem Korkut hakkında da bilgi vermek yerinde olacaktır.

Miladi takvime göre, 670-770 yılları arasında yaşayan Dede Korkut, Kopuzla (sazla) şiirler-destanlar okuyan bilge bir din adamıdır. Aynı zamanda o dönemin Han ve Beyleri ile tanışan ve görüşen bir ozandır. Eserin iki el yazma nüshası bulunmaktadır. Birisi, Vatikan kütüphanesinde altı hikayeden, ikincisi Almanya’nın Dresden Kütüphanesinde bulunmakta olup, on iki hikayeden oluşmaktadır. Dresden kütüphanesinin el yazmasındaki eserin giriş bölümünde Dede Korkut şöyle tanıtılmaktadır:

“ Resul Aleyhi’s-selam (selam ona) zamanına yakın Bayat boyundan Korkut Ata derler bir er koptu (çıktı). Oğuz’un o kişi tamam bilicisiydi, ne derse olurdu, gayipten türlü haber söylerdi. Hak taala onun gönlüne ilham ederdi.”

“Korkut Ata eyitti (söyledi) : “Ahır zamanda hanlık (Hakanlık) geri (tekrar) Kayı’ya değe (değecek). Kimse ellerinden alamaya, ahır zaman olup kıyamet kopuncaya kadar.”  Bu dediği Osman neslidir, işte sürüp gidiyor. Ve dahi (daha) nice buna benzer söz söyledi.”

“Korkut Ata Oğuz kavminin müşkülünü hallederdi (çözerdi). Her ne iş olsa Korkut Ata’ya danışmayınca işlemezlerdi. Her ne ki buyursa kabul ederlerdi, sözünü tutup tamam ederlerdi.” (Sayfa, 307)

Kitabın Yazarı, bu girişten sonra Dede Korkut’un şiirlerini-destanlarını nakletmektedir. 3. şiirde Hz. Muhammed’in ve diğer ehlibeyt mensuplarının isimleri de geçmektedir. O şiir şöyledir;

 “Ağız açıp över olsam.

Üstümüzde Tanrı görklü.(güzel)

Tanrı dostu, din serveri, (başbuğu)

Muhammed Mustafa Görklü. (güzel)

Muhammed’in sağ yanında namaz kılan,

Ebu Bekr-i Sıddık görklü. (güzel)

Yazılıp düzülüp gökten indi.

Tanrı ilmi Kur’an görklü. (güzel)

Ahır sıpara (en sondaki cüz) başıdır, Amme görklü. (güzel)

Hecesinleyin (hecesiyle) düz okunsa Yasin görklü. (güzel)

O Kur’an’ı yazdı düzdü.

Ulemalar öğrenince (öğreninceye kadar) güydü (bekledi) baktı. (gözledi)

Alimler serveri Affan oğlu Osman görklü. (güzel)

Kılıç çaldı, din açtı,

Şah-ı merdan (erenlerin şahı) Ali görklü. (güzel)

Ali’nin oğulları, Peygamber’in nevereleri, (torunları)

Kerbela yazında (çölünde) Yezidler elinde şehit oldu.

Hasan’la Hüseyin iki kardaş bile (birlikte) görklü. (güzel)”

(Aynı eser, Sayfa, 309-310)

Eserde, daha sonra hikayeler anlatılmaktadır. “Salur Kazan’ın evinin (çadırının) yağmalandığı boyu (hikayeyi) beyan eder (anlatır)” bölümünde, Salur Kazan’ın obasına yapılan “Kafir düşman”ın saldırısı anlatılmaktadır. Hikayeye göre, Salur Kazan Han ava çıktığı sırada, obası düşman saldırısına uğrar. Eşi Uzun Borla Hatun, oğlu Uruz Bey, kırk genç kız, üç yüz genç savaşçı esir alınır. Salur Kazan Hanın Obası yağmalanır ve tüm mal varlığına düşman tarafından el konulur.

Salur Kazan Hanın ava çıktığı bölge, obasına üç günlük mesafededir. Düşman saldırısının olduğu gece rüyasında kuduz kurtların obasına daldığını görür. Bunun üzerine, Konur (kahverengi) atına binen Salur Kazan Han üç günlük yolu bir günde kat ederek obasına gelir. Obasının yağmalandığını gören Salur Kazan Han, düşmana doğru yola çıkar. Önüne bir su (ırmak) çıkar. Düşmanın buradan geçtiğini düşünerek, “suyla haberleşeyim” der ve şöyle hitap eder:

“Çağnam çağnam (çağıl çağıl) kayalardan çıkan su.

Ağaç gemileri oynatan (yürüten) su.

Hasanla Hüseyin'in hasreti su.

Bağın bostanın ziyneti (bezeği) su.

Aişe ile Fatman’nın nikahı su.

Şehbaz (Şahin) atların gelip içtiği su.

Kızıl develerin gelip geçtiği su.

Ak koyunların gelip çevresinde yattığı su.

Ordumun (çadırımın-obamın) haberini bilir misin De bana.

Kara (yalnız) başım kurban olsun, suyum sana.”

(Aynı eser, Sayfa, 329)

Hikayenin devamında, Salur Kazan Oğuz boylarına haber verir, bir ordu kurup düşman kalesine doğru yola çıkarlar. Bu sırada düşmanlar, oğlu Uruz Beyi idam etmek üzere bir ağacın yanına getirmişlerdir. Uruz Bey burada ağaca serzenişte bulunur. Ağactan, kendisine bağlanarak asılmasına engel olmasını ister ve şöyle der:

“Ağaç ağaç dersem sana, azlanma (azımsama) ağaç.

Mekke ile Medine’nin kapısı ağaç.

Musa Kelim’in asası ağaç.

Büyük büyük suların köprüsü ağaç.

Kara (koca) kara (koca) denizlerin (ırmakların) gemisi ağaç.

Şah-I Merdan (Erenlerin Şahı) Ali’nin Düldülünün eyeri ağaç.

Zül-fekarın kınıyla kabzası ağaç.

Şah Hasan’la Hüseyin’in beşiği ağaç.

Eğer (ister) erdir, eğer (ister)avrattır korkusu ağaç. (sopa)

Başını alıp (tutup) bakar olsam başsız ağaç.

Dibini alıp (tutup) bakar olsam dipsiz ağaç.

Beni sana asarlar, götürme (kaldırma) ağaç.

Götürecek (kaldıracak) olursan yiğitliğim seni tutsun ağaç.

Bizim elde gerek idin, ağaç.

Kara Hindu kullarıma buyuraydım,

Seni pare pare doğrayalardı, ağaç.”

(Aynı eser, Sayfa, 334)

Hikayenin sonunda düşmanlar Uruz Beyi asmak üzereyken, Salur Kazan Han ve ordusu zamanında gelir. Düşmanla savaşa tutuşurlar. Düşman yenilir, kalesi ele geçirilir. Tüm esirler ve yağmalanan hazinesi ve malları geri alınır.

Her iki şiir-destanda da Hz. Muhammed ve Ehlibeyt’inin saygıyla anıldığı görülmektedir. Bu da Türk kavimleri arasında Ehlibeyt sevgisinin yaygın olduğunu göstermektedir. Aynı eserde Hızır Aleyhi Sellamdan da bahsedilmektedir. İlgili bölüm şöyle:

BOZ ATLI HIZIR

Eserde yer alan “Dirse Han oğlu Boğaç Han boyunu (hikayesini) beyan eder (anlatır)” rivayetinde ise, Boz atlı Hızır anlatılmaktadır. Dirse Han oğluna bey yetkisi verir.Oba beyleri, oğlunu kıskanırlar ve iftiralarda bulunurlar. Bu suçlara karşılık oğlu Boğaç Beyin öldürülmesi gerektiğini söylerler.

Eşinden çekinen Dirse Han, bir av partisi düzenler. Oğlunun da bu ava katılmasını ister. Amacı oğlunu av sırasında okla vurarak öldürmektir. Dirse Han av sırasında oğlunu okla vurur ve ormanda bırakıp obaya döner. Annesi oğlu Boğaç’ın neden gelmediğini sorar. Dirse Han, oyalayan cevaplar verir. Durumdan şüphelenen anne, yanına yardımcılarını alarak av bölgesine gider. Sonunda oğlunu yaralı olarak bulur. Devamı şöyle anlatılmaktadır:

“Ana ağlama, bana bu yaradan ölüm yoktur. Korkma, Boz atlı Hızır bana geldi. Üç kere yaramı sığadı. “Bu yaradan sana ölüm yoktur. Dağ çiçeği (kuşburnu) ananın südü sana merhemdir” dedi. Böyle deyince kırk ince kız yayıldılar, dağ çiçeği (Kuşburnu) devşirdiler (topladlar). Oğlanın anası emciğini (memesini) bir sıktı, südü gelmedi. İki sıktı, südü gelmedi. Üçüncüde kendisine darp eyledi (vurdu), kanı doldu, sıktı, sütle kan karışık geldi. Dağ çiçeğiyle (Kuşburnu) südü oğlanın yarasına vurdular. Oğlanı ata bindirdiler, alıp ordusuna (çadırına) gittiler. Oğlanı hekimlere ısmarlayıp (emanet edip) Dirse Handan sakladılar.”

Bu hikayeden de görüleceği gibi, Türk kavimleri arasında Hızır inancının da yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Alevi İslam inancında her yılın Şubat ayı içinde üç gün Hızır orucu tutulmakta, orucun bitiminde lokmalar dağıtılmaktadır. Alevilerin tuttuğu Hızır Orucu da Kur’an’ı Kerim’deki İnsan suresinin 7. 8. ve 9. ayetlerine dayanmaktadır.

Alevilikteki on iki posttan biri de Hz. Hızır’a aittir. Hz. Hızır bazen Hz. Ali adı ile de anılmaktadır. “Yetiş Ya Ali” buradan gelmektedir. Hz. Hızır, genellikle ak sakallı, nurani yüzlü, merhametli, cana yakın, tatlı dilli bir kimse olarak da tarif edilir. Bazen de yoksul, üstü başı dağınık biri olarak  görünür. Hz. Hızır darda kalan insanların imdadına yetişir, onları sıkıntıdan kurtarır. “Hızır gibi yetişmek” “Kul sıkışmayınca Hızır Yetişmez” deyimleri bu inançla ilgilidir.

Hızır Aleyhisellam’a Mayıs ayının altıncı gününde rastlanacağına inanılır. Altı Mayıs gününe “Hıdırellez” denmesinin nedeni de budur.

Yukarıdaki bilgilerden ve Dede Korkut hikayelerindeki destanlar incelendiğinde, şiirlerin ve anlatımların, Alevi İslam inancıyla yakından ilgili oldukları anlaşılmaktadır. Zira destanların ve şiirlerin Kopuz (saz) eşliğinde Alevi ozanların diline benzer bir biçimde söylenmesi de bu görüşümüzü doğrulamaktadır.

Makalemize burada son verirken, Oğuz Türkçesinde Dede kelimesi “Baba” anlamında kullanılıyordu. Yani, “Dede Korkut Hikayeleri” dediğimizde, bugünkü dile çevirdiğimizde “Baba Korkut Hikayeleri” dememiz gerekmektedir. Baba kelimesi de yukarıdaki yorumumuzu desteklemektedir. Zira, Aleviler, inanç önderlerine “BABA” ön ismiyle hitap ediyorlardıÖrneğin Baba İlyas gibi.

Yararlı olması dileği ile.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum